Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

22.Bölüm: "Vurgun ve Çıkmaz"

#Dolu Kadehi Ters Tut&Sedef Sebüktekin - Gitme

#Feridun Düzağaç - Alev Alev

#Cem Adrian - Bir Kar Tanesi

#Pilli Bebek - Haram Geceler

#Melike Şahin - Nasır

#Cem Adrian&Hande Mehan - Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun

BİRİCİĞİNİZ, MAVİNİZ, SEVGİLİNİZ GELDİİİİ❤️‍🔥 13 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN Kİİ💙

Bölümle ilgili yorumlarınızı, sevdiğiniz alıntıları Twitter'da #Visal etiketiyle bekliyor olacağım. (Twitter: kendince_yazar0)

Not: Bölümde birazcık +18 sahneler vardır. O kısımlara geldiğimizde uyarı koyacağım ama şimdiden de söylemek istedim. Lütfen rahatsız olacaklar, midesi bulanacaklar olanlar geçsin. Bu konuda hakaret içerikli yorumlar görmek istemiyorum💙)

Şimdi oy verdiysek başlayalım mı?🥰

*

Öyle bir çıkmazın içindeydim ki... Düştüğüm bilinmezliğin içinden çıkıp tutunmaya çalıştığımda kendimi her defasında başka bir çıkmazın içinde buluyordum. Yine bir çıkmazın tam ortasında bir başımaydım. Gücümün tükendiği noktadaydım ve artık tutunacak kimsem kalmamıştı.

Ölenle ölünmüyordu.

Ama acısı da hiç dinmiyor, sizi öldürmekten beter ediyordu.

Mutlu olduğum, içten tebessüm ettiğim her anımda gözlerimin önüne abim geliyordu. Sanki güldüğüm anlarda hastalıklı bir şekilde suçlu hissediyordum. Haksızlıkmış gibi...

Oysa ki bunca zaman en büyük haksızlığı kendime ettiğimi bilmeden yaşamışım ben. Kandırılmışım, kanmışım.

"Neden?" Diye fısıldadım, dizlerimin üzerine çökmüş bir şekilde kalakaldığımda. Video başa sarmış ve yeniden oynamaya başlamıştı. "Neden yaptınız bunu bana?" Ellerim, abime dokunmaya gitmedi. "Bu kadar mı çok sevdin? Ölecek kadar..." Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım. "Beni bırakıp gidecek kadar çok mu abi?"

Abimin, evli bir kadınla ilişkisi vardı. Evli bir kadınla.

"Allah kahretsin," diye avazım çıktığı kadar haykırdım. "Allah hepinizi kahretsin." İçimdeki acıyı ne kadar haykırsam da geçmezdi. Olduğum yerde bağırarak tepinmeye başladığımda, "Nasıl yaptınız?" Diye bağırdım. Her şeyi yıkmak, geçmek istiyordum artık.

Çöktüğüm yerden dağılmış bir şekilde kalktığımda, öylece ayakta kalakaldım. "Bittim artık ben," diye fısıldadığım boş bakan gözlerim odamın duvarlarında dolandı. "Tükendim artık." Sadece durdum, nereye saracağımı ne yapacağımı bilemedim. "Tükettiniz beni."

Ve tam o an abimin, "Mirza'ya söyleyeceğim," diyen sesini tekrardan duydum.

Çıkmaz bir sokağa sıkışmış bir şekilde kaldığımda hissettiğim hayal kırıklığı beni öldürmek istercesine boğazıma dolandı. Boğazımı sıktı ama yaşadım. Sevdiklerimin beni vuruşları her defasında kalbimi yaraladı.

Yaralı bir şekilde yaşadım.

Nevrimin döndüğünü hissettiğim an, "Sus artık!" Diye bağırdım ve bilgisayarıma hızlı bir tekme geçirdim.

Ekran çatladı, ama yine de susmadı.

"Allah hepinizi kahretsin." Ağlaya ağlaya bilgisayarıma uzandığımda korka korka taktığım flash belleki bir hışımla çıkardım ve ekran kapandı. Bir elime kırılan bilgisayarımı aldığımda diğer elimdeki flash belleki avuçlarımın içine bastırdım. Son anda gözlerim yatağımın bir köşesine fırlattığım telefonuma da çarptığında onu da elime aldım.

Hızlı bir şekilde odamdan çıkıp merdivenleri indiğimde evde kimsenin olmadığını fark etmem çok bir zamanımı almadı. Babam kahveye gitmişti ama annem yine nereye gitmişti bilmiyordum. Kendime düşünme payı tanımadan ayağıma ayakkabılarımı giyip evden çıktığımda yürümeye başladım.

Yanından geçtiğim insanların gözleri bana döndüğünde, "Mihran ne oldu sana böyle?" Diyen Hatice teyzenin sesini duysam da dönüp bakmadım bile.

Şimdi gözlerimde hiç dinmeyen yaşlarım, üzerimdeki pijamalarımla, saçım başım dağılmış bir şekilde sokaktaydım.

"Mihran," diye bağıran Polat abinin sesini duysam da duymamazlıktan gelerek yürümeye devam ettim. "Mihran." Tekrardan bağırdı. "Dursana kızım. Nereye gidiyorsun sen böyle?" Peşimden koşturarak yanıma geldiğinde bana dokunmayarak hemen önüme geçti.

"Mihran," dedi şaşkınlıkla. Şu hâllerim, çöküşlerim, kötü görüntüm onu da şaşkınlığa sürüklemişti anlaşılan. "İyi misin? Nereye gidiyorsun sen böyle abiciğim?"

Derinden gelen, boğuk çıkan sesimle, "Çekilir misin Polat abi?" Dedim.

"Çekilmem. Ne oldu sana böyle?" Yanlış bir şey demek istemiyormuş gibi duraksadı. "Söyle bana abiciğim ne oldu?"

En sonunda dayanamadığım bir noktada, "Herkes kendi işine baksın," dedim, kendimden bile beklemediğim robotik bir ses tonuyla. "Çekil şimdi önümden. Lütfen." Benden beklemediği bu tepkiyle birlikte daha da bir şaşırdı ama yine de ters bir tepki vermedi.

"Mirza'yı..." Daha fazla dinlemek istemediğimde hızlı bir şekilde yanından sıyrıldım ve kendi yoluma baktım.

"Mihran... Bak ben seni bu şekilde bırakamam." Peşimden geldiğini hissediyordum. "Olmaz böyle. Gel oturalım konuşalım abiciğim." Dudaklarım büzüldü. "Mirza'yı arıyorum." Tepki vermeden yürümeye devam ettim. "Üşürsün böyle bak." Peşimden gelen adımlarını hızlandırdığını hissettim. Çok bir zaman geçmeden Polat abi omzuma ceketini bıraktığı an, "Giy bak," dedi.

Tam olarak giymedim ama bana birkaç beden bol gelen cekete sıkıca sarıldım. Sanki kaybolmak istedim.

"Gelme peşimden," dediğim an geceliğimin cebindeki telefonum titremeye başladı. Bakmadım. Önümden geçen bir taksiyi durdurup bindiğimde Polat abi, "Hay sikeyim böyle işi," diye bağırdı. "Ceketimin cebinde para var Mihran."

Onu ardımda bırakarak taksiyle birlikte yola koyulduğumuz an avucumun arasındaki flash belleki biraz daha sıktım. Sıktıkça batıyordu, battıkça avuçlarıma izi çıkıyordu.

Cebimdeki telefonum hiç durmadan titremeye başladığında telefonumu çıkardım ve Mirza'nın bilmem kaç kez aramasına bir son vererek meşgule attım. Mesajlara girerek Mirza'ya mesaj yazdım.

Siz: Eve gel.

Anlamazdı ki... 'Evimiz' demediğim sürece anlamazdı ki o.

Siz: Evimize gel.

Attığım mesajların ardından Mirza tekrardan aramaya başladığında bu sefer meşgule atmadım ve telefonumu cebime koydum.

Başımı cama yaslayıp yolun akmasını beklediğimde gözlerimi bir an olsun kırpmadım. Gözlerimi kapattığım an gözlerimin önüne abim ve o kadın geliyordu.

Yolu izleye izleye dakikaları devirdiğim an en sonunda taksi evimizin önünde durdu, ve ücretini Polat abinin parasından ödeyerek indim. Yine aynı tavırlarımla birlikte tuğlaların arasından bulduğum anahtarla birlikte kapıyı açtığımda evimize girdim.

Evimize...

Bu ev sayısız anımıza, sayısız mutluluğumuza ve sayısız acımıza şahit olmuştu. Ve amansız bir şekilde akıttığım gözyaşlarıma... Bu ev; yıkıktı, döküktü, eskiydi. Bakıldığında tıpkı benim gibiydi aslında.

Yıkık ve dökük...

Merdivenlerden indiğim an anılarımız geldi gözlerimin önüne.

"Onlar ne?" Dedim, Mirza'nın elinde tuttuğu iki koliye bakarken.

"Gel bak bakalım," diyen Mirza göz kırptığında oturduğum yerden kalkarak yanına ilerledim. Kolileri yere koyduğu an hemen başına çömelerek kapağını açtım ve gördüğüm test kitaplarıyla birlikte, "Iy..." dedim. "Bir sürü test kitabı mı?"

Mirza tepkime karşılık kahkaha ata ata güldüğünde, "Senin ders çalışma isteğin gözlerimi yaşartıyor kurban olduğum," diyerek burnumun ucunu sıktı. Yüzümü buruşturdum. "Hepsi çözülecek onların. Bilgisayar ve ders çalışma masası da sipariş ettim." Kaşlarım derin bir şekilde çatıldı.

"Başka bir isteğin varsa söyle kurban olduğum."

Başka ne isteğim olabilirdi ki?

"Gerek yoktu bunlara," dediğimde içten içe ona yük olduğum için kendimi suçlamaya başlamıştım bile. Tüm maaşını benim için harcaması... Böyle olmamalıydı.

Mirza, "Vardı," dedi oldukça net bir şekilde. "Evde annen yüzünden çalışamadığını biliyorum." Dudaklarım büzüldü. "Bakma öyle..." dedi kıyamıyormuş gibi elini yanağıma götürüp okşadığında. "Kütüphaneye gidiyorum diye gelir burada çalışırsın işte."

"Olmuyor ki böyle..." diye ağzımın içinden mırıldandım. "Olmayan ne?"

"Benim için çok masraf yapıyorsun..." dememe kalmadan sanki devamını duymak istemiyormuşçasına hızlı bir şekilde sözümü kesti.

"Bana bak!" Dediğinde sesi sert bir şekilde çıksa da yanağımı okşadı. "Bana bunun lafını yapma, bana bunlarla gelme." Tıpkı benim gibi yere çömeldiği an beni kucağına çekip alnını alnıma yasladı. Kollarımı beline doladığım an başımı yuvamı bulmuşçasına göğsüne yasladım.

"Senin için her şeyi yaparım ben kurban olduğum."

Yapmıştı da. Benim için her şeyi yapmıştı.

Beni gerçekten çok sevmişti. Benden gitmiş, bana dönmüştü. Bana yalanlar söylemiş, benim için defalarca kez kendisini feda etmişti.

Ama beni çok sevmişti.

Dudaklarım küçük bir çocuk gibi büzüldüğünde, içerideki koltuğa geçerek oturdum. Benim oturmamla birlikte Mirza'nın, "Mihran!" Diye bağıran sesi kulaklarıma dolduğunda herhangi bir tepki vermeden oturmaya devam ettim. Nasıl bir hızla gelmişti bilmiyordum ama limitlerini sonuna kadar zorladığının farkındaydım.

"Mihran," diye bağıra bağıra merdivenleri indiğinde beni görmesiyle birlikte yanıma doğru koşturdu. "Kurban olduğum." Önümde diz çöktüğü an, "İyisin?" Dedi, sorgular bir ifadeyle. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ama önceliği benim iyi olup olmadığımdı. Ellerini yanaklarıma koyup ona bakmamı sağladı, ve boş bakışlarımla olan baktım.

Gözlerimde ne gördü bilmiyorum ama bu onu daha da çok korkuttu. "Mihran ne oluyor?" Sanki nefes alamıyormuş gibi eliyle yüzünü sıvazladı. "Neyin var kurban olduğum?"

"Bolca hayal kırıklığımdan başka hiçbir şeyim yok," dediğimde gözlerimi tavana diktim ve gözyaşlarımı tutmaya çalıştım. "Bolca gözyaşım var." Dudaklarım titrediğinde kendimi tutmak adına ısırdım. Ağlamadım, tuttum gözyaşlarımı.

Mirza, "Mihran..." dedi sanki içi yanıyormuş gibi. "Ben anlamıyorum ve bu beni daha çok yakıyor." Parmaklarını boynuma doğru götürerek ona bakmamı sağladı. "Ne oldu kurban olduğum?" Omuzları düştü. "Ben mi bir şey yaptım?" Karşımda küçük bir çocuk gibiydi. "Yine ben bir şey yaptım değil mi?"

"Sen söyle," dedim fısıltıyla. "Bir şey yaptın mı?" Ben sormadan o anlatsın istedim, hâlimden anlasın ve anlatsın.

"Mihran ben anlamıyorum," dedi, içindeki karmaşıklıkla birlikte. "Ben şu hâlini anlamıyorum..." Gözleri geceliklerimde dolandı. "Şu hâlinle dışarı çıkışını anlamıyorum, şu gözlerindeki yaşlarını anlamıyorum." Ellerini iki yanına açarak haykırdı: "Ben şu an sana dair bir boku anlamıyorum."

Avucumun içindeki flash bellek varlığını belli etti. "Ama yapmışımdır," dedi Mirza ses tonunu yavaştan yavaştan düşürdüğünde. "Ben kesin bir şey yapmışımdır." Her şeyin suçunu bir şekilde onda bulmamdan kaynaklı bir iç dökmesini, tribini yapıyordu.

Dudaklarım büzüm büzüm büzüldüğünde yanıma koyduğum bilgisayarımı alarak açtım ve avucumun içine sakladığım flash belleki çıkardım. Gördüğü flash bellekle ne anladı bilmiyorum ama, "Mihran," dedi. Cevap vermedim.

Flash belleği taktım ve video açıldı.

Açılan videoyla birlikte Mirza gözlerini sıkıca birbirine bastırdığında başını iki yanına salladı. Aynı videoyu izlememek, abime karşı yeniden hayal kırıklığı ile dolmamak için ellerimi kulaklarıma bastırdığımda, onları duymamak istedim.

Ama duydum.

Başımı yere eğip karşımdaki görüntüyle aramdaki bağı kestiğimde, ellerimi kulaklarıma biraz daha bastırdım.

Video hâlâ devam ederken, "Mihran," dedi Mirza. Onu da duymadım, ona da kapattım kendimi.

"Mihran ne olur dinle." Duymadım.

Mirza'nın elleri bana uzandığında, "Kurban olduğum," diyerek ellerini kulaklarımın üzerindeki ellerime kapadı.

Tam o an abimin, "Mirza'ya anlatacağım..." diyen sesi kulaklarımı kapamama rağmen duyduğumda, gözlerimi Mirza'nın gözlerine çevirdim.

Sadece birbirimize baktık.

"Duymak istemiyorum," diye fısıldadığımda video çoktan başa sarmıştı bile. Sözlerim üzerine Mirza'nın gözleri acıyla kısıldığında, "Mihran yapma," dedi.

"Duymak istemiyorum," dedim tekrardan. "Abimi duymak istemiyorum." Mirza ona dediğimi sanmıştı ama ben abim için demiştim. İlk defa abimi duymak istememiştim.

Mirza anında videoyu kapattığında bilgisayarın ekranını da hızlı bir şekilde vurdu. Zaten ekranını kırdığım bilgisayarımın parçalara ayrıldığını hissettim. "Kapattım," dedi Mirza. "Bak kapattım." Sanki karşısında küçük bir çocuk vardı ve onu ikna etmek istercesine konuşuyordu.

Ellerini tekrardan kulaklarımın üzerindeki ellerime koyduğunda hafifçe çekmeye çalıştı ve bu sefer izin verdim. Önümde biraz daha diz çöktüğünde, "Kurban olduğum..." dedi.

"Biliyor muydun?" Diye fısıldadığımda, boğazım karıncalandı, yutkunmakta zorlandım. "Ne olur..." dedim, omuzlarım çöktüğünde. "Ne olur Mirza." Ne demek istediğimi anladı. Sadece gözlerime baksa bile anlardı ne demek istediğimi. 'Hayal kırıklığım olma' dedim...

Ne olur olma Mirza.

"Abim... Sana bir şey anlattı mı?"

Başını hızlı iki yanına salladığında, "Hayır," dedi. "Bilmiyordum ben. Bak gerçekten..." Ellerimi tuttu, ona bakmamı sağladı. "Ben bilmiyordum Mihran. Bana hiçbir şey anlatmadı." Ona inanmayacağımı düşündüğündendi bu kadar çırpınması. "Anlatacağım demiş ama bana anlatmadı. Kardeşim bana hiçbir şey anlatmadı."

"Bilmiyordun," dedim Mirza'yı tekrar ettiğimde.

"İnanmadın değil mi?" Mirza'nın sesinden bana olan kırıklığını hissettim. "Yine bana inanmadın değil mi? Şimdi ne yapsam da inanmazsın değil mi?"

İnanıyordum ki.

Eğer bilseydi söyleyeceği tek bir yalanla beni kaybedeceğini de bilir ve asla yalan söylemezdi.

Gözlerinin içine baka baka, "İnanıyorum," dedim. "Sana inanıyorum Mirza." Ona inanıyordum, bir yola gireceksem de inanmam gerekiyordu. "Ama ben... Mirza neden?" Titreyen dudaklarımı büzdüğümde küçük bir kız çocuğu gibi ağlamaya başladım. "Abim neden bunu yaptı? Ben inanamıyorum..."

Mirza, "Ne olur ağlama," dediğinde parmaklarını gözyaşlarıma değdirdi.

"Ben ağlamayayım da kim ağlasın?" Dediğimde iyice kendimi ağlama mooduna sokmuştum. "Evli bir kadını sevmiş. Çok sevmiş... Uğruna ölecek kadar sevmiş." İçli içli ağladım. "Abim, o kadın yüzünden öldü. Kaya dedi duydun değil mi?" Ellerimle kapatmış olduğu bilgisayarı gösterdim. "Sen de duydun değil mi? Kaya dedi."

Benden, abimi çalmışlardı.

Abim, benden kendisini çalmıştı.

"Ben ne yapacağım Mirza?" Dediğimde fısıldamıştım. "Ben nasıl yapacağım? Anneme babama ne diyeceğim?" Babam gözlerimin önüne, aklıma geldi. "Babam çok üzülür ki... Çok üzülür Mirza, yıkılır."

Mirza ellerimi tutup benim tükenmişliğime karşılık beni tuttuğunda, "Ben buradayım kurban olduğum," dedi.

"Buradasın," dediğimde ona sıkıca tutundum. Onun beni tuttuğu gibi ben de onu tuttum. Ama birden aklıma düşen şeyle birlikte donuklaştığımda, "Sen şaşırmadın," dedim.

Videoyu izlemeye başladığı an bile hiç şaşırmamıştı. Hatta videoyu doğru düzgün izlememiş bile sadece benimle ilgilenmişti.

"Senin yeni bir delil dediğin bu muydu?"

Mirza'nın kaşları çatıldığı an, "Mihran ben..." dedi. Cevabı veremedi ama ben anladım. Hiçbir şey demese bile sadece bakışından anladım.

"Buydu," dedim birden kendimi ona karşı buz gibi hissettiğimde. "Söylemedin, bunu bana söylemedin." Ellerimi, ellerinin arasından hızlı bir şekilde çektim. O bırakmak istemedi ama ben onu bıraktım.

"Çok üzülecektin," dedi Mirza. Ellerimi çektiğim için boşluğa düşmüş gibi kalakaldı. "Sana da demiştim bunu. Çok üzülecektin kurban olduğum."

"Sen söyleseydin, beni yine sen toparlardın. Senden duysam, sen tutardın ellerimden." Gözlerim ellerine düştü. "Ama ben şimdi yıkıldım."

Yıkılmıştım.

"Ben yine tutarım," dedi Mirza. "Hiç bırakmam ki... Hiç bırakmam tutarım seni." Elleri bana uzanmak istedi ama tutamadı. "Mihran... Ne olur yapma."

"Ben hep şeffaf oldum, sana hiç yalan söylemedim." Elleri tekrardan bana uzandı, geri çekildim. Dokunsun istemedim artık. "Sizin gibi yapmadım ben." Ben her şeyi açık bir şekilde Mirza'ya sunmuştum. Öğrendiğim ilk andan beri... "Bana o bileklik geldiğinde de o not geldiğinde de ilk sana anlattım ben, sana geldim. Anlatmayabilirdim ama kendi başıma bir şeyleri halletmeye de çalışabilirdim. Ama yapmadım, ilk sana anlattım."

"Mihran..." dedi hızlıca başını iki yanına salladığında. Daha fazla konuşturmadım onu.

"Ama sen de hep bir şeyler var. İzin vermiyorsun Mirza. Gerçekten bak..." Başımı tavana doğru kaldırıp gözlerimden akacak olan yaşları durdurmaya çalıştım. "Gerçekten bak tutmaya çalışıyorum, ellerini tutmaya çalışıyorum." Ellerimi ona uzatmaya çalıştım, titredim. "Vazgeçme diyorum kendi kendime, tutuyorum, bırakmıyorum seni.

"Ama ben seni tuttukça sen düşüyorsun," dedim. Elimi, kalbimin üzerine götürüp bastırdım. "Şu kalbimden düşüyorsun."

Sözler bir kez çıktığı zaman geri dönüşü olmazdı. Benim sözleriminde olmadı. Kalbim onunla doluyken, sözler birden düştü dilimden.

Mirza'yı yaraladım, Mirza'yı paramparça ettim.

Önümde diz çökmüş bir şekilde kalakaldığında uzun uzun gözlerime baktı. En sonunda derin bir iç çektiği an dizlerinin üzerinden doğruldu ve kalktı.

"Eyvallah." Sadece eyvallah. İlk günkü gibi sadece 'eyvallah.'

Bana arkasını dönüp beni ardında bıraktığında omzuna yılların yükünü, yılların acısını alarak yürüdü. Bana bakmadan merdivenlerden çıktı, sadece arkasından izlemekle yetindim.

İzledim ve gitti.

Oturduğum koltuktan kalktığım an peşinden gitmek istedim ama gidemedim. Yeniden peşinden gitmek adına birkaç adım attığımda kalbim sıkıştı.

Ben ne yapmıştım?

Ben yapmıştım. Ben ne yaptıysam bize yapmıştım.

"Neden?" Dedim kendi kendime. Bu sefer sorularım, hesap sorunlarım kendimeydi. "Neden bunu yapıyorum?" Az önce kalktığım koltuğa daha da çok dağılmış bir şekilde geri çöktüm. "Ben, bize bunu neden yapıyorum?" Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığımda, "Gitti," dedim. Kesik kesik nefesler alıyordum. "Bu sefer gerçekten gitti."

Hıçkırıklarım kalbimin derinlerinden gelen sessiz iç çekişlere döndüğünde koltuğa uzanarak dizlerimi kendime çektim. Küçüldükçe küçüldüm, yok olmak istedim. Mirza'yı kırdığım kadar yok olmak...

"Çok seviyorum." İçli içli ağlayışlarımın arasında fısıldamıştım. Elimi, kalbimin üzerine götürdüğümde, onu hissetmek istercesine bastırdım. "Çok seviyorum." Sürekli aynı şeyi tekrarlayıp durdum. Sadece ona olan sevgimi...

Bir zamandan sonra ağlamaktan ağırlaşan göz kapaklarım kapandığında, derin iç çekişlerimin arasında tek söylediğim şey vardı:

Onu sevdiğim.

*

Bu hayatta hiçbir şeyi hissetmesem bile onu hissederdim. Onun varlığını hissederdim. Tıpkı şimdi de hissettiğim gibi... Onun kollarındaydım.

Mirza'nın...

Nasıl olmuştu bilmiyordum ama uyku hâlinde olmama rağmen hissediyordum. Teninin sıcaklığını, kokusunu, varlığını...

"Çok seviyorum," diye fısıldadığım an hâlâ gözlerimi açamamıştım. Uyumadan önce onu çok sevdiğimi o kadar çok tekrarlamıştım ki... Şimdi de dökülüyordu işte dudaklarımdan.

Burnumu çektiğimde ellerimi Mirza'nın kalbine doğru götürdüm. Benimle dolu olan kalbini de hissettim.

En sonunda gözlerimin üzerindeki ağırlıktan kurtulmak istercesine göz kapaklarımı hafifçe araladığımda gözlerimin içinin acıdığını hissettim. O kadar çok ağlamıştım ki... Kızardıklarına görmesem bile yemin edebilirdim.

Tam açamadığım gözlerimin mavisi, Mirza'nın koyu kahverengi gözleriyle birleştiği an sanki kıyamıyormuş gibi, içi gidiyormuşçasına bana baktı. Başını koltuğun arkasına yaslamış ve beni de kucağına çekmişti. Başım göğsüne yaslı bir şekilde dururken, beni sarışına karşılık onu sıkıca sarmıştım.

"Gitmedin." Ona biraz daha tutundum. "Bırakmadın beni."

"Gitmedim." Tıpkı benim gibi konuşmuştu. Benim ona tutunduğum gibi o da beni tuttu. "Bırakmadım seni."

Belki başkası olsa giderdi, gerçekten hiç durmaz giderdi. Ama ona ettiğim her laftan, onu her kırışımın ardından onu yine yanımda buluyordum. Yine bir şekilde beni kollarının arasına alıp sarıyor, bırakmıyordu.

"Ben, seni çok üzüyorum değil mi?" Dolu dolu olan gözlerimi kırpıştırdım. "Seni çok kırıyorum değil mi? Ben..." Konuşamadım. "Ben neden böyle oluyor anlamıyorum."

Mirza, bana karşı çok hatalar yapmıştı. Parçalamıştı, kırmıştı, bizi bitirmişti. Ama döndüğü andan beri hep çabalamıştı, bizden hiç vazgeçmemişti.

Ben vazgeçmiştim.

Ama aklımın bitti dediği noktada kalbim durmamış, ona koşmuş ve ben tekrardan ona tutunmuştum.

"Ben, seni çok seviyorum." Gözlerine baka baka kalbimden dolup taşanları söylemiştim. "İlk günkü gibi," dedim, kalbimden hiç düşmediğini haykırırmış gibi. "Hep sevdiğim gibi." Ona söylediğim o sözler aklıma geldiğinde kalbim acıyla kasıldı. "Ama neden böyle yapıyorum bilmiyorum. Kırıyorum seni."

Bu sefer de onu kırdığım için kendimi tutamayarak ağlamaya başladığımda, "Çok üzüyorum seni," dedim ağlamamın arasından. "Ben, seni çok üzüyorum, seni çok kırıyorum Mirza." Yine de ona sığınarak başımı göğsüne gömdüğümde, kendimi ondan sakladım.

"Sana kurban olurum ben," dedi Mirza. Göğsüne gizlediğim başımı kaldırarak gözlerime baktı. "Kurban olduğum." Yüzüme yapışan saçlarımı tek bir saç delime dahi kıyamıyormuş gibi çektiğinde, saçlarımı okşadı. "Bir kez gülsen, bir kez görsem gülüşünü..." Gözleri dudaklarıma düştü. "Sana yemin ederim tüm kırgınlığım geçiyor."

Sahi gerçekten geçiyor muydu?

Tek bir gülüşüm onu kırışlarımın telafisi oluyor muydu?

Oluyorsa eğer... Gülerdim, hep ona gülerdim.

Gözlerimden akan yaşlara inat dudaklarımda gülüşüm açtığında Mirza'nın gözleri gülüşüme düştü. Ağlamakla gülmek kardeşti. Bunu gözlerimden akan yaşlara rağmen sırf onun için güldüğümde anladım.

Mirza, "Geçti..." dedi gülüşümü izlemeye devam ettiğinde. "Kırgınlığım yoktu ki zaten." Onu kırmıştım ve buna rağmen yine kendisini yok sayıyordu.

"Kırdım, kırıldın biliyorum. Gittin sandım..." Mirza hızlı bir şekilde sözümü kesti.

"Senden sadece bir yirmi adım kadar uzağa gidebildim." Kendi kendine güldü. "Kapının önüne kadar. Sadece beş dakika dayanabildim, sonra yine kendimi senin yanında buldum."

"Sen nasıl bir adamsın?" Dediğim alık alık Mirza'ya baktım. "Dediğim onca şeye rağmen..."

Ben sözlerime devam edemediğimde, "Her şeyin yükünü kendine yüklemekten vazgeç artık!" Dedi, Mirza. "Ettirmem. Benim hatalarım var, bu elime ilk geçtiğinde sana söylemem gerekiyordu. Ama söyleyemedim işte... Beni üzen, seni parçalardı Mihran. Ben, seni daha fazla parçalayamazdım."

"Yine beni düşündün," dediğim an alnımı Mirza'nın alnına yasladım. "Her şeyden önce beni..." Sözlerimin ardından dudaklarımı hafifçe dudaklarına bastırdığım an beklemediği bu hamlemle birlikte şaşırsa da kendisini toparlayarak dudaklarımı sıkıca kavradı. Ellerimi ensesine kaydırarak ona sarıldığımda Mirza üst dudağımı emdi. Dudaklarının arasına inlediğim an öpüşmemiz iyice harlanarak alevlendi.

Nefes almak için çok kısa bir an dudaklarımı dudaklarından ayırdığımda ona sıkıca tutundum. "Bir an nefes alamadım," dediğimde kesinlikle ne dediğimi bilmeden konuşmuştum.

Mirza'nın dudakları yukarıya doğru kıvrıldığı an, "Demek nefesini kestim ha?" Dedi, serseri bir sırıtışla. "Eee sana nefes olayım o zaman kurban olduğum." Tam dudaklarını tekrardan dudaklarıma bastıracağı an titreyen telefonumu hissetmemle birlikte elim geceliğimin cebine gitti. Annem arıyordu ve gerçekten arayacak zamanı bulmuştu.

"Annem arıyor," dediğim an telefonu açmadım ve telefon da birkaç çalışının ardından kapandı.

"Gitme," dedi Mirza oldukça doğal bir istekle. "Biraz daha kal. Birbirimizde kalalım kurban olduğum."

Zaten gitmeyecektim ki...

Annem yeniden aramadan bu sefer ben anneme mesaj yazarak yolladım.

Siz: Çiçeklerdeyim

Siz: Nesibe teyze hastalanmış

Siz: Ona bakıyorum anne.

Siz: Ben bu gece gelemem.

Siz: Kadının tansiyonu düşmüş gece boyu takip ederim.

Nesibe teyze ne olur sen beni affet ya, ne olur affet. Ne zaman başıma böyle bir şey gelse Nesibe teyzenin hastalığını kullanıyordum. Sonra da allah belamı böyle veriyordu işte.

Annemle birkaç mesajlaşmamızın ardından anlaştığımızda bu sefer de işimi garanti altına almak adına Çiçek'e mesaj yazdım.

Siz: Çiçek

Siz: Çiçeğimmmmm

Siz: Arsız çiçeğim benim

Çiçek: Ne isteyeceksin kız

Çiçek: Söyle söyle

Çiçek:

Siz: Allah korusun da şimdi

Siz: Sözde Nesibe teyze hastaymış

Siz: Bende sizdeymişim

Siz: NE OLUR İDARE ET BENİ

Çiçek: Ayy allah korusun

Çiçek: Ayy Allah korusun

Çiçek: Allah canını almasın senin emi

Çiçek: Tamam yine bendensin

Çiçek: Enişteme selam

Çiçek: Çok oynaşmayın ha

Okuduğum mesajla birlikte kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Sonra ben bu kıza arsız deyince bana kızıyordu. Arsızdı işte.

Siz: Yok yok

Siz: Allah benim belamı seninle verdi zaten.

Siz: Allah canını almasın senin emi

Yolladığım mesajlardan sonra telefonumu koltuğa fırlattığımda Mirza'nın gördüğünü bile bile, "Çiçek'de kalacağımı söyledim," dedim.

"Koynumdasın," dedi Mirza gözlerime baka baka. "Olman gereken tek yerdesin."

Kaşlarımı yukarıya doğru kaldırdığımda, "Pek değilim aslında," dedim ve ata biner gibi kucağına oturdum. Sertliğini altımda hissetmemle birlikte Mirza'yla aynı anda kasıldığımızı hissettim.

"Bak sen," diyen Mirza kaşlarını yukarıya doğru kaldırdığında ellerini belime koyarak beni biraz daha kendisine bastırdı. "En son nerede kalmıştık peki?"

"Bana nefes oluyordun," dediğimde parmaklarımı Mirza'nın göğsünde dolaştırdım. "Nefesim oluyordun."

"Olalım bakalım," diyen Mirza dudaklarını dudaklarımla birleştirdiğinde alt dudağımı dudakları arasına alarak emdi. İnleyerek ellerimi yüzüne götürdüğümde yanaklarını tutarak onu biraz daha kendime bastırdım. Dudaklarımı araladığım an dili iki dudağımın arasından içeri sızdığında dilimi kavradı. Dilimle oynamaya başladığında tüm vücudumun hissettiğim istekle birlikte cayır cayır kaynağını hissettim.

(Buradan sonrası +18 arkadaşalr. Lütfen rahatsız olacaklar, midesi bulanacaklar geçsin, olur muu?🥰🥵 Bittiği an yine uyarı geçerim🤝)

"Ah..." diyerek inlediğim an kendimi ona sürttüm ve altımdaki erkekliği tıpkı bir demir gibi sertleşti. Mirza belimdeki ellerini hareketlendirerek ellerini geceliğimin içinden soktuğunda parmakları çıplak tenimi okşadı.

Dudaklarını çok kısa bir an için dudaklarımdan ayırdığında, "Oldum mu?" Diye fısıldadı. "Nefesin oldun mu?"

Nefes nefese kalmış bir şekilde kalakaldığımda başımı aşağı yukarı salladım. "Oldun. Nefesim oldun."

O olmadığı an nefes alamaz oldum, o olduğu anda onunla nefes alır oldum.

Mirza, "Peki şimdi sen de bana nefes olmak ister misin kurban olduğum?" Dediğinde başını geceliğimin açıkta bıraktığı bağrıma gömdüğünde derin bir nefes aldı. Sadece burnunu göğsümün üst kısmına gömmüş ve soluklanmaya çalışıyordu.

Soluklanıyordu.

Mirza dudaklarını tenime bastırdığı an hissettiğim hazla birlikte belimi biraz daha kavislendirdiğimde kendimi onun dudaklarına ittim. Bu hareketimle birlikte aramızdaki ateş biraz daha harlandığında dilini de devreye sokarak tenimi yaladı, ısırdı.

"Ah..." diyerek inlediğimde Mirza geceliğimin altındaki ellerini göğüslerime götürerek sütyenimin üzerinden göğüslerimi sıktı. "Ah Mirza." Kendimi ellerine ittim, tüm vücudum daha fazlası bir istekle yandı.

Mirza, "Yetmiyor anasını satayım yetmiyor," dediğinde sesi tıpkı patlamaya hazır bir barut gibi çıkmıştı. "Doyamıyorum ben sana." Ellerini geceliğimin düğmelerine götürdüğünde açmaya çalıştı, açamadıkça daha da çok sinirlendi. En sonunda hiç beklemediğim bir şey yaparak geceliğimi ortadan ikiye ayırdığı an gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldı.

"Ne yaptın sen Mirza?"

"Ne yapmışım?" Dedi Mirza oldukça rahat bir şekilde. Yırttığı geceliğimi üzerimden tamamen sıyırarak gelişigüzel bir şekilde fırlattı. Karşısında sadece ince bir sütyen parçasıyla kaldım. "Düğmesi bozuktu işte."

Korkmalı mıydım?

Geceliğimi yırtan Mirza beni de parçalayabilir miydi?

"Senden korkmalı mıyım?" Dediğimde sesimden de yüzümden de korkunun esamesi bile okunmuyordu. Aksine nazlana nazlana konuşmuştum.

Mirza'nın dudakları yukarıya doğru kıvrıldığında, "Bilmem," dedi. "Sence korkmalı mısın?" Hemen ardından başını sütyenimden arda kalan açıklıktaki tenime bastırdığında önce diliyle emdi, sonra ise tenime hafif hafif ısırıklar bıraktı.

"Şu kokun..." Tenimden derin bir nefesi içine çekti. Ellerini tekrardan sütyenimin üzerinden göğüslerime koyup sıktığında, avuçlarının arasında göğüslerimi yoğurdu. Sıkmasıyla birlikte göğüslerim sütyenimden biraz daha taştığında, "Mirza," diyerek adını haykırdım.

Daha fazlasını istiyordum, çok daha fazlasını.

Sadece tek bir parça, ince bir parça. Göğüslerimle onun arasında olan ince bir parça. Ama inatla açmıyordu.

"Beni kıvrandırmak hoşuna gidiyor değil mi?" Dediğimde dişlerimi birbirine vura vura konuşmuştum. "Kollarında kıvranmam hoşuna gidiyor değil mi?"

Mirza, "Kızdırmışım," dediğinde sesi muzip bir şekilde çıkmıştı. Elleri yavaş bir şekilde sütyenimin kopçasına çıkardığında parmakları orada oyalandı durdu. "Bu sefer seni kızdırmışım kurban olduğum." Resmen benimle eğleniyordu. "O zaman sana istediğini vereyim değil mi?" Sözlerinin ardından hızlı bir şekilde sütyenimin kopyasını açıp aynı hızda üzerimden alarak fırlattığında, göğüslerimle artık arasında hiçbir şey kalmamıştı.

"Şunlara bak," diyen Mirza gözlerimin içine baka bak göğüslerimi avuçlarının içine aldığında hafifçe sıktı. İnlememek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda elleriyle hem bir yandan sıkıyordu hem de parmaklarının yolunu göğüs ucuma indiriyordu. Parmaklarıyla göğüslerimin ucuyla oynamaya başladığında göğüslerimin ucu anında sertleşmiş ve parmaklarında belirmişti.

İnlememek için kendimi zor tuttuğum anda dudağımı ısırdım. Mirza, "İnle," dediği an olduğum yerde hafifçe yükselerek ona sürtündüm. "Bana sesini ver kurban olduğum."

Sanki bunu bekliyormuşçasına, "Ah Mirza..." dediğimde Mirza'ya doğru biraz daha yükseldim.

Mirza'da tıpkı benim gibi, "Ah kurban olduğum," diyerek inlediğinde gözlerinin önünde avucunda tıpkı bir taş gibi sertleşmiş olan göğüslerime saldırmaya hazırlanan bir avcı gibi baktı. "Bence de..." dedi. "Dudaklarımda olmalılar."

Hızlı bir şekilde tam önünde duran sağ göğsümün ucunu dudaklarının arasına alıp emdiğinde ellerimi ensesine götürerek onu biraz daha kendime bastırdım. Ne istediğimi anlamış gibi hırlayarak göğsümün ucunu ısırdığında belimi kavislendirerek adını haykırdım: "Mirza."

Kalçalarımı avuçlayıp beni birden altına alarak koltuğa yatırdığında göğsümün ucunu hâlâ bırakmamış bir şekilde üzerime uzandı. Ellerimi saçlarına daldırarak saçlarını çekiştirdiğim an diğer göğsümün istekle sızladığını hissettim.

Sadece göğsüm de değil, onun için yanıp kavruluyordu tüm bedenim.

Dudaklarını göğsümden çektiğinde arsızlığımın bir sınırı olmayaraktan dudaklarımı büzerek ona baktım ve bana hayran hayran baka baka güldü. "Diğerinin de hatrı kalmasın değil mi kurban olduğum?" Bu sefer de gözlerimin içine baka baka sol göğsümün ucunu kavrayarak dudaklarının arasına aldığında, küçük bir çocuğun şeker emmesi gibi göğsümün ucunu emdi, beni talan etti.

"Çok güzelsin." Diliyle göğsümün ucunu ıslattı, ensesinde duran ellerimle onu kendime bastırdım.

Mirza diliyle beni yakmaya devam ettiğinde ellerim istemsiz bir şekilde tişörtünün ucunu buldu. "Sen çok giyiniksin," dediğim an göğsümdeki dudaklarına rağmen güldü ve gülerken de göğsümün ucunu ısırdı. "Ah..." diyerek bağırdığımda dudaklarını göğüslerimden çekti ve üzerimde hafifçe doğruldu. Üstten üstten bakışlarıyla bana bakıyor, hayran olmuşlarına beni izliyordu.

"Beni de sen soy o zaman kurban olduğum," dediğinde, "Soyacağım zaten," diyerek karşılık verdim hemen. Şöyle bir tişörtüne baktığımda düşünüyormuş gibi yaptım. "Yırtmaya gücüm yeter mi acaba?" Asla hiçbir şeyin altında kalmazdım.

Mirza kahkaha ata ata güldüğünde, "Vahşi bir kurban olduğum," dedi. Göz kırptı. "Dene istersen."

Şöyle bir tişörtünün kumaşına falan baktım da bayağı kaliteli bir şeye benziyordu. Pahalıdır da şimdi ha! En iyisi boşuna yırtmaya çalışmak yerine güzelim tişörtün üzerine konup, çöksem daha iyi olurdu.

Yine aklım cayır cayır çalışıyordu valla.

Sadece 'aklın mı' diyen iç sesim devreye girerek bedenimin asla sönmeyen yangınını hatırlattığında, "Ben en iyisi çıkarayım," diyerek Mirza'nın tişörtünü hızlı bir şekilde üzerinden çıkardım.

İşte şimdi şartlarımız eşitlenmişti.

Ellerimi çıplak göğsüne koyarak tenine dokunduğum an onu en derinlerimde hissettim. "Hım..." dediğim an sesim muzipçe çıkmıştı. "Maşallah maşallah."

Mirza bu hâllerime başını arkaya ata ata güldüğünde, "Beğendin mi?" Diyerek göz kırptı. Başımı aşağı yukarı salladığım an Mirza çıplak tenini bana çok ağırlığını yüklememeye çalışarak üzerime bıraktı ve göğüslerimizi birleşti.

"Benim daha çok beğendiğim şeyler var," diyen Mirza dudaklarını dudaklarıma kapattığı an ellerimi sırtına götürerek parmaklarımı teninde gezdirdim.

Şimdi sanki bir bütündük.

Dudaklarımızda başlayan birbirimizi sevişimiz, Mirza'nın başını boynuma gömmesiyle devam ettiğinde tenimi diliyle emerek, ıslattı. Nefes nefese kalmış bir şekilde ona tutundum, sırtına parmak izlerimin çıkmasını istercesine avuçlarımı bastırdım.

Mirza bir yandan da göğüslerimi sıkarak sol göğsümün ucunu tekrardan dudaklarının arasına aldığında, hafifçe yükselerek bacaklarımı bacaklarının arkasına doladım. Pijamamın varlığına rağmen darbe darbe atan kadınlığımda erkekliğini hissetmemle birlikte arzudan kendimi kaybetmiş bir şekilde inledim.

Islanmıştım, feci bir şekilde ıslanmıştım.

Mirza'yı biraz daha hissetmek adına kendimi erkekliğine bastırdığımda, Mirza'nın kasıldığını hissettim.

Bir bütündük, ve biz birbirimizi bulmuştuk.

"Kurban olduğum," diye diye inledi Mirza, dudaklarını göğüs ucumdan çekip alnıma yasladığında. "Bence sen hâlâ çok giyiniksin."

"Bence de," dediğim an nazlı bir ifadeyle kıkırdadım. "Hâlâ çok giyiniğim."

"Seni soyayım o zaman," diyen Mirza ellerini pijamama götürdüğünde, "Ama yırtmadan," diye karşılık verdim hemen.

Mirza'nın dudakları yukarıya doğru kıvrıldığı an, "Tamam yırtmadan," diyerek onayladı beni. Yırtmadan ama oldukça hızlı olacak şekilde pijamamı bacaklarımın arasından sıyırarak çıkardığında şimdi karşısında incecik bir bez parçası olan külotumla kalmıştım.

Mirza gözlerimin içine baka baka elini boylu boyunca kadınlığıma sürttüğü an, "Islanmışsın," dedi sanki zaten bildiği, hissettiği bir şeyden bahsediyormuş gibi. Avucunu kadınlığıma kapadığı an elini bastırdı. "Yanıyorsun değil mi?"

Hem de ne yanmak.

"Hissetmiyor musun?" Dediğim an ikimizde bile bile o yangının ortasına daldık.

Mirza, "Hissetmeme izin var mı?" Dediği an kilodumu hafifçe yana çekiştirdi. Parmağını kadınlığıma dokundurduğu an daha da fazlası bir istekle altında çırpındım. "Seni görmeme izin var mı kurban olduğum?" Ne demek istediğini, sonumuzun nereye gideceğini anladım.

Başımı aşağı yukarı salladım. "Sana hep var, bir sana var." Mirza'nın dudakları aldığı cevaptan ötürü kıvrıldığı an üzerimde hafifçe kayarak gözlerini kadınlığıma çevirdi.

Baktı, onun için olan ıslanmışlığıma baktı.

Ellerini, iç çamaşırıma götürüp yavaşça indirmeye başladığında daha kolay çıkarması adına kalçamı hafifçe kaldırdım ve kadınlığım biraz daha gözlerinin önünde belirdi.

Mirza, "Ben yırtarak çıkarırdım," dediği an güldü ve iç çamaşırımı bacaklarımın arasından çıkardı.

"Seni tekmelerim," dediğim an tam kalçalarımı indirecektim ki Mirza ellerini kalçalarımın altına koyarak indirmeme engel oldu. "Böyle kalabilir misin? Benim için..."

Çok kısa bir an için olduğumuz pozisyona baktım. Ben alttayken, o üstümdeydi. Çıplaktım ve kadınlığım onun gözlerinin önündeydi. Bu gerçekten çok kısa bir an azıcık utanmama sebep olduğunda utangaçlığım hemen geçmiş bir şekilde, "Kalırım. Senin için..."

Mirza, bana sanki baktığı en güzel şeymişim gibi baktığında üzerimden hafifçe kayarak gözlerini kadınlığıma çevirdi.

Uzunca baktığı an yutkundum.

Sadece bakışıyla bile yandım.

"Çok güzelsin," diye fısıldadığı an gözlerinin kahvesinin tonu koyulaştı. "Çok güzelimsin." Dudaklarını beklemediğim bir anda kadınlığıma bastırdığında, bedenim gerim gerim gerildi.

"Mirza." Nefes nefese kalmış bir şekilde adını haykırmıştım.

"Söyle çok güzelim?" Dediği an bana seslenişiyle birlikte kalbim kalbinde attı sanki.

Cevap veremediğimde Mirza dudaklarını hassas noktama biraz daha bastırdı. "Çok ıslaksın, benim için ıslanmışsın."

Onun için...

Mirza ellerini kalçalarımın üzerine bastırarak kalçalarımı indirdiğinde başını kadınlığımın üzerine gömdü. Belim kavislendiği an kadınlığım Mirza'ya doğru yükseldi. Ellerim istemsiz bir şekilde saçlarını bulduğu an onu kendime bastırdım. Bir şeyler yapıyordu, bana bir şeyler yapıyordu. Hayır bana çok şey yapıyordu.

Dudaklarının baskısını kadınlığımın en uç noktalarında hissettiğimde, "Mirza," diye adını haykırdım. Bedenim gerim gerim gerilmiş bir şekilde sürekli onun dudaklarına yükseliyordu.

Mirza, "Kasma kendini," diye bağırdığı an ellerini ellerimle birleştirerek beni koltuğa bastırdı. "Gel hadi bana. Bana gel kurban olduğum." Sesinin baskısı kadınlığıma vuruyor, nefesi delip geçiyordu. "Bana bırak kendini, dudaklarıma bırak kendini kurban olduğum." Sanki Mirza'yı bekliyormuşçasına kendimi yüksek bir hazzın olduğu o en yüksek noktadan bıraktığımda, tamamıyla Mirza'ya gelmiştim.

Sadece Mirza'ya...

Kadınlığımı delip geçen sıvılar Mirza'nın dudaklarına aktığı an gözlerimin içine baka baka kadınlığımı yaladı.

Sarsıldım.

(+18 bence bitmiştir arkadaşalr. Buradan sonrası hafiftir. Nefeslerinizi bırakın lütfen ğgğeğdğ🥵)

Yavaşça bacaklarımın arasından çıkarak doğruluğunda üzerime kayarak, vücudumuzu birleştirdi. Parmaklarını parmaklarımın arasına geçirerek ellerimizi yukarıda birleştirdiğinde dudağıma kısa bir öpücük kondurdu.

"İçinde olmak istiyorum," dediği an pantolonun içimden bile hissettiğim sertliği varlığını belli edercesine kadınlığıma çarptı. "Beni sıkıca sar istiyorum kurban olduğum." Bacaklarımı pantolonun sardığı bacaklarına doladığımda onu kendime bastırdım.

"Sevgilim..." diye fısıldadığım an Mirza gözlerimi öptü. Önce sol gözümü, sonra sağ gözümü...

"Sevgilim... Seni istiyorum," dedim, istediğim tek şey oymuş gibi. Oydu da. İstediğim tek şey oydu.

"Mihran..." Alnını alnıma yasladı. "Bu cesaretin bizi yakar."

"Yaksın," dedim.

Mirza'nın gözleri kapandığı an elleri hiç durmadan vücudumu okşuyordu. "Yaksın da şimdi yakmasın kurban olduğum."

"Neden?" Dediğim an bacaklarımı biraz daha sıkıştırarak kendimi onun erkekliğinin kıskacına sıkıştırdım. "İçimi doldurmak istemiyor musun?"

Mirza, "Mihran..." diye diye hırlayarak dudaklarıma kapandığında elleri göğüslerime kapandı. Göğüslerimi sıktığı an dudaklarının içine içine inledim. Ellerim çıplak sırtına gittiğinde sırtını okşadım. Mirza dudağımı ısırarak bıraktığında, "Yapma," dedi.

Aaaa ama yani. Benim yaptığım bir şey yoktu ki...

"Neden?" Diye fısıldadığım an ellerimi boylu boyunca sırtına sürerek tırnaklarımı sırtına geçirdim.

Mirza dişlerini birbirine bastırdı. "Vahşi," dediği an göğsümün ucunu parmaklarının arasına kavrayarak sıktı. "Evlenmeden olmaz."

Ne?

Evlenmeden olmaz mı?

Ha?

Mirza böyle deyince kendimi tuhaf hissetmekten alıkoyamadığımda gözlerimi kırpıştırdım. Yüzüm nasıl bir şekle girmişti bilmiyordum ama Mirza'nın dudakları yukarıya doğru kıvrıldığında güldü. "Bu şekilde olmaz, burada olmaz..." Yüzünü buruşturdu. "Bu koltukla olmaz." Alnını alnıma yasladı. "Çok daha özel olmalıyız kurban olduğum."

Çok daha özel...

"Biz birçok şeyi burada yaşadık," dedim. Ağladık, güldük, ayrıldık, birbirimizi burada sevdik ve kavuştuk.

"Ama böyle olmaz."

"Sevgilim," diye fısıldadığım an ellerimi saçlarının arasına götürerek okşadım. "Burası bizim..." dedim. "Bizim evimiz. Neden evimizi daha da güzelleştirmiyoruz? Biz çoğu şeyi burada yaşadık, bundan sonra da burada yaşayalım. Evimizde yaşayalım." Ne demek istediğimi anladı. Hep burada yaşayayım dedim, hep burada yaşayalım istedim.

"Tamam," dedi Mirza, her isteğimi sorgusuzca kabul edecekmiş gibi. "Evimizde yaşayalım. Her şey istediğin gibi olacak, mimarları ustaları her şeyi ayarlayacağım."

"Bizim istediğimiz gibi," dediğim an Mirza beni onayladı. "Bizim istediğimiz gibi."

"Kurban olduğum." Dudaklarını alnıma yasladı. "Seni soyduğum gibi geri giydireyim."

"Soyduğun gibi olsun ama," dediğim an nazlı bir ifadeyle kıkırdadım.

Mirza üzerimden doğruldu, yere attığı pijamamı beni çıldırtmak istercesine tıpkı soyduğu gibi öpe öpe geri giydirdiğinde üzerime bir şey giydirmemiş ve çıplaklığıyla bırakmıştı. Kendi üzerine de bir şey giymediği an arkamdaki boşluğa uzandı ve beni belimden kavrayarak sırtımı göğsüne yasladı.

Tenim yine tenine karıştı.

Avuçlarını iki göğsümün üzerine bastırdığında, saçlarımı sıyırarak dudaklarını sol kulağımın üzerine götürdü. "Yıllarca senin hayalinle yaşadım, şimdi kollarımdasın kurban olduğum." Sözlerinin ardından kulak mememi hafifçe ısırdığı an inlememek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Avuçlarının altındaki göğüs uçlarımın sertleştiğini hissetmiş gibi onlarla oynamaya başladığında, "Sertleşmişler," dedi. Sesi güler gibi çıkmıştı.

"Neden acaba?" Dediğim an ağzımın içinden homurdanmıştım. Parmaklarının ucunu göğüs ucuma götürüp sıktığında, "Mirza," diyerek inledim. Gerçekten hiç durmuyor, dur durak bilmiyordu.

Kollarının arasında kıvrılarak ona doğru döndüğümde sertleşmiş göğüs ucum çıplak tenine çarptı. "Seni bekliyorlar." Göğsümü biraz daha göğsüne sürttüm.

Mirza, "Şu hâllerin," dediği an bizi tamamıyla birleştirdi. "Şu cesur hâllerin o kadar hoşuma gidiyor ki." Göğüslerimi kavradığı an sol göğsümün ucunda dilini gezdirdi. Ellerimi sırtına götürerek ona sıkıca sarıldığımda göğsümü dudaklarının arasına tamamen alarak ıslak dilini gezdirdi, dolandırdı.

En sonunda iki göğsüme de aynısını yaptığı an hafifçe başını doğrulttu.

Ve dudaklarını kalbime bastırdı.

Kalbime...

"Senin kollarında başlayan sabahlara," dediğim an dudaklarını kalbimin üzerinden çekmedi. "Biten gecelere doyamadım hâlâ."

Mirza gözlerini kalbimden bana çevirdi. "O söylediğin ne?"

"Aklıma gelen bir şarkı." Eğilerek dudaklarımı kalbine bastırdığımda beni sıkıca sardı ve ben şarkıyı söylemeye devam ettim.

"Senin kollarında başlayan sabahlara..." Dua ettim, her gününüm onun kollarında başlaması için dua ettim. "Biten gecelere doyamadım hâlâ."

"Şarkının adı ne?" Dediğinde sesinden akan merakını hissedebilmiştim. Dinleyecekti, sırf ben böyle söylüyorum diye dinleyecekti.

"Tam hatırlamıyorum," dediğimde yalan söylemeyi tercih ettim. "En sevdiğim kısmı bu ama..."

Senin kollarında başlayan sabahlara, biten gecelere doyamadım hâlâ...

Mirza, "O zaman benim de en sevdiğim kısım bu," dedi. "En sevdiğim senin kollarında başlayan sabahlar." Beni biraz daha sıkı sardı. "En sevdiğim senin kollarında biten geceler." Dudaklarını dudaklarıma dokundurdu.

"Kurban olduğum."

"Sevgilim," diye fısıldadım.

"En sevdiğim senin söylediğin şarkılar, en sevdiğim hep senin dilinden dökülenler." Beni biraz daha sardı. "Bana hep şarkı söyle olur mu?"

Şarkılar bazen acıtır Mirza, kanatır. Bunu senin yokluğunda, senin acınla dinlediğim şarkılarda anladım. Bazı şarkıları hiç dudaklarıma süremedim, bazı şarkıları da kendimi kanatmak istercesine dudaklarıma mühürledim.

Şarkılar acıttı, yokluğun kanattı Mirza.

"Olur," dedim içimdeki acının aksine. Ona biraz daha sığındım. "Hep sana söylerim."

*

"Mirza'm da dün gece nöbetteydi sabaha karşı geldi bir yattı hâlâ yatıyor, çok çalışıyor çok, işin de gücün de torunum." Mihriban teyzenin Mirza'yı överek söylediklerine karşılık gülmemek için kendimi zor tuttuğumda tepsideki çayları sırayla dağıtmaya başladım. Resmen Mirza'ya bana övüyordu.

"Gerçi ben oğlum gel ağa ol dedim ama işte dinletemedim. Ah ah bir ağa olsaydı..." Daha fazla kendimi tutamayacağımı anladığımda hızlı bir şekilde mutfağa geçtim.

Mutfağa geçmemle birlikte gülmeye başladığımda kızların şaşkın şaşkın bakan gözleri bana döndü.

"Neye gülüyorsun kız?" Diyen Sezin ablayla birlikte, "Hiç..." dedim. "Öyle teyzeler işte." Kendi çayımı da tazeleyerek kızların yanına oturduğumda aralarında dönen sohbeti katılmadan öylece sessizce dinledim.

Mirza ile evimizde yaşadığımız o günün üzerinden iki gün geçmişti. Her şey hem güzel hem de bizim için şaşırtıcı derecede sorunsuz gidiyordu.

Bir kere bu iki gün içerisinde hiç kavga etmemiştik.

Bu bizim için şaşırtıcı derecede bir şeydi. İki gün kavga etmemekte de neydi ya?

Gerçi şu iki gündür Mirza'nın işleri yüzünden pek bir araya gelememiştik ya neyse. Gelsek kesin kavga ederdik yani.

Şaka şaka...

Bir de tabii bu iki günde Mirza'nın aldığı bazı kararlar olmuştu. Abimin olayına asla karışmamam gibi... Uzun uzun oturup konuşmuştuk ve benim psikolojim için Mirza böyle bir şeye karar vermişti. Bize bunu yapanlar, bana bunu yapanlar artık tamamıyla Mirza'ya kalmıştı.

Birisi vardı. Beni üzmeye, yıkmaya çalışan birisi vardı.

Kaya...

Aklıma düşen isimle birlikte tüylerim diken diken olduğunda ellerimi koluma sardım. Mirza haklıydı. Benim iyiliğim için uzak durmam, düşünmemem gerekiyordu.

"Mihran," diye seslenen Sezin ablanın sesiyle birlikte düşüncelerimin beni içine çektiği kuyudan çıktığımda, "Efendim Sezin abla?" Dedim.

"Daldın ablacığım daldın. Nasıl oralar iyi mi?"

Alık alık bakan gözlerimle, "İyi," dediğimde Sezin abla gülmeye başladı.

"Saf," diyen Sezin abla başıma yavaşça vurdu. "Valla aşk bunu iyice saf etmiş ha."

Dila, "Abimin etkileri işte," diyerek hemen bir abisini övmeye yeltendiğinde gözlerimi devirdim. Bir Mihriban teyze bir Mirza yani sağ olsunlar.

Ah ah.

Mahallenin teyzeleri Asiye teyzede toplandığı için onların evindeydik. Bugün okulum ve stajım olmadığı için evde KPSS çalışacakken kendimi annemin zoruyla birden burada bulmuştum. Tabii evden çıkmadan önce de hemen kısır yapmayı ihmal etmemiştim.

Canım kaynanam (!) Asiye teyzem yesin diye...

Sezin ablanın, "Senin neyin var Dila?" Dediğini duymamla birlikte düşüncelerimden sıyrılarak gözlerimi onlara çevirdim. Çiçek çalıştığı için gelememişti.

Dila, "Bir şeyim yok," dediği an gülümsemeye çalıştı. Ama biz yemedik tabii.

"Anlat kız," dediğimde bende iyiden iyiye onlara benzemeye başlamıştım. Sezin abla böyle diyorsa ortada kesin bir şey vardı yani.

Sezin abla, "Dökül dökül," dediği an başını aşağı yukarı salladı. "Bir mafya bozuntusu, zorba herifler falan? Hayırdır kız?" Mafya bozuntusu, zorba herif mi? O da neydi? Şu an burada anlam veremediğim bir şeyler dönüyordu.

Dila, "Ya sen nasıl hatırlıyorsun onları?" Dediği an cırlamıştı. "Hepimiz sarhoş değil miydik ya? Ben hepimiz sarhoşuz sanıyordum."

"Ne oluyor ya?" Dedim merakla.

Sezin abla, "Tabii sen hatırlamıyorsun Mihran," dediği an merakla ona baktım. Valla sarhoş olduktan sonra ben artık benliğimden çıkmıştım ki... Yani arsızlık edip Mirza'dan istediğim arabayı bile hatırlamamıştım.

"İçtiğimiz gece bu sokaklarla mafya bozuntusu, zorba herif diye bağırıp bağırıp durdu. Az kalsın Mirza'yla birbirlerine gireceklerdi de ben arayı zor toparladım."

"Oha!" Dedim. "Dökül hemen dökül. Ne mafyası kızım, sen kimlere bulaştın?"

Dila, "Ben hiçbir şey yapmadım valla," dediğinde sesi sinirli bir şekilde çıkmıştı. "Mafya bozuntusu geldi beni buldu, zorba herif." Bu iş gittikçe garip bir hâl almaya başlamıştı.

"Anlatacak mısın artık?"

Dila, "Of tamam anlatacağım," dediği an ellerini çenesine götürerek anlatmaya başladı. Anlattıkça hararetleniyor, o anlattıkça ben her defasında ayrı bir şaşkınlığın içine düşüyordum.

Sezin abla, "Oha!" Dedi. "Mehmet amcanın oğlu Cihangir ve sen? Bir de mafya mı?" Sezin abla bilmem kaçıncı kez aynı soruyu sormuştu.

Dila, "Yani ben mafya olduğunu düşünüyorum," dediğinde ben daha şaşkınlığımdan bir şey diyememiştim. "Mafya bozuntusu işte." Dila hırsla konuşmuştu.

"Ne yaptın peki?" Dediğim an en sonunda konuşabilmiştim. "Çağırdığı yere gittin mi?"

"Dün gittim," dedi Dila. "Evine çağırmış beni.  Ev diyorum ama yani ev demek haksızlık olur. Bildiğin kocaman yalı bir görsen sanki iki yüz kişi bir yaşıyor, böyle bir güç gösterileri falan. Kanar mıyım ben bunlara? Asla kanmam asla." Öyle bir sinirle konuşuyordu ki...

Sezin abla, "Oha yalısı mı varmış?" Dediğinde gözleri sonuna kadar açılmıştı. Tabii Dila sanki bizi hiç duymuyormuş gibi kendi kendine konuşmaya devam etti.

"Beni öyle turşucuda bıraktı gitti. Ben bunun altında kalır mıyım? Asla kalmam. Evden kaptım annemin yaptığı bir bidon turşuyu, götürdüm fırlattım kafasına. Al bu senin ağzına layıktır diye bağırdım bir de. Kaldı öyle karşımda."

Gülmeye başladığımda, "Oha!" Dedim. "Ne yaptın, ne yaptın?"

"Fırlattım kafasına."

Sezin abla, "Aferin kız sana," dediğinde Dila'nın kafasına vurdu. "Valla takdir ettim seni, böyle devam." Dila, Sezin abladan da aldığı gazla birlikte yaptığından daha da bir gurur duydu.

Ben de öyle düşünüyordum şimdi. Bu benim aklıma hiç gelmemişti yahu!

Bu turşu bidonu fırlatma benim aklıma nasıl gelmemişti ya?

Nasıl, nasıl?

"Bu benim aklıma nasıl gelmedi ya?" Dediğimde kendi kendime düşünerek konuşmuştum.

Ben, Mirza'ya en fazla taş fırlatmıştım.

Valla Mirza açsın elini bana dua etsin yani.

Kızlarla biraz daha sohbet ettiğimiz an Sezin abla, "Ben bir çaylara bakayım," diyerek oturduğu yerden kalktı. Peşinden Dila'da kalktığında birlikte içeri geçtiler. Ben de aklıma gelen şeyle birlikte dolaptan kase çıkardığımda kaseyi kısırla doldurdum. Kaseyi arkama saklayıp mutfaktan çıktığımda kapının önündeki kızlarla birlikte biraz olsun rahatlamıştım. Onlar varken yukarıya biraz daha rahat çıkabilirdim.

Sezin abla, "Anne?" Dediği an hem kendi annesi hem de Devran abinin annesi, "Efendim kızım?" Diyerek cevap verdiklerinde Sezin abla öylece kalakaldı.

Sezin abla, "Bir şey ister misiniz?" Diyerek arayı toparlamaya çalıştığında gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdı. Zordu be!

Dila'da boş durmayarak teyzelerin tabaklarını toplamaya başladığında hızlı bir şekilde merdivenlere yöneldim. Arkamda duran kısır tabağını bu sefer de önüme geçirdiğimde kimsenin bir şey anlamamasını umdum.

Merdivenleri çıkar çıkmaz kapıyı tıklatmadan açarak Mirza'nın odasına daldım. Tabii çift kişilik yatağının sağ kısmında üzeri çıplak bir şekilde uyuyan bir Mirza görmeyi beklemiyordum.

Bismillah.

Elimdeki kısır kasesini bir haltlar yiyip düşürmeden önce yanımdaki dolabın üzerine bıraktığımda, Mirza'ya doğru ilerledim.

Valla cıbıldak cıbıldak yatıyordu.

Hay maşallah ama yani.

Mirza'nın yanına geldiğim an tam üzerine eğilip onu öpeceğim an aklıma gelen şeyle birlikte duraksadım. Sırıtarak Mirza'nın yanından çekildiğimde ondan hafifçe uzaklaştım.

"Bir," dediğim an fısıldamıştım.

İkiyi saymadan direkt üçe atladığında hızlı bir şekilde Mirza'nın üzerine atladım.

Atlamamla birlikte Mirza gözlerini, "Ne oluyor lan?" Diyerek açtığında beni belimden tuttuğu gibi yatağın diğer köşesine fırlattı.

Neye uğradığımı şaşırdığımda, "Oha!" Diye bağırdım. "Hayvan."

Sadece gülmek için yaptığım bir şey de kendimi birden yatağa çakılı bir şekilde bulmuştum.

Mirza'nın, "Kurban olduğum?" Diyen şaşkın sesi kulaklarıma dolduğunda, "Kurban olduğun tabii..." diyerek bağırdım. Sonrasında biraz fazla bağırdığını anlamış gibi ses tonumu düşürdüğümde, "Benim ya..." dedim.

Mirza, "Ne işin var senin burada?" Dediği an kaşları çatıldı. Hâlâ pek kendine gelememiş gibiydi. "Ne yaptın sen öyle?"

Evet, 3/D sınıfından Mihran cevap ver bakalım.

"Sadece uyandırmak istemiştim."

"Sadece uyandırmak?" Dediği an sesi güler gibi çıkmıştı.

Başımı aşağı yukarı salladım. "Hı hı..."

"Mihran," dedi sanki gülmek istiyormuş da gülemiyormuş gibi. "Sırtın çok acıdı mı kurban olduğum?"

"Acıdı tabii..." dediğimde yüzüne yüzüne çemkirmekten kendimi alıkoyamadım. "Neyim ben ya? Oyuncak ayı mıyım? Kaptığın gibi fırlattın."

"Mihran ben," diyen Mirza artık kendini tutamıyormuş gibi güldüğünde bu sefer kaşları çatılan ben oldum.

Bir turşu bidonu falan yok mu ya?

"Benim reflekslerim kuvvetli kurban olduğum. Ondan oldu." Hâlâ gülüyordu.

"Başlayacağım şimdi senin reflekslerine," dediğimde kendimi yataktan toplamaya çalıştım. "Bak bana geliyorlar şu an, bana gerçekten geliyorlar."

"Galiba tam şu an geri vites yapmam gerekiyor," diyen Mirza, beni bu sefer de belimden tuttuğu gibi çekip altına aldı. Yok yok valla bu adam beni oyuncak ayı gibi görüyor ya.

"Kurban olduğum," diyen Mirza'nın gözleri dudaklarıma düştü. "Hiç sevgili öyle mi uyandırılır? Senin kollarında başlayan sabahları hiç böyle hayal etmemiştim."

"Akşam oldu aslanım." İçimdeki kamyoncu dayıdan selamlar.

Ne olur ya ne olur bana bir yer bulun ve ben kendimi oraya gömeyim.

Mirza şaşkınlık içerisinde kalakaldığında kendini çok kısa bir sürede toparlayarak, "Öyle mi koç?" Dedi. Elini, omzuma bastırdığı an bu sefer öylece kalan ben olarak gözlerimi kırpıştırdım. "Öyle mi koçum?"

Koç? Koçum?

Birden, "Ne koçu ne koçu?" Diye bağırdığım an ayaklarımı kaldırarak Mirza'ya tekme attım.

Mirza, "Ulan Mihran..." deyip de bacaklarımı bacaklarının arasına kıstırarak tuttuğunda burnundan soludu. "Ulan kurban olduğum." Alnını alnıma yasladı. "Sen gerçekten benim sınavımsın."

Ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı.

Usul usul başlayan öpücüğü alt dudağımı ısırmasıyla birlikte derinleştiğinde, "Senin kollarında başlayan sabahları da öğlenleri..." dediği an duraksadı. "Akşamları da..." diye devam ettiği an bana laf sokmayı da ihmal etmedi. "Senin kollarında başlayan her anımı..." Dudaklarımı tekrardan öptü. "Bir tek böyle hayal ettim."

Demek ki neymiş; üzerine atlayarak değil, öperek uyandırıyormuşuz.

Yo. Yine olsa geçer yine üzerine atlarım ki.

Bu sefer yükselerek Mirza'yı ben öptüğümde, "Ben de hiç oyuncak ayı gibi fırlatılmayı hayal etmemiştim," dedim. Tabii sesimi de tripli bir şekilde çıkarmaya çalışarak... Yine de Mirza'yı öpmekten geri kalmadığımda Mirza'nın üst dudağını hıncımı almak istercesine ısırdım.

Mirza'nın dudakları yukarıya doğru kıvrıldığında, "Vahşi," diyerek dirseğini yatağa yaslayarak üstten üstten bakışlarıyla bana baktı.

Uzunca baktı.

"Yatağımdasın," dedi gözlerimin içine baka baka. "Kıyamadığım saçların yatağıma dağıldı." Saçlarımı okşadı. "Ben yatağın hep sağ tarafında yatarım, sol tarafım..." dedi beni biraz daha yatağa bastırdığında. "Hep senin."

Yatağın sol tarafındaydık.

"Solum sensin," dedi, elini kalbinin üzerine götürdüğünde. "Ve sen şimdi her anlamda olman gereken tek yerdesin, kurban olduğum."

*

ÖMRÜM MİRZA GİBİ BİRİSİNİ ARAMAKLA GRÇECEK GALİBA🥵 HADİ EL BİRLİĞİYLE BUNA BİR AMİN DİYELİM🤝🥺

Nasıl buldunuz bakalım?

Farkındaysanız bölüm sıfır heyecanlı bir yerde bitti🤝bu da demek ki önümüzdeki iki bölüm benden korkun💃💅🏼

~Bölümü emojilerle anlatın desem (❤️‍🔥🥵)

~Bana, yazım tarzıma ya da hikâyenin gidişatına karşı bir eleştiriniz varsa buraya bırakabilir misiniz?

Bölüm alıntıları için instagram: mavininhikayeleri
Twitter: kendince_yazar0

Sizleri seviyorum.

💙

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro