Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

𝐒𝐎 𝐁𝐄𝐀𝐓𝐈𝐅𝐔𝐋

More than just a dream
More than just a dream

40 days and 40 nights
I waited for a girl like you to come and save my life
All the days I waited for you
You know the ones who said I'd never find someone like you


DATE: APRIL, 2011
PLACE: LOS ANGELES

Mikrafonumu düzeltip beni izleyen röportaj görevlisine baktım. Yanımda
Robert Pattinson, Kristen Stewart ve Taylor Lautner bulunuyordu. Hepsine bakıp çığlık atmamak için zor duruyordum. Kristen ile güzel bir dostluğumuz yoktu keza Robert ile de öyleydi ama Taylor bana karşılık hepsinden daha samimiydi. Benden sadece 1 yaş büyüktü ve cidden az geldiğim setlerde samimi olduğum nadir kişilerden biriydi.

"Robert, Edward Cullen'ı oynarken neler hissetmiştin?" Upss bu konuda konuşmaya başlayacağını hissetiğim an Taylor'a baktım. Ki kendisi zaten gözlerini yüzümde dolandırıyordu. "Bir ergen daha ne olduğunu bile anlamadan birine kapılıyor. Konu cidden saçma! Yani sen vampir birine ilgi duyarsın ki? Ya da dostum, biz neden liseye gidiyoruz?"

Dudaklarım kaybolasıya kadar içine kıvırıp gülmemi bastırmaya çalıştım. Yanaklarım havayla dolarken, üfleyip yüzümü ifadesiz tuttum. Lakin seyircilerden kahkaha sesleri yükselince, dörtlü olarak aynı anda kahkaha atmıştık. "Yani neden!?"
Gerçekten bilmiyordum. Sadece sorgulamamayı tercih ediyordum. "Peki setten bahsetmek ister misiniz?" Klasik sorulardı ve fazla sıkıcıydı.

"Ben söyleyecek olursam, bu ikisi asla birbirlerinden ayrılmıyor. Ayrıca hadi ama! Hepimiz Edward ve Jacop shipliyoruz. Öpüşmeniz konusunda iddia başlatıyorum. Çünkü biz bunu başaramadık." Seyircilerden yükselen sevinç nidalarıyla kahkaha atarken, Taylor ve Robert'in birbirine yaklaşmasını seyrettim.

Heyecanlı yüzümü Kristen'a çevirdim ve tekrardan birbirine yaklaşan çifti izledim. Tam geri çekileceklerdi ki, birazcık yardım ederek öpüşmelerini sağladım. Çığlıklar çok arttı. Kulaklarım acıyordu ama aldığım keyiften ötürü yokmuş gibi davranıyordum. "Evet!" Gıdığımı çıkartarak güldüm.

"BU HAYATIMIN EN İYİ ANIYDI." Robert, nazikçe dudağını sildiğinde bacaklarıma vurup olduğum yere darbeler atmaya başladım. "Neyse soruya geri dönersek, ben sette yoktum bile. Biliyorsunuz karakterim çok söze sahip biri değil. O yüzden sadece haftada bir kez uğramam yeterli geliyordu. Haricinde Taylor ile samimiydik ve hala öyleyiz."

Tekrardan çığlıklar yükseldiğinde elimle ağzımı kapatıp şaşkınlıkla yaptığım şeyi izledim. "Yanlış anladınız. Oh hayır. Cidden hayır." Taylor'da gülüyordu. Tanrım rezil olmuştum. "Bahsettiğim bu değildi sahiden. Oh!" Röportör araya girdi. "Tamam onu utandırmayalım."

Alkış sesleri bittiğinde başımı arkadaşlarımın sırtlarınından oluşan duvarın arkasına gizleme ihtiyacı duydum. Kristen konuşurken, onu oradan dinledim ve aynı zamanda Robert'in başının üzerine iki sayısı yaptım. Kıkırdamalarla başlayan gülüşmeler yükselirken, Robert birden arkasına döndü. Yüzümü örttüm. "Ne yapıyorsun?"

Sahte şaşkınlıkla Robert'in çehresini inceledim. "Ne yapıyorum?" Seyirciler sayemde bugün epey gülmüşlerdi. Mutluydum. Robert bunun sonu gelmeyeceğini anlarken, önüne döndü. "Pekala devam." Kaşlarımı kaldırıp indirdim. Bu kadar sert yüzlü bir karakteri canlandırırken, esprili biri olmam insanları şaşırtıyor olabilirdi ama ben çok eğleniyordum. Böyle olmaya devam edecektim. Ne Jane Volturi iken ne de Fragile Lehnsherr iken.

Programda birbirimizi kelimelerle tanıtmak gibi saçma bir oyun oynamış, öylece son vermiştik ve çıktığımızda sırıtmaktan yüzüm ağrımıştı. Çok eğlenmiştim. Aynı zamanda utandırılmış, bakışların tesirinde daha komik şeyleri kendi isteğim dışında söyleyip rezil olmuştum. "Hey Rowena!"

Arkamı dönüp bana yetişmeye çalışan Taylor'a baktım. Yanıma geldiğinde yorgun bir ifade ile kendisini karşıladım. "İyi misin? Epey yorgun görünüyorsun. Yani program mı yordu?" Yani hem evet hem de hayır. "Bazı işlerim var. Onlar beni yoruyor. Ama buranın da katkısı var elbette. Hem onu boşver sen ne diyecektin? Beni görünce lafın yarıda kesildi."

"Aslında boşver. Unuttum gitti. Sen git istersen." Büyük ihtimalle yorgunluğum dolayısıyla böyle diyordu. Ama yapabileceğim bir şeyde yapabilirdim. "Eğer yorgunum diye böyle diyorsan, dayanabilirim. Söyle lütfen." Başını kaşıdı. Tek gözüm oraya giderken, ayaklarım geriye doğru gitmek için bana yalvarıyordu.

Ben asla birinden hoşlanmazdım.

"Yemek yiyelim mi diyecektim. Çok güzel makarna yapan bir yer biliyorum." Derin bir nefes aldım. Burnumdan sesli bir şekilde üfledim ve ne cevap vermem gerektiğini düşündüm biraz. Evet dersem, yanlış anlaşılabilirdim ve bu olsun istemiyordum. Hayır dersem, onu kırmış olacaktım.

O yüzden evet dedim. Belki yanlış anlaşılabilirdim ama açıklayabilir, belki öyle meseleyi daha da netleştirirdim. "Hmmm o zaman gidelim mi?" Elimle geçmesini işaret ettim. "Gideceğimiz yer uzakta mı?" Başını olumsuz yönde salladı. "En fazla üç yüz metre mesafe vardır. Ne oldu?"

"Yürüyelim mi?" Bunu bu kadar ani olarak bende sormayı beklemiyordum ama sormam onu rahatsız etmemiş gibiydi. O yüzden sorun etmeden yürümeye başladım. Ellerimi ceketimin cebine yerleştirdim. Arada bana bakıp gülümserken, kendisine karşılık verip vermemek arasında gidip geldim ve öylece gerginlikle baktım.

Gerçekten görüp görülebilecek en öküz insan gibi görünüyor olmalıydım. Belki daha kötüsü bilmiyordum. "Çok kitap okuduğunu duydum, hatta okuduğun kitap karakterleri hakkında bir albüm yapacakmışsın." Adı üzerinde bazıları öyleydi ama geneli Fragile'in gücünden hayran kalınarak yazılmış sözlerdi. Ya da onun ilişkilerinden.

"Evet. Kendi hayatımı kaleme alacak kadar dolu gördüğüm söylenemez. Oluşturduğum hayal dünyası daha güzel. Orada yaşamak daha mutluluk verici. Yani kendimi tanıyorum, yayınladığım zaman heyecandan ölüyor olurum ama umrumda değil." Taylor gülümsemeyi kesmedi. Korkutucu bir hal alıyordu.

"Bu halin çok güzel." Kaşlarımı kaldırıp dediği şeyin altındaki manayı anlamaya çalıştım. "Yani şey, bir şeylere tutkuyla bağlanabiliyorsun. Bunu güzel buluyorum." Başımı salladım. "Öyle diyorsan." Sokaktan döndüğümüzde kısa bir an göz göze geldik. Önüme döndüm.

"Yani sen ne yapıyorsun?" Nick Jonas'dan sonra aynı şeyin Taylor ile olmasını istediğimi söyleyemezdim. Nick benimle bile flört etmeye çalışmıştı. Taylor ve Selena arasındaki bu ilişki sarmalına Taylor Lautner'de katılırken, onların arasındaki durum beni rahatsız ediyordu ve aynı durumu kendim yaratmak istemiyordum.

Ne demişti Megan Fox filminde, erkekler gelip geçerler. Sahiden de öyleydi.

"Rowena ben..." Sokakta hot dog satan bir seyyar satıcı gördüğüm zaman oraya koştum. Konuyu başka nasıl dağıtırım bilemedim. "Canım makarna istemedi bir an. Hot dog alalım mı?" Taylor yanıma gelirken, ellerimi birbirine sürttüm. "Hardallı olsun benimkisi."

"Rowena ciddi misin?" Dudak büküp başımı salladım. "Ne yapayım seviyorum." Hardalını bolca sıkan satıcıya teşekkür edip Taylor'a izin vermeden kendi yemeğimi ödedim ve yüklü bir bahşiş bırakıp tebessüm ederek banklardan birine oturdum. Taylor kısa süre sonra yanımda bitince ekmeğimden büyük bir ısırık aldım.

"Biliyor musun? Bunların nasıl yapıldığını izledim. Yani sosislerin." Kaşını kaldırdı. "Anlatsana." Bunu istemezdi. Duymak istemeyeceği kadar kötüydü. "Boşver çok kötü. Duymak istemeyeceğin türden." Konuşmadan bir kaç dakika ekmeğimin yarısına gelmek ile uğraştım. "Kristen ve Robert'i nasıl buluyorsun?"

Taylor'dan aldığım ani soru ile aynı hızda cevap verdim. "Bulmuyorum açıkçası."Kristen garip biri. Gerçekten güzel bir kadın, iyi de olduğuna eminim ama ilişkisine bağlılık konusunda aynı şeyi söyleyemem. Robert'in Kristen'ın gözlerinin içine bakarken verdiği ışığı Kristen için alamıyorum. Yani bir tek ben öyle düşünüyor olabilirim ama bilmiyorum işte."

"Anladım. Bana öyle gelmiyor. Sadece Kristen soğuk biri ama çok esprilidir. Kristen'ın yanında insan gerçekten hiç sıkılmıyor. O yüzden bağları herhangi bir riske girmiyor." Belkide. İlgilendiğimi söyleyemezdim. Bu cevabı vermek yerine sosislimin hepsini ağzıma tıkıp dişlerimin arasındaki ekmeği Taylor'a gösterdim. Kahkaha attı. "Normalde insanlar bundan iğrenirdi."

"Bence komik. Rowena yemeğini yediğine göre ben bir şey söylemek istiyorum..."

"Dur. Ne söyleyeceğini biliyorum ve direkt olarak seni kırmadan cevap vermek istiyorum ama böyle bir yol olmadığını biliyorum. O yüzden seni kırmadan nasıl söylerim bilmiyorum. Sadece hayır. İstemiyorum. Bu seni kırıyorsa, gerçekten çok üzgünüm ama durum bundan ibaret. Ve inan bana senden alakalı istemiyorum değil. Sadece ben buyum ve istemiyorum."

"Pekala açık sözlülüğün için teşekkür ederim."

Sonunda bitmişti. Benim için ölüm gibi gelen, sadece Selena'nın varlığıyla dayanabildiğim Waverly büyücüleri 2 gün önce final bölümüyle birlikte son bulmuştu. Ah o kadar mutluydum ki. Jane Volturi'nin de sadece bir filmi kalmıştı. Lakin o da çok sonra çekilmeye başlanacaktı. Tamamen albüm ile ilgilenip spora gideceğim vakitler geliyordu. Bu beni gerçekten heyecanlandıran bir durumdu.

Yıllardır tatilsiz çalıştıktan sonra şimdi ara vermek için sabırsızlanıyordum. "Belki bir yaz aşkı bulursun, ha?" Vanessa'ya bakıp gözlerimi devirdim. "Vanessa hayır." Gülüp önüne döndü. İçeceğimden büyük bir yudum alıp soluk benizliye yakın beyazlıktaki tenim için Vanessa ile bahçeye çıkmış güneşle beraber d vitamini takviyesi yapıyorduk ama arada aramızda ufak atışmalar oluyordu.

"Kendine haksızlık ediyorsun Rowena." Omuz silktim. "Hiç de bile. Ben mutluyum." Limonatasının yarısını için kenara koydu. "Çalışıyorsun iyi güzel, buna gerçekten çok saygı duyuyorum ama memnun etmediğin duygularınla beraber çalışıyorsun. Bu da çöküş demek."

Sesli bir nefes aldım. Bu konunun nereye bağlanacağını biliyordum ve öyle olmamasını istiyordum. Mutluydum ama inanmıyordu. "Artık ilişki yapmandan geçtim, eğlen. Sadece takıl, partilere git. Dostlarınla eğlen mesela benimle burada durmak yerine. Bir çocuk kalbini mi kırdı? Bu seni durduruyor mu? Neden?"

"Vanessa ben halimden mutluyum." Buna hiçbir şekilde inandıramıyordum. "Çocuklu halimle ben senden daha enerjiğim. Afferin kızım, böyle olmaya devam et. Kapat kendini." Onun duyabileceği türden sesli bir nefes daha aldım. "Sonra Marvel'ın seni almasını bekle. Bekle bak seni kapıdan sokuyorlar mı. Çok ruhsuzsun."

"Ay. Daraldım gidiyorum ben." Sandalyeden kalkıp bahçede turlamaya başladım. "Gittiğin yer bahçe olduğu sürece sesimden kurtulamazsın biliyorsun değil mi?" Umursamazca yürümeye devam ettim. Kenardaki banklardan birine oturup kitabımı açtım. Çok geçmeden elimden alındı. "Yeter ama Rowena! Dur artık."

Banka oturan bize baktım. Dudaklarımı büzüp eski haline getirdim. "Duruyorum zaten." Kitabı almaya çalışırken benden uzaklaştırmaya çalışıp iç çektiğini duydum. "Bundan bahsetmediğimi biliyorsun değil mi? Sen kadınların toplumdaki durumu hakkında sesini çıkartan işler yaparken, kendini eve tıkarsan teorin sadece sözde kalır. Kanıtlanması için o koca güzel kıçını kaldırmıyorsun bile."

"Ne yapayım istiyorsun anlamıyorum." Kitabı masaya bırakırken gözlerimiz kısa bir an ayrıldı ve tekrardan bana bakıp elimi elinin arasına aldı. "İnsanların arasına karış istiyorum hayatım. Başka bir niyetim yok. Sadece seni anlayan insanlarla ol istiyorum. Zihninde yalnız kaldıkça yükselen sesi sustur istiyorum."

Sessiz kalma hakkım varsa eğer, onu kullanıyordum ve bittiğinde ne yapacağımı bilmiyorum. "Seni seviyorum. Seni seven diğer insanlar gibi tek istediğim senin iyi olman." Yanağımdan öptü. Geri çekildiğinde gülümsedim. "Bazen öyle şeyler yapıyorsun ki, beni öyle arada bırakıyorsun ki yorum bile yaptırtmıyorsun."

"Babanı nasıl tavladım sanıyorsun." Kusma işareti yaptım. "Daha fazla babam eve geç geldiği için onunla seks yapmayacağını dinlemek istemiyorum." Kahkaha attı. "Bak gitmezsen anlatıyorum." Oturduğum yerden kalkıp elimi teslim olduğumu belirtmek için havaya kaldırdım.

"Kıçım sarkarsa tek sorumlusu sensin. Bir yerlerim çatladı ikna edesiye kadar yahu." Yanağından makas aldım ve dudaklarıma götürdüm. "Yaptırırım canım." Daha fazla kendisiyle uğaşırsam, büyük ihtimalle terlik yiyecektim o yüzden koşarak eve gittim. Üst kata ilerleyip odama girdim.

Yerde dün geceden kalan kablolar ve gitarların haricinde mızıka ve piyanonun altında duran bagetlere takılmaktan zor kurtuldum. Hepsinin üzerinden atlamam, kenara itmem ve onlarca açık defterin açık sayfalarında yazan ortak yazıların sayfaları değişmesin diye yavaş hareket etmem gerekiyordu.

Burası fazlasıyla karmaşıktı. Albüm için evde de çalıştığımdan çoğu gece sabahlıyorum ve bu da onlardan birinin ürünüydü. Gardırobu açıp yerdeki defterlere dikkat ederek yatağa oturdum. Kıyafetlerime göz atarken, elime çarpan kotlarımdan birini aldım.

"Bırak o kotu!" Olduğum yerde zıplayarak açılan kapıya döndüm. "E ama yuh yani. Vanessa cidden mi?" Vanessa çoktan odadaki dağınıklığın arasından kısa bir yol çizip yanıma gelmişti bile. "Seni o kadar iyi tanıyorum ki. Cidden o kadar iyi tanıyorum ki. O mavi kotu giyeceğini tahmin ettim ve yardımına geldim."

"İstememiştim." Kotumu çektirdi ama ben sıkı sıkı tutuyordum. "Kotumu bırak katil!" Daha çok çekti. "Asla!" Çekmeye çalıştım. "Vanessa yemin ediyorum başına tünerim kotumu bırak!" Daha çok çekti. Her an yırtılacaktı ama inat etmiştim bir kere. "Rowena bu kotu giymeyeceksin. Bırak şunu."

"Hayır." Daha çok çektim. "Yırtılaacak bırak ya." Bırakmayacağını bildiğim için başımı salladım. "Bırakacağım. Tamam bak kendine dikkat et." Baskısını yerden destek alıp sabitlerken, ben kotumu bıraktığım an düşmekten zor kurtulmuştu. Saçlarını zaferle geriye atıp gardırobuma gitti.

Vanessa Paradis, gördüğüm en inat kadınlardan biriydi.

"Çok kötü, korkunç. Iww! Hayır. Daha fazla korkunç. Berbat. Bak bu güzel işte." Ekose bir etek çıkarttı. Üstüne uzun kollu u yaka beyaz bir kazak buldu ve kenara bıraktı. "Havalar hala soğuk. Üşüme diye." Uzun botlarımı da kahverengi parkeye yerleştirdi. "Tamam hazırsın. Yürü giyin."

Eserine gururla bakan bir sanatçı edasıyla beni izleyip az önce odaya girdiği yoldan dışarıya çıktı. Dediklerini giyip eteğimin kenarlarını düzelttim. Makyaj masama oturup tenime oturacak hafif bir ten makyajı yaptım. Dudaklarıma nar çiçeği bir ruj tercih ettim ve yatak başlığına asılı duran çantamı alıp telefonumu çıkarttım.

Selena'ya buluşmak için mesaj yolladım. Geri dönmek yerine aradığında hemen cevap verdim. "Selena yazmışsın." Böyle diyip açıklamada bulunmadığım için kendimi kötü hissetmiştim. Ama bu his hemen geçti.

"Vanessa dışarı çıkmam gerektiğini söyledi. Bende seni aradım, dışarıya çıkalım mı? Hem belki Evan'a da haber veririz. Ya da Kylie ve Kendall'ı alırız. Sen seç." Düşündüğünü hissediyordum. "Olur. Gidelim ama kimseyi almamıza gerek yok. Seninle çıksam yeterli." Bu kızı gerçekten çok seviyordum. "Olur. Seni alayım mı?"

"Evet lütfen. Giymemi istediğiniz bir kombinim var mı efendim?" Ben tarz değişikliğine girdiysem, o da aynısını yapmalıydı. "Evet. Ekose etek ve kazak lütfen." Selena'ya harbiden her şey yakışıyordu. Bunun da aynı şekilde olacağından emindim. "Sipariş alınmıştır. Bayy!"

Merdivenlerden inip yanıma gelen Vanessa'nın yanağından öptüm. Kendisine veda ettikten sonra dışarıya çıktım. Arabamı açıp koltuğa oturarak gaza bastım ve direksiyona asılıp garaj kapısını açarak bahçeden ayrıldım. Gaza basarken, aklımda klip için oluşan şeyleri hayal etmeye devam ettim.

Gözlerimin önüne poker masalarından damlayan kanlar, kanların arasından ufak ufak sızan yeşillikler ve bol dans canlanıyordu. Yapacağım makyaj da söylediklerimle uyumlu olacaktı. Oynamak için sabırsızlandığım bir işti. Umuyorum ki sonucunda başarılı olabilecektim.

Halkalar olmalıydı. At nalını andıran, etrafa yayılmış onca halka ve halkanın üstünde ateşte kalmış gibi tepkiler veren beden. Hepsi aklıma ardı ardına dönüşüyor, yoğun bir karmaşaya sebep oluyordu ama şu an için baş edebiliyordum. En sevdiğim bir şarkı, ilhamım doruklarındayken yayılırken, tek elimi camdan dışarıya sarkıttım. Rüzgar tenimde tüyün geçmesi kadar hafif bir şekilde etki ederken, sadece etrafa baktım.

Daha onlarca detay vardı hayal etmem gereken. Belkide bir süre geçtikten sonra bunların hiçbiri güzel gelmeyecekti, ortaya bambaşka bir iş çıkacaktı ama şu an için oluşanlar bu yöndeydi. Ve inanın bana, güzel gelmeyecekti. Sürekli fikirlerle dolu beynim, bundan önce yarattıklarımı güzel bulmadan silip atacaktı. Hep böyle olurdu.

Yolun sonuna gelirken, Selena'yı bekledim. Merdivenlerden koşarak inip kapıyı açarak içeriye girdiğinde, yanağımı işaret edip öne eğildim. Öptüğü zaman güldüm ve gaza bastım. "Nasılsın hayatım?" Kavşaktan dönerken direksiyonu çevirdim ve cevap vermeye çalıştım. "Şoktayım."

"Ne oldu?" Utana sıkıla durumdan bahsetmeye başladım. "Hani ben Twilight ekibi ile programa katılmıştım ya." Selena dikiz aynasından gördüğüm kadarıyla başını sallarken, ne diyeceğimi beklediğini fark ettim. "Güzel geçti falan. Beklemediğim kadar iyiydi hatta. İşte mesele durumun çıkışında. Tyler yemek yemeyi teklif etti."

Kahkaha attı. "Ya evet evet işte. Bende kalbini kırmamak için teklifini kabul ettim. Belki doğru gelmez ama benden hoşlanacağını söyleyeceği sırada bunu yapmamasını, çünkü benim kutsal bir bakire olduğumu söyledim." Selena son söylediğim şeyle tekrardan yüksek sesli bir kahkaha attı. "Tyler gerçekten tüm tuşlara basıyor."

"Bencede." Bu konuyla eğlenmesi içimi rahatlamıştı. Gergin olsa bile gülümsemeye çalıştım. "Nereye gidiyoruz şimdi? Sen Vanessa evde durmamı istemiyor dedin çıkarttın bizi dışarıya." Aslında aklıma bir şey geliyordu. Ama Selena'yı bunun için ikna etmem gerekiyordu. "Bir şey söyleyeceğim ama duyar duymaz hayır demeyeceğine söz ver."

"O zaman kesin hayır diyeceğim bir şey." Gözlerimi devirip kısa bir an kendisine bakarak önüme döndüm. "Gerçekten öyle bir şey değil. Yemin ederim." Selena şimdiden hayır demek için hazırda dursa bile, söylemekten vazgeçmedim. "Skydiving yapalım mı? Lütfen! Hayır deme lütfen lütfen!"

"Ama-" Lafını kesmezsem hayır cevabına doğru kayacaktı o yüzden biraz saygısızlık edip araya girmiştim. "Bak hem bu ölmeden önce yapılacaklar listemdeki madde. Lütfen lütfen lütfen!" Benim evet diyesiye kadar durmayacağımı bildiğinden onaylamak zorunda kalmıştı. "Evet! İşte benim korkusuz kızım."

Gaza bastım ve son sürat internetten bulduğum skydiving alanına doğru sürdüm. Heyecanlıydım, havada olmanın nasıl bir şey olduğunu çok merak ediyordum. Ya da o zaman ne hissedeceğimi tahmin etmek istiyordum ama ne yapsam, o anı yaşamadan yetersiz geleceğini biliyordum.

Selena ise tıpkı benim gibi gergin duruyordu. Sanki her han hayır diyecekmiş gibi bir hali vardı. Yinede korkusunu yenmesini istiyordum. O yüzden elimden geldiğince destek oldum. Elini tuttum ve sapaktan tek elle dönüp yola çıktım. Kırmızı ışık yanarken yavaş yavaş fren pedalına basıp arabayı çalışır konumdan olduğu yerde durduracak kadar azalttım.

"Yapabilir miyiz sence?" Selena'nın sorusuna karşılık gülümsedim. "Belki yapamayız ama denemiş oluruz. Hem fena mı olur?" Başını salladı. "Evet haklısın galiba." Umuyorum ki başarabilirdik. Sonuçta birlikten kuvvet doğar diye boşuna dememişlerdi. Eğer ona destek olursam Selena'nın her şeyi yapabileceğine sonsuz güveniyordum.

Yolun sonundaki iki ayrımdan haritaya göre ilerleyip sola dönerek Selena ile konuşmaya, heyecanını almaya çalıştım. "Selena yapacaksın güzelim." Güzelim denilmesinden, daha doğrusu Selena dışında birinin demesinden hoşlanmazdım ama onunlayken diyebiliyordum. "Emin değilim Rowena. Beni çok zorlayacak gibi."

"Senin inan bana başaramayacağın çok az şey var." Aslında tek bir şey var. O da iq seviyesinin dahi olmadığından emin olduğum Justin'den ayrılmak ama bunu kendisinin bilmesine gerek yoktu. "Bilmiyorum bilmiyorum. Yapacağım, yani yapmayı deneyeceğim." Bunu seviyordum işte. Benim için bile olsa denemesi ve kendini aşmasını seviyordum. "Biliyorum."

Bir daha hiç konuşmadık. Çünkü ikimizde gergindik. Daha önce denemediğimiz bir şeydi ve doğal olarak geriliyorduk. Dakikalar geçiyordu, biz konuşmuyorduk ve alana gelmeme az kalmıştı.

"Heyecanlı mısın?" Yoldaki bakışları kısa bir an beni buldu. "ÖLECEĞİM." Kahkaha attım ama sesim sonda gergin bir hal aldı. "BENDE BENDE. Hadi şu lanet olası şeyi yapalım." Arabayı durdurduğum an, zıplayarak indim ve Selena'nın tarafına gidip kapısını açarak elimle reverans yapıp eğildim. "Buyrun hanımefendi."

Lupusu dolayısıyla titreyen ellerini avucuma bıraktığında güven vermek için sıktım ve inmesine yardımcı oldum. Bizi karşılamaya gelen görevlilerle birlikte kendimizi beklemediğimiz bir anda otobüsün içinde başka bir yolculuğa çıkarken bulduk.

Birbirimize bakıp sessiz sessiz çığlıklar atıyorduk. Ve bu inanılmaz eğlenceliydi. Heyecanın gergin yanı gitmiş, yerine sadece mutlulukla dolu bir heyecan kalmıştı. "Dakikalar geçmek bilmiyor." Başını göğsüme koyduğunda elini boynundan diğer tarafa kaydırıp kendime çektim. "Tanrım Selena!"

"Özür dilerim kalkabilirim." Kolumla sıkmadan baskı uyguladım. Bu hayır demekti. "Hayır hayır. Bir şey olursa sorumluluk almak istemem." Aynı anda güldük. "Cidden çok kötüsün." Karşılık olarak sessizce kıkırdadım. Yokuştan inerken Selena'yı kendime daha çok bastırdım ve bacağımı bacaklarının engeli olarak öne doğru tuttum. "Tamammm! Geldik." Rehberimizle birlikte otobüsten indik. "Rowena çok yüksek çok yüksek."

"Bencede aaaaa!" Her an kendimi bu yüksek alandan aşağıya bırakabilirdim. "Hanımlarr! Denemek ister misiniz? İlk kiminle başlıyoruz?" Ben elimi kaldırdığımda Selena kenara çekildi ve yanağından öpüp kendisini takip etmemi söyleyen rehberin arkasına takıldım. 

Depo gibi bir alana geldiğimizde, üzerimi değiştirdim. Paraşüt takıldığında heyecandan çığlık atmak geliyordu içimden. Çünkü bu yaptığım deliceydi. Benim gibi anksiyete ve okb ile baş etmeye çalışan biri için çok zordu. Aklımdan sanki binlerce olumsuz düşünce geçiyordu. Kendimi engelleyemiyordum ama bir tarafımın karşı koyup dışarıya gülümseyebilme olayına bayılıyordum.

Depodan çıkıp engelden inerek Selena'ya koştum. Kendisine sarıldım ve rehbere dönüp hazır olduğumu söyleyen bir mimik yaptım. "Şimdi koşmanı istiyorum Rowena. Sadece koş ve sonuna geldiğinde kendini bırak." Dediğini yapıp kendimden beklenmeyen bir hızla koştum ve ayağım yerden kesilirken çığlık attım.

Çığlığım etrafa yayılırken, kapalı gözlerimi açıp etrafa baktım. O kadar güzeldi ki. Nefesimi kesiyordu. Aynı zamanda kuş gibi özgür hissetiriyordu. Sorumluluklarından arınmışsın gibi. Kaskıma bağlı kameranın olmasına şükür ettim. Geri dönüp bu özgürlüğümü hatırlayıp ileride bu duyguları tekrardan kendime aktarabilirdim. Boşluğa karşı tek elimi bırakıp çığlık attım. Çok güzeldi çok güzeldi.

Nefes aldırmayan bazı şeyler, aynı zamanda güzel olabiliyordu. Bunu ileride hatırlayacaktım. Nefes nefese iki elimi bırakmaya çalıştım. Bunu yapamayıp hemen ipe atılınca Rehber kahkaha atmıştı. "Çok güzel." Selfie çubuğunun da kamerasını açıp kendimi çekmeye, bir şeyler söylemeye başladım.

"Merhaba görüntülü günlük. Bugün 5 Nisan 2011. Ve ben paraşüt yapıyorum. Delicesine mutluyum. Bu nerede yayınlanır bilmiyorum ama çok mutluyum. Çok güzel! Çok güzel. Kuş gibi hissediyorum kendimi." Çok güzeldi. Güzel olduğu gibi sonuna gelme hızımızda çok güzeldi.

Bittiğinde alana geldik ve beni izleyen Selena'ya doğru ilerledim. "Hadi sıra sende." Paraşüt güvenli şekilde bedenimden çıkartıldı. Selena'ya güvenlik önlemleriyle takıldığında, Rehber tıpkı bana söylediği gibi yapması gerekenleri söyleyip arkasında onunla beraber koştu.

Tam bir Amerikalı gibi tepkiler veriyor olabilirdim ama çok mutluydum ve bu da bedenime yansıyordu. Kelebek gibi narin de değildim. Hareketlerim kabaydı. Şimdi Selena'nın çığlıklarına aynı ses tonuyla karşılık vermem gibi. Ya da o kendini kaydederken, arkadan yüksekliğe Selena seni seviyorum. Diye bağırmam gibi.

Çünkü ben buydum.

NASIL BULDUNUZ? Yorum yapılabilecek bir bölüm emin değilim ama duygularınızı alabilir miyim acaba?

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro