Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Özel Bölüm

Evettt ben geldimmm bu sefer farklı geldim.. selin-visne ve bulutsal bebeklerimle ortak bir bölüm yazmıştık bilenler biliyor. :)  Aslında Kiraz mahallesine davetliydik ve ortak okurlarımız karakter sahiplerinden de bir bölüm teklifinde bulundular. Kiramadik :) Kısaca yazdıgım icin özür diliyorum sonucta arkadasim hikayesinde detaylı anlatmisti ben pek girmedim ayrica yeni ise basladim evimde kalmiyorum suan o yüzden hızlıca yazdım.. kusurum olduysa affola.. Maksat yüzümüz gülsün :)

Asıl bölüme kaldıgımz yerden devam edecegim buyuk ihtimal haftasonu gelir bölüm. Anlayışınıza sığınıyorum sizi seviyorum :))

Aşk adamları, yanlarına aldıkları sevdalarıyla Çanakkale yollarına düşmüşlerdi. Konvoy halinde düğün yerine peş peşe giderken, asfaltı adeta ağlatıyorlardı. 9 araba halinde yola çıkmışlardı. Aşiret halinde, Yılmaz ve Ahsenin düğününü basacaklardı.

Adamlar takım elbiseleriyle arzı endam sergilerken, hanımlar giyindikleri elbiselerle göz kamaştırıyorlardı. Tabi bu kıyafetlerle  asi adamlardan yemedikleri laf kalmamıştı ama kızlar çenelerini açtıkları anda sus pus olup durumu kabullenmişlerdi.

Yolda hızla ilerlerken hepsi farklı ruh hallerindeydi. 9 araba arasında, şüphesiz en eğlenceli araç Giray ve Nergisin bulunduğuydu.

"Bursalı mısın kadifeli gelin çaydan mı geçtin

Yanakların al al olmuş konyak mı içtin

İçtiğimiz konyak mezemiz kaymak

Sen Girayın yarisin yavrum, her yanın oynaaaaak. Amanınnnn! Oh yandan!!”

Giray, arabanın içinde bağıra çağıra keyifle şarkı söylüyor, Nergisi kahkahalara boğuyordu. Kızın avucunu alıp dudaklarına götürdü. Avuç içini öperek yanağına dayadı. Gülerek baktı, gülüşüne bile can vereceği kıza..

“Ne o Nergis hanım? Oynak olduğunuzu kabul ediyorsunuz yani!”

Nergis, oturduğu yerden uzanarak adamın şakağına sıcak dudaklarını bastırdı. Böyle sevgiliye can verilirdi. “Valla sayende kabul ediyorum, Giray’ım!” dediğinde, genç adamın içi titredi. Ne güzel demişti, Giray'ım diye! Onun Girayıydı. Sadece ona aitti!

Bağrından kopan aşkla, “Giray'ın güzeliiiiiii!!!” diyen neşeli sesi arabasını doldururken, keyifli yolculukları son hız devam ediyordu.

Diğerleri Girayın eğlenme seviyesine yetişemese de gayet keyifle yol alıyorlardı. Kıyafet yüzünden homurdanmaya devam edenler arasında başı Emir çekiyordu. Emir hala Selini gördüğünde girdiği şokun etkisindeydi.

“Selin, imanına kadar açmışsın o yakanı, hele eteğin- tabi etek denilirse(!) ön tarafını dikmeyi unutmuş kim yaptıysa artık! Dicekler ki kızın giyinmeye kıyafeti yok yırtık çarşafı dolamış gelmiş!!”

Selin artık baygınlık geçirecekti. Daha düğün yerine varmadan yılmıştı. Yola çıktıklarından beri bir türlü susmayı bilmemişti. Bezgince nefesini verdi. “Uff Emir! İş yerinde ayrı, dışarıda ayrı! Düğüne gidiyoruz düğüne!  Kıyafetimin çarşafa benzer hali mi var? Ayrıca çok az süslendim ne var bunda? ”

“Ne mi var? Bebeğim ne yok diyecektin herhalde? Bence eteğin yok, gömleğinin düğmeleri yok, kolları yok, yakası yok, hatta gömlek komple yok! Daha sayayım mı?"

“Emir tek parça elbise bu kör müsün?”

“O daha kötü ya! Tek parçaya göre hiç kumaş yok o zaman üzerinde!”

Selin, adama öyle bir baktı ki Emir diline gelenleri geri yutmak zorunda kalmıştı. Susmazsa başı gerçekten yanacaktı. O bakışlar tek kelime edersen dilini kopartırım diyordu! Seven kıskanırdı arkadaş ne vardı bunda?!

Önlerinde ilerleyen arabada ise Yakup Efe ve Gülüm çifti vardı. Yeni gelin damat her ne kadar düğünleri olmasa da sonuç olarak karı koca olarak havalarını atıyorlardı. Gülüm, kocasına bakıp gülümsedi. İçinde adını koyamadığı bir heyecan vardı. Sanki kendi düğünleriymiş gibi hissediyordu.

“Ay Yakup Efe bende düğün istiyorum. En yakın zamanda düğün yapmazsan gözüm açık gidecek!” dediğinde genç adam derin bir iç çekti.

“Bende istiyorum yavrum. Az daha beklersem açık giden sadece gözüm olmayacak!”

Yakup Efenin ne demek istediğini anladığında gözleri yuvalarından fırladı. “Ya deme öyle şeyler, utanıyorum!” diye eliyle suratına hava vermeye başladı. Yanaklarının kızardığını gören Yakup Efe keyifli bir kahkaha attı.

“Kocanım be Gülüm. Alışırsın zamanla.” diyerek gülmeye devam etti. İkiside suskunluğunu korurken adam tekrar yoldan bakışlarını çekmeden devam etti.

“Şu Melih artık evlenme teklifi etse de gelsek seni istemeye! İşe bak karımı kendime istemeye geleceğim! Yok ya Abantta yapacaktık o işi hamile falan kalırdın hemen düğün yapardık!”

Gülüm, ufak bir çığlık atarken kapalı kutu kocasının düşündüklerine, söylediklerine inanamıyordu. Ayıplarcasına baktı adama, “Ay aşkım, ne kadar ayıp nasıl bakardım sonra bizimkilerin yüzüne!” dedi.

“Ona olmaz Yakup Efe! Buna ayıp Yakup Efe! Allah demiş çek Yakup Efe çek!”

Yakup Efe gerdek planlarını kurarken, Melih kafasındaki evlenme teklifini düşünüyordu. Bir sürü fikri vardı ama hangisini seçeceğine bir türlü karar veremiyordu. Bu işlerden anlasa anlasa Yusuf amcası anlardı. Sonuçta romantik adamdı. Samet amcasına da sorabilirdi ama onun vereceği akıl Sinan amcasından tek kurşun yemesine sebep olabilirdi! Sonuçta vuslata ermeden ölmek istemezdi..

En iyisi konseyi toplayıp fikir alışverişinde bulunmalıydı. Baktı olmuyor en iyisi kendi fikrini yürürlüğe sokardı. Zaman çabuk geçiyordu. Artık onsuz bir dakika bile ayrı geçirmek istemiyordu. En yakın zamanda teklifini edecek bu işi bağlayacaktı! Düşüncelerinden Sedanın sesiyle çıktı.

"Keşke uzak durmasaydım senden. Şimdi göreceğim kişileri tanıyor olurdum! Anlata anlata bitiremedin. Çok merak ettim."

"Üzülme bebeğim. Anlattığım kadar varlar emin olabilirsin. Hele Aysel sultan seni çok merak ediyordu. İkimizi görünce, rahata erecektir!"

Seda aklına gelenle parmağını adamın gözüne sokarcasına salladı. "Bana bak! Sana da kız falan bulursa oyarım o gözlerini haberin olsun!"

Melihin kalbi dört köşeydi. Yıllarca Sedadan böyle şeyleri duymak için can vermişti. Kızın minik ellerini kenetledi eline, götürdü dudaklarına..

"Benim gözler yıllardır bir seni görüyor, diğerlerine hep kör.."

Seda, adamın daha iki çift lafıyla mest olmuştu. Bu araba aşk kokuyordu. Fazlası kalbe zarardı...

“Demirhan şu eline sahip çıkar mısın artık? Bacağımda şeritli bir yol oluştu sayende!” 

Demirin sağ eli kızın bacağında sürekli bir hareket halindeydi. Güzel bir ritim oluşturmuştu kendince. Bir ileri bir geri..
Nihan huylandıkça kasılıyor, kasıldıkça yerinde kıpır kıpır duramıyordu.

“Onu bu güzelim bacaklarını açık bırakmadan önce düşünecektin.  Söylesene o terminatör abin nasıl izin verdi bunu giymene hem de yolculuğu benimle yapacağını bildiği halde?”

Nihan, Demirin elinin üzerine kendi elini koyarak okşamasına mani oldu.
“Valla dedi ki, belki oralarda kısmetin çıkarda Demirden kurtulmuş olursun böylelikle onu rahatlıkla vurabilirim! Gerçi bu halini görünce yine vurabilirim ama olsun sonuç olarak iki türlüde ondan kurtulmak var işin ucunda dedi!”

Demirhan, sevgili kayınçosunun hakkında dediklerini duydukça sinirden dişlerini sıktı. Bu adam kendisinden ne istiyordu? Ama yoktu öyle yağma! Nihanı kimselere yar etmezdi. Ölürdü öldürürdü yine de vermezdi kimselere!

“Hahayt! Kenarımın kıyısı gelsin de vursun! Sıkıyosa vursunnn!!! Yiyosa vursun! Camon Cihan camooonnn!!!”

Demir tek elini yumruk şeklinde havaya kaldırıp bağırırken tam arkasından gelen araç kornaya basınca birden direksiyon hakimiyetini kaybetti.

“Hay ananı avradını!”

Hemen arabayı toparlayıp dikiz aynasına baktı. Her kimse küfür yağmuruna tutacaktı ki arabanın içindeki Cihanı gördü!

Adam g*t biti gibiydi arkadaş! Adını andığın an çıkıveriyordu karşısına! Nihanın artık gülmekten çenesi ağrımıştı. Demir efendinin artistliğide buraya kadardı! Adam homurdanarak baktı kendisine gülen hatununa. Ne günah işlemişti bilmiyordu.

“Yok ya! Ben bile Giray efendisine bu kadar işkence çektirmiyorum! Ne çilem varmış!” diye dert yanarak yoluna devam etti..

Düğün yerine peş peşe sıralanan 9 araba çevredekilerin dikkatini hemen çekmişti. Kapı gibi adamlar, kollarına taktıkları afetlerle bakanları kendilerine hayran bırakıyorlardı.

Melih Seda’nın elini kendi eliyle kenetleyerek mekanın kapısına doğru ilerledi. Kapının kenarında gelen misafirleri karşılayan tonton Aysel Sultanı hemen gördü. Sedanın kulağına eğilerek, “İşte başlıyoruz!” dedi.

Aysel hanım gelenleri görünce gözlerine inanamadı. Daha düne kadar tüyü bitmemiş bebeler, bugün karşısına koskoca adam olup dikilmişlerdi. Zaman denilen meret çok çabuk geçiyordu!
Hemen kucak açtı birbirinden değerli evlatlarına..

"Aman aman kimleri görüyorum, yağız delikanlılarım gelmiş. Len siz ne çabuk büyüdünüz en son gördüğümde bıyıklarınız yeni çıkıyordu." şakayla gülerek söylendi.. Kızlar Aysel Sultan'ın dedikleriyle kıkırdamaya başladılar. Melih hemen sarıldı teyzesine..

"Aysel teyzem, nasılsın?"

"Sus hayta. Oğluşumun düğünü olmasa görüşeceğimiz yoktu. Hiç arayıp sormadın da! Şimdi bir şey demiyorum ama düğünden sonra alcam ifadeni. O zaman kork benden!"

Kadın, yalandan çattığı kaşlarıyla göz dağını vermişti. Melih mahçupca kafasını salladı. Seda Melihin düştüğü duruma kıs kıs gülerken, adam kızı bir adım önüne çıkarttı.

"Bak sana gelinini getirdim, Aysel Sultan. Hani demiştin ya kalbini çalan kızı bende görcem diye bak işte kalbimin sahibi bu güzellik.."

Seda, kadının elini öperek sarıldı. Aysel sultan kızı nefessiz bırakana kadar sarıldı. Sarılırkende biraz vücudunu yokladı! Seda son nefesini vermek üzereyken neyseki kadın geri çekildi.

"Maşallah kızımızda pek güzel ama fazla zayıfsın be kızım! Ayol bu yağızın ellerinde parçalara bölünürsün vallaha! Anlarsın ya!"

Seda saç diplerine kadar kızarırken Aysel sultan bastı kahkahayı. Bu kızlarda pek bi utangaçtı ayol! Kendi gelinide öyleydi ama onu da kendi gibi yapmasını bilirdi!

"İçeri geçin haydi daha sonra özel ilgilencem ben sizinle gelin masasının yanındaki ilk masa sizin yeriniz.."

Geride kalanlarda kısaca merhabalaşarak içeriye girdiler. Kadının dediği masaya geçtiklerinde karşılıklı olarak oturdular. Bu ortamda kasılan tek kişi Cihandı. Şu günü kazasız belasız atlatmanın yoluna bakıyordu. Daha içeri girer girmez bütün gözleri üzerlerine çekmişlerdi. Bir gözü İmrandayken bir gözü devamlı çevresine tehdit mesajları yolluyordu!

"Biraz rahatlar mısın?"

“İmran! Yemin ediyorum biri sana yan gözle baksın düğünü kıyamet yerine çeviririm haberin olsun! Ayrıca oynamak falanda yok!”

“Cihan, yapma Allah aşkına! Bana neden baksınlar düğün yeri burası herkes birbirine bakar!”

“Ben anlamam! Demire şükredeceğim aklıma gelmezdi. Kızı kimse görmesin diye girdiği hallere bak.” Cihan başıyla çaprazında kalan adamla kardeşini gösterdi. İmran karşılaştığı manzarayla kıkırdadı. Nihana gerçekten acımıştı!

Demir Nihanın omzuna kolunu atmış sahiplenircesine göğsüne doğru başını çekmişti. Onun sahibi benim ulayn!diye bağırıyordu. Nihan, adamın kıskacından kurtulmaya çalıştıkça Demir ahtapot gibi daha da sarıyordu kızı..

“Demirhan nefes alamıyorum! Öldüreceksin be adam!?”

“Şişşş sakin ol minik kelebeğim! Ben seni öldürmem de şu saat beş yönündeki lavuk ölüme gidecek birazdan!"

"Ay güzele bakmak sevapmış aşkım."

"Sadece ben bakarsam bana sevap, diğer herkese günah! Allah yakar adamı. Hayır Allah affetse ben affetmem! Ben affetsem abin affetmez ! Her halükarda elimizden kaza çıkacak!"

Demirin dediklerine kulak misafiri olanlar keyifle gülmeye başladılar. Ortam yavaş yavaş kalabalıklaşıyordu. Can, Barışla göz göze geldiğinde adamın gözlerine korkusuzca baktı. Daha yediği yumrukları unutmamıştı. Hala da kendisine öfkeli olduğunu anlayabiliyordu. Gerçekleri anlatmış olsada Barışın kabullenmesi biraz daha zamanını alacak gibiydi.. Başak bakışlarını etrafta gezdirirken kapıdan giriş yapan kızı görünce birden irkildi. Can kızın irkilmesini hissetmiş gibi yüzüne baktı. Surat ifadesinin değişmesi üzerine kafasını kızın baktığı yere çevirdi ve durumu anladı.

Kapıdan Esra ve Emre, Savaş ve Sıla giriş yapmıştı. Onları burada görmeyi hiç beklemiyordu. Oldukça şasırmıştı. Aslında iyide olmuştu. Başak belki Emreyi görünce azda olsa rahatlayabilirdi. Başak ise Esranın yanındaki uzun boylu adamla elele görünce midesine yumruk yemiş gibi oldu. Yanlış anlaması yüzünden, sevdiği adamın bi ton dayan yemesine sebep olmuştu. Başak kırgın titrek bakışlarını adamın gözlerine çevirdi.

"Özür dilerim" derken sesi titremişti. Can masum sevgilisine baktı. Dolan gözlerine kıyamadı. Saçlarına öpücükler bırakarak kulağına eğildi.

"Şimdi de kardeşimi neden ağlattın diye dayak yemek istemiyorum güzelim. Lütfen bu adama acı ve bu mutlu anımızın gereksiz konularla bozulmasına izin verme olur mu?"
Can göz kırpıp gülümserken, Başakta gülümseyerek karşılık verdi..

Gelen çiftler bizimkilerin yan masasına yerleşirken Esra Can'ı görmüştü. Can başıyla selam vermek zorunda kalmıştı. Genç kızda aynı şekil cevap verir sansa da yanılmıştı. Hemen yanlarına gelmişti.

"Merhaba. Bu ne sürpriz böyle?"

Can ayağa kalktı, "Merhaba" diyip gülümseyerek Başak'ın elinden tutup hiç vakit kaybetmeden Esra ile tanıştırdı.

''Sana bahsetmiştim. Yeniden doğuş sebebim, Başak.''

Esra tebessüm edip Başak'a elini uzattı. Başak hala adamın kendisine söylediği cümlede kalmıştı. İçten içe gururu okşanmıştı. O da elini uzatarak rahat bir görüntü vermeye çalıştı..

''Tanıştığıma memnun oldum canım. İkiniz adına çok sevindim. Gerçekten çok yakışıyorsunuz.'' Esra bütün samimi haliyle iyi dileklerini sunarken yanına gelen Emre, Esranın belinden sarılıp yanağına öpücük kondurdu. Bu benim kadınım deme şekliydi!

''Bu beyefendi de benim nişanlım Emre. Emre bak bu da Can'ın sevgilisi Başak.''

Emre rahat bir nefes verdi. Sonunda içi rahat etmişti. Artık huzurlu bir şekilde uyuyabilirdi. Can'ın sonunda sevgilisi vardı ve gözleri etrafına resmen aşk saçıyordu! Tıpkı kendisinin Esraya baktığı gibi Can'da yanındaki o kıza öyle bakıyordu. Demekki korkulacak bir durum yoktu!!!

Aradan geçen zamanda gelin damat gelmiş herkesle öpüşüp koklaşıp hasret gidermişlerdi. Melih devrem dediği adamın mutluluğuna ortak olurken içinden de kendi düğününü hayal ediyordu. O günleride görmek nasip olur inşallah dedi içinden..
Gelin damat masalarında sohbet muhabbet ederken Aysel sultan, yanaştı yanlarına..

Kadın karşınsında birbirinden güzel kızları görünce gözleri faltaşı gibi açıldı. Maşallah dedi. Su gibi dupduru güzellikteydi her biri. Yanındaki aslan parçaları da taş gibiydi hani. Hepsi nasılda yakışıyordu birbirlerine. Hele biri dikkatini çekmişti ki sağına soluna aldığı iki kızla hükümet gibi duruyordu. Az uğraşmaktan zarar gelmez ayol diye açtı ağzını, konuşturdu oynak hallerini..

"Tü tü tü! Kırkbir kere maşallah! Ay şu güzelliklere bak ayol!" diye bütün kızları yıkadı geçti! İmrana döndü, zaten pek bi severdi bu kızı.

"Ay senin o gamzelerini yer Aysel annen! İmrancım bak benim eltimin oğluyla tanıştırayım seni. Pek bi yağız akça pakça bi oğlan!" Sonunda İmrana göz kırpınca, anlamıştı kız dalga geçtiğini. Hiç bozuntuya vermedi. Gülümsedi sadece..

Cihan yerinde kaynayan kanıyla kıpırdandı. Bu kadın elini tuttuğunu görmüyor muydu? İmran neden cevap vermemişti. Sevdiğim var sahibim var dememişti!?

Kadın, hiç bozuntuya vermeden döndü diğer tarafındaki kıza..

"Bak sende pek bi narinsin. Hım tam görümcemin oğluna göresin ayol!"

Cihan artık dişlerini sıkmaktan kıracaktı. İki taraftan göz koyulmuştu meleklerine. Sağındaki helali solundaki kardeşi! Bu kadın canına mı susamıştı?

"Hanımanne ayıp olmuyor mu?" diye tısladı genç adam. Kızın avucunu ellerinin arasında sıkarken havaya kaldırıp kadının gözünün önünde salladı.

"Bunun ayıbı mı olur ayol? Kısmet işleri bunlar?"

Cihan daha fazla dayanamamıştı. Hepsi gülerek kendisine bakarken dahada sinirlendi. Yılmaz bile dudaklarını ısırıyordu. Cihan çaprazında duran damada döndü, "Yılmaz? Koçum annen görümceyle eltisini sevmiyor mu?"

"O neden abi?"

"Hayır bil diye söylüyorum! Birazdan bu muhteşem düğün cinayete kurban gidecek! Yarın görümce ve elti oğullarını vuran adam olarak manşetleri süsleyeceğim!!"

Ve sonunda kopan kahkahalar, keyiflerine keyif katmıştı..

Cihan tam sakinleştim derken az önce yaşanan olayın üzerine birde zorla oyuna kaldırmışlardı. Belinde silahıyla roman havası mı oynayacaktı? Alem duysa görse ne derdi?

Gelinin abiside sülük gibi yapışmıştı yakasına.. O oynamak bizi bozar kardeş dedikçe herif sanki civcivini topalayan anne tavuk gibiydi. Yakaladığını peşine takıyor piste fırlatıyordu. Hayır, davete icabet etmiş olmasaydı oynamak nasıl olurmuş gösterecekti. Misal, Alihanın topuklarına sıksa on numara kolbastı oynayabilirdi. O çocukta o potansiyel vardı!

Giray ve Nergis karşılıklı bütün kurtlarını döküyor, kimseyi takmadan eğlencenin dibine vuruyorlardı. Diğer beyler ve bayanlarda iki salınıp sahneden inecekleri vakit yine Alihan devreye girmiş damat halayı başlatmıştı. Cihan ya sabır çekerek içinden sayarak rahatlamaya çalışıyordu. Bir kurşun, iki kurşun, üç kurşun..

Halay başı Giray, Demir, Savaş ile devam ederken coşanlar, bağıranlar, gülenler, eğlenenler gittikçe artıyor halay çeken sayısı artıyordu. Derken Cihan yine düştü halay yerine.. 125 kurşun, 126 kurşun..

Savaşın bacakları sağa sola fırlarcasına hareket ederken, yanındaki adamın ayağına isabet etti. Yanındaki adamın bakışlarından akıbetini anlamıştı. Çünkü ayağına bastığı adam kurşunları sayan adamdı! Lakin o baba olacaktı ve halay hamile karısına iyi geliyordu! Çekmek zorundalardı! Hiçbir güç onu bu halaydan çıkartamazdı! Kurşun asker Cihan bile!

Nihayet oyunlar sona ermisti.. Düğün başlı başına komediydi. Hele takı töreni Giray sayesinde unutulmayacaklar arasında ilk üçe girerdi! Her yerde kendisini belli eden adam davetliler arasından başka düğünlerde konuşmacı olarak yeni iş teklifleri almıştı. Kızlar işve cilve ile kendisine bakarken Nergis kızlara ejderha gibi ateş püskürtüyordu. Ne de olsa babası sayesinde ejderhalara talimliydi..

Düğünün sonunda Melih, Cihan ve yeni damat Yılmaz zeybek oynayarak düğüne son noktayı koymuşlardı. Cihan özellikle rahatlamıştı. İşte oyun dediğin buydu arkadaş! Efeler gibi oynamak varken şak şakçı gibi el çırpmakta neyin nesiydi?

Bol bol eğlenip vakit geçiren sevdalılar bu asli görevide layıkıyla yerine getirmişlerdi. Artık darısı kendi düğünlerineydi... :))






Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro