Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

~Yeni Hayatlar~

Yıllardır birbirine yangın iki yürek, geçen zamana inat sevdalarından hiçbir şey kaybetmemişti. Birbirinden kıymetli iki evladı, can dostlarıyla ve onların kahramanlarıyla deli dolu bir hayat yaşıyordu.

Mayıs ayının son günlerini yaşarken, bir Pazar sabahında teraslarında oturmuş, bir yandan kahvelerini yudumlayıp bir yandan da yağmur sonrası oluşan toprak kokusuyla huzur buluyorlardı. Kadın kocasına baktığında, hala onu ilk gördüğü anı yaşıyormuş gibi heyecanlanıyordu.

Adam, yaşına inat yakışıklılığından gram kaybetmemişti. Sarı saçlarının gölgesinde kalan şakaklarındaki hafif kırlar, olanca karizmasına karizma eklerken, kadın ise iki çocuk doğurmasına rağmen, hala vücudunun güzelliğiyle kendi kızına ve yeğenlerine taş çıkarttırırdı.

Kocasına bakarken, yağmura karşılık bir şiir okusa ne güzel hissettirirdi diye içinden geçiren kadın içli bir nefes aldı. Adam karısının aldığı nefesin etkisiyle, bakışlarını üzerinde fark ettiğinde aklından geçenleri hemen anladı. Geçen yıllarda birbirlerini konuşmadan bile bir bakışla anlamada ihtisas yapmış gibiydiler.

Yağmur var, çok sevdiğim rüzgarda..

Bugün pazar daha uyanmadı komşular..

Damların üzerinde kuşlar daha rahatlar..

Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde,

Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru..

Yağmur da var, çok sevdiğim rüzgarda..

Daha uyanmadı komşular bugün pazar,

Ve ben seni çok özledim..

Yusuf, yıllardır bakmaya doyamadığı karısının yeşillerine bakarak şiirini okuduğunda Yaren sevgiyle gülümsedi. Kocasının böyle arada şiirler okumasına, ezelinden beri bayılıyordu. Gece gündüz şiir okusa bıkmazdı. Usulca yaklaştı kocasının boynuna.. Yıllardır sığındığı limanı olarak bildiği, boyun girintisine sıcak dudaklarını bastırdı. Hayranı olduğu ten kokusunu derince soludu. Geri çekildiği anda, arkalarından gelen kıkırdama sesine dönüp baktı. 

"Az babamı örnek alsaydın, şuan Gülüm'le evli, mutlu, çocuklu olurdun!" İmran abisinin yanağından makas alarak koluna girdi.

"Baba kaç yaşına geldin hala liseye giden ergenler gibisin yemin ederim! Ben ne anlarım çiçekmiş, böcekmiş, şiirmiş, pıtırcıkmış!" Yakup Efe, yalandan ekşittiği suratıyla babasını güldürürken her zaman olduğu gibi annesinin mis kokusunu içine çekerek yanına oturdu.

"Senden romantiği mezardadır herhalde. Babaların kralı!" İmran babasının kolunun altına girdiğinde kızının saçını öperek oğluna bakan Yusuf, "Doktor olup hayat kurtarabilirsin ama bir kızı tavlamak steteskopla kalp dinleyip, onları kesip biçmeyle olmuyor velet!" dedi ve yarım bıraktığı kahvesini içmeye devam etti.

Yakup Efe, çocukluğundaki hayat kurtarma hevesinden vazgeçmemiş o kadar çalışmanın sonunda doktor olmuştu. Gülüm ile aralarında hala elle tutulur bir ilişki olmayışının sebebi, Yakup Efe'nin mesleğindeki cesaretinin, özel hayatında bulunmayışından kaynaklanıyordu..

Genç adam hızla annesini kolunun altına aldı. "Başkasına ihtiyaç yok en büyük aşkım yanımda!" Kadının yanaklarına sulu sulu öpücükler bıraktı. Yusuf hala karısını, eşek kadar olmuş oğlundan kıskanırken göz ucuyla da kızına bakıyordu.

Dünyalar güzeli kızı Güzel sanatlar fakültesi mezunu olacaktı. Geçen hafta biten sınavları mezun olduğunun kanıtıydı fakat, diplomasını eline almadan rahat bir nefes alamayacaktı. Diploması olmamasına rağmen kazandığı tecrübeleri sayesinde gerek babası, gerek annesinin yardımlarıyla alanında çok başarılı bir yere ulaşmıştı. Hocalarının yol göstermesi üzerine hem okuyup hem çalışmıştı. Hafta sonları altı ile on yaş grubundaki çocukların öğrenim gördüğü bir resim atölyesinde resim dersleri veriyordu. İşini severek yapan İmran, gününün çoğunu çocuklarla yeni fikirler yaratarak, onlarla eğlenerek geçiriyordu. Geri kalan kısmı ise kendi küçük atölyesinde yaptığı çizimlere ayırıyordu. Aklı fikri sergi açmaktı İmran'ın. Bu yüzden gece gündüz demeden, hiç yorulmadan çalışıyordu.

Kızı babasının bakışlarından ne demek isteğini anladı. Hemen babasını sulu sulu öpmeye başladığında hepsi birden gülmeye başladı.

Huzurlarına her geçen zamanda daha da huzur katarak, her Pazar olduğu gibi birbirlerine vakit ayırarak geçiriyorlardı..

                                              ***
Her Pazar olduğu gibi kalabalık ailesiyle kahvaltısını homurtular eşliğinde yapan Samet, elinde gazetesiyle haberleri okuyordu. Karısı yanında ona eşlik ederken, aklı başında oğlu bütün asaletiyle tabletinden kesinlikle ekonomi dünyasında bugün neler olmuş onu takip ediyordu.

Kızı sakince kahvaltısını yapmış yağan yağmuru izliyordu. Bakışları çaprazında duran oğluna kaydığında dirseğini masaya dayamış, eliyle yanağına destek yapmış şekilde uyuduğunu gördü. Geceyi nerede sabah ettiyse artık, ayakta uyukluyordu.

Samet'in tek kuralı vardı. Sabahta gelseler o yemek masasına eksik oturulmayacaktı!

Çocukluklarından beri bunu adet olarak öğrenen çocukları, bu kuralı asla bozmuyordu. Artık yeni bir kural koyma zamanı geldi de geçiyor diye içinden söylendi.

Asla yemek masasında uyumamalılar!

Nergis abisinin o halini gördüğünde, sinsice uzanıp kolunu birden masadan çekti. "Sarışın olan benim!" diye söylenen Demirhan birden nerede olduğunu anlamaya çalışır gibi etrafına baktığında, bütün ailesinin karşısında ona kınayarak baktığını gördü.

"Pardon dalmışım! Nergis o eline koluna sahip çık! Yoksa?" Demirhan cümlesinin devamını getiremedi. "Yoksa ne? Sarışınla uğraşmayı bırakıp kardeşinle mi ilgilenirsin?" Babasının alaycı bakışlarına maruz kalan genç adam, cevap vermeden önündeki soğumuş çayından bir yudum aldı.

Uykusuzluktan geberecekti! Kuzeni Fırat ile beraber, ortak arkadaşlarının bar açılışına gitmişlerdi. İçinden keşke gitmeseydim diye geçiren Demirhan, bir yandan da iyide oldu hep iş hep iş nereye kadar diye geçirdi.

Demirhan, aile üyelerinin hiçbir mesleği olmayan polisliği seçmişti. Akademiyi başarıyla tamamlamış ailenin haylaz da olsa gurur duyduğu evlat olmayı başarmıştı.

İkizi Emirhan, ağır başlı halinden asla taviz vermemiş, saygın iş adamı kimliğini başarıyla kazanmıştı. Ekonomi okuyan Emirhan, şirketlerinin başındaki yerine hakkıyla oturmuştu. Şirketin daha da büyümesine elinden gelenin fazlasını yapmak için, gece gündüz demeden çalışıyordu. İş yemekleri, ihaleler, toplantılar, kokteyller her şey Emirhan'dan sorulurdu.

Evin ufak üyesi Nergis, o çenesiyle avukat olsa idam mahkumunu ipten kurtarırdı. Gel gör ki ne avukatlık, ne mimarlık, ne doktorluk onun kalemi değildi. Spor akademisine giden Nergis'in mezun olmasına haftalar vardı. Aynı zamanda babasının ona açtığı spor salonunda, dövüş teknikleri üzerine dersler veriyordu. Gülsüm teyzesi gibi sadece zevk olarak kalmamıştı, meslek olarakta lisanslı dövüş hocası olma yolunda ilerliyordu.

Samet okuduğu gazeteyi katlayıp masanın üzerine bırakıp karısına döndü. Ah karısı.. Geçen yıllara inat tazeliğini hiç kaybetmemişti. Hala onun arsız oyunlarına kafa tutacak kadar güçlüydü.

Sinsice karısına bakarken karısı da yandan bir bakış attı. Yasemin kocasının bu bakışlarını çok iyi biliyordu. İstifini hiç bozmadan elindeki gazeteyi okumaya devam etti.

"Şimdi koruda bir yürüyüş ne kadar da güzel giderdi." Samet karşısındaki manzaraya karşı kahvesini yudumlarken çocukları babasının ne demeye çalıştığını anlamış, bıyık altından gülüyordu.

Karısı hiç oralı olmadığı tavrıyla cevap vermeden dururken Samet vazgeçmeden "Koru diyorum! Mis gibi toprak kokusunu içe çeke çeke baş başa yürüyüş diyorum! Yasemin kime diyorum?!" karısı dayanamayarak gazeteyi katlayıp kucağına bıraktığında "Ee git yürü hayatım! Tutan mı var?" diye cevap verdi.

Suratı aniden düşen Samet "Tek başıma korkarım karıcım koskoca ormanlık alan! Karşıma ne çıkacağı belli mi olur? Hem ben yaşlı bir adamım kendimi koruyacak yaşı geçtim. Bu durumda karıma ihtiyaç duyarım!" Yıllardır vazgeçmediği piç sırıtışını yüzünden düşürmeden karısına bakarken karısının o bakışlara hayır diyemeyeceğini adı gibi biliyordu.

Yasemin sanki isteksizmiş gibi ayağa kalktı. "İyi madem eşlik edeyim ihtiyar kocama! Neme lazım aslanlar kaplanlar çıkarda yer belki! Sonuçta Amazon ormanlarında yapacak yürüyüşünü!" Yasemin hazırlanmak için içeriye geçtiğinde Samet karısını ikna etmenin mutluluğunu yaşarken olayı gülerek izleyen çocuklarına baktı.

"Tebrikler baba yine annemi kandırmayı başardın!" Samet, Demirhan'a bakıp göz kırptı. "Siz siz olun başarıya giden yolda bütün savaş silahlarınızı kullanmaktan çekinmeyin. Hele de bu yol anneniz gibi bir kadına çıkıyorsa asla pes etmeyin!" Samet gerekli öğüdü evlatlarına verip, arkasına keyifle yaslandığında ne ara hazırlandığını anlamayan karısının birden bağırtısıyla yerinden sıçradı.

"Duydum seni kart zampara! Çocuklarıma düzgün örnek ol!"

"Bende evlatlarıma seni almak için ne kadar uğraştığımı anlatıyordum! Pes etmeyin dedim! Dayınız beni yıldıramadı sizinde başınıza öyle bir durum gelirse vazgeçmeyin dedim!"

Yasemin kocasına yemedim az daha uğraş bakışlarını atarken Samet hazırlanmış karısını hemen koluna takarak bahçe kapısından çıkartmaya çalıştı.

"Uslu durun eşek sıpaları! Uzun bir süre gelmezsek geçen sefer ki gibi ortalığı ayağa kaldırmayın!"

Arkasında kalan çocuklarına bağırarak uyarıda bulunan Samet her zaman olduğu gibi karısını sadece kendine ait kılmış hafta sonunun keyfini çıkartmaya başlamıştı..

                                                    ***
"Bebeklerim benim hoş geldiniz."

Narin kızlarının sürpriz yaparak bir hafta önce evine dönmesiyle mutluluktan havalara uçuyordu. Ankara'da okuyan kızı Seda ve yıllardır öz kızından ayırmadığı Gülüm'ü karşısında gördüğünde neredeyse bayılacaktı. Kızı hasretle annesine sarılırken "Dayanamadık sınavlar bitince erkenden kaçtık!" diye hem açıklama yapıyor hem annesinin huzur veren kokusunu içine çekiyordu.

Seda annesinden ayrılıp babasının güven dolu kollarına atladığında bacaklarını babasının beline sardı. Kapı gibi babası vardı. Çocukluğundan beri çok sevdiği sarılma şeklinden taviz vermeyen Seda babasının "Dur kızım evlenecek yaşa geldin hala aynısın!" diye homurtusuna kulak asmadan boynunu sıkmaya devam etti. Çünkü babası ne kadar öyle dese de içten içe onunda hoşuna gittiğini biliyordu.

Evlilik kelimesini duyduğunda yüreğine aniden çöreklenen sızı olanca keyfini kaçırmaya yetti. Gözlerine dolan yaşları hemen geri yollamaya çalışsa da babasının gözünden bu hali kaçmamıştı.

Babasının bakışlarını fark ettiğinde hemen gülüp durumu toparlama amacı duyarak "Çok özlemişim sizi" diye aslında yalanda olmayan cümleyi kurdu. Sinan kızının üzerine gitmek istese de karısının şimdi değil bakışlarıyla karşılaşmış bir koluna kızını diğer koluna Gülüm'ü takarak salona geçmeyi tercih etti.

Gülüm'ün ailesinden şiddet gördüğünü öğrendiklerinde sessiz kalmayan adamlar, genç kızın babasına ne yaptılarsa adam bir anda süt dökmüş kediye dönüşmüş ve Gülüm 18 yaşına geldiğinde Sinan evine almıştı. Kızın babası da memleketine göndermişti. O günden sonra arayıp tek bir haber bile almamıştı. Yokluğunu dahi aramayan Gülüm aile sevgisini bu güzel insanların arasında kalarak yaşıyordu..

Seda ile birlikte arkadaştan öte kardeşlik bağı kurmuşlardı. Aynı üniversitenin, farklı bölümlerine yerleşip ayrılmamışlardı.

Gülüm sırf Yakup Efe'ye inat hemşirelik bölümünü okurken, Seda hukuk okumayı tercih etmişti. Onlar liseye giderken kuzeni Barış hukuk okuyordu. Seda, Barış'ın etkisiyle tercihlerini hep hukuk üzerine yapmıştı. Hocalarından birisi mezuniyet sonunda kendi hukuk bürosunda çalışmasını teklif etmişti. Seda başta olumlu baksa da ilerleyen zamanlarda fikri değişmişti. Ne ailesinden ne Gülüm'den ne de geçmişinden vazgeçebilmişti. Babası zaten pek sıcak bakmamıştı başka şehirde temelli yaşamasına vazgeçirmek için elinden ne gelirse yapmaya karar vermişti ama neyse ki kızı kendiliğinden bu fikirden vazgeçmişti.

                                             ****

Başak üzerindeki ağırlığın verdiğini keyifsizlikle yatağında bir o yana bir bu yana dönüyordu. Kahvaltısını acıyan boğazlarından dolayı tam yapamamış hemen kalktığı yatağına geri yatmıştı. Fena grip olacaktı!

Geçen gün kuzeni İmran ile alışveriş sonunda koca bir dondurmayı terli terli yemiş ardından buz gibi suyu içip anca serinlemişti ve şu anda bu yaptığının aptalca olduğuna kanaat getirmiş cezasını çekiyordu. En iyisi ıhlamur içip terlemek diye düşünen Başak, yavaşça yatağından çıkıp mutfağa indiğinde annesinin telefonda konuştuğunu gördü.
Dolaplarda ıhlamur ararken bir yandan da kulağı annesinin yaptığı telefon konuşmasındaydı.

"Çok sevindim Narincim gözün aydın. İyi yapmışlar çok özlemiştik. Ahmet'le konuşurum canım mutlaka geliriz. Görüşürüz." Sevim telefonunu kapattığında arkasında duran kızının çekmecelerin içini karıştırıp savaş verdiğini gördü. "Ne aradığını sorabilir miyim?" diye alayla sordu. Başak cevap vermek için ağzını açsa da çıkmayan sesi boğazını daha da acıtıyordu. Suratında oluşan acı görüntüsünü gören Sevim ellerini beline yerleştirdi.

"Başımın belası! Bu sıcak havada nasıl hasta olmayı başarıyorsun bilmiyorum! Yine dondurma üzerine soğuk su içtin dimi?"

Sevim sinirle baktığı kızının haline haliyle acıdı. Gerçekten ayakta duracak hali yoktu. Kahvaltısını bile yarım yamalak yapıp sofradan kalkıp gitmişti. Yine dayanamayıp kızına sarıldı ve saçlarını öperek okşadı.

"Hadi sen git uzan bende şu çatal kaşık bölümünde arayıpta bulamadığın ıhlamuru demleyip getireyim!" Kızının mutfaktan bir haber oluşunu alttan alta iğneleyerek mutfaktan çıkarmaya çalışırken, Başak çıkmayan sesini zorladı. "Narin teyzem miydi arayan?"

"Evet bebeğim Seda ve Gülüm erken dönmüş. Bu akşamda kızların dönmesi şerefine hepimizi yemeğe davet etti ama sen bu durumdayken gidemeyiz sanırım arayıp söyleyeceğim!" Başak duydukları karşısında ne yapacağını şaşırmış halde "Hayır iyi olurum akşama kadar arama sakın!" diye aniden bağırdı. Annesi kızının verdiği ani tepki karşısında şaşırsa da üstelemedi.

"Size söylemedi mi geleceğini yani?" Annesinin ağzından laf almaya çalışmasını fark eden Başak bozuntuya vermeden sinsi bir bakış attı. "Sürpriz yapmışlar işte anne. Sürprizin tanımını biliyorsun herhalde!?" Sevim kendisinden de çakal olan kızına gözlerini devirmekle yetinirken, "Çok konuşmada hadi git yat!" diyerek söylendi.

"Ha bu arada, kızlar temelli dönüş yapmış. Orada işe başlama hayalleri yok olmuş. İşe burada devam edeceklermiş! Hani bilmek isteyenler olur ben söyleyeyim de!" Sevim elindeki ıhlamurları kaynayan suya atarken görevini layıkıyla yerine getirmenin rahatlığıyla gülümsedi.

Başak az önceki halsiz hasta halinin yerini çok farklı duygulara bırakmıştı. Seda'nın dönmesine herkesten çok sevinmişti fakat onun dönmesi demek bütün düzeni yerinden oynatmak demekti. Son hız soluğu abisinin odasında alırken kapıyı çalmadan içeri girdiğinde abisinin belinde havluyla banyodan çıktığını gördü.

"Başak insanların özel alanına saygı duymayı öğretemedim sana!" Genç adam kardeşinin düşüncesizce yaptığı harekete sinirle söylendi.

"Özür dilerim abim. Söyleyeceklerim yaptığım şeyi gölgesinde bırakacağı için yersiz sinirini bir kenara bırak ve anlatacaklarıma kulak ver!" Barış kardeşinin telaşlı konuşmasından duyacaklarının pek hayra alamet olmadığını anladı. "Bekle biraz." diyerek dolabından aldığı kıyafetlerle banyoya yöneldi. Bir süre sonra odaya geri dönen genç adam, yatağına oturarak derin bir nefes aldı. "Evet! Yine hangi ruh hastasının derdine takıldın anlat bakalım!" dedi.

Kardeşi annesi gibi psikoloji okuyordu. Dert dinlemeye, çözüm bulmaya bayılan Başak, daha mesleği eline almadan çevresinde kim varsa onların derdini dinler, çözüm bulamadığında ise abisinin kapısını çalmaktan asla vazgeçmezdi.

Barış kardeşinin konuşmasını sabırla beklerken, Başak kocaman açtığı gözlerini bile kırpmadı. "Valla sadece ben değil hepimiz takılacağız!" Bulmaca gibi konuşan kardeşinin dediklerinden bir halt anlamayan Barış sinirle ellerini iki yanında açtı. "Başak bilmece gibi konuşmada ne diyeceksen de dışarı çıkacağım! Müvekkilimle randevum var!" Genç adam yataktan kalkıp kapıdan çıkmak için bir adım atmıştı ki kardeşinin ağzından çıkanlarla durması bir oldu.

"Seda Ankara'dan döndü. Temelli!" Barış hortlak görmüş gibi kardeşine bakarken tekrar içeriye girip kapıyı kapattı. "Emin misin?" diye hayretle sordu. Abisinin sorusuna kafasını evet anlamında salladı. "Sağlam kaynaktan duydum. Az önce Narin teyzem annemi arayıp akşama kızların dönüşü için yemeğe davet etti. Yani bu demek oluyor ki sadece davet edilen.." Başak'ın yarım kalan cümlesini, Barış zorlanmadan tamamladı.

"Biz değiliz!"

Başak kafasını evet anlamında tekrar sallarken Barış hemen telefonuna sarıldı. Arayan soran yoktu. Kahretsin diye mırıldanan adam, müvekkiliyle de tam konuşacak zamanını bulmuştu.  Asistanı verdiği randevunun pazara denk geldiğini fark etmemiş başına iş açmıştı. Hala telefonu çalmadığına göre belli ki karşı tarafa haber ulaşmamıştı. Bu durumu can dostuna nasıl söyleyeceğini düşünmeye başlayan genç adam sıkıntılı bir nefes soludu.

"Arayıp söyleyecek misin?" diye sordu Başak sessizce. Arasa ne diyecekti? Yıllarca Seda'nın aşkıyla küle dönen dostunu hayata tam döndürdüm diye sevinirken, tekrardan yıkılmasına aracı olmayacaktı. Bunu yapmaya gönlü el vermezdi. Kendisi dile getirmese de bir şekilde duyulacaktı ve sonucunda neler olacağını az çok tahmin ediyordu!

                                      ******

Fırat havlusunu boynuna asarak yürüyüş bandında neredeyse koşmakta olan abisine gülerek baktı. Anlaşılan yine bir şeylere sinirlenmiş acısını aletlerden çıkartıyordu. Abisinin yanındaki boş banda çıkıp hızını sakin moda ayarlayarak temposunu yakalamaya başladı. Kardeşinin yanına geldiğini fark etmeyen Melih, boğaz temizleme sesini duyduğunda bakışlarını yanında duran kardeşine çevirdi.

Fırat'ın sorgulu bakışlarıyla karşılaştığında hızını yavaşlatıp normal yürüme moduna getirdi.

"Yine neye sinirlendin?" Kardeşinin sorusuna gülmekle yetinen Melih kafasını yok bir şey dercesine salladı. Fakat kardeşi peşini bırakmamaya yemin etmiş gibiydi. "Sabahta durgundun. Neyin var abi?" diye üsteleyen kardeşine minnetle baktı Melih..

Fırat tam anlamıyla kendisine hayrandı. Babasına bile bu kadar düşkün olmayan kardeşi, başına ne gelirse gelsin soluğu ilk abisi Melih'in yanında alırdı. Derdi olsun olmasın, her zaman abisinin fikirlerini almayı prensip haline getirmişti. Melih bu aileye sahip olduğu için kendisini çok şanslı hissediyordu. Onu evlatlık edindiklerinde daha dört yaşında olmasına rağmen her şeyi hatırlıyordu. Ona asla evlatlık muamelesi yapmayan kocaman bir aileye sahipti. Annesi Fırat'ı dünyaya getirmiş olmasına rağmen ondan vazgeçmemişti.

Fırat daha bir yaşında bile yoktu Melih onun ufacık ellerini tuttuğunda..

Babası, 'O senin kardeşin Melih.. Onu sen koruyacaksın, onun yolunu sen çizeceksin..' demişti. Melih çocukluk döneminde olsun, yetişkinlik döneminde olsun, kardeşinin elini asla bırakmamıştı. Kendisinin mutsuz olduğu zamanlarda bile Fırat'ı bir köşeye atmamış aksine dertlerini paylaşmıştı. Zaten bir o vardı bir de Barış.. Diğer kuzenleri de hayatında olanı biteni bilirdi ama Melih'in çekinmeden rahatlıkla konuştuğu bir onlar vardı.

Zaten hayatında olması gerektiği gibi yolunda giden başka hiçbir yanı yoktu. Ne sevdasına kavuşabilmişti, ne huzuru bulabilmişti.. Şu canına yandığının hayatında huzurla bir nefes alamamıştı. Sevdiğinin gözlerine bakıp ona olan aşkını haykıramamıştı. Elini tutup sıcaklığını hissedememişti. Ufacık çocuklar gibi korkmuştu! Dilinden aşk sözcükleri dökülmese de, gözleriyle yetim yüreğiyle sevip sarmıştı kıymetlisini..

Sarmıştı sarmasına da, karşılığını hiç alamamıştı! İşlemediği suçun hatta nedeni bile belli olmayan günahının bedelini yıllardır çekiyordu. Acımasızca ona sırt çeviren gönül yangınını içinde hapsetmişti. İçindeki sevda onu yaksa da kavursa da susmuştu.

Neden diye sormamıştı vurgun olduğu sevdasına..

Neden bir olamadık diye hiç soramamıştı..

Kafasındaki düşüncelerden aniden çıkıp yürüyüş bandının kapatma düğmesine bastı. Hala bir cevap bekleyen kardeşi de yürümesini durdurduğunda gülerek kardeşinin saçlarını karıştırdı.

"Yok bir şey genç adam! Yarın ki toplantıyı düşünüyordum." Yalan söylemeyi hiç sevmese de daha fazla düşünüp kederlenmek istemiyordu. Zaten bir hafta sonu vardı onda da spor yaparak kafasını boşaltmak istiyordu.

"Yusuf amcam proje hakkında bir şey dedi mi? Çizimin bence başarılıydı hele de Yaren teyzem onayladıysa bence hiç problem olmayacaktır!" Mimar olan Melih, ailedeki geleneği bozmayan tek kişiydi. Aralarında gerçekten kan bağı bulunmamasına rağmen yeteneğini sanki Yusuf ve Samet amcalarından almış gibiydi.

"Onay verdiler sıkıntı yok o konuda!" Boynundaki havluyla terini kurulayan Melih başka alete yöneldi.

"Hala Seda'yı düşünüyor musun?"

Kardeşinin ani sorusuyla yerinde kalan Melih, kalp ritminin bozulmasına engel olamadı. Halbuki sadece adını duymuştu.. Ah birde kendisini görebilseydi.. Alıp verdiği nefesi boğazına düğümlenmiş gibiydi. Onu unutmuş olma ihtimali bile aldığı nefesi zora sokuyordu. Acıyla gülümsedi..

"Düşünmediğim tek bir anım bile yok.."

Fırat abisinin bu haline üzülmekten başka bir şey yapamıyordu. Az önce annesiyle babasının konuşmalarına şahit olurken öğrendiği haberi abisine söylemekte kararsız kalmıştı ama o söylemezse illa ki başkasından duyacaktı. Herkesin içinde öğrenmesindense onun yanında öğrenmesini tercih etti.

"Peki ya karşılaşırsanız? O zaman ne olacak? Yıllarca köşe kapmaca oynadınız. Birinizin bulunduğu yerde öbürünüz beş dakika durup kaçtı. Hep böyle mi sürecek bu durum?" Israrla üzerine gelen kardeşine geçiştirircesine kafasını salladı. "Onu da zamanı geldiğinde düşünürüz!" dedi sessizce.

"O zaman düşünmeye başlasan iyi edersin!"

Kardeşinin dediğini anlamayan Melih, elindeki ağırlığı yerine bırakıp "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. Kalbi resmen ağzında atıyordu. Titreyen ellerini saklama ihtiyacı bile duymadı. Fırat diktiği gözlerini, abisinin meraklı gözlerinden ayırmadı. Derin bir nefes alarak devam etti..

"Kuş kafese geri döndü diyorum! Hem de temelli!"

-Bölüm Sonu-

^-^ Evetttt ilk bölümümüz geldi. Gençlerimiz büyüdü hepsinin bir hayatı var ve ben hepsini harmanlayarak size sunmaya devam edecgm :)

Öncelikle merak ediyorumm nasıl buldunuz? Olumlu olumsuz düsüncelerinizi sabırsızlikla bekliyorumm :)

Umarım beğenilerinizi kazanmışımdır..
Kucak dolusu sevgiler :)))

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro