
İnsan Kaç Defa Ölebilirdi?
hatalarım varsa affola. binbeşyüzkere kontrol etsem de en az onbin hata çıkıyor çünkü.
"Bize katılmak isterseniz, bekleriz." Masanın ortasına bıraktığım afişle beraber tüm ters bakışların hedefi olmuştum. Diğerlerini umursamadan Görkem'e bakıyordum sadece, o gün beni sıkıştırıp yerlerini öğrenemediği için daha çok öfkeliydi. Yüzüme bakmaya devam ederken kağıdı alıp avuçları arasında buruşturdu. Bunu yaparken kağıdın yerine beni koyduğunu biliyordum, yüzümü buruşturmadan edemedim sanki canım yanıyormuş gibi. "Polislerle beraber katılırız size." Gülümsemesi alaydan çok sinir barındırıyordu. Söyledikleri beni de sinirlendirirken derin bir nefes aldım. "Sorun mu var Alper yoldaş?" Cengiz'in sesi aramızdaki sessiz meydan okumayı aralarken masadaki herkes vereceğim cevapla ilk yumruğu kimin atacağını bekliyordu. Kimisi olaya müdahale etmek için hazır pozisyona geçmişti bile. Görkem altındaki sandalyeyi iterek ayağa kalktığında o kişinin Görkem olduğuna herkes kadar emindim ben de ama bir şey söylemeden omuz atarak geçti yanımdan. "Yok." dedim dişlerimin arasından, artık bana vurmadığı için sinirliydim. Beni görmezden gelişinin bir yumruktan daha fazla canımı yakacağını biliyordu.
Onun için bir hiç olduğumu söylemişti o akşam açık açık, onun için bir ölüydüm artık. Öldüğümü öğrenmiştim dün akşam ama kimse arkamdan ağlamıyordu, her şey aynı devam ediyordu. "Bunları sen dağıtır mısın?" Afişleri Cengiz'in eline tutuşturup çıktım o kantinden. Dar geliyordu, fakülteden çıktım hâla dardaydım. Sokaklarda, caddelerde, uçsuz bucaksız gökyüzünün altında dardaydım, sığamıyordum. Ölen biri nasıl hissederdi? Nefes alan ölüler nasıl hissederdi? Ağlamak istiyordum kendim için, kimse ağlamıyordu ölümüme. Görmedikleri içindi belki ama Görkem biliyordu, onun bilmediği şey onu severek öldüğümdü. Peki ölüler sever miydi? Onu seviyordum hâla, kalbimi yakan ateşi hissediyordum. Dudaklarımın arasına sıkıştırdığım sigarayı elimi siper ettiğim ateşle tutuşturdum ve derin bir nefesle doldurdum dumanı ciğerlerime. Eve doğru yürüdüğümden hızlı hızlı içiyordum, annem kızıyordu içmeme. Çocuk gibi korkuyordum hâla, üzülmesinden çok korkuyordum.
Kapıyı arkamdan kapatıp ayakkabıları ayakkabılığa bıraktım ve parkamı askıya astım. Annemin yükselen sesi ulaşıyordu kulaklarıma. Ses çıkarmamaya çalışarak sesini takip edişim odasının önüne geldiğimde son buldu. Aralık kapıdan ne yaptığını izliyordum söylediği şarkının üzerimdeki etkisini engellemeye çalışarak. Aynanın karşısına oturmuş kendini izliyordu öylece. Elleri birkaç kere saçlarına gitse de yarı yolda geriye dönmüşlerdi, ağlamak istemiyordum ama annem ağlıyordu. Bunu sesindeki çatallanmadan da aynadaki yansımasından da anlayabiliyordum. Duraksadığında yansımasıyla göz göze geldim ve gülümsememin arkasına sakladım acımı. Yaşlarını silip arkasına döndüğünde gülümseyerek baktı yüzüme ve eliyle yanına çağırıp tekrar önüne döndü. "Gelsene." Kaçıp gitmek istiyordum adımlarım yanına ulaştırırken beni. "Saçlarım uzamış." Bir şey diyecek gücü kendimde bulamıyordum, sadece başımı sallayabildim. Ellerim saçlarına uzanırken durdu elimi kavrayarak. "Keser misin saçımı?"
"Neden? Çok güzel olmuşlar."
"Dökülüyorlar." Gülümseyerek söylese de ağlamamak için gülümsediğini biliyordum, ben de gülümsüyordum. Bu ağlamaktan daha çok yakıyordu canımızı ama bir şekilde birbirimize güçlü olduğumuzu göstermek istiyorduk. Elime makası bıraktığında bu sefer engel olmadı saçlarına dokunmama. En dibinden kesiyordum zaten kısa olan saçlarını. Küçükken saçlarını örmeyi öğretmişti bana, bozar bozar örerdim uzun saçlarını. Babam annemin her zaman saçlarını salarak önünden geçişini anlatırdı. Ona böyle vurulmuş, saçlarının arasında düşmüş aşka. Annemin artık saçları yoktu ama babama göre aşk hâla saçlarının arasında gizliydi. Babam bunu bana anlattığında sürekli Görkem'in saçlarıyla oynamaya başlamıştım, kendi aşkımı da orada bulacağıma inanıyordum. Sonraları anlamıştım, benim aşkım Görkem'in gülüşüne saklanmıştı.
"Bahçada yeşil çınar, boyun boyuma uyar." Sessizlik benim gibi anneme de ağır geliyordu, ölüm gibiydi. Soğuk ve yalnız. "Ben seni gizli sevdim, bilmedim alem duyar." Annemin hanımeli kokan saçlarını kendi ellerimle kesmek de ölümden farksızdı. İnsan kaç kere ölebilirdi?
Kollarımı boynuna dolamış aynaya yansıyan görüntümüze bakıyordum. Görmek istemediğim için görmezden geldiğim her şey eskisinden daha da fazlasıyla karşımda duruyordu. Annemin tüm ışıltısını yitirmiş gözleri, zayıfladığı için içe göçmüş yanakları. Tüm gerçekliğiyle buradaydı, gözlerimi kapattığımda geçmiyordu hiçbir şey. Zayıf yanağına bir öpücük bıraktım düşüncelerimin karanlığının aksine parlak bir gülümsemeyle. "Çok güzel oldun." "Sigara mı içtin sen?" İltifatım yüzünde hafif bir tebessüm oluşturacak gibi oldu, sonra hemen değişti bakışları. "Zararı olmaz bunun annem, keyiften yakmıştım." O bana kızdığında çocukluğumdaki mahcubiyet biniyordu üzerime. "Hadi oradan, zehri mi eksiliyor keyif olunca?" Zehir benim içimdeydi zaten, sevginin fazlası da zehirdi. Kollarımı çektim annemden, kelimelerime dökülüp annemi de zehirlemesin diye çıktım evden.
Ellerim ceplerimde nereye gideceğimi bilmeden sokaklarda yürüyordum öylece. Tanıdık birilerini görmemek için yerden kaldırmadığım başım, Elif'in duyduğum kahkahalarıyla istemsizce kalkmıştı kendiliğinden. Görüş açıma önce Görkem girmişti, sokağın sonunda duruyordu. Köşe başı olduğu için ilerisi görünmüyordu ama nereye baktığını kulağıma gelen seslerden anlamak zor değildi. Orada bir süre izledi Elif ile kocasını, ben de Elif'i izleyen onu izledim. Sonra arkasını döndü beni gördüğünde baktı yüzüme, gözlerindeki acıyı gördüm. Dizlerime yatırmak istedim onu, kendi acım hiçliğe karıştı. Onun üzüldüğünü görmek diğer her şeyi unutturuyordu bana ve ben Görkem'e tam da burada yeniliyordum. Tüm sevincimi onun gülümsemesine bağlamıştım ama o çoğu zaman bile isteye esirgiyordu benden bunu.
O tepeye çıkan yokuşu adımlarken peşine takılmıştım. Beni çağırmamıştı ya da bir işaret vermemişti ama geleceğimi zaten biliyordu, o yüzden yol boyunca hiç arkasına bakmamıştı. Merak ediyordum, bir gün yolun sonunda arkasına bakıpta beni göremeyecek olursa pişman olur muydu yanında yürümeme izin vermediği için? Cevabı bilinemeyecek sorularımdan birisiydi bu da. Görkem benim için sorulardan ibaret gibiydi; bir gün beni sevecek miydi? bir gün yanında yürümeme izin verecek miydi? bir gün dizlerine yatırıp okşayacak mıydı saçlarımı? ölü bir adamı özleyip arkasından yasını tutacak mıydı? Belki onun için uzun zamandır ölüydüm de çoktan yasımı tutup kabullenmişti yokluğumu. O yüzdendi beni böyle yanarken görmeyişi.
Tepenin bir yamacına yanaşıp oturduğunda biraz ötesine bıraktım sırtında yüklerle kilometrelerce yürümüşçesine yorulan bedenimi. Ben yokmuşum gibi davranıyor, sadece karşısındaki manzarayı izliyordu. Bir süre ona uyup sigaramı yaktım ve sessizce manzaramı izledim. Bakışlarımın ağırlığını hissediyor muydu bilemiyordum ama dördüncü sigaramı söndürürken dahi değmemişti gözleri bana. Onu izlemekten şikayetim olmasa da bu kadar görünmezlik canımı sıkmaya başlamıştı, burada olduğumu belli etmek istiyordum. Varlığımın farkında olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı yoksa gerçekten öldüğüme inanacaktım. "Sensizliğin acısın sen nereden bileceksin? Sen hiç sensiz kalmadın ki, mevsimleri saymadın ki." Görkem'in kasedinden yayılan şarkı benim dudaklarımdan döküldüğünde kısacık bir an buluştu gözlerimiz. Var olma hissiyle burukça gülümsedim, beni ufacık hislere muhtaç ettiği için Görkem'den nefret ettim. "Yıllar var ki ben böyle, bekliyorum özleminle. Anıların, umutların kaldı bende." Tekrar bana bakması için İlhan İrem'den önce gereğinden fazla yükselttim sesimi. "Anlasanaaa!" "Alper hem sesin kötü, hem şarkı söylemeye çalışıyorsun." Bana istediğimden fazlasını verdiğinde Görkem'i tekrar sevdim. Az önce karaları bağlayan ben değilmişim gibi güldüm keyifle, ben vardım. "Ölüleri duyabiliyor musun?" Gözlerini devirdi tuzağıma düştüğünü anladığında ama yine de cevap olarak omuz silkti. "Gözlerinin ışığı nerede Alper?" Yüzümdeki gülümseme anında silindi, yutkundum cevap veremeyerek. "Ne?" "Ne üzdü seni?" Sahi, beni ne üzmüştü? Cevabı kendimde aramak yerine etrafa bakındım. Görkem'in gözlerine değdi gözlerim, Elif'in kahkahaları doldu kulağıma. Başımı öne eğdiğimde ellerime baktım, annemin saç tellerini gördüm. Ben öldüm biliyor musun, demek geçti içimden. Görkem'den ziyade tüm dünyaya sormak istiyordum bu soruyu. Öldüğümü biliyorlar mıydı?
"Annemin saçlarını ördüğümüz zamanları hatırlıyor musun?" Gülümsedi, akşamın karanlığına rağmen gördüm aydınlık gülüşünü. "En güzel ben ördüm diye kavga ederdik." "Bugün annemin saçlarını kestim. Kısacık. Hiç yoklar artık. Sadece silik bir gölge gibiler, o kadar. Dökülüyorlarmış ilaçlar yüzünden. Annem hiç sevmez." Annem yanımda olmasa da güçlü görünmek için gülümsedim ama Görkem'in gülümsemesi silinmişti. Bir şey söylemesini bekledim, zihnimde dolanıp beni boğan karabasanı kurtulmak istedim. Bir şey söylesin de anlatayım. Bir şey söylemeyip sadece dizlerini gösterdiğinde anlayamayarak çattım kaşlarını. "Yatacak Mısın yoksa toplayayım mı dizlerimi?" Daha sorusu bitmeden kıpırdanıp yanına yanaştım ve başımı dizlerine koydum. Elleri saçlarıma dolandığında gözlerimde dolan yaşları gözlerimi kapatarak engellemeye çalıştım dizlerini ıslatmamak için. O saçlarımı okşadı, benim acım hafifledi. O saçlarımı okşadı, benim annem iyileşti. Gözlerimi kapattığımda geçmeyen her şey, o saçlarımı okşadıkça geçti.
Rahatsız olur da kalkmamı ister diye nefes bile çekinsem de dayanamayıp sırt üstü döndüm. Yüzünü görmek istiyordum, onu saçlarımla oynarken izlemeliydim. Bu daha önce görmediğim bir şeydi, ne kadar değerli olduğunun o da farkında mıydı? Gözlerine baktım bir süre, sonra başını eğdiği için aşağı sarkan saçlarına dokunmak istedim elimi uzatıp. Sonra tekrar gözlerine baktım, ne düşündüğünü merak ediyordum. Düşünceleri gözlerinden gözlerime aksın istedim ama gözlerimi kapattım bakışlarımdan rahatsız olmasından korkarak. "Biliyor musun Görkem, ben hâla aynıyım. Hiç değişmedim, hem de hiç. Odam gibi, yeri değişti ama hâla aynı. Seninle uçurtma olup ülke ülke gezen o çocuğum ben. Öldümse bile böyle öldüğümü bil ne olur." Sessizlik olduğunda gözlerimi açtım yavaşça, ifadesi söylediklerimi hiç duymamış gibiydi, aynı bakıyordu bana. "Gitmem gerek Alper." İstemeyerek kalktım dizlerinden o da kalkmamla beraber ayaklandı. Uzaklaşırken oturduğum yerden baktım arkasından, elleriyle iyileştirdiği yaraların yerine yenilerini açıyordu. Biraz uzaklaşınca duraksadı, arkasına dönüp onu duyacağımdan emin olacağı kadar geri yaklaştı. "Yarın o yürüyüşe katılma."
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro