~Tehlike Kapıda~
^-^ Merhaba tatlı okurlarım..
Öncelikle, kandiliniz mübarek olsun. Bu mübarek gece de bütün dualarınızın kabul olması dileğiyle.. Rabbim tekrarını nasip etsin..❤
Bölümler artık büyük ihtimal pazar akşamları gelecek. Daha önce dediğim gibi işe başladım. O yüzden haftaici yetiştirmem cok zor oluyor.. Anlayışınız için tesekkür ediyorum sizi bölümle başbaşa bırakıyorum..
Yeni gelen okurlarım hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz ❤
Oylarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyin. Genç kurguda 300 500 derken 83 lere kadar geldik sayenizde❤ cok Seviliyorsunuz.. 😍
Adam, her yanı siyah renklerle bezeli odasında yorgunca oturuyordu. Ruhu gibi odasıda karanlıktı. Bütün renklerini daha 9 yaşında kaybetmişti. Dünyasındaki en güzel renkler, annesi ve kardeşini kaybettiği gün puslu camlar ardında kalmıştı.
Masasında oturmuş, karaya çalan gözleriyle annesinin elinde kalan tek fotoğrafına öylece bakıyordu. Çektiği günü dün gibi hatırlıyordu. Heyecanla kardeşinin doğacağı günleri annesiyle birlikte sayıyordu. O günkü heyecanını hiç unutamıyordu. Nasıl unutacaktı? Artık ona oyun arkadaşı gelecekti, birlikte araba yarışları yapacak, ona maç yapmayı öğretecekti. Ona karışan biri olduğu zaman, onu hep koruyacaktı. Hayalleri o lanet gecede yerle bir olmuştu. Annesine atılan iftirayla bütün hayatları değişmişti. Ne annesini, ne beklediği kardeşini koruyamamıştı. Annesini bir kurşuna kurban verirken, kardeşinin akıbetinden haberi bile yoktu..
Kader, doğduğu anda ayırmıştı iki kardeşin yolunu..
Hayatla bağlantısını kestiği için, açılan kapıyı bile fark etmemişti. Kadın kocasının yine eskilere kapılıp sürüklendiğini, daha kapıdan adımını atmadan anlamıştı. Yaralı Berdan'ı.. Bu hayattaki tek şansıydı kocası..
"Hayatım?"
Yamacına kadar sokulan karısının varlığıyla döndü dünyaya. Ne ara kopmuştu hayattan anlayamamıştı.
Burnuna dolan huzurun kokusunu ciğerlerine çekti, her zaman yaptığı gibi alnından öptü helalini..
"Hoş geldin kadınım!"
"Hoş buldum caniçim. Niye dalgınsın ters bir durum yok ya?"
"Yok yavrum. Dalmışım öyle."
"Ne zamandan beri karına yalan söyler oldun Berdan ağa?"
Berdan, karısının öfkeli suratına baktı. Ne zaman sinirlense ona ağa olarak hitap ederdi. Berdan ağalık vasıflarını hiç kabullenmemişti. Babasına duyduğu öfkeden dolayı, ailesini geride bırakmış, oradaki yaşantısına geri planda durmayı tercih etmişti.
"Affet hanımağam!" Berdan gülüp karısının kolundan çekerek kucağına oturttu. Derin bir nefes verip tekrar annesinin fotoğrafına baktı.
"Geçmişim yakamdan düşmüyor ki rahata ereyim! Benim bu dünyada başka ne derdim olabilir?"
"Berdan! Senin suçun değildi, biliyorsun. Daha 9 yaşında masum bir çocuktun. Suçlama artık kendini!"
"Koruyamadım onları Füsun. Annemi de daha gözlerini dünyaya yeni açan kardeşimi de koruyamadım! Avuçlarımdan kayıp gitti ikisi de! Daha yeni doğmuş bebeği ne yaptı bilmiyorum. Öldürdü mü, sağ mı bıraktı bilmiyorum! Sağ bıraktıysa nerede? Şimdi ne yapıyor? Bilmiyorum. Ölü bile olsa bir mezarı var mı onu bile bilmiyorum! 27 yıl geçti Füsun, koskoca 27 yıl! Bir yanım hep eksik! Ve eksik yanım hiçbir şekilde tamamlanmıyor en çokta zoruma giden bu!"
Gözü yaşlı haliyle baktı kocasına! Koskoca Berdan Özçakır çocuk gibi ağlıyordu karşısında! İçi parçalanıyordu yiğit kocasının bu hallerine ama elinden bir şey gelmiyordu. Başını çekip yasladı göğsüne. Bir çocuğu avutur gibi okşadı saçlarını..
Bir süre kıpırdamadan kafası karısının göğsüne yaslı şekilde bekledi. Geri çekilip, derin bir nefes aldı. "Neyse, Berat nerede?"
"Rıza abisinin yanına gitti. Arabaya bindirme sözü vermiş geçen gün. Oğlun tam bir araba delisi!" Kadın, kocasının donuk gözlerinin yerinin tekrar canlandığını görünce gülümsedi. Ne olursa olsun kendisine ve oğluna çok farklıydı Berdan. İşini, üzüntüsünü asla evine getirmezdi.
"Babası da sana deli! Onu ne yapcaz?" karısının dudaklarına yaklaştığı anda kapısı birden açılınca, oğlu "Babaaaa!" diyerek koşmaya başladı.
"Aslanım gelmiş"
"Araba sürdüm ben hemde büsbüyüktü. İnanmıyosan Rıza abiye sor!" 5 yaşındaki oğlu babasını ikna etme çabasına girmişti. Adamın keyifle dudakları kıvrıldı. Çalışmayan arabayı nasıl sürdün diye sorup ufaklığını üzmek istememişti.
"İnanıyorum aslanım. Aferin sana. Daha sonra birlikte süreriz tamam mı?"
"Tamam ama senin gibi sürmek istiyorum, dışarıda olsun tamam mı?"
"Onunda zamanı gelecek. Anneyi üzme, yemeklerini ye büyü ondan sonra!"
Çocuk hevesle kafasını sallayarak babasını öpücüklere boğdu.
"Abi?" Rıza konuşmak için izin isterken Füsun hemen anlamıştı durumu. Gitme zamanı gelmişti. "Neyse biz gidelim artık. Akşama görüşürüz hayatım!"
Karısını yolcu ettikten sonra, odada adamıyla kalınca, az önceki ruh halinden sıyrılmıştı. "Söyle!"
"Abi, bu avukatı dediğin gibi hallettik. Diğer firmayla anlaşmış bizim anlaşmaları falan şüphelendiğimiz gibi karşı tarafa aktarmış. Sonuç olarak çok büyük bir kaybımız yok. Tabi yeni avukat bulmak dışında!"
Berdan, oturduğu yerde kıpırdandı. "Tamam geçen gün Cihan önermişti birisini. Neydi adı?"
"Barış Aksoy abi. Ama adamın nefes alacak vakti yokmuş. Hem asistanıyla konuştuk hem kendisiyle. Cihanın yönlendirdiğini söyledik o da başka bir avukat önerdi. Kuzeniymiş. Kendisi kefil oldu. Dişli bir avukatmış Seda hanım!"
"Bayan istemiyorum Rıza!"
"Abi. Erkek avukatları da gördük. Hem adam kefilim dedi. Cihanda önerdiğine göre bir deneyelim derim."
Adam, gözlerini kapatıp yüzünü sıvazladı. Hiç mi hayırlı gitmezdi işleri? Koca bir nefes verdi. "Peki. Gidin getirin hanımefendiyi, tanışalım. Bi acı kahvemizi içsin bakalım!"
"Emrin olur abi!"
Adam, aslında hayatını değiştirecek olaydan habersiz emrini vermiş, fitili ateşlemişti. Koltuğuna yaslanıp, beklemeye koyuldu..
***** ******* ******* *******
Seda, ofisinde sabah rutin işlerini hallederken, şoförü ve aynı zamanda özel koruması Mustafa, kapıyı çalarak içeri girdi. Seda genç adama gülümseyerek baktı. Babası birkaç ay önce ayarlamıştı Mustafayı. Genç çocuğa kanı hemen kaynamıştı. Köyden getirdiği nişanlısıyla babasının ayarladığı evde yaşıyordu. Kimi kimsesi olmadığı için Melihle ikisi bütün görevleri üstlenmiş nişanlısı Aleyna ile evlenebilmesi için nikah tarihlerini bile almışlardı.
"Gel Mustafa. Dediğim gibi konuştun mu kızla?"
"Babanızdan izin almadan bu işe girişmeyelim derim. Hem sizi bırakıp gidemem!"
"Mustafa! 1 saatte gidip geleceksin. Eğer gidemezsen haber verelim birisine getirsinler. Korkma, babamın adamları sağlam tiplerdir!"
"Korktuğumdan değil de Aleyna, nasıl desem korkar, çekinir. Zaten içine çok kapanık birisi."
"Tamam işte. Git sen al nişanlını. Haftaya nikahın var, kızı elbiseyle mi oturtacaksın nikah masasına?"
"Hiç gerek yoktu Seda Hanım. Gerçekten biz hallederdik."
Seda bezgince kafasını hayır anlamında salladı. Masasındaki telefonu havaya kaldırıp, "Hangisini arayayım. Babamı mı? Melihi mi?" diyerek tehditvari sesiyle adama baktı.
Mustafa, kaçışının olmadığını anlayınca pes etmek zorunda kaldı. "Tamam gidiyorum. Siz dışarı çıkmayın."
"Tıp Mustafa tıp! Acele et bak bugün boş günümdeyim. Şu gelinlik olayını halledelim biran önce." Genç adam hızla kafasını sallayıp odadan çıktı.
Aradan yarım saat geçmemişti ki kapısından üç tane yarma gibi adam giriş yaptı. Seda, ayağa kalkıp sorgularcasına bakıyordu. En öndeki esmer adam, masasına yaklaşarak, "Seda hanım?" dedi.
"Evet, siz kimsiniz?"
"Berdan abimizin selamı var. Ufak bir meseleyi çözmek için, sizinle kahve içmek istiyor."
Seda, duyduğu ismi hafızasında hızlıca tarattı. Öyle birini hiç duymamıştı. "Doğru yere geldiğinize emin misiniz? Berdan abinizi tanımıyorum! Hatta kahve içmek hiç istemiyorum!"
"Avukat değil misiniz? Bence doğru yerdeyiz. Çok vaktinizi almayacaktır zaten."
Seda, hemen telefonuna yapıştı. "Polisi aramam gerekiyor sanırım!"
Adam yanındaki iki adamına kafasıyla onay verince iki adam kızın yanına giderek kollarından tuttular. Seda çırpınsa da iki çam yarması karşısında hiç şansı yoktu!
"Bırakın beni! Lanet olsun. İmdat!"
"Bacım korkma. Güzellikle dedik illa zor yolu seçtin! Bir saat sonra getireceğim tekrar seni!"
Arabaya bindikten sonra Seda elleriyle adama vursa da etki etmediği kesindi. Telefonu da ofiste kalmıştı. Nasıl yardım isteyecekti? Berdan abi dedikleri kimdi? Konuşacakları ne olabilirdi ki? Acaba Eren geri mi dönmüştü? Korkuyla ağlamaya başladı genç kız. Titreyen dişleri birbirine çarpıyordu. Tek umudu Musatafanın döndüğünde babasına ulaşmasıydı..
Çok geçmeden galerinin önüne geldiklerinde arabadan önce adamlar indi. Seda inmekte hala direniyordu. Kolundan çekilerek arabanın içinden dışarı çıkartıldı. Etrafında bir sürü adam vardı. Lüks arabaların bulunduğu mekana girdikerinde hızla etrafı inceledi.
"Şehir eşkıyaları! Bırakın dedim size!"
Seda, son gücüyle adamın bacağına tekme attı. Rıza, eliyle bacağını sıvazlarken, artık sinirinin son demindeydi.
"Yahu bir dur be bacım! Alt tarafı bi konu konuşacak Berdan abimiz!"
Seda, ikide bir duyduğu şu Berdan denilen adamı merak etmişti. Kendisine böyle şeyleri yaşattığı için iyice sinirlendi.
"Bana baksana sen! Senin Berdan abin kim? Ne hakkı var beni böyle kaçırmaya? Siz daha beni tanımıyorsunuz! Ama siz durun! Ölmek için dua edeceksiniz!"
"Rıza! Noluyo oğlum?"
Seda sesin geldiği yöne doğru bir dönmüştü ki, keşke dönmez olaydı! Buda neyin nesiydi böyle? Kamera şakası falan mı yapılıyordu kendisine? Gözlerine inanamadı. Birkaç kere kırpıştırdı tekrar baktı. Olmadı kapattı içinden saydı ona kadar tekrar açtı! Bu kadar benzerlik normal miydi?
"Merhaba küçükhanım. Neden bağırdığınızı öğrenebilir miyim?"
Sedanın dili tutulmuş gibiydi! Ağzını birkaç kez açtıysa da kelimeler dökülmedi bir türlü dudaklarından. Adam kendisine şaşkınca bakan kıza kaşlarını çatarak baktı. Sonra Rızaya döndü.
"Abi hanımefendi inat etti gelmemek için. Bizde biraz zorladık yani."
Seda kendisini zorla toparlayıp adama öfkeyle, "Maganda mısınız siz? Bu ne saygısızlık! Bir bayanı dağa kaldırır gibi getirtiyorsunuz!" dedi.
Dişli avukat dedikleri bu kızsa eğer gerçekten işine yarayabilirdi. Adamlarına, kızı zorla getirdikleri için hesap sorma işini sonraya bırakarak, kıza döndü.
"Kusura bakmayın Seda hanım. Bizim çocuklar kibarlıktan anlamazlar! Buyrun odama geçelim en baştan anlatayım derdimizi!"
Seda, ürkek adımlarıyla adamı takip ederek, bir üst kata çıktı. Adam kapıyı açarak önce Sedanın geçmesi için kenara kaydı. Seda, adamın gözlerine baktığında, tüyleri ürperdi. Kendisine yabancı gelmeyen bu gözler fazla donuktu. Hemen kaçırdı gözlerini, kapıdan girdi. Berdan, masasının arkasına geçerek yerine oturdu. Seda hala siyahlarla kaplı odayı inceliyordu. Ellerini önünde buluşturup adama baktı. "Oturun, lütfen." Genç kız, adamın isteği üzerine masanın hemen önündeki tekli deri koltuğa yavaşça oturdu.
"Ne içersiniz?"
"Hiçbir şey!"
"Lütfen, adamlarımın kusuruna bakmayın. Acil bir avukata ihtiyacımız vardı. Barış Aksoy önerdi sizi. Kuzeniymişsiniz. Doğru mudur?"
Seda, Barışın adını duymasıyla içi azda olsa rahatlamıştı. "Evet ama.."
"Haber vermemiş anlaşılan. Zaten çok yoğunmuş o yüzden sizi önerdi. Dediğine göre dişli bir avukatmışsınız bana da öyle biri lazımdı." Adam resmi olarak tanışma için elini uzattı.
"Berdan Özçakır!"
Genç kız, kendisine uzatılan ele baktı. Buz kesen elini tereddüt ederek uzattı. "Seda Aslan"
Adam, kızın soy ismini duyunca aklına geleni sormak istedi ama sustu. "Ülkede tek Aslan soyisimli o değildir herhalde" diye sessiz düşünerek susmak zorunda kalmıştı..
"Bakın derdiniz ne bilmiyorum ama, kaçırılır gibi getirildim. Telefonum ofisimde kaldı. Bana ulaşamazlarsa kötü şeyler olur. İzin verirseniz eğer bir tel.." adamın masasındaki telefon çalmaya başlayınca Seda susmak zorunda kaldı.
Berdan, hızla telefonun ekranına baktığında tanımadığı bir numarayla karşılaştı. Normalde açmazdı ama içinden bir ses açmasını söyledi. Hemen cevapladı aramayı. Karşısındaki ses ölüm kadar soğuktu.
"Berdan Özçakır?"
"Evet! Kimsin?"
"Benim olanı alma cesaretini gösterdiğine göre çok çabuk unutmuşsun beni!"
Berdan, sinirle oturduğu yerden ayağa kalktı. Hangi densiz kendisiyle böyle konuşabilirdi?! "Senin olan derken?" diye sordu. Aldığı cevap ise nefesini kesmeye yetmişti.
"Kızım! Berdan, kızım!"
Berdan, arkasını döndüğü an Sedayla göz göze geldi. Az önce ülkede tek Aslan soyadlı o değildir herhalde teorisi çöp olup gitmişti. Ne demişti az önce bana ulaşamazlarsa çok kötü şeyler olur diye! Ne kadar doğru bir laf demişti. Adamın telefondan doğru öfkeyle soluduğunu duyabiliyordu. Kelimeler dudaklarından zorla döküldü.
"Abi!?"
"Abine sokturma lan bana! Ne yaptığını sanıyorsun sen?"
Sinan haberi aldığından beri, yerinde duramıyordu. Mustafa arayıp durumu izah ettiğinde karşısında kim varsa öldürmemek için zor durmuştu. Kızın ofisindeki kameralardan bulmuştu adamları ve o adamların kime ait olduğunu. Sinan için onları bulmak bebek işiydi. Adamların Berdan Özçakıra ait olduğunu ögrendiğinde ise oldukça şasırmıştı. En son adamı gördüğünde, Berdan daha 19 yaşında delikanlıydı. Hem okuyordu hem Amerikadaki şirketinde ufak tefek işler yapıyordu. Ailesini reddettiği için, tek başına ayaklarının üzerinde duran bir çocuktu. Oldukça zengin olmasına rağmen, Sinanın yanında çalışması hiç zoruna gitmiyordu. Sinan o zamanlar baya yardımcı olmuştu bu delikanlıya. Sinan Türkiye'ye döndükten sonra da hiç karşılaşmamışlardı.
"Bi yanlış anlaşılma olmuş abi. Bizim adamlar.."
"Geliyorum birazdan yüzüme anlatırsın derdini!"
Sinan telefonu kapattığı anda Berdan derin bir nefes aldı. Seda adamın değişen suratına merakla baktı. Lafıda yarım kalmıştı. Acaba devam etsemiydi? Yine ağzını açmıştı ki kapı birden açıldı gözleri yerinden fırlayan Rıza denilen adam içeriye girdi.
"Abi, çok feci bir şey olmuş!"
"Ne olmuş Rıza?"
Rıza kıza bakıp patronuna döndü. Kesin öldürecekti kendisini. Zorla yutkundu. "Şey abi! Küçükhanım Sinan beyin kızıymış!"
"Deme ya?"
"Valla abi. Diğer şirkette ne kadar adamımız varsa derdest etmiş abi. Buraya geliyormuş ordusuyla!"
"Bak sen!"
Berdan, yavaş adımlarla Rızanın karşısındaki yerini aldı. Rıza ellerini önünde kenetleyerek, "Affet abi, bilemedik!" dedi.
"Rıza! Eğer abi geldiğinde beni kazığa oturtmazda kurtulursam, o kazığa seni ben oturtcam! Şimdi siktirgit gözüm görmesin!"
Seda ağzından kaçan kıkırdamayla eliyle hemen ağzını kapattı. Demek babası ordusuyla geliyordu. Berdan, kızın yanında küfür edince hafifçe utandı. "Pardon küçükhanım!"
"Önemli değil. Demek babamı tanıyorsunuz."
Adam, babanı tanımayan mı var dememek için zor tutmuştu kendisini. Kısaca bahsetmeye karar vererek yerine oturdu.
"Evet. 1 sene kadar Amerikadaki şirketinde çalıştım. 19 yaşındaydım hem okuyordum hem çalışmak zorundaydım. O zamanlar rahmetli dedeniz başındaydı. Babanız ara ara gelirdi. O sıralar tanışmıştık. Dedenize şoförlük bile yaptım."
"Aileniz peki? Orada mı yaşıyordunuz?"
"Hayır. Ailem yok, öldüler."
"Başınız sağolsun."
Kapının ardındaki hareketlilikle dikkatleri dağıldı. Kapı son hızla açılınca Sinan ardında Ersin ve Okanla belirdi. Seda ayağa kalkıp babasının sinirli ve telaşlı haliyle karşılaştı. Hemen gidip sarıldı babasının heybetli bedenine. Sinan kızına sıkıca sarılıp geri çekildi.
"İyi misin? Bir şey yaptılar mı?"
"Hayır, hayır iyiyim baba bir şey yok."
"Hoş geldin, Sinan abi"
Sinan, bakışlarını adama çevirdi. Hafızasındaki görüntüyle uzaktan yakından alakası yoktu. En son 19 yaşındaki halini hatırlıyordu. Adamın uzattığı eli sert bir şekilde sıktı. "Hiç hoş gelmedim Berdan! Boş geldim diyelim!"
Berdan, adamın arkasında yığılan ordusuna baktı. Alayla gülümseyerek "Bu boş halin mi abi?" dediğinde, Sinan "He yani illa kaşı beni diyosun!" cevabını verdi.
"Hiç değişmemişsin abi."
Sinan, karşısındaki adama aklına yığılan bir sürü soruyla baktı. Tepeden tırnağa süzdü. "Sen baya değişmişsin. Hatta fazla değişmişsin. Ne zaman döndün ülkeye?"
"Mardindeydim 9 senedir. Dönmek zorunda kaldım." genç adam kısaca konuşup sustu. Sinan kızına bakıp, aklına gelenle cebinden telefonunu çıkartıp uzattı.
"Melih aradı birkaç kez. Söylemedim meraklanmasın diye. Ara ama bahsetme durumdan."
Seda telefonunu babasından alarak dışarı çıktı. O telefon ederken, odada kalan Sinan ve Berdan sessizce bakıştılar.
"Kusura bakma abi. Kızın olduğunu bilmiyordum. Acil avukata ihtiyacımız vardı. Barış Aksoy küçük hanımı önerince konuşmak istedim."
Sinan kaşlarını çatarak adama baktı. "Barışı nereden tanıyorsun?"
"Tanımıyorum. Onuda bizim birader var o önerdi. Geçen gün kız arkadaşına araba almaya geldiğinde laf lafı açtı. O söyledi. Kesin tanırsın şu Soydanların varisi."
"Cihan mı?"
Berdan evet dercesine başını salladığında Sinan hayretle baktı. O sıra kapıdan giren Seda yavaşça koltuktaki yerini aldı. Berdan bütün durumu izah ederek konuşmasını bitirdiğinde, Seda önce babasına bakarak onayını istedi. O onay vermezse işi kabul edemezdi. Sinan, başıyla onaylayınca Seda'da gönül rahatlığıyla kabul etti. Bir süre daha durumun detaylarını öğrendikten sonra vedalaşarak galeriden çıktılar. Seda merakla babasına döndü. Acaba o da farketmiş miydi? Sormakla sormamak arasında gidip gelirken Sinan kıvranan kızına baktı.
"Fark ettim!"
Seda fırlayan gözleriyle babasına baktı. Sesli düşünmediğine yemin edebilirdi. "Normal mi sence bu kadar benzerlik?"
"Olabilir. İnsan insana benzermiş kızım. Sen düşünme bunları. Kimseye de bahsetme mümkünse. Telafisi mümkün olmayan olaylara sebep açmayalım!"
Seda babasının dediklerine hak verip susarken, Sinan bu işi kendi çözmek için kızını susturmuştu. Berdanın hikayesinin bir kısmını biliyordu. Herkes annesinin öldüğünde çocuğun da öldüğünü biliyordu. Kendi hariç! Yıllar önce Berdan, rahmetli babasına anlatırken kulak misafiri olmuştu. Annesinin ölmeden doğumunu gerçekleştirdiğini ama babasının çocuğu alıp ortadan kaybolduğunu eve geldiğinde ise bebeğin olmadığını söylemişti. Bu işi kimselere duyurmadan çözmesi gerekiyordu. Eğer o gece doğan çocuk Melih ise, hayatı baştan aşağı değişebilirdi. İyi mi olurdu bilinmez ama ne olursa olsun böyle bir abiye sahip olduğunu bilmek, öğrenmek onunda hakkıydı!
******* ****** ****** *********
Nihan, Ayşen teyzesiyle alışverişe çıkmış rahat iki nefes almıştı. Evden dışarıya adımını attırmayan bir abiye sahipken birde onu destekleyen bir sevgilisi vardı! Demir, her akşam kızı görmek için eve geliyor dışarıya çıkılacaksa ordu halinde çıkılıyordu. Artık nefes alamaz hale gelmişti. Alışveriş bahanesiyle Ayşen teyzesinin peşine takılmıştı. Tabi arkasında koruma ordusuyla! Kadın alışveriş sepetini doldururken, Nihan aç kediler gibi kadına döndü. Yaşlı kadın, anında anlamıştı kızın kendisinden bir şeyler isteyeceğini. Gülümsedi.
"Yumurtla bakalım!"
"Ben üst kata çıksam. Kitap baksam biraz. Elimdekileri bitirdim. Sen alınacakları alana kadar gelirim!"
"Tamam ama çok oyalanma." Nihan mutlulukla parlayan gözleriyle gülümsedi. Kadına sıkıca sarılıp sulu sulu öpücükler kondurdu. Standların arasından dolaşıp kapıya yaklaştı. Hızla kapıdan çıkarak yürüyen merdivenlere yöneldi. Zaten kitapçı bir üst kattaydı. Çok oyalanmadan içeri girdi. Raflarda dizili kitaplara usulca göz gezdirdi. Beğendiklerini seçerek ayırdı. Kitap kokusunu çok severdi. Burnuna götürüp kokladı. Mutlulukla gülümserken yanından geçen birisinin koluna çarpmasıyla elinde zorla tuttuğu kitapları yere düşürdü. Sinirle çarptığı kişiye bakınca orta yaşlı bir adamı gördü. Bağırmaktan hemen vazgeçti.
"Özür dilerim kızım. Dengemi kaybettim."
Nihan, adama baktı. 50 yaşlarında gayet bakımlı bir adamdı. Sesini toparlayıp, "Sorun değil. İyi misiniz?" diye sordu.
"İyiyim. Tansiyonum var. Yaşlılık işte."
"Yardım çağırmamı ister misiniz?"
"Hayır, hiç gerek yok. Teşekkürler."
Nihan konuyu uzatmamak adına "Peki." diyerek arkasını döndü. İçine çöreklenen hisle rahatsızca kıpırdandı. En iyisi hemen ödemeyi yapıp gitmekti. Kasaya yöneldiği anda adamın sesiyle durdu.
"Aslında oğluma kitap alacaktım. O konuda yardımcı olursanız sevinirim.."
Genç kız, ne diyeceğini bilememişti. İki dakika yardımcı olup gidebilirdi. Zaten etrafta kalabalıktı. Hafifçe gülümseyerek, "Tabi. Hangi tarz okumayı seviyor biliyor musunuz?" diye sordu.
"Vurdulu kırdılı bol kanlı şeylerden hoşlanıyor ne hikmetse!"
"Anlamadım?" Nihan, beyazlayan suratıyla adama baktı. Adamın bakışları çok keskindi. Her yanından tehlike akıyordu sanki. Zorla yutkundu. Adam kızın gerilmesine keyifle gülümsedi. Tam istediği kıvama geliyordu..
"Aksiyon, gerilim tarzı mı diyorsunuz siz. Ondan işte!"
Nihan, tamam anlamında başını salladı. Aralarda dolaşarak aksiyon polisiye tarzı romanların olduğu kısma yöneldi. Adam peşinden yavaşça takip ediyordu. Nihan, hızlıca adama kitabı verip gitmek istiyordu. Fazla oyalanmıştı. Zaten bu adamı da sevmemişti. Korktuğunu belli etmemek için, eline ilk gelen kitabı aldı ve adama uzattı.
"Bunu okumuştum. Güzel kitaptır. Oğlunuzda sevecektir. İyi günler!"
Nihan bir çırpıda konuşup arkasını dönerek kasaya yöneldi. Hızla kitapların parasını ödeyip arkasına bakmadan çıktı. Tam iki adım atmıştı ki arkasından adamın sesini tekrar duydu.
"Küçük hanım?"
Nihan, korkuyla arkasını döndü. Takım elbiseli adam, yavaşça kendisine yaklaştıkça bacakları titremeye başladı.
"Teşekkür edemedim kızım. Vaktiniz varsa bir kahve ısmarlamak isterim!"
Korktuğunu belli etmemek için can veriyordu adeta. Sakin çıkmasına özen gösterdiği sesiyle "Teşekkür ederim. Vaktim yok!" dedi.
"Tanışalım o halde. Belki bir gün yine karşılaşırız!"
Adamın inatçılığına artık sinirlenmişti. Öfkeyle "Hiç sanmıyorum bey amca. Tekrar iyi günler!" diyerek arkasını döndü.
Kalbinin hızlı atış sesinden sağır olacaktı! İçinde adını koyamadığı bir korku peydah olduğundan dolayı tüm bedeni titriyordu. İki adım atmıştı ki adamın ismini söylemesiyle bir adım daha atamadı.
"Bence yine karşılaşacağız, Nihan Soydan! İnsan düşmanını tanımalı sonuçta."
Adam şeytanca gülümsedi ve arkasını dönerek tam tersi istikamette yürümeye başladı. Nihan yerinde kıpırdamadan duruyordu. Babasıyla annesini öldüren adama az önce yardım etmişti! Konuşmuştu! Lanet olası Nevzat Kaya bu adam mıydı?! Gözünden hızla akan yaşlarla kıpırdamadan duruyordu. Cebindeki telefonu çalmaya başladığında hala adamın arkasından bakıyordu. Telefonuna bakmadan cevapladı.
"Yavrum?"
Kulağına dolan sevdiği adamın sesiyle dudaklarından kaçan hıçkırığa engel olamamıştı. Titrek sesiyle "Demir!" dediği anda, telefonun ucundaki
Demir, kızın ağlamasıyla korkuyla ayağa fırladı. Giray dostunun korkulu yüzüne bakınca yerinden kalkıp hemen yanına gitti.
"Nihan noldu güzelim? Nihan cevap ver!"
Nihan artık hıçkırarak ağlıyordu. Ağlamasını durdurup derdini bir türlü anlatamıyordu. Demir çıldırmak üzereydi. Ceketini almış, çoktan arabasının yanına varmıştı.
"Nevzat! Nevzat denilen adam karşıma çıktı Demir! Ben- ben çok korkuyorum!"
"Kahretsin! Nerdesin sen? Tek misin? O siktiğimin korumaları nerde?!"
Demirhan arabayı çalıştırdığı anda kapısı açıldı. Giray adamın yanındaki yerini alırken hadi dercesine bakıyordu. Arabayı çalıştırıp deli gibi sürmeye başladı.
Nihan hemen eve geçeceğini söyleyerek kapattı telefonunu. Aşağı inip korumaların yanına gitti. Ayşen teyzesi daha yeni kasadan geçiyordu. Kadını kolundan çekiştirmeye başladı.
"Gidiyoruz Ayşen teyze. Neden diye sorma acil durum!" Yaşlı kadın, anlamıştı hemen. Kafasını sallayıp kızı takip etti. Nihan korumalara yaklaşıp, "Abimi arayın hemen haber verin, Nevzat buralarda! Eve gittiğimizi söyleyin!" diyerek otoparka doğru indi.
Araç evin bahçesine girdiği anda arabadan fırladı. Demir çoktan gelmişti. Kapının önünde bekliyordu. Arabadan fırlayan kızı gördüğünde hızla koştu. Nihan adamın kollarına sığındığında bütün korkusu uçup gitmişti. Demirde sıkıca sarıldı. Boynuna gömdüğü burnuyla kızın kokusunu derince içine çekti. Son bir saat içinde ölüp ölüp dirilmişti. Kız kendisine Nevzat dediği anda bütün kanı çekilmişti sanki. Ona bir zarar verseydi ne yapardı bilmiyordu..
"İyi misin? Dokundu mu sana?"
Nihan, konuşmakta hiç bu kadar zorluk çektiğini bilmiyordu. Hayır anlamında başını salladı. Demir tekrar sarıldı kıza. Biran olsun ayrılmak istemiyordu. Geri çekildiği anda Cihanın korku dolu sesi bahçeyi inletti.
"Nihan?"
Nihan arkasını döndüğünde, abisinin perişan haliyle karşılaştı. Demirden ayrılarak abisinin kollarındaki yerini aldı. O adamın oğlu olduğu için asıl acıyı o hissediyor olamalıydı. Ağladıkça ağladı genç kız..
"Ağlama güzelim. Özür dilerim hepsi benim suçum özür dilerim çok özür dilerim!"
"Yapma abi! Senin ne suçun var? Üzme beni. Sen benim abimsin. Canımsın. Kanımsın. Senden başka kimim var abi? Nolur düşünme böyle şeyler!"
Cihan, minnetle baktı kıymetli küçüğüne.. Bu hayatından kurtulmak istiyordu artık. Huzurla nefes almak istiyordu. Tek korktuğu sevdiklerinin başına zarar gelmesiydi. Her zaman olduğu gibi onlara gelen bana gelsin dedi içinden..
Eve girdiklerinde olayı en başından anlattı Nihan. Adamın ona dediklerini atlamadan tek tek anlattı. O anlattı Demir ve Cihan sinirden kudurdu.
"Nihan sana yemin ederim seni eve zincirlerim şu korumaları atlatmak işinden vazgeç artık! Bak neyin nereden çıkacağı belli olmuyor!"
Cihan, kardeşine bağıran Demire baktı. Bu seferlik karışmayacaktı. Çünkü fazlasıyla haklıydı! Bugün yeterince üzüldüğü için kardeşine bir şey dememeye karar verdi. İçecek bir şeyler almak için ayağa kalktığı sırada Girayın kendisine seslenmesiyle durdu. Giray, Herkesin atladığı noktaya takılı kalmıştı. Kafasında kızın anlattıklarını tarttı, emin olamasa da sormaktan zarar gelmez diyerek şüphesini ortaya döktü.
"Birader bu adamın senden haberi olmadığına emin misin?"
Cihan, hiç düşünmeden "Evet!" cevabını verdi. "Niye sordun?"
"Vurdulu kırdılı, bol kanlı benzetmeye yakışan başka bir oğlu yoksa eğer, bu meziyetlere uygun tek kişiyi tanıyorum birader. O da sensin!"
-Bölüm Sonu-
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro