Bölüm 15: ~Yiğit'in İmtihanı :)~
Genç kız karşısındaki adama hayran dolu bir bakış atarak elindeki fincanı avuç içine bastırdı. Dudaklarında tatlı bir gülümseme oluşurken, kısık sesiyle "Sinan bey?" diyebildi.
Sinan her zamanki ağırlığıyla bakışlarına kıza çevirdi lakin hiç konuşmadı. Sert kahvesinden bir yudum alarak kızın konuşmasını bekledi. Adamı hiç bekletmeden konuya giren Leyla, "Size teşekkür etme fırsatı hiç bulamadım. Yaptıklarınız için.." dedi ve yutkundu. Bakışlarındaki mutluluğun yerini korku emareleri alırken, dudaklarını ezdi. "Yani o adamlar.." derken cümlesi Sinan tarafından kesildi.
"Sen benim oğlumun hayatını kurtardın Leyla. Teşekküre gerek yok.." dedi. Leyla, sade bir gülümseme eşliğinde başını eğdi. Hayatı sadece bir gün içinde değişirken, geride bıraktıklarını hatırlayınca sessiz bir nefes koyverdi.
"Peki o adamlar.."
"Yaşıyor mu?" diye devam ettirdi Sinan. Leyla evet dercesine başıyla adamın sorusunu onaylarken Sinan alayla kaşını kaldırdı.
"Sence yaşamalı mı?"
"Ben, şey ben.." diye kekeleyen genç kız, çattığı kaşlarıyla suratını astı. "Bilemiyorum.." dedi fısıltıyla. "Siz hiç onlara benzemiyorsunuz. Onlar gibi can alacak biri değilsiniz." Genç kız konuştukça battığını hissetti. Ellerini geçiştirircesine salladı. "Haddimi aştım sanırım özür dilerim." dedi titreyen sesiyle.
Sinan hafifçe oturduğu yerde kıpırdandı. "Bak Leyla.." dedi. Etrafına attığı keskin bir bakışın ardından, kızın anlayacağı şekilde durumu açıklama gereği duydu. Çünkü diğerleri gibi Leyla'nın da pişmesi gerekiyordu. Kimse fark etmese bile o, torunu Yağız'ın Leyla'ya olan hayranlığını çok iyi biliyordu. Eğer bu hayatı kabul ettiyse her şeyi öğrenmesi gerekiyordu..
"Henüz yolun çok başındasın. Sana bu hayatta her şey tozpembe gelebilir lakin hayat hiç adil değil. İnsanlarda öyle.. Ben bu alemde hata yapana, yanımda yöremde asla yer vermem! Eğer verirsem ikinci yanlışı seve seve yapacaktır. Böyle adamlar için bu doğanın değişmez kuralıdır. Hele de ailem söz konusu olduğunda değil hata yapmaları, göz süzmeleri bile benim için yeterli! Hepsinin soyunu kuruturum!"
Sinan, kızın suratındaki korku dolu ifadeye gülümseyerek ellerini iki yana doğru araladı. "Mevzu basit, hata yapanı silen bir adamım.."
Leyla korkuyla yutkundu. Karşısındaki bu adama hayran mı kalsa, yoksa ruhunu mu teslim etse bilemiyordu. İri gözleri daha da açılan genç kız hafifçe öne eğildi. "Hiç hata yapan birini affettiğiniz oldu mu?" diye sordu merakla.
"Oldu tabi.."
Leyla umutla gülümsedi. O kadar da korkulacak bir durumun olmadığını düşünerek, "Demek ki sizde ikinci şansı vermişsiniz." dedi. Sinan kafasıyla onaylarken sakin bir şekilde, "Evet verdim." dedi.
"Peki ne oldu? Hatalarından ders çıkardılar mı?"
Sinan genç kızın meraklı ve o bir o kadarda şaşkın haline dudaklarını büzerek omzunu çekti.
"Hepsi mezarda!" dedi önemsizce.
Az önce korkulacak bir durumun olmadığını düşünen Leyla, büyük bir hüsrana uğrarken, Sinan kızın kendinden korkmasına kayıtsız kalamadı. En son isteyeceği şey, onu yanlış bir adam olarak tanımasıydı. Sonuçta bu alemde herkes ondan korkarken, ailem dediği insanlara asla yanlış yapmazdı..
"Ben bu hayatta ne aileme ne de bana sığınan kişilere yanlış yaptım. Onları hep korudum. Yeri geldi vurdum, yeri geldi vuruldum ama asla ve asla onların üzerinden gölgemi eksik etmedim. O yüzden korkma kızım. Ben yaşadığım müddetçe kimse saçının teline bile zarar veremez. Bu ben olsam dahi.."
Sonunda rahat bir nefes alan genç kız, adama bir kez daha şükranlarını sundu ve ikili başka konulardan sohbet etmeye devam etti. Bir süre sonra sessizliğe bürünen Leyla'nın düşünceli tavrı, Sinan'ın dikkatinden kaçmadı. Dün istemeden sebebiyet verdiği durumu nasıl düzelteceğini düşünen ve bir türlü işin içinden çıkamayan genç kız, sürekli iç çekiyor ve bu tavrını fark etmiyordu. Canını sıkan bu meseleyi nasıl çözüme kavuşturacak onu dahi bilmiyordu.
"Senin canını sıkan başka bir durum var.."
Adamın amansız sorusuyla yerinden sıçrayan Leyla, içinden geçirdiklerini sesli dile getirmesinden korktu. "Sesli düşünmediğime yemin edebilirim!" dedi saf bir şekilde.
Sinan gülümsedi. Yılların tecrübesine sığınarak, "Seni dinliyorum.." dedi.
Leyla, durumu adama anlatmanın bir sakıncası olmayacağını düşündü. Hatta belki, Sinan Aslan durumu düzeltmesinde ona yardımcı bile olabilirdi. "Aslında, bu olaylardan sonra oldukça duygusal zamanlar geçiriyordum. Bilirsiniz işte yeni hayatıma alışma süreçleri, özlemler, karmaşık durumlar.."
Karmaşık durumlardan kastını açmaya gerek duymayan Leyla, utanarak kafasını eğdi. Adamın torununa gönlünü kaptırdığını belli etmesine çokta gerek yoktu. Sinan kızın devam etmesini belli edercesine, "Evet.." dedi sakince.
"Ben yine öyle ağlarken, Yiğit bey görmüş beni. Sağ olsun, iş yerine alışmamda çok destek oldu. Biraz sohbet ettik o sırada.." Sinan kızın lafını hızla keserek, "Dur gerisini ben tahmin edeyim." dedi. "Odasının kapısı hızla açıldı ve içeriye uzun kabarık saçlı bir kız girdi. Suratı kızarmaktan patlamak üzereydi ve derin derin nefesler alıyordu. Sonuç olarak bir konuşmaya başladı ve hiç susmadı.. Bu hikayede burada bitti."
Leyla'nın ağzı şaşkınlıkla aralanırken, "Nereden bildiniz?" diye mırıldandı. Hayır, adamın olay esnasında orada olmadığına da emindi. 'Ah bu gençlik..' diye iç geçiren Sinan, parmaklarıyla alnını sıvazladı. "Soydur çeker derler.." dedi umutsuzca.
Kızın hangi soylara dayandığını bilmiyordu ama ecelinin kapıya dayandığını çok iyi biliyordu. O kızla karşı karşıya bir daha hangi cesaretle gelirdi bilinmezdi ama böyle bir duruma sebebiyet verdiği içinde oldukça üzgündü. "Kendimi çok kötü hissediyorum. Bir çiftin arasını bozdum resmen!" dedi ağlamaklı bir şekilde.
"Henüz çift değiller.." diyen Sinan, elini geçiştirircesine salladı. "Bak benden seni Meltem'e göndermemi ve onunla konuşmayı, tüm bu olan biteni anlatmak istediğini çok iyi anlıyorum ama.."
"Ama?"
"Henüz ölmek için çok gençsin Leyla.."
Bugün genç kız için korku günüydü. Gözleri yerinden fırlarcasına açılırken, "Nasıl yani?" diye sordu. Tamam, o gün hiç soluk almadan konuşan o kızdan korkuyor olabilirdi ama cinayet işleyecek bir tipide yoktu. Sinan acınası bir bakış attı kıza.
"Meltem seni yer be kızım. Olmadı sen intihar edersin, sırf o eziyetten kurtulmak için.."
Pes ederek kabuğuna çekilmeye karar veren Leyla, üzgün bir şekilde omuzlarını düşürdü. Sinan Aslan bile kendisine yardım edemeyecekse durumu cidden vahimdi. "Peki, böyle hiçbir şey olmamış gibi bekleyecek miyim?" diye sordu son bir umutla.
"Sen merak etme.. Yiğit bir yolunu bulacaktır." diyen Sinan, içten içe Yiğit'e dua etmeye başladı. Füsun'u tanıdığı yıllar boyunca çenesindeki gücü kuvveti hep evlatlarına aşılamasından korkmuştu. Nitekim de o kadın bunu başarmıştı. Hatta boynuz kulağı bile geçmişti.. "Yani umuyorum ki bulacaktır." diye söylendi kararsızca. Yalnız biliyordu ki, Meltem'in karşısında Yiğit'in hiç şansı yoktu.
"En fazla bol irmikli bir helva yeriz.."
***
"Diyorum ki, böyle bir hediye alayım gideyim kapısına! Nasıl olur?"
Yiğit Soydan, yapılmayı bekleyen onca işi bırakmış, kendisini affettirme planlarına adamıştı. Son iki saattir oturduğu yerden dahi kıpırdamadan fikirler sunuyor ve sunduğu fikirlerin hiçbirini beğenmiyordu. Aklına gelen diğer fikirle, yerinde kıpırdanırken gözleri heyecanla parladı.
"Ya da şöyle gözlerden uzak bir kır lokantası falan ayarlayayım. Sevdiği ne varsa donattırayım masayı, yesin sabahtan akşama kadar.. Nasılsa, yemek görünce dayanamaz affeder.."
Diğer fikirlere nazaran daha yaratıcı olsa da, bu fikrinden de vazgeçen Yiğit, yanaklarını şişirdiği nefesi sesli şekilde bıraktı. Boynunu sıkan kravatını sinirle çekiştirdi. "En iyisi direk kaçırıp dağ evine kapatayım! Durumu anlayana kadar orada kalırız! Evet, bence en iyisi bu!" Bu fikrini artık kabul eden Yiğit, "Sen ne dersin?" diye sordu. Sorduğu kişiden tepki dahi alamayan genç adam, öfkeyle kaşlarını çattı.
"Sen beni dinlemiyor musun?"
Soyhan, saatler önce ruhunu teslim ettiği için hiçbir tepki veremiyordu. Bardakta can çekişen pipeti dişleriyle ezme işlemine devam ediyordu. Yiğit'in hızla bardağı çekmesiyle pipet ağzında kalan Soyhan, daldığı hayallerden gerçek dünyaya döndü. Pipeti püskürtürcesine masanın üzerine fırlattı.
"Birader sen niye bana bu kadar yükleniyorsun? Hayır, ben neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilsem hayatım böyle mi olurdu?"
"Kısa keste bir işime yara! Fikir sunuyoruz burada!" diye sertçe çıkıştı Yiğit. Soyhan hayret dolu bir ifadeyle ellerini iki yana araladı.
"Fikir mi? Sen daha çok nasıl acılı ölürüm onun listesini sunuyorsun bana!" dedi. Bu fikre hiç sıcak bakmayan genç adam kınayıcı bir bakış attı. "Dağ evine kapatacakmış kızı! Hah!"
Yiğit fikrinin arkasında durarak, "Ne var? Bence gayet makul bir fikirdi!" dedi. Tamam, pekte makul olmasa da bunu Soyhan'a şimdilik belli edemezdi. Dudaklarını büzen genç adam geçiştirircesine elini salladı. "Yani, elimden kaçmaması için eve kapatırsam, en azından bir şansım olur.."
Soyhan, alayla kaşlarını kaldırdı. "Sen o makul fikrinle tek yere kapatırsın kızı.." dediğinde Yiğit heyecanla, "Nereye?" diye sordu. Soyhan'ın gülüşü suratında kocaman olurken, "Tabuta!" diye bağırdı. "Hatta söz veriyorum, yan yana olur tabutlarınız!"
"Bak seni artı on sekiz döverim Soyhan! Uyarmadı deme!"
Tehdidin büyüklüğünden korksa da geri adım atmadı Soyhan. Bir tanecik kuzeninin göz göre göre başını yakmasına seyirci kalamazdı. Derin bir nefes soluyan genç adam, masanın üzerine doğru eğilerek gözlerini kocaman araladı. Kendisi bile sonuçlarından korkarken, bu adamın umursamazlığı nedendir bilemiyordu.
"Bak birader, kızın babası Berdan Özçakır biliyorsun dimi? Adam seni vurur, yetmez parçalar. O da yetmezse yakar kül eder. Hatta küllerinden tekrar doğma diye de üzerine işer!"
Yiğit duraksadı. Soyhan'ın teorisini kısa biran için düşündü. Tüm dediklerinin olması, ihtimaller dahilindeydi tabi.. Lakin babasından korksaydı kızına hiç gönül vermezdi. Ayrıca o Yiğit Soydan'dı. Babaları kıyaslayacak bir durum olursa da Cihan gibi bir adamın oğluydu. Ateşe ateş bu kadar basitti!
Yine de, bu durumda dağa kapatma olayından vazgeçmese de en son plana atmak zorunda kalan Yiğit, son bir umutla Soyhan'a çevirdi sinsi bakışlarını. "Vildan'a kendini nasıl affettirdin?" diye sordu.
"Gelecekteki üç maaşımı heba ederek!"
Bir çift ayakkabıya o kadar para vermesini yıllar boyu unutamazdı herhalde. İçi hala acıyan Soyhan, elini uyarırcasına salladı. "Ve bil diye söylüyorum dayım oğlu, mevzubahis Meltem, Vildan değil! O yüzden en acilinden dayımı ikna et ve otellerinden birini satışa çıkarmasını sağla!"
Yiğit umursamaz bir şekilde omuz çekti. "Meltem maddiyata önem vermez!" dedi sakince. Meltem için önemli olan her zaman ruha hitap eden şeylerin olduğunu çok iyi bilirdi. Çok basit gibi görünen bir cümlenin bile onu mutlu ettiğine çok kez şahit olmuştu.
"İyi o zaman işin kolay! Al bir çiçek git yanına, ellerimde çiçekler kapında sırılsıklam şeysine dayanamaz.."
Çiçek konusunda hem fikir olan adam, kafasına bunu not etti. Sırada hangi çiçeği alacağı vardı. Bildiği kadarıyla babası da annesini papatyalarla etkilemişti. "Hangi çiçeği alsam acaba?" diye mırıldandı kendi kendine. Mırıltıları Soyhan'a ulaştığında genç adam yılmış bir tavırla gözlerini devirdi.
"Kaktüs al! Belki seni üzerine oturtturur."
Öfkesinin kontrolünü artık sağlayamayan Yiğit, sertçe elini masayla buluşturdu. "Hata bendeki senden yardım istiyorum." dedi ve ayağa kalktı. Soyhan adama oturduğu yerden alaylı bir bakış attı.
"Bir zamanlar fakir edebiyatı yapan bir genç vardı hatırladınız mı boru artisti?" dedi geçmiş zamanı hatırlatırcasına. Yiğit tepeden dik dik bakmaya devam ederken, Soyhan oturduğu yere yerleşerek, girdiği havanın etkisiyle bacak bacak üzerine attı. "Neyse ki, ben kapıma gelenleri geri çevirmiyorum. Bu kadarda saf bir kalbim var.. Ah sivri topuklum, bigudi saçlım ne kadar da şanslı.."
Yiğit, derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Elinden bir kaza çıkması muhtemeldi. En iyisi planına tek başına devam etmekti. Ellerini teslim olurcasına kaldırdı. "Bak ben senin yanına hiç gelmedim, yardım talebinde bulunmadım tamam mı?" dedi dişlerinin arasından. Soyhan kabul etmedi.
"Reddedilmiştir! Bir kere yardım istedin bende sana bu yardımı sağlayacağım. Şimdi bize çok önemli bir bilirkişi lazım ve bu bilirkişide aradığımız çok önemli bir özellik olması gerekiyor.. Yani sende ve bende pek bulunmayan bir özellik.."
Yiğit alayla güldü. "Neymiş acaba o özellik?" diye sordu. Yeni bir saçmalık duymaya hazırdı. Soyhan gözlerini sinsi bir şekilde kıstı. Sandalyesini geriye ittirip ayağa kalktı.
"Tabi ki romantiklik!" dedi ve Yiğit'in yanından geçerken, "Beni takip et adamım!" diye seslendi. Hayatının yanlışını yaptığını bilse de, Soyhan'ın peşine takılan Yiğit, bir süre sonra geldiği evin önünde ağzı hayretle aralandı. Soyhan dahi planıyla gurur duyarak kasılırken, Yiğit bir eve baktı bir Soyhan'a.
"Ulan kızın amcasından mı taktik alacağım? Hay senin bilirkişine!" diye kükredi. Gelen yumruktan hızla kaçan Soyhan, ellerini yüzüne siper ederek, "Dur be dayım oğlu! Bilirkişimiz Melihcim değil!" dedi hızla. Yiğit yumruğunu havada tutmaya devam ederken, Soyhan gözleriyle balkonda keyif yapan adamı işaret etti.
"Sevgili enişteciğin, Özgürcüm!"
"Ulan Özgür mü romantik?" diyen Yiğit, bozulan sinirlerinin etkisiyle güldü. Soyhan ayıplarcasına bir bakış attı. "Şimdi dayım oğlu ben bunları hep ağaç tepelerinde olduğum için basıyorum. Adam bildiğimiz Özgür değil. Yani hiç değilse ablanın yanında.. Anlarsın ya.."
Soyhan'ın kaşı gözü ayrı oynarken, suratındaki gülüş anında dondu. Buna sebep Yiğit'in öldürücü bakışlarıydı. Genç adam korkuyla yutkundu. "Şu gözlerini normal şekline getir. Ayrıca öldüreceksen Özgür'ü öldür, beni değil!"
Yiğit, Özgür'ün ablasına olan yaklaşımlarını gözlerinin önünden hızla sildi. Bu sahneleri pek kaldıracak durumda değildi. Hiç değilse şimdilik. Soyhan adamın sessizliğini fırsat bilerek hızla eve doğru ilerlerken, Yiğit sakinleşerek peşine takıldı. Buradan da eli boş dönerse, kendi planını devreye sokacak Meltem'i kesinlikle kaçıracaktı!
"Durun şimdi! Bakalım doğru anlamış mıyım?"
Özgür son yarım saattir dinlediklerinin sağlamasını yapmak için kollarını sıvazlarken, döner sandalyesini hızla çevirip Yiğit'i işaret etti.
"Meltem seni Leyla'yla odanda bastı." dedi şüpheyle.
Yiğit hızla elini kaldırıp araya girdi. "Basmadı. Basması için ters bir pozisyon olması lazımdı, ki bu da imkansız!" dedi sertçe.
Özgür tek kaşını kaldırdı. "Yani bastı!" dedi. Adama destek gecikmeden Soyhan'dan gelirken, "Evet, bence de basmış!" dedi. Yiğit'in sabrının taştığını gösteren bakışlarının hedefi haline gelen Soyhan, adım adım Özgür'e yaklaşıp elini omzuna doğru attı. "Aslında basmamışta olabilir Özgürcüm.."
Özgür, omzuna atılan eli ittirdi. "Her neyse ne diyordum?" dedi ve Yiğit'e çevirdi kısık bakışlarını. "Evet, Leyla o sırada ağlıyordu ve sende onu teselli ediyordun. O sırada sizi sarmaş dolaş basan Meltem.."
"Basmadı diyorum!" Yiğit'in yükselen sesi odanın duvarlarına çarparak kaybolurken oturduğu yerden sinirle kalktı. "Ayrıca sarmaş dolaş değildik. Şeydi sadece.." dedi ve sustu. Alt tarafı kızın omzunu tutmuş ve kardeşçe teselli etmişti. Hiçbir art niyet barındırmıyordu. Hiç değilse ona göre..
"Neydi? Teselli şeysi mi?" Soyhan meraklı bakışlarıyla Yiğit'in dikkati çekti. "Bak bu detaylar çok önemli. Öyle dimi Özgürcüm?"
Özgür onaylarcasına başını salladı. "Evet detaylar önemli ama şimdilik detaylarda boğulmayalım. Son olarak sizi öyle basan Meltem ki açıklama bile yapmana fırsat vermedi çünkü hiç susmadan konuştu, hakaretler etti ve hızını alamadığı için söverek olay mahallinden uzaklaşarak gözden kayboldu.."
Yiğit, Özgür'ün muhteşem analizini alkışlayarak, gülümsedi. "Valla bravo! Oradaymışsın gibi anlattın!" dedi ve iki elini birden beline koydu. "Ve sonuç olarak?" dedi sabırsızca. Özgür ellerini iki yana doğru açtı.
"Ben burada affedilecek bir şey göremiyorum!" dedi.
Yiğit safça duraksadı. Nefes dahi alamadı. Bu cümle için mi vaktini harcamıştı? "Nasıl yani?" diye mırıldandı. Özgür ayağa kalkıp Yiğit'in önünde duracak şekilde ilerledi.
"Birader sen bir şey yapmamışsın ki! Niye kendini affettirmek için hırpalanıyorsun? Suç yoksa ceza da yok bu kadar basit!"
Özgür'ün haklı olduğunu bir yanı kabul etse de, diğer yanı çok farklı şeylere yönlendiriyordu onu. Aslında o gerçekten bir hata yapmamıştı. Her şey, her zamanki gibi Meltem'in yanlış anlamasından kaynaklanıyordu. Bunca zamandan sonra biraz ona yakınlaşma durumlarını da bu yanlış anlaşılma olayıyla heba da edemezdi. Peki, şimdi ne yapacaktı? Kulaklarında 'Dağ evine kapat kızı!' cümlesi yankılanırken, Soyhan'ın sesiyle gerçek dünyaya döndü.
"Ben demiştim zaten sana.."
"Ne demiştin acaba?" diyen Yiğit, tek elini beline doğru götürürken, Soyhan akıbetini anladı. Korkuyla yutkundu. "Bence yine de bir özür dilesin, dimi Özgürcüm?"
Özgür inadı inat bir adamdı. Sertçe başını iki yana salladı. "Asla! Özür dilenecek bir durum yok! Bırak hatasını anlasın o gelsin sana!" dedi Yiğit'e dönerek.
"O gelsin bana?" Yiğit hayatı boyunca bu kadar komik bir cümle duyduğunu hatırlamıyordu. Zavallı genç adamı histerik bir gülüş esir alırken, diğer adamlar acıyarak Yiğit'e bakıyordu.
"Meltem bana gelecek öyle mi?" diye sordu gülüşlerinin arasından.
"Öyle!" diyen Özgür'ü takip eden Soyhan'da, "Öyle!" dedi. Yiğit'in gülüşleri suratında hızla kaybolurken, "Olmaya da bilir, dimi Özgürcüm?" diye kıvırma işlemine başlayan Soyhan üzerine yürüyen kuzeninden şimdi nasıl kurtulacaktı bilmiyordu.
"Romantik fikir almaya gelmiştik dimi?" Sıkılı dişlerinin arasından adeta tıslayan Yiğit, burun kemerini sıkarak başıyla Soyhan'ın bacaklarını işaret etti.
"Sağ mı, sol mu lan?"
Soyhan, anlamsızca kuzenine baktı.
"Sağ bacağın mı kalsın? Yoksa sol bacağın mı?"
Hatalar insanlar için değil miydi? Sonuçta herkes hata yapabilirdi. Genç adam bu soruyu dışından sormaya cesaret edemeyince, Özgür'ün arkasına sığınarak adamın omuz boşluğundan kafasını uzattı. "Dayım oğlu mümkünse her iki bacağımda kalsın. Yani ben bacaklarımdan gayet memnunum! Dimi Özgürcüm?"
Özgür, biranda üzerine doğru saldıran Yiğit'i omuzlarından tutarak bastırdı. "Sevgili kayınçocum, şiddete eğilimine bir son ver ve az önce dediklerimi iyi düşün! Yaşayanların tecrübesine kulak ver! Bak nasıl gelecek sana.."
Yiğit, bir Soyhan'a baktı, bir Özgür'e.. İkisi bir olup kuyusunu kazmışlardı resmen. Şu dünyada her şeyin olacağına inanırdı ama Meltem'in ona geleceğine asla inanmazdı. Yine de inanmış gibi yapmaktan başka çaresi yoktu. Uyarırcasına salladığı parmağını ikili arasında dolaştırdı ve en son Özgür'ün gözlerinin önünde durdurdu.
"Olurda dediğin gibi işler gitmezse, ablamı unut Özgürcüm.."
***
"Adi kas yığını!"
Bir yastık duvara..
"Kasların çürüsün!"
Bir yastık yatağa..
"Kasların parçalansın!"
Bir yastık yataktan sekerek masaya..
"Kasların.." Meltem'in bedduaları ardından yükselen ses tarafından kesilirken, genç kız korkuyla yerinden sıçradı..
"Biri kas mı dedi?"
Füsun yaslandığı kapıdan kızına sinsi bir bakış atarak elindeki yelpazeyi aheste bir şekilde sallıyordu. Meltem saçlarını yanına doğru alarak bakışlarını annesinden kaçırdı. "Ne zamandır oradasın?" diye mırıldandı. Füsun suratına alaylı bir ifade bıraktı.
"Kızımın kaslardan zehirlendiğini öğrenecek kadar!" dedi işveli bir sesle.
Bu seferki beddualarını kendisine yapan Meltem, yanan yanaklarını kavradı. "Hiç duymamış gibi yapabilir misin?" diye sordu. Füsun başını hayır dercesine salladı.
"Sence? Unutma ki bir kas yığınıyla evliyim.. Ve o adama deliler gibi aşığım.."
Geçen yıllara rağmen annesinin hala böyle işveli cilveli hallerine sinirlenen Meltem, ellerini beline doğru yasladı ve içindeki konuşma arzusunu serbest bıraktı. "Olanı var olmayanı var niye can çektiriyorsun? Bak bunun vebali çok ağırdır, demedi deme! Hem kas aşkınızı sadece ikiniz yaşasanız ne olurdu? Yani bana da bu kas şeysini aşılamasaydın mesela? Bence çok güzel olurdu. Hatta bu hayatta kastan daha önemli şeyler var, öyle değil mi? Mesela, çikolatalı pasta yaparken nelere dikkat etmeliyiz? Kekin iyi kabarması için neler yapmalıyız?"
"Allah'ım!" diye inleyen Füsun yelpazesini hızla kapatıp alnına vurdu. "Resmen aldığım ahları evlat diye doğurmuşum!"
"Aşk olsun anne!" diyen Meltem, kırgınca bir bakış atarak az önce fırlattığı yastıkları toplamaya başladı. Füsun, kızının elindeki yastığa uzanarak sertçe çekip aldı ve karşısına oturmasını sağladı.
"Bende onu diyorum ya saçaklı! Aşk olsun ki, işveler cilveler sürekli teyakkuzda olsun!"
Gözleri iki yana kayan Füsun, yelpazesini tekrar açıp salladı. Sesli bir iç çekti. "Ah ah! Ben senin yaşındayken, o kaslı çikolata şelalesine parmaklar atıyordum!"
İğrenerek bakan Meltem, kusar gibi sesler çıkardı. "Çok rica edeceğim unutamayacağım şeylerle beni etkileme anne!" dedi yalvarırcasına. Çikolata şelalesini kas olarak düşünmekte neyin nesiydi? Tamam annesinin hayallerini süsleyebilirdi ama onun hayallerinde böyle şeyler yoktu. Belki pasta kreması olabilirdi. Olabilir miydi?
"Krema da olabilir tabi.." dedi Füsun alayla. Meltem gözlerini kocaman araladı. Sesli düşünmediğine adı kadar emindi halbuki.. Lakin annesinin bakışlarından belliydi. Her zamanki gibi tecrübesini konuşturuyordu.
"Bir daha bana gen önemli Meltem deme anne! O adi kas yığını yine sınıfta kaldı!"
Füsun gözlerini devirdi. Hayır, kızındaki inat ne kendinde vardı ne de kocasında.. Belki biraz inat olabilirdi ama kızının eline kimse su dökemezdi. "Peki madem.." dedi sessizce. Bakışlarını odanın duvarlarına çevirip umursamaz bir ifadeye büründü.
"Başkaları tadına bakar o zaman.." dedi sessizce. "Elveda şelaleler.. Kremalar.. Ah ah!"
Meltem anında dikkat kesildi. Neyin tadına bakacaktı? Kim bakacaktı? Kim neyin tadına bakacaktı? Hayır, neden bakacaktı? Dilinde bir sürü soru yığını biriktiren genç kız tüm bunları yutmak zorunda kaldı. Annesinin kirli oyunlarına alet olmayacaktı. Olamazdı. Olmamalıydı.
"Onun tadına bakanları tek tek öldürürüm! Hepsini doğrarım! Dillerini söker atarım! Onlar kim köpek? Ben nefes aldığım sürece o şelaleye kimse parmak atamaz, kremayı kimse kaşıklayamaz! Duydun mu beni anne? Benim olan benim kalır, işte o kadar!"
Meltem cümlesinin sonunda derin bir nefes aldı. Annesinin kirli oyunlarına bir kez daha alet olmayı başarırken, Füsun zafer kazanmışçasına ellerini çırptı. Büyük bir coşkuyla ayağa fırladı.
"Tebrik ederim bebeğim, ananın kızı olduğunu kanıtladın. Anan kim mi? Ah tabi ki ben! Gel buraya öpeceğim!"
Meltem annesi tarafından hızla çekildi. Sendeleyen bedeni kadının bedeniyle birleşti. Zavallı kız kıskacı altına giren bedenini geriye çekmeye çalışsa da başaramadı. Füsun kollarıyla sımsıkı sardığı kızını sevinçle bir sağa bir sola sallıyordu. Sonunda geri çekilen kadın büyük bir sır verircesine kıza doğru eğildi.
"Yalnız bu konuşma bu odanın dışına çıkmasın emi güzel yavrum. Yoksa baban ve abin bir olup genlerimizi ortadan kaldırabilirler. Tehlikenin kapılarını açmayalım."
Meltem anladım dercesine kafasını sallarken, odanın içinden yükselen bir diğer ses o kapıyı çoktan aralamıştı.. Ana kız korkuyla gelen sesin sahibine döndüklerinde bir adet ateşlemeyi bekleyen Berdan Özçakır ve ardında kalan ikinci ateşli Berat sinirle onlara bakıyordu.. Füsun veda edercesine kızına döndü.
"Seni sevdiğimi sakın unutma kızım.."
-Bölüm Sonu-
^-^ Merhaba.. 🤗
Öncelikle arayan, soran, mesaj atan, gunler boyu dualar eden herkese cok ama cok tesekkur ederim.. Ben sizi anlatacak kelime bulamıyorum.. ❤ Hepinizden Allah razı olsun🙏
Eşimin bahsettigi uzere bizim icin cok aci bir kayip yasadik.. Mujdesini vermeyi sabirsizlikla bekliyordum ama tehlikeli sureci maalesef atlatamadim.. Mucizemi kaybettim.. Lakin biliyorum ki, her sey insanoglu icin.. Ben bu sinavi cok sukur dualarinizla atlattim.. Rabbim beterinden korusun. 🙏 Bu surecte gosterdiginiz sabir ve anlayisiniz icin tekrar tesekkur ederim. Iyi ki varsiniz ❤
Bolume gelince esimle birlikte yazdik 🙈 O bana kizdi ben ona. Neymis efendim bu Meltem niye naz ediyormus. 😂 zaten cook konusuyormus. O ceneyle baska kim onu alirmis 😂😂 Ee hikaye bu. O da Meltemin karakteri ayrica her seyi kabul etse naz niyaz etmese ne yazacagim dedim. Sonuc olarak hanimcilik kazandi 🙈😂
Velhasil, olayi daha once yazdigim bir bolumle baglayacagim icin bu bolumu yazmak zorundaydim.. Begenen begenmeyen herkese tesekkurler 😍
Kendinize cok iyi bakin.. ❤
Seviliyorsunuz ❤
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro