Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

3.7

Soğuk, derimin altına işlemeye çalışmaktan vazgeçiyordu. Rüzgar yavaş yavaş üzerimdeki hakimiyetini kaybediyordu, nefesimi dışarı üflediğimde oluşan buhar yoktu artık.

Hayat giderek daha çok kayboluyordu vazgeçişlerin içinde, ben de bu durumun kurbanlarından biriydim kuşkusuz. Onu bulamayacağımı fark etmem biraz acı olmuştu, tek yapabileceğim şey beklemekti artık.

Neyi beklemem gerektiğini, beklememin iyi olup olmayacağı benim açımdan belirsizdi. Buna rağmen istesem de istemesem de beklemeliydim, Brandon istemeden onu bulmam imkansızdı.

Defteri bulduğumda ona ulaşabilirim sanmıştım, olmamıştı. Defteri bulmamı o istemişti ve ben, o istemeden hiçbir şey bulamazdım. Buna kendisi de dahildi.

Mart ayının ortalarındaydık. Güneş hala içimizi ısıtmasa da, rüzgar eski etkisini yitirmişti. Hava eskisi gibi içimi titretmiyordu, içimi titreten zamanın bu denli hızlı akışıydı.

Küçük adımlarımı sahile çevirdim, pek uğramasam da yaşadığım yerde bir sahil vardı. Hatta hemen yanı başında, şehirden epey uzak bir kasaba da bulunuyordu. İnsanlar genelde kasabanın eski görüntüsünü sadece fotoğrafları için kullansa da, bir zamanlar oradaki sahaflara uğramayı çok severdim.

"Nereye gidiyoruz?" Edward'ın basit sorusuyla, hafifçe omuz silktim. "Sahile mi?" Bunu nasıl tahmin ettiğini bilmediğimden şaşkınca ona baktım. Beni duymaya çalışan ikinci bir kişi istemiyordum, bunu fark etmiş gibi gülümsedi.

"Sadece kendini daha rahat hissedebileceğin bir yer aradığını biliyorum, Mellanie. Kütüphane ve evin seni sıkmaya başlamış olmalı. Sahil bu yüzden mantıklı göründü. Atladığın şey ise, oranın oldukça kalabalık oluşu." Haklıydı, atacağım adımdan vazgeçerek durdum. Dedim ya, hayat bir vazgeçişler deniziydi. Ufacık bir hareketimizde bile, o hareketi yapmayışımızdan vazgeçiyorduk.

Edward, yüzündeki düşünceli ifadeyi bir anda bozdu ve uzanıp bileğimi kavradı. "Kendini daha iyi hissetmende yardımcı olacak bir yer biliyorum."

Hayır, bilmiyordu. Öyle bir yer yoktu, olamazdı. İnsanın içindeki çukuru doldurabileceği bir yer var olsaydı, kimse üzgün kalmazdı. Gidilen mekanların ya bir geçmişi olması ya da aşırı güzelliğiyle içinize su serpmesi gerekirdi. Benim anılarım hiçbir zaman sabit bir yerde olmamıştı, kütüphane ise bir istisnaydı. Orası benim yaşam alanımdı.

Beni sürüklediği yer sahile giden yolun tam aksindeydi. "Seveceğine eminim fakat gülümseyeceğinden büyük bir şüphe duyuyorum." Ciddiyetle bana döndü. "Gülümse, tamam mı?"

Ona yanıt niteliğinde bir hareket yapmamı beklemeden sürüklemeye devam etti. Bir süre sonra, durdu. "Burada bekle." Nerede beklemem gerektiğini bile bilmiyordum, Edward'ın ne yaptığını, gerçekten nereye gittiğimizi ve nerede olduğumuzu... Hiçbirini bilmiyordum ama sorun değildi.

Edward kısa süre içinde geri geldiğinde elinde birkaç tane balon olduğunu gördüm. Bir süre daha yürüdükten sonra, yeniden beni durdurdu. Beni bir banka oturttu ve beklemem gerektiğini söyledi.

Geldiğimiz yere nihayet dikkat edebilmiştim, burası bir çocuk esirgeme yurduydu. Bense elimde Edward'ın son anda bana emanet etmeyi akıl edebildiği balonlarla bahçesindeki bir bankta oturuyordum.

Gerçekten, hiçbir şeyin farkında değildim.

Beni buraya getirmesi elbette iyiydi, Edward giderek daha düşünceli bir insan oluyordu. Burası kendimi tamamen başka bir şeye verebileceğim, tam olarak gelmem gereken yerdi.

Edward yanıma geri döndüğünde, gülümsüyordu. "Birazdan yanımıza büyük ihtimalle çok seveceğin bir misafir gelecek. Balonları çok sever. Unutmadan, gülümsemeyen insanları gülümsetene dek uğraşır." Gözlerini kapıya dikerek ona doğru koşan küçük çocuğa baktı. "Uğraştığı şeyleri yapamazsa da ağlar. Ağlamasını istemeyiz değil mi? Gülümse."

"Ed!" Küçük çocuk koşarak gelip Edward'ın kucağına atladığında istemsizce gülümsemiştim bile. "Seni çok özlemiştim, iyi ki geldin!"

Küçük çocuk beni fark ettiğinde kocaman gülümsedi. Benim yapabileceğim tek şey de ona gülümsemekti. "Robin, bu Mellanie." Adının Robin olduğunu öğrendiğim küçük çocuk elini havada salladı. "Ah, biliyorum. Sürekli bahsettiğin kız, değil mi? Memnun oldum."

Çocuk öylesine neşeli ve heyecan doluydu ki, cümlelerini biz henüz tepki bile veremeden sıralıyordu. "Ah, balonlarımı da sen getirmişsin! Seni sevdim, Sessiz Şarkı. Aa, sanırım sana bunu söylememem gerekiyordu, üzgünüm Ed. Sır saklamayı pek beceremiyorum."

"Evet, onu fark ettim. Bir daha bir şey anlatmayacağım sana Robin." Edward'ın gülerek kurduğu cümlelere karşılık Robin'in yanıtları ve tatlı atışmalarına neredeyse kahkaha atacaktım.

Bu komik ikiliyle birlikte banka oturduktan sonra onların yarım saatten fazla süren hafif atışmalı konuşmasını dinledim. Çok iyi anlaşıyorlardı, anladığıma göre Robin, Edward'ı uzun süredir tanıyordu.

Nedense bir süre sonra Robin ayağa kalktı ve yanıma gelerek ellerimi tuttu. "Mellanie, sana bir sırrımı vermemi ister misin?" Küçük çocuğun büyük bir ciddiyetle kurduğu cümlelerin karşısında istemsizce ciddileştim. Başımı hafifçe aşağı yukarı oynattım.

"Ben..." Elimdeki balonların iplerini aldı ve birkaç adım geriledi. "Balonların bir insanın elinde tutsak kalmasına dayanamıyorum." Balonları gökyüzüne bıraktı ve birkaç dakika boyunca gidişlerini izledi.

"Orada patladıklarını bilmeyecek kadar küçük değilim, sadece istedikleri şekilde ölsünler istiyorum. Gökyüzünde özgürlüğü hissettikten sonra ölmeleri daha adil geliyor. İnsanların elleri arasında eziyet görmelerindense, gökyüzünde kaybolmaları daha iyi bir senaryo."

Onu onaylamak ister gibi küçük ellerini kavradım. Konuşmaya devam etti. "Ben, bazen hayatın neden bu kadar adaletsiz olduğunu düşünüyorum. Mesela sen şarkı söyleyemiyorsun, oysa eminim sesin çok güzeldir. Mesela Edward'ın ve benim annemiz ve babamız yok. Arkadaşım Chris'in ikisi de var ama çocuklarını istemiyorlar. Hangisi daha kötü karar veremiyorum..."

Gözlerim dolalı çok oluyordu, küçük bir çocuğun bu kadar etkileyici konuşması haksızlıktı. Kendime hakim olamayarak Robin'e sarıldım. Beklemeden o da bana sarıldığında hafifçe titrediğini fark etmiştim.

"Sana en büyük sırrımı vereceğim, Sessiz Şarkı." Hafifçe geri çekilerek sulanmış gözlerini gözlerime dikti. "Ben, bir balon olmak istiyorum."

Ben de bir balon olmak istiyordum. Robin gibi iyi kalpli çocukların beni özgür bırakacağı bir balon... Gökyüzünde patlamadan evvel istediğim her şeyi görebileceğim, kısacık fakat dopdolu bir hayat istiyordum.

O andan sonra ben de Robin gibi, sadece bir balon olmak istiyordum.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro