Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

~Vukuat Var!~

Barış masasındaki dava dosyalarının düzenlemesini yaparken yarım saat önce Zeynep'ten istediği eksik dosyanın gelmesini bekliyordu.Son zamanlardaki dalgınlığının sebebini oldukça merak ediyordu. Tüm ısrarlarına rağmen ağzından tek kelime alamaması ise dizginlediği öfkesinin tekrar gün yüzüne çıkmasına engel olamıyordu.Homurdanarak masasından kalkıp kapıya doğru yürüdü.Tam koluna uzanmışken yerinde birkaç saniye durup gözlerini kapattı.

"Sakin ol Barış! Kız sana alışma sürecinde iyice korkup uzaklaşmasını istemezsin değil mi?" sessizce kapı ağzında kendi kendine konuşup içindeki adamı mantıklı olmaya davet ederek kapıyı usulca araladı. Görmeyi beklediği manzara tabi ki bu değildi!

Çünkü Zeynep yerinde yoktu!

Kafasını boş koridora doğru çevirdiğinde kulağına fısıltı şeklinde gelen sesler doldu. Adımlarını yavaşça sesin geldiği yöne doğru çevirdi.Ses çıkartmamaya özen göstererek koridorun sonunda sol tarafına ayrılan bölmeden dışarıyı seyreden Zeynep kulağında telefonuyla duruyordu.

"Lütfen Kenan bey.Biliyorum iki aydır ödemeleri düzenli yapamıyorum ama gerçekten zor durumdayım.Bana biraz daha zaman veremez misiniz?"

Barış duyduklarıyla zorla yutkunarak kenara gizlenip kızın konuşmasını dinlemeye devam etti.

"Hayır Barış beyin haberi yok kredi çektiğimden.Ayrıca maaşım sizin bankanıza yatıyor diye o kadar parayı çekebilmiştim hatırlıyorsanız.Kefil durumu söz konusu değil yani."

Barış duyduklarının ardından kararsız şekilde yerinde öylece bekliyordu.Şimdi gidip telefonu kulağından kapsa Kenan'a gerekli talimatları verse belki içindeki öfke yok olur giderdi ama bu sefer Zeynep'in suratını aylarca çekerdi. Odunluğun alemi yoktu.En iyisi kendi başına halletmekti. Sonrasında Zeynep hanıma gerekli hesabı sorup ondan bir şey gizlememesi gerektiğini öğretmekti..

Geldiği sessizlikte hızla odasına giren Barış yerinde sabırsızca oturup Zeynep'in yanına gelmesini bekledi.Çok geçmeden elinde ufak bir tepsi ve dosyayla gelen Zeynep yüzüne taktığı zoraki mutluluk maskesiyle Barışın yanına gelerek kahvesini masasına bıraktı.

"Afiyet olsun."

"Teşekkür ederim."

Zeynep Barışın kuru bir teşekkür etmesine alışkın olmadığı için biraz bozulmuştu.Genelde kahvenin ardından illa ki onun aklını başından alacak sözler söyler öpücükler çalmaya çalışırdı.Şimdi ise kuru bir teşekkür ederimden başka bir şey dememişti.

"Canın mı sıkkın?"

"Hayır.Yoğunum sadece.Hem canımın sıkkın olması durumunda haberin olurdu.Birbirimizden bir şeyler gizlersek ilişkimiz nasıl ayakta durur?"

Zeynep gözlerine dikilen keskin mavi bakışlardan istemsizce irkilmişti.Barışın dediklerine karşılık zoraki tebessüm edip başını sallamakla yetinerek kolay gelsin diyip hızla çıktı.Barış kaçar gibi giden kızın ardından hiç beklemeden telefonundan arkadaşını aradı.

"Oo avukat beyimiz merhaba. Yaşıyor muydun sen?"

"Merhaba Kenan!Yaşıyoruz çok şükür.Hiç uzatmayacağım lafı. Zeynep hanımın çektiği kredinin tamamını hesabımdaki paradan alıp kapatıyorsun.Gerekli imzaları boş bir zamanımda gelip atarım."

"Her çalışanına aynı muameleyi yapıyorsan keşke bankacı olmak yerine senin yanında işe başlasaydım!"

"Her çalışanıma yapmıyorum bu sadece ona özel!"

"Sonunda doğru yolu bulabilmişsin. Zaten biraz daha bekleseydin ben kapacaktım!"

"Kaşınma Kenan!Niye bana haber vermiyorsun? Kızı arayıp tahsilatı kesmeye çalışıyorsun?"

"Banka babamın mı oğlum? Prosedür gereği aramam gerekiyordu.2 aydır ödeme yapamıyor kız.Maaşına zam yap! Belli ki zor durumda."

Barış sıkıntıyla içine çöreklenen ağırlığı bir kenara bıraķıp "Neyse sen dediğimi yap.Büyük ihtimal yarın öğleden sonra uğrarım." diyerek aramayı sonlandırdı.. Şimdiki işi ise acilen kızın dilini çözmekti..

********** ******** ********* **
Öğle arasında gittikleri restaurantta sipariş ettikleri yemekleri beklerken Barış konuşmadan karşısındaki güzelliği seyrediyordu.Zeynep bu keskin bakışlardan hafifçe utanarak etrafına bakıp tekrar Barışın gözleriyle buluştu.

"Barış?Neden öyle bakıyorsun?"

"Seni seviyorum biliyorsun değil mi?"

Zeynep aldığı nefesi geri verememişti.Tamam sevdiğini biliyordu ama sorduğu sorunun cevabı bu olamazdı.Yani böyle bir cevap beklemiyordu. Pembeleşmeye başlayan yanakları Barışa harika bir manzara sunarken Zeynep sanki birileri duyacakmış da rahatsız olacakmış gibi sessiz tuttuğu sesiyle "Biliyorum ve.." devamını getirmek için birkaç saniye duran genç kız "Ve bende seni seviyorum." cevabını verdi.

Barış bu kızın masumluk adı altında verdiği savaşta ölecekti. Dudakları kıvrıldığında Zeynep "Buda can be adam! Şöyle gülme!" dememek için dudaklarını ısırmak zorunda kalmıştı. Tabi her şeyden habersiz yaptığı bu hareket Barışta ani bir değişime neden olmuştu. Bakışları kızın dudaklarına kaydığında dayanma gücünün son kırıntısına tutunmuş son zamanlarda doyamadığı dudakların hasretliğini çekmeye başlamıştı.

"Pekala.İnsan sevdiği adamdan neden yardım istemez?"

Genç kızın gülüşleri suratında donuklaşırken Barış masanın üzerinde duran narin elleri kendi ellerinin arasına aldı.

"Zeynep.Ben seninle hayatımı birleştirmeyi arzuluyorken sana güven vermeye çalışıyorken sen neden beni yok sayıyorsun?"

"Ben.Ben seni yok saymadım.Yemin ederim Barış.Bu yani bu benim meselemdi.Sana yük olamazdım"

Barış kontrol etmekte zorlandığı siniri gün yüzüne çıkmak için can atıyordu.Gözlerini kapatıp derince bir nefes alıp rahatladı.

"Zeynep ben çok öfkeli bir adamım biliyorsun! Ve farkındaysan hiç bana göre olmayan bir davranışta bulunuyorum.Seni Kenanla konuşurken duydum! O telefonu elinden alıp parçalamamak için zor durdum.Şuan sakin kalmaya çalışıyorum.Olurda ağzımdan seni kıracak bir şey çıkar işte o zaman ben yok olurum.Biterim! Sen benim için çok değerlisin.Sevdiğim kadınsın!Hayatımı birleştireceğim kadınsın! Sen acı çekerken bu hayattaki yükleri tek başına omuzlamaya çalışırken seni öylece izlememi nasıl beklersin benden?"

"Barış sen benim bu hayattaki başıma gelen en güzel şeysin. Varlığın bana bütün olumsuzlukları unutturuyor.Evet zor durumdayım!Evet kredileri ödeyemiyorum! ama karşına gelip bana yardım et kredilerimi öde diyemezdim.Üzgünüm.Sanma ki seni yok saydığımdan ya da değer vermeyişimden.Ben ailem öldüğünden beri tek başıma koskoca bir hayatı omuzlarıma yükledim.Alışkın değilim.Seni kırdıysam gerçekten özür dilerim."

Yerinden kalkıp kızın yanındaki yerini alan Barış usulca yanağını okşayarak akan yaşlarını sildi.
"Özür dilemeni istemiyorum ben sadece seni istiyorum.Her şeyinle. İzin ver bana! Omuzlarındaki yükü paylaşmama izin ver.Bırak ben sırtlanayım bütün derdini!"

Genç kız karşısındaki mükemmel adama baktığında içinden sessizce şükür duaları etti..Ne güzeldi sevgi denilen meret..Bu adamı beklediği zamanlar gözünün önüne geldiğinde yanaklarına yavaşça süzülen yaşlar sadece mutluluktandı..

"Ağlama güzel gözlüm.."

"Barış!Çok seviyorum seni" boynuna sarılan genç kız nerede olduğunu unutmuşçasına bütün aşkını hissettiği adama sıkıca sarıldı.Barış aynı şekilde kızı kollarının arasına hapsederken açıkta bıraktığı boynuna sıcak dudaklarını bastırdı. Geri çekilip "Bende güzelim bende seni seviyorum" diye fısıldadı.
Şuan içindeki huzuru anlatacak kelime yoktu.Son zamanlardaki mutluluğuna gölge düşürecek bir olay yoktu ta ki göz hapsine kapıdan giriş yapan kız kardeşi ve yanında Can denilen herif takılına kadar..

*********** ********** ************
Başak klinikte yaptığı tekli seansın ardından içi bunalmış şekilde masasına başını koyup gözlerini kapattı.Hayır yani ne vardı şu bölümü okuyacak? Ya da neden herkes aşk acısı çekiyordu? Biten evlilikler,terk edilen sevgililer, depresyona giren psikopat aşıklar..
Hiç mi başka bir derdi olmazdı insanın?Mesela iş bulamıyorum! Para sıkıntısı çekiyorum! Asosyal bir yaşantım var ne yapabilirim? İçime kapanık biriyim nasıl açılabilirim? Yok yani hep aşk hep terk edilme!

Derince bir nefes verdiğinde açlıktan isyan eden midesinden çıkan ses odada resmen yankılanmıştı! Kahvaltı bile edememişti.Hayır birde yazması gereken bir tezi vardı ve nasıl yetiştirecekti hiçbir fikri yoktu. Kapısı çalındığında başka randevusu olmadığı için şaşırmıştı. Gir komutunu verip dağılan saçlarını düzeltti.Açılan kapının ardından karşısında ummadığı kişi görünce ağzı O şeklini almıştı.

"Merhaba.."

Can bütün sevimliliğiyle odaya girip kızın karşısında durduğunda Başak konuşma yetisini kazanmanın peşindeydi.

"Senin burda ne işin var?Nerden biliyorsun burada çalıştığı mı?"

Can merhabalaşma şeklini böyle hayal etmemişti.Başak her zaman olduğu gibi sorularını peş peşe sıralamakta gecikmemişti!

"Bilmiyordum!"

Genç kız inanmayan bakışlarla adamı rehin tutarken Can pes edip ellerini iki yana kaldırdı.
"Pekala.Biraz sorup soruşturmuş olabilirim!" dediğinde izin istemeden kızın karşı koltuğuna oturup rahatça yerine yerleşti.

"Neden?"

"Psikolog değil misin?"

"E-evet.Ne olmuş?"

"Tamam işte benimde dertlerim var.Konuşup rahatlamak istiyorum!Randevu alacaktım ama dışarıdaki kız hastan olmadığını söyledi.Bende fırsat bu fırsat dedim.Uzunca konuşup derdime derman bulmaya geldim!"

Başak heyecanını belli etmemek adına girdiği savaştan kurtulmak için masanın ardından çıkıp adama pas vermeden askılıkta duran ceketini ve çantasını aldı.

"Üzgünüm canım senin bölümün bir alt katta psikiyatr bölümünde!İzninle aç karnımı doyurmam gerekiyor!"

"Ah işte bu duyduğum en güzel haber!Çünkü bende yemek yerken derdimi anlatmayı pek severim. Tamam bana uyar.Yemeğe çıkıyoruz!"

Adamın hevesli haline anlam veremeyen Başak yılgınca "Can?" dediğinde genç adam büyük bir sırıtışla "Efendim canım!" dedi.

"Ne istiyorsun?Cidden ne yapmaya çalışıyorsun? Tamam beni alt ettin. Kuzenimi kurtardın.Aileme kendini sevdirdin! Daha ne kaldı?"

"Seni istiyorum!"

Adamın ağzından dökülen cümle soluğunun kesilmesine neden olurken belli belirsiz "Ne?" diyebildi.

"Tamam çok hızlı oldu bu dur unut o dediğimi!Pekala başlangıç olarak arkadaş olamaz mıyız? Dur dur! Reddetme hemen.Yemeğe çıkalım orda anlatayım sende beni psikolog olarak dinle tamam mı? Başka bir şey için zorlamıcam söz veriyorum! İzci sözü!"

Başak küçücük bir çocuk karşısında kendisini ikna etmeye çalışan adama daha fazla kayıtsız kalamamıştı. "Tamam!"

"Yani belki ikna etmek için zorlayabilirim.Ya Başak neden bu kadar zorsun? Yemek yicez bak hem en sevdiğin tatlıyı da ısmarlarım dondurmalı sufle geçen sefer pek bi iştahlı yemiştin!"

"Can tamam dedim."

"Sosu da gayet kıvamındaydı ha tamam mı? Gidecek miyiz şimdi kabul ettin yani?"

Adamın sersem tavrına gülümseyerek "Her an vazgeçebilirim!" dediğinde Can kızın önünde hafifçe eğildi.

"Önden buyurun küçükhanım.."

Geldikleri restauranttan içeriye girdiklerinde garsonun boş bir masaya doğru yönlendirmesiyle etrafına bakarak adamın peşi sıra yürüyordu.Can kızın sandalyesini oturması için çektiğinde hafifçe tebessüm ederken saniyesinde gülümseme yüzünde donup kalmıştı.Çünkü çaprazındaki masada kırmızı gören boğa misali burnundan soluyan abisiyle göz göze geldi.

Can yerine geçip önüne gelen menüyü eline aldı.Hortlak görmüş kızın suratına baktığında bir terslik olduğunu anlayan Can kızın bakışlarının kitlendiği noktaya kafasını çevirdi ve bingo! Barış Aksoy kendisini kök hücresine kadar ayırmaya sahip bakışlarını üzerine bir ok misali fırlatıyordu. Yanındaki güzel bayansa kolundan tutmuş kendisine bakmaya zorluyordu.

"Abinin suç kariyeri falan var mı?"

"Suç kariyerini bilmemde dizginleyemediği bir öfkesi olduğu kesin.Şuan Zeynep onu tutabiliyorken bence kaçıp kurtulma şansımız var ne dersin?"

"Saçmalama Başak! Unutma ilk kural neydi? Sen doktorsun ben hasta!

"Her hastamla böyle şık bir yerde yemek yemem ben!"

"Ama ben her hasta kategorisinde değilim.Özel hastanım!"

Başak adama deli görmüş gibi bakarken aynı sırada kolundan çekiştirilip yerinde zorla duran bir adet Barış vardı.

"Yavrum bıraksana kolumu. Yapıştın koala gibi."

"Bırakmam Barış.Önce sakin ol. Çocuk değil o.Koskoca genç kız."

"Tamam sakinim ben güzelim hadi bırak beni de ufak bir cinayet işleyip geleyim!"

Zeynep çakmak çakmak gözlerle adama sinsice yanaşıp sırf arkadaşının hayatını kurtarmak adına bütün cilvesini ortaya sermekte gecikmedi.Elini adamın yanağına koyarak okşadı.

"Hayatım lütfen dedim ama beni kırıcak mısın yani?"

Kızın ağzından çıkan hayatım kelimesiyle süt dökmüş kediye dönen Barış "Kız sen var ya ölmüş adamı diriltirsin şu canına yandığım cilvenle ama şimdi bana müsaade et ve uslu dur.Ofise geçince hayatın sana o zaman bu işvenin cilvenin karşılığını verecek!" sandalyesinden kalkan Barış ciddi bakışlarıyla kızı yerine sabitledi "Bekle!" diyerek çaprazındaki masaya ilerledi.

"Geliyor!Allahım sen koru. Yaşanacak o güzel günleri bana nasip et! Amin!"

Barış masanın yanına hızlı adımlarla gelip alayla "Sevgili kardeşim?" dediğinde Can'ı hiç kale almadı.

Başak abisinin tepesine dikilmesiyle aptal gibi sırıtıp sanki normal bir durumdaymış gibi "Merhaba abicim.Ne var ne yok?" diye sordu.

"Gördüğün gibi ben ve öfkem var! Sizde ne var ne yok?"

Can bu ikiliyi bir süre seyrettikten sonra ayağa kalkıp hafifçe boğazını temizledi.

"Merhaba Barış.Nasılsın? Bizde Başakla güzel bir yemek yiyelim demiştik.Aslında yanınıza gelecektik ama rahatsız etmek istemedik.Öyle değil mi canım?"

"Canım mı?" Barış ve Başak aynı anda Can'a bakıp soruyu sorduklarında Can masumca gülümsedi.Başak işte şimdi bittim derken abisinin açılan ağzından bir laf çıkmadan araya girdi.

"Abicim Can bey hastam olur öyle sandığın gibi değil.Yemek saatine denk gelince öyle yemekte seansı gerçekleştirelim dedim.Dedik! Öyle değil mi Can bey?"

"Evet kardeşinizin hastasıyım! Özel hastası!"

Can öyle bir hastasıyım demişti ki Barışın gözleri daha ne kadar açılabilirdi bilmiyordu.Bu adam canına susamıştı net!

"Başak yürü Zeynep'in yanına git.Bugünkü seansı ben vereceğim!"

Genç kız korkuyla abisinin koluna yapıştı."Abi?" Barış bakışlarını karşısındaki adamdan ayırmadan "Git dedim!"cevabını verdi.

"Otur bakalım Can bey! Kardeşime hastalığınız hangi boyuta ulaşmış anlayalım!"

Can keyifle masaya tekrar oturduğunda Başak ve Zeynep korkulu gözlerle ikiliyi uzaktan dualarla izliyordu.

"Barış hiç uzatmıcam.Kardeşinden hoşlanıyorum.Kendisine itiraf etmedim sadece arkadaşlığını istedim.Başlangıç olarak tabi.Onu paylaşmakta sıkıntı çekebilirsin benimde böyle güzel bir kardeşim olsaydı bende başta kabullenemezdim ama korkup geri adım atacakta değilim o yüzden şu bakışlarından vazgeçmeni öneririm.Zorlu bir dönemden geçtim halada toparlanmaya çalışıyorum bu süreçte o da beni kabul ederse hayatımda Başak gibi bir kıza yer vermek istiyorum."

"Daha bir kere gördün ve hemen hoşlandın öyle mi?"

"Bir kere görmedim! Bizim tanışmamız sizinle tanışmamızdan çok önce gerçekleşti!"

"Açık konuş!"

Can nasıl tanıştıklarını ve bir kere de karşılaştıklarını anlattı tabi sufle sos detaylarını atlamıştı anlatırken..Anlatacakları biterken önündeki su dolu bardağı dudaklarına götürüp sakince içti.

"Şimdi yoluma taş mı koyacaksın? Yoksa kardeşini benimle paylaşmaya razı mı olacaksın?"

"Gözü kara delikanlısın.Bu yönün takdire şayan ama" bakışları çaprazında kendisine dolu gözlerle bakan kardeşine kaydı. Bugün olmazsa yarın mutlaka birisine gönlünü kaptırmayacak mıydı sanki? Aşk kapıyı çalarken evde var mısın yok musun sorusunu sormuyordu ki? Kendisi aşkını delice isterken kardeşine nasıl aşık olma izin vermiyorum diyebilirdi?

"Ama?"

"Gerisini bence çok iyi anladın! Eğer kabul ederse ki kardeşimi az çok tanıyorsam çoktan kapılmış sana! Onu üzecek herhangi bir yanlışında her abinin yapacağından daha fazlasını yaparım! Ve umarım bu hoşlantın sırf iş ortaklığımız yüzünden değildir."

Can bunu duymayı gerçekten beklemiyordu.Elinde hala tuttuğu bardağı sinirle masaya vurduğunda parçalanmaması büyük şanstı.

"Siktirme işini! Öyle bir şeyi aklımın ucundan bile geçirecek bir adam değilim ben!"

"Birde abisine öfkeli der.Kardeşim belasını bulmuş! Hani sen hoşlantı falan diyorsun ya teşhisi yanlış koymuşlar birader senin hastalığın ileri düzeyde son safhasına dayanmış.Ona göre tedavini ol!"

Barış masadan kalkıp kızların bulunduğu yere doğru geldiğinde Başak utancından kafasını kaldıramıyordu.Kardeşinin bu haline üzülsede tavrından taviz vermeden "Bak bana."dedi.

Kafasını kaldırıp ağlamaklı gözlerle "Özür dilerim." diye fısıldadı.Daha fazla dayanamayan Barış,kardeşine yaklaşıp alnına kısa bir öpücük bırakıp geri çekildi.

"Hadi git karnını doyur.Akşam konuşuruz tamam mı?"

Başak kafasını olumlu anlamda sallayıp usulca yanlarından ayrılınca Zeynep cevap bekler suratıyla Barışa bakıyordu.

"Bakma öyle.Sanırım bizim çocuklardan biraz ders almalıyım. Kardeşlerini başka hırbolarla paylaşma dersleri!"

"Teşekkür ederim.Sen mükemmel bir abisin,sevgilisin.." Zeynep adamın göğsündeki yerini alıp kollarını beline doğru sardı.Kızın kedi gibi göğsüne sinmesine dayanamayan adam yerinde sabırsızca kıpırdandı.

"Hadi kalk ofise geçelim de şu işvelerin bana nasıl bir etki yapıyor uygulamalı göstereyim.."

******* ******* ******** *****
Başak mahcup şekilde masasına geri döndüğünde Can sanki bir şey olmamış gibi gülümsemeye devam ediyordu.

"Kusura bakma umarım can sıkacak bir şeyler dememiştir."

"Demedi merak etme."

"Hastam olduğuna inandı mı yani?"

Kızın safça sorusuna karşılık bozuntuya vermeyen Can "Uzun vadede hastan olduğuma inandı." dedi.

"O da ne demek?"

"Senden hoşlandığımı ve yoluma engel olmak yerine destek olmasını seni benimle paylaşması gerektiğini söyledim! O da kabul etti."

Eline aldığı çatal şangır şungur yeri boylarken gözleri yuvasından fırlamıştı.Hoşlandım mı demişti şimdi bu adam? "Ne dedin an-anlamadım?"

"Kabul et.." adamın lafını kesip "Onu sormuyorum Öncesinde ne dedin?" diye sordu.

"Başak.Bak bundan aylar öncesinde bir ilişkim vardı ama bu çok yakın bir arkadaşlığın ilerlemesi sonucunda olmuştu.Yani ikimizde birbirimize değer veriyorduk seviyorduk ama aşk yoktu.Bu sevgi iki sevgilinin birbirine duyduğu o saflıkta değildi anlatabiliyor muyum? Zaten onun kalbi benimleyken başkası için atmaya başlamıştı.Bende aradan çekildim ve bunu yaparken tereddüt dahi etmedim.Sana olan hislerim ise onunla kıyaslanamayacak düzeyde.Birbirimizi tanımamız için dediğim gibi önce arkadaş olabiliriz.Bir adım atmak istiyorum yeni hayatıma yeni başlangıçlara seninle yürümek istiyorum."

Ne diyeceğini ne tepki vereceğini şaşırmıştı.Gerçekten utanmıştı.Bu zamana kadar kendisiyle birlikte olmak isteyen teklif eden çok kişi olmasına rağmen nedense ilk kez utanmıştı.Kızın sessizliğine bozulan adam sabırsızca yerinde kıpırdandı.

"Bir şey söylemeyecek misin?"

Başak ne istediğinden kesinlikle emindi.Kendiside boş değildi sonuçta.Hem abisi de öldürmeden bıraktıysa belki ikisi içinde bir şans olabilirdi ve bu şansı sonuna kadar kullanmak istiyordu.

"Sanırım bende senden hoşlandığımı itiraf etmeliyim.Seni tanımak istiyorum ve bu yolda seninle yürümeyi kabul ediyorum özel hastam.."

********** ********** ***********
Giray alarmın sesiyle gözlerini açsa da beynini bir türlü ayıltamıyordu. Başı çatlayacak derecede ağrıyordu.Bedenine öküz oturmuş bütün gecede kalkmamış gibi bir havası vardı.Zorla yutkunduğunda boğazlarının acısına suratını büzüştürdü.

"Kahretsin!" diye mırıldandığı duyduğu sese inanamıyordu. Anneside dün akşam ablasında kalmıştı.Telefonunu yanındaki komodinin üzerinden alıp hızlı arama tuşuna basarak Demiri aradı.Görev icabı ilk ulaşması gereken o olunca ilk arama devamlı Demirhan olurdu.Uzun bekleyişin ardından açılan telefondan arkadaşının neşeli sesi gelirken kendi sesinin çıkmayışına kısa bir küfür savurdu.

"Lan cenabet arıyorsun madem konuşsana!"

"Kayınço ölüyorum lan ben! Hastayım oğlum kafayı kaldırcak halim yok.Şevket amirime söyle en sevdiği komiseri yatak döşek yatıyormuş de.Artık bugünlük seninle idare etsin!"

"Geber Giray!"

"Üzülürsün sonra yiğidim!"

"Lan hakket sesinde baya kötü. Neyse var mı ihtiyaç geleyim mi?"

"Hee gelde bi tarhana falan pişiriver anlar mısın?"

"Hazır çorba neyine yetmiyor lan! Paşa torunu!Şaka bir yana çok ağırlaşırsan haber ver!"

"Tamam,hadi beni özle!" anında telefonu kapatan Giray telefonun ekranına bakıp "Ulan seni ne arıcam? Mis gibi hatunum varken sana mı kaldık!" diyerek bu sefer Nergisin numarasının üzerine geldi.Birkaç ses denemesinin ardından iyice hasta modunu ayarladı ve beklemeye başladı. Açılan telefondan daha Nergisin sesini duymadan lafa girdi.

"Alo! Nergisssss ıhhhh ölüyorum yavrum! Kocik adayın kocikin olmadan göçüp gidiyor bu diyarlardan ıhh haaapşuuuuu!!!"

Giray çarpılmamak için bir yandan dua ederken bir yandan da yalan değil ki hastayım sonuçta diyerek kendisini avutuyordu.

"Ay Giray sen misin gerçekten? O ses ne Allah aşkına!"

Giray kızın ilk tepkisinin sesine verdiği için homurdandı."Ah özür dilerim.Uzun bir süre sahne hayatıma ara vermek zorundayım. Çocuklarımızın rızkını sen kazanırsın dimi yavrum?"

"Giray dalga geçmede ne oldu sana böyle dün sesin gayet iyiydi!"

"İnce hastalıkmış Nergis.İnce ince belli etmeden nüfuz etmiş hücreme ilacımda senmişsin.Sabah öğle akşam gece alabildiğim kadar Nergis alacakmışım.Hadi gel yanıma sabah öğünüm kaçmasın!"

"Giray ince ince uçarım şimdi sana! Anneni aramadın mı?"

"Ihh yok hapşuuuu!Aramadım kadın onca yoldan sabah sabah telaş yapıp gelmesin dedim yaşlı kadıncağız hapşuuuu! Nasıl yorarım ben anamı ıhhh hem sen varken yaşlı kadına nasıl gel derim hapşuuuu!" #DirenGiray Nergisin gardını düşürmeye az kaldı!

"Ya aşkım benim nasılda kötü olmuş.Tamam hayatım salona daha geçmemiştim yarım saate gelirim.Kalkma sakın sen."

İşte bu kadar!

Giray gözlerinde cirit atan şeytanla yattığı yerden doğruldu.Yani sonuçta hastaydı ama o kadarda değildi.Ufacık bir masum beyaz yalanın kime zararı olabilirdi ki? Keyifle banyoya girip kendini duşa attı..

Duştan çıkıp hızlıca rahat bir eşofman takımı giyip yastığını ve olmazsa olmaz kareli battaniyesini alıp salondaki rahat koltuğuna kuruldu.Eliyle saçlarını dağıtıp hasta görüntüsü verip saatini bekledi.Yarım saat dolmak üzereydi her an zile basılabilirdi derken beklediği zilin sesi kulağına doldu.Hızla ayağa kalktığında kapıya doğru yaklaşıp adımlarını yavaşlattı.Boynunu sağ tarafına belirli bir açıyla eğip gözlerini hafifçe kapattı.

Nergis yoldan uğradığı manavdan bulabildiği bütün vitamin içeren meyveleri toplamış son olarakta eczaneden adamın içebileceği soğuk algınlığı ilaçları almıştı. Elleri kolları dolu olan Nergis kapının ardında manav Rüstem gibi beklerken kapıyı açan sevdiği adamın yüzüne acıyarak baktı.

"Hoş geldin yavrum öhö öhö!" yalandan öksürüğünün etkisiyle tahriş olan boğazı acıdığında yalanı gerçeğe dönme ihtimali çok yüksekti.Nergis poşetleri kenara bırakıp "Canım çok kötü görünüyorsun ya hastaneye mi gitsek?" diye hüzünlü gözlerine bakarken Giray içten içe çiftetelli oynamaya başlamıştı.

"İyiyim Nergis.Sen geldin ya yeter!" kızın belinden çekip vücuduna yasladığında kısa kalan boyu adamın göğsüne yaslanmıştı. Saçlarına bir öpücük koyup geri çekildi.Suratındaki adi sırıtışın farkına vardığında anında eski haline dönüp somurtarak salona doğru yürümeye başladı.

"Gelirken ilaç falan aldım.Bir şeyler hazırlayayım ye sonrada ilaçlarını içersin."

Nergis kollarını sıvayıp kenara bıraktığı poşetleri hızla alıp mutfağa geçti.Giray salonda kızı beklerken mutfaktan gelen tıkırtılarla kafasını kaldırıp mutfağa giden koridora şöylece bir baktı.

"Ulan kız yanımda dursun diye çağırdım.Mutfakta zaman öldürüyor iyi mi?" fısıltıyla konuşurken bir yandan da girişi gözetliyordu.Nergis bir anlarsa numara çektiğini o zaman canına ot tıkardı işte..

Sessizce yerinden doğrulup mutfağa doğru adımladı.Kapının pervazına yaslanıp mutfağında salınıp kendisine çorba pişiren kızı öylece seyretti.Mutfağına pek bir yakışıyordu.Annesi şu manzarayı görse mutluluktan ağlardı herhalde.Aradığı helal süt üreten kızdı sonuçta.Nergiste gayet helal süt üretebilme potansiyeline sahipti..

Yavaşça kızın arkasından sarıldığında Nergis irkilerek önünü adama doğru döndü.
"Niye kalktın iyice kötü olacaksın! Eğil bakayım ateşin var mı?"

Nergis elini kaldırıp adamın önce alnına koydu.Sonra yanağına koydu ama beklediği ateşi hissedemedi. Annesinin yaptığı gibi bu sefer dudaklarıyla bakmak için parmak uçlarında yükseldi.Dudaklarını suratındaki birkaç bölgeye değdirdi.Yine hissedemedi!

"Yanıyorum Nergis!Alev alev!"

"Ateşin yok Giray!"

"Bir daha bak! Mümkünse dudaklarımdan olsun! Bir yerde okumuştum en çok oradan hissediliyormuş!"

Giray dudaklarını öpmek için büzüştürmüş gözlerini de kapatmış gelecek olan öpücüğü bekliyordu.
Beklediği dudaklar gelmeyince tek gözünü açtı.

"Hadi yavrum.Neyi bekliyorsun?"

"Bende bir yerde okumuştum öpüşmek ateşi daha da yükseltiyormuş.O yüzden olmayan ateşlerin daha da yükselmesin canım!"

"Nergis yanıyorum sen hissedememişindir! Hem senin beni zorla duşa falan sokman gerekiyordu.Böyle utanman gerekiyordu beni yıkarken falan.Romanlarda öyle olmuyor muydu?"

"Kafanı tencereye sokmadan git yat yoksa gerçekten yanacaksın!"

"Öpücük?"

Kepçeyi kendisine doğru sallayan Nergisi gören Giray son hız salonda almıştı nefesi.. "Yine yemedi ya!" homurdanarak eline kumandayı alıp televizyonu açtı.Hala söylenmeye devam ediyordu.

"İnanma sen inanma!Hastayım ben ateşimde var.Yanıyorummmm ulaynnn!!!"

Mutfağa doğru çaktırmadan söyleniyormuş gibi bağırıp sesinin kıza ulaşmasını sağlasa da Nergis kıkırdamakla yetiniyordu. Birde telaşlanıp üzülmüştü.Gerçi sesi bozuktu büyük ihtimal hafif soğuk algınlığı geçiriyordu ama öyle konuşmuştu ki sanırsın 3 günlük ömrü kalmıştı!

Yaptığı çorbayı kaseye koyan Nergis gözüne ilişen acı biberle kafasında birden gazino ışıkları yanıp sönmeye başladı..Kasenin içine bolca boşalttığı biberi iyice çorbaya karıştırdı.İçinede ekmek doğrayıp görüntüsünü kaybetti. Tepsiyi alıp içeriye geçtiğinde Giray hala homurdanmakla meşguldü.

"Al bakalım koca bebek.Nefis şifalı çorba yaptım senin için! Bunu iç yarım saate şak diye ayaklanırsın!"

"Hı hı sen bana inanma hala! Ateşim var benim!Hapşuu!"

"Toprağın bol olsun aşkım!"

Giray kafasını hızla Nergise çevirip sinirle "O ne biçim laf kızım! Çok yaşa derler!" dedi.

"Çok yaşayıp napcan aşkım az yaşa sağlıklı yaşa!"

"Ah Nergis ah ben ölüp gitsem yedimi bile beklemezsin sen!"

Düşüncesi bile genç kızın içini titretmeye yetmişti.Bu adamı kaybetmek demek hayatının sonu demekti. Zorla yutkunup "Çok konuşmada soğutmadan iç!" diyerek kafasındaki kötü düşüncelerden kurtulmaya çalıştı.

Kaşığı kaseye daldırıp büyük bir iştahla dudaklarına götürdüğünde ilkkez Nergisin elinden yapılmış olan bir yemeği yiyeceği için istemsizce heyecanlanmıştı.Kıza bakıp gülümseyerek çorbayı ağzına tıktı. Gülümsemesi yüzünde donarken dilinden başlayıp midesine giden yolun alev alıp yanmaya başlaması saniyelerini almamıştı.Ciddi ciddi öksürüp önündeki suya saldırınca Nergis oscarlık performansıyla adamın sırtına vurdu.

"Ay helal aşkım helal! Ne oldu?"

Tepsiyi kucağından fırlatırcasına kaldırıp karşısındaki ufak sehpaya bıraktı."Nergis ne kattın buna Allah aşkına?"

"Aşkımı kattım aşkım!" Nergisin sesi o kadar masum çıkmıştı ki Giray yanan ağzını burnunu çoktan unutmuştu..

"Zehir zemberek kızım senin aşkın!Ölümüm olacaksın Nergis!"

Az önceki masum halinin yerini anında cadı kimliği aldı."Beni kandırmanın cezası olsun! Ne kadar telaşlandım haberin var mı?"diye çemkirdi.

"Napim yavrum.Azcık ilgi istedim zaten yalnız kalamıyoruz.Hem şöyle bir evimde salın istedim. Senin mutfakta öyle bana çorba yapman falan içimi ısıttın be güzelim.Böyle neler hayal ettim bilemezsin!"

Nergis anında erimişti.Bu adama can mı dayanırdı?"Neler hayal ettiğini biliyorum Giray bey!" derken sinsice gülümsedi.

"Biliyorsan şifamı bekliyorum hala Nergis hanım! Neyi bekliyorsun?"

Giray genç kızı belinden tutup sınırlarına doğru çekerken bedeninde hissettiği kırgınlık buhar olup uçmuştu.Bu kız kesinlikle şifaydı.Yakınlaştıkça ciğerlerine dolan kokusu huzurun adresiydi.Mutluluğunun temeliydi.

"Hastalığını bulaştırırsan o zaman sorarım sana!" Nergis dudaklarının üzerinde kıpırdamadan duran dudakların alayla kıvrılmasını hissetti.Adamın verdiği cevapla ise benliğini çoktan kaybetmişti..

"Hastalıkta sağlıkta yavrum sözüm söz.."

******** ******** ******** ********
Yakup Efe heyecanından yerinde duramıyordu.O gün Gülümün ona çıkar bir yol bul demesi üzerine aklına gelen tek bir yol gelmişti ki o da zaten hep istediği bir olaydı. Sadece zamanını biraz geri çekmişti hepsi buydu.Gülüm koşulsuz ona evet diyecekti.Buna zaten emindi o yüzden korkusu yoktu.Şuan için tek korkusu Sinan amcasındandı.Onda da babası bir şekilde kurtarırdı herhalde. Sonuçta bir tanecik oğluydu ve Sinan Aslana yem etmezdi.Zaten kendisi yanarsa beraberinde peşine taktığı yardakçısı da yanacaktı.

Yakup Efe bu oyunda büyük emeği olan adama minnet duymadan edemedi..İkna etmesi zor olmuştu ama sonucu muhteşem olmuştu..O anları hatırlayınca gülümsemesi suratında büyüdü..

Günlerce düşünmesinin ardından kimden yardım isteyeceğini bulmuştu.Son zamanlarda Melih ve Sedanın durumundan dolayı herkes gerginken birde kendisi sorun çıkartmak istememişti.Ve aklına gelen ilk ismi yardım istercesine arayıp buluşup aklındaki planı teker teker anlatmıştı.

"Yıllardır babanın elinden sağ olarak kurtuldum ama Sinanı karşıma aldığıma inanamıyorum!"

Önündeki çayından bir yudum alan Samet yeğninin aklına uyduğuna hala inanamıyordu!

"Sen bir yolunu bulursun amca!"

Kendisini gaza getirmeye çalışan çakal yeğenine alaylı bir bakış attı."Adamın çeyizini görseydin böyle konuşmazdın! Hala zamanın varken gel söyle."

"Olmaz kararım kesin. Evlenmemize karşı çıkmazlar ama istemesiydi sözüydü nişanıydı boku püsürü bitmez o tantana o kadar vaktimiz yok! Ayrıca o babası olacak adama dersini böyle vermeyi uygun gördüm! Yoksa kızı kertiğimidir her ne zıkkımsa onunla baş göz edeceklerdi. Anlattım sana!"

"Peki neden kurban olarak ben bi anlatsana!"

"Amca bari sen yapma!Halamla evlenebilmek için yurtdışına kaçmayı bile göze alan adamdan başka kimden yardım isteyecektim!"

Samet bu kadar cesaretli oluşuna lanet etti.Sonucu ne olursa olsun yinede yardım edecekti."Tüm evraklar hazır mı?"

"Evet.En geç üç gün içinde nikah kıyılması şart amca arkadaşına söyle.Babası Cuma akşamı gelecekmiş."

Samet elindeki dosyayı alıp mekandan uzaklaşırken içten içe yeğeninin giriştiği cesarete hayranlık duymadan edememişti. Kimse ondan öyle bir şey beklemediği için ufak bir kıyamet kopabilirdi ama bu durumda kendisini kim kurtaracaktı işte o konu hakkında hiçbir fikri yoktu!!

******* ******* ********** *********
Görkemle beraber nikah salonunun bekleme odasında oturmuş ikide bir kolundaki saate bakıp duruyordu.

"Nerede kaldı bunlar?"

"Sakin ol Elif mesaj attı işte. Gelirler birazdan." Görkem arkadaşını sakinleştirirken diğer tarafta ise Elif aynı durumu çekiyordu.

Takside arkadaşının bütün homurdanmalarına kulağını tıkamış sanki kendi nikahı olacakmış gibi heyecan yapmıştı.

"Ben niye geliyorum anlamadım. Birde bana giydirdin bu elbiseyi! Kızım gelinden başka beyaz giyen olur mu hiç?!"

"Ama çok yakıştı.O beğendiğin siyah elbiseden kat kat güzel ayrıca bu tam gelin beyazı değil kırık beyaz!"

"Ay çok fark etti! Hem o gelin çiçeği neden sende?"

"Hım şeyden ben yaptım bunu.Kır çiçekleri olsun dedi.En yakın arkadaşım ya ben yaparım dedim!Hadi ama asma suratını izin gününün tadını çıkartıyoruz."

"Akşamı düşünüyorum Elif. Babamlar yola çıkmıştır.Yakup Efe'de bir şey anlatmadı. Amcamlara da söyleme diyince anlatamadım.Zaten malum bir sürü olay oldu adamın canını birde ben mi sıkacaktım!"

"Üzülme şekerim.Yakup hoca bana bırak dediyse vardır bir planı.Hah geldik işte ilerde inebilir miyiz?" elindeki parayı adama uzatıp taksiden indiler.

Nikah dairesinin giriş kapısına ağır adımlarla yürüyen Gülüm masumca çaprazında fotoğraf çektiren çifte baktı.Kızın üzerinde gelinlik yoktu ama giydiği beyaz uzun elbisesiyle çok güzel duruyordu.Etrafındaki 7-8 kişiyle mutlulukla gülümsüyor elindeki evlilik cüzdanıyla pozlar veriyordu. Biran kendisini hayal etti.Kızın yerinde olmayı o kadar çok istemişti ki durduğu yerden büyük bir hasretlikle manzarayı izlemekten kendisini alıkoyamamıştı.Elif'in kolundan çekiştirmesiyle uzun koridorda hızla yürümeye çalıştı.Büyükçe bir kapının önünde durduğunda kapı birden açılıp içeriden Görkem hocayı görmesiyle şaşıran Gülüm ağzını açmışken arkasından ittirilmesiyle açık kapıdan dalış yaptı.Kapı dışarıdan çekilip kapanmasıyla ne olup bittiğini anlamayan Gülüm şaşkınca kapanan kapıya bakıyordu.

"Hoş geldin!"

Arkasından duyduğu sesle yerinden sıçrayan Gülüm ağzından çıkan ufak bir çığlıkla arkasını döndü.

İşte şuan bayılabilirdi!

Yakup Efe giyindiği siyah takım bir elbiseyle karşısında gördüğü bütün damatları gölgede bırakacak yakışıklıktaki görüntüsüyle karşısında duruyordu.Ne olduğunu sormasına gerek yoktu. Anlamaması için aptal olması gerekirdi. Zaten şu zamana kadar anlamaması büyük aptallıktı!

Yakup Efe kızın dolan gözlerine masumca tebessüm edip iki adımda karşısına gelip ellerini ellerine kenetledi.Gülüm sımsıkı kapalı tuttuğu gözlerini ısrarla sıkıyor gelen yaşları geri ittiriyordu.

"Aç gözlerini Gülüm.."

Adamın aşk dolu sesi kulağına geldiğinde bedeni baştan aşağı titredi..Kafasını iki yana sallayıp inatla daha da sıktı göz kapaklarını..

"Hayır,hayır!Bir şey söyleme lütfen.Eğer bu rüyaysa ben uyanmak istemiyorum."
Genç adam kızın çocuk gibi dudak büzmesine gülümsedi.

"Aşkım rüya değil.Buradayız kanlı canlı karşındayım.Bak!" kızın sağ elini kaldırıp kalbinin üzerine yerleştirdi.Kalp atışlarını avuçlarının içinde hissedince yavaşça araladı gözlerini..

"Hisset..Senin için çırpınan kalbimin atışlarını hisset.."

Gülümün bir eli adamın yanağında bir eli kalbinin üzerindeydi.Yakup Efe de aynı pozisyonu alırken dışarıdan görülen manzaranın tek adı aşk olurdu.

"Gülüm..Benim ilkim..Benim sonsuzum..Çocukluğum,gençliğim bütün ömrüm..Benimle evlenir misin?Beni eşin olarak kabul eder misin?"

Gözlerini biran olsun ayırmadığı mavilere gülümseyerek baktı.Daha fazla dayanamadı isyan bayrağını çeken göz yaşları aheste adımlarla süzüldü yanaklarından..Hiç bekletmedi sevdiği adamı beklemesine gerekte yoktu..Bunca yıldır beklediği yetmemiş miydi?

"Evet!" cevabını verirken dudaklarının arasından yağ gibi kayarak çıkmıştı kısa ama anlamlı kelime..

"Evet! Evet! Bin kere Evet!" Ardı ardına evetlerini sıralarken sıkıca sarıldı kahramanına..
Dokunuşlarında öpüşlerinde kaybolurken iki yangın yürek kapının hafif tıklanmasıyla geri çekildiler birbirlerinden..

"Vakit geldi." Elif arkadaşına gülerken Gülüm hızla sarıldı kıza.Teşekkürlerini ederken hala hem ağlıyor hem gülüyordu.Bütün sıkıntıları kuş olup uçmuştu sanki..Sağ eli adamın ellerinin arasında kaybolurken arkadaşının uzattığı gelin çiçeğini eline alarak nikahın kıyılacağı salona geçtiler..

Herkes masada yerini almıştı.Elif Gülümün şahidi olurken Görkem en yakın arkadaşının meslektaşının şahidi olmuş onların mutluluklarına vesile olmuşlardı.
Nikah memurunun sorularını heyecanla mutlulukla yanıtladılar. Toplamda beş dakika bile sürmeyen seremoni sanki bir ömür gibi gelmişti her ikisinede.. Nikah memuru cüzdanı Gülüme uzattığında tebrik ederek nikah akdini tamamlayıp uzaklaşmıştı.

Yakup Efe ceketin iç cebinden çıkarttığı kutudan aldığı yüzükleri Gülümün parmağına taktı..Aynı şekilde Gülümde yüzüğü titreyen elleriyle zorlukla adamın parmağına takabilmişti.

"Seni seviyorum Bayan Haznedaroğlu!" Gülümün cevap vermesine fırsat bile vermeden ateşli öpücüklerine kurban etmişti kızı..

Nikahtan sonra bir yerde oturup vakit geçiren gençler hala bu gerçekliğe inanamıyordu.Sonunda evlenmişlerdi.Gülüm kimseden habersiz bu işe kalkıştığına pişman değildi sadece onlarında yanlarında olmasını istemişti. Bütün ailesi bir arada olsa daha da mutlu olabilirdi..Bundan daha büyük mutluluğu nasıl kaldırırdı bünyesi bilmiyordu ama akşam hesap vakti geldiğinde o mutluluğun yerini hüzün almasından da korkuyordu.

Akşam olduğunda arkadaşlarına teşekkür edip yanlarından ayrılan taze gelin damat arabalarına atlayarak evin yolunu tuttu.Yakup Efe gayet sakin ve rahat tavrıyla Gülümün dikkatini çekti.

"Nasıl söyleyeceğiz? Önce size mi gitseydik?"

"Herkes sizde toplandı merak etme.Bir avazda kurtulacağız!"

Genç adam pis pis sırıtırken Gülüm duyduğu acı gerçekle midesine giren kramp yüzünden suratını büzüştürdü.İyice korkmaya başlamıştı.Mutluluğuna gölge düşecek diye ciddi anlamda üç buçuk atıyordu.Yarım saat sonra evin bahçesine girdiklerinde bahçede sıra sıra arabaların olduğunu gördü.Demek herkes toplanmıştı korkuyla arabadan inen genç kız son bir gayretle bütün cesaretini topladı.Gözlerini kapatıp birkaç saniye rahatlamak için kendisine izin verdi.

"Her şey yoluna girecek!" kulağına dolan sesle hafifçe gülümseyerek gözlerini açtı.Kendisine uzatılan eli tutarak eve doğru yaklaştılar.

Her şeyden habersiz olan aile sakinleri ise şuan evlerinde bulunan Gülümün babası yanında yapılı ağa babası gibi bir herif ve bir adet çelimsiz genç bir çocukla Sinanın karşısında hesap soran gözlerle bekliyorlardı.

"Sana bir daha gelmeyeceksin demiştim! Yıllar geçti be adam? Şimdi mi aklına geldi kızın olduğu?"Sinanı zar zor zapt eden arkadaşları araya girmiş adamı evden yollamaya çalışıyorlardı.

"Kız benim kızım! Artık evlenecek yaşa geldi.Bu da kertiğidir.Bizde söz namustur Sinan Bey! Ben şimdiye kadar sözümü tuttum. Kızdan uzak durdum.Şimdi diğer sözümü tutma vaktidir.Gülüm aha bu çocukla evlenecektir.Son sözüm budur!"

Açılan kapıdan içeri süzülen Gülüm ve Yakup Efe adamın dediklerine şahit olmuşlardı.Önündeki kalabalıktan korkup adamın arkasına doğru saklanan Gülüm içinden bildiği duaları ediyordu.

"Kızın kimseyle evlenemez bey baba!"

Sessizliğin içinde yankılanan sesin kaynağına dönen topluluk karşılarında el ele durmuş çifti görünce kimisi durumu çakmış kimisi yok artık yapmış olamazlar! gibi türlü fikirleri saniyesinde beyinlerinden geçirmişlerdi.

Yaşlı adam bu çocuğu oldu olası sevmezdi! Yaşına başına bakmadan kapısına gelip onu tehdit ettiği günü dün gibi hatırlıyordu! Şimdide karşısına geçmiş kızının evlenmesine mani oluyordu!Kalabalığı yarıp öne doğru çıkan adam sinirle bağırdı.

"Sen kimsin ki kızımın evliliğine karışıyorsun?"

Genç adam bütün kartlarını açık oynuyordu.Cebinden çıkarttığı nikah cüzdanını adamın gözüne sokarcasına uzattı ve topu doksana çaktı.

"Türk Medeni Kanunun vermiş olduğu yetkiyle bugünden itibaren nikahlı kocasıyım!"

-Bölüm Sonu-

Bağırınnnn ulannnn Yakup Efe diyeeee😄😄😄

Evetttt Yine bir bölümün sonuna geldik.Umarım beğenmissinizdir. Sonunda birileri evlendi bakalim ailelerin tepkisi ne olacak hatta Samet bu işten nasıl kurtulacak sizin kadar bende merak ediyorumm 😆😆

Yeni bölümde görüsmek üzere..
En güzele emanetsiniz ❤❤

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro