~Neden?~
İmran üzerine geçirdiği yazlık çiçekli elbisesinin fermuarını bir türlü kapatamıyordu. Nefret ediyordu böyle fermuarı sırtında olan kıyafetlerden. Fakat bu elbisesi ona babasının hediyesiydi. Giyecek bir sürü kıyafeti olmasına rağmen, bu elbiseden vazgeçmeden, beğenerek giyiniyordu. Dizlerine doğru kloş bir şekilde dökülen, tülden çiçekli tiril tiril bir elbiseydi. Yeşil rengin ağır olduğu bu elbise, İmran'ın kumral saçlarına, yeşil gözlerine uyum sağlıyor, onu muhteşem gösteriyordu. Zor bela fermuarı kapatmaya uğraşırken, kol küreğinde oluşan acıyla inledi. Genç kız, tamda sırasıydı diye söylendi. Bugünü çok yoğun geçecekti. Öğlene kadar ders vermesi gerekiyordu. Sonra atölyesine gidip yarım kalan çizimini tamamlaması gerekiyordu. Akşama da Seda'nın ve Gülüm'ün dönüş yemeğine katılması gerekiyordu. Sıkıntıyla nefes verip gerekli olan ihtiyaçlarını çantasına koyarak odadan çıktı.
Seda'nın döndüğünü öğrendiğinde, herkes gibi o da sevinmişti ama bu duruma hem sevinen, hem üzülen başkaları da vardı. Abisi Yakup Efe'nin gözleri hiç olmadığı kadar parlarken, Melih abisini düşündü. Hiç dile getirmeseler de biliyordu onların dilsiz sevdalarını.. Hayrolsun dedi içinden. Annesinin dilinden düşürmediği cümleler geldi aklına..
Annesi Yaren, her konuda destek çıkardı evlatlarına. Babası da öyleydi ama annesi bir başkaydı.. Kızının saçlarını her okşamasında, 'Kaderden kaçamazsın kızım. Nerede olursan ol, gelir seni bulur. Tıpkı babanın beni bulması, benimde onu bulmam gibi..' diye hiç bıkmadan dillere destan olacak hikayelerini anlatmaya başlardı.
İmran, anne ve babasının hikayelerini dinlemeye bayılırdı. Çok imrenirdi. Babası gibi bir aşkı olsun diye dua ederdi içten içe.. Biri daha vardı ona benzemesini istediği. Dualarının arasında az da Samet amcama benzesin diye şeytanca gülerdi.
İmran halasının kocası olan Samet'e enişte demezdi. Herkes amca diye seslendiği için, abisi de, kendisi de çocukluğundan beri amca olarak bilirlerdi. Samet bu duruma hiç bozulmamış aksine, 'Amcaların en kralı benim!' diye çocukları diğer amcalarına karşı örgütlemişti.
Genç kız, aşağı indiğinde farklı işlerle meşgul olan aile bireyleriyle vedalaşarak, suratından eksik etmediği gülüşleriyle evden çıktı..
******
Seda, Melih'i görmenin verdiği duygu karışıklılığıyla kendisini saatler önce bıraktığı yatakta boş boş bakınıyordu. Başını ayak kısmına koyup, ayaklarını da baş kısmının dayalı olduğu duvara doğru kaldırıp yasladı. Canı sıkıldığında hep bunu yapardı. Yanında yatan Gülüm'de aynı şekilde ayaklarını uzatmış oflayıp pufluyordu. Seda arkadaşına bakıp gülümsediğinde "Sende akşamı düşünüyorsun değil mi?" diye sordu. Gülüm sadece başını sallamakla yetindi.
"Aman doktor! Canım gülüm doktor.. Derdime bir çare!" Seda keyifle şarkıyı mırıldandığında, Gülüm sinirle arkadaşına baktı. Sinsi gülüşlerine sinirlenen genç kız, yattığı yerden hızla oturma pozisyonuna geçti. "Canımmış! Canı çıksın!" Gülüm'ün sesi odada yankılandığında birden gözlerinin önüne canı çıkan Yakup Efe belirdi. Genç kızın omuzları hüzünle çöktü. "Aman tövbe Allah'ım! Çıkmasın! Canı bana kalsın!" Saf halleriyle arkadaşını güldürmeyi başarırken, yandan kınayıcı bir bakış atmadan edemedi.
"Bunlar ailece korkak anacım! Yani kaç yaşına gelmişsin, koskoca altı yıl tıp okumuşsun ama karşındaki kişiye duygularını açmaktan acizsin! Gerçi o zekayla nasıl doktor oldu onu da anlamış değilim!" Gülüm, Yakup Efe'nin küçüklüğünden beri nasıl azimle ders çalıştığını hatta onu korumak için nasıl kendini feda ettiğini biliyordu. Onlar telefonda konuşurlardı. Mesajlaşırlardı. İstanbul'a geldikçe Seda ve Melih gibi birbirlerinden köşe bucak kaçmazlardı ama aması vardı işte. Yıllardır kapalı kutu olan Yakup Efe'yi bir türlü açmayı başaramamıştı. Zaten konuşmalarında da hal hatırdan ötesi gelmiyordu.
"Seni seviyor biliyorsun. Sadece fazla cesaretsiz ve bence kaybetmekten korkuyor!" Seda kendi umutsuz olan aşkını, hiç yoktan kuzeni yaşasın diye Gülüm'e gerekli gazı vermeye çalışsa da başarılı olamadı.
"Valla en son nikah şahidim olarak çağıracağım! Belki o zaman kafasına dank ederde, cesaret patlaması yaşayarak kapalı kutusundan çıkar!" Seda, Gülüm'ün dediklerine gülerken az da olsa toparlandığını hissetti. Akşamı atlatırsa daha da iyi olacaktı. İçinden gelmeyecek rahat ol diye geçirse de, ya gelirse diye kendini düşünmekten alıkoyamıyordu.
Gülüm biraz dinlenmek için odasına geçtiğinde, Seda annesine bakmaya salona indi. Babası telefonda birisiyle konuşuyordu. Yıllar geçmesine rağmen hala işlerindeki prensiplerine çok önem veren babası, Pazar falan dinlemeden emir yağdırmaya devam ediyordu.
Mutfaktan gelen kokuları takip ettiğinde annesini büyük bir uğraş içinde buldu. "Kolay gelsin sultanım." Genç kız annesinin arkasından beline doğru sarılıp, yumuşak yanağını sulu bir şekilde öptü. "Valla bu öpücükten sonra gayet kolay gelecek!" Narin genç kızlar gibi kıkırdadı.
"Yine bütün hünerlerinizi göstermişsiniz Narin hanım!" Seda annesini överken, bir yandan da yaptığı enfes kurabiyelerden tırtıklıyordu. Annesi boş vakitlerinde yemek kurslarına gitmiş kendisini geliştirmekten geri kalmamıştı.
"Yine bir arada olacağız eksik olsun istemiyorum bebeğim. Bütün yemekler, aperatifler ve tatlılar hazır! Çok yoruldum ama değdi!" Narin çocuk gibi ellerini çırptığında kızı annesinin büyümeyen bu haline gülerek baktı. Tam mutfaktan bahçeye çıkacağı sırada annesinin, "Islak kek yapacak mısın?" sorusuyla eli kapıda kaldı.
Melih çok severdi ıslak keki.. Hele de bu kek Seda'nın elleriyle yapılmışsa bir başka severdi. Birden geçmişe döndü Seda..
Daha ilkokula gidiyordu. Annesinin gittiği kurslarda not ettiği tarif defterini okumaya çalışıyordu. Annesi yine bir tatlı yaptığı sıra da o da ıslak kek yapmak istiyorum diye ortalığı ayağa kaldırmıştı. Narin el mahkum kızına yardım ederek ıslak kek yaptırmıştı. Yine o akşam bir araya gelip yemekler yenmişti. Seda büyük bir mutlulukla görüntüsü hiç keke benzemeyen tatlısını getirdiğinde herkes gülerek ve korkuyla bakmıştı. Kimse yemeğe cesaret edememişti. Seda çok üzülmüştü bu duruma. O sıra Melih dayanamamıştı küçüğünün üzülmesine..
Tabağına aldığı büyük bir dilim keke çatalını batırdığında bir türlü çatalına alamamıştı. Islaklığından dolayı kaşıkla yemek zorunda kalmıştı. Herkes gülerek ve acıyarak Melih'e bakarken, o hiç bozuntuya vermeden bütün dilimi yemişti. Seda hayranlıkla Melih'e baktığında, 'Eline sağlık ufaklık! Hayatımda yediğim en güzel ıslak kekti!' diyerek daha o yaşta kendine hayran bırakmıştı.
Seda kahramanı olarak gördüğü Melih'e ufacık kalbiyle bakmıştı.
Babası bile korktuğu için yememişti ama o hiç korkmadan yemişti. Tabi sonrasında ufak çapta gıda zehirlenmesi yaşayıp, iki gün müşahede de kalmıştı. Her yanı kabar kabar olmuştu kahramanının. Seda iki gün ağlamıştı hep benim yüzümden oldu diye! O günden sonra ne zaman ıslak kek yapsa alay konusu olmuştu ailesi arasında. 'Zehirlenmesek bari Önce biri yesin ona bir şey olmazsa bizde yeriz!' diye Seda'yı sinir ederlerdi..
Anılarının arasından annesinin ona tekrar seslenmesiyle çıktı. Ne yapacağını bilemez halde derin bir nefes alıp bıraktı. Yapacağı belliydi. Annesinin meraklı bakışlarını daha fazla bekletmedi. "Olur sen bitir işlerini yaparım!" diyerek bahçeye çıktı.
******** ******* **
Sırasıyla kaba koyduğu malzemeleri çırpmaya başlayan Seda, annesinin mutfakta her daim bulundurduğu, yemek yaparken mutlaka dinlediği radyosu çalarken çıkan şarkılara eşlik ediyordu. Karıştırma işlemini tamamlayan Seda, karışımdan bir bardak ayırıp kenara bırakarak kalıbına döktüğü kekini fırına koydu. Başında beklemeyi tercih eden genç kız, oturmak için bir sandalye çekti. Yaptığı kahvesinin kokusunu içine çekerken, radyo program yapan çocuğun sesi kulaklarına doldu. "Evet çok eskilere dönüyoruz. Sanat güneşimiz büyük duayeni, 'Ah bu şarkıların gözü kör olsun!' diyecek. Güzel insanlar, şarkımız sevip kavuşamayanlara gelsin!" Seda, kulağına dolan şarkının ezgileriyle gülümsedi. Şarkılar bile bana armağan ediliyor diye içinden geçirdi. Bir yandan kahvesini içerken bir yandan da şarkının sözlerini dinleyen Seda, dolan gözlerinin farkına bile varamadı. Resmen onu anlatan sözleri vardı..
Bir gülüşün var ki kaş çatar gibi
En sıcak sözlerin azarlar gibi
Hiç bağlanırmıydım çocuklar gibi
Ah bu şarkıların gözü kör olsun..
Seda şarkının sözlerine kapılıp giderken, kendisine usulca akan yaşları eşlik ediyordu. O sıra kekinin yanık kokusunu aldığında hemen yerinden sıçrayarak fırının yanına koşsa da artık çok geçti. Tutacağı eline bile almadan fırının içine eline soktu. Elinin yanmasıyla hafif bir çığlık atarak elini çekti. Keki yaktığı yetmezmiş gibi bir de parmaklarını yakmıştı. Yine bir şeyi becerememişti. Zaten o neyi becerebiliyordu ki?
Oturduğu yerde yanmış kekine bakarak ağlamaya başladı. Ağlama sebebinin yaktığı kekle uzaktan yakından alakası yoktu ama kendini durduramıyordu. Annesi kızının o halini gördüğünde telaşla kocasının duymaması için mutfak kapısını kapatarak önünde diz çökerek sarıldı. Annesinin göğsüne kapanan Seda, hem hıçkırıyor hem konuşmaya çalışıyordu.
"Yapamadım anne! Beceremedim! Hiçbir şeyi unutmayan aklım, kalbim, kekin fırında olduğunu unuttu!" Annesi kızının içler acısı haline kahroluyordu. Kızının neler yaşadığını en iyi o biliyordu. Kızı ona anlatmasa bile, açık kitap gibi kendisini çok iyi belli ediyordu. Kızı bu konuda aynı kocasına benziyordu. Dışarıdan zor yıkılmaz gibi güçlü görüntü verseler de, içlerinde adeta kıyameti yaşardı..
"Tamam bebeğim üzülme yenisini yaparız. Hem o kadar da kötü durmuyor. Bir yiyen çıkar elbet!" Annesinin ne demek istediğini anlayan Seda, başını hafifçe kaldırıp ürkekçe baktı.
Kedi gibi çıkan sesiyle, "Gelmezse yiyemez." dedi. İçten içe, sus artık ağlama diye komutlar veriyordu. Usulca saçlarını okşayan annesi, aynı şekilde "Gelecek" diye fısıldadı. Annesine şaşkınca bakan Seda cevap veremedi. Babasının yıllar önce annesine gizliden olan sevdasını biliyordu. Annesinin onu nasıl beklediğini, eskiden anlamasa da şuan çok iyi anlıyordu.
"Nasıl dayandın? Yani babam gelmeseydi seni sevdiğini söylemeseydi sen onu beklemeye devam eder miydin?" Narin kızının masumca sorduğu soruya hiç düşünmeden "Beklerdim!" diye yanıtladı. "Ya büyük bir hata yapmış olsaydı? Ya seni umutlandırıp başkalarını isteseydi yine de kabul eder miydin?"
"Benim güzel kızım hata yapmak insana affetmekte Allah'a mahsustur. Herkes hata yapabilir, yanlış düşüncelere kapılabilir. Buna babanda, bende hatta sende dahilsin. Sonuçta o hatadan ders almak önemlidir. İnsanlar hata yapmadan olgunlaşamaz Seda. Az önce yaptığın keki düşün. Bütün malzemeleri eksiksiz koydun ama onu pişirmeden yiyebilir miydin? O mükemmel tadını yakalayabilir miydin?" Narin kısa bir nefes aldı. Dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi. "Bebeğim hayatındaki tatları alabilmen için önce pişmen lazım. Gerekirse yanmayı bile göze alacaksın. Baban bana yanarak geldi kızım. Öyle yanmıştı ki, küllerinden tekrar doğması çok kolay oldu. Çünkü bütün zorluklara göğüs germeyi sabırla öğrenmişti. Masum meleğim, her şey yoluna girecek annene inan." Kızının akıttığı gözyaşlarını özenle silen Narin, sımsıkı sarılarak tüm kalbiyle kızının yanında olduğunu hissettirdi.
"Seni seviyorum anne! İyi ki varsın!" Seda bütün gücüyle annesinin sarılmasına karşılık verirken, annesinin kokusunda her zaman olduğu gibi sakinleşmeye başladı.
Genç kız annesiyle yaptığı konuşmadan sonra, az da olsa toparlandı. Odasına çıkarak kendini soğuk suyun altına attı. Üzerine sinen yanık kokusundan arınana kadar suyun altında kaldı. Üşümeye yüz tutan bedenini duştan çıkartıp, seçtiği kıyafetleri giyinerek hazırlandı.
Aşağı inerken zilin sesini duyduğunda hızlanan kalbinin üzerine elini koyup, derin bir nefes alıp vererek rahatlamaya çalıştı. Annesi kapıyı açtığında Yusuf amcası ve Yaren teyzesini gören Seda beklediği kişiyi görmemenin etkisiyle bir yanı rahatlarken, bir yanının üzülmesine engel olamadı. Hızlı adımlarla merdivenleri indi ve Yaren teyzesinin boynuna atladı.
"Dur deli kız, dur!" Seda, teyzesine hem sarılıyor, hem gıdıklıyordu. Yaren'i gıdıklamaya bayılırdı Seda. Kadının gülerken çıkardığı sesler, çok hoşuna giderdi. Teyzesini rahat bırakıp sırayı Gülüm'e bırakan Seda, bu seferde amcasının boynuna atladı.
"Kaçak kızımız evine dönebilmiş nihayet!" Yusuf sarıldığı yeğenine laf sokmadan da duramıyordu. Genç kız geri çekildi. Yakışıklı amcasının alaylı bakışlarına karşılık, kendi dudaklarını çocuk gibi büzdü. "Aşk olsun amca! Ne kaçaklığımı gördün? Ne zaman gelsem ilk yanına gelmiyormuşum gibi laf sokuyorsun, valla kırılıyorum!"
"Vay çakal vay! Hani ilk beni görmeye geliyordun?" Açık bıraktıkları kapıda Samet amcası belirdiğinde, Seda gözlerini kocaman açtı. Yakalanmanın dibine vuran genç kız, ne desem de durumdan sıyrılsam diye düşünüyordu.
İstanbul'a geldikçe her tarafı idare etmekte çok zorlanıyordu. Yıllardır birbirlerini çekemeyen kavga eden çocuk gibi iki tane amcaya sahipti. Samet, yalandan sinirle baktığı yeğenini kanatları altına aldığında, çoktan affettirmişti kendisini..
Gülüm hala açık kapıya bakıyor, Yakup Efe'nin gelmesini bekliyordu. Yaren Gülüm'ün bekleyiş dolu bakışlarını yakaladı. Merakını gidermek için, kızın kulağına doğru yaklaştı. "İmran'ı almaya gitti. Beraber gelecekler." diye sinsice fısıldadı. Gülüm, utangaç bir bakış atıp gülümsedi. Yaren kızı koluna takıp salona doğru çekiştirmeye başladı..
************
Ailenin diğer kalan üyeleri yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. Seda kuzenlerine tek tek sarılmış, özlem gideriyordu. Aklı hala gelmeyenlerdeydi. Gülsüm teyzesiyle, Onur amcası henüz gelmemişti. Tabi merak ettiği sadece onlar değildi..
Kapı çaldığında aniden olduğu yerde taş kesildi. Gelenler onlardan başkası değildi. Kapıya doğru, emin adımlarla yaklaştığında derin bir nefes aldı. "Yapabilirsin! En fazla hoş geldin diyeceksin! Korkma!" Genç kız, kendini telkin ederken kapı çalmaya devam ediyordu. Yavaşça açtığı kapının ardında gülümseyerek bakan amcası, teyzesi ve Fırat'ı gördüğünde, içine aniden taş oturmuş gibi hissetti. Zorla gülümseyerek gözlerindeki hüznü kovan Seda, gelenleri içeri buyur ederek sarıldı. Gözü hala bahçe kapısındaydı. Sanki birden Melih, o kapıdan girecekmiş gibiydi. Gülsüm teyzesiyle göz göze geldiğinde, teyzesi kimi beklediğini anladı. Kafasını hüzünle gelmedi anlamında, sağa sola doğru salladı.
'İyi oldu aslında, görsen daha beter olacaktın! İki dakika uzaktan görmek bile seni mahvetti, birde yakınına gelse ne yapacaktın?' diyen iç sesini, 'Belki yıkılacaktım ama huzur bulacaktım!" diye yanıtladı..
Herkes masadaki yerini aldığında Seda hariç hepsinin mutluluğu yerindeydi. Bir tek onun içi kan ağlıyordu. Çünkü herkesin sevdiği yanındaydı, onun ki yoktu. Demek ki, Gülüm'ün dediği gibi mantığını dinlemiş, karşısına çıkmak istememişti.
Havadan sudan sohbetler, gülüp kıkırdamalar yemeklerine eşlik ederken, Seda daha fazla dayanamayacağını hissetti. Boğulacak gibiydi. Elini yüzünü yıkayıp, rahatlaması, nefes alması gerekiyordu. Peçetesiyle ağzını silip, sandalyesini geri doğru ittirdiğinde çıkarttığı sesle bütün bakışları üzerine çekti. Suratına zoraki bir tebessüm bıraktı. "İzninizle, birazdan dönerim!" Genç kız, titreyen bedenini bahçeden mutfağa açılan kapıdan içeriye güçlükle attı. Hızlı adımlarla lavaboya giren Seda, soğuk suyu yüzüne birkaç kez vurduktan sonra rahatlamaya çalıştı. Fakat boşunaydı. Ellerini lavabonun kenarlarına dayadı ve aynadaki yansımasına baktı. Perişanlık akan bir surat, kan oturan gözler, buruk bir tebessüm.. Karşısındaki görüntüsüne acımadan edemedi.
"Tam bir aptalsın! Peşinden ne zaman koştu ki, şimdi koşmasını bekliyorsun!" Seda kendi kendine konuşmasıyla daha da sinirlendi.
Toparlanması gerekiyordu. Güçlü duracaktı. Annesinin dediği gibi cefa çekmesi gerekiyorsa çekecekti, sabırla bugünlerin geçmesini bekleyecekti. Elini yüzünü kurulayıp lavabodan çıkarak, hızla mutfaktan bahçeye doğru çıktı. Masaya yaklaştığında gördüğü suretle bir adım daha atamadı!
Masanın ucunda ayakta duran Melih'i gördüğünde, birden çok düşünmekten hayal gördüğünü sandı. Gözlerini birkaç kez kapatıp açtı. Adam, aynı yerinde duruyordu. Seda ne yapacağını şaşırmış bir halde nefes dahi almadan Melih'e bakıyordu.
Melih'te ondan farklı sayılmazdı. Kendince verdiği savaştan sonra, yine dayanamamıştı. Dur diyemediği, sahip çıkamadığı ayakları buraya kadar getirmişti genç adamı.. Karşısında uzun yazlık elbisesiyle duran, rüzgardan yüzüne uçuşan saçlarıyla bir şarkının en güzel nakaratı gibiydi Seda.. Hep aynı yeri dinledikçe, dinleyesi geliyordu Melih'in..
Seda, ne kadar süre öyle durduğunu bilmiyordu. Zorla araladığı dudaklarının arasından "Hoş geldin!" diyebildi. Ortamdaki elektrik gözle görülür biçimdeydi. Bütün aile, iki çift arasındaki etkileşimin fazlasıyla farkındaydı.
Melih, kalp ağrısının billur sesini duyduğunda içi titredi. Hoş geldin demişti ona! Keşke her gün duysam, diye geçirdi içinden. Ben sana hep hoş gelsem, yüreğim bayram yerine dönerdi dedi..
Boğazını temizleyen Melih toparlanarak "Hoş buldum. Sende hoş geldin!" diyerek ayakta durmaya devam ediyordu. Narin durumu toparlamak için aceleyle kızına doğru elini kaldırdı. "Seda bebeğim? Melih'e servis getirir misin?" Kadın ayakta durmakta olan yeğenine çevirdi ela gözlerini.. "Melih, otursana tatlım ayakta kaldın!" Seda, son hız arkasını dönüp kendini mutfağa attığında, elini kalbinin üzerine koydu ve gözlerini kapattı. Bir eliyle de tezgahtan destek almaya çalışırken, içinden ona kadar saymaya başladı.
Melih, Seda'nın kaçar gibi gitmesiyle sinirli bir nefes verdi. Masadaki herkesin bakışlarını üzerinde fark eden genç adam, normal şekilde gülümsedi. "İzninizle önce ellerimi yıkamam gerekiyor." Melih, uzun bacaklarıyla iki üç adımda evin kapısına vardı ve gözden kayboldu.
Sakinleşen Seda, servis tabağını almak için dolabın kapağını açtı. Bir eliyle tezgahtan destek alıp kendisini yukarı çektirdiğinde, duyduğu kokuyla yerinde öylece kalakaldı.
'Lütfen gelmiş olma!' diye içinden dua ederken kapattığı gözlerini sımsıkı tutuyordu. Beline sarılan kolla irkilerek gözlerini açtı. Melih diğer eliyle Seda'nın ulaşamadığı servis tabaklarından birini alarak tezgaha bıraktı. Seda nefes almaya bile korkuyordu. Arkasını dönse pes edecek, adamın boynuna atlayacak, yıllardır hasret kaldığı kokusuna kavuşacaktı!
Melih, burnunu Seda'nın saçlarına dayadı. Kokusuyla ciğerlerini bayram yerine çeviriyordu.
Şimdi durabilir dünya! Şimdi kıyamet kopabilir! Şimdi ölebilirim!' Genç adam içten içe aşkıyla yanıp küle dönerken, Seda bayılacak gibiydi. Artık dayanacak zerre gücü kalmayan benliğini ayakta tutmakta zorlanıyordu. Boğazında bir yumru takılıp kalmıştı sanki.. Konuşsa ne diyecekti ki? Zaten konuşmasa günlerce böyle kalabilirdi..
Seda kendisini toparlayarak bir adım yana kayarak ilgisiz çıkmasına özen gösterdiği sesiyle "Teşekkür ederim." dedi. Melih cevap veremedi. Az önceki yaşadığı anın güzelliğindeydi hala..
"Gelmezsin sanıyordum." Seda, son bir gayretle Melih'in gözlerine bakmaya zorladı kendisini. Melih sinirlenince daha da hayran kaldığı sevdasına tebessüm ederek baktı.
'Yapma be adam! Gösterme o gamzelerini! İnsanın ölüp o gamzelere gömülesi geliyor sonra!' Seda iç sesini duymamak adına kulaklarını tıkamak isteyen yanını zor tutuyordu. Genç adam, dudaklarının kıvrılmasını biraz daha belirgin hale getirdi.
"Canım kek yemek istedi, o yüzden geldim!" Melih'in dedikleri karşısında şaşkınla ağzı açılan Seda, "Kek mi?" diye aptalca sordu. Melih, Seda'nın aptal haline gülmek istese de tuttu kendisini. Sadece evet anlamında kafasını sallamakla yetindi.
"Nereden biliyorsun kek yaptığımı? Yok yapmadım kek falan gidebilirsin!" Seda saçlarını savurdu, arkasını Melih'e tekrar döndü. İç sesi tekrar gün yüzüne çıktı. 'Kek için gelmiş! Sende burada neler düşünüyorsun? Ah Seda! Cidden katıksız salaksın!' Genç kız is sesine sonuna kadar hak verdi. Saçını başını yolmak isteyen Seda, hızla Melih'e doğru döndü.
"Nasıl anladın? Kek yaptığı mı yani?" Yaktığı kekin yerine yenisini yapmamıştı. Ama masaya da götürmeyecekti. Belki herkes gittikten sonra hepsini kendisi yerdi. Ağlarken iyi giderdi ıslak ıslak..
"Sen benim şarkımsın Seda. Herkesin dili dönmez. Yapacağını biliyordum, hatta yaptığını da biliyorum!" Seda, Melih'in dedikleri karşısında ağzını cevap vermek için açsa da kapatmak zorunda kaldı. Benim şarkımsın demişti ona. Kimse anlayamaz, kimsenin dili dönmez demişti. Kalbinin bu gece kaçıncı hızlı atışıydı saymamıştı. Lakin biran önce şu durumdan kurtulması gerekiyordu.
"Yaktım keki Melih!" Umursamaz bir şekilde eliyle arkasındaki fırının içinde duran keki gösterdi. Melih keke bakma gereği bile duymadı. Gözlerini biran olsun o ela gözlerden çekmedi.
"Hayatımda yiyeceğim en lezzetli kek olacak.." Melih yavaş adımlarla Seda'ya yaklaşırken Seda adım adım geri gidiyordu. İki adımda sırtı tezgahla buluştu. Melih hala pes etmeden Seda'nın üzerine geliyordu. Genç kız ellerini kaldırıp Melih'in göğsüne koydu. Elinin altında hızlı atan kalbini hissettiğinde gözleri olabildiği kadar açıldı.
"Uzak dur Melih!" Fısıltı halinde çıkan sesi titriyordu. Sadece titreyen sesi değildi. Bütün bedenine elektrik verilmiş gibiydi. Melih, kızın istediğini duymamış gibi kolunu beline sardı. Adeta hipnoz olmuş gibi hiç konuşmadan bakıyordu. Uzak dur dese de duramıyordu.Geri adım atamıyordu!
"Neden? Neyi beceremedim ben Seda?" Melih'in sorusu üzerine Seda, şaşkınca adamın ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu. Dışarıda bütün ailesi onları bekliyordu. Yeterince vakit kaybetmişlerdi. Şimdi bu konuşmayı yapmanın ne yeri, ne de zamanıydı..
"Melih şu oynadığın oyuna bir son ver! Ayıp olacak bizi beklerler!" Seda Melih'in kıskacından kurtulmaya çalışıyordu. Melih, kızın belindeki elini inadına biraz daha sıktı. "Neden Seda? Lanet olsun yeter artık! Neyin cezası, neyin günahı bu? Neden kaçıyorsun benden? Seni benden uzaklaştıracak ne yaptım sana böyle?" Öfke kontrolünü kaybeden Melih, artık kendine hakim olamıyordu. Öğrenmesi gerekiyordu. Ondan kaçan onu istemeyen kızın, derdini öğrenmek istiyordu!
"Neden mi? Sen bana bunu soracak yüzü nasıl buluyorsun Melih? Kurcalama artık. Kanatma! Senle ben hiçbir zaman biz olamadık! Ne kuzen olduk! Ne abi kardeş olduk! Ne adını koyamadığın her neyse o olduk! Ben bitirdim! Sende bitir! Artık kimi istersen, ona gidebilirsin!"
Melih, aldığı nefesi geri bırakamadı. Seda'nın dediklerinden hiçbir şey anlamadı. Ne demekti şimdi bu? O ne yapmıştı da yüzü olmayacaktı? Kendisi değil miydi, bir mesajla ona veda edip giden? Ben bitirdim, sende bitir demekte ne demekti? Melih öfkesinden kuduruyordu. Geriye adım atarak kızdan uzaklaşan genç adam, titreyen ellerini gür saçlarının arasına sokarak çekiştirdi. Seda adamın her hareketini takip ediyordu. Dediklerinden pişman olsa da, ağzından çıkmasına engel olamamıştı. Melih, gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalıştı. Başaramayınca gözlerini hızla açtı. Hesabını sormak için dudaklarını araladığı anda arkalarından, "Seda?" diye seslenen kişiyle susmak zorunda kaldı. İki aşık gelene bakmak için kapıdan tarafa kafalarını çevirdi ve davetsiz gelen misafirle karşı karşıya kaldı..
-Bölüm Sonu-
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro