Bölüm 25: Öfkenin Bedeli
Gecenin serin havası genç kızın suratına vurduğu anda irkilmesine mani olamadı. Aynı anda elindeki baskıyla bakışlarını tepeden onu seyreden adama çevirdi. Korkuyordu. Kısacık mutluluğu kursağında kalmış gibi hissediyordu. Genç adam sevdasını konuşmadan da anlayabiliyordu.. Dudaklarında güven veren kısa bir kıvrım oluşmasına izin verdi. Avuçları arasında buz kesen eli hafifçe sıktı.
"Korkma.." dedi sakin bir ses tonuyla..
Neslihan ardından gelen kuzenlerine kısa bir bakış attı. "Bizim yüzümüzden hepsi yanacak!" dedi üzüntüyle. Hopali, gözlerini devirdi. "Hepsi çocukluk yaşını çoktan geçti zümrüt göz. Meraklanma!" dedi. Sesinde alaylı bir hava vardı ve bu rahat tavrı genç kızı çileden çıkartıyordu. "Ayrıca korkulacak bir durum yok! Hiç değilse şimdilik!" Adamın iması karşısında gözleri kocaman aralandı. Eğer sevdiği adamı az çok tanıyorsa, ailesine her şeyi anlatacaktı. Hatta herkesin önünde anlatacaktı. Neslihan, gözlerinin önünden geçen sahnelerle derin bir nefes alıp verdi. Şu hayatta tek isteği sevdiği adamla mutlu olmaktı. Şimdi ise nedensiz bir şekilde tedirgindi. Babasından korkuyordu. Hiçbir zaman korkmadığı babasından şuan da ölesiye korkuyordu. Ve bu durum canını fazlasıyla sıkmaya yetiyordu..
Gençler arabaların yanına geldiklerinde kısa bir duraksamanın ardından birbirlerine baktı. Geldikleri gibi gidemeyeceklerini hepsi biliyordu. İlk hamleyi yapan Berat, Feray'ın elinden öperek, gülümsedi.
"Babanın beni nezarete atması inan umrumda değil ama geleceğimizi koruma altına almam gerekiyor! O yüzden seni, Soyhan'a emanet ediyorum!" dedi ve genç adama dönerek kaşlarını çattı. "Dikkatli kullan!"
Soyhan kafasını hızla salladı. Arabasını açarak karşısında dikilen Vildan'a binmesi için işaret etti. Genç kız saçlarını savurup gözlerini devirdi. "Babamın öfkesiyle hiç uğraşamam! Ama sen uğraşmak istersen hay hay!" dedi. Soyhan sesli bir şekilde yutkunurken, etraftan gelen kıkırtı sesleriyle gerçek dünyaya hızla düştü. "İyi madem bende seni biricik dayım oğluna emanet edeyim!" dedi ve tıpkı Berat gibi kaşlarını burnunun ucuna kadar düşürmeye çalıştı. Çalışmasıyla kaldı. "Olurda ölürsek seni çok sevdiğimi unutma bigudi saçlım!"
O sırada arka sıralarda birbirinden kopamayan Yiğit ve Meltem ikilisi Berat'ın kükremesiyle ayrılmak zorunda kaldı. Yiğit sessizce bir küfür savururken, Meltem sinirden kabarmaya başlamıştı. "Olurda ölmezsek seni bu sefer cidden kaçıracağım!" dedi sessizce. Genç kız kıkırdarken, abisinin ikinci kükreyişiyle baygın bir nefes verdi. "Yok yani Feray bile bunun içindeki öküzü yok edemedi!" diye inledi.
"Ula de haydi ağaç olduk buraya! Binin arabanıza ne paylaşım yapıyorsunuz?"
Hopali'nin haklı isyanına Özgür'de hak verircesine yükseldi. "Helal olsun dayısı! Nasıl geldiysek öyle dönelim diyorum bende!" Genç adam sinsi bir gülüşle Melek'e döndü. "Hadi yavrum gel biz gidelim!" dedi.
"Cihan Soydan kafanı çay kazanına soksun diye mi?"
Yiğit'in arkadan yükselen sesiyle duraksayan Özgür, korkusuz bir bakış attı. Tam ağzını açmıştı ki, Yiğit elini kaldırıp konuşmasını engelledi. "Biliyoruz asker adamsın korkmazsın Sinan Aslan'ın torunusun falan filan.. Bunları babam hesap sorduğunda anlatırsın birader.. Şimdi izninle.. "dedi ve ablasının kolundan çekiştirerek arabaya doğru ilerledi..
Olanları hayretle izleyen Hopali, hızla bakışlarını ürkek bir ceylan gibi titreyen yarine çevirdi. Onun da böyle bir isteği olduğunu düşünmüyordu. Ve o an hayal kırıklığıyla olduğu yere çivilendi.
"Ben Soyhan'la gideyim en iyisi.."
Genç adam şaşkınlıkla duraksadı. Suratı anında düşerken, burun kemerini sıktı. "Bak bizim için güzel bir fırsat bu.." dedi sakinliğini korumaya çalışarak. Neslihan hızla kafasını salladı. Neden korktuğunu çok iyi biliyordu. "Hesap soramazlar Neslihan!" dediği anda genç kız irkildi. Adıyla hitap etmesi zoruna gitmişti.. Bir adım geriledi.
"Sorarlar Mustafa Ali!" diye çıkıştı. "Ailemiz onlar. Zaten yalan söyledik ve hepsi şuan bu yüzden sinirle bizi bekliyor. Kardeşimin yanı dururken senin yanında o eve girmek.."
Genç kız cümlesinin devamını getiremedi. Adamın bakışlarında öyle şimşekler çakıyordu ki korkmadan edemedi. Keskin mavileri anında karardı. Onun yanında ne vardı ki? Yanındayken eve giremeyecek kadar cesareti yok muydu? Onu yarı yolda bırakmak hangi sevdaya sığardı? Yanlış anlaşılmaya o kadar müsait bir cümleydi ki, yine de eyvallah dedi Hopali..
"Öyle olsun bakalım.." dedi ve bakışlarını ileride arabaya binmek için bekleyen Soyhan'a çevirdi. Sadece kafasını sallamakla yetindi. Yeterince açıklayıcıydı. Soyhan gelen emri başının üstüne aldı ve kardeşinin arabaya binmesini bekledi.
"Mustafa Ali.." dedi Neslihan pişman dolu sesiyle.. Genç adam kor gibi yanan yüreğine bir ateş daha ekledi..
"Eyvallah Zümrüt göz!" diyerek konuşmasına izine vermedi. Sesindeki öfke ve hüzün aynı anda kendini belli etmişti genç adamın. Neslihan, pişman olsa da çok geçti. Ona bakması için kısa bir bekleyişi de hüsrana uğrardı. Hopali, arabalarda hazır bekleyen ahaliye eliyle işaret vererek, bindiği arabasının kapısını sertçe kapattı. Birer ikişer harekete geçip giden arabaların ardından, hayatta tek olmaya alıştırdığı benliğiyle yola koyuldu.
Yolun sonunda sevda sokağına sırayla giriş yapan gençler, evlerinin tek girişi olan kapıdan sırayla geçtiler.. Erkekler rahat olsa da, aynı şey kızlar için geçerli değildi. Hepsinin yüreği ağzında atıyordu. Babaları her zamanki gibi esip gürleyecek ve her seferinde olduğu gibi cezaya hükmedeceklerdi.
"Oha konsey kurmuşlar resmen!" diye inledi Özgür. Bakışları anında Cihan amcasını buldu. Eli sürekli beline gidip duruyordu. "Amcamın elleri kaşınıyor abi!" diye kıkırdadı Deniz. Şuan aralarında en rahatı şüphesiz Deniz'di.. Lakin onun da aklı fikri avuçları arasında sıkı sıkıya tuttuğu tespihteydi..
Koca bahçe mahkeme salonunu aratmıyordu. Aile büyükleri ip gibi sıraya girmiş, hesap sormak için sabırsızlıkla bekliyordu. Yağız ve Umut ise tanık olarak bir köşeye sinmişti. İkili akşamüzeri aralarında konuşurken, Cihan ve Demirhan'a yakalanmış kalenin düşmesine sebep olmuşlardı. Aile büyüklerinden kurtulsalar bile Hopali'nin elinden onları kim kurtarırdı hiçbir fikirleri yoktu.
"Hamsi kuşlar yuvaya döndü demek!"
Berdan burnundan sertçe soludu. Konuşmaya ilk adımı atan Özgür, önce babası Melih ile göz göze geldi. Adam oğluna gülerek göz kırparken, genç adam babasından aldığı destekle, "Hoş bulduk amca.." dedi sinsi bir gülüş eşliğinde. Berdan'ın tek kaşı sinirle havalanırken, kafasını tehditkar bir şekilde eğdi. "Orasını birazdan anlarız yeğenim!" diye karşılık verdi. Gençlerin hepsi bir araya geldiğinde kopacak kıyameti beklemeye başladı. En arkadan gelen Hopali önce babası Sinan'a selam verdi. Ardından gayet rahat tavrıyla kafasını eğerek diğerlerini de selamladı.
"Hayırlı akşamlar!" dedi tok sesiyle. Şuan duyacaklarına fazlasıyla hazırdı. Ortada abartılacak bir durum göremiyordu. Sakin gözükmeye çalıştı. Aslında sakinliğin zerresi yoktu bünyesinde.. Beyninin içinde hala sevdasının söyledikleri dolanıyordu.. Hızlanan nefesini kontrol altına almak için uzun bir nefes soludu ve bakışları anında Demirhan'ı buldu.
"Sayenizde pek hayrı kalmadı!" Demirhan bakışlarını kızının üzerinden yavaşça çekerek Hopali'ye çevirdi.
Genç adam sorgular bir ifadeyle "Sebep?" diye sordu. Sorduğu sorunun yanıtını almadan devam etti. "Her normal insan gibi keyifli bir gün geçirdik diye mi?"
Demirhan, yutkundu. Öfkesi daha da artıyordu. Düşüncelerinde haklı olmaktan çok korkuyordu ve öfkesinin tek sebebi buydu. Dudaklarında sinirden kaynaklı bir gülüş belirdi. "Her normal insan, anne ve babasından izin alarak keyifli bir gün geçirir." dedi ve bakışlarını kızıyla oğluna çevirdi. "Özelliklede benim çocuklarım!"
Hopali, Neslihan ile göz göze geldi. Vurgunu olduğu o gözler susması gerektiğini bas bas bağırıyordu. Güçlükle diline gelenleri yutmak zorunda kaldı. Sonuçta karşısında sevdasının babası vardı. İnatlaşmak o an için doğru olmazdı. Cevap vermek için ağzını araladığı anda Berdan öne çıkarak tek elini yana doğru savurdu.
"Ulan bizden habersiz kaçak köçek Hopa'ya gitmek ne demek? Eşekbaşı mıyız biz burada?"
Genç adam gözlerini devirmemek için zor durdu. "Estağfurullah da, yabancının yanında değillerdi! Biranda yapılan bir plandı. Haber verecek vakitleri olmamıştır." dedi ve alayla ekledi. "Ayrıca izin alacak yaşı çoktan geçtiler diye biliyorum Berdan abi.."
Meltem sessizce, "Sanki izin istesek verecekti?" diye mırıldandığı anda ateş topuna dönen Berdan, "Meltem! Sen hiç konuşma!" diye kükredi. Adamın sesi koca alanda kaybolurken, devreye her zamanki gibi Melih girdi. Sonuçta Meltem, Melih'in kırmızı çizgisiydi..
"Abi! Abartmıyor musun?" diye sordu bütün sakinliğiyle.
"Aha! Sığınma evi sahibi kardeşim, olaylara yine müdahale ediyor!"
Berdan bu sefer kardeşini hedef haline getirirken, kolunda hissettiği acıyla inledi. "Morarttın be kadın!" dedi sinirle. Kaşları burnunun ucuna kadar düşmüştü. Füsun ise tahammülünün son sınırındaydı. Olayı öğrendiğinden beri ağzına gelenleri yutmak zorunda kalmış ve neredeyse bu sebepten dolayı mide fesadı geçirecekti. Kolay mıydı Füsun için hiç konuşmamak?
"Ay Berdan! Susar mısın artık! Çocuklar gezmiş eğlenmiş işte ne var bunda? Oh sefam olsun! Oy benim kuzucuklarım nasıldı bakayım Hopa?"
Füsun'un konuşması üzerine bütün gençlerin üzerinde bir rahatlama meydana gelirken, Meltem "Harikaydı annecim." diye şakıdı.
"Meltem!"
Berdan'ın tekrar kükremesiyle yüzünü anında asan genç kız, bir adım daha gerileyerek abisinin yamacına sokuldu.
"Ay ama baba adımı mı ezberliyorsun? Annem sordu diye cevap verdim. Hem yalan da değil yani.. Aslında biz abimle dedik ki Mardin'e gidip bir konak havası alalım sonra bir baktık Hopa'dayız. Allah'ın işi işte! Hem ne demişler vatanın her toprağı altın ha Mardin, ha Hopa! Bende abime dedim ki götür beni gittiğin yere.."
Adamın gözleri ince bir çizgi şeklini alırken, ellerini belinin iki yanına koydu.
"Umarım onu abine demişsindir!" dedi kinayeli bir şekilde.
Meltem gülme isteğini bastırmak için dudaklarını ezdi. Karşısında onu keskin gözleriyle izleyen Yiğit'e bakmamak için zor durdu ve ciddi tavrından ödün vermedi.
"Aksini düşünmen beni üzer babacım!"
Etraftan kıkırtılar yükselirken, Berdan buna inanmasa da şimdilik konuyu kapatmayı tercih etti. Ve asıl hesap sorması gereken oğluna döndü. Bir eli belinde dururken, diğer elini oğluna doğru uzattı. "Hele sana ne demeli! Birde abi olacaksın, tü senin kalıbına! Kendi ellerinle kurşun sayan herifin yanına götürdün kardeşini!"
Berat gelen tepki karşısında kurşun yemiş gibi bir hale büründü. Feray'ın karşısında bu durumlara düşecek adam mıydı? Omuzlarını dikleştiren genç adam, babasına kırgın bir bakış attı. "Şimdi baba her lafını kaldırırım ama kalıbım hakkındaki lafları kaldıramam! Ayrıca kurşun sayıyorsa, ailemize yakışır.."
Yanan adamın üzerine benzin dökülür müydü? Berat bunu hiç çekinmeden yaptı. Meltem abisine alttan bir bakış attı. Bir adam anca bu kadar aptal olabilir diye düşündü. Ayrıca bütün gün Yiğit ile aralarına karaçalı gibi girmemiş miydi? Şimdi de Yiğit'i ailesine uygun gördüğünü dile getiriyordu. Yiğit ise vay be dercesine gülüyor, omuzları kabardıkça kabarıyordu. Feray ise Berat'ın bu hamlesini oldukça takdir etmişti. Uzaktan uzağa aferin öpücüğü göndermek üzereydi ki babası Giray'ın ateş saçan bakışlarıyla karşı karşıya geldi. Genç kız sessizce yutkunurken, Berdan'ın kükremesi bütün dikkatleri üzerine çekti.
"Al işte gördün mü Füsun hanım! O Soydan veliahtı oğlumu da cephesine çekmiş! Topu tüfeği sırtlayıp kızımı almaya gelecekler bende hepsini ateşe vereceğim! Buna oğlunda dahil!"
Füsun kocasına öyle bir döndü ki, Berdan besmele çekerek bir adım geriledi. "Oğlun demek?" diye bağıran kadın, gözlerini kocaman araladı. "Tek benim oğlum dimi? Babamın evinden getirdim çünkü onları! Neyim ben? Kutsal ana mı? Nankörsün sen nankör! Aslan gibi iki tane evlat yetiştirdim be! Bu kabarık saçlarımı süpürge ettim yolunda!"
Berdan sinirden seğiren gözlerini kırpıştırdı. "Tövbe haşa! O nasıl kelime kadınım! Hiç olur mu öyle şey? Asıl süpürge olan benim!" dedi alayla. Füsun kollarını göğsünde birleştirdi. Hızla saçlarını savurdu. "Ha şunu bileydin! Ömrümü süpürdün, ömrümü!"
O esnada Berat kardeşini de koluna takarak safları sıklaştırdı. "Beyler fitili ateşledim annem bizim meseleyi unutturacak. Bence yavaştan uzayalım.." dedi sessizce. Bütün kaçış planı babasının öne atılmasıyla son buldu.
"Seni iki seksen yere uzatırım nereden uzadım dersin! Ananı üzerime salarak akıllıca davranmış olabilirsin ama bağışıklığım var benim eşek sıpası!"
Koskoca Mardin topraklarının veliaht ağası, eşek sıpası konumuna gelirken, genç adam isyan bayrağını çekti. "El insaf baba ya! Olay bizim habersiz Artvin'e gitmemizden nasıl Yiğit'e döndü anlamıyorum. Ayrıca sevmek suç mu, günah mı? Seven sevdiğine sevdiğini söylemesin mi? Şimdi gençler sevmiş birbirini.." dedi ve gözleri Feray ile kesişti. Derin bir iç çekti. Dudaklarında bugünkü anları anımsatan sinsi bir gülüş belirdi. Saf aşık haline anında bürünen genç adam, hülyalı bakışlarını kızın üzerinden hiç çekmedi. "Yani hepimiz sevebiliriz, sevmiş olabiliriz dimi? Severek seviş.."
Berat resmen eceline koşuyordu. Genç adamın cümlesi Meltem'in ayağına basmasıyla yarım kalırken, Giray'ın Allah Allah nidaları kulağına doldu. Adam resmen depar atarak üzerine geliyordu. Son anda babası tarafından yakalanan Giray, Berdan'ın kıskacından kurtulmaya çalışsa da, başaramadı.
"Berdan abi müsaadenle oğlunu öldüreceğim! Bi sal abi beni! "
Berdan ve Melih, Giray'ı geriye çekiştirip, sakinleştirmeye çalışsa da nafileydi. Resmen geçmiş günahlarının bedelini yaşıyordu. Sinirini alamayan Giray, ayağındaki ayakkabıyı hızla çıkartıp Berat'a fırlattı ve hedefi sekmeden vurdu. Berat kafasına saplanan acıyla inlerken, geriye doğru yalpaladı. "Giray amca ama ya! Ayakkabı atar mı insan damadına?" diyerek inledi.
"Berat!"
Feray, genç adamın artık susması gerektiğini belli edercesine bağırdı. Damat kelimesiyle gözleri seğirmeye başlayan Giray, eliyle genç adamı işaret etti. "Feray ne diyor bu insan azmanı?"
Genç kız kafasını geriye atarak sesli bir of çekti. Berat olayın seyrini değiştireyim derken, ikisini de nasıl bir bataklığa soktuğunun farkında bile değildi. Onu bu durumdan kurtaracak tek kişi vardı ve o da gecikmeden olaya dahil oldu.
"Oh Allah'ım bana bugünleri de gösterdin çok şükür, bin şükür!"
Samet, Yusuf'un planladığı kaplıca tatiline katılmadığı için oldukça mutluydu. Yoksa bu anlara şahit olamadığı için kahrından ölürdü. Oturduğu yerde keyifle arkasına yaslanarak, ayaklarını öne doğru uzattı. Meyve suyu dolu bardağından sarkan pipeti bir çocuk edasıyla dudakları arasına sokuşturdu ve sesli bir şekilde içti. "Berat bey oğlum ben verdim gitti torunumu!" dedi. Şüphesiz şu durumdan keyif alan tek kişi oydu.
Giray ise ya sabır çekerek yüzünü sıvazladı. "Samet babacım sizin tansiyonunuz yükselip yuvarlanmıyor muydu? Hani tatile bile gitmediniz ya!" dedi. Yıllar sonra ağzına laf verdiği için şuan sinirinden ölebilirdi. Samet ise kendisini yirmi yaş daha gençleşmiş gibi hissediyordu. Böyle mutluluk olamazdı!
"Sen beni merak etme! Tansiyonum mutluluktan şuan horon tepiyor, cincik damat!"
İkilinin arasındaki tatlı atışmayı bölen Berdan, adamın omzunu sıkarak sakinleşmesini sağladı. "Şimdi Giray'ım, oğlum haklı bir yerde.. Ama bu sonraki meselemiz ciğerim.. Sen sakin ol.." dedi. Bu saatten sonra nasıl sakin olabilirdi bilmiyordu ama çokta beklenmedik bir durum olmadığını kabullenmek zorundaydı. Sonuçta çok değil daha birkaç ay önce kendi gitmişti Berat'ın ayağına! Gel gör ki, hala hazmetmiş değildi bu durumu.. Ve belli ki hazmetmesi hiçte kolay olmayacaktı..
Tüm bu olaylar olurken, Demirhan'ın içi içini yiyordu. Az önceki atışmalara müdahale bile etmemiş, öylece kızına bakmıştı. Neslihan ise utancından babasıyla göz göze gelmemek için kafasını yerden dahi kaldırmamıştı. Soyhan ikizinin kolundan tutuyor, ona güç vermeye çalışıyordu. Arada sakin olmasını, her şeyi yoluna sokacağını mırıldanıyordu.. Derken Demirhan, bugündür cevabını deli gibi merak ettiği soruyu sordu.
"Milano'dan Hopa'ya geçmek zor olmadı mı?"
Neslihan hızla bakışlarını yerden kaldırdı ve babasına baktı. Artık sona geldiğini anladı. O asla yalan söylemezdi. Kekelerdi. Ecel terlerini anında dökerdi. Tüm bunları bilen Vildan, anında imdadına yetişti. Kendini kurban adayarak öne doğru atıldı.
"Ay olmaz mı amcam benim.. Vallahi ben dedim Neslime onca yükümüz var ne Hopası diye.. Ama işte Soyhan'da o kadar çok ısrar etti ki, kıramadı kardeşini!" Genç kız gözlerini kısarak genç adama çevirdi intikam dolu bakışlarını. "Dimi Soyhan?" dedi ben yandım sende yan der gibi.
Ateş hattına sevdiği tarafından acımasızca atılan Soyhan, feleğin sillesini o an yedi. Düşünmek için hiç beklemedi. Kafasını hızla salladı. "Evet hepsini ben ikna ettim. Zaten bütün planı yapan da benim. Çok zorladım. Hopa'nın o mübarek havasından, canlarım ciğerlerimde nasiplensin dedim."
Genç adam soluksuz kurduğu cümlenin sonunda derin bir nefes çekmişti ki, Barış'ın ima dolu cümlesiyle boğulmaktan son anda kurtuldu.
"Canların ciğerlerin demek.."
Barış'ın kaşları ağır bir çekimle havalanırken, gözleri öyle bir karardı ki, Soyhan adamın içine şeytan girdiğine yemin edebilirdi. Genç adam korkuyla nefesini tuttu. Alnında biriken teri silmeye bile cesaret edemedi. Dudaklarını güçlükle araladı.
"Vildan'a sen gelme istersen de dedim Barış amcacım. İnan bana! Baban kızabilir sen İstanbul'a geç dedim. Ama babam beni asla kırmaz, bana kızmaz, hele Hopali abimizin yanına gideceksek, Özgür abimizde varsa hatta Yiğit kardeşimiz yanımızda olacaksa asla öfkelenmez, sakinim sakinim demez dedi.. Bende ona güvenerek yani.."
Özgür gülerek yanında duran Yiğit'e hafifçe eğildi. "Kaypaklığın bin bir tonu.." dedi. Yiğit ise kuzenine kınayıcı bir bakış attı. "Halam buna hamileyken kesin bir zehirlenme geçirdi. Yoksa bu kadar beyinsiz doğulmaz!" Soyhan hakkında söylenenlere sessiz bir küfür savurdu. Buna Barış korkusu diyoruz diye geçirdi içinden.. Vildan ise bakışlarıyla şuan Soyhan'ı bin parçaya bölüyordu. Öfkesini büyük bir ustalıkla sakladı ve babasına doğru yöneldi.
"Canım babacım.." diye neşeyle şakıyan genç kız, en tatlı gülümsemesini öfkeden moraran babasına yolladı. "Hem ben sana Milano'dan o kadar şık kravatlar aldım ki, bayılacaksın!"
Barış kızgın bir boğa gibi soludu. "Bayılacağım kesin.. Ama öfkeme yenik düşmekten!"
"Yasemin çekirdeğim bitti!"
Samet elindeki boş paketi karısına uzattı. "Ay sus be adam!" diye inleyen zavallı kadın evlatlarına döndü. "Sizde abartmadınız mı? Kardeş kardeş eğlenmişler işte. Salın çocukları da gidip dinlensinler.." dedi. Samet karısının saf düşüncesine masum bir şekilde gülümsedi.
"Ah benim saf kekim.. Kardeş kardeş takılan bu saatten sonra anca bizim kuşak olur.. Beni sayma tabi kelebeğim.. Ben hala, beni tanıdığın yaştayım.." Adamın gözlerinde ateşler varlığını gösterdiğinde sinsice ekledi. "Her konuda.."
"Benim derdim gezmeleri değil anne! Bize haber vermeden böyle bir şeye kalkışmış olmaları!" Demir durumu kabullenmeyen tavrıyla, gençlere yöneldi. "Biz size böyle mi öğrettik? Arkamızdan iş çevirmenin size ne faydası oldu? Siz nasıl bir aile yaşantımız olduğunu bilmiyor musunuz?"
Adamın sorularına karşılık kimseden çıt çıkmamıştı. Çünkü cevap vermenin bir faydası olmayacağını hepsi biliyordu. Zaten yorgunluktan hepsi bitik haldeydi. Kim ne ceza verecekse versin diye bekliyorlardı. Konu hakkında başından beri sessizliğini koruyan Feray artık içinde bulunduğu durumdan sıkılmıştı. Suratında ruh halini yansıtan bezgin bir ifade belirdi. "Korumalarınızdan bıkmış olabilir miyiz acaba dayı?" diye sordu.
"Feray!"
İlk tepki babasından gelirken, genç kız bu duruma hiç şaşırmadı. Bu olayı bu kadar uzatmanın anlamını bir türlü anlayamıyordu. Tek elini saçlarının arasına sokuşturarak karıştırdı. "Ne Feray baba? İzin istesek verecektiniz sanki? Peşimize de takacaktınız bir ordu yığın adamı! Her dakika arayacaktınız! Siz de genç olmadınız mı ya? Sizde böyle kaçıp bir delilik yapmadınız mı?"
Feray, o an için bu durumun ailesi için önemini anlayamasa da, belki ileride ebeveyn olduğunda durumun hassasiyetini anlayabilirdi.. Fakat delilik konusunda haklıydı. Hangisinin kanı deli akmamıştı zamanında.. Onlarda böyle isyan bayrağını çekmemiş miydi? Delidolu bir gençlik geçirdiklerini hiçbiri inkar edemezdi.. Hele de Giray.. Nergis'i spor salonunda az köşeye sıkıştırmamıştı! Ormanların en kuytularına oksijen almaya diye götürüp, oksijensiz bırakmamış mıydı?
Genç kız babasının bir şeyler demesini bekliyordu. Aradığı yanıt ise yine dedesinden geldi.
"Aramızda o deliliğin mahsulleri çok var sevgili torunum!"
Yasemin, "Samet!" diye inlerken, adam karısının kınayıcı bakışlarından kurtulmak için yön değiştirdi. Bütün gece boyunca suskunluğunu hiç bozmayan Sinan ile göz göze geldi. Şu olaya artık son ver dercesine işaret verse de, adam oralı olmadı.. Herkes kendine göre haklıydı.. Evet tehlike her yerdeydi fakat geçip giden ömrün telafisi de yoktu.. Olaylara başka bir açıdan yaklaşmak ise onun fıtratındandı.. Ve şuan için beynini kemiren tek bir soru vardı.. Oğlu neden bu kadar çok öfkeliydi?
"Birde arkalarında adam bırakmışlar.." diye araya giren Cihan, tanıklara çevirdi bütün okları..
"Aslında bizim işlerimiz vardı amca. O sebepten dolayı burada kaldık.." Umut'un yaptığı açıklamaya yeni bir ses getiren Yağız, "Yoksa o günaha bizde batacaktık!" dedi.
"İlk taşı günahsız olanınız atsın ulan!"
Özgür içinden geçirmesi gerekleri dışarı vurunca olanlar oldu.
"Ulan ben şimdi senin!" diye öne atılan Cihan, kızının araya girmesiyle duraksadı. Melek ikilinin arasına girerek babasının göğsüne elini bastırdı. "Baba, lütfen! Yeter artık!" dedi yalvaran sesiyle. Cihan bir adım gerilerken, genç kız derin bir nefes alarak güçlü durmaya çalıştı. Kimsenin yapmadığını yapacak ve herkesten özür dileyecekti. Konuda burada kapanacaktı! Yani hiç değilse o an için öyle umut etmişti..
"Ben kendi adıma ve hepimiz adına özür diliyorum. Bir daha böyle sorumsuzca hareket etmeyeceğimizin garantisini veriyorum. Sizleri merakta bırakacağımızı o an düşünemedik. Sadece biraz nefes almaya ihtiyacımız vardı.." dedi ve sinirli bakışların sahibi olan babasına baktı üzgün bir şekilde. "Sağ olsun Mustafa abimde bizi evinde ağırladı.. Hepsi bu!"
İşte bu kadardı.. Aile büyüklerinin belki de istediği sadece ufak bir özürdü.. Sonuçta baba egosu diye bir şey vardı. Sinirleri saman alevi gibi olan adamlar az da olsa rahatlarken, Özgür'de kısa bir açıklama yaparak ortamı yumuşatma çabasına girdi. "Ayrıca biz büyükler olarak kardeşlerimizin yanındaydık ve onları koruduk kolladık.. Sağ salimde geldik. Artık bir dahaki planda haber verme umuduyla diyorum." dedi ve dakikalardır sessizliğini koruyan adama yardım çağrısı niteliğinde bir bakış attı. "Ve son olarak yüce divandan bu mahkemeyi sonlandırmayı talep ediyorum!"
Bütün dikkati üzerine çeken Sinan oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Adamın ayağa kalkması bile hepsini hazır ol kıvamına sokmuştu. "Bakın gençler.." dediğinde hepsi nefesini tuttu.
"Hiçbir zaman gezdiniz diye size yargılamam, yargılatmam da! Lakin aileniz haklı. Başınıza her iş gelebilirdi. Oğlumun yanınızda olması durumu değiştirmez. Emanete gözü gibi bakacağından şüphem yok. Gel gör ki, bizim hayatımızda tehlikenin nereden geleceği de meçhul. Bunu hepimiz gibi sizde çok iyi biliyorsunuz."
Gençler can kulağıyla Sinan'ı dinlerken, adam hepsinin üzerinde dolaştırdı temkinli bakışlarını. Keskin gözleri oğlunun üzerinde gezindi. Pimi çekilmiş bir bomba gibiydi. Saf öfkesini her zerresinde hissediyordu. Sebebini az çok tahmin etse de, şuan için buna asla izin veremezdi. Herkesin selameti için o bombanın patlamaması gerekiyordu. "Velhasıl, bir daha gizli saklı iş yapmak yok! Anlaşıldı mı?" dedi ve dudaklarında hafif bir tebessüm bıraktı. Konuyu biran önce kapatmalı ve oğlunu hesaba çekmeliydi. Derken adamın korktuğu oldu ve Hopali, inceldiği yerden koptu.
"Çok iyi anlaşıldı baba! Madem artık gizlimiz saklımız yok, o zaman hayatımda aldığım kararı duymanızda bir sakınca da yok.."
Genç adamın sözleri bir bıçak gibi kesip attı gecenin sessizliğini.. Neslihan irkilerek Soyhan'ın koluna tutundu son bir gayretle. Bunu yapmamalıydı. Herkesin içinde, sinirler bu kadar gerilmişken, bu itirafı yapmamalıydı! Gözlerini adamın üzerinden biran olsun çekmedi. Baksın diye yalvardı. Ne durumda olduğumu görsün diye feryat etti.. Lakin Mustafa Ali onu duymadı.. Ona bakmadı..
"Ne gibi bir karar bu?"
Beklenen soru Demir'den gelirken, genç adamın gözleri alayla kısıldı. "İtiraf etmeliyim ki, bizzat sizi ilgilendiren bir karar!" dedi ve kısa biran için Neslihan ile göz göze geldi. Zihninde ona yapma diyen sesi duyabiliyordu. Ancak benliği bunu duymazdan gelmek istiyordu. Ve öyle de yaptı. İçinde bulunduğu durumdan yeteri kadar sıkılmıştı. Hesap verecek yaşı ise çoktan geçmişti. Aslında canını sıkan tamamen Neslihan'ın onun yanında olmayışıydı. Diğer zamanlar işe birlikte gidip gelmiyorlarmış gibi, bu gece onun yanında mı fazlalıktı? Genç adam bunları düşündükçe daha da hiddetlendi.. Öfkesine yenik düşen her adamın yaptığı hatayı yaparak, yanlış yolu tercih etti.
O esnada bütün aile bireyleri adeta birbirine merakla bakıyor, 'Mustafa Ali neyi itiraf edecek? Bunun Demirle ne ilgisi var?' gibi sorular havada uçuyordu..
"Mustafa Ali!"
Sinan'ın uyarı niteliğinde yükselen sesinden oğlu hariç hepsi korkmuştu. Genç adamın tabiri caizse kılı dahi kıpırdamadı. Elleri iki yana açıldı. "Ne oldu baba? Buna da mı engel olacaklar? Bunun içinde mi izin almamız gerekiyor? Peki, bana uyar! Alalım o zaman!"
Neslihan nefesini tutmuş olanları izliyordu. Ürkmüştü elbette. Olacaklardan, duyacaklarından, gelecek tepkilerden.. Karanlığa hapsolmuş bir çocuk gibi ürkmüştü.. Hava ısısını tamamen kaybetmiş gibi titriyordu. Uzaktan gördüğü o gözlerin içinde zerre kadar korku ve endişe göremeyince sona geldiğini anladı. Hayali bu değildi.. Elbette sevdasının arkasında duracaktı.. Lakin her şeyin yeri ve zamanı vardı.. Babasıyla kendi konuşmak istiyordu.. Doğrusuyla yanlışıyla beceremeyeceğini bilse bile, bunu kendi itiraf etmek istiyordu.. Bir kızın ilk aşkının hep babası olduğuna inandırmıştı yüreğini.. Onu kırmak, incitmek istememesi tamamen bundandı..
"Mustafa Ali dedim!"
Sinan oğlunun daha fazla ileri gitmesine izin vermeyecekti. Gözlerinden çıkan ateş tüm kainatı yakabilirdi. Boğazında belirginleşen damarları patlayacak gibi duruyordu. Genç adam belki de ilk defa babasına karşı geliyordu. Çattığı kaşlarını düzeltme gereği duymadan baktı ve o gözlerde artık susması gerektiğini sonunda görebildi.
"Eve geç!" diyen Sinan sert bir nefes soludu ve "Hemen!" diye ekledi. O an için tüm dünya yansa umrunda olmazdı Hopali'nin.. Hayatta sırtını koşulsuz şartsız yaslayabileceği adam, babası.. O bile karşı geliyordu ona.. Azar yemiş çocuklar gibi ağlama hissi uyandı içinde.. Sahi en son ne zaman ağlamıştı? Onu bile hatırlamıyordu.. Peki şimdi neden böyle hissediyordu? Eğmedi boynunu yine de..
"Eyvallah!" dedi. Sesi dahi titrememişti. Darmaduman olan benliğiyle, onca insanın içinde bir başına kalmıştı. Hayatı boyunca geleceği düşünerek kararlar almıştı. Hayatın ona sunacaklarına karşılık, bir adım önde olmaya alışkındı.. Lakin bu sefer onu başaramamıştı.. Aşk işin içine girdiğinde mantık hızla sizi terk ederdi.. Genç adam tamda bu evredeydi. Sakinleştiği zaman pişmanlıklarıyla dolu bir hayatın onu beklediğini anlayacaktı. Usulca kafasını salladı. Nasıl olsa heveslerinin her zaman kursağında kalmasına alışkındı.. Sessizce, "Eyvallah baba!" dedi ve ardında bıraktığı koca bir enkazdan habersiz eve doğru yöneldi.
"Bu neydi şimdi?"
Demir şaşkınlıkla etrafına bakındı. "Hayır, ben olayı anlayamadım? Anlayan var mı?" diye sordu. Aslında o kadar çok iyi anlamıştı ki.. Aklına gelen ihtimal saçma da olsa, olmayacak bir şey değildi. Sorgulu bakışları kızına döndü. Genç kız, dişlerini kırarcasına sıkıyordu. Son bir gayretle babasına doğru adımladı. Ağlamaklı halini örtbas etmek amacıyla dudaklarını dişledi.
"Özür dilerim baba.." dedi ve bu duruma daha fazla katlanamayacağını anladı. Hızla eve doğru yöneldi. Kırılmıştı bir kere.. Bir öfke uğruna ailesi karşısında böyle bir duruma düştüğüne inanamıyordu. Daha bu sabah ona 'Korkma! Ben her şeyi halledeceğim!' demişti.. Böyle mi halledecekti sahiden? O an tüm bu olanları yaşamamış olmayı diledi.. Hayatının en güzel günlerini geçirdiği zamanın sonunda, bu hatanın telafisi olur muydu bilemiyordu.. En acısı da belki buydu.. Ancak o alışkındı.. Ne de olsa yarım kalan mutluluklara ezelinden beri ev sahipliği yapıyordu..
O esnada odasının altını üstüne getiren Mustafa Ali, hırsını bir türlü çıkaramıyordu. Üzerindeki ceketi yırtarcasına çıkarttı ve yatağının üzerine doğru savurdu. Olaylar bu noktaya nasıl gelmişti, hiç anlamıyordu. Düşüncelerini bir türlü kontrol altına alamıyordu. İşler çığırından iyice çıkmış, diline gelenleri söylemekten çekinmemişti. Evet, planları arasında böyle bir konuşma yoktu.. Hoş, yaptığı planlar ne zaman işe yaramıştı ki, şimdi yarayacaktı? Genç adam tekli berjerin arka kısmına geçerek ellerini koltuğun sırt kısmına dayadı. Var gücüyle sıkarak başını hafifçe öne eğdi. Odasının kapısı kırılırcasına açıldığında Sinan hışımla içeri girdi.
"Sen ne yapmaya çalışıyorsun?" diye soran adamla göze göze geldi. Babasının öldürücü tehditkar bakışı arasındaki mesafe artınca yaslandığı yerden doğrularak omuzlarını dikleştirdi.
"Neden engel oldun?" diye sordu çatallaşan sesiyle.
Sinan oğlunun hala bu soruyu sormasına hayret ederek kaşlarını çattı. "Çünkü, meselenin ne yeri ne de zamanıydı!" dedi.
"Aksine tam yeri ve zamanıydı!"
Hopali'nin kontrol altına alamadığı sesi tekrar yükselirken, saygı çizgisini tamamen aştı. Sinan yumruk haline getirdiği elini yanında duran çalışma masasına indirdi. İşaret parmağını uyarı niteliğinde oğluna doğru kaldırdı.
"Karşında kim olduğunu unutma evlat!"
Sinan'ın gür çıkan sesi odanın dört duvarına çarparak kaybolurken, genç adam yavaşça gözlerini kapattı. Nasıl bir öfke birikmişti ki içinde, telafi etmek yerine sürekli hata üstüne hataya sürüklüyordu onu..
Sinan, oğlunu bu öfke deryasına sürükleyen sebebi oldukça merak ediyordu.. "Öfkelisin oğlum.." dedi. Az önceki gür çıkan sesine nazaran daha ılımlıydı. Ancak Hopali, artık içinde biriken zehri akıtmak istiyordu.
"Evet öfkeliyim!" dedi sertçe. "Her şeye, herkese öfkeliyim! Koca adam olmuşuz sevdiğimiz kadınla köşe kapmaca oynuyoruz! Bilineni dillendiremiyoruz! Neden? Çünkü Hopali hepsinin ağabeyi sayılır dimi? Hepsini korur kollar! Yan gözle bile bakamaz! Hopali'nin kalbi yok! Sevdaya gönlü düşemez! Neyim ben? Bütün ailenin özel koruması mı? Herkesin emanet bekçisi mi? Söylesene baba!"
Görünenin ötesinde bir gerçeklik ortaya çıkarken, Sinan beyninden vurulmuşa döndü. Meselenin asıl kaynağı tam olarak oğlunun hala kendisini bu ailenin bir parçası olarak görmeyişindendi. Genç adam yıllardır içinde biriktirdiği burukluğu dilinden dökerken hiç çekinmedi. Güçlü durmaya çalışan vücudu artık pes etti ve büyük bir hüsranla omuzlarını indirdi.
"Benim bu aileden biri olduğumu ne zaman kabul edecekler baba?"
Odada aniden bir sessizlik belirdi. Saatin tıkırtısı bile rahatlıkla duyuluyordu. Sinan oğlunun gözlerindeki acıyı, yetimliğini, aitsizlik duygusunu her şeyi görebiliyordu. İçi sızladı. Hayatında belki de ilk defa ne demesi gerektiğini bilemedi. Bu bir travma etkisiydi.. Çocukluktan gelen bir durumdu.. Ya da başlı başına onun oğlu olmasıyla ilgiliydi.. Sinan Aslan'ın oğlu herkesin gözünde emanet edilecek bir adamdı sonuçta.. O an için kendini suçladı. Belki de her insan gibi mütevazi bir hayatı olsaydı şuan evladı böyle düşüncelerle savaşıyor olmayacaktı..
Genç adamın yüzünde buruk bir gülümseme meydana geldi. "Bunun yanıtını sen bile veremiyorsun dimi baba.." dedi hüsran dolu sesiyle.. "Ama ne var biliyor musun?" diye ekledi.
"Ben bu sevda uğruna yıllarımı kaybettim! Tek bir umudum olsun diye yıllarca bekledim. Kendimi biran olsun affetmedim! Uykularımı haram ettim! Aldığım nefese bile lanet ettim! Ama şimdi.. Yıllar sonra bir umudum oldu! Kendimle savaşmayı bıraktım! Kabullendim baba! Sevdamı kabullendim! Ve şimdi ne oldu biliyor musun? Korkular önümüze dağ oldu!"
Genç adam soluksuz kurduğu cümlenin sonunda kesik bir nefes aldı. Aldığı nefes ciğerlerini dağladı. Keskin mavi gözleri düz bir çizgi şeklini alırken, bakışlarını çaprazında kalan eve çevirdi.
"Ama benim kimseden korkum yok! Ben onu seviyorum ve herkesin duymasını istiyorum! Cesaretse cesaret! Benim adım Hopali! Ben bu sevdadan vazgeçmem!"
Cesareti takdire şayan oğluna buruk bir tebessümle karşılık verdi Sinan. "Bitti mi?" diye sordu sakin bir şekilde. Hopali, ardında kalan babasına döndü. Gerçekten rahatladığını hissediyordu. Bedeni bir boşluğa düşmüştü sanki. Üzerinden koca bir kaya parçası kalkmış gibiydi..
"Tilkiye cesaretini ispat et demişler, gitmiş yavrusunu yemiş." diye mırıldanan Sinan, kafasını ağır bir şekilde salladı. Masanın üzerinde duran sürahiden doldurduğu suyu oğluna uzattı. Genç adam suyu almak için hamlede bulunduğu anda Sinan bardağı bırakmadı. Baba oğul bir bardağı aralarında sıkıca tutarken, Sinan gözlerini kısabildiği kadar kıstı.
"Cesur olmayı sevdiklerini harcamak sanıyorsun.. Yapma bunu oğlum!"
Sinan bu konunun kapanmasına şimdilik izin verecekti ancak oğlunun hissettiği bu aitsizlik duygusunu ne olursa olsun yok etmeye kararlıydı.. "Sana sakinliği bir türlü öğretemedim.. Kanındaki deli kandan olsa gerek.." dedi ortamı biraz yumuşatma çabasına girerek.
"Peki sen nasıl başarıyorsun?" diye sordu Hopali. "Sakin kalmak senin içinde zor olmuyor mu?"
Sinan gülümsedi. Topraklara basma teorisinden hiçbir sonuç alamadığı aşikardı. Hafif bir iç çekti.
"Sevdama bakıyorum.." dedi.
Genç adamın dudakları çok kısa biran için kıvrıldı ve aniden suratında donuk bir ifade belirdi. 'Sevdama bakıyorum!' cümlesi kulaklarında tekrar tekrar çınlamaya başladı.. Ve gerçekler bir bir düştü üzerine.. Gözleri bir boşluğa takıldığında babasının sesini uzaklardan duyar gibi oldu. İki adamın keskin gözleri birleştiğinde Sinan cümlesini tekrar etti.
"Ve sen sevdana bakmadın!"
Cevap vermedi Hopali. Veremedi.. Her şeyi eline yüzüne bulaştırmıştı. Uzun bacakları bedenini taşıyamadığını titreyerek belli ederken, kesik nefesi boğazında düğüm oldu. Güçlükle yutkundu.
Sinan ise oğlunun hatalarıyla ne kadar erken yüzleşirse o kadar çabuk toparlanacağını biliyordu. Artık önceliği öfkesi değil, ardında bıraktığı sevdası olmalıydı. Bu sebeple damarına basmaktan çekinmedi.
"O kızın herkesin içinde düştüğü durumu tahmin edebiliyor musun? Nasıl utandığını, incindiğini hissedebiliyor musun? Öfkene yenildin Mustafa Ali! Ve belki de bir sevda kaybettin!"
Kaybetmek.. Söylemesi ne kadarda kolaydı.. Genç adam eğdiği kafasını hızla kaldırdı. O kaybedemezdi! Kaderi bir kez güldüyse bahtına, avuçları arasından öylece kayıp gitmesine razı gelemezdi..
Genç adam hiçbir şey söylemeden odasından çıktı. Boğulacak gibi hissediyordu. Can havliyle kendini dış kapıdan attığında az ilerisinde bulunan tırabzanlara tutundu. Ahşap tırabzanları öyle bir sıkıyordu ki, ellerinin üzerindeki damarlar neredeyse patlayacaktı. Kafasını göğe kaldırdı. Gecenin ılık rüzgarı suratına çarptı. Bol yıldızlı bir geceydi. İçinin hüznüne rağmen gökyüzü pırıl pırıldı.. Temiz havayı var gücüyle ciğerlerine çekti. Sakinleşmeliydi. Göz göre göre batırdığı hayatını bir şekilde yoluna sokmalıydı. Beyni o kadar çok hızlı çalışıyordu ki, o an aklına bir sürü plan geldi.. Ama o içlerinden en etkili olanı seçti. Yarından tezi yok planını devreye sokacak, bu vebalden kurtulacaktı. Öfkesinin bedelini ağır da olsa ödeyecekti..
O esnada bahçenin yan kısmından kulağına mırıltı şeklinde sesler doldu genç adamın. Anında dikkat kesildi ve temkinli bir şekilde sesin geldiği yöne doğru ilerledi. Tanıdık bir suretle karşılaştığında ise kaşları çatıldı.
"Deniz?" diye çıkıştı sertçe.
Genç kız korkuyla çığlık atarak olduğu yerde sıçradı. Gözleri korkudan kocaman aralanmıştı. Panik içinde ne yapacağını bilemez halde sağa sola doğru sallanmaya başladı. Tek elini selam verir gibi sallayıp suratına aptal bir gülümseme bıraktı.
"Dayısı nasılsın?" diye sordu.
"Sen beni boşver de.." diyen Hopali, kafasıyla çimenlerin üzerini işaret etti. "Sen ne arıyorsun öyle?" diye sordu. Sesindeki merak gözlerine bile yansımıştı. Deniz telaşla, "Hiçbir şey!" dedi. Sesi o kadar tiz çıkmıştı ki, genç adam suratını asmak zorunda kaldı.
"Yani şey dayısı ben bilekliğimi düşürmüşüm de.." dedi aklına gelen ilk yalanla.. Zaten ne diyebilirdi ki başka?
'Mirza tespihini bana verdi. Hatta geri dönmek için sebebim olsun diyerek emanet etti. Bende aptal gibi avuçlarımın arasından onu hiç bırakmadım. Ama ne olduysa onu kaybettim! Emanete sahip çıkamadım!'
Genç kız içinden geçen düşünceler sebebine irkildi. Tüm bunları demektense kemanının yayıyla boğulmayı tercih ederdi!
Suratına tatlı bir gülümseme bırakıp boynunu büktü. "Belki de, Hopa'da unutmuşumdur. Her neyse sabah bakarım yine buralara.." dedi sakin bir sesle.
Genç adam bir işler döndüğünün farkına varsa da, üzerine gitmemeyi uygun gördü. Zaten takati de yoktu. Halletmesi gereken daha önemli meseleleri vardı..
"Hadi eve geç. Saat gece yarısını geçti.." dedi yorgun sesiyle. Deniz kafasını sallamakla yetindi ve bir gözü yerde diğeri dayısında eve doğru yürümeye başladı. Ne kadar da aptaldı! Hem de avuçları arasındaki tespihe sahip çıkamayacak kadar aptaldı! Tespihi kaybetmesinden çok eline geçecek kişilerden korkuyordu.. Ve bu kişi eğer dayısı olursa, ölüm onlar için kaçınılmaz sondu! Bunu çok iyi biliyordu..
Deniz'in eve girmesini bekleyen genç adam, kapının kilitlendiğini duyana kadar bekledi. Emin olduktan sonra sevdasının olduğu eve doğru yöneldi. Nasılsa bu gece ona uyku yoktu.. Odasını gören bir ağaç dibinde sabahlasa çok bir şey kaybetmezdi.. Birkaç adım daha attığı anda ayağının altında sert bir şey ezildi. Genç adam duraksadı ve ayağını hızla geri çekti. Deniz'in bilekliği olabilme ihtimalini düşünerek telaşa kapıldı. Yerde parlayan cisme tepeden bir bakış attı. Tek kaşı havalandı. Saniyesinde burnunun ucuna kadar düştü. Ellerini ceplerinden ağır bir şekilde çıkartarak, yere doğru eğildi. Gözlerine oldukça tanıdık gelen bir bileklik değildi.. Buz kesen elini uzattı ve gecenin karanlığında bile parlayan kehribar taşlı tespihi eline alarak göz hizasında havaya kaldırdı..
"Mirza.." diye fısıldadı.. Hızla etrafına bakındı. Orada olabileceğini düşündü önce. Çünkü severdi öyle arkasını toplamayı.. Habersiz gelip ne durumda olduğunu yoklamayı.. Sonra aklına düştü Mirza'nın ölse bile tespihi elinden düşürmeyeceğini.. Beyni bu kadar yorgun olmasaydı, kesinlikle daha çabuk anlardı olan biteni.. Ardından dönen işleri.. O an maziye giden adam, anılarının arasından Mirza'nın donuk sesini işitti..
'Tespih adamın namusudur derler.. Bu hayatta bunu iki kişiye emanet edeceksin! İlki can bildiğin adama.. İkincisi ..'
Hopali, anılarının arasından hızla sıyrılarak ayağa kalktı ve az önce Deniz'in girdiği kapıya çevirdi ateş saçan gözlerini.. Ve kulaklarında çınlayan kelimeler sıkılı dişlerinin arasından usulca süzüldü..
"Helal kıldığın kadına.."
-Bölüm Sonu-
^-^ Bu adamı bu bölümde öfkeden öldürmediysem daha da öldürmem 😂😂😂
Selamlar herkese.. Keyifler nasıl bakalım ?
Yorgun savaşçı anne zorlu yolları geçte olsa aştı ve bulduğu üç beş dakikalık zaman dilimlerinde dahi olsa bölüm yazabildi.🙏
Bilmiyorum içinize sindi mi? Yani şöyle ki, bir yazmaya başlıyorum araya günler haftalar giriyor ve toparlamam güç oluyor. Onu da eklesem bunu da şöyle yazsam derken böyle doğaçlama bir bölüm meydana geliyor. Umarım memnun kalırsınız.. ❤️
Hatam varsa affola.. Daha iyi bölümlerde görüşmek üzere..🙏
Nesli_hikayeleri adlı instagram hesabımızı takip edelim lütfen.. 😍
O güzel yüreklerinizden öperim❤️
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro