
𝐁𝐋𝐀𝐂𝐊 𝐈̇𝐂𝐄
YEAR: May, 2012
PLACE: New York, Staten Island-
İnsan umut etmeye nerede başlar? Doğduğu anda mı, yoksa ölümün ince çizgileri arasında ölümsüz olmayı mı? Bence hayatı, hiç olmadığı kadar düzene girdiğinde ve tüm bu olanların gerçek olmasını istediğinde. Ben ise sadece bunlardan biriydim.
Hayatım, istemediğim kadar iyiydi. Beni riske atacak iki büyük rolde yer alıyor, yinede korkmadan yürüyebiliyordum. Uyumsuz, gittikçe ünlenen ve nirvanalarını yaşayan dönemlerindeydi. Sosyal medya alemi, bunun var olduğunu paylaşılan onca gönderiyle anlatıyordu. Kanıta gerek yoktu.
Korkuyordum. İnsanlar heyecanla bir kitap okurken, kafalarında bir Beatrice yaratırken filmde olan ben ya onlar tarafından sevilmezse? Böyle bir ihtimal vardı sonuçta. Kimse mükemmel değildi. Ben zaten hiç değildim. Başımı kuma gömüp deve kuşu olmak gibi bir şansım olsa, düşünmeden kullanırdım.
Çekimler yakın zamanda başlıyordu ve panik yapmadan geçen bir saniyem bile yoktu. Yaşım ötürü Marvel kostümümün dikilmesi uzun sürecekti. Marvel konusunda bir problemim yoktu ama Uyumsuz için oldukça kostüm değiştirmem gerekiyordu. Bu biraz beni yoracak gibiydi ama böyle bir rolde yer almak hep gurur duyduğum bir şey olacaktı. O yüzden önüme hangi zorluk çıkarsa çıksın göğüsleyecek gibi hissediyordum.
Şimdi ise kahverengi saçlarımın nasıl eski rengini aldığını izliyordum. Aynı sarılık, aynı renk ve aynı ben. Gerekli olan buydu. Neredeyse 6 aya yakındır kahverengiydim ve eski rengimi özlemiştim. "Sonunda kendim gibi hissediyorum. Tanrım! Güzelmiş."
"Sen sarışın olmak için doğmuşsun Rowena." Kuaförümün yaptığı yoruma karşılık gülümsedim. "Bende öyle düşünüyorum." Buklelerim özenle önüme koyulduğunda tebessüm ettim. Son buklem de maşadan geçince oturduğum yerden kalkıp belimi kütlettim.
Ricci'de benimle birlikte ayağa kalktığında, yanına yürüdüm. Ellerini saç diplerime koyup ufak ufak ovduğunda gözlerimi kaydırıp sahte bir aşırı rahatlama hali verdim. Video çekildiğini ve kuaföre güzel reklam olacağını bildiğimden, yorumsuz kalıp işlerini bitirdiklerinde kahkaha attım. Stajyer olduğunu tahmin ettiğim genç bir kızın elinden çantamı aldım.
Saçlarımı bana yapmamalarını söylemelerine rağmen öbür tarafa aldım. Sırıtıp dışarıya doğru ilerledim. Aikidodan kuaföre geldiğim için spor kıyafetlerimle magazincilere bakıp arabama bindim. Aslında doğum günümdeki rezillikten sonra onlara karşı belki daha tavırlı olmalıydım ama çokta umursadığım söylenemezdi.
Bulunduğum dünya karanlıktı ve ben bu dünyada parlayan yeni bir ışık, belki de avdım. Diğerleri ise avını yakalamayı ümit eden avcılar dışında bir şey değildi. Çantamdan not defterimi çıkartıp kucağıma bıraktım. Kenardaki imza kalemimi de alıp programıma baktım.
Bugün Uyumsuz filminin açılış seti vardı ve benim de orada olmam gerekiyordu. Başka bir işim baktığım kadarıyla yoktu. Gaza basıp telefonumdan adrese baktım. Aynı zamanda oyunculara bakıyordum. Zoë Kravitz'in vardı! Zoë benim küçüklük arkadaşımdı. Theo James ile Karanlıklar ülkesi serisinin mini galasında tanışmıştık.
Bu yaklaşık 20 gün öncesine tekamül ediyordu. Oldukça hoş biriydi. Herhangi kaba tavrını görmemiştim. Ve kendisiyle biraz daha sohbet edebilme şansını elde ettiğim için mutluydum. İnsan tanımak için can atan tarafımın olmasına bayılıyordum. Ne kadar çok insanı tanırsam, dünyamın öyle şekilleneceğini küçüklüğümden beri bilerek büyümüştüm.
Babamın söylediğine göre, zaten onu bunca üne götüren şeyde tanıyabildiği tanışabildiği herkesle bağlantı kurmasıydı. Babam gerçekten zeki bir adamdı, yeri geldiği zaman manipülatif tarafı vardı ama bu sadece onun zekasının ne kadar keskin ve tehlikeli olduğunu gösteriyordu.
Annemin aynanın karşısında saçlarımı tarama sahnesinin bitiminde, çalan alkışlar eşliğinde ellerimi çeneme yerleştirip belimi eğerek selam verdim ve olduğum yerde dik durdum. Seri hakkında çoğu şeyi biliyordum, bilmediklerim elbette vardı ama öğrenmeyeceğim anlamına gelmiyordu.
Zoë geldiğinde ayaklarımı hızlı bir tempoyla yere vurup kendisine sarıldım. "Çok iyiydin!" Geri çekildim. "Rowena cidden iyisin." Elimi yavaşça büküp reverans yaptım. Buna sırıtırken, Theo onun arkasından gelmişti. Benden yaklaşık 8 yaş büyük olmasına rağmen herhangi bir sorun olmamıştı.
Onunla seriye göre çekeceğimiz seks sahnemiz vardı ve bunu nasıl yapmamız gerektiği konusunda kendisine danışmak için yerimde kıvranmadan kendisinin bana gelmesi iyiydi. En başından bunu konuşmamız beni biraz olsun rahatlatıyordu. Gergin hallerimi yenebiliyordum. Yani sanırım. Theo'ya bunun için bir kez daha sarıldım. Eli ince belime giderken küçük bir kıkırdama ile geri çekildim.
"İyiydin Rowena."
"Teşekkür ederim. Seninde aynı şekilde olacağından eminim. Karanlıklar ülkesindeki performansın etkileyiciydi." Başını eğip tekrardan bana baktı. "Teşekkür ederim ama beni abartıyorsun." Gayet iyi bir havası vardı. Çoğu rolünde dışarıya sunulan havayı çok güzel yapıyordu. "Gerçekten iyisin." Ortam garip bir havaya bürünmeden önce Zoë'nun gelmesi gerçekten kurtarıcım diyebileceğim bir durumdu.
"Arkadaşlar hey! Ben de buradayım. Ve diyorum ki birbirinizi övmeniz bittiyse yemeğe gidebilir miyiz?" Başımı salladım. "Seni bile yiyebilirim. Geliyor musun James?" Onay aldığımda önüme dönüp kolumu Zoë'nun ince beline sardım. "Röportajını izledim. Çok tatlısın."
Evet, en sevdiğim oyuncular sorulduğunda Zoë'nun ismini vermemden söz ediyor olmalıydı. Şarkıcı dense koşa koşa Selena derdim ama oyuncu olarak Zoë'nun performansını çok beğeniyordum. X-Men'deki oynadığı karakter güzeldi ama daha iyi bir sonu olmasını isterdim. Boşu boşuna harcadıklarını düşünüyordum.
"James ha? Sevdim bunu." Theo gülümsedi. Kaşlarımı çatıp sessiz kaldım. Birlikte pasta kesilen yere geçtik. Zoë ve ben en büyük dilimi alırken, Theo küçük olan ile idare etmişti. Şampanya içmek yerine kola almak ile yetindim. Alkolü o günkü kusma faciamdan sonra tercih etmiyordum. Sanki içki içersem yeniden kusacakmışım gibi hissediyordum. Bu olsun istemiyordum. O yüzden biraz uzak durmanın faydası vardı.
Uygunsuz kaçar mıydı bilmiyorum ama o gün kusmamda yardımcı olan adama bir hediye göndermek istiyordum. Uzun zamandır aklımdaydı. Wikipedia'dan edindiğim bilgilere göre ise 5 Mayısta doğum günü vardı. Erken doğum günü hediyesi verebilirdim. Bilmiyordum. Daha tam olarak karar vermiş sayılmazdım. Sonuçta uygunsuz kaçabilirdi, hatırladığım kadarıyla ona kaba laflar etmiştim ve içinde bulunduğum sektör bunu alıp çok farklı yerlere taşıyabilirdi.
"Daldın. Hey!" Bana seslenen Theo'ya karşılık başımı yerden kaldırıp kendisine döndüm. "Aklımda bir mesele var ama yapıp yapmamak konusunda bir türlü emin olamıyorum." Theo elini benim gibi tırabzanlara yerleştirip belini gererek bana baktı. "Anlatman için zorlayamam seni ama bence carpe diem olayına git. O ne diye-"
"Ölü ozanlar derneğini izledin mi? Ya da okudun mu?" Kendini tutamadan sorunca gülümsedi. "Sever misin? Belli ki bu tepkiden sonra seviyorsun." Pastamı sabit tutup olduğum yerde zıpladım. "Deli misin? Favori filmimdir. Herhalde ömrümün sonuna kadar da öyle kalacak." Ölü ozanlar derneğini izleyen birini bulduğum için mutluluktan ağlayacak gibi olmuştum. "Favori karakterin kim?"
"Belki klasik olacak ama Neil." Çığlık atasım gelmişti. "Benimde!" Kolamdan bir yudum aldım. "Bu kadar mutlu olacağını bilseydim daha önce söylerdim." Bence böyle daha iyiydi. "Boşversene hem böyle daha güzel oldu." Pastamı hızlı bir şekilde yerken, Theo ile sohbet ediyordum. Bu da daha çok ortak noktamız olduğunu anlamamı sağlıyordu. "Kitap okumayı seversin yani?"
"Yalan söyleyemem. Çok çok sevmediğim bir kitap olmazsa vakit ayırmam ama sevdiğim bir kitap olursa, elimden bırakmadan günler boyu okuyabilirim." Dilimi dudaklarım üzerinde gezdirdim. "Güzelmiş. Ben de senin tam tersinim sanırım bu konuda. Elime ne geçerse okur, beğenmesem bile bitirmeden başından ayrılmam. Kitapları bitirmeyince hoşuma gitmiyor. Sanki bitiremediğim zaman rüyama girip beni yiyecekmiş gibi geliyor."
Yaptığım espriyle kahkaha attı. Burnunu kaşıyıp kahkahaları ardından benimle konuştu. "Tabi bu da farklı bakış açısı sonuçta." Aldığım elektrikle onunla iyi anlaşacağımı düşünüyordum. Tırabzanlara kalçamı verip gözlerimi gözlerine çıkarttım. "Seninle pek konuşma fırsatımız olmadı ama biliyorsun, seks sahnemiz var ve bu bizim açımızdan problem olmasa bile mutlaka bir kesim için olacaktır."
"Nasıl yani?" Nasıl anlatsam, ne desem bilmiyordum. Bu konuya girdiğim için şimdiden pişman olmuştum. "Üzgünüm buna kırılır mısın bilmiyorum ama aramızdaki yaş farkından ötürü kırıcı iftiralar alabilirsin. Bundan bahsediyorum. Problem edip etmeyeceğini merak ediyorum."
"Aslında pek umursadığım söylenemez. Benim için bu sadece bir iş. Yapmam gerekiyorsa yaparım. Hakkımda kimin ne söylediği de umrumda olmaz. Peki sen? Benim açımdan söylüyorsun ama senin için aynı şeyler söylenebilir." Sustu ve lafını yarıda kesti. Kendi içimde bunu devam ettirdim. 'Baba sorunları olan, kendinden büyük erkeklerden hoşlanan ve toplumdan farklı bir kesimmiş gibi ötekileştirilen o kişi olabilirsin' olacaktı.
"Alışkınım. Unuttun mu? Soyadım genelde benden önce giden şeydir. Belki rolü bile o yüzden aldım." Theo beni reddeden bir ifadeyle sözlerimi bitirmemi bekledi. "Aslında pek sayılmaz. Veronica ile bu konu hakkında konuştuğumuzda, onun gözlerinde senin ile ilgili o ışığı gördüğümü söyleyebilirim. Seni sevmiş gibiydi ve senin bunun altından kalkabileceğine inanıyordu."
Başını benim boyumda eğdi. Eliyle ağzını örtüp fısıldayan bir tonla konuştu. "Genelde kimseyi sevmez." Gülerek kolamdan büyük bir yudum aldım. "Umuyorum öyle olmuştur. Aslında tanışmamızda benim yerimde kim olsa öyle yapardı. Ben sadece yardım ettim."
"Öyle diyorsan." Yaslandığım yerden kalktım ve Theo'ya döndüm. "Yürüyelim mi?" Onay aldığımda önüme dönüp tabağımı merdivenlere bırakıp elimi çırparak belimin arkasına aldım. "Bu yürüyüşte bir anlam aramalı mıyım?" Gözlerimi kısıp dudaklarımı büzdüm. "Sayılmaz. Sadece nasıl biri olduğunu çözmeye çalışıyordum. Açıkçası gözlem yapıyordum da denilebilir."
"Pekiii." Sessizce setin içinde volta attık. "Eee neler gözlemledin benim hakkımda?" Baş parmağımı dudağıma koydum. "Pek bir şey elde edemedim ama sessiz bir tipsin. Büyük ihtimalle hırslı biri olmadığın için diğerlerine nazaran daha yüksek mertebelere geldin."
"Doğru aslında. Diğerleri gibi çok büyük hırslarım olmadı. Olmalı mıydı diye sorguluyorum bazen." Bence gerek yoktu. "Hırs güzel şey. Bazen gerekli olduğunu düşünüyorum ama bunu takıntı haline getirmek çok büyük bir risk. O da pek sağlıklı değil." Garipti. Neden böyle bir enerji almıştım bilmiyorum ama garip bir enerjisi vardı.
"Aslında sana katılmıyorum. Neden olduğuna gelecek olursam, bence başarıya giden yolda takıntı önemli. Çünkü takıntı ettiğin şeye dönüşüyorsun hep. Bunu bir yerde de okumuştum." Düşününce mantıklı gelmediğini söyleyemezdim. Belli ki fikri geniş biriydi. "Haklı olduğunu söylemeliyim."
"Bana katıldığına sevindim. Genelde bunu söylediğimde insanlar deli olduğumu düşünür." Kıkırdayarak elimi koluna koydum ve geri çekildim. "Yani yeni tanıştığın kişiye bunu söylemen garip..." Kaşlarını kaldırınca daha yüksek sesle güldüm. "Şaka yaptım. Sence ilk konuştuğun birine gözlem yaptığını söylemen normal mi? Seni yargılamıyorum."
Sessiz kaldıktan sonra konuşmayı devam ettirdim. Ortak noktalarımız biraz zorlama olarak bulunuyordu ama var gibiydi sanki. Bilmiyordum. Sadece konuşmaya bakacaktım. "Eee peki başka? Hakkında gözlem yaptığımı söylemiştim, o yüzden bana biraz özelliklerinden bahsetsen fena olmaz."
"Herhangi bir özelliğim yok aslında. Sadece oyunculuğumla öne çıkıyorum da denilebilir." Ne demem gerektiğini bilemedim. Theo oldukça düz birine benziyordu. Daha tanıdıkça karar verebilirdim. "Hava soğuk sanırım içeriye girelim mi?" Teklifiyle onay verip yönümü çevirerek içeriye doğru adımladım.
Zoë bana kalmam, kendisiyle bir şeyler içmem için ısrar etse bile işim olduğunu söyleyerek oradan ayrılmıştım. Theo da gelince kendisine döndüm. "Araban yoksa bırakabilirim." Dudaklarını büzdü. "İşin varsa mani olmak istemem." Aslında oynayacağım, daha doğrusu kıçını tekmeleyeceğim Zayn ile olan ufak bir futboll durumum vardı. "Öncesinde bir yere uğrayacağım aslında. Vaktin varsa gel."
"Geleyim o halde." Başımı sallayıp otoparka doğru yürüdüm. Yanımdan yürürken, sessiz adımları ve derin nefes alıp bir şeyler düşünmesini merak etsem bile soracak kadar çok tanımıyordum onu. "Gel." Arabama geldiğimizde çantamdan zorlukla anahtarı bulup kapıyı açarak kendimi sürücü koltuğuna attım.
Yanıma oturup kapıyı kapatırken, emniyet kemerimi taktım ve gülümsemeye çalıştım. "Araba sürmeyi bildiğini bilmiyordum." Tek gözümü kısıp gaz pedalına basarken kısa bir an kendisine döndüm. "Dostum! 16 yaşında gibi duran bir halim mi var?" Dudaklarını ezerek cevap verdi. "Biraz."
"Kırıcısın Theo. Beni anladığını düşünmüştüm." Kıkırdayarak camı açmaya çalıştığında düğmeye basıp kilidi açtım. "Beni yanlış anlama. Böyle demek istemedim. Sadece diğerlerinin bitkin hallerinden uzak, daha eğlencelisin." Şaka yapmak için omzuna dokunup çok geçmeden geri çektim. "Hadi ama! Sohbetimiz bitsin diye dakikalar saydığını kendi gözlerimle görebiliyordum."
"Hayır. Ben galiba bugün kendimi hiç anlatamıyorum, susmalıyım sanırım." Onu utandırmak eğlenceliydi. O yüzden kesinlikle bir kez daha yapacaktım. "Şaka yapıyorum. Cidden şaka. Rahatsız oluyorsan söyle lütfen." Theo konusunda fazla rahat gibi bir hava vermek istemiyordum, çünkü stresten bayılacak gibiydim. Neredeyse en önemli işlerimden biri olacak bir projede, partnerime saygılı olmak istiyordum ve bunu başarısızca bitirmekten korkuyordum.
"Hayır rahatsız olmadım. Bak açık konuşayım, garip kızsın. Ama kötü olduğunu söyleyemem. Garipliğinden rahatsız olduğumu da dile getiremem çünkü ben normal biri değilim." Kahkaha attım. Hâlâ gergindim. Konuşması bir şeyleri değiştirmemişti yani. "Gergin olmana gerek yok Rowena."
"Kolay değil Theo. Sonuçta uyumsuz projesi belki benim en büyük işlerimden biri olacak. Sen ise bu projedeki partnerimsin. Gergin olmam sence de doğal değil mi?" Ne tepki verse, elinde kalır gibi hissetiğinden şüphesiz emindim. "Bilmiyorum sanırım gerginlik zamanla dağılacak gibi. Bu arada ben ilerideki ana yolun oradaki ilk kafede ineceğim."
"Peki." İtiraz etmeden ana yola geldiğimde arabayı durdurdum ve kemerini açan Theo'ya döndüm. Ne kadar yapabildiğimden şüphelerim olan rahat gülümsememden vererek kendisine veda ettim. "Kendine iyi bak. Görüşmek üzere Theo." Kapıyı kapatıp aynı gülüşü verdi. Arabanın gazını soğutmadan aralıksız çalıştırıp uzaklaşasıya kadar garip bir hissin vücudumda dolaştığını hissetim.
Sanki soğuk olmayan bir ortamda sadece ürperen kişi benmişim gibi iç gıdıklayıcı bir histi bu. Hemen geçmesini beklemiyordum ama maç yapacak olmam beni keyiflendiriyordu. İyi ki açılış seti için yoldayken Zayn tarafından müsait olduğu için mesaj almıştım. Günün Gergin havasını dağıtacaktı.
Bu heyecanımla birlikte yolladığı konuma tıkladım ve telefonu torpido gözüne koyup tarife göre sokaklarda dönmeye başladım. Yaklaşık 1 saat sonra tamamen Zayn'in evine varmıştım. Konumun bulunduğu uygulamayı kapatıp gülümseyerek Zayn'i aradım. Beklemeden açmıştı.
"Merhaba ben geldim." Koşma sesi duydum. "Geliyorum beni bekle." Dudaklarımın içini dişlerimle kıstırıp güldüm. "Peki." Telefonu kapattığımda kapı açılmıştı. İçeriye girdiğimde talimatlarıyla arabayı park ettim ve en son direksiyonu düzelterek frene basıp tamamen durdurdum. Kapım ben açmadan açılınca tebessüm edip arabadan indim. "Hoşgeldin."
"Hoşbuldum." Eliyle içeriyi işaret etti. "Gelsene." Heyecanla başımı salladım. Aralık olan kapıyı açıp geçmem için kenara çekildi. "Gel lütfen. Bahçede mi oturmak istersin içeride mi? Sana içecek bir şeyler ikram edeyim." Olabilirdi. Oldukça susamıştım. "Bahçeye çıkalım hava çok güzel. Bu arada zahmet olmazsa su alabilirim."
"Suyunuz geliyor hanımefendi. Siz buyurun lütfen." Hafiften eğildiğimde ikimizde gülmüştük. O mutfağa giderken ben bahçeye geçtim ve verandada bulunan salıncak koltuğuna kendimi attım ve temiz havayı doyasıya içime çektim. Gerilen uvuzlarıma değen güneşle birlikte bu biraz düzelirken, gelen gölgeyle kapattığım gözlerimi aralayıp Zayn'in elinden suyumu aldım.
"Nasılsın? Yani defilede pek iyi görünmüyordun." Suyu masaya bırakarak ellerimi karnıma çektim. "İyiyim. Aslında biraz yorgundum o gün. Kafam doluydu da. Ne bileyim iki ağır rolüm var. Ne yapsam bilmiyorum. Kafamı kaldıramadan çalışacak gibiyim." Zayn çenesini kaşıyıp düşünürken, mırıltılarının arasından bana cevap verdi.
"Bankada milyonlarım var ama harcayacak zamanım yok diyorsun yani." Onayladım. "Milyonlarımı kullanamıyorum bile. Ama böylesi daha iyi. Tek kalmayı sevmiyorum. Kafamı oyalamam gerekiyor, işim ise bunun için ideal."
"Yalnız kalmayı sevmiyorsun yani." Bu doğruydu. Hiçbir zaman sevememiştim. Yalnız kalmayı hangi çok düşünür severdi ki? "Evet, hoşlandığım bir şey değil. Sesler iyi." Buruk bir tebessüm ettiğinde suratına bunun için yumruk atmak istesem de kendimi durdurup gülümsemeyle yetindim. "Peki işinden bahset bana, neler yapacaksın?"
"6 ay sonra Marvel çekimleri başlıyor. Ağır bir proje ve ondan 2 ay önce ise uyumsuz çekimleri tamamen hayata geçirilip basına sunuluyor. Genel olarak böyle. Bunların haricinde yeni şarkılarım da var. Çocukluk defterlerim kabarık." Aynı anda tebessüm ettik. "Güzelmiş. Ben bu konularla pek ilgilenemiyorum. Hayatım oldukça durağan."
"Ne bileyim. Bence şarkı yazmak için illa bir şeyler yaşamana gerek yok. Sadece kendini keşfetmeye bakıyor bu işler. İlhamın gelmesine gerek yok çünkü ilhamın kendisi sensin bu konuda. Yani ben öyle düşünüyorum bilmiyorum. Ki yaşadığın şeylerden yazmak istiyorsan bile, oldukça renkli bir hayatın var gibi duruyor. Defile çıkışında görmüştüm. Bunu kaleme alabilirsin."
Yüzünde garip bir bakış vardı. Aptal Rowena! Dilini tutamadın. Sanane insanların ilhamından. "Aslında... Sana öyle yakalanmak istemezdim." Yutkunmak yok. Yasak. Yasak. Yasak. Aptal. "Yakalanmak yok aslında. Senin hayatın, ben buna karışmamam."
"Sen öyle diyorsan. E hadi hazır mısın?" Ellerimi birbirine sürtüp güldüm. "Elbette. Hadi gel." Verandanın merdiveninden bahçeye inip güvenlik önlemi için dizlik, dirseklik tarzı şeyleri taktık ve çok geçmeden başladık. Zayn kaleye doğru top sürerken, topu almam uzun sürmedi.
Kaleye doğru emin adımlarla, sektirerek ilerliyordum ki top birden kayboldu. Şaşkınlıkla birlikte topu bacağının arasından aldım ve ilerlemeye başladım. Sürekli birbirimizden top almakla geçirdiğimiz bu maç gerçekten inanılmaz keyifliydi. Sürekli kahkaha atıyor, sırıtıyor ve başardığımı düşünüp hüsrana uğruyordum. Yine de bu beni rahatsız etmiyordu.
Topu yine kaçırıp elimin tersiyle terli alnımı sildim ve kaleye doğru şut çektim. Zayn kalesini koruyup topu kaleden uzaklaştırdığında dudak büküp topu tekrardan aldım. Bacaklarımın arasındaki topla olduğum yerde zıplayıp iki kere sektirdiğimde, bu kadar kötü olmamla güldüm. "İzle daha rezil bir oyuncu göremezsin."
"Yoo gayet iyisin." Sessiz kaldım. Bacağımı çevirip topu dairesel hareketlerle kendimde tuttum. "Belli ki haklısın." Göz kırparak kaleye bir şut daha çektim ve bu sefer gol atmıştım. Dakikalarca yaptığımız maç sonucunda 2-2 kalmış, yorulduğumuz için ara vermiştik.
Verandaya doğru bitkin adımlarla ilerleyip salıncak koltuğuna oturdum ve ayaklarımı yere bastırıp iterek kendimi sallamaya başladım. Hafifçe sallanırken, yüzüme değen rüzgarla tebessümüm eksik olmuyordu. Kesinlikle evime bundan bir tane alacaktım. "Yoruldun mu?"
"Evet." Mutfağa gidip elinde bira ile döndü. İtiraz etmeden birayı alıp bir kaç yudum alarak bacaklarımı yerden kaldırdım ve kendime çekerek bağdaş kurdum. "Güzel maçtı." Saçımı kulağımın arkasına alıp teşekkür ettim. "Kendini geliştirmişsin." Dedim.
"Galiba. Uzun zamandır bir şeylerden hiç bu kadar keyif almamıştım." Merakım çekilirken, kaşlarımı havaya kaldırıp kendisine baktım. "Bulunduğun grupla ilgili bir sorun mu var?" Zayn iç çekti. "Karışık. Ama işin özü çatırdıyor ve ben bir şey yapamıyorum. Elim kolum birbirine girmiş gibi. Hareket edemiyorum. Hani bir boşluk hissedersin ya, içinden çıkmak istersin ama nasıl yapacağını bilemezsin. Benimki biraz bu."
"Seni anlıyorum." Çünkü aynı şeyi daha 16 yaşındayken hissediyordum. O arabaya bindiğimde hissediyordum. "Nasıl olduğunu sormayacağım çünkü tahmin edebiliyorum." Buruk gülümseyiş, az önce yüzüne vurmak istediğim gülümseyiş bu sefer bende hakim oldu. "Karışık konulardan konuşmayı sevmiyorum. Bowling oynayalım mı?"
"Ne?" Yerimde zıpladım. "Duydun beni. Sevdiğim bir yer var, istersen seni oraya götürebilirim." Başını olumsuz yönde salladı. "Yanlış anlamanı istemem ama grupla ilgili dedikodular varken, seninle eğlence için çıkmam pek hoş olmaz." Anlayabiliyordum. "Aptallık ettim üzgünüm."
"Üzülmene gerek yok. Sadece fazla karışık bir durum."
"Sarılalım mı?" Aniden durdu ve bana döndü. "Ne?" Doğru duymuştu. "Bu konuşmaya devam ederiz ama bence sarılmamız lazım. Sarılalım mı?" Şaşkınca güldü. "Tamam." Dudaklarımı büzüp nasıl yapmam gerektiğini düşündüm. "Nasıl yapacağız?"
"Ben geleyim." Onayladım. Bunu yapar yapmaz oturduğu yerden kalktı ve yanıma oturdu. "Başlayalım o halde." Önemli bir şey yapıyormuşuz gibi gelmişti ve bu komiğime gitmişti. Gülmeden edemiyordum. Kollarımı boynuna doladığımda, Zayn elini belime yerleştirdi. "Çok karışık."
"Karışık olan ne?" Burnunu boynuma sürtmüş, kaslarım bu hareketle aniden gerilmişti. "Yıllar önce olan her şey, sanki yeniden oluyor."
Hoş bir bölüm olduğunu düşünüyorum. Halkında düşüncelerinizi merakla bekliyorum. Sizce düzenlenen kitap nasıl ilerliyor?
Bundan sonra daha sık bölüm atacağım galiba.
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro