Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Giriş

#Sezen Aksu - Keskin Bıçak

#Şebnem Ferah - Deli Kızım Uyan

Uzun bir yolculuğa başlıyoruz. Hazır mısınız?

Başlama tarihinizi buraya bırakın da dönüp dönüp bakalım (16.01.2021)

Uyarı: Lütfen giriş bölümü diye okunmadan geçilmesin. Bu bölüm okunmazsa hikâye asla anlaşılmaz.

Şimdi oy verdiysek başlayalım mı?🥰

*

18.02.2017

"Abi," diye fısıldadım başımı cama dayadığımda. "Ne olur uyan." Gözlerimden akan bir damla yaş yanağıma doğru süzüldüğünde, "Lütfen..." diye fısıldadım.

Beni bırakıp gitme abi.

"Benim sana ihtiyacım var. Seninle kavga etmeye, sonra kavgalarımızın arasında saçlarımı yolmana ihtiyacım var. Sonra acıttığın saçlarımı okşamana ihtiyacım var." Duraksadım. Gözlerim abimin bedeninin her bir zerresinde gezinmeye başladı. Hareketsizdi, yatıyordu.

"Hadi kalk oradan yine ekmek almaya kim gidecek kavgası yapalım. Sen bana pizza ısmarla, son dilimi kimin yiyeceğinin kavgasını yapalım. Ama bu sefer söz..." dedim. "Pizzanın son dilimini sana bırakacağım. Kardeş sözü bak."

Ellerimle gözyaşlarımı sildiğimde, belime dolanan kollarla birlikte, olduğum yerde sıçradım.

"Yine mi ağlıyorsun Mihran?" Sevdiğim adamın sesini duyduğum an gözlerimi ona doğru çevirdim. Aramızda çok az bir mesafe kaldığında olduğum yerde rahatsız bir şekilde kıpırdandım.

"Biri gelecek şimdi," diye fısıldadım yüzüne doğru.

"Herkesi eve yolladım," dedi Mirza. Sesi net bir şekilde çıkmıştı. "Kimse yok burada."

Mirza...

Şu yaşımda gönlümü kaptırdığım adam. Gözlerimi açtığım an gördüğüm adam. Kalbimin içini aşkıyla doldurup, yakan adam.

O Mirza'ydı ben de Mihran.

"Yorgun değil misin?" dedim. "Eve geçseydin ya. Neden geldin?"

"Değilim," dedi Mirza. Bu sefer sesi biraz daha sert çıkmıştı. "Kardeşim orada, sen buradasın. Yorgunluk işlemez bana."

Mirza polisti. Geceleri insanları kovalıyor, devriye atıyor. Ve işi biter bitmez de hemen hastaneye geliyordu. Yani en azından on gündür günlerimiz böyle geçiyordu.

Benim gözüme girmeyen uyku, onun gözüne de girmiyordu.

Abim Serhat on gün önce bir trafik kazası yapmıştı. Bu kötü haberi duyduğumuz an kendimizi hastanede bulmuştuk. Ve on gündür de buradaydık. Abim üst üste iki ameliyat geçirmişti. Geçirdiği ameliyatların üzerine gözlerini açmayı başarabilmişti ama durumu hâlâ ciddiydi. Ve şu an yoğun bakımdaydı.

"Annemler nasıl gitti?" dedim diyecek başka bir şey bulamadığımda. Ben anneme kaç kez 'eve git' desem de onu bir türlü yollayamamıştım. Sadece babam onu gün içinde birkaç saatliğine eve götürüyor sonra da hemen geri geliyorlardı.

Mirza, "Annemin zoruyla gitti..." dediğinde elini yanağımın üzerine götürüp, okşamaya başladı.

Mirza'yla aynı mahallede yaşıyorduk. Gözümü açtığımdan beri benim için bir o vardı. Ailelerimiz birbiriyle çok yakındılar. Abimle, Mirza ise çocukluk arkadaşıydılar.

Biz ise... Biz aynı mahallenin çocuğuyduk. Mirza benim gözümü açtığımda, kapattığımda gördüğüm tek adamdı.

Yaklaşık beş ay önce kendimizi birbirimizde bulmuştuk. Kaçmak isterken, tutulmuş... Birbirimizden bir adım olsun öteye gidememiştik.

Gitmek istememiştik.

Sonrasında ise biz olmuştuk. Kaçmamış, gitmemiştik.

Ailemizden işiteceğimiz lafları bilmemenize rağmen, gidememiştik. İlişkimizi henüz kimse bilmiyordu. Daha doğrusu Mirza söyleme taraftarı olsa da ben henüz böyle bir şey istemiyordum.

"Seni eve götürmeye geldim."

"Gitmem," dedim hızlıca. "Abimi burada bırakıp hiçbir yere gitmem."

"Mihran!" dedi Mirza. Sesi sinirli bir şekilde çıkmıştı. "Kaç gündür buradasın. Şu hastaneden hiçbir yere ayrılmadın. Ama bugün beraber gideceğiz eve."

"Gitmem," dediğimde başımı olumsuz anlamda salladım. "Abimi bırakıp gidemem."

"Gideceksin Mihran. Seni eve bırakacağım ve ben geri buraya geleceğim. Serhat'ı ben bekleyeceğim." Tam başımı olumsuz anlamda sallayıp inkâr edeceğim sıra Mirza beni susturdu.

"Sen kendini görmüyor musun? Sen bir haftadır benim sevdiğim kadına ne yaptığının farkında mısın?" dediğinde Mirza bağırmıştı.

"Ben..." dediğimde Mirza elini kaldırarak beni susturdu.

"Yapmayacaksın," dedi. "Sevdiğim kadına bunu yapmayacaksın. Eve gideceksin, önce yemek yiyeceksin. Sonra da uyuyacaksın."

Ağzımdan tutamadığım bir hıçkırık kaçtığında, "Mirza ona bir şey olursa..." dedim. Sonunu getirememiştim. Karşımda Mirza bana sanki içi gidermiş gibi bakarken, sonunu getirememiştim.

"Olmayacak."

"Söz mü?" diye fısıldadım.

Mirza gözlerini gözlerimden kaçırdığında, yoğun bakım da yatan abime doğru çevirdi.

"İyi olacak," dedi. "Serhat güçlüdür. Hem ona daha bizi söyleyeceğiz. Sonra beni bir güzel dövecek. Sana yeminim olsun ona elimi bile kaldırmayacağım. Sonra daha evleneceğiz. İnadına onu nikah şahidim yapacağım." Mirza'nın söyledikleriyle birlikte istemsiz bir şekilde güldüğümde, bu gülüşüm içeriden çıkan hemşirenin varlığıyla birlikte sönmüştü.

Hemşire, "Hastamız sizi görmek istiyor beyefendi," dediğinde kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Abim, Mirza'yı neden görmek istiyordu ki?

"Uyandı mı?" diye sordum heyecanla.

"Evet uyandı ve beyefendiyi görmek istiyor."

"Ben de girebilir miyim? Lütfen..."

"Tek kişi alabiliyoruz maalesef ki." Hemşirenin söylediklerinden sonra başımı belli belirsiz bir şekilde salladığımda Mirza gözlerini bana doğru çevirdi.

"Burada bekle. Seni eve götüreceğim." Bir şey demeyerek sessiz kaldım. Zaten ben ne dersem diyeyim Mirza bugün beni eve götürecekti.

Mirza üzerine giydiği kıyafetleriyle birlikte içeri girdiğinde, onları aramızdaki camın varlığına rağmen izlemeye başladım. Abim geçtiğimiz on gün içerisinde sadece iki kez uyanmıştı. Birinde annem yanına girmişti, diğerinde ise şimdi Mirza girmişti.

Ben konuşamamıştım.

Abim göz bebeklerini benden tarafa doğru çevirdiğinde, "Buradayım..." diye fısıldadım. Mirza abimin yanından çıktıktan sonra bir yolunu bulup mutlaka yanına girecektim.

Abim yarı açık gözlerini benden çekip Mirza'ya çevirdiğinde, titreyen dudaklarını araladı. Konuşurken titrek nefesler alıyor ve konuştukça göğsü yukarıya kalkıp, iniyordu. Bedenine takılı makinelerle nefes alabiliyordu.

Abim kesik kesik konuşmaya devam ediyordu ki; Mirza birden abimde olan gözlerini bana doğru çevirdi.

Abim konuşuyor, Mirza bana bakıyordu.

Ne konuştuklarını gerçekten merak etmiştim ve Mirza çıkınca hemen soracaktım. Yüksek ihtimalle söylemeyecekti ama ben yinede şansımı deneyecektim.

Mirza bana bakmaya devam ettiği sıra; abim birden elini kalbinin üzerine götürdüğünde, göğsü hızlı bir şekilde yukarıya doğru kalkıp indi. Dudakları da beyazlaşmıştı.

Monitörden çıkan ses kulaklarıma dolduğunda, "Abi..." diye bağırdım.

Mirza, "Koşun lan koşun!" diye âdeta kükrediğinde, koşturarak gelen doktor ve hemşire içeriye girdi.

Elimi cama vurduğumda, "Abi," diye bağırdım. "Hayır, hayır gitmek yok."

İçerideki hemşire Mirza'yı zorla içeriden çıkardığında, onun yanıma geldiğini hissettim. Kollarımı kollarına hapsedip ellerimi tuttuğunda, cama vurmamı engellemişti.

"Mirza yaşayamam." Doktor eline aldığı aletle birlikte abimin kalbine baskı yaptığında, bir umut gözlerimi monitöre doğru çevirdim.

Hâlâ düz çizgiydi.

Doktor elinde tuttuğu aletleri bıraktığında, "Bırakmayın," diye bağırdım. "Hayır, hayır bırakamazsınız. Bırakamazsınız." Mirza'nın beni tutan kollarından kurtulmaya çalıştığımda, "Hayır..." diye bağırdım.

"Mirza bırak hayır." Mirza'nın kolları arasında debeleniyordum.

"Abim gidemez, ölemez o." Doktor abimin üzerine beyaz örtüyü örttüğünde, nefesimin kesildiğini hissettim.

Şimdi gitmiş miydi abim?

"Hayır..." diye fısıldadım. "Beni bırakıp gitmez ki. Gitmez, ben biliyorum gitmez."

Şimdi içeride abimin ölüm saati mi söyleniyordu?

Ölmüş müydü can içim?

"Hayır, hayır..." diye bağırdım. "Ölmez, ölemez. Hayır Mirza hayır."

Ölmüştü.

İçimden dolup taşan bir feryatla, "Abi!" diyerek haykırdığımda, gözlerimin önünün karardığını hissettim.

Bedenimi daha fazla ayakta taşıyamacağımı hissettiğimde beni tutan kollara, kendimi bıraktım.

Karanlıkta bile abimi gördüm.

***

1 hafta sonra... 25.02.2017

Elimde tuttuğum ağrı kesiciyi anneme verdiğimde, "İyi misin anne?" dedim.

"İyiyim," dediğinde annem içimdeki küllerin alev alev yandığını hissettim. Bir haftadır içim yanıyordu.

Şu bir hafta içerisinde evimize belki de hiç gelmediği kadar çok insan gelmişti. Gelenler baş sağlığı diliyor, iki vah vah edip gidiyorlardı.

Bizim birbirimize ihtiyacımız vardı. Ama biz hiç yalnız kalamamıştık ki.

Babamın omuzları çökmüştü, annemden bahsetmek dahi istemiyordum.

Ben ise... Ben artık kendimden geçmiştim. Abimin acısını yaşayamamamı geçmiştim. Kaç gündür aileme bir şey olacak korkusuyla boğulup duruyordum. Gözüme uyku girmiyor. Sürekli annemle, babamı kontrol ediyordum. Geceleri odalarına gidiyor onların nefes alışverişlerini dinliyordum.

İnsan birisini kaybedince, sevdiği birisini kaybetme korkusunu yaşayınca onun için bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyordu.

Benim için de öyleydi.

Ben kaybetmiştim. Ve ömrüm boyunca bu acının varlığıyla yaşayacaktım.

"Anne," dediğimde gözlerimde hazır bir şekilde bekleyen yaşlar akmaya başladı. "Benim sana ihtiyacım var."

Söylediklerimden sonra annem beni hızlı bir şekilde kendine çektiğinde, bana sıkıca sarıldı.

"Kızım," diye âdeta feryat edercesine bağırdı. "Ölüyorum ben kızım, yaşayamıyorum."

Ağzımdan kaçan hıçkırığıma engel olamadığımda, "Anne..." diye bağırdım. "Ne olursun yapma böyle. Yaşayamam ben."

Yaşayamazdım ki...

Abimi kaybetmiştim. Üzerine bir de annemle, babamı kaybetsem harap olurdum ben. Kıyısını arayan deniz gibi kaybolurdum.

"Böyle bir acı görmedim ben Mihran. Hissetmedim böyle bir acıyı. İçim yanıyor benim kızım. Aldığım nefes göğsüme batıyor sanki. Gözümü kapatıyorum Serhat'ım, açıyorum Serhat'ım. Sanki şuradan bir yerden çıkacak da yumurtalı ekmek isteyecek benden gibi geliyor. Bir hafta da öldüm ben öldüm..." Annemin haykırarak söyledikleriyle birlikte daha çok ağlamaya başladığımda, anneme biraz daha sarıldım.

"Dilerim rabbimden bana evlat acısı yaşatanların iki dünyada yakası bir araya gelmesin. Gelmesin. Mutluluk yüzü göremesinler, göremesinler. Oğlum, oğlum... Serhat'ım, yavrum..." Annem kendi kendine sayıklaya sayıklaya gözlerini kapattığında, ağzımdan kaçacak olan hıçkırığıma engel olmak için elimi ağzıma doğru kapattım.

Güçlü durmaya çalışıyordum. Kendimi sıkıyordum ama sıktığım kadar da parçalanıyordum.

"Uyudu mu kızım?" diyen babamın sesi kulaklarıma dolduğunda, başımı belli belirsiz bir şekilde salladım. "Uyudu."

Kendini parçalaya parçalaya, feryat figan ede ede uyumuştu. Aslında uyumak denmezdi buna. Sadece annem çok yorulmuştu ve kendini kaybetmişti.

Babam, "Anneni yatıralım," dediğinde, "Burada yatsın baba..." dedim. Babam başını olumlu anlamda salladığında annemi kollarımın arasından çekerek, koltuğu yatırdı.

Kenarda duran battaniyeyi alıp annemin üzerine örttüğümde annem sanki bunu bekliyormuşçasına battaniyeye sarıldı. Annem içini çeke çeke uyumaya devam ettiğinde, bize bu acıyı yaşatan herkese lanet ettim.

"Sen naptın baba dışarıda?" diye sordum, gözlerimi annemden çekebildiğimde.

Babam, "Ufak birkaç işimi hallettim kızım. Bir de Mirza..." dediğinde duraksadı. Mirza'nın adını duyar duymaz babamın ne diyeceğini beklemeye başladım.

"Mirza oğlum gidiyormuş onunla görüştüm." Zihnim 'Mirza oğlum gidiyormuştan' sonrasını algılayamadığında, "Nereye?" diye fısıldadım. "Nereye gidiyormuş? Özel göreve mi?" Mirza polis olduğu için sık sık özel görevlere giderdi.

"Yok," dedi babam. "Tayini çıkmış."

Tayini mi çıkmıştı? Mirza'nın tayini çıkmıştı ve bana söylememişti. Gidecekti ve benim daha yeni haberim oluyordu. Beni bırakıp gidecekti.

Aslında söylememesinin nedenini anlıyordum. Yüksek ihtimalle tayini çok önce çıkmıştı ve araya abimin ölümü girmişti. Şu bir haftadır kendimde olmadığım için de konuşamamıştık zaten.

Ama yine de söylemesini isterdim.

Gözlerimin içi hayal kırıklığıyla yandığında, titreyen sesimle, "Tayini mi çıkmış?" dedim.

"Öyle kızım. Şırnak'a gidecekmiş." Duyduklarımla birlikte başımı belli belirsiz bir şekilde salladığımda, "Anladım..." diye fısıldadım. "Ben biraz hava alacağım baba."

Babamın bir şey demesini beklemeden yanından geçip gittiğimde, bir hışımla kendimi dışarı attım.

Benim dışarı çıkmamla birlikte karşı evin kapısı da aynı zamanda açıldığında, en önden Mirza çıktı. Mirza'nın peşinden de babası; Aslan amca, annesi; Asiye teyze ve o kardeşi Dila çıktığında, onları izlemeye başladım.

Onlar beni hâlâ görmemişti.

Gözlerim Mirza'nın elinde tuttuğu küçük çantaya takıldığında, gözümden bir damla yaş aktı. Bu kadar çabuk mu gidecekti?

Asiye teyze, Mirza'ya sarıldığında Mirza da kollarını annesinin beline doladı. Asiye teyzenin ağladığını fark edebilmiştim.

Titreyen bacaklarımla birlikte ona doğru bir adım attığımda, vedalaştığı annesinin gözyaşlarını elleriyle sildi.

Benim gözyaşlarımı da böyle siler misin Mirza?

"Ağlama artık anne." Sert bir şekilde çıkan sesini aramızdaki mesafelere rağmen duyabilmiştim.

Gidiyordu.

"Baba," dediğinde sesi tok bir şekilde çıkmıştı. Hiçbir duygu ifadesi barındırmıyordu. "Hadi girin içeri. Annemi de sok."

Asiye teyze, "Oğlum oğlum..." diye yakınmaya başladığında Aslan amca, Asiye teyzenin kolundan tutup onu içeri soktu.

Ve Mirza sadece onların ardından bakmakla yetindi.

Bir adım daha attım.

Elinde tuttuğu çantasıyla birlikte arabasına doğru yürüdüğünde, gözlerim gözleriyle birleşti.

Son kalan gücümle birkaç adım daha attım.

Mirza da sonunda bana doğru adım atabildiğinde, artık karşı karşıyaydık.

"Gidiyorsun?" diye fısıldadığımda sesim soru sorar bir şekilde çıkmıştı. Aslında 'gitmiyorum' desin istiyordum.

'Gitmiyorum kurban olduğum' desin istiyordum.

"Gidiyorum."

"Bana haber vermedin."

Mirza, "Gerek duymadım..." dediğinde duraksadı.

Gerek duymadım.

Aramızda kısa bir an sessizlik oluştuğunda en sonunda, "Ne?" dedim. Gerek duymadım da ne demekti?

"Duydun," dedi sadece. Sesi net bir şekilde çıkıyordu. Ve o netlik her defasında benim içimi parçalıyordu.

"Biz ne olacağız?" dedim içimde kalan son bir umutla. "Ben beklerim seni."

Mirza, "Bekleme," dediğinde nefesimin kesildiğini hissettim. Ama benim nefes alamamama karşılık o konuşmaya devam etti. "Biz diye bir şey yok Mihran. Bekleme beni."

Biz diye bir şey yok Mihran.

"Mirza?" dedim. "Ne diyorsun sen? Seviyoruz biz birbirimizi. Bak sorun tayininin çıkması ise ben beklerim seni. Ömrüm boyunca, bu can bu bedenden çıkmadıkça beklerim ben seni." Evet, kesinlikle tayini çıktığı, uzağa gideceği için böyle yapıyordu.

Ama ben onu beklerdim ki. Aramıza giren dağlara, denizlere, kilometrelere karşılık ben ondan gidemezdim ki...

Mirza sözümü, "Tayinim çıkmadı," diyerek kestiğinde duraksadı. "Ben tayinimi istedim." Bedenim titredi, omuzlarım çöktü.

"Sen mi istedin?" diye sorduğumda sesim titrek bir şekilde çıkmıştı.

"Evet," dedi Mirza gözlerini gözlerimden ayırmadığında. "Ben istedim."

"Ama neden?" dediğimde gözlerimden akan yaşlar bir bir dökülmeye başladı. "Neden yaptın bunu? Biz, biz..."

"Burada beni tutan bir şey kalmadı."

Ben vardım. Ben buradaydım. Ama o an anladım ki; ben aslında onun için yoktum.

"Seviyorduk..." dediğimde elimi kalbimin üzerine doğru götürdüm. "Biz birbirimizi seviyorduk."

Mirza eline keskin bir bıçak aldı.

"Sevmek değilmiş bizimkisi... Çocukça bir şeymiş." Mirza'nın acımasız bir şekilde söyledikleriyle birlikte, kalbime amansız bir ağrı girdi.

O bıçağı kalbime batırdı.

Başımı iki yanıma salladığımda, "Hayır, hayır..." dedim. "Sen şu an tayinin çıktığı için böyle yapıyorsun. Gittiğin için böyle yapıyorsun. Sen bu değilsin." Söylediklerine inanmıyordum. Benim Mirza'm bu değildi.

O benim tek damla gözyaşıma kurban olan adamdı.

"İstediğini düşünebilirsin. Ama şu saatten sonra sen yoluna, ben yoluma."

Benim tüm yollarım sana çıkıyor diyemedim.

"Seviyorduk," dedim tekrardan. Mirza'nın az önce söylediklerini duymamış gibiydim. Duymak istemiyordum.

Mirza, "Küçüksün sen, küçücüksün..." dedi. "On dokuzundasın daha. Hissettiğin şeyleri sevgi sanıyorsun ama değil. Sen beni sevmiyorsun."

Bıçağı kalbimin içinde çevirdi.

Başımı yere doğru eğdiğimde, dudaklarım acı bir tebessüme ev sahipliği yapmak istercesine kıvrıldı.

Anlamıştım.

Mirza yapmak değil, yıkmak istiyordu.

"Sen sadece beni sevdiğini sanıyorsun Mihran."

Birden, "Sakın!" diye tısladım dudaklarımın arasından. "Sakın benim sevdamı küçümseme." Duraksadım.

"Senin seviyorum deyişlerin," dediğimde Mirza'nın kalbimin içine soktuğu bıçak daha çok batmaya başladı. "Senin kurban oluşların..." Bıçak bir kez daha çevrildi. Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımda durdu. "Senin uğruma ölüşlerin..." Ona baktım. Gözlerinin içine baktım. "Senin sevdan yalan olabilir."

Bıçak durdu. Kalbim durdu.

"Ama benim sevdam gerçekti."

Sadece gözlerime baktı. Ağzını açıp tek bir kelime etmedi, edemedi.

Mirza gözlerimi gözlerinden ayıramadığında, "Eyvallah..." dedi.

Sadece eyvallah. Söylediğim o kadar şeyin karşılığı bir eyvallahtı.

Bizim sevdamızı; bir 'eyvallaha' sığdırmıştı.

Beni ardında bırakıp yürümeye başladığında, "Yaşa..." diye fısıldadım arkasından. Beni duymamıştı. Duymasını da istemedim zaten. "Ne olur yaşa. Ne olursa olsun yaşa."

Arabasına bindi.

Gözlerini tekrardan gözlerimle birleştirdi.

"Ama dönme," diye fısıldadım. "Ne olursa olsun dönme. Yolun çıkmasın yoluma."

Önce arabasını çalıştırdı,

Sonra o sevdiğim gözlerini gözlerimden ayırdı.

Arabası yanımdan geçip gittiğinde, dikiz aynasında duran gözlerimiz birleşti. "Affetmeyeceğim," dedim. "Dönme affetmeyeceğim."

Gözlerini gözlerimden ayırdığında, gitti.

İnsan bir anda her şeyini kaybedebilir miydi?

Kaybedebiliyormuş.

Hayat bunu bana oldukça acımasız bir şekilde öğretti. Hayatımın gerçeklerini bir bir çarptı yüzüme.

Önce abimi kaybettim.

Peşinden de sevdamı.

Abim öldü.

Sevdam ise; benim için artık yaşayan bir ölüydü.

*

Ve biz geldik canımın en içleri! Burada yazdığım her hikâyemde yapmayı hiç sevmediğim bir şey varsa o da; bu konuşmalardır. Çok heyecanlı oluyorum,ne diyeceğimi gerçekten bilemiyorum^^ Ama şu an tek bir şey söylemek istiyorum.

İyi ki varsınız!

Her hikâyemde benimle olanlar, ya da aramıza sonradan katılanlar,

İyi ki geldiniz!

•Belki çok erken ama ilk düşüncelerinizi de öğrenmek isterim. Hikâyeyle ilgili neler düşünüyorsunuz?

İlk bölüm hazır gibi ve iki güne kalmaz gelir diye düşünüyorum ama yine de instagram hesabımdan geri sayım başlatırım.🤝

Alıntılar için instagram: mavininhikayeleri
Duyurular için Wattpad: @kendince_yazar

Sizleri seviyorum.

💙

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro