Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

𝐓𝐇𝐄𝐑𝐄 𝐘𝐎𝐔 𝐀𝐑𝐄

YEAR: AUGUST, 2012
PLACE: NEW YORK

Theo ile Ruth hakkında ettiği kavgayı konuşuyorduk. Kafasına fazlaca takıyordu. İkisi birbirine çok düşkündü. "Bir şey diyeyim mi? Siz evlenirsiniz bile." Theo kahkaha attı ve kahve fincanını masaya bıraktı. "Ben ve evlenmek öyle mi? Ben buna ancak gülerim."

"Erkeklerin bu evlilikten kaçma saçmalığı nedir? Bakta gör. Ruth ile ne zaman bilmiyorum ama evleneceksiniz." Theo elini omzuma koydu. "Hiç kendimi kafese kapatamam. Evlilik bir yük ve bu yükün altına giremem."

"İğrençleşme igrençleşme." Surat ifademi ekşittiğimi görünce güldü. "Gerçek dünyaya hoşgeldin küçük kuş." Suratımı ekşitebildiğim kadar ekşitip gözlerimi kıstım ve oturduğum yerden kalkıp elimi uzattım. "At gözlüklerim ve hayallerimle mutluyum." Elime ve bana baktı. "Theo sana asılmıyorum."

"Bunu düşünmedim Rowena." Elimi tuttuğunda ayağa kaldırdım. "Arkan pis." Elinin aldığı her yeri çırptı. "Geçti mi?" Başımı olumsuz yönde salladım. "Benim çırpamayacağım bir yerde. Sonra sana asıldığımı düşünüyorsun falan." Saçımı savurduğumda güldü. Arkasını temizlediğinde birlikte set kapısını aralayıp stüdyoya girdik.

"Bugün hangi sahneyi çekecektik?" Merakla kendisine döndüm. "Sanırım şu balkon sahnesini. Bu geçici dövme amma kaşındırıyor he." Gözlerimi kıstım. "Kontrol etmemi ister misin?" Şaşkın bakışlarla bana döndü. "Bir de asılmıyorsun öyle mi?" Koluna girip sessizce fısıldadım. "Birazdan göreceğim."

Benim gibi sessizce fısıldayarak dibime girdi. "O zamana kadar beklemen gerekecek." Yüzümü tekrardan buruşturdum. "Ya da fikrim değişti. Hatta sahneyi çekerken bir kaç tane mide hapı falan alırım. Kusmamak için." Bunu gerçekten söylemediğimi biliyordu o yüzden aynı şekilde karşılık veriyordu.

"Dostum aynı şekilde." Kahkaha attı. Gözlerimi kısıp onu seyrettim. İnsanların gülüşlerini seviyordum. En doğal hallerini o zaman görüyordum ve bu da çok hoştu. "Niye öyle baktın?" Daldığım yüz çehresinden sıyrılıp başımı iki yana salladım. "Bilmem hoş bir gülüşün var. Yani şöyle çok saçma aslında ama insanların gülüşlerini izlemeyi seviyorum. En doğal yanları ortaya çıkıyor."

"Garip bir kızsın." Omuz silktim. Önüne doğru yürürken, muhteşem bir rüzgar esti ve ona döndüm. "Hava bile en güzel halimi göstermeye çalışıyor. Baksana." Rüzgar beni uçuştururken elbette mükemmel görünmüyordum ama öyle yapmamda sakınca görmüyordum. "Sen delisin."

"Deliler dünyasında tek akıllı benim asıl."

Yanıma geldiğinde koluna girdim. Başımı omzuna bıraktım ve birlikte içeriye geçtik. Zaten üzerimizde film kostümleri olduğundan herhangi bir hazırlık yapmadan sahneyi çekecektik. Sadece pudra dokunuşları olurdu o kadar. "Dondurma yiyelim mi?"

Birilerini bulup bu isteğimizi söyledikten sonra yönetmenin yanına gittik. Yönetmen alan hakkında tasarımcılarla tartışırken, bizi gördüğünde gülümseyip yanımıza geldi. Bu adamı seviyordum. Enerjik görünüyordu. "Veronica gerçekten dinamik bir yapı oluşturmuş. Bunu söylemeyi sanırım hiçbir zaman bırakmayacağım." Sonda kendi kendine söylendi ama duyduk.

Hoşuma gitti. Oldukça keyiflenmemi sağlayan sözlerle birlikte, makgözüm geldi. Yüzüme pudra fırçasıyla dokunuşlar yaparken far tutmuş tavşan gibi çıkmamak adına kameraya çeşitli garip hareketler yapmayı unutmadım. Herkes hareketlerimle gülerken, dudağıma yedirilen hafif renkli ruju güzelce ezdim ve ayağa kalktım.

Theo yüzündeki ağır pudradan şikayet ederken dondurmalarımız gelince susmuştu. Stajyer olduğunu düşündüğüm kız bana karamelli, Theo'ya çilekli alınca bunu nereden bildiğini düşündüm ama cevabı çabuk geldi. Büyük ihtimalle daha önceden de orayı aşındırdığımız dondurmacıdan dondurma almış olmalıydı. Kızı da öyle görünce bizim gönderdiğimizi anlamışlardı.

Dondurmanın külahına damlayan damlalarını dilimi gezdirerek yaladım. Dakikalar içinde dondurmalar bitti ve Theo bu sefer benim için elini uzatınca gözlerimi kıstım. Yapay bir şekilde gülerken uzattığı elini tutup onunla birlikte sete doğru yürüdüm. Uzun sarı saçlarımı parmaklarıma dolayıp sahne için beklemeye başladım.

"Bakın doğal olsun istiyorum. Önce Theo'yu balkona alacağız. Orada kısa bir çekim olacak ve sen devreye gireceksin Rowena. Tıpkı senaryodaki gibi." Bildiğim şeyleri dinlemek beni güvende hissettirmişti. O yüzden gülümsedim ve onayladım.

Kameralar ayarlandı, mikrafonlar yakınımıza kuruldu ve sahneye başladık. Akşam güneşini izleyen Four'a baktım önce. Theo kesinlikle Four'u oynamak konusunda iyiydi. Güzel göründüğünü söylemeliydim.

Yavaşça güzel görüntünün yanına doğru yürüdüm. Gergin görünüyordum çünkü karakterim, şu an kendisiyle duygusal bağ başlangıcında olan kişiyi tam anlamıyla tanımadığından onu yanında isteyip istemeyeceğini bilmiyordu.

"Four?" Dedim. Bakışları bana döndü. Demirlere tutunup onun hakkında olan gözlemlerimi söyledim. "Dört korku?" Theo hafiften güldü. "Dört önceden, dört şimdi." Güneşin doğuşuna baktı bir an ve sonra bana. "Onların üzerine gidebiliyorum ama onları kaybettiğimi sanmıyorum."

"Sana bir şey sorabilir miyim?" Theo tam anlamıyla Four olmuştu bir an. Gerçek anlamıyla. "Elbette." Gergin halimi dağıttım. "Dövmeni görebilir miyim?" Repliğine göre davrandı. "Görmek istediğine emin misin?" Ben değildim ama Tris öyleydi.

Theo arkasını döndü ve siyah tişörtünü bir çırpıda çıkarttı. Dövmesini yapan kişi büyüleyici bir şekilde yapmıştı çünkü gerçekten güzeldi. "Muhteşem." Elimi kürek kemiğinden yumuşak bir dokunuşla kaydırmaya başladım. Dövmeyi büyülenmiş bir şekilde izliyordum. Theo'nun böyle bir şeyi göstermemesi bir anlamda iyi de olmuştu. "Gruplar. Neden hepsini taşıyorsun?"

"Sadece bir tane şey olmak istemiyorum. Olamam da. Cesur olmak istiyorum, özverili olmak istiyorum, zeki olmak istiyorum, dürüst olmak istiyorum ve nazik olmak istiyorum." Benim bulunduğum tarafa döndü. "Nazik olma konusunda çalışıyorum." Ve yönetmenimizin sesini duyduk.

"Öpüşün." Kahkaha atmak istesem de bunu içimden yapıp surat ifademi bozmadım. Theo da senaryoya uyacak şekilde beni öpmeye başladı. Eli önce çenemde sonra belimdeydi. Aynı şekilde elimi omzuna koydum. Ardından boynunda. Hiçbir duygu yoktu yaptığım işte. Sadece mekanik bir şekilde yapmam gerekeni yapıyordum ama bazı fısıldamalara göre iyi bir iş çıkartıyordum.

Uzunca bir süre öpüştük. Nefesim kesilince ayrıldım ve baş parmağımı dudaklarına koydum. Hafiften güldüm nefesi nefesime değerken, Tris ile benim oldukça fazla ortak noktalarımdan birini söyledim. "Çok hızlı gitmek istemiyorum."

"Sorun değil. Yerimi çoktan aldım." Az öncekine nazaran tutkulu bir şekilde güldüm ve sahne kesildi. Theo'dan ayrılıp bu sefer kahkaha attım. "Cidden iyiydin." Yönetmen de aynı şeyi söyleyip gitmişti. Biz böyle sahne hakkında sohbet etmeye devam ederken, yanıma hızla bir kız geldi. Elime bir not tutuşturdu. "Tekken okuyun."

Geldiği hızla gözden kaybolduğunda bunu kimin gönderdiğini soramadım bile. Theo sanırım durumu tahmin etmiş olacak ki, yanımdan ayrılmak için rastgele bir şey söyledi. "Ruth ile konuşayım ben." Başımı salladım ve yanımdan uzaklaştığında, kart arkasına yazılmış düzgün el yazısını okudum.

Emrivaki yaptığım için özür dilerim ama seni arkadaki kırmızı kapının bulunduğu yerde bekliyorum. HC

Şaşırdım. Beklemiyordum, ben tamamen bağımızın koptuğunu ne zaman düşünsem onu görüyordum ve beni sürekli şaşırtıyordu. Artık onu görmek istemiyordum. Ama istiyordum da. Lanet, onu görecektim.
Neden kendimi kandırıyordum ki? Bu sadece işleri zora sokmak olurdu. Asistanımın yanına doğru yürüdüm. Yanına geldiğimde arkadaşlarıyla konuşmayı kesip ayağa kalktı. "Rowena."

"Carla yönetmene arayı yarım saatlik uzatıp uzatamayacağımızı sorar mısın?" Carla beni onaylayıp yanımdan ayrıldı ve hemen geri döndü. Gerginlikle kollarımı kendime sarmışken, koluma dokundu ve beni kendime getirdi. "Yönetmen tamam dedi. Sonraki sahneye kadar 20 dakikan var." Ona sarılarak oradan uzaklaşıp arkaya doğru ilerledim. Neden bu kadar heyecanlanmıştım bilmiyordum ama kalbim çok hızlı atıyordu.

Kırmızı kapıyı bulduğumda kapıyı açmadan önce elim geri çekildi. Korkuyordum, bir şeyleri yapmaktan çekiniyordum da denilebilir. Kalbim daha da hızlanırken içeriye girdim. Ve gerçekten dediği gibi, oradaydı. Beni bekliyordu. Ellerini demirlere yerleştirmişti. Üzerinde yaz sıcaklarından ötürü beyaz bir tişört, altında siyah eşofman benzeri bir şey vardı. Ve ona yakışmıştı. Tişört desen... Oradan gözlerimi alamıyordum.

Sapık gibi onu izleyip vücudu hakkında deneyimler elde etmek istesem de, sonunda cesaretimi topladım ve yapmam gereken şeyi yapıp ona seslendim.

"Sen." Arkasını dönüp sıcacık bir gülümseme verdi. "Neden buradasın?" Yanıma gelmeden gülümseyerek beni inceledi. Sanki kırılacakmışım gibi korkuyla yapıyordu bunu. Narin biri değildim ama bu bakışı sevmiştim. Gülme isteğimi bastırıp sorumu cevaplaması için tekrar ettim. O ise hala aynı ifadeyle beni izliyordu. "Neden buradasın?"

"Seni görmek istedim." Bu beni sinirlendirdi. Özellikle ona bu fırsatı benim vermiş olmam düşüncesi beni çok rahatsız etti. Sevgilim varken bunu yapmam doğru değildi. "Beni istediğin zaman görebileceğini sana kim söyledi?" Özellikle yakın zamanlarda kimsenin onu sevmediğini düşünerek canına kast etmiş biri hayatımdayken. Kollarımda nabzını duymayacak hale gelen biri varken. "Bana söyleyemediklerini dinlemek istedim. Bu yüzden buradayım."

"O şarkının senin için olduğunu düşündüğün kısım neresi anlamadım ama şarkı seninle alakalı değil. Sevgilimi kapsıyor. Hem olsa bile adı üstünde söyleyemediğim şeyler. Söyleyebilecek olsaydım söylerdim değil mi?" Yalandı. Kesinlikle, tamamen yalan. Ve o bunu anlamıştı. Aptal gibi konuşuyordum çünkü.

"Peki o halde. Yanlış anladığım için özür dilerim. Sadece senle aramızda bir bağ olduğunu düşünüyordum. Sanırım yanıldım." Elimi değdirdiğim herkesin gözlerinde mutlaka benim sebep oldugum bir hayal kırıklığı oluyordu. Dayanamıyordum. Bu can yakıcıydı. Tüm bu kırıklıkları bıracak olursak bunun için gelmediğini biliyordum. "Açık açık söylemeni rica ediyorum. Neden buradasın?"

İç çekti ve dişlerinin arasından yavaş bir nefes aldı. "Bunu açıklayamam. Üzgünüm. Çünkü ben de bilmiyorum." Ellerimi gözlerimi örttüm. Onu görürsem devamı gelirdi. Dudaklarım söyleyemediklerini dillendirirdi. "İşleri zora sokuyorsun biliyor musun? Zorlanıyorum ve sen bundan vazgeçmiyorsun. Herkes bir şeyin peşinde koşuyor. Anlamıyorum." Onca lafın kısası kendimden nefret etmeme sebep oluyorsun.

"Üzgünüm." Sessiz kaldım. Bir süre bana bakıp güldüğünde, onun olmadığı bir yere baktım. Ben değil miydim insanları gülerken izlemeyi seven? Bu şu an sadece acı verirdi. Bakmak sadece bir şeylere dayandığımı ve buna zorunda olmama rağmen kaldığımı hatırlatıyordu. Ya yine intihar ederse? Düşüncesi zihnimde dolanırken Henry sadece benim için bir hayaldi. Emin olmadan ondan ayrılamazdım.

"Benimle dans etmek ister misin?" Geri ona baktım. "Ne?" Telefonunu aldı. Yüklediği müzik uygulamasını açtı ve benim şarkımı indirilenlerinden açıp elini bana uzattı. "Bir dans. Ardından seni kendimden sen istemediğin sürece uzak tutacağım. Sadece bir dans."

"Sonra bırakacak mısın?" Bunu istemiyordum. Bırakmasın, yüzünü görebileyim istiyordum. Gururum benim yapmama engel olurken, bunu istemesi ondan ayrıca nefret etmeme sebep oldu. Nefret ve sevgi birbirine karışmıştı. Hissettiğim tek şey kan kırmızısı bir öfkeydi. "Evet. Sen istemediğin sürece senin hayatında olmayacağım."

"Pekala." Tutmam için uzattığı elini tuttum. Parmaklarımın arasından elini tuttuğum an dehşet bir elektrik aktı sanki. Sadece parmaklarım onun parmakları üzerindeyken böyle oluyordu. Bu da devamını merak etmeme sebep oluyordu. Bunu düşünmeyi kenara bırakarak gözlerimi kapattım. Hala benimle oynuyordu. Eli yavaşça dirseklerime değiyor, kıllarım havaya kalkıyordu. Bedenimde gezinmeye devam etti. Dirseklerimden belimi buldu.

Yumuşak bir baskıyla bedenim ona değdi. Başımı uysalca omzuna koydum. Aynı zamanda kokusunu içime çekebilmeyi denedim. Çok güzel kokuyordu. Bilerek mi yapmıştı bilmiyorum ama tarçınlı çörek gibi bir kokusu vardı. Aynı zamanda tıraş losyonu da alıyordum. Tek kelimeyle mest olmuştum.

Kafası kafamın üzerine düştü. Bir an ondan ne kadar kısa olduğumu fark ettim. Muhtemelen omuzlarına geliyordum. Yine de bu rahatsız edici bir görüntü yaratmıyordu. Anın büyüsü beni mest etmişti zaten. Ama bittiğinde bunu hiç yaşamayacaktım. İlk ve sondu. Ya da ilk ve başlangıç.

Melodilerim arasında kaybolurken, onunla danstan çok olduğumuz yerde sallanmaya başladık. Boynuma koyduğu bedeninden aldığı nefeslerle gözlerimi kapattım. Dudağı hafifçe çıplak boynumda gezindi. Çok hafifti. Sanki yok gibi ama etkisi o kadar büyüktü ki. Daha fazlasını istercesine boynumu dudaklarına daha çok yaklaştırdım. Nefesi gıdıklarken güldüm. Gülüşümü dinledi. İlgiyle. Gözleri kapalı olsa bile bunu anlıyordum.

Gülmeye devam ettim. Sıcak nefesinin arasından melodimin son saniyeleri çaldı ve 5 dakikalık şarkı sanki saniyeler gibi gelerek bitti ama birbirimizden ayrılmak istemiyorduk. İstemiyordum. Aklıma Zayn'nin o görüntüsünü getirip ondan ayrılmayı biraz bile olsa başardım."Seni tanımak ne olursa olsun güzeldi. Teşekkür ederim."

"Bir daha hiç benimle iletişime geçmeyeceksin değil mi?" Gülmeye çalışıyordu ama sesindeki acı çok net bir şekilde anlaşılıyordu. "Muhtemelen evet. Çünkü benim sevgilim var. Sevgilim varken seninle balkon köşelerinde konuşamam, seninle sohbet edince bile mideme ağrılar girerken olmaz."

"Ondan ayrılmayacaksın da." İçimi aniden müthiş bir sinir dalgası kapladı. Ani parlamalarımdan bu zamana kadar hep nefret etmiştim ama bu değişmemişti. "Bana bunu söylemeye bile hakkın yok." Bu siniri beklemediği için şaşırdı. Ben de bunu kullandım. Onun siniri benim sakinliğimi doğurdu ve kalbimden geçenlerin en azından ufak bir kısmını söyledim.

"Bazen bazı tabular yıkıldığında, yenisi kendisini beraberinde getirir. Tabuları yıkarken, tabular oluşturuyorsun. Kendimden nefret etmeme sebep oluyorsun duydun mu? Senin yüzünden olmayacak şeylere sebep oluyorum."

"Ne demek istiyorsun? Anlamıyorum. Daha açık ol." Olamazdım. "Yeterince açığım. Hem benden hoşlanıyorsun, değil mi? O zaman bunu söyleme. Susalım." Henry sakince karşıladı tepkimi. "Biliyor musun? Seni ilk gördüğümde kendinden geçmiş gibiydin. Dans ediyordun, gülümsüyordun. Mutluydun. Ya da arkadaşlarınla olan yürüyüşünün haberini okuduğumda, kahkaha atarken çekilmiş fotoğrafın büyüleyiciydi. Dakikalarca baktığımı hatırlıyorum."

"Bunu neden bana anlatıyorsun? Ve şimdi." Elini duvara koydu ve bedenini yasladı. "Çünkü seninle geçirdiğim zamanlarda hep sonuncusunu yaşıyormuşçasına bir doluluk kaplıyor kalbimi. Ve sonunda olan mutsuzluğuna dayanamıyorum." Başımı tavana kaldırdım. "Ne bu kadar zor anlamıyorum. Sadece seninle olmak istiyorum. Sense geçilmez bir engel örüyorsun."

"Ne biliyor musun?" Aramızdaki 5 adımlık mesafeyi kapattım ve baş parmağımı göğsüne bastırdım. "Siz. Sen o. Ve başkası. Hep mutluluğumu kendinize bağlıyorsunuz. Sebebi oluyorsunuz öyle mi? Alakası bile yok." Saçmalıyordum. Neden bunu söylemiştim onu bile bilmiyordum. Elini yüzüme koydu. Aniden gelen hareketiyle duraksadım. "Başkalarını bilmem, sadece kendi adıma konuşabilirim."

Dudaklarını yanağıma bastırdı. Uzunca bir süre orada kaldı ve tekrardan yüzüme bakıp dudaklarımı öptü. Yumuşaktı. Her an çekilmem için alan veriyordu ve ben bunu ilk saniyesinden yaptım. "Bu mu verdiğin mutluluk?" Tokat attım. Elimin tersiyle ağzımı silerek devam ettim. "Bir. daha. asla. buna. cürret. etme." Her kelimeyi bastırarak söyledim.

Kapıyı açıp onu yalnız bıraktım ve dudaklarımı birbirine bastırdım. O kadar güzeldi ki. Saniyelik olduğu için üzülüyordum. Daha çok olsun istemiştim ama bunun önünde büyük bir engel vardı.

***

"Bugünden itibaren Marvel'ın resmi oyuncusu, Fragile rolünün yüzüsün." Karakterimin getirdiği sorumluluklar vardı ve karakterim, tıpkı Spiderman'de olduğu gibi Sony markasına da bağlı sayılırdı. Haklarının bir kısmını Sony satın almıştı. Çünkü bildiğim kadarıyla o dönemde en çok satılan çizgi romanlarda benim karakterim ilk dördüncü olandı.

Stan Lee ise kurduğu koca evrenin batmasını istemediği için satmıştı. Fragile rolünün önceki filmleri ise en az Spiderman kadar eskiye dayanıyordu. Benden önce bu rolü güzeller güzeli Nicole Kidman oynamıştı.

Tabii 1998 yılındaki güzelliği dillere destandı. Ondan sonra kimse oynamamıştı zaten. Erkek arkadaşı rolünü oynayan kişi ise bingo! Babamın en yakın arkadaşlarından biri olan Skeet Ulrich olmuştu. Hatta Nicole, film hakkında verdiği ve benim sabaha kadar izlediğim röportajlarından birinde Skeet'i kendisinin önerdiğini ve yanlış bir seçim yapmadığını düşündüğünü söylemişti.

İkisi de büyüleyiciydi, ne diyebilirdim ki? Umarım kendi filmlerimde de bunu görebilirdik. Böyle olmasını diliyordum. İkilinin aralarındaki gerilim, o zamanlardaki çoğu kızın rüyalarına girmişti. Bundan emindim. "Yani rolünün ilan edildiği bu günlerde etkileşimlerinden bahseder misin?"

Jimmy'e baktım. "Biliyorsunuz, benden önce bu karaktere Nicole Kidman gibi bir oyuncu hayat verdi. Bu açıdan bir korku duyuyorum. Onun kadar başarılı olabilmek isterdim. Ama elbette onun kadar başarıyla oynayamayacağımdan eminim. Elimden gelenin en iyisini yapmaya hazırım. Beni bekle Marvel!" Kısa röportajımız biterken ayağa kalktım ve Jimmy Kimmel ile sarılıp geri çekildim.

"Seninle tanıştığım için mutluyum Rowena. Umarım seni programda daha sık görürüz." Dişlerimi gösteren bir gülümseme verdim. "Umuyorum ki öyle olur Jimmy." Oradan uzaklaşıp Carla'nın verdiği çantamı aldım ve dışarıya çıktım. Orada Zayn beni bekliyordu.

"Hoşgeldin bebeğim." Yanına gidip yanağını öptüm. "Sana sürprizim var." Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Seni bir yere götürmeye geldim." Şaşkınlıkla kendisine baktım. "Sen iyi misin? Zor bir ameliyattan çıktın. İyi değilsen bunu yapmak zorunda değilsin." Dudaklarımızı birleştirdiğinde kısa bir öpücük sonrası ondan ayrıldım.

"Yanımda olduğun için teşekkür ederim. Ayrıca aileme söylemediğin için de çok teşekkür ederim. O kadar teşekkürlerim var ki sana. Bunu onlar için düşün." Elimi tuttuğunda düşünmeden sıktım. "Gidelim o halde." Arabasını açtığında bindim ve kendisinin sürücü koltuğuna binişini izledim.

"Söylemek ister misin sürprizi?" Heyecanlı ses tonuma karşılık sadece güldü. "Beklemek zorundasın inci." Dudaklarımı büzdüm. Benim sabırsız olduğumu bilmesine rağmen söylememesi hoş değildi. Yine de bunu ona yansıtmadan ciddiyetimi bozup gülümsedim. "Uzak mı bari buraya? Onu söyleseydin keşke. Ona göre hazırlık yapardım."

"Merak etme asistanın ve Selena ile her şeyi hallettim. Hafta sonu için benimlesin." Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kıstım. "Vay canına. Gizli hainler. Hiç belli etmediler ha?" Zayn şöyle böyle gibi başını hareket ettirdi. "Yani onları ikna etmek hiç kolay olmadı."

"Pekii. İyice merak ettim şu an." Birleşik ellerimizi tutup dudaklarına götürdü. "Seni seviyorum." Çok kısa bir an yüzüm asıldı ama hemen topladım ve içten bir gülümseme verdim. "Seni seviyorum." Umuyorum ki fark etmemişti. Etseydi üzülürdüm. "Uyumak ister misin? Yolumuz biraz uzun."

"Olur." Bacaklarımı kendime çektim ve koltukta olabildiğince cenin pozisyonu alıp uyumaya çalıştım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama olduğum yerde döne döne uyuya kalmıştım. Zayn'nin dinlediği müziğin dinginliği de tüm kaslarımı gevşetmişti.

Uzun zaman geçmedi ya da bana öyle geldi bilmiyorum, güneş tepeden gitmiş ve ılık bir ikindi rüzgarının camımızdan içeri gitmesiyle uyanmıştım. "Ne kadar uyudum?" Zayn hala uyumadan önce bıraktığım gibi araba sürüyordu. Uyandığımı görünce yorgun bir şekilde gülümsedi. "İşlerimi halledebileceğim kadar. Hadi gel!"

Arabayı durdurup benim olduğum yere geldi. Ayakkabılarımı giyip elini tutarak yorgun yorgun esnedim ve dengemi sağlayıp kendisine bakarak gülümsedim. Elimi tutarken, gülümsememi silmeden üzerinde 1D yazan jetin yanına doğru gittik. "Güzel olacak."

Çok heyecanlı görünüyordu. Bu hoşuma gitmişti. Devam ettim. Jetin içine girdim ve pilotla konuşmaya Zayn ile birlikte gittim. Bizi rahatlatırcasına konuştuğunda ikimizin de panik hali biraz olsun azaldı ve arkadaki yerimize geri döndük.

Arkadaki rahat odaya gittik. Zayn yatağa yatıp beni de kendisiyle birlikte sürükledi. Ayakkabımı bile çıkartamadan düşünce korkuyla karışık kahkaha attım. "Seni eşek! Ödümü kopardın." Beni kendine çekti. Başını göğsüme sürttü ve mırıldandı. "Uykum var. Benimle birlikte uyur musun?"

Kollarına girip yastığa yatmamdan cevabını aldığında göğsüme yaslanmıştı. Bu duruş aklıma o günü getiriyordu. İstemsizce gözlerim doldu. Bunu hatırlamak istemiyordum ama zihnim sürekli Zayn yanımdayken bu görüntüyü ısıtıp ısıtıp önüme koyuyordu. Nefes almamaya yakın halini hatırladım. Parmaklarıma baktım.

Mavi, mor ve yeşil parçacıklar yoktu belki ama o günü getiriyordu parmaklarım. Unutamayacağım bir şeyi yaşamıştım onunla. Sürekli gözlerimin önüne gelecekti. Bu olsun istememiştim. Gözlerimi kapatıp açtığımda parçacıklar var oldu. Kendimi kontrol etmeye çalıştım. Bunu biraz olsun başarabildiğimde ellerimin kuru olup olmadığına baktım. Aynıydı.

Kucağımda yatan Zayn'nin saçlarını okşamaya başladım bir kaç gün önce ağzında olan ellerimle. Durdum. Doğruydu değil mi? Ellerim kuruydu. Buna neden bu kadar taktığımı bilmiyordum ama ilgimi çekiyordu. Her an onunlayken bunun ilgimi çekmemesi lazımdı.

Üzerimde beni arzuyla öperken, dudakları boynumda dolanırken bile sanki o gün içinden çıkardığı haplarla kapandığımı düşünüyordum. Bu rahatsız ediciydi. Haz alırken, birliktelik yaşarken yarı korkuyla oluyordu bunlar ve her şey onunla çok karmaşık bir hale geliyordu.

Zihnimi susturmak istiyordum. Sessizlik istiyordum. O yüzden onu uykusundan böldüm. Maksimum yarım saattir böyle olmalıydık ve daha çok uykuya ihtiyacı vardı biliyordum ama düşüncelerim rahatsız ediciydi. Ondan destek almak istedim.

Dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Başta uyku sersemi olduğu için mana vermezken, benim olduğumu anladığında gülmüştü. Geri çekilip elinin tersiyle yüzümü okşadı. "İstiyor musun yani?" Başımı salladım. O intihar olayından beri bir elin parmağını geçmeyecek kadar birlikte olmuştuk ve bundan korku duymuştum. Ya bedenine herhangi bir şey yaparsam düşüncesi beni rahatsız etmişti.

O yüzden bahaneler uydurup kaçmaya çalışmıştım. Ama şu an istiyordum. Çünkü iyi olduğunu söylüyordu ve bu da ona güvenmem demekti. Dudaklarımızı yeniden birleştirip üzerimdeki yarım kol elbiseyi çıkarttı ve omuzlarımdan karnıma doğru kaydırdı.

Elini omzuma koyup üzerime çıktığında elbiseyi bacaklarımdan kaydırdı ve kenara attı. Aynı şekilde tişörtünü çıkarttım. Onu kendime çekip dudaklarını öptüm ve boynuma eğilmesine izin verdim. Tanrım! Sırf düşüncelerimden kaçmak için onunla birlikte oluyordum ama işe yarıyordu. Aklıma şu an tek bir düşünce vardı. O da tatmin olmak.

Bunu bana uzunca bir süre vermemesini, aklımı kuracalayacak kadar benimle ilgilenmesini istiyordun.
Ve onun bedenine uzun zamandan sonra tekrardan yaklaşmayla birlikte hissettiğim yabancılık duygusu içimi hoş etti.

Arzuyla yabancı bedeni keşfetmek istiyordum. O yüzden üzerindeki tişörtü bir çırpıda çıkartınca, dudaklarımın üzerindeki dudaklardan kıkırtı yükseldi. Ardından sertçe onu öperken, benden bu çıkışı beklemiyor olmalıydı. Hareketlerime zor uyum sağlıyordu.

Nefesim kesilince dudaklarımı çekip baş parmağımı yanağına koydum. Kulaklarım yüksek basınç yüzünden uğulduyordu ama gülüşünün ardındaki tüm o bastırılmış sesleri duyabiliyordum. Buna rağmen gülmesi, bana sürekli sevgiyle bakması itiraf etmeliydim ki beni yükseltiyordu.

"Yeni bir şey denemek ister misin?" Gözlerimdeki heyecanlı parıltılarla ne olduğunu sorguladı ama hemen onay verdi. "Bu mavinin hangi tonu?" Kulağıma fısıldadığı sözcüklerle başımı boynuna sürttüm. "İçinde Zayn olanlarından."

Boynundaki dudaklarımı yüzüne çıkarttım. Gözlerine doğru hafiften üfledim ve burnunun ucuna minik bir öpücük kondurdum. Bu onu huylandırırken, elmacık kemiklerine dudaklarımı bastırdım. Fiziksel temas olan aşk dilim, her şeyle karışmış gibiydi ve sanırım o bundan hoşlanıyordu.

"Sıra bende." Elini yüzüme koyup dudaklarıma sert bir öpücük verdi ve belimi tutup yatakta hafiften kalktı. Beni kendine yapıştırırken, hareketleri aklıma balkondaki dansı getirdi. Zihnimi acilen ondan boşalttım. Bunu zor da olsa yapabildim. Sadece tek odaklanmam gereken şey karşımda duruyordu çünkü.

Bacağımı tutup bacağına attığında yatağa yattım ve ona yaslandım. Çıplak göğsünde elimi gezdirip pelviklerine doğru indim. Eşofmanını indirip poposuna doğru geldim. Onu hafifçe sıktığımda gözleri büyüdü. Bunu benden beklemediğine yemin edebilirdim.

"Waow." Aynı anda güldük. Daha fazla oyalanmak isterdim ama bacaklarıma kadar zonklama hissi vardı. Ve onu daha fazla bastırabileceğimi zannetmiyordum. Sanki spazm geçiriyorlarmış gibiydi. Bu hissi nasıl anlatacağım bilemiyordum.

Ama bunu elimden geldiğince yaptım. Kendimi zorlamak sevdiğim bir şeydi çünkü. "Bu halini çok seviyorum. Her haline aşığım Rowena." Bacaklarımın arasından külotuma giren eliyle başımı yastığa bastırdım. "Seni uykundan alı koydum." Nefes nefeseydim.

"Hep yapsan ya." Parmakları hareket etti ve dudaklarını boynumda gezdirdi. Ona odaklanamayacak kadar sızının geçmesini istiyordum. Acıma dakikalar içinde son verdi. Parmaklarını içimden çekip külotumu da beraberinde indirdiğinde gözlerime son kez baktı ve yavaşça onu hissetmemi sağladı.

Elimi yatak başlığına koyup yüksek sesle inledim. İleri gidip geldikçe kasılan omuzlarından ellerimi kaydırıp yüzünü kavradım. Yoğun zevki hisseden kaslarım kasılırken, odayı yüksek sesli inlemeler doldurdu. Bu hem benden hem ondan geliyordu.

Hareket eden vücudu terden nemli bir hale gelirken, buğday teni parıldıyor ve onu dehşet yakışıklı gösteriyordu. Aynı şey benim için de olmalıydı. Bilmiyorum umarım öyleydi yani. Ellerini ellerimin arasına koyup benden destek alarak son kez ileriye gittiğinde yüksek bir zevk dalgası karnımdan yükseldi ve bedenimi terk etmesi dakikalar buldu.

Zayn kendini yanıma bırakırken, telefonuna uzandı. Ne yaptığını merakla inceledim. Önce telefonunu kurcaladı ve alt dudağını dişlerinin arasına alıp güldü. Ardından kaydı açtı. Yüksek basların yoğun olduğu, onun çok iyi yaptığı çıkışlardan oluşan şarkı duyuldu.

"Beğeneceğini umuyorum. Henüz çok ham ama bu şarkı çok şey ifade ediyor inan bana." There You Are. Şarkının adı bu olmalıydı ve bu şarkı o güne atti. Saatlerce başında beklediğim güne. Korkudan titrediğim güne. Orada olmak zorunda bıraktığın o güne demek istesem de bu emek benim için verilmişti.

O yüzden yavaşça gülümsedim. Bas noktalarında gözlerimi yumdum ve kolumu ona dolayıp kendime çekerek dudaklarını öptüm. "Çok güzel olmuş." Beğenmiştim. Çok yetenekliydi. "Senin yazdığından sonra benimki yanında sönük kalıyor ama."

"Saçmalıyorsun sen çok iyisin. Sözler mükemmel. Hatta albümün en çok tutan şarkılarından bile olabilir." Zayn öyle düşünmese bile öyleydi. Ayağa kalkıp dikkatimi çeken gitar kutusuna yöneldim. Zayn beni izlerken yanına geldim ve temiz çarşaflardan bir tane alıp omzuma attım. Gitarı omzumdan atıp sapına parmaklarımı koydum.

Gözlerimi kapattım ve melodilerin beni sürüklemesine izin verdim. Şu an ne yapıyordum bilmiyorum ama Zayn'i ben gitarını çalarken izlemek istedim bir anda. Baktığımda beni ilgiyle izlediğini gördüm. Bu onunla daha çok bağ kurmamı sağladı.

Küçük ve anlamsız bir detaydı ama beni etkiliyordu. Melodilerim biter bitmez beni tutup kendisine çekmesi de ayrı komiğime gitmişti. "Nereye gideceğimizi öğrenmek istiyor musun?" Sorusuna karşılık çocukça bir sevinçle ona sokuldum. "Elbette."

"İcarius'un düştüğü adaya. Yunanistan'a." Bu efsaneyi biliyordum. Ama beni buraya götüreceğini düşünmemiştim. "Aklıma gelmemişti." Omzumu okşarken devam etti. "Bunu duyduğuma sevindim. O halde tatilimize hazır mısın?"

***

UZUN BİR BÖLÜM OLDU WOCKWKCKSKCLS NEYSE NASIL BULDUNUZ?

Zayn'nin Rowena için yazdığı şarkıyı medyaya ekleyeceğim. Bakmak isterseniz bakabilirsiniz söylemeliyim ki benim favorim. Ve hikayeyle görüşüme göre uyuyor.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro