Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

3

Melek

Ders çıkışı Lavinia ve Mert'le birlikte kafeteryaya gidip masalardan birine kurulduk. Derse dair bazı anlamsız şeylerden konuştuktan sonra Lavinia, "Eee..." dedi. "Nasıldı dün akşamki yemeğiniz."

"Güzeldi." dedim kısaca. "Onu bunu bırakın da ben yarın işe başlıyorum. Ne yapacağım? Emir'le aynı ortamda çalışmayı bırak yüzünü bile görmek istemiyorum."

Mert, "İşi bırak." dediğinde ters ters bakmakla yetindim. "Zengin değilim ben Mert Bey. Öyle bir lüksüm yok."

"Belki de böylesi daha iyidir. Ne bileyim, sürekli aynı ortamda olmak aslında onu gözünde büyüttüğünü görmene falan yardımcı olur." Ters bakışlarımı bu sefer Lavinia'ya çevirdim. "Ne?" dedi kafasını hafifçe sallayarak. "Olmaz mı?"

"Olmaz Lavinia. Olmaz. Ama salaklık bende ne diye sevgili oluyorsun ki patronunla."

"Hep o Arzu şeytanı yüzünden." dedi Lavinia hınçla.

Arzu yüzünden miydi sahiden? Bir süredir ben de bunu düşünüyordum. Evet, Emir'i seviyordum. Sevmiştim daha doğrusu. Ama ilişkiye başlarken ona karşı bir şeyler hissediyor muydum emin olamıyorum. Arzu, Emir'in benden hoşlandığını öğrendiğinde karşıma geçip beni küçümsemese belki de bu ilişki hiç başlamayacaktı. Ben, Emir'le sırf bir şeyleri ispatlamak için mi başlamıştım bu ilişkiye? Yoksa eninde sonunda gireceğim bir yol muydu bu? Bir dakika! Lavinia nereden biliyordu benim içinde debelendiğim düşüncelerimi?

"Ne alaka? Neden öyle söyledin?"

"Arzu seni küçümsemeseydi belki de hiç başlamayacaktın bu ilişkiye yalan mı? Tamam belki sonrasında aşık oldun ama benim tanıdığım Melek hayatta beraber çalıştığı biriyle ilişkiye başlamazdı."

Cevap vermedim.

"Dün Arzu mesaj attı bana." dediğimde ikisinin de kaşları kalktı. "Yaşananların aramıza girmesini istemiyormuş cart curt."

"O kızla ilişkini dilenci tekmelediğinde kesmen lazımdı." dedi Mert.

"Hatırlatma." Kollarımı masaya, çenemi avuçlarıma yasladım. "O şoku hala atlatabilmiş değilim."

Lavinia tek elini koluma uzattı. "Arzu'yu falan bırak da bak ne diyeceğim. Mert yarın akşam için bir şeyler hazırlamış ama Aras kesin sıkıntı çıkaracak. Sen de gelsen? Sen varken beni rahat bırakır?"

"Annem aldatıldım diye bu ara dışarı çıkmama pek karışmıyor ama bir noktada nereye böyle her gece diyebilir."

Bu sefer Mert atladı lafa. "Bir şey olmaz. Gerekirse ben ikna ederim Efsun Teyze'yi. Hadi Melek, nolur ya!"

"Bıktım sizden, peki!"

***

Annemle oturmuş çay içiyor ve yemek programı izliyorduk. O izliyordu yani. Benim ara sıra gözüm kayıyordu o kadar.

"Bunlarınki de vicdansızlık ama bir puan vermek nedir!? Tamam kadın menüyü yetiştirememiş olabilir ama bari hazır yemeklerine puan verin. Emek bu kadar hiç edilmez ki cidden yazık!"

Tamam gözüm biraz fazla kayıyordu. Melek Hanım'ın günüydü çünkü. Üstelik masada bir adet de Aras Bey vardı. İsim benzerliği de ister istemez gözümün fazlaca kaymasına yol açmıştı.

"Haklısın." dedi annem. "Kadıncağız o kadar sarma falan yaptı bari üç puan verseydiniz."

Tam o sırada Aras Bey üç yazan puan tahtasını kaldırdı. "Bak helal olsun çocuğa. Araslar hep merhametli olur zaten." Ardından saçlarımı karıştırıp yanaklarımı sıktı. "Oğluşum benimmm! Hadi kalk çay koy annene."

"Anne puanlamayı kaçıracağım!"

"Ben sana söylerim yavrum zaten reklam girecek şimdi."

Mutfağa gidip hızla çay koydum anneme. Kendi bardağımı getirmeyi unutmuştum. Oturma odasına geri döndüğümde televizyonda hararetli bir tartışmanın döndüğünü duydum.

"Koş koş." dedi annem. "Üç puan verdi diye çocukcağızın üstüne gidiyorlar."

"Niyeymiş?"

"Neymiş kendi gününe oynuyormuş. Çocuk da diyor ki Melek Hanım'ı ağlattığınıza değdi mi bir puan verip."

"Haklı. Zaten kadının kazanamayacağı bariz. Bari üç puan verin gönlü kırılmasın."

Kavga durulunca program reklama girdi. Tam o anda kapı çaldı. Kapıyı açmak için kalktım. Gelen Lavinia'ydı. Bana merhaba bile demeden içeri koştu. Hep böyleydi, dışarıdan gelince direkt elini yüzünü yıkar sonra kendini mutfağa atardı. Hayır yedikleri neresine gidiyorsa...

Hanımefendi elinde tepsiyle oturma odasına gelince laf attım. "İnsan bir hoş geldin der görgüsüz!"

"Niye sen misafir misin?" dedi bir yandan tıkınırken.

"Merhaba da diyebilirsin Laviniacığım. Aç ayı gibi üç saniye geç saldırsan mutfağa ölmezsin."

Yanındaki kırlenti bana fırlattı. "Anne şu oğlun olacak geri zekalıya söyle benimle doğru konuşsun! Yediğimde bile gözü var!"

"İkiniz de doğru konuşun birbirinizle ne biçim laflar bunlar!?" dedi annem bir yandan televizyonda izleyecek yeni bir program ararken.

"Bu arada yarın dayınızla yemek yiyeceğiz. Akşam 8'den önce evde olun."

"Benim başka planım var." dedi Lavinia.

"Hayırdır neymiş planın?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak.

"Arkadaşlarımla dışarı çıkıcam sana ne acaba!???"

"Abinim ben senin ne demek sana ne!?"

"Kendi ağzınla söylüyorsun işte abimsin. Annem ya da babam değil!"

"Lavinia!!!" dedim a'ları uzatarak. "Sanki bilmiyorum o Mert lavuğuyla buluşacağını."

"İstediğimle buluşurum sana mı soracağım? Anne bir şey desene şu oğluna!"

"Aras! Bunaltma kardeşini."

"Laviş sen benimle bir mutfağa gelsene!" dedim yerimden kalkıp Lavinia'yı çekiştirirken.

"Bıktım senden! Yemek bile yedirmiyorsun bıktım!"

Mutfağa girip kapıyı kapatınca kolunu bıraktım. "Tamam abiciğim sinirlenme hemen. Nasıl geçti günün?"

"Sana ne aras?" dedi kaşlarını kaldırarak. "Niye merak ediyorsun günümün nasıl geçtiğini?"

"Kardeşimsin ya hani geri zekalı!"

"Geri zekalı deme bana! Sensin geri zekalı! Ne soracaksan sor vaktimi çalıyorsun."

"Bana ayıracak iki dakikan yok yani Lavinia Hanım. Ne diyim öyle olsun!"

"Offf uzatma Aras! Sor hadi ne soracaksan!"

"Abi." diye düzelttim onu. "Melek dünkü yemekle ilgili bir şey söyledi mi?"

"Yooo söylemedi." dediğinde moralim bozuldu. Lavinia kollarını kavuşturup gözlerini kısarak pis pis süzdü beni. "Yoksa- Abi sakın! Bak mahvederim seni! Melek benim en yakın arkadaşım!"

"Saçmalama Lavinia! Bir kadın ve bir erkeğin arkadaş olarak görüşebileceklerine ihtimal vermeyecek kadar sığ görüşlü müsün sen?"

Bunun üstüne kahkaha attı. "Duyan da kardeşinin hayatına her fırsatta müdahale eden sen değilsin sanır. Hayırdır bir gece ansınız Avrupa Birliği'ne mi girdin?"

"Çokbilmişlik yapma!" dedim cıklayarak. "Yarın sizinle geleceğim canım sıkılmasın diye Melek de gelsin diyecektim. O yüzden sordum herhalde bir şey dedi mi diye! Sonuçta herkes herkesin sohbetinden hoşlanmak zorunda değil. Eğer sıkıldıysa tekrar eziyet etmemek için kızcağıza. Ama senin için fesat tabii."

Lavinia bana acır gibi baktı. "Aras sen sahiden salaksın."

"Sensin salak, beyinsiz! Abinim ben senin doğru konuş benimle!"

"Bak son kez söylüyorum." dedi işaret parmağını bana doğru uzatıp. "Melek'le alıştığın türden bir ilişki yaşayamazsın. Kalbini kırarsın. Ki zaten şu an paramparça halde. Zor bir dönemden geçiyor."

Sözünü kestim. "Kes artık saçmalamayı Lavinia! Bana kendimi kötü hissettiriyorsun. Melek'le zaman geçirmeyi sevdim ne var bunda?"

"Peki." dedi sıkıntılı bir nefes verip. "Dediğin gibi olsun."

***

Melek

Şirkete girdiğim gibi Ayşe Abla'nın çay ocağının yolunu tuttum. Bu şirkette vakit geçirmeye tahammül edebileceğim tek yer orasıydı. Kapıyı pat diye açıp içeri girdiğimde Ayşe Abla "Hiii!" gibisinden bir ses çıkarıp damağını kaldırdı. Elindeki bulaşık süngerini bana fırlatacakmış gibi kaldırıp her zamanki gibi vazgeçti.

Bu hareketi beni Mükremin Abi'nin kafesinde çalıştığım günlere götürdü. Ayşe Abla hep son anda vazgeçerdi süngeri fırlatmaktan ama Mükremin Abi o süngeri bir kez eline aldıysa kafama isabet ettirmeden bırakmazdı. Özlemden içimin sıkıştığını fark ettim. Ne olurdu sanki geçinmek için bu körolasıca şirkete mecbur olmasaydım. Mükremin Abi gibi vefalı, dürüst, erdemli bir insanla çalışmak varken; sevgilisini aldatan, şerefsiz, erdemsiz Emir'le çalışmak zorunda kalmasaydım.

"Çalsana kızım şu kapıyı! Kalbime iniyordu vallahi."

"Dua et kapıyı kırarak girmedim Ayşe Abla!" dedim öfkeyle küçücük dedikodu masamıza otururken.

"Hayırdır sabah sabah niye cinlendin bakayım sen?" diye sordu o da tam karşıma oturup.

"Sen bilmiyor musun olanları Ayşe Abla!? O çükü kopasıca Emir var ya ALDATTI BENİ!"

"Hİİİ!" diye bir nida kopardı tekrar. "Kız demeee! Emir Bey yapmaz öyle şey bir yanlışlık vardır."

"Ne yanlışlığı Ayşe Abla? Ne yanlışlığı!? Ben ondan bundan duymadım ki! Gözlerimle gördüm fotoğraflarını, çarşaf çarşaf haberleri düştü magazine! Kızın biriyle gece kulübünden çıkmış taksiye biniyorlardı!" Aslında magazin sayfasının altıda birini zor kaplayan minik bi haberdi. Ama hayatıma etkisi çarşaf çarşaf olmuştu.

"Bir yanlışlık vardır kızım hemen kestirip atma. Bir konuş Emir Bey'le sonra pişman olursun bak. Ayşe Ablam demişti dersin."

"Saçmalama Ayşe Abla ne pişmanlığı!? Asıl o çok pişman olacak da iş işten geçti. Ölsem affetmem ben bunu!"

Ayşe Abla çemberinin ucuyla koluma vurdu "Kız etme öyle büyük büyük laflar! Yarın öbür gün tekrar bir araya gelirsiniz de pişman o-."

"Yok öyle bir şey! Olmam pişman falan da! Sen de benim tarafımda olacaksın ona göre. Anlaştık mı Ayşe Abla? Emir'le sıkı fıkı olmayacaksın mesafeli davranacaksın. Bakışlarınla ona kendini kötü hissettireceksin. Ve en önemlisi bundan böyle onun çayını imamın abdest suyu gibi koyacaksın."

"Eğer doğruysa hiç yakıştıramadım Emir Bey'e. Pek de efendi adamdır bu işte bir iş var demedi deme."

Ayağa kalkıp Emir'in kupasını aldım raftan. İçine iki kaşık granül kahve atıp yeni kaynamış suyu döktüm. Kahveyi bir güzel yakıp zehir zıkkım gibi bir şeye çevirdim. Bir de kahve demleyecek değildim beyefendiye.

"Neyse... Ben şu itin kahvesini götüreyim sonuçta ekmek parası."

Emir'in kapısına geldiğimde kalbim ağzımda atıyordu. Çok saçmaydı benim niye kalbim ağzımda atıyordu ki. Kabahatli olan oydu. O süklüm püklüm olsundu. Ben miydim aldatan? Son kez planımın üstünden geçtim. İzinli olduğum tüm bu zaman boyunca ona nasıl davranacağımı düşünmüştüm. Öfkeli davranmayacaktım, onu sessizliğimle ve asaletimle yerin dibine sokacaktım. Evet. Plan buydu.

Yavaşça kapıyı tıklattım. Tanıdık, bir zamanlar çok hoşuma giden sesin, "Gel." dediğini duyunca kapıyı açıp içeri girdim. Onu görünce ne hissettiğimi tam olarak bilemiyorum. Özlem? Vardı biraz. Nasıl olmasındı? Onca zaman geçirmiştik birlikte. Şurama batana özlem demeselerdi; bıçak derdim gibisinden bir özlem değildi tabii. Kıymık ya da diken olabilirdi. Ufak diken ama. Akasya değil mesela. Gül belki.

"Kahvenizi getirdim." dediğimde kafasını kaldırdı ve göz göze geldik. Gül, akasyaya döndü. Yanılmıyorsam, ki pek yanılmazdım, yüzünde özlem, öfke ve kırgınlık vardı. Özlem tamamdı. Nihayetinde özlenmeyecek insan mıydım ben? Ama bana ne kızgın ne kırgın olmaya hakkı vardı. Sonuçta gecenin bir saati bardan bir adamla çıkıp taksiye binmemiştim. Evet. Çünkü direkt adamın arabasına binmiştim. Ama o sayılmazdı ki! Zaten ayrılmıştık Emir'le ve biz Aras'la tanışıyorduk. Adını bile o gece öğrenmiş olmam önemli değildi. Zaten biz insan gibi sohbet etmiştik sadece!

Kahveyi masasına bıraktığımda, "Teşekkür ederim." dedi kısık bir sesle. Arkamı dönüp kapıya ilerlerken bir şey söylemesini bekledim. Ancak hiçbir şey söylemedi. Kendi masama oturduğumda ağlamamak için dişlerimi sıktım. Üzüldüğümden değildi ama kaldıramıyordum. İnsan hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bilse de özür bekliyordu. Ne bileyim hayatından çıktığı insanın hayatında koca bir boşluk bırakmak istiyordu. Belki de ben bencildim.

Aldatılmıştım ya ben! Pişman olduğunu görmek istemem mi bencillikti? Affedeceğimden değildi ama kendini affettirmeye çalışsın istemiştim. "Çok kızgındım sana. Çok sarhoştum. Ama sensiz yapamıyorum. Yalvarırım terk etme beni!" gibi saçma sapan cümleler kursun, ayaklarıma kapansın istemiştim.

O gün Arzu beni arayıp magazin haberini attığında öfkeden çılgına dönmüştüm. "Dur bakalım hemen yakma gemileri. Eğer bu durumda Emir'in sözleri sana yeterli gelmeyecekse kızı bulup öğrenelim ne olmuş. Eminim göründüğü gibi değildir." Kız, Arzu'nun arkadaşının arkadaşıymış. Bulması zor olmamıştı yani. Ama durum tam da göründüğü gibiydi.

Deli gibi ağlarken Emir'e magazin haberini atıp "Aramızdaki her şey bitti. Bundan sonra yalnızca şirketinizdeki bir çalışanım." yazmıştım. Ardından da engellemiştim. Birkaç saat sonra Özgür Abi aramış istersem bir süre izne çıkabileceğimi söylemişti. Ücretsiz izin olması şartıyla kabul etmiştim.

Ve bu kadardı. O günden bu yana bir kez bile ulaşmaya çalışmamıştı bana. Gerçi ne bekliyordum ki? Beni seviyor olsa zaten aldatmazdı. Hiçbir şeyi değiştirmeyecek bir özür için kendimi paralayamazdım.

Birden telefon ekranım parladı. Aras mesaj atmıştı. Siyasi içerikli komik bir videoydu attığı. İnstagram kullanmadığımı söylediğimde kendisinin de pek kullanmadığı söylemişti. Ama birkaç saatte bir komik video atıyordu.

Ahsahshqjahwjan
Ee nasılsın?

Aras
Ben iyiyim asıl sen nasılsın? O herif rahatsız ediyor mu seni?

Hayır, yüzüme bile bakmıyor. Görsen aldatan benim sanırsın.

Aras
Pişkin bir herif olduğu belliydi zaten.
İş çıkışından sonraya planın var mı?
Akşamki plan hariç tabii.

Yok.
Direkt eve giderim herhalde. Oradan konuştuğumuz yere.

Aras
Bak ne diyeceğim
Çıkışta seni alıp geçen gün bahsettiğim kokoreççiye götüreyim oradan da beraber geçeriz nasıl fikir?
Hem keyfin biraz yerine gelir?

Bilmem kiii...
Olabilir aslında.

Aras
Olur olur.
Çıkmadan yarım saat önce bana mesaj at yeter.

Ben hevesli hevesli mesaj yazarken Emir odasından çıktı. Bana ters ters bakmakla yetinip hiçbir şey söylemeden gitti. Paşama bak sen... Ayaklarıma kapanması gerekirken bir de ters yapıyor hadsiz! Ben iş saatleri içinde pek telefonla uğraşan biri değildim ki. Kırk yılda bir denk gelirdi telefonla uğraştığıma. Geri zekalı!

Günün geri kalanını Emir'in önüme yığdığı dosyalarla uğraşıp ara sıra Ayşe Abla'yla sohbet ederek geçirdim. Çıkış saatime yarım saat kala Aras'a mesaj attım. Yarım saat su gibi akıp gitti. Nihayet çantamı toparlayıp şirketten çıktım. Bahçedeydi. Kocaman gülümsedim.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro