~Sırların Peşinde~
Selam canlarım:)
Aslında yeni bölüm yarın gelecekti ama birkaç gün yoğun olacağım için ertelemek istemedim.Merak ettiğinizi biliyorumm :))
Neyse fazla uzatmadan susuyorum bol duygusal artı merak uyandıracak bir bölüm daha sizlerle :)
Yorumları bekliyorum son olarak sizi seviyorumm :)
Seda kafasını boşaltmak için hemen valizdeki eşyalarını dolabına yerleştirmeye başladı. Düşünmek istemiyordu. Çünkü düşünürse kabuk bağlayan yarası tekrar kanayacaktı. Gerçi ne kadar kabuk bağlarsa bağlasın, onun canını yakan kabuğun altındaki bir türlü iyileştiremediği, kalbinden söküp atamadığı yürek yarasıydı..
Melih.. Kalp yarasının adı Melih'ti..
Hayatının süper kahramanı Melih..
Daha küçücük yaştaki kızın masumluluğuyla bir türlü ne kuzen, ne abi olarak göremediği, kalbinin sadece aşk olarak kabullendiği sevdasının adıydı Melih..
Her daim kaybetmeye mahkum olmuş aşk hayatı, başlamadan son bulmuştu Seda'nın. Hiçbir zaman Melih'e seni seviyorum diyememişti. Şu iki kelimeyi söylemek için çırpınan yüreğine hep susmayı öğretmişti..
İlk adımı beklemişti Seda. Melih'in de ona karşı olan duygularını diğerlerine davrandığı gibi kendisine davranmadığı için anlıyordu. Bakışlarından anlıyordu.
O bakışlar.. Hiç unutamadığı o bakışlar, Seda'ya her bakmasında dünyaları vaat ediyordu. Ah bir gelse diyordu, o keskin gözleri.. Hani şair diyordu ya, 'Sen bana ışık ver yeter bende filiz çok' diye.. Bir cümle anca bu kadar tamamlayabilirdi Seda'nın, Melih'e olan duygularını..
Gözünden damlayan inci tanesi elinin üzerine düştüğünde fark etti ağladığını. Artık öylesine bütünleşmişti ki gözyaşlarıyla, zamanlı zamansız her türlü peşini bırakmıyordu.
Düşünmeyecekti değil mi? Bu fikrine güldü sadece. Güldü derken, acıyla güldü! İçi yana yana güldü..
Ne affedebiliyordu, ne unutabiliyordu..
O gün düştü yine aklına. Bütün hayallerinin yıkıldığı kimselere söyleyemediği aşkını daha kazanmadan kaybettiği gün geldi gözlerinin önüne..
Aslında ne kadar mutluydu. Tamam demişti kendisine! Yeter artık o gelmezse ben gider haykırırım sevdamı demişti. Yeter ki karşılıksız kalmasın, yeter ki ellerimden tutsun! Ben ona nefes olur, canına can katarım demişti..
Can olmaya gittiğinde, canından olmuştu..
"İyi misin?"
Gülüm'ü karşısındaki yatakta oturmuş, kendisini seyrederken bulduğunda hafifçe yerinden sıçrayan Seda, kızın ne zaman geldiğini bile anlamamıştı. Anılarında her zaman ki gibi kaybolmuştu. Kafasını iyiyim anlamında sallayarak, elindeki elbisesini askıya geçirerek yerine taktı. Gülüm yıllardır tanıdığı arkadaşının iyiyim demesine tabi ki inanmadı. "Herkesi kandırırsın da, beni kandıramazsın bunu biliyorsun değil mi?" Hayatını kurtaran arkadaşına, dostuna, kardeşine minnetle baktığında, Seda'nın saklamaya çalıştığı gözyaşları tekrar akmaya başladı.
"Sence akşam gelir mi?" Seda arkadaşının gözlerine bakmamaya özen gösteriyordu. Biliyordu ki, bakarsa hiç duramazdı ve ikisi de gözyaşlarına boğulurdu. Gülüm kendisine sorulan soruyu hiç düşünmedi. "Asıl gerçeği mi öğrenmek istersin? Yoksa duymak istediğin gerçeği mi?" Zavallı Seda, Gülüm'ün ne demek istediğini anladığı halde umursamaz bir tavırla omuz çekmekle yetindi ve işine devam etmeyi tercih etti.
"Pekala. Mantığına göre hareket ederse gelmeyecektir. Kalbini dinlerse soluğu burada alacaktır. Hatta haberi aldıysa, şuan buralarda dolanıyor bile olabilir!" Seda arkadaşının söyledikleriyle kalbinin aniden hızlandığını hissetti. Elinde katladığı pantolonu yatağın üzerine bırakarak, pencereye doğru yaklaştı.
Yaptığı aptalcaydı biliyordu ama yapmaktan kendisini alıkoyamıyordu. Belki haberi daha almamıştı. Geldiğinden bir haber, gününü gün ediyordu. Belki de birilerinin yatağında Pazar keyfi yapıyordur diye içinden geçirse de bir yanı keşke dedi. Keşke uzaktan da olsa, bir kere görebilsem dedi..
Yavaşça açtığı tülü kenara doğru çekerken, bakışlarını etrafta dolaştırıyordu. Göz hapsine kimse takılmadı. 'Aptalsın Seda! Gerçekten hala onun için umut beslemen, tam anlamıyla aptallık!' diyen iç sesine hak veren genç kız, elinde sıkıca tuttuğu perdeyi sinirle çekerken eli yarıda kaldı.
Duymuştu..
Öğrenmişti..
Gelmişti..
Evin çok uzağında olmayan, odasına çaprazda kalan bir ağaca yaslanmış, elleri cebinde öylece duruyordu kavuşamadığı sevdası..
Nefes alamadı Seda! Eli perdede asılı kalmış şekilde karşıya bakarken çok şükür dedi. Melih, Seda'nın onu gördüğünü fark ettiğinde, sırtını dayadığı ağaçtan uzaklaştırdı. Cebinden çıkarttığı elleri iki yanına düşerken yerinde öylece duruyordu. Uzaktan uzağa kavuşmak için çırpınan iki yürek, birbirinden habersiz aynı şeyi düşünerek, 'Hasretinle yandı gönlüm..' diye fısıldadı..
Ne adamın sesi kadına ulaştı, ne de kadının sesi adama..
'Uzaktan sevmeye nasılsa alışkınsın yüreğim! Gördüğüne göre artık kabuğuna çekilme vaktidir!' diye seslendi darmaduman olan kalbine.. Kalbinin kapılarını Melih'e kapatmayı başaramayan Seda, yarım kalan perdeyi yavaşça kapattı.
Gülüm, Melih'in geldiğini kendi odasından görmüştü. Arkadaşının ne kadar acı çektiğini bildiği halde ona olan özlemini görmemezlikten gelememişti. Hala yastığının altında Melih'in fotoğrafıyla uyuduğunu biliyordu. Bütün şifrelerinin Melih olduğunu bildiği gibi.. Dayanamamıştı işte! Dolaylı da olsa söylemişti arkadaşına. Görünce daha da kötü olan arkadaşı pencerenin önünde kapattığı tüle rağmen, bakışlarını bir türlü dışarıdan çekemiyordu. Arkasından usulca yaklaşıp sarıldı.
"Yapma böyle. Belki geçmeyecek ama zamanla hafifleyecek." Gülüm aslında geçmeyeceğini biliyordu. Geçse dört yılda geçerdi. Seda arkadaşının onu avutmak için söylediği şeye sadece güldü. Gülüm'e dönerek elini tutup kaldırdı ve çılgınca atan kalbinin üzerine götürüp bıraktı.
"Onu bana değil, buraya söyle. Çünkü laftan anlamayan burası!"
**********
Melih, kardeşinden Seda'nın döndüğünü öğrendikten sonra bir an nefes alamadığını hissetmişti. Cevap bile verememişti. Nedenini, nasılını merak etmiyordu. Sonuç olarak dönmüştü!
Kalbine hapsettiği sevdası, geri dönmüştü. Hiçbir şey demeden çıktı spor odasından. Ardından kardeşinin üzgün bakışlarını bilmeden..
Nefes almak istiyordu. Defolup gitmek istiyordu artık. İçinde taşıdığı sevdanın ağırlığıyla, bir gün ölecekti. Ölecekse de onu görmeden ölmeyecekti. Görmek istiyordu. Aylardır görmediği, hasret kaldığı kıymetlisini görmeliydi. Uzaktan da olsa görmeliydi. Ondan kaçan, ona sırt çeviren, ona inanmayan aşkını görmeliydi!
Duş bile almadan, üzerine ne bulursa geçirip kendini evden dışarıya attı. Ardından seslenen annesi ve babasını bile duymadı kulakları. Duyması da imkansızdı. Şuanda kulaklarında sadece kalbinin atış sesleri vardı. Heyecandan atan hızlı kalbinin sesleri..
Onur ve Gülsüm üzülerek baktı birbirlerine. Oğullarının içinde büyütüp sakladığı aşkın onu günden güne nasıl tükettiğini ikisi de biliyordu ve ellerinden bir şey gelmemesi onları yıkıyordu. Adam kolunun altına aldığı karısının saçlarını öperek güç vermeye çalıştı. "Her şey yoluna girecek.." dedi, kendisi de dediğine inanmak istercesine..
Arabasına atladığı gibi yıllardır ezbere bildiği yolu gitmeye başlayan Melih, hala yaptığının doğru olmadığını biliyordu. Aylardır görmemişti ve eğer şimdi görürse tekrar yıkılacağını biliyordu. Olsun dedi! Öyle de böyle de zaten yıkılmışım! Bir kez daha yıkılırım çok mu diye içindeki savaş yerinden mağlup çıkan Melih, yolculuğunu bitirdiğinde arabasını eve çok yaklaştırmadan kenara park etti. Odasının görüş alanına çok girmek istemedi. Uzaktan olsa da görsem yeter diye düşünen Melih, odanın çaprazında kalan büyük gövdeli bir ağaca sırtını yasladı. Elleri cebinde öylece boş boş Seda'nın penceresine bakıyordu. Hala deli gibi atan kalbinin hızını, bir türlü yavaşlatamıyordu.
Ne kadar beklediğini bilmiyordu ama gözünü bile kırpmadan bekliyordu..
Bağıra bağıra yazdım seni diyordu, boş baktığı pencereye doğru.. Belki gözlerine bakıp söyleyemedim ama çok sevdim seni diye sessizce haykırıyordu. Melih iç dünyasındaki haykırışlarını yaparken, perdenin açıldığını gördü. Başta hayal sansa da, oradaydı işte..
Uzatsa elini tutacak kadar yakındaydı sevdası..
Fark etmemişti onu Seda.. Gülümsedi Melih. Hala keyifsiz olduğunda yanaklarını şişirip nefesini dışarıya veriyordu. Kana kana içti sevdasını. Bir insan uzaktan bile bu kadar huzur verebilir mi diye aklından geçirdi. İçinden geçirdiği soruyu cevaplamak üzereyken, Seda'nın kapatacağı perde yarıda kaldı.
Görmüştü onu!
Sırtını yasladığı ağaçtan uzaklaştıran Melih, ellerini istemsizce ceplerinden çıkardı. Yumruk yaptığı elleri iki yanına düştüğünde koşarak yanına gidip sarılmamak, o kokusunu içine çekmemek için zor duruyordu. Bir adım atmıştı ki, Seda bir adım geri giderek yarım kalan tülü kapattı. Melih her seferinde reddedilmenin verdiği acıyla yerinde kalakaldı.
Biliyordu. Hala tülün arkasındaydı ve o gidene kadar da bakmaya, izlemeye devam edecekti. Kıyamadı sevdiğine.. Çok şükür dedi! Uzaktan da olsa bahşettiğin, suretine çok şükür..
Arabasına doğru adımlarını yavaşça atarken dilinde sevdiği eski bir şarkıyı usulca mırıldandı genç adam..
"Sevda.. Sevda.. Unut onu, dinsin gönlünde fırtına.."
*****
Genç adam, sahildeki bankta ne kadar süredir oturduğundan bihaber, karşısındaki denizi seyrediyordu. Saatlerce gibi gelen o bakışma, aklından biran olsun çıkmıyordu. Nerede hata yaptığını dört yıldır arıyor, her defasında bilinmezliklerin arasında boğuluyordu. Yüreğini sıkıştıran dertli nefes yığınını sessizce bıraktı.
"Telefonlarımı açmadın!"
Yanından gelen sesle yerinden sıçrayan Melih, kafasını hızla çevirdi. Hangi ara yanına oturduğunu anlamayan Barış'ı gördü. Dudaklarında oluşan acı bir tebessümle bakışlarını tekrar, karşısındaki uçsuz bucaksız mavilere çevirdi. İyi gününde olan kuzeni, kötü gününde de yanındaydı..
Barış müvekkiliyle yarım yamalak konuşmuş, aklı fikri dostunda kalmıştı. Görüşmeyi erkenden bitirip Fırat'ı arayıp durumu öğrenmişti. Önce Seda'nın evinin oralarda turlamış dostunu aramıştı ama bulamamıştı. Eve dönerken sahilde olacağını tahmin ederek bütün sahili boylu boyunca aramış, sonunda bir bankta avare gibi otururken bulmuştu.
Üzülüyordu Barış dostunun bu haline. Yıllardır, 'Pes etme Melih! Git ona! Sor her şeyi, peşini bırakma!' diye üstelese de, Melih'in düşüncelerini değiştirememişti. 'İstese bırakmazdı Barış! Benden bir adım öteye gitmezdi. İstanbul'da okumak için çırpınan kız, İstanbul dışında her yeri yazdı! Benden nefret ediyor, benim ona beslediğim duyguları o bana beslemiyor!' Her zamanki yanıtları vermekten biran olsun vazgeçmemişti, Melih. Barış ezbere bildiği cevapları tekrar duymak istemediği için, adamı sorgulamak istemedi. Kısa süren sessizliğin ardından Melih heyecanla oturduğu yerde kıpırdandı.
"Dört yıl önce bir şey oldu Barış! Seda'nın birden bire bana olan tavrının değişmesine neden olacak bir şey oldu!" Huzursuzca kaşlarını çattı. "Olmalı.. Bir şey olmalı.."
"Ne olabilir?" diye sordu Barış sakin kalmaya çalışarak. Genç adam, ağır bir tavırla kafasını bilmiyorum dercesine salladı.
"Bilmiyorum! Ama öğreneceğim! İnsan bir günde birisinden nefret etmez! Yıllardır arkasında olduğu kararlarından vazgeçmez!" Haklıydı. Bunu her fırsatta düşünse de, Melih'i umutlandırmamak adına dile getirmemişti. "Biri senin hakkında bir şey demiş olabilir demek mi bu?" Melih omzunu çekip, dudaklarını büzdü.
"Biri veya birileri bir şey demiş olabilir. Kendisi duymuş olabilir. Yanlış anlaşılacak bir durumu görmüş olabilir! Bilmiyorum, inan bilmiyorum! Kaç saattir burada oturmuş bu olasılıkları düşünüyorum ama bir cevap bulamadım! Yanlış anlayacağı hiçbir durumda bulunmadım, sadece bunu biliyorum!"
Barış düşüncelerinde kararlı olan kuzenine "Peki ne yapmayı düşünüyorsun?" diye sordu.
"Bulacağım! Nasıl olacak bilmiyorum ama bulup öğreneceğim. Gerekirse soracağım. Artık dönmeyecek. Kaçacak bir yeri yok! Gerçi sorunca da oturup çay içerek anlatmayacağı kesin!"
Melih'in sözlerinin üzerine Barış aklında oluşan fikirle, "Bizde ona sormayız!" diye sinsice gülümsedi. Melih önce anlamayan gözlerle baktı. Barış'ın gülümsemesi sırıtmaya döndüğünde, genç adamın kimden bahsettiğini anladı. "Olmaz Barış! Unut oğlum o fikri!"
"Neden? Bütün sırlarını paylaştığı tek kişinin Gülüm olduğunu biliyoruz." Kuzenini aklı başında olduğunu sanan Melih, alaylı bakışlarına engel olamadı. "Haklısın tabi! Emin ol, Gülüm'de en yakın arkadaşının neden bu halde olduğunu bize severek anlatacaktır!" Barış kuzeninin homurdanmasını kale bile almadı. Gözlerini kısabildiği kadar kıstı ve son vuruşunu yapacak sözleri söyledi..
"Bize anlatacağını da nereden çıkardın?"
*** ***
"Çıldırmış olmalısınız!"
İki genç adam, sahildeki konuşmaların hemen ardından soluğu Yakup Efe'nin yanında almış, durumu hızla anlatmışlardı. Yakup Efe bu dahiyane planda kendisinin başrolde olduğunu öğrendiğinde neredeyse kalp krizi geçirecekti.
"Kafanız mı güzel sizin? Gülüm'den bahsediyoruz. O kız gavur inadını bir kenara bırakıp, bana olanı biteni anlatacağını sanıyorsanız, yanılmışsınız birader! Çok üzgünüm!"
Kuzeninin itiraz seslerini duymazlıktan gelen Barış, bir elini beline yaslarken diğer elini genç adama doğru savurdu. "Oğlum uzatma! Kızın sana olan zaafını biliyoruz. Mutlaka anlatacaktır!" dedi öfke dolu sesiyle.
"Kıza olan duygularımı açmadım diye bırak bana sırrını anlatmayı, şuracıkta gebersem bir yudum su vermez o keçi!" Genç adamın gözünün önüne öyle bir sahne geldi ki, vücudunun titremesine engel olamadı. 'Aşkını itiraf et, suyunu vereyim!' Gülüm'ün hayalinden güçlükle sıyrılan Yakup Efe, kafasını geçiştirircesine salladı. "Bu sebepten dolayı planınıza başka kurban bulun!"
"Sende açıl o zaman!" Melih'in sesiyle irkilen Yakup Efe, sinirle "Kolaydı!" diye bağırıp kendisini yatağına bıraktı. Barış, yıllardır içine kapanık kutu olan kuzenine bezgince bakıp derin bir nefes bıraktı. "Birader sen bu kıza aşık mısın, değil misin?"
Genç adam derin bir nefes alıp gözlerini kapattı. "Öyleyim tabi! Yani sanırsam, galiba öyleyim!" Yakup Efe, yatağın üzerinde bağdaş kurarak omuzlarını yılmış bir adam gibi düşürdü. Karşısındaki kuzenleri hayretle kendisine bakıyordu. Onlarda haklıydı. Bu saf aşığa kim böyle bakmazdı?
Barış'ın suratında alaylı bir ifade belirdi. "Sanırsam galiba mı? Hissettiğin şeyin aşk olup olmadığını bilmiyor musun? Aşk nedir, Yakup Efe? Bahsetsene biraz!" Yakup Efe, gelen istek üzerine bir huzur yok arkadaş diyerek ayağa kalktı.
"Norepinephrine adrenalin üretimini arttırarak ayaklarımızı yerden kesip kalp çarpıntısına neden olur. Beynin hipotalamus bölgesinde üretilen, oxytosin ise bir insana şefkat duymamızı, onunla ilgilenmemizi sağlar. Bütün bunların sonunda da aşk hali ortaya çıkar!" Yakup Efe'nin soluk almadan, tek seferde kurduğu cümleyi duyan iki adam, nefeslerini tuttu. Adamın içinden şeytan çıkmış gibi öylece bakmaya devam ediyordu.
"Yok ebesinin gözü!" Melih pes dercesine ellerini havaya kaldırdığında, Barış sesli bir küfür savurdu. "Bizim dilimizdeki çevirisi, seni seviyorumdur birader! Norepsini, hipotalosunu siktir et sen!" Öfke kontrolünü sağlayamayan Barış'ın kükremesi odanın dört bir yanında yankılandı. Bu kadarı da fazlaydı yani..
Kendince gayet güzel bir açıklama yapan Yakup Efe, bu durumdan biran önce kurtulmak istiyordu. Ve bu durumdan kurtulmanın tek yolu da, gelen teklifi kabul etmekti. "Tamam elimden geleni yapmaya çalışırım ama hemen olmaz biraz zaman lazım. Daha kızı görmedim. Önce nasılsın, ne var ne yok olaylarını atlatmam lazım!" dedi yılgın sesiyle. Akşama Gülüm'ü görecekti. Yeterli cesareti toparlaması şarttı. Birde başına casusluk işini çıkartmışlardı!
"Lan geri zekalı sen o olayları yıllardır atlatamadın ki! Nasılsın demekten öteye gidemeyen bir aşk yaşıyorsun farkında mısın?" Barış artık çıldırmanın eşiğine gelmişti. Kuzenin üzerine sinirle yürümeye başladı. Yakup Efe, kuzeniyle arasına yatağını sokacak şekilde geriledi. Barış'ın öfkesiyle başedecek bir babayiğit daha anasının karnından doğmamıştı. Ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı.
"Tamam birader anladık! Birkaç gün geçsin hiç değilse. Daha ilk günden soramam dikkat çeker." Barış kuzeninin pes edip kabul etmesine, buda bir adımdır diyerek sustu.
"Tamamdır! O zaman kod adı, sırrın peşinde hayırlı olsun!"
Barış'ın ortaya koyduğu elinin üzerine, iki adam da ellerini koyarak operasyonu başlattı. Üç kafadar, sonucu ne olursa olsun, ne kadar zaman geçerse geçsin bu olayı çözmeye yemin etti..
-Bölüm Sonu-
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro