Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

𝐇𝐎𝐋𝐈̇𝐃𝐀𝐘

YEAR: AGUST, 2012
PLACE: ICARIUS ISLAND

Zayn elimden tutarken geldiğimiz eve göz gezdirdim. Burayı kiralamış olmalıydı ve mükemmel bir seçim yapmıştı. Çok güzeldi. Büyük sayılmazdı fakat denize sıfır manzarası vardı. Bir dakika bile sürmeyecek bir mesafeden bahsediyordum. Bahçesi de güzeldi. Çıplak ayaklarımla gezebileceğim kadar temiz görünüyorlardı ama sormadan bilemezdim elbette.

Ben büyülenmiş duygularla evi seyrederken, kulağıma gelen nefesle boynumu büktüm. Dudaklarımın içini dişledim. "Burada seninle mi kalacağım yani?" Arkamı döndüm. Yüzüme güzel bir gülümseme kondurup kollarımı boynuna yerleştirdim. Elini belime koyup kendine yaklaştırdığında yakınlığıyla kalbim atmaya başlamıştı.

Kısa bir zaman önce birlikte olmamızın çekimi de olabilirdi bilmiyordum ama bu hissi seviyordum. Aramızda bitmek bilmeyen bir gerilim vardı. Bunu daha da hızlandırmak istedim. "Başbaşa." Az önce yaptığı gibi kulağına eğildim. "Kalbinin duracağı anlarla benimle olacaksın. Bu seni heyecanlandırıyor mu?"

"Evet." Ses tonu gülmeme sebep oldu. "Ne kadar?" Önce yüzüme baktı ve sırıtıp arkasında dönüp bizim dışında her yere bakan kadını umursamadan dudaklarımı öptü. Öpücüğüne karşılık verip boynunda bulunan ellerimi saçlarına koydum. Uzunca bir öpücükten ayrılıp elimi tuttuğunda gülmeye devam ettim. "Beni artık nereye götürdüğünü söyleyebilir misin?"

"Seni kaçırıyorum." Eve girdiğimizde Zayn elimi bıraktı ve bir yere doğru koşmaya başladı. Gördüğüm eşyalara bakılırsa bu mutfaktı. "Hadi! Üzerini giyin." Ona uymayı tercih ederek merdivenleri çıkmaya başladım. Benden önce gelen eşyalarımın bulunduğu odaya sora sora girdim ve pembe renkli bavulu alıp yatağa attım.

Fermuarı açıp içine göz attım. Çeşitli mayolar, bikiniler, pareolar ve plaj  elbiseleri gibi şeyler vardı. Gerçekten bunu planlamış olmalılardı. Bir kez daha arkamdan vurulmuş sahte ihanetle gözlerimi kısıp güldüm. Kırmızı bir bikini seçip giyindim ve renkli pareoyu ekleyip şapkayla gözlüğümü alarak aşağıya koştum.

Zayn o sırada sadece altını değiştirmiş, elinde piknik sepeti ile bana doğru geldi. "Bayan Depp bana bu piknikte eşlik eder misiniz?" Hafiften eğildiğimde gülüp gitmeye başladı. Arkasından takip ettim. "Seni seviyorum!" Arkasından bağırarak söyledim bunu.

Bedenini bana çevirip geri geri yürümeye başladı. "Bana bilmediğim bir şey söyle!" Taş alıp atma isteğimi bastırarak gözlerimi kıstım. "Seni seviyorum." Dedi. O kadar uysal ve duygusal bir sesle söylemişti ki. Benim için yazdığı şarkıyı seslendirmesini hayal etmiştim bir an.

Yanına gidip koluna girdim. Birlikte kumsala gittik. Güzel, taş olmayan kumlar bulduğumuzda gün boyu durağımız belli olmuştu. Zayn'e yardım etmek için sermeye çalıştığı örtünün uçlarından tutup işini kolaylaştırdım. Sepeti kenara koyduk. Terliklerimi çıkartıp çoktan oturmuş Zayn'nin bacağına yattım.

Saçımı okşarken bir yandan sepetin içine göz gezdiriyordu. Çıkarttığı şarapla gözlerim büyüdü. "Chateau Latife?" Fransız aksanıyla söylemeye çalışım ama araya kaçan lehçem buna engel oldu. Kafasını hafiften eğdiğinde ben de kalktım. Kısaca öperek tirbuşonla açmaya girişti.

"Hanımefendinin sevdiği gibi." Şarabı kadehlere koyduğunda streçlenmiş meyveleri yatarak açmaya çalıştım. "Bana bırak." Yapabilirdim. "Yapabilirim!" Derken çoktan açmıştı bile. "Bu tatil sana teşekkürüm unuttun mu? O yüzden bana bırak hanımefendi." Şarap kadehini uzatınca rahat bir konum alıp dudaklarıma götürüp küçük bir yudum aldım. O sırada gördüğüm şeyle şaşırmıştım açıkçası.

"Tatillerde kitap okumayı sevdiğini biliyorum. Ben de uzun zamandır okuyamıyorum." Son okuduğum kitabı alıp bana uzattı. "Bunu kaybettiğimi sanıyordum!" Ona baktığımda dişlerini gösterip sevimli bir gülüş verdi. Kırmak istemedim. "Tamam." Kitabı aldım ve kaldığım sayfayı açtım. "Sen de okuyacaksın ama."

"E yani." Önüme döndüm. Dakikalarca bir meyve yedik bir şarap içtik ve kitap okuduk. Uzun zaman sonra böyle hiçbir şey yapmayıp beni dinlendiren aktivite yapmamıştım. Gerçekten ne kadar iyi geldiğini unutmuştum. Bunu bana hatırlatması ona karşı olan bağımı daha da yükseltiyordu.

Ağzıma üzüm verdiğinde dikkatim son 30 dakika içinde ilk defa dağıldı. "Ne okuyorsun?" O farkında olmadan bana üzüm vermiş olmalıydı ki soru sorunca irkildi. "Üzgünüm. Seni korkuttum mu?" Başını olumsuz yönde salladı. "Hayır fazla dalmışım. Notra Dame'in kamburu. Okudun mu?"

"Evet! En sevdiğim kitaplardan biri." Dikkatim dağılmıştı, okumaya sonra devam edebilirdim ama onunla geçirdiğim vakti bir daha yakalamam zordu. O yüzden ayracımı alıp kitabımın arasına koydum. Bacağından kalktım ve bağdaş kurdum. "Ama ilk favorim değil."

Yüz ifademi görünce benim yaptığım gibi ayracı kitabın arasına yerleştirdi. "Favorini duymak isterim." Elimi tuttuğunda destek alıp bacaklarına oturdum. "İsmi Zayn. Oldukça yakışıklı, kibar ve nazik. Okumak istediğim türden. Kitap gibi biri. Okusan sonrasını merak ediyorsun ama öğrenmediğin onlarca şey olduğunu biliyorsun."

"Abartıyorsun beni." Boynunu öptüm. "Abarttığım birini böyle öpmem." Gözlerimi gözlerine çıkarttım. "Abarttığım birine böyle bakmam. Ve sen de artık kendini küçümsemeyi bırak. Bunu yapmanı sevmiyorum. Çünkü haketmiyorsun." Böyle dediğim zaman bırakacağını düşünmüyordum ama söylemem gerek gibi hissetmiştim.

"Bu o kadar kolay değil Rowena." Yüzü düştü ama beni sarıp sarmalamaya devam etti. "Kendini uzun zaman boyunca bir şeyden kısıtlayınca gerçekten hakkın olsa bile bunun olduğunu düşünmüyorsun." Bu yorucuydu ve onu anlamak benim ayrıcalığımdı.

"Seni anlıyorum. Tek söyleyebileceğim bu çünkü tramvalarına sahibim." Dudakları bu sefer benim boynumda dolaştı. Bu sırada kedi gibi mırıltılı bir sesle konuştu. "Merak ediyorum. Dünyaca sevilen ve aynı zamanda nefret edeni çok olan birinin çocuğu olmak nasıl bir şey?"

"Bunu bilmiyorum. Çünkü babamın çocuğu olduğumu hiçbir zaman hissetmedim. Neyse bu konuyu konuşmayı sevmiyorum. Sen! Beni güzel bir adaya getirdin ve gezdirmeyecek misin?"

"Planımı açık ettin." Alt dudağını kıstırıp üzerinde ben varken ayağa kalktı ve beni yere bıraktı. "Ne ki planın?" Elimden tutup götürürken yumuşak bir sesle anlattı. "Önce seni ada yerlileri ile tanıştıracağım sonra pazara götüreceğim. Oradan dondurma yiyeceğiz. Küçük çocuklar gibi gezelim. Seninle çok şey yapmak istiyorum!" Dediği gibi heyecanlı bir çocuk olmuştu.

"İnan bana ben de bunu istiyorum." Birlikte eve doğru girdik. "Hadi yapalım." Elini hiç bırakmadım. Yukarı çıkarken yanında gittim. Odama girdiğimde üzerime plaj elbisesi giydim ve kollarımla boynuma body mist sıktım. Kokusunu nasıl tarif etmem gerektiğini bilmiyordum ama ekşi bir narenciye ile yaseminin yumuşak karışımı gibiydi.

"Gelebilir miyim?" Saçlarımı kabarttım. Yüzüklerimi takarken bileklik alıp kendisine seslendim. "Evet." Kapıyı açtı. Beni gördüğü an gülümsedi. "Çok güzelsin." Bilekliğimi uzattım. "Teşekkür ederim. Takar mısın?" Üç adımlık mesafeyi kapatıp uzattığım bilekliğimi alıp takmaya başladı.

"Sana buranın, yani adanın tam hikayesini anlatayım mı?" Bilekliği taktığında aşağıya ilerledik. "Merak ediyorum bahsetsene." Gerçekten internette biraz karıştırmıştım ama onun görüşünden dinlemek ayrı bir keyifli olurdu. "Mitolojiye göre İkarius hep sınırları zorlamayı seven biriymiş. Keşifler ve icatlar, belki onun sıradanlıktan kaçmasının ya da sadece hayatını değiştirmeye çalışmasının bir yoluymuş."

Arabaya geldiğimizde hemen anlatması için koltuğa hızla bindim ve kendisini dinlemeye devam ettim. "İkarius'un hikayesi aslında insanların gücünün sınarsız olduğunu ve bunu yanlış kullanmamız gerektiğini anlatmak için türemiş diyenler var. İşte İkarius bir gün bir icat buluyor icat sonucunda kanatları çıkıyor ve bulutlara hatta güneşe kadar uçuyor. Güneş kanatlarını eritiyor o da bu adaya düşüyor."

"Yani diyorsun ki bazen başarıya o kadar çok kapılıyoruz ki, daha fazlasını istiyoruz ve bu açgözlülük kötü şeylere sebep oluyor. Sanırım ana fikri bu." Başını salladı. "Evet. Güzel değil mi?" Kesinlikle öyleydi. "Böyle ilk çağda her şeyi mitolojik şeylerle açıklıyorlarmış ya, bunu o zamanlara göre öyle güzel yapıyorlar ki hayran kalıyorum. Hoşuma gidiyor."

"Ben de çocukken araştırmaya bayılıyordum. Şu an pek vaktim olmuyor." Başımı salladım. Elini o sırada bacağıma koydu ve parmaklarıyla bulunduğu yeri okşamaya başladı. Çok geçmeden arabayı durdurdu. İnip yanına gittim.

Beni görenlerden bazıları gözlerini kısıp tanımaya çalışırken, bazıları tam istediğim gibi beni umursamıyorlardı. Şu an o umursamazlığa ihtiyacım vardı. Sevgilimle pazarda gezmek, önemli olan bir anımdı ve zehir olmasını istemiyordum. "Bu kolyelere baksana."

Mavilerden bir tane alıp yüzüme tuttum. "Gözlerini öne çıkartıyor. Bunu sevdim." Kırmızı olanı alıp koluma tuttum. "Bunun rengine bayıldım." Mavi ve kırmızıyı alıp satıcıya üç euro uzattım. Sanırım turist olarak bulunduğumdan bana tuzlu bir fiyata satıyordu ama bunu umursamıyordum.

"Şuradaki yemişlerden almak istiyorum." Koşarak oraya ilerledim ve istediklerimden bir kutu yaptırdım. Parasını ödeyip seke seke Zayn'nin yanına ilerledim. Onunla ilerlemeye devam ettim. Yeni bikiniler aldım, arada birbirimize bakıp kahkaha attık.
"Şurada sahaf gibi bir şey var. CD almak istiyorum!"

Koşarak oraya ilerledim. Arkamdan geldiğini bildiğimden ona bakmadım  ve içeriye girdim. Kasetçalar görmüştüm, elime aldım parmaklarımı tozlu yüzeyinde gezdirdim. "Beğendim. Güzel değil mi?" Sahaf sonunda her yerimiz dolmuştu ama o son Speak Now albümünü almasaydım rahat edemeyecektim. İlk basımlardan biriydi sonuçta. İleride değerleneceğine emindim.

"Çok güzel şeyler aldık. Aşkım! Delireceğim müthiş şeyler aldık." Aldığım şeylerin güzelliği ile olduğum yerde oynamaya başladım. "Rowena, Rowena ve Rowena. Sana bayılıyorum!" Dudaklarımı büküp pahalı bir antikacıya daha yürüdüm. "Ah çok yoruldum. Daha ne alacaksın ki?"

"Bilmem. Belki haberi çıkacak bir kolye?" Arkamı dönüp iğrenir bir şekilde dilimi çıkarttığımda Zayn, genzinden gelen bir gülüşle yaptığım espriyi anladı. Antikacıya girdiğimde bizi karşılayan mükemmel görünümlü bir kadın vardı. Muhtemelen altmışlı yaşlarında olmalıydı ama bakanın bir daha bakmak isteyeceği güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti.

"Ah merhabalar efendim." Kadın dudaklarına parlatıcı sürerken beni görüp gülümsedi. Aynı zamanda şaşkın görünüyordu. "Buralara sizin yaşınızda kimse gelemez. Şaşkınlığımı marur görün lütfen." Gözlerimi kıstım. Beni tanımamış mıydı? İtiraf etmeliydim, biraz gururum incinmişti. Öyle güzel bir kadının beni tanımasını isterdim sonuçta.

"Efendim pek bakmak için geldiğimiz söylenemez. Sadece sizden biri hakkında fikirlerinizi bellirttiğiniz röportaj almak istiyoruz." Kısa bir an arkamı döndüğümde Zayn anlayıp telefon kamerasını çıkartmıştı bile. "Bu deneme çekimi. Kanalımız titizlikte bir numara olduğundan önce deneme çekimi olacak."

"Evet. Anladım, gelin bakalım." Zayn hala anlamamıştı. Bunu nasıl yapacaktım bilmiyordum ama denemeye çalıştım. "Bize 5 tane Rowena Maisie Depp filmi sayabilir misiniz?" Kadın bana donuk bakışlarla bakınca kahkaha atmak istedim. "Kim?"

"Rowena, Rowena Depp?" Kadın hala anlamamış gibiydi. "Johnny Depp ile ne bağlantısı var? Zamanında filmlerini bayılarak izlediğim bir oğlandı. İsterseniz onun filmlerini sayabilirim." Biraz kırılmıştım. 19 yaşında bir kıza göre normaldi. "Ah tabi o daha komik. Daha iyi."

Kadın beni onayladıkça nedense gülesim geldi. "Daha başarılı. Yani kim o sürtük?" Bu sonuncusu kendimi aşağılamak için söylememiştim. Tamamen yaptığım bir oyunun parçasıydı. "Şey bu arada ben Rowena Maisie Depp." Kadın başka yere bakıp utanınca kıkırdadım.

"Seni gücendirdim mi?" Kadının sorduğu soruyla yüksek sesle güldüm. "Elbette hayır. Daha 19 yaşındayım, tanımamanız doğal. Ah! Size yaşlı demek istemiyorum, pardon! Bunu düşünmedim. Sanırım susmalıyım." Kadın güldü ve birden uzaklaştı. Sabahtan beri olayı seyreden Zayn'e dönüp şaşkın bir şekilde baktım. O da anlamış değildi.

Geri geldiğinde elinde siyah bir kutu vardı. Kutuyu açtığında zümrütlerle bezeli, harika yeşillikleri etrafa saçan bir taçtı. "Sana yakışacağını düşündüm. Eski bir kraliyet ailesinin zergerganına ait bir taçtır bu arada. Almak ister misiniz?"

"Kesinlikle!" Bunu almak için ölüyordum. "Tamam." Fiyatı söylediği an ödemesini yapabileceğimi söyledim ve tacı ellerim arasına aldım. Başıma taktığım an kendimi müthiş hissettim. Sanki ben bunun için doğmuş gibiydim. Kraliçe miydim bilmiyorum ama bu en güzel şeydi. "Bunu söylemekten vazgeçmeyeceğim. Çok güzelsin..."

Tacımı dikkatle taşırken, elimi çenemin altına koydum. Ödemeyi kredi kartımla hallettikten sonra kadına sarıldım. "Bu tacı zamane sultanlarına yaraşır bir şekilde taşıyorsun. Çok yakıştı." Ona gülümsedim ve Zayn'nin yanına gidip tacı özenle çıkartıp siyah kadife kutuya koydum. "Acıktım!"

"Hmm seçenekleri düşünelim o halde. Balık başka bir şey daha var." Parmağını şıklatıp gözlerini kıstı. "Balık!" Tabi ada şehri olan bir yerde daha fazlasını beklemek saflık olurdu. "Yanında ravioli yiyelim mi? Canım çekti."

"Olurr." Sokaklarda kol kola yürürken, venedik tacirlerin katkısı olduğunu düşündüğüm kayıklara baktım. Çok güzel görünüyorlardı. Telefonumu çıkartıp fotoğrafını çektim. Tek fotoğrafını çektiğim şey o değildi. Zayn'nin yanına gidip elimi çenesine koydum ve dudaklarımı yanağına bastırıp fotoğraf çektim.

Hemen fotoğrafa baktığımda güldüm. Zayn'nin tek gözünü kısarak bakışı çok hoştu. "Bunu hesabımda paylaşacağım."  Şaşırdı. "Orada hiç gönderi paylaşmamıştın." Evet yapmamıştım. "Ama bu yapmayacağım anlamına gelmiyor." Belki bu sayede o da benden uzaklaşırdı.

"Hadi bakalım."

°°°

Merhabalar efendim! Nasılsınız?

Speak Now albümü şerefine bir bölüm oldu. Albümün güncel versiyonunu nasıl buldunuz? Konuşmak isterim.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro