Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Bölüm 25

Sağ başparmağımın kenarını dişlerimin arasında ezerken sol bacağımı ritmik bir şekilde sallıyordum. Maç üçüncü periyottaydı. Sahadan yükselen gerilim her saniye biraz daha arttığından olacak kuruyan dudaklarımı birbirine bastırdım. Ekin'in hareketleri sarsaktı, bir türlü oyuna odaklanamıyordu. Aybars ise onun tam tersi kıstığı gözleri, net bakışları, keskin adımları ve topun hakimiyetini elinde tutuşuyla oldukça profesyonel görünüyordu. Ekin'in takımı Aybars'ın takımını geçen sene yenmişti yenmesini ama bu sene karşısındaki rakip belli ki geçen seneden daha güçlüydü. Ekin'in dün bahsettiği antrenman yapmama durumu ise ellerini daha da güçlendirmişti.

Ekin'i tanıdığım zamanların tümünde öğrendiğim en sarsılmaz gerçek kaybetmekten hoşlanmıyor oluşuydu, söz konusu basketbol ise bu hoşlanmamak daha da katlanıp nefrete dönüşüyordu. Ekin Göksoy basketbolda yenilmektense kanının son damlasına kadar savaşırdı. Şu an öyle yapıyordu ya da yapmaya çalışıyordu. Aybars bir kere daha topu potaya doğru sürdüğünde Ekin tam arkasındaydı, topu elinden almak için gerekli hamleleri yapsa da Aybars duruma oldukça konsantreydi. Top potadan geçtiği an karşı okulun seyircileri hep bir ağızdan bağırıp alkışlayarak ayağa kalktı. Durum hiç de iç açıcı değildi aradaki fark Aybars'ın son attığı 2'lik ile 18'e yükselmişti ve bu Ekin Göksoy'un dilinde yıkım anlamına geliyordu.

Ege Ekin'i durduğu yerden bir adım çekip kulağına yaklaştı, parmağımın kenarını dişlerimin arasında ezmeyi bırakıp avuç içlerimi dizlerimin üstüne yerleştirip öne doğru eğildim.

Ne söylüyordu?

Ege'nin cümlesi bittiğinde Ekin başını sallayarak bir adım uzaklaştı, avuç içlerini yüzüne bastırıp yüzünü sıvazladı. Ege omzunu iki kere sıkıp bıraktığında Aybars'ın takımından orta boylu, esmer bir çocuk ondan daha uzun ve kemikli bir buruna sahip olan 12 numaralı formanın sahibine pas verdi.

Çocuk topu sürmeye başladığında Mert tam karşısında durdu, çocuk bir an için sağa gidecekmiş gibi yapsa da topu sola doğru sürerek hedef şaşırttı. Mert ise bu anı bekliyormuş gibi hamlesini yaparak topun hakimiyetini ele geçirdi.

"Hadi Mert!" diye bağırdığım an Sıla da benim gibi yerinde dikleşip öne doğru kaydı.

Mert'in üçlük kısmından attığı top kenardan sekince Sıla ile aynı anda geri kayıp arkamıza yaslandık.

"Sıla..." dedim sadece onun duyabileceği bir tonda. "Maçtan sonra Ekin'i öpsen olmaz mı?"

Sıla hızla bana dönüp kaşlarını çattı.

"Ne?"

Derin bir nefes alıp sıkıntıyla verdim. "Bu maç dönmez, imkansız yani çok iyi diğerleri."

"Ee?" dedi hala kocaman açtığı koyu kahverengi gözlerini gözlerimde tutarak.

"Ekin basketbol sıkıyönetimi ilan etmeden önce sen onu öpsen, işte ne bileyim..."

Gözleri daha da büyüdüğünde "Yanağından da olur." dedim.

"Nora ne saçmalıyorsun?"

Kollarımı göğsümde bağlayıp tekrar sahaya döndüm. "Ne var canım öpsen, öpülmeyecek çocuk mu benim arkadaşım?"

"Öpen öpmüş onu."

Derin bir nefes alıp yanaklarımı şişirdikten sonra gürültüyle dışarı verdim. "Babama söyleyeyim de bari başka bir okul bakalım bana." dedim acıyla.

Sıla güldüğünde suratımı biraz daha astım. "Gül sen gül, kaç sayı fark varsa o kadar günü rezil edecek bize. Sabahlara kadar söylenecek, takıma antrenman üstüne antrenman koyacak, gecesi gündüzü basketbol olacak."

Sıla'nın gülüşü kahkahaya döndüğünde gözümü kısıp ona döndüm. "Sıla kurtuluş planın varsa bizimle de paylaş. Yok yani sevgilime yeni kavuştum, yüzünü göremeyeceğim ben ondan korkuyorum."

Berrak Sıla'nın yanında kıpırdandığında unuttuğum varlığını hatırlayarak dudaklarımı birbirine bastırdım. Henüz böyle bir şey söylemem için fazlasıyla erken olmasının yanında o varken Ege hakkında konuşmamam gerektiğini kendime birkaç kere hatırlatmıştım. O kadar sessiz bir şekilde oturuyordu ki varlığını unutmamak mümkün değildi.

Sıla gözlerini ikaz etmek için açtığında ben çoktan yaptığımın farkına varmıştım bile.

"Ekin serbest atış kullanıyor." dedi Berrak, biraz önceki cümlemi duymamış gibi sakin bir tonda.

Yerimden hızla kalkıp avuçlarımı birbirine çarptım. "Ekin!" diye bağırdım yerimde zıplarken. Sıla öne doğru kaymış dikkatle Ekin'in parmak uçlarından potaya doğru süzülen topu takip ediyordu. Top potanın hiçbir noktasına değmeden fileden geçti. Ekin dönüp bizim olduğumuz tarafa baktığında Sıla da ayaklanmıştı. Bizim okulun izleyicileri hep bir ağızdan bağırıp tezahürat yaparken ellerimi birbirine çarpmaya devam ettim. Maç kaldığı yerden devam ediyordu.

Top bu kez Ege'nin eline ulaştığında hızla sürmek yerine biraz ilerleyip olduğu yerde durdu. Bir an için Ekin'in olduğu tarafa topu atacak sansam da Aybars tam karşısında durduğunda olduğu yerden şut atacağını anladım. Tekrar yerimden kalktım. Bugün oturup durmamın bir manası yoktu, yerimde duramıyordum işte. Ege'nin yüzüne yayılan gülüşü tanıyordum. -Tamam tamam Ege'nin yüzüne yayılan bütün gülüşleri tanıyordum.- Yeniliyor olmaları eğlenmeyecekleri anlamına gelmezdi... Ege tam olarak gülüşü ile bunu söylüyordu. Aybars meydan okuyan bir ifade ile kaşlarını kaldırdığında Ege bir adım geride duran sağ ayağını sol ayağının hizasına getirip parmak uçlarında yükselerek topu fırlattı. Top fileden kusursuz bir şekilde geçtiğinde Aybars'a göz kırptı.

Aybars kaldırdığı kaşlarını alayla havada tutmaya devam ederken Ekin koşup Ege'nin sırtına atladı.

"Fırtına!"

Ekin'in bağırmasının ardından öğrenciler de hep bir ağızdan bağırmaya başlamıştı.

Son periyottan önce koç herkesi toplayıp konuşmaya başladığında Sıla'ya döndüm. Sakinleşmişti, hatta durumu kabullenmişti.

"Kesin kurtuluş planın var." dedim gözlerimi kısarak.

"Yok," Omzunu silktiğinde ona doğru eğildim. "En fazla bir süre görüşmeyiz olur biter."

"Şahane plan Sıla, çok düşündün mü?"

"Evet, maçın başından beri..."

Berrak'ın çaprazına gözüm takıldığında Aybars'ın yine aynı kadınla konuştuğunu gördüm. Kadın elinde tuttuğu su şişesinin kapağını açıp uzattığında Aybars şişeden büyük bir yudum aldı.

"Sizce kaç yaşındadır?" diye sordum, gözlerimi kestane rengi saçlarının buğday tenine çok yakıştığını düşündüğüm kadından ayırmadan.

Sıla bakışımı takip edip baktığım yere ulaştı. "40?" dedi, kaşlarını kaldırarak.

"Belki... Tarzına bayıldım. Stilettoları, tasarımından anladığıma göre Gianvito Rossi."

"Yuh Nora," dedi Sıla bakışlarını bana çevirdiğinde. "Kadının kıyafetlerinin markalarını tek tek belirlemeden önüne dön istersen."

"Bence annesi." dedi Berrak, sessizliğini bozarak.

"Fazla genç duruyor." dedim bordo elbisesinin kimin tasarımı olduğunu çözmeye çalışırken.

"Nora diktin gözünü kadına fark edecek şimdi, yeter bakma."

Bakışlarımı tekrar sahaya döndürdüğümde son periyot başlamak üzereydi. Ekin'in sinirden kırmızı bir tona ulaşmış yüzünü, yumruklarını sıkmaktan beyazlaşan eklemlerini gördüğümde derin bir nefes aldım. Bizim için zor bir hafta olacaktı. Bakışlarımı Ege'ye çevirdiğimde o da boynunu sıkıyordu, yorulmuştu. Bu maç antrenmanların aksine oldukça hevesli oynuyordu.

"Fırtına!" diye bağırdım gülümseyerek.

Bakışları bana döndüğünde göz kırptı. Dudaklarımı büzerek öpücük atıp tekrar gülümsedim. Şu maç artık bitseydi de sarılsaydım, özlemiştim.

"Bak gördün mü yeniden birlikteler dedim sana." dedi arkamdan gelen bir ses.

"Bence sadece araları düzeldi, Ege bir daha aynı hatayı yapmaz." dedi başka bir ses.

Cümle içindeki hata ben mi oluyordum? Çünkü eğer öyleyse, hata nasıl yapılır bu cümleyi kuran kişi herkese kanıtlayacaktı.

Hızla arkama döndüğümde hemen arkamdaki sırada oturan iki kızdan biri şaşkınlıkla gözlerini açtı. Biri kızıl, diğeri kumraldı. Bu kızları biliyordum, Ekin'in her hareketine tezahürat yapmak için hazırda bekleyen üç kızdan ikisiydi. Döndüğüm gün seçmeleri izleyenler...

"Selam." dedi kızıl olan, sesinden anladığıma göre bu ilk cümleyi söyleyendi.

Sessizliğini koruyan kumral ise hatanın sözlük anlamını öğrenmek üzere olandı.

"Merak ettiğiniz bir şey mi var?" diye sordum, çoğul konuşsam da gözlerimi kumral olanın balköpüğü rengi gözlerinden çekmeden.

Kız yüzüme sabit bir ifadeyle bakarken kızıl saçlı olan görüş alanıma girmek için eğildi.

"Yok, biz sadece fikir yürütmüştük."

Kaşlarımı kaldırdığımda kızıl olan tekrar eski konumuna döndü.

"Aslında var," dedi tam karşımda duran kız sabit ifadesini bozmadan. "Ege en son Berrak ile değil miydi, hani şu iki sıra yanında oturan kız?"

Sıla konuşmanın gittiği yeri beğenmemiş olacak ki arkasına döndüğünde kızın gözleri bir an için ona kaydı.

"Kriterleri hesaplayıp ona göre bir fizibilite raporu mu çıkartacaksın?" diye sordum kaşlarımı kaldırırken.

Kız yüzündeki duygusuz ifadeyi bozmadan başını salladı. "Herkesin gözü Ege'de falan sanıyorsan, yanılıyorsun."

"Yok senin gözün Ekin'de." dedim net bir ifade ile. "Yanındaki arkadaş ise şu an bile gözünü Ege'nin üzerinde tutarak amacını kanıtlıyor."

Kızılın gözleri panikle bana döndüğünde durumun saçmalığına güldüm.

"Bırakıp gittiğin biri için yeniden sınırları belirliyorsun yani, ne hoş."

"Göksu tamam." dedi kızıl saçlı olan, işimi kolaylaştırarak.

Göksu...

"Ya bırak. Herkesi yönetmeye hakları var sanıyorlar." dedi balköpüğü gözlerini kısarak.

"Peki ya siz?" diye sordu Sıla, birazdan ağzınızın payını vereceğim ses tonuyla. "İçinde olmadığınız hayatlarla ilgili konuşma, fikir yürütme, üstüne üstlük yargıda bulunma hakkını kendinizde nasıl buluyorsunuz?"

Kız gözlerini birkaç saniye Sıla'nın yüzünde tutarken bir şey söylemek ile söylememek arasında gidip geliyordu.

"Sizin arkadaşlarınız diye başka insanların onlarla iletişim kurmasını falan yasaklamayı mı düşünüyorsunuz? Kimse bu kadar kafayı yemiş değildir diyordum ama..."

"Göksu'cuğum," dedim Sıla'nın aksine yumuşak bir tonda. "Ben anladım senin derdini, sen gece uyumadan önce telefonunun ekranına koyduğun Ekin'in fotoğrafını öpüyorsun."

Kızın gözleri öfkeyle açıldığında doğru sularda olduğumu anladım. Sıla Aslan'ın elinde kalacağına benim elimde kalmayı yeğlemesi gerekirdi aslında. Ya Sıla kim bilmiyordu, ya da Ekin için Sıla ne demek ondan habersizdi. İki türlü de o bahsettiği hata kendisi için ölümcül boyuttaydı.

Sıla önüne döndüğünde avuç içlerini dizleri kesik kotuna iki kere sürdü, sakinleşmeye çalışıyordu. Yakın zamanda değişen her şey gibi Sıla'nın benzer durumlara verdiği tepkiler de değişmişti. Eskiden gözlerini telefonundan ayırmaz, konuyu duymamış gibi davranırdı ama artık aralarında bazı şeyler netleştiğinden beri tepkisini gizleyemiyordu.

"Aslına bakarsan," dedim Göksu'ya doğru yaklaşıp. "Daha kolay ölüm yöntemleri var. Ekin Göksoy en acılı olan, gel sen yol yakınken dön."

"Üstlerine çip de yerleştirdiniz mi? Hani kaybolurlarsa bulmak için."

Gülümserken başımı salladım.

"Acılı olsun diyorsun... Peki, siparişiniz işleme alınmıştır."

Göksu arkasına yaslanıp kollarını birbirine bağladığında kızıl saçlı olana döndüm. Hala gözleri sahadaydı, muhtemelen 22 numaralı formanın sahibine bakıyordu.

"Sana gelince kızılcık... Gözüm üstünde."

Önüme döndüğümde Sıla gözünün ucuyla bana bakıp başını iki yana salladı. Omuzlarımı kaldırıp indirdiğimde kirpiklerimi kırpıştırarak gülümsedim.

Skor tablosuna baktığımda gülümsemem anında kayboldu. Kaşlarımı çattım, maç bitmek üzereydi ve evet, artık resmi olarak yenilmiş sayılabilirdik. Son bir sayı belki ya atar ya atmazlardı. Sıkıntıyla nefesimi dışarı verdim.

"Ekin'e tatil mi ayarlasak, Venezüela'ya falan gönderelim, şöyle yaklaşık 6 ay..."

Sıla kendini tutamayıp güldüğünde ben de güldüm.

"Öpeyim ben en iyisi," dedi Sıla dalga geçerek.

"Sıla ne olur öp, ne istersen yaparım. Dior ayakkabılarımı sana veririm, hatta Saint Laurent'leri bile veririm. Ne olur öp."

"Christian Louboutins?" dedi Sıla kaşlarını kaldırarak.

Elimi hızla göğsüme bastırdım. "En sevdiğim ayakkabılarım, giymeye kıyamadığım ayakkabılarım, özel günlerde giymeden önce öpücükler yolladığım ayakkabılarım... Canımı da al Sıla, çekinme canımı da al."

Sıla gülmemek için kendini tutup başını önüne eğdiğinde bakışlarımı son saniyelerini yaşayan sahaya çevirdim. Top Aybars'ın elindeydi... Kontrollü, hızlı ama sakin oynamıştı. Ekin'in sahaya gömmeye falan çalışması gerekiyordu nam-ı düşünülünce ama yapmamıştı. Bunun sürekli yanına gittiği kadın ile bir ilgisi elbette vardı. Muhtemelen annesiydi ve onun karşısında hırçın davranmaktan kaçınmıştı. Elindeki topu potaya doğru sürerken Ekin karşısına dikildi. Gözlerinde yenilmiş olmalarına rağmen pes etmeyen bir bakış vardı. Kaşlarını çattı, öne doğru hafif eğildi ve Aybars'ın geçişini kapattı.

Sıla sıkıntıyla öne doğru kaydığında, nefesimi tuttum.

"Bir şey olacak." diye mırıldandı Berrak endişeyle.

Ekin kaşlarını kaldırdığında ellerimi dizlerime yasladım. Aybars yüzündeki arsız gülümsemeyle Ekin'in üzerine doğru eğildi ve birden doğrularak yerinde zıplayıp topu potaya fırlattı. Top potadan geçtiği an bitiş düdüğü de duyuldu.

Aybars bakışlarını Ekin'in kızgın yüzünden çekip birkaç adım arkasındaki Ege'ye döndü. Yüzüne yayılan alaycı ve meydan okuyan ifade ile gülümseyerek göz kırptı. Ege kaşlarını kaldırıp başını iki yana salladığında yerimden kalktım. Rakip takımın izleyicileri bir bir sahaya inerken biz burada duramazdık.

"Sıla," dedim kolundan tuttuğumda, "Hadi yanlarına gidelim."

Sıla da Berrak'ın omzuna dokunduğunda plastik sandalyelerin sırasından çıkıp sahaya ilerledik. İki takım kalabalığın içinde karşılıklı duruyordu. Bir an için tartışıyorlar sansam da izleyicilerden kaynaklı bir gürültü çıktığını yanlarına ulaştığımızda fark ettim. Ekin iki elinin yumruğunu sıkmış Aybars'ın alaycı bakışlarına öfkeli bakışlarıyla cevap veriyordu. Ege ile Mert'in arasına girdiğimde kalabalığın tam ortasında kalmıştım.

"Güzel maçtı," dedim sadece ikisine duyuracak şekilde. Mert biraz dalgındı, muhtemelen Çisil'in yaşadığı zor durumdan kaynaklıydı bu hali. Ege ise ne zamandır onu sahada görmediğim kadar istekli oynamıştı.

"Sen onu bir de Ekin'e söyle." dedi Ege gözünün ucuyla bana baktığında.

Kalabalık falan dinlemeyip sarılsaydım ya işte... Hem dünyayı güzellik kurtarmayacak mıydı? Ben Ege'ye sarılırsam içim çiçek açardı, çiçek de güzeldi sonuçta?

"Ben daha çok kendisi için Venezüela bileti falan bakmayı düşünüyorum." dedim kaşlarımı kaldırıp gülümserken.

"Bize bak sen bileti." Üzerime doğru eğildi. "Daha uzak bir yer olsun."

Sarılma kısmını pas geçip direkt öpseydim ya da... O bana böyle ela gözleri parlarken bakıyorken öpseydim işte. Herkes de bir zahmet başka yere bakardı, çok mu zor?

"Ege," dedim yutkunduktan sonra.

Üzerime biraz daha eğilip devam etmem için teşvik ederek tek kaşını kaldırdı. Bir kere daha yutkundum. Yok ben kesin öpecektim.

"Maç bitti gitsek mi?" dedim, gözlerimi dudaklarından ayırmadan. Fazla kırmızılardı, bu da fazla davetkardı... Ya da benim aklım fikrim ondaydı. Evet evet, benim aklım fikrim ondaydı.

Ege bana daha fazla yaklaşmadan durduğu anda kalabalığın gürültüsü kesildi denilebilecek kadar azaldı.

"Sen Ekin olmalısın." dedi oldukça zarif bir kadın sesi.

Tam şu an bakışlarımı Ege'den çekip konuşan kişiye dönmem gerekiyordu ama Ege daha cazipti. Onun bakışları sesin geldiği kısma kaydığında yüzümü asıp ben de döndüm. Konuşan kişi Aybars'ın yanındaki güzel kadındı. Hala Ege daha cazip olsa da konu şu an ilgimi çekmişti.

Ekin şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdıktan sonra kendini toparlayıp başını salladı. "Evet."

Kadının yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yayıldığında Ekin'e bakan gözleri parladı. "Babana benziyorsun."

Ekin biraz daha afalladığında Aybars'ın kaşları çatıldı. Bir tepki vermeden kadının hemen yanında sakince duruyor olsa da ifadesinden gerildiği belli oluyordu.

"Babamı tanıyorsunuz yani?" diye sordu Ekin şaşkınlığı biraz geçmişti ama onun da gözleri kadın ve Aybars arasında gidip geliyordu.

"Liseyi birlikte okuduk." diye açıkladı kadın mavi gözleri biraz daha parlarken. Aybars'ın gözleriyle neredeyse aynıydı gözleri. Bu da annesi olduğu düşüncesini kanıtlıyordu.

"Öyle mi?" dedi Ekin kaşları merakla kalkarken. "Babam üniversiteden ve liseden samimi olduğu arkadaşları ile hala iletişim halindedir. Sizi daha önce görmedim, samimi değil miydiniz?"

Durumu çözmeye çalışıyordu. Sevimli gülümsemesi ile şeytan tüyünü parlatmıştı.

"Bir zamanlar öyleydik..." dedi kadın uzun ve ince boynuna parmaklarını bastırırken. "Liseden sonra bağımız koptu."

Ekin başını sallarken gülümsedi. "İsminiz nedir, sanıyorum ki soyadınız Atahan?"

Kadının gülümsemesi daha da belirginleştiğinde "Neva," dedi.

"Neva Börklüce. Evet Aybars'ın annesiyim, doğru tahmin ediyorsun genç adam."

Aybars babasının eşinden bahsettiğinde ayrı olduklarını anlamıştım ama Ekin bunu aklında tutacak kadar önem vermiyordu onunla ilgili konulara. Ya da sadece kadını daha fazla konuşturmaya çalışıyordu.

"Anneciğim," dedi Aybars pürüzsüz bir sesle. "Ben takımı göndereyim, sonra biz de çıkalım."

Annesi Aybars'ın yanağına elini koyup gülümsedi. "Kutlama yemeği için davet ettiğimi iletmeyi unutma."

Aybars onu başıyla onaylayıp nazikçe gülümseyip yanımızdan ayrıldı. Kaşlarım hayretle kalktığında hemen çaprazımda duran Sıla'ya döndüm.

"Mutant olmasın?" dedim şokla.

"Nora." dedi Sıla kaşlarını susmam için kaldırırken.

"Mutant bu mutant, kendisi olamaz."

Sıla gözlerini açıp kaşlarını daha da kaldırdı. Aybars'ın değişimine şaşıran tek insan ben değildim herhalde değil mi? Bakışlarım Berrak'a kaydığında yüzünde sakin bir ifade vardı. Neden kimse şaşırmıyordu? Ya ele geçirildiyse, bu kimsenin umurunda değil miydi? Annesi de mesafeli ve kibardı. Gerçi Aybars da öyleydi, iğneleyici lafları olmadığı zamanlar...

Bir adım yana kayıp omzumu Ege'nin terden ıslanmış omzuna yasladım. "Ege..." dedim sessiz olmasına özen gösterdiğim gizemli bir tonla. "Bence Aybars uzaylılar tarafından kaçırıldı, yerine de mutasyonunu koydular."

"Nora." dedi kaşlarını kaldırırken uyarıcı bir tonda.

Al Sıla'yı vur Ege'ye zaten... Ne bekliyorsam? Gözlerim Ekin'e kaydığında kaşlarımı neler olduğunu çözmeye çalışıyorum ifadesiyle havaya kaldırdım. O da kaşlarını yana kaydırıp aynı fikirde olduğunu belli etti. Kimin arkadaşı be!

Neva Hanım tüm nezaketi ile gülümserken insanı tek bakışta etkileyecek mavi gözlerine döndüm.

"Bize katılmak ister misiniz?" diye sorduğunda Mert kocaman gülümsedi.

"Neva Hanım, fark etmediniz galiba ama biz yenilen tarafız."

Neva Hanım'ın gülümsemesi büyüdüğünde başını hafifçe yana eğdi. "Çok iyi oynadınız, ben buna yenilgi demezdim, daha iyisini yapmak için size çalışma azmi katacak derdim."

"Şüpheniz olmasın..." dedi Ekin kaşlarını kaldırırken.

Şu an soyunma odasına gidip bütün sinirini çıkartmak istiyordu ama Aybars'ın annesi bütün asaleti ile yanımızda dururken kimse böyle bir şey yapmaya yeltenmezdi. Neva Hanım'ın bakışları çaprazında duran ve ortamla bir bütün halinde olmadığını beden diliyle belli eden Berrak'a çevirdi. "Yanılmıyorsam sen de Berrak olmalısın?"

Aybars hızlı adımlarla yanımıza döndüğünde Berrak şaşkın bakışlarını Neva Hanım'a çevirmişti. "Anneciğim," dedi Aybars direkt olarak kendisiyle aynı gözleri taşıyan kadına bakarken. "Gidelim mi?"

Berrak kadından gözlerini ayırmadan yüzündeki sabit ifadeyi silip hafifçe gülümsedi. "Berrak benim, evet."

Kadının yüzüne yayılan gülümseme görülmeye değerdi. Aybars annesinin dizine yatıp Berrak'a olan aşkını anlatıyor olamazdı değil mi? Kişilik bölünmesi falan mı vardı acaba?

"Davetimi özel olarak sana tekrar yöneltiyorum." dedi Neva Hanım, mavi gözlerinin içi parlarken. "Lütfen beni bir takım dolusu kalbini basketbola vermiş erkek çocuğu ile tek bırakma." Berrak'a doğru eğildiğinde sır verecekmiş gibi gözlerini açtı. "Basketboldan hiç anlamam."

Berrak güldüğünde Aybars'ın kaşları havaya kalktı. Neva Hanım belli ki oğlunun kalbini çalan kişiden haberdardı. Anlatmasa da anneler anlardı. Tabii bunu tecrübe edişim bir hayli geç olmuştu, kişisel olarak bir anneye sahip olmadığım için. Emel Teyze benimle karşılaştığı ilk an anlamıştı Ege ile aramızdaki bağı. Neva Hanım'ın da anlamaması mümkün değildi. Yapması gereken tek şey oğlunun bakışlarını takip etmesiydi.

Berrak utangaç bir ifadeyle gülümserken  Aybars çenesini kaşıdı. Ekin ve Ege'nin kıpırdanmaya başladığını fark edince gözlerimi onlara çevirdim. Ne güzel izliyordum, ne olmuştu da şimdi hareketlenmişlerdi?

"Saygısızlık etmek istemem ama," dedi Ekin Neva Hanım'ın görüş alanına girmek için öne doğru eğildiğinde. "Soyunma odasına gitmemiz gerekiyor."

"Tabii," dedi Neva Hanım Ekin'e döndüğünde başını hafifçe sallamıştı. "Tanıştığımıza memnun oldum Ekin, umarım tekrar karşılaşırız."

Ekin gülümseye devam etse de bir şey söylememişti. Ege omzuma dokunup gidiyor oluşunu bakışıyla bildirdikten sonra Mert de onlarla ayrılmıştı. Sıla kaşlarını kaldırıp bizim de aralarından ayrılmamız gerektiğini belli etse de bakışlarımı tekrar karşımda duran üç kişiye çevirdim.

"Berrak'cığım," dedi Neva Hanım ikna edici bir tonda. "Umarım beni geri çevirmezsin."

Berrak tekrar gülümsediğinde gözlerini itina ile Aybars'tan kaçırdı. "Ben rahatsızlık vermek istemem."

"Asla," dedi Neva Hanım Aybars'a kısa bir bakış atıp tekrar Berrak'a döndüğünde. "Aksine bizi çok mutlu edersin."

Bizi... Keşke biri kahve falan getirseydi, giderek heyecanlı oluyordu.

"Peki, sizi kırmak istemem."

Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. Ay resmen Aybars'ın annesi ile yemeğe çıkacaklardı.

"Biz de gidelim artık," dedi Sıla bir adım geriye atarken. "Size iyi kutlamalar." Bakışlarını hızla Aybars'a çevirdi. "Aybars, tebrik ederim."

Aybars Sıla'ya başıyla kısa bir selam verdi. "Teşekkürler Sıla."

Sıla... Nyks değil, Sıla! Aybars'ın mutandı katlanılabilir olmuştu, elinize sağlık uzaylılar.

Neva Hanım'a dönüp gülümsediğimde Sıla'nın aksine öne doğru bir adım attım. "Hoşça kalın."

Beni başıyla onayladığında arkamı dönmeden son kez ayakkabılarına baktım. Kesinlikle Gianvito Rossi!

Sıla ile spor salonundan çıktığımızda bahçeye gitmek için merdivenlere yöneldi. "Sıla," dedim panikle. "Soyunma odasına gidelim."

"Dışarıda bekleriz, ne yapacağız orada?"

"İki dakika erken görürüm Ege'yi."

Sıla inanamıyormuş gibi gözlerini açtı. "Nora," dedi karşıma geçtiğinde. "Altı yıl oldu, altı yıldır hala ilk günlerdeki gibi davranıyorsun."

Koluna girip soyunma odasının olduğu tarafa yürümesini sağladım. "Denklem çok basit," dedim bilmiş bir tavırla. "İlk günlerdeki kadar aşığım, fazlası var eksiği hiç yok."

"Belli..." dedi Sıla sahte bir kızgınlıkla.

"Hem sen de sarışını görürsün fena mı? O daha ağzını açıp söylenmeye başlamadan öpersin."

"Nora." dedi bu kez gerçek bir kızgınlıkla.

"Of iyi tamam öpme," dedim soyunma odasının önünde durduğumuzda. "Öpme, tamam."

Asılan suratını gördüğümde serçe parmağımı ona uzattım. "Bahse var mısın, ilk Ege çıka-"

Cümlem havada asılı kaldığında bakışlarım koridorda çatık kaşları ile telefonda konuşan Ege'ye kaydı. Boynunu sıkıntıyla sıktığında kaşlarım havalandı.

"Abi," diye bağırdı. "Sen bu dediğini mantıklı buluyor musun?"

Gözlerini kapatıp derin bir nefes alırken boynunu tekrar sıktı. Arkasındaki duvara yaklaşıp alnını duvara yasladı. Yağız Abi ile mi konuşuyordu? Sıla donan ifademle aynı yere döndüğünde o da gerilmişti.

"Benim barım orası." diye bağırdı Ege bu kez. "Kimseye vermiyorum, satmıyorum da. Gelsinler yıksınlar başıma yıkıyorlarsa."

Ona doğru yürümeye başladığımda alnını sertçe duvara vurdu. Yanına ulaştığımda elimi sırtına koydum. Derin bir nefes aldı, gözlerini daha sıkı kapatırken elindeki telefonu sıktı. "Yağız." dedi keskin bir öfkeyle. "En fazla ölürüm, uzatma artık."

Ağzından çıkan cümle ile nefesim göğsüme takıldığında telefonu kapattı. Alnını bir kere daha duvara vurduğunda kendimi toparlayıp elimi yanağına koyarak başını bana döndürdüm. Bir şey söylemeden uzanıp ona sarıldım. Burnumu boynuna dayadığımda iki yanımdan sarkan kollarından birini belime sardı.

Kasılmış bedenini rahatlatma umudu ile boynu öptüm. "Halledeceğiz," dedim tüy kadar hafif bir sesle. "Söz veriyorum, kimse Kuzgun'u senden alamayacak." Boynunu bir kere daha öptüm. "Seni de benden..."

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro