Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Bölüm 9: ~Baskın / Part 2~


Çıplak ayaklarıyla boru şeklindeki, uzun demir parçanın üzerinde adım adım ilerliyordu genç kız.. Kollarını iki yanına açarak, platform üzerindeki dengesini sağlamaya çalışıyordu. Göz temasını ayakuçlarından hiç çekmiyordu. Çünkü biliyordu, eğer çekip yere bakarsa kesinlikle dengesini kaybedecekti. Zaten konsantre olana kadar ecel terleri dökmüştü. Zorlu bir adımını daha gerçekleştirdiği sırada kontrollü aldığı nefes bıraktı ve hızlı bir şekilde tekrar aldı.

"Sana güveniyorum bebeğim. Yapabilirsin!"

"Kes sesini Özgür!"

Özgür, kafasını hafifçe kaldırdı ve bakışlarını dikkatini kaybetmemeye çalışan meleğine çevirdi. Sanki ince bir ipin üzerinde gösteri yapan cambaz gibiydi. Yaptığı işi bu kadar ciddiye almasına bir yanı övünürken, bir yanı pislik yapma peşindeydi. Genç adamın dudakları alayla kıvrıldı. "Sebep? Konsantreni mi bozuyorum?"

Melek, adamını alaylı imasını duymazdan gelerek, zihnini tamamen dış dünyaya kapatmaya çalıştı. Kendisine yardımcı olacağı yerde köstek olan adama, tepeden bir tekme atmamak için dişlerini birbirine bastırdı.

"Baksana, seni sevdiğimi bugün söylemiş miydim?"

Melek, bitirdiği turun sonunda platformdaki düzlük alana çıktı. Alaylı bakışları Özgür'ü bulduğu sırada, "Sevgine bağışıklık kazandım. Başka yollar dene!" dedi. İkinci tur için geri döndü ve ilk adımını attı. Özgür hafif çıkan sakallarını sıvazladı. Düşünür gibi gözlerini kıstı. "Pekala, birde bunu dinle. Az önce ne düşündüm biliyor musun?"

Melek, bakışlarını ayakucundan hiç çekmeden, "Ne?" diye sordu. "Bir günde, tam bin dört yüz kırk dakika var!"

"Az önce attığım yumruk zarar mı verdi?"

Melek ısınma hareketleri esnasında attığı yumruğun adama ciddi anlamda zarar verdiğini düşündü. "Dur bir saniye. Beni dinliyor musun?" Melek dinlediğini kanıtlarcasına kafasını aşağı yukarı salladı.

"Üç yüz atmış beş gün, altı saat diyorum! Dört mevsim geçişi, gece gündüz oluşumu, dağların denize paralelliği.."

Melek, bütün dikkatini dengesine verse de, ister istemez Özgür'ün dediklerine takılı kaldı. Hem konuşup, hem bu ince demirin üzerinde yürümek zordu ama öğrenmekten başka kaçış yolu da yoktu. Kısa bir nefes verip alan Melek, "Pekala, ilgimi çekmeyi başardın. Devam et.." dedi.

"Her saniyeyi, her dakikayı, her saati, her mevsimi, her gecenin sabahına kavuşmasını, her dalganın kıyıya vuruşunu, seninle yaşamak istiyorum!" Özgür uzun bacaklarıyla tek adım atarak, kızın iki adım kadar önüne geçmeyi başardı. Aşağıdan yukarıya doğru baktı. "Sende ister misin?"

Melek, şaşkın bir ifadeyle suratını kırıştırdı. Aşağıdan doğru kendisine bakmaya devam eden Özgür'le kısa biran için göz teması kurdu. Adamın kafayı yediğine emin olsa da, "İstediğimi biliyorsun.." dedi ve bakışlarını tekrar çekti.

"Güzel! Hadi gidip evlenelim!"

Ve beklenen son gerçekleşti.. Melek, duyduğu cümleyle dakikalardır koruduğu dengesini kaybederek, yer çekimine kapıldı. Dudaklarının arasından kopan çığlıkla iki metrelik platformdan yere düşerken, Özgür'ün kolları sayesinde yere yapışmaktan son anda kurtuldu.

"Seni adi! Bilerek yaptın!"

Melek adamın kolları arasında çırpınarak, bedenini geriye doğru savurdu. Özgür attığı kahkahanın sonunda masumca kafasını salladı. "Kollarım seni sarmak istediyse, suç benim mi?"

"Oyunu kurallarına göre oyna, Özgür Aslan Aksoy!"

Melek, sinirden dolan gözlerini kırpıştırdı. Ne zaman sinirlense, dolan gözlerinin tek suçlusu annesiydi. Arkasını hırsla Özgür'e döndüğünde genç adam hızla kızın kolunu tutarak kendine doğru çekti. Kızarmış suratına aşkla bakan Özgür, burnunun ucuna bir öpücük bırakarak geri çekildi. "Meleğim, gerçekten sinirlenmiş olmalı. Adımı tam söylediğine göre.."

Melek, istemem yan cebime koy moduna geçti. Adamın kıstırdığı kol arasında kafasını eğerek bakışlarını kaçırdı. Eğer bakarsa, bütün siniri buhar olup gidecekti. Özgür, kızın belini sardığı kollarını biraz daha sıkıştırdı. "Hem soruma cevap alamadım!"

Melek, bakmayacağı gözlere bakmak zorunda kaldı. Neyse ki, hala damarına basmaya devam ediyordu. Çattığı kaşlarıyla, "Yanlışım varsa düzeltin Özgür bey, lakin o bir soru değildi. Teklif hiç değildi!" dedi. Özgür, kolları arasındaki meleğin derdini anladığı için, daha fazla üzerine gitmek istemedi. Her şeyin vakti vardı. Elbet ona da sıra gelecekti. Allah'ın ona bahşettiği meleği, en güzel teklifi hak ediyordu ve Özgür bunun fazlasıyla bilincindeydi. Ne de olsa Melih gibi bir adamın oğluydu.. Melek, bir umutla bekledi. Lakin umudu, Özgür'ün kendisini serbest bırakmasıyla bilinmeyen diyarlara yol aldı..

"Hadi bakalım ateşleyen adamın, ateşleyen kızı. Gösteri zamanı.."

Özgür cümlesini bitirdiği anda kolunu savurdu. Melek, gelen tehlikeyi anında sezerek, hızla gardını aldı. Az önceki moral bozukluğunun yerini, arsız arzuları aldı. "İşte bana bunlarla gelin Özgür bey!"

Genç kız sinsi bir gülüşün ardından, eliyle gel işareti yaparak adamını çekişmeli bir dövüşe davet etti. Özgür çağrıya hiç düşünmeden icabet etti. Adam durmak nedir bilmeden kıza hem sağdan hem soldan yumruklarını yolluyor, Melek çevik hareketlerle Özgür'ün savurduğu darbelerden kaçıyordu.

"Demek teklif etseydim, evet diyecektin?" Melek adama doğru bir tekme savurdu. "Ben öyle bir şey demedim!" Özgür gelen tekmeden eğilerek kurtuldu. "Ama hayır da demedin!"

Melek, taş gibi olan bedenini geriye doğru savurdu ve hızlı bir şekilde tek elinin üzerinde yan takla atarak Özgür'ün dikkatini dağıtmayı başardı. Adamın arkasındaki yerini alırken son darbesini yolladı. Özgür saniyelik hızda sadece kafasını kıza çevirdi ve işte o anda tam burnuna inmek üzere olan yumruğu tek eliyle yakaladı. İkilinin arasındaki elektrik, alev almak üzereydi. Özgür, kafasını hafifçe sağa yatırarak, tek avucuyla tuttuğu yumruğa, gözlerini kısarak baktı. Melek, yumruğunu adamın sıktığı avuç içinden çekmek istese de, bir türlü çekemiyordu. İleri gittiğinin farkındaydı ama olan olmuştu bir kere! Tuttuğu bileği ani bir atakla çeviren Özgür, meleğinin sırtını bedenini yaslayacak şekilde kendi bedenine dayadı. Genç kızın hızlı solukları etrafa yayılırken, adamın göremeyeceğini bildiği için şeytani bir gülüş yerleştirdi dudaklarına.. Özgür bu gülüşü göremese de, hissedecek kadar antrenmanlıydı. Saçlarının arasından süzülen kokuyu sesli bir şekilde soludu ve boğuk sesinin kıza ulaşmasını sağladı..

"Bana evet diyeceğini biliyorum!"

Genç adam kuruyan dudaklarını kızın boyun girintisine bastırdı ve bir süre bekledi. Melek irkilerek boynunu büktü. Adamı bu halleriyle, her seferinde aklını başından almasını çok iyi başarıyordu ve Özgür'e karşı asla gardını koruyamıyordu. Özgür daha fazla dayanamayacağını anladığında, geri çekilerek kızı rahat bıraktı. Omuzlarından tutup kendisine çevirerek ellerini iki yanından sabitledi.

"Burnumu kıracaktın!" dedi küskün bir şekilde. Gerçekten, Özgür o kadar hızlı hareket etmemiş olsaydı, Melek'in vuruşu ciddi anlamda adama zarar verecekti. Melek, bunun farkında olmasına rağmen, tavrından taviz vermeden, umursamaz bir şekilde omuz çekti.

"Fena mı benden başkası beğenmez!"

Kızın söyledikleri karşısında gurur okşanan genç adam, "Neyse ki, geçen seferkine göre daha iyi olduğun için, bir şey demeyeceğim!" dedi. Alayla kaşlarını kaldırıp devam etti. "Her ne kadar, konsantre sorunun olsa da!"

Melek hırsıyla omuzlarını dikleştirdi. Topuzundan suratına düşen saçlarını savurdu. "Bu havanızı atış poligonunda da beklerim üsteğmen!" Genç kız adamın kollarının arasından çıkarak iki adım geriledi ve parmağını sallayarak geri geri yürüyerek konuşmaya devam etti.

"Tabi geçen sefer ki gibi korkmazsan!"

Melek adama şeytani bir gülüş eşliğinde göz kırptı. Özgür'ün az önceki bütün havası kendisini terk ederken, istemsizce kaşlarını çattı. "Korktuğum falan yok! Askerim kızım ben! Asker adam korkar mı?"

Melek elini geçiştirerek salladı. "Anlat, anlat! Dinliyorum!"

Özgür, aldığı ceza karşısında görevini yapamasa da, sonuçta hala askerdi. Bu durum onu korkak bir adam yapmazdı. Koşar adımlarla, spor salonundan çıkmak üzere olan kızı kolundan yakalayarak durdurdu. Melek suratındaki sırıtışı daha da büyütürken, ne oldu dercesine baktı.

"Veda etmeyecek misin sevdiceğine?"

"Az önce bana yumruklar savuran sevdiceğime mi? Ah! Hiç sanmıyorum!"

'Sanki sen aşk masajları yapıyordun!' demek isteyen Özgür, dilinin ucuna gelenleri yutarak kafasını arkaya doğru attı ve inledi. "Meleğim.. Hadi ama.. Az önce evlilikten bahseden bir adam olarak anılmayı az da olsa hakkediyorum." dedi. Sinsi bakışlarını, cezbedici yeteneğiyle harmanlayarak kızın dudaklarına yaklaştı. "Ayrıca, ufak bir öpücüğü çok mu görüyorsun?"

Melek tuttuğu nefesiyle, adamın gözlerinin önünde sergilediği dudaklarına kitlendi. Pes etmek istemiyordu. Bu sefer gardını korumalıydı. Hem canını fazlasıyla sıkmıştı. Bu sefer Özgür'e yenilmeyecekti! Melek beyniyle kalbi arasındaki savaşta taraf seçe dursun, Özgür bütün ihtişamıyla dudaklarını ıslattı. Sesli bir yutkunuşu gerçekleştiren Melek, adamın burnunu sürttürecekti öyle mi? Bu adamı reddetmek kimin haddineydi?

"İstediğin öpücüğü, babası verse olmaz mı?"

Cihan Soydan'ın haddine olabilirdi! Ateşleyen adamın baskını karşısında, iki aşık korkuyla birbirlerinden ayrılırken, Özgür çoktan son duasını etmeye başladı. Cihan tek hedefi olan Özgür'e ateş saçan gözlerini dikti ve az önce sorduğu soruya yine kendi cevap verdi.

"Bence güzel olur!"

****

Sinirden salonun orta yerinde ileri geri hareket eden Yağız, elini saçlarının arasına sokuşturup çekiştirdi. "Allah aşkına siz ne öğrenmeye gittiniz adamın yanına?" diye sordu. Karşısında sakince oturan annesi Gülüm, oturduğu yerden kalktı.

"İşte öyle ağzından laf almaya falan.." dedi sakince.

Ya sabır çeken Yağız, eliyle çenesini sıvazladı ve sinirle gülümsedi. "Anne bu adamın sayısız düşmanları var. Yapman gereken sadece onu uyarmaktı. Gitmesini engelleyemezsin. Kan bağı olmasa da Hopali dedemin oğlu! Hala tanıyamadınız mı? Bu adam ne zaman geri adım attı da şimdi atacak?"

Gülüm oğluna hak verse de, bunu dillendirmedi. Büzdüğü dudaklarıyla başını salladı. "Neyse ki, size güvenip işimi askıya almadım!" dedi genç adam salondan çıkmak üzereyken. Ardından seslenen annesini duymazdan geldi ve evden dışarı çıktı. Gideceği ev hemen çaprazında kalıyordu. Adımlarını oraya doğru yönlendirdiği anda, spor salonunun olduğu yerden koşarak gelen Özgür'ü gördü. Birisinden kaçar gibi bir hali vardı. Genç adam telaşla ve merakla adama doğru seslendi. Özgür onu duymadı. İkinci seslenişinde, nihayet sesini duyurabildi. Özgür, kocaman araladığı gözleriyle koşuş yönünü değiştirdi ve Yağız'ın yanına geldi. Sonuçta müttefik önemliydi.

"Spor mu yapıyorsun?" diye sordu Yağız alayla.

Özgür, dudaklarına sinsi bir gülüş bıraktı. "Ya ya! Ne demezsin? Dağlarda o kadar baskın yedik inanır mısın, bu kadar korkmamıştım!" dedi kafasıyla spor salonunu işaret ederek.

Yağız, durumu anladığını belli edercesine gülümsedi. "Ateşle Cihan ha?" dedi gülümsemesi suratında büyürken.

"Sorma, baskının alasını yedim teyzem oğlu!" dedi nefes nefese. Bir gözü hala spor salonunun kapısındaydı. "Çıkmadan gitsem iyi olur." diyerek duraksadı. "Sen nereye böyle?"

Yağız, omzunu çekti. "Dedemin yanına uğrayacaktım." dedi. Özgür'ün gözleri parladı. Ateşle Cihan'ın gazabından koruyacak adamın yanında bir süre takılması onun için hayırlı olurdu. "Bende geleyim!" dedi ve iki delikanlı Aslan malikanesine doğru yol aldı..

Sinan elindeki kahveden sertçe bir yudum aldı. Gözleri her zamankine nazaran daha kısık duruyordu. Bir durumun analizini yapar gibiydi. Bakışlarını boşluktan çekerek tekrar Yağız'a çevirdi.

"Neden o zaman gelip söylemedin?" diye sordu tok sesiyle. Yağız, başını eğerek mahcup bir tavır takındı. "Annem işte. Ben hallederim dedi. Kızının huyunu bilmez misin dede?" diye inledi.

Sinan, keyifle gülümsedi. Gülüm'ü, yetiştirmesine rağmen konulara dolaylı yoldan giriş yapmamasını bir türlü öğretememişti.

"Kızın adı Leyla demiştin dimi?" diye sordu bu sefer. Kafasında bir şeyleri tartar gibiydi. Surat ifadesi sertleşti. Sonra hızla yok etti. Yağız evet dercesine başını sallamakla yetinirken, Sinan oturduğu yerden kalktı.

"İyi bakalım. Madem kızımız beni merak ediyor, gidip merakını giderelim!"

***

Leyla, titreyen ellerini bacaklarının üzerine koydu. Karşısındaki adama bir türlü bakamıyordu. Yanında duran müdürü olacak adi adam ise tek kelime edip onu savunmuyordu.

"Bu işler sandığın kadar kolay değil, küçük hanım." dedi. Leyla hızla kafasını kaldırdı ve adamla göz göze geldi. "Size daha önce de söylediğim gibi, ima ettikleriniz hakkında en ufak bir fikrim yok!" dedi.

Adam sinirle kadının üzerine doğru eğildi. "O yüzden mi Sinan Aslan'ı her yerde arıyorsunuz?"

Adamın içki kokan nefesi kızın suratına çarptığında midesinden yükselen safrasını güçlükle yutkundu. Lanet olası adamın bu detayı nasıl öğrendiğini hala merak ediyordu. Kuzenine bu işin peşini bırakmaları gerektiğini yüzlerce kez söylemesine rağmen ikna edemeyişinin cezasını şuan o çekiyordu.

"Kuzenim Sinan Aslan hayranıdır.." dedi aptalca sırıtarak. Aklına başka kaçış yolu gelmemişti. Adamın suratında sinirli bir gülüş belirdi.

"Eminim öyledir.." dedi başını sallayarak. "Elimde somut bir delilim olsa, şuracıkta ölümünü izlerdim. Gel gör ki, sadece tehditlerimle tanışacaksın.."

Leyla sessizce yutkundu. Korktuğunu bu adama gösteremezdi. Oturduğu yerde omuzlarını dikleştirdi. "Kuru tehditlerinizden de, sizden de korkmuyorum!" dedi yalanlarına yalan katarak.

"Farkındayım.." dedi adam mırıldanarak. "Neyse ki, amacıma ulaşmak için sadece üç günüm var. Bu zamana kadar bir problem çıkarmadıysan, bundan sonrada çıkarmazsın diye umut ediyorum." dedi. Suratındaki ölümcül ifadesine sertlik bıraktı. "Yoksa sana değil, o canından çok kıymet verdiğin kuzenine dokunurum!" dedi.

Leyla, korkuyla nefesini tuttu. Sadece üç günü vardı. Bu üç gün içinde şans kapısını çalmazsa, ya kuzeninin ölümüne ya da Hopali denen adamın ölümüne davetiye çıkartacaktı..

Saatlerdir yattığı yerden odanın tavanını seyreden Leyla, onca çıkış yolu düşünmesine rağmen birisine bile mantıklısı bu diyememişti. Neredeyse hepsi imkansızdı. Hele Emel'in bulduğu fikirlerin birini bile denemeye kalksalar sabaha çıkamazlardı.

"Ah Emel ah!" diye inledi genç kız. Kafasının altındaki yastığı çekiştirip suratına kapattı. Nefessizlikten boğulursa belki kimselere ihtiyaç duymaz kendi kendine son nefesini verirdi. Böylelikle bir adamı ölüme terk ettiği için vicdan azabı da çekmezdi! Birden aklına o genç delikanlı düştü.. Gülüşü geldi gözlerinin önüne.. Resmen bahar gibiydi.. O mevsimde toprağa can gelirdi ya hani, sanki gülüşüyle yıllardır kuru topraklarına can vermişti.. Toplasan beş dakikalık karşılaşmalarında adamdan böylesine etkilenmesi de tamamen saçmalıktı ona göre.. Ertesi gün, izinli olduğu için görememişti bahar gülüşlü adamı..

Genç kızın kulaklarına dolan kapı ziliyle suratındaki yastığı sertçe çekiştirdi. "Şu anahtarı ne zaman almayı akıl edeceksin acaba?" diye söyledi. Yattığı yerden doğrularak kapıya doğru ayaklarını sürüdü. Gözaltlarındaki yorgunluk emareleri bütün suratını kaplamış gibiydi. Bezgin bir şekilde kapıyı açtı. Görmeyi umut ettiği kuzeni yerine onu gördü.. Hayır! Onları gördü!

Bahar gülüşlü adam ve o..

Sinan Aslan!

"Siz.." dedi şaşkın çıkan sesiyle.. Şuan yaşadıkları bir rüyadan ibaret olabilirdi. Acaba az önce suratına bastırdığı yastıkla cidden nefesini kesip, beyin ölümünü mü gerçekleştirmişti?

"Duydum ki, beni arıyormuşsunuz.." dedi Sinan, suratındaki alaylı gülüşle.

Genç kız, artarda gözlerini kırpıştırdı. Hızlanan nabzıyla bayılacağını hissediyordu. Ne söylemesi gerektiğini bilemiyormuş gibi dudaklarını birkaç kere aralayıp kapattı. Gözü, Yağız'a kaydığında genç adam sevecenlikle gülümsedi.

"İzin verirsen, sana yardım etmeye geldik Leyla!"

Kimin kime yardım edeceği muallaktı.. Şu durumda emin olduğu tek şey, imkansız dediği şans kapısını çalmıştı. Hem de en kralından!

***

Bir köynek diktirdim hasa bezinden

Alem düşman oldu senin yüzünden

Eğer gurbet ele gider dönersem

Ahdım vardır öpeceğim yüzünden..

"Yiğit Soydan ne zamandan beri türkü söylüyor?"

Yiğit duyduğu sesle dudaklarındaki kıvrıma izin verirken, kafasını hafifçe yanına gelen adama doğru kaldırdı. "Söyletene bakacaksın." dediğinde hala dudaklarındaki tebessüm kendini belli ediyordu. Hopali, elindeki tespihi bileğine takıp adamın karşısındaki ufak tabureye yerleşti. Uzun bacaklarından sarkıttığı kollarını birleştirdi. "Anlat bakalım." dedi. Genç adam bakışlarını adama sabitleyerek kafasını iki yana salladı. Elindeki ufak çalı parçasını önünde yanan ateşe attı. Ateşten çıkan çıtırtı sesleri dışında etrafta başka ses duyulmuyordu. Gözlerini ateşin alevinden ayırmadan içli bir nefes çekti.

"Sevda.." dedi ve sustu. Konuşmak onun için neden bu kadar zordu bilmiyordu ama konuşmazsa da boğulacak gibi oluyordu. Mustafa, konuşmaya başlayan çocuğun açılmasını sessiz bir şekilde bekliyordu. Cihan amcası bugün yanına gelerek, oğluyla konuşmasını hatta ondan başkasına derdini anlatmayacağını söylediğinde hallederim demiş, adamı göndermişti. Yıllardır tanıdığı Cihan Soydan'ı belki de ilk defa böyle çaresiz görmüştü. Ne olursa olsun bu gece bu adamın çenesini bir şekilde konuşturacaktı. Hoş derdi belliydi ama dermanı zordu..

"Sevdanın güzel olduğunu düşünürdüm.."

Yiğit'in alay edercesine çıkan ses tonu sessizliğe karışırken Mustafa çattığı kaşlarıyla, "Öyle zaten.." yanıtını verdi. Yiğit usulca kafasını onaylarcasına salladı. "Babamın anneme her bakışında ya da annem babama her seslendiğinde ikisinde içi titriyor. Bunu hissediyorum. Bu kadar güzel sevdayı hak edecek ne yaptıklarını düşünüyorum."

"Senin içini titreten.." Hopali ansızın duraksadı. Bu duraksamaya sebep olansa şüphesiz aniden gözlerini kendisine diken Yiğit'in kara gözleriydi.. "Sadece titretmekle kalmıyor." Kuruyan dudaklarını nemlendiren genç adam kalbindeki alıştığı sancıya aldırış etmedi. "Bir bakışıyla başladı yüreğimdeki fırtınası.. Sonrası yok.. Sonrası tarumar.."

Yeri göğü inletecek bir nefes koy verdi genç adam. Bir gün sevdasından öleceğini hissediyordu. Bu kadar zor birine gönül vermek kaderinin ona cilvesiydi bunu biliyordu bilmesine de bilmediği, bu yangın yerinden nasıl sağ kurtulacağıydı.. Aşkını bir türlü görmeyen ya da görmek istemeyen o dağ esintisine nasıl varlığını belli edecekti?

"Bak koçum, dertli olup kimseyle paylaşmayan insan, daha önce anlatıp bir faydasını göremeyen insandır!" Hopali, elindeki tespihi Yiğit'e doğru kaldırarak işaret etti. "Sen kime anlattın derdini?" dedi.

Bu soru üzerine hiç düşünmeyen adam, "Kimseye!" yanıtını verince Hopali'den bir sabır nidası daha yükseldi. "Kız biliyor mu bari?"

Yiğit adamın lafı üzerine kısa biran için duraksadı. Yutkunuşuyla adem elması hareketlendiğinde Mustafa sabırlarına bir sabır daha ekledi. "Fare dağı si.."

Adam ettiği küfrü yarı yolda keserek tövbe ederek kafasını salladı. Kendi derdine derman olamasa da bu uşağa bir yol göstermesi gerekiyordu. Tek eliyle suratını sıvazlayan adam sesli bir nefes çekti sıkışan ciğerlerine..

"Sevda bir kuyudur ve o kuyuya tek başına düşersin. Düşerken buna sebep olan kişiye de bunu belli edersin. Nasıl belli edeceğin sana kalmış. İster bir bakışınla, ister iki kelamınla! Ha o gelir seni o dipsiz kuyudan çıkarırsa, şanslısındır! Canına katar, namusum dersin, öpüp başının üzerine koyarsın! Oldu ki gelmedi mi? O zaman yapacak bir şey yok. O kuyunun dibinde ölümünü beklersin! Siyah ya da beyaz Yiğit! Sen grilerde boşa kürek çekiyorsun!"

Yiğit, adamın kararlı kendinden emin konuşmasını hazmetmek adına biraz duraksadı. Haklıydı. Bu zamana kadar belli ettiğini düşünse de, ortada hiçbir şey yoktu. Misal onu sevdiğini hala dile getirmemişti. İzin ver deyip duruyordu. Meltem'in karakterini bildiği halde, her zaman geri durmuş, sevdasını hep içinde yaşamıştı. Yavaştan belli ettiği duygularına biran önce hız katması gerekiyordu.

"Acıkıyorsun ama acıktığını söylemiyorsun! Kim nereden bilsin senin acıktığını ula!"

Yiğit adamın verdiği örneğe gayri ihtiyarı güldü. "Tamda ona göre bir örnek verdin!" dedi. Meltem'in boğazına olan düşkünlüğünü bilmeyen yoktu. Hele de yerken tüm dünyayla, bütün yaşamsal fonksiyonlarını kesmesi adamda daha bir iştah açtığından habersizdi.. Yiğit gözlerinin önünden gitmeyen kızın hayaliyle içindeki sızı tekrar varlığını hissettirdi.

"Söylememe izin vermedi!" dedi boğuk çıkan sesiyle.. "Beni kıskandığını biliyorum. Ama aynı zamanda da korkuyor. Lanet olası gururu mu engel oluyor bilmiyorum! Önüme sürekli bir engel koyuyor. Yorulmadan, bıkmadan, usanmadan duvarlar örüyor. Her seferinde o duvarları yıkmaya çalışmaktan ben yoruldum ama o.." ciğerlerini acıtan nefesi sertçe bıraktı. Çıkan nefes gecenin esintisine karışırken, yorgun gözlerini kırpıştırdı..

"Beni o kuyuda tek başıma bırakacak Hopali.."

Genç adam düştüğü bu cehennem yerinde tek başına ölmekten korkuyordu. İlk defa korkusunu dile getirmekten çekinmedi.. Çatallaşan sesinin yerine gelmesini dahi umursamadan bakışlarını karşısındaki adamın acınası bakışlarına sabitledi.

"Ve ben, ilk defa ölmekten korkuyorum!"

Hopali, derin bir nefes alıp bıraktı.. Kendi yarasına derman bulamazken, bir başkasına nasıl yardımcı olacaktı? Yiğit'in o şam şeytanı kızın uğruna ölmesine tabi ki izin verecek değildi. Kafasına saplanan acıyla gözlerini yumdu genç adam.. Yiğit adamın canını sıktığını düşünerek suratına kendine kızgın bir ifade bıraktı.

"Senin de canını sıktım! Neyse beni boş ver.." dedi ve adamın kendisine bakmasıyla gülümsedi. "Kuzenimle aran nasıl?" diye sordu..

Hopali kaşlarını çattı. "İyi!" dedi sadece. Tek kelime eden adam dikkatini bahçenin diğer tarafına çevirdi. Yiğit'in gülüşü suratında büyüdü. "Sadece iyi mi?"

Hopali'nin bakışları hızla Yiğit'i buldu. "Aşkından değil çok soru sormaktan öleceksin!" diye tısladı. Böyle soruların sorulması bedeninde nedensiz bir rahatsızlık yaratıyordu. İliklerine kadar işleyen zümrüt gözün sevdası sadece ona hastı. Kimsenin bilmesine, duymasına ihtiyacı yoktu..

"Yarın Antalya'ya gidiyormuşsunuz. Bence ikiniz için güzel bir fırsat.." dedi Yiğit, son bir kez daha şansını deneyerek..

Hopali bu sefer bir şey demedi. Kalbinde ufak bir kıpırtı oluşmasına izin verdi. Bedenindeki heyecanın artmasıyla oturduğu yerden ayaklandı. Hala oturmakta olan Yiğit'e tepeden bir bakış attı.

"Sen kendi fırsatlarını değerlendir koçum.." dedi ve eve gitmek için hareketlendi. Sabah erkenden kalkacak, kadınıyla yollara düşecekti.. Kadını.. Yiğit'in dediği gibi acaba bu fırsatı değerlendirmeli miydi? Yoksa normal kalmaya devam mı etmeliydi? Bilinmezlik beynini kemirirken, ardından işittiği sesle adımlayan ayakları duraksadı. Yanlış duyduğunu sandı önce. Çünkü o ses sıradan bir adamın sesi değildi. 

"Hop!" dedi yine kendisine bakmasını istercesine.. 

Şaşkınlıktan irileşen gözleri sesin sahibine doğru döndü.. Gördüğü suretle suratında kocaman bir gülüş belirdi.

"Mirza.." dedi keyifli sesiyle. Osman Mirza, omuzlarını dikleştirdi. Geceden keskin gözleri kısıldı ve dudaklarına eğreti duran bir kıvrım bıraktı.

"Mevzu var dediler, geldik kardeş!"

-Bölüm Sonu-

^-^ Gel bakalım Mirza bey.. 😎 Belki gelişin güzel olaylara kapı aralar..

Diğer bölümde görüşmek üzere..

Oy vermeyi unutmayın lütfen..

Seviliyorsunuz..❣

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro