
⋆Bölüm 11: "O mu? O da kim?⋆
Hayatı boyunca, gittiği giysi dükkanlarında ya da mağzalarda bile bu kadar giysiyi bir arada gördüğünü hatırlamıyordu. Gözlerini büyüterek baktığı, kapağı sonuna kadar açık olan gömme dolaptan bakışlarını çekip Jimin'e döndü ve "Bunların hepsi senin miydi yani," diye sordu şaşkınlığını gizleyemeyip.
"Evet, öyleydi." Jimin'in ona istediğini giymesi için izin verdiği kıyafetlere, dolap boyunca ilerlerken elini sürterek göz gezdirmiş, sonunda ev ve uyku için uygun olan saten bir pijama takımını bulunduğu raftan elleri arasına almıştı. Lacivert renkli pijama takımı ilk gün ki gibi, yepyeni duruyordu.
Hızlıca üzerindekilerden kurtularak pijama takımını giydi ve sanki onun için alınmış gibi üzerine tam olan takımla beraber odanın köşesindeki süslü boy aynasının karşısına geçti. Kendini şimdi zengin bir iş adamı gibi hissediyordu. Aynadaki yansımasına yan bir gülüş atarak ellerini saçlarına geçirdi. Ardından yüzündeki gülüşü silmeden arkasındaki ruha döndü.
"Nasıl oldu?"
"Evet, güzel oldu. İşin bittiyse beni takip et." Jimin'in umursamaz tavrını göz ardı edip dediği gibi arkasından ilerlemeye başladı. Bulundukları odadan çıkıp biraz ilerledikten sonra başka bir kapının önünde durmuşlardı. Jimin'in işaretiyle kahverengi ahşap kapıyı açıp içeri girdi ve duvardaki anahtara basarak ışığın yanmasını sağladı. Gün ışığı rengindeki ampuller saniyesinde odayı aydınlatırken, bunca zaman geçmesine rağmen nasıl hâlâ çalıştıklarını düşünmekle meşguldü Yoongi.
Oda, bir çalışma odasına benziyordu. Bir duvarı kaplayan kitaplık ve kapının tam karşısına düşen masayla döner sandalye. Kahverenginin tonlarını en asil şekilde taşıyan odada Jimin'in önünde durduğu kitaplığa sabitledi bakışlarını. Ruh, bölüm bölüm olan raflardan birini çekerek kapı gibi açılmasını sağlamış, arkasında kalan çelik kasayı gözler önüne sermişti. Merakla, dolap görevi gören kitaplığın önüne geldi Yoongi de. Jimin'in uzun bir kombinasyonla girdiği şifrenin ardından açılan kasanın içindeki paraları görünce ise ağzı açık kaldı.
Tomar tomar para, kasanın içini neredeyse tamamen doldurmuştu. İzlemeyi bırakıp elini uzattı ve bir kısmını alarak inanamamış gibi gerçekliğini test etti.
"Bunlar şu an senin. Bu işin sonuna kadar kaç para gerekiyorsa buradan harcayacaksın." Ne diyeceğini bilememiş, adeta dili tutulmuştu. Böyle bir şeyi beklemiyordu. Parayı aldığı yere geri bırakarak Jimin'e döndü.
"Artık eve geldiğimize göre, sence de anlatman gereken şeyler yok mu?" Jimin başını aşağı yukarı sallayarak döner sandalyesine ilerledi ve genişçe yayılarak yerleşti. Yoongi de onu takip edip, masanın yanında kalan karşılıklı, tekli koltuklardan birine oturmuştu.
"Bundan sonraki adım, seni benim iş dünyama sokmak Yoongi. Bir şekilde kardeşimin satılığa çıkardığı hisseleri alacaksın. Sonra da tüm hisseleri ele geçireceksin. Tabi bunun için borçları artırmalı ve onu satmak konusunda zorunda bırakmalısın. Bu noktada devreye Jungkook girecek. Banka hesaplarını ve şirketlerin hesaplarını hack'leyerek açık oluşturacak. Bu da onun iflas etmesine neden olacak. Bu süreç boyunca ise karşısına çıkmamalısın. Her şeyi arka plandan yöneteceksin. Tıpkı benim yaptığım gibi. Burada da karşımıza temsilci sorunu çıkıyor. Seni temsil edecek bir müdüre ihtiyacın var." Yoongi dikkatle dinlediği planın ardından her ne kadar bazı şeylere henüz anlam veremese de "Tamam," demişti emin bir şekilde. Jimin eğer isterse eksikleri de anlatırdı.
"Ama temsilciyi nasıl bulacağımı bilmiyorum." Jimin biraz düşündükten sonra "Ben sanırım biliyorum," dedi mırıldanır bir tonda. "Kim Taehyung."
"Nasıl yani? Rojin'in kardeşi mi?"
"Aynen öyle. Doktorunun evinde kaldığın zaman öğrenmiştim bir şekilde. Normalde oyunculuk eğitimi almış fakat şu an Daegu'da bir şirkette muhasebe müdürüymüş." Jimin, bu kadar ayrıntıyı zihninde tutarak Yoongi'yi her defasında kendine daha çok hayran bırakıyordu.
"Doktoru ara ve kardeşinin numarasını iste. Sonra da onunla konuşup iyi bir maaşla bu teklifi sun. Kabul etmemesi imkansız sayılır."
"Ama herhangi bir şirket ya da kurum değiliz. Ona hangi sıfatla bu teklifi sunacağım?"
"Yanılıyorsun Yoongi. Gerçekten tek mal varlığım bu ev mi sanıyorsun? Yıllardır işlemese de bana ait bir kozmetik şirketim var. Babam tüm işlerin başına geçmeden önce yönetimi öğrenmem için orayı benim üzerime kurmuştu ve bundan kimsenin haberi yok. Yönetim kolu hep gizli tutuldu. Artık patron koltuğunda sen varsın ve bu bahaneyle Taehyung'a da Sakurality Kozmetik'in müdürü olmayı teklif edeceksin."
"Ama resmi olarak yönetimde benim adım görünmüyor. Onu ne yapacağız?" Jimin gülümseyerek arkasına yaslandı ve kollarını sandalyenin iki yanına yerleştirdi.
"Yarın da, Taehyung gelmeden önce, o işi halledeceğiz. Şirketi tamamen sana devrettiğime dair bir kağıt imzalayacağım ve sen bu kağıdı avukatıma ulaştıracaksın." Sözünün devamında masanın çekmecesini açarak biraz karıştırdı ve sonunda aradığı şeyi bulmanın sevinciyle gülümseyip Yoongi'ye döndü. Elindeki kartı masanın üstüne bırakıp genç adamın önüne doğru sürükledi.
"Avukatım Han Minsoo. Bu da bürosunun adresi. Numarasını değiştirmesi olası bu yüzden aramak yerine direk büroya gideceksin. Ayrıca işi bırakmış olabilir. Ama anlaşmamız gereği onun yerini mutlaka başka bir avukat almıştır."
Gittikçe yapması gereken işler çoğalıyor gibi hissediyordu Yoongi. Plan da her dakika biraz daha karmaşıklaşıyordu.
Jimin hakkında öğrendiği yeni bilgiler, onu henüz hiç tanımadığını daha iyi anlamasında yardımcı olmuştu. Yine de verdiği bir sözü vardı ve sözünden caymayacağına emindi. Bu nedenle kararlı bir şekilde onayladı ruhu.
"Tamam. Dediklerini yapacağım."
⋆🌙⋆
Gözüne bir türlü girmek bilmeyen uyku nedeniyle dakikalardır, belki de saatlerdir tavanla bakışıyordu. Derin bir iç çekip komodinin üzerinde duran kartı tekrar eline aldı ve birkaç kez çevirerek inceledi. O an aklına, sabah evden çıktığından bu yana Rojin'i hiç aramadığı gelmişti. Kartı yerine koyup hemen yanında duran telefonunu aldı ve rehberindeki tek ismi arayıp cihazı kulağına götürdü. Taehyung'un numarasını istemek, onunla konuşmak için güzel bir bahaneydi.
Telefon birkaç kez çalmasına rağmen açılmadığı için saatin kaç olduğu ve uyuma ihtimali yeni yeni geliyordu aklına. Tam kapatacağı esnada ise bu düşüncelerini boşa çıkaracak kadar telaşlı olan ses kulaklarına dolmuştu. Kendisinden biraz uzaklaştırdığı telefonu tekrar kulağına yaklaştırdı.
"Yoongi neden sabahtan beri bir kez bile aramadın? Başına bir şey geldi ya da yakalandın diye ödüm koptu. İnsan haber eder. Zaten nereye gittiğini bile söylemedin..."
"İyiyim Rojin. Beni merak etme sen, başımın çaresine bakarım." Telefonun karşısından, genç kadının ahizeye doğru üflediği rahatlamış nefesini işiten Yoongi gülümsedi. Merak edilmek ve önemsenmek ona iyi hissettirmişti.
"Peki, şu an neredesin? Ve ne zaman döneceksin?"
"Aslında... Dönmeyeceğim. Burada halletmem gereken işlerim var ve güvenli bir yerde olduğumu bilsen yeter."
"Yoongi yıllardır dış dünyadan ayrı yaşıyorsun. Nasıl güvenli bir yer bulabilirsin ki?" Oturduğu yatağından kalkarak odadaki pencereye doğru ilerledi. Gecenin eşsiz manzarası içini huzurla doldurmuştu sanki. Sakin bir ses tonuyla "Doğru," diye mırıldandı. "Belki ben bulamam. Ama o buldu."
"O mu? O da kim?"
"Arkadaşım. Koşulsuz şartsız güvenebileceğim biri. O da tıpkı senin gibi yardımların karşılıksız yapılığını söyledi bana. Aynı zamanda yardıma ihtiyacı vardı ve ona tek yardım edebilecek kişi de bendim. Onu kurtaracağıma dair bir söz verdim ve sözümü tuttuktan sonra geri döneceğimden emin olabilirsin." Gerçekten arkadaş olup olmadıklarından emin değildi tabi. Belki de sadece yardım ettiği biriydi. Tıpkı onun kendisine yardım ettiği gibi.
Ama arkadaş olduklarını dile getirmek iyi hissettirmişti ona. Jimin'le arkadaş olmayı çok isterdi. Onun gibi sadık bir insanı kim arkadaş olarak istemezdi ki? Ne yazık ki bu iş bittiğinde onun bu dünyadan yok olacağını biliyordu. Bunu bilmek üzüyordu genç adamı.
"Umarım sırtından bıçaklanmazsın Yoongi. Her insana güvenebilecek saf ve temiz bir kalbin var. Ama herkese de güvenmemelisin. Lütfen kendine dikkat et." Bir an Jimin'in kendisini kandırıyor olabilme ihtimali geçti aklından. Her şeyini ona açmış bir adam, tek çıkış yolunu neden kandırabilirdi ki?
"Edeceğim, teşekkürler."
"Söyleyeceğin bir şey var mı?" Rojin'i arama nedenini hatırlayınca "Evet, var," diye atıldı birden. "Bana Taehyung'un telefon numarasını atabilir misin?"
"Taehyung mu? Neden?"
"Oh, şey. Onunla konuşmam gereken bazı şeyler var..." İçinden genç kadının daha fazla sorgulamamasını umut ediyordu. Ona anlatabileceği bir açıklaması yoktu çünkü.
"Peki. Mesaj olarak yollarım. İyi geceler." Rahatlamanın verdiği mutlulukla gülümsedi ve elini kalbinin üzerine koyup içinden tanrıya şükretti.
"İyi geceler," diyerek telefonu kapatıp başını tekrar pencereden dışarı çevirdi. Şimdi eksik şeyi tamamlamış ve kendini uykuya hazır hissediyordu. Günün yorgunluğuyla esnedi ve yaslandığı pencere kenarından doğrulup tekrar yatağına döndü. Yarın yapması gereken çok işi vardı ve erken kalkması gerekiyordu...
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro