Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

~Melek~

Bennnn geldimmmmm 😄😄

Aşklarım, pıtırcıklarım, ballarım hepiniziii çok özledim❤

Sizde beni özlediniz inşallah 😒 Yani hep karakterlerim seviliyor yazarı seven yok! 😒 😃

Beni seven yıldıza bassın😃😃 Yoksa Giray'ı piyasadan kaldırırım😒 tehdit ediyorum artık oy verin yorum yapın 😎

Şaka bir yana geçen hafta malumunz bölüm gelmedi. İs yerimde cok yogun iki hafta geçirdim aynı zamanda ufak bir sürpriz girisiminde bulundum. Hemen onuda açıklayayım. Kaderimin Pesinde 100.000 okuma oranına ulaştı ve bunun serefine bu sevimli yazarınız özel bir bölüm yazdı😍😍 Hemde Yusuf ve Samet ağzından😎

Sevinç çığlıklarınızı duyuyorum 😄Son düzenleme kısmı kaldı. Onuda Salı günü atacağım cünku eklemek istediğim kısımlar var uzun bir bölüm istiyorum sonucta 5 ay oldu biteli ve bizimkilerin hızlı zamanlarını özlediğinizi düsünuyorum 😘😘

Neyse bölümü keyifle okuyun bebeklerim. Yeni hikaye tanıtmak istiyorum KaanRahul yazarımızın yeni bir hikayesi başladı farklı ve macera yüklü bir kurgusu var. Bakmanızı, destek olmanızı tavsiye ederim 😍

Kocamannnn öpüldünüz efemmm❤

❤❤ ❤❤ ❤❤ ❤❤

Demir, babasının Mardin lafından sonra bacaklarının hissizliğiyle olduğu yere oturdu. Kulağına dolan acı çığlık ise Nihandan başkasının değildi. Demir hala gözünü kırpmadan bir boşluğa bakıyordu. Nihan ise sinirle adamın yakasına yapışmış kendisine cevap vermesi için zorluyordu.

“Demir! Cevap ver! Nerdelermiş? Abime mi bir şey olmuş?”

Barış araya girip “Nihan dur!” diye seslensede genç kız pes etmeden Demir'in yakasından kenetli ellerini çekmiyordu.

“Allah’ın cezası cevap ver! Ölmedi de! Yaşıyor de!”

Demir, iki yandan ellerini kaldırırak yakasındaki elleri yakalayıp sertçe durdurdu.

“Güzelim kendine gel lütfen!”

“Tek bıraktın onu! Sende tek bıraktın! Gitmedin onunla! Yalnız bıraktın abimi!”

Nihan ağzından ne çıktığına dikkat etmeden ağlayarak bağırıp çağırıyordu. Kimse bu duruma engel olmak için bir şey yapmıyordu. Çünkü herkes girdiği şoktan nefes dahi alamıyordu.

İmran ise dudaklarını araladı ama kelimeler hiçbir şekilde dışarıya çıkamadı.. Gözlerine dolan yaşlar, akmak için ısrar ederken, bakışını artık bulanıklaştırmaya başladı. Olduğu yerde aniden sendeledi. Yakınlarındaki bir nesneye tutunma çabasını fark eden Melih, ani bir atakla öne çıksa da İmran’ın boş bedeni yere sert bir şekilde yığıldı..

İmran'ın yere düşerken çıkarttığı ses herkesi kendine getirirken evde tam bir kaos yaşanmaya başladı. Nihan bir tarafa İmran bir tarafa yığılınca ne yapacağını herkes şaşırmıştı.

Emirhan köşede duran kolonyayı hızla açıp kızların ellerine yüzüne sürmeye başladı. Bir yandan ortalığa “Yakup Efe nerde? Lanet olsun!” diye kükreyince cevap Demirhan'dan hızla geldi.

“O da gitmiş!”

********* ********** ******** *****

“Doktorum diyorum neden anlamıyorsunuz? Akrabalığımız da yok! İçeriye girme hakkım var sonuçta!”

Yakup Efe geldiğinden beri Cihan'ı görebilmek ve muayene edebilmek için ikna yollarının her türlüsünü deniyordu. Sinirlenen hemşire bayan “Anlıyorum doktor bey ama kendi doktorumuzdan böyle bir izin almadan sizi içeriye sokamam!” diye çıkışınca genç adam öfkeyle soludu.

“Bakın kısa bir muayene edeceğim. Hastayı hala ameliyata almamışsınız! Kurşun hala içerde iç kanama var dediniz! Hala neyini bekletiyorsunuz? Ölmesi an meselesi!”

“Hazırlıkların tamamlanmasını bekliyoruz! Kalbe çok yakın bir yerde! Damarı parçalamamış lakin ufak bir kıpırdanmada kurtarılma şansı imkansız! Doktor bey birazdan gelecek o zaman onunla konuşun!”

“Kahretsin tamam!”

Genç adam bulunduğu yerden ayrılıp ailesini bulmaya gitti. Bu sırada olayın detayını öğrenen aile büyükleri ise Cesur'u can kulağıyla dinliyordu.

“Girme dedim! Beni dinlemedi aptal herif!”

Cesur, Berdan’ın teyzesinin oğluydu. Ona her şeyi anlatmış, Cihan’ı ne olursa olsun tehlikeden korumalarını söylemişti. Cesur ise elinden geleni yapmasına rağmen, Cihan'ı silahın hedefinden çıkartamamıştı. Berdan kuzeninin sırtını sıvazlayarak destek verdi.

“Tamam Cesur! Cihanı hepimiz biliyoruz. Hele bi uyansın o zaman elimden çekeceği var!”

“Son artistliği buymuş demek ki! Hiç korkusu yoktu. Nasıl böyle bir aptallık yapar aklım almıyor! Peşinden gittim adamı indirdim ama geç kaldım!”

“Senin suçun değildi!”

“Anlamıyorsun abi! Hesap etmem gerekirdi. Önce ben ateşledim adamın parmağı tetikteydi. Kas oynamasında parmağı silahı tetikledi! Lanet olsun ben vurmuş oldum!”

“O her zaman geçerli değil aslanım. Olacağı varmış! Hem o çakı gibidir ayrıca bırakamayacağı biri var ardında. Asla pes etmeyecek!”

Cesur, Cihan'ın eve girmesinin ardından sessizce ekiplerine emrini verip evin arka tarafına bakan camın kenarına kadar yaklaşmıştı. Görüş açısındaki Nevzat elinde silahı Cihan'a doğrultmuş onu konuşarak oyalıyordu. Bu sırada Cesur pozisyonunu alarak olası bir tehditte adamı indirecekti. Lakin dediği gibi o yönü düşünememişti. Nevzat vurulduğu anda vücut sarsılınca kasları ister istemez hareket etmişti ve tetikteki parmağı hareket etmişti. Sonucu ise Cihanın hayatına mal olmuştu. Tam ensesinden hedef alan Cesur tek kurşunla Nevzatı saf dışı bırakırken Cihan ile göz göze geldi. Elindeki silahı atıp koşmaya başladı ve baraka evin içine girdi.

Cihan hala olduğu yerde duruyor gözlerini kırpmadan yerde cansız yatan adama bakıyordu. Cesur sertçe Cihan diye bağırdığında Cihan vücudundaki sızıyı hissetmiş ve olduğu yerde sendelemişti.

Üzerindeki deri ceketinden dışarıya süzülen kanın kokusu burnuna dolduğunda yarinin kokusunu hissetmeyi artık kaybetmişti.

“Benim gitmem lazım!”

Cesur Cihan'ın dediği lafla yerinde çakılı kalmıştı. “Ne demek gitmen lazım! Cihan tutun bana !" Cesur zorla tuttuğu bedeni dışarı taşırken dışarıya doğru seslendi. "Oğuz! Bilal! Yardım edin!”

“Bırak iyiyim ben! Gitmem lazım! Dönmek zorundayım!”

Cihan, adamın kollarının kıskacından kurtulmak için adeta savaş veriyordu. Gücü zaten tükenmek üzereydi. Cesur ise hala adamın kendine uyguladığı deli gücüne hayret ediyordu.

“Şoka girdi. Çabuk hastaneye yetiştirmemiz lazım!”

“Anla.. Anla- mıyorsunuz! Söz verdim! Dön..dönmeli.."

“Cihan! Kardeşim sakin ol! Çok kan kaybediyorsun!”

“Bırakın lan beni!”

Cihan nefesinin son kırıntısıyla bağırıp, kurtuldu ve adım attı. İkinci adımında yer sanki ayaklarının atından kaymış gibiydi. Eliyle tutunacak yer aramaya çalıştığı sıra Cesur tekrar adamı yakalamak için hamlede bulundu. Cihan dizlerinin üzerine çöktü ve gözünden akan tek bir damla yaş sadece sözünü tutamayacağı içindi..

“Cesur?”

“Yorma kendini! Aptal herif! Girme dedim sana girme!”

“Cesur! Bekleyenim var Cesur! Bekl..”

Cihan'ın gözleri artık tamamen kapandığında ne bir acı hissediyordu ne bir duygu...

“Elindeki ne?”

Cesur daha saatler önce yaşadığı korkulu anlardan Yusuf'un sorusuyla çıktı. Elinde tuttuğu emaneti kaldırıp, “Bu mu? Cihan'ın elindeydi. Flar gibi bir şey bilmiyorum önemli diye aldım!” diyerek adamın sorusunu açıkladı.

Yusuf, kızının en sevdiği flarını görünce gözlerini acıyla kapattı. Duyunca ne hale gelmişti düşünmek bile istemiyordu. Küçük meleğinin acısını nasıl dindirecekti o konuda hiçbir fikri yoktu!

****** ****** ****** *********

Gençlerin hepsi hazırlıklarını yapıp yola çıkarken Demirhan yanına kızlardan sadece Nihan'ı ve İmran'ı almıştı. Her ne kadar götürmek istemese de bir türlü ikna edememişti. Hanımların başlarına Giray'ı bırakan Demir kapıdan çıkarken dostuna döndü.

“Her hangi bir durumda.."

Giray hızla Demir'in lafını böldü. “Merak etme. Siz dikkatli gidin yeter. Her şeyden haberdar et buralar bende düşünme!”

“Eyvallah!”

Giray dostunun perişan haline üzülerek baktı. Kapıdan çıkmak üzereyken, “Demir!” diye seslenip durdurdu.

“Güçlü durmak zorundasın. Nihan'ın ve İmran'ın sana ihtiyacı var. Özellikle Nihan'ın! Az önce dedikleri sinirdendi biliyorsun.”

Demir, Giray'ın sözüne hak veriyordu ama vicdanı hiç rahat değildi.
“Biliyorum. Biliyorum da haklı be kardeşim. Keşke bende gitseydim!”

“Sence kayınçon buna izin verir miydi? Biliyorsun, tek başına ateşlemek en büyük hobisi!”

Demir hafifçe gülümseyerek, “Bu sefer ateşlemekten çekinmiş aptal herif!” cevabını verdi.

“Temiz kalmak istemesi suç değil Demir! O da normal biri gibi hayatına devam etmek istiyordu.”

“Dua edelimde uyansın! O zaman nasıl ateşlenirmiş uygulamalı göstereceğim!”

******* ******** ******** *********

“Bana bak genç adam! Daha bir yıllık doktorsun seni böyle bir ameliyata almam imkansız. Ben bu mesleğe ömrümü adadım delikanlı!”

Yakup Efe beklediği doktoru sonunda köşeye sıkıştırıp gerekli izni almak için uğraşıyordu. Meslektaşına saygısı sonsuz olabilirdi ama şuan emeklilik yaşı çoktan geçmiş doktor amcayla daha fazla polemiğe girmeyecek kadar zamanı kıymetliydi. En baştan yapması gerekeni yapacak ve devreye Sinan amcasını sokacaktı!

“O yüzden mi ellerin titriyor? Asıl sen bana bak bey amca! O içeride yatan benim kardeşim! Benim canım için çok önemli biri! Eğer ölecekse de benim ellerimde ölecek! 1 yıllık doktorlukla alakası yok bu işin! Ben bu yere gelebilmek için gecemi gündüzüme kattım! Girmediğim, izlemediğim, dinlemediğim ameliyat kalmadı! Şimdi şu lanet izni verin! Yoksa meslektaşmış hipokratmış dinlemem o ameliyata her şekilde girmeyi bilirim!”

"Yakup Efe?"

Berdan sonunda kayıp genç adamı bulmuş sorunu kökten halletmeye gelmişti.

“Berdan bey? Sizin burada olduğunuzu bilmiyordum?”

“Ne haber doktor?"

Yakup Efe, şaşkınlıkla ortada dönen olaya anlam vermeye çalışırken, Berdan doktoru hiçbir yerine takmadan "Hazırlan koçum. Gerekli izni verdim girebilirsin!" dedi.

“Abi senin izninle olacak şey değil bu!”

“Neden? Hastane kuralları falan diyorsan hastane benim zaten!”

“Oha! Senin hastanen mi var?”

Arkadan gelen Samet ve Onur bu adamın gizli saklı işlerinin yavaş yavaş gün yüzüne çıkmasına alışmaya başlamıştı lakin bir hastanesi olduğunu hiç düşünmedikleri için şaşırmaktan geri duramamışlardı.

“Girerken adına bakmadınız sanırım?”

“Özel Zarife Devran Hastanesi! Zarife annen de, Devran kim?”

Berdan Sametin sorusuna sadece gülümseyerek oradan ayrıldı. Füsun'u araması gerekiyordu. Zaten haber vermeden gelmişti. Yiyeceği azarı düşündükçe çatlayan başına bir ağrı daha durdu. O sıra Rıza’nın beyazlayan suratını görünce az çok durumu anlamıştı. Gözlerini kapatıp içinden bir süre sayıp adama döndü.

“Ne yapmış?”

“Selim’in kafasını yarmış!”

Rıza'ın cümlesiyle gözleri yerinden fırlayan Berdan tuttuğu nefesini seslice geri bıraktı.

“Demiştim abi sana haber verelim diye! Selim yarmasının başını yardıysa bana neler yapacak düşünmek istemiyorum! Abi ben Mardin’e yerleşmeye karar verdim. Evli, mutlu, çocuklu burada devam ederiz olur mu?”

“Kes lan! Ben yanacaksam sende peşimden geleceksin!”

Berdan hızla hastanenin bahçesine çıkıp kapalı unuttuğu telefonunu açtı ve hiç vakit kaybetmeden karısını aradı. Füsun ise elinde hazır tuttuğu telefonunun çalmasıyla açması ve çemkirmesi bir oldu.

“Seni öldüreceğim! Seni parçalarına ayırıp bir güzel yiyeceğim!”

Berdan daha ilk çalışında açılan telefondan kükreme sesini duyunca telefonu irkilerek kulağından uzaklaştırdı.

“Bende seni özledim kadınım!”

“Hangi cehennemdesin sen? Ne kadar merak ettim haberin var mı? O telefonun neden kapalı? Rıza da yok! Ama siz durun bende Füsunsam.."

“Füsun Mardindeyim!”

Berdan hızla konuya girip kadının daha fazla konuşmasını engelledi. Füsun birden yanlış duyduğunu düşünerek “Mardinde misin?” diye yeniledi.

“Evet. Cihan vuruldu!”

“Ne demek Cihan vuruldu? Berdan sen ne dediğinin farkında mısın? Aman Allahım! Durumu nasıl peki?”

“Kritik. Haberi alır almaz soluğu burada aldık yavrum. Özür dilerim inan aklımız başımızda değildi. Sen birkaç günlük eşya al yanına Yaren ablalara götürsün çocuklar. Şimdi arayacağım! Tabi sağlam koruma bıraktıysan!”

Füsun hızla odasına yöneldiği sırada kapının çalmasıyla merdivende durup geri döndü. “Dur kapı çalıyor!”

“Sormadan açma!”

“Kapıda bir sürü adam var hatırlatmamı ister misin?”

“Ne hallere soktun hepsini kim bilir?”

Füsun oralı olmadan hızla kapıyı açtı ve hiç beklemediği adamla karşılaştı.

“Giray?”

“Merhaba yenge hanım!”

Berdan karısından duyduğu isimle merakla “Giray mı geldi?” diye sordu.

“Berdanla konuşuyordum! Şimdi öğrendim!”

Giray eliyle Füsun'un elindeki telefonu işaret edip kibarca kendisine vermesini istedi.

“Abi merhaba! Buraları merak etme Melih yolladı beni. Onlar yola çıktı geliyorlar. Yenge ve küçük adamı alıp Haznedar konağına kapatıyorum. Bu arada korumaların değişme zamanı gelmiş. Kapının önü hastane acil girişi gibi şuan! Birbirlerine pansuman falan yapıyorlar!”

Berdan şu durumda bile gülümsemeyi başarmıştı. Sinirleri iyice laçkalaşmıştı. Derin bir nefes alıp burun kemerini sıktı.

“Eyvallah kardeşim. Dikkat edin. Füsun biraz.." Berdan'ın lafını hızla kesen Giray, durumu hemen muzurluğa çekti.

“Anladım abi. Nergisle yan yana getirmem!”

İki adam durumdan biraz daha konuştuktan sonra Giray telefonu kapattıp kadına uzattı. O sıra salondan çıkan hızlı Berat “Aaaa Nergisin belalısı gelmiş!” dediğinde Giray homurdanmaya çoktan başlamıştı. Nergis her fırsatta başımın belası diye Giraya bağırınca çocuk Girayı hep bela olarak öğrenmişti.

“Gel buraya ufaklık! Gidiyoruz!”

“Babama mı gidiyoruz bela abi?”

“Berat çok ayıp oğlum adı bela değil Giray! Giray abi diceksin olmadı amca falan de!”

“Yenge hanım, çok teesüf ederim! Amca nedir şimdi? O kadar da yaşlı değilim ki? Bak ufaklık sen Demirhan ve Emirhan ikizlerini biliyorsun değil mi? Heh işte onlar amca! Onlara amca de bana abi! Anlaştık mı?”

Minik Berat, sinsice gülümseyip kafasını hızla salladı.

“Anlaştık bela abi!”

********** ********* **********

İmran yürüyen ceset gibiydi. Gözünde akıtacak artık tek bir yaşı kalmamıştı. Hoş ağlayamıyordu da.. Bayılmasının ardından kendisine geldiğinde boşluğa bakıp öylece Cihanla geçirdiği son geceyi düşünüyordu. Söz verdiğinden midir yoksa hala şokun etkisinden midir bilinmez ama tek bir damla yaş akıtamamıştı. Tabi herkesten gizli içtiği sakinleştiricilerinde etkisi büyüktü..

Nihan ise tam tersiydi. Ağlamaktan artık helak olmuştu. Şişen gözlerinden önünü bile göremez hale gelmişti. Sinirle Demirhan'a söylediği sözlerde üzerine binince iyice nefes alamaz hale gelmişti.

Demir, uçakta yol boyunca karısına ne çok yaklaşabilmiş ne uzak durabilmişti. Ne yapacağını bilemez haldeydi. Usul usul ağlayan sevdiğine yardım edememesi oldukça perişan hale sokmuştu. Uçaktan inip hemen hastanenin yolunu tutmuşlardı. Hastanenin girişine parkeden araçtan fırlarcasına koşmaya başlayan Nihan artık dayanmanın son demindeydi. Peşinden ona yetişmeye çalışan Demir ve onun ardından hızla gelenler bekleyen babaları bulunca hepsine şok yaşattı.

“Hepiniz mi geldiniz?”

Sinan kızgın bir şekilde Melihe baktı. Burada yapılacak bir şey yoktu ve hepsinin buraya gelmesine gerekte yoktu. Ama çocukları ne zaman laf dinlemişti ki şimdi dinleyeceklerdi!

“Merak etme amca. Gerekli önlemler alındı. Belada öldüğüne göre korkulacak bir durum yok!”

“Bela sadece bir tane değil Melih biliyorsun!”

“Biliyorum amca da orada durup bekleyemezdik. Hepsi bir arada başlarında da Giray var!”

“Hah! Tam adamı! Kızımı da getirseydiniz bari!”

Yusuf, Samet'e bakıp gözlerini devirdi. Şu durumda bile neleri düşünüyordu! Kalabalığın ardında kızını görünce bir adım atarak İmran'ın boş boş bakan haliyle karşılaştı.

“Kızım?”

İmran kendisine seslenen babasına yavaşça kafasını çevirip baktı. O gözlerde hiçbir duygu kırıntısı yoktu. Yusuf durumu üzgün olmasına yorduğu için hızla kızını kucakladı.

“Bebeğim iyi misin?”

“Cihan nerede baba? O bana söz verdi. Ne olursa olsun döncem dedi. Döner değil mi? O sözünü tutar değil mi?”

Yusuf kızına güç vermek adına sıcaklıkla gülümsedi. “Döner tabi bebeğim. Dönecek! Bak şimdi ameliyatta hem de çok güvendiğin kişiyle birlikte. Abin içerde bebeğim."

“Gerçekten mi?”

“Evet aşkım. Abin yapıyor ameliyatını. Dua ve sabırla bugünleri de ardımızda bırakacağız bebeğim. Babana güveniyorsun değil mi?”

İmran sadece başını sallayıp babasının göğsüne sığındı. Babasının dediği gibi bugünler bitecekti. Bedenindeki hafifliğin etkisiyle gözlerini açık tutmakta zorluk çeken genç kız sadece içinden dua edebiliyordu..

Yakup Efe ameliyat masasında yatan adamı kurtarmak için canla başla uğraşıyordu. Kurşun dedikleri gibi kalbine çok yakın bir yerdeydi. Çok dikkatli olmak zorundaydı. Milim kıpırdatsa hayatını kaybetmesi an meselesiydi.

“Kendini sakın bırakayım deme Cihan efendi! Beni bu yükün altında bırakma ve umarım şuan güzel  rüyalar görüyorsundur!”

Genç adam hem işini yapıyor hem konuşarak beynini rahatlatmaya çalışıyordu. Yanındaki asistana dönüp “ışığı şuraya yaklaştır!” dediğinde aradığını buldu.

“İşte buradasın!”

Yakup Efe, kurşunu yerinden o kadar yavaş hareket ettiriyordu ki onu izleyen hemşireler bile genç adamın soğuk kanlı ve böylesine profesyonel çalışmasına imrenerek bakıyordu. Yavaşca çıkardığı kurşuna bakıp gülümsedi.

“Kurşunu atmayacağım sevgili enişteciğim! Uyanınca müsait bir yerine düğün hediyesi olarak takacağım! Evlenince dedim duydun mu? Cihan söz veriyorum sana, babamı bile karşıma alacağım! Yeter ki dayan!”

Yakup efe zorla gülümserken deli gibi kendi kendine konuşuyor bir taraftan maharetini sergiliyordu.

“Şu kısma tampon yapmaya devam et.”

“Hocam kanama hala devam ediyor! Nabızda değişiklik yok!”

“Sık dişini Cihan! Kardeşin için, kardeşim için!”

Dışarıda ise bekleyenler dillerinde dua ile geçmek bilmeyen zamanın kurbanı olmuştu. Yusuf kızının yanından bir an olsun ayrılmıyor konuşarak onu oyalamaya çalışıyordu. Bu kadar susması ve ağlamaması hiç iyi değildi. Ağlasa rahatlayacaktı ama kendini o kadar sıkıyordu ki bedeni artık titremeye başlamıştı.

“Bebeğim bir şeyler yemelisin. Bak titriyorsun! Geldiğinden beri kahve içiyorsun!”

“İstemiyorum baba!”

“İmran sen kötü olursan o terminatör kılıklı uyanınca nasıl hesap sorar sana suratsız haliyle hiç düşündün mü? Sarışınım yomok noyo yomodonnnn! diyince ne cevap vereceksin?”

Yusuf ağzını yamultarak Cihan'ı taklit edince İmran'ın dudakları kısa bir süre de olsa kıvrıldı. Yusuf, kızını azda olsa gülümsetmenin mutluluğuyla rahatladı.. Öbür yandan Samet Nihan'ı kollarının altına almış destek olmaya çalışıyordu.

“Demirhan’ı kırdım!”

Samet Nihan'ın sessizce kendisine mırıldanmasıyla saçlarındaki eli kısa bir süre durdu. Nihan ise ortalarda gözükmeyen eşini merak ettiği için kendisine kırıldığını sanıyordu.

“Hak etmiştir!”

Genç kız oturduğu yerden yavaşça Samet'e dönüp, “Oğlunuz o sizin!” diye cevap verdiğinde Samet evet anlamında kafasını salladı.

“Ama sende kızımsın!”

Nihan Samet’in gülümseyen gözlerine baktı. Ne demesi gerektiğini bilemiyordu. Daha baba bile diyememişti. Acaba dese kızar mıydı? Nihan gözlerini adamdan kaçırdığında Samet sakince kızın elini avuçlarının arasına aldı.

“Nihan, o eşek sıpası benim oğlum olabilir ama sende benim kızımsın. Ona istediğin işkenceleri yapabilirsin babası olarak izin veriyorum ki sen yapmazsan benim yapacağımın garantisini veriyorum.”

“Bir şey yapmadı ama.. Ben biraz dilime hakim olamadım. Kırdım onu!”

“Kırılmamıştır eminim. Sen canını sıkma.”

“Nasıl bu kadar eminsiniz?”

“O tıpkı ben o yüzden. Allah öbür gelinime sabır versin! Emirhan aynı dayısı burnundan kıl aldırmaz! Zamanında çok kınadıysam demek ki bir şekilde geri döndü!”

Nihan'ın gözleri uzun zaman sonra ilk kez gülümsediğinde Samet kızı sevindirebilmenin rahatlığıyla derin bir nefes aldı..

Melih geldiğinden beri abisini göremeyince, merak edip aramaya çıktı. Koridorda ilerlerken Rızayı asansörün kapısında eli kolu poşetlerle dolu bulunca hızla yanına koştu.

“Rıza abim nerde?”

“Üst katta oda hazırlattırıyor. Bende şunları bırakıp geliyorum.”

Melih tamam anlamında başını sallayıp arkasını döndü. Tam ilerlerken birden “Devran?” diye birinin seslenmesini işitti. Kafasını yan çevirdiğinde ise uzun boylu esmer kalıplı biriyle karşılaştı.

“Pardon bana mı seslendiniz?”

“Yok artık! Bulmuş!”

Melih hala kendisine inanamayan gözlerle bakan iri herife sessizce bakıyordu.

“Birine benzettiniz sanırım?”

Melih, adım atacağı sırada arkasından abisinin “Cesur!” diye seslenmesiyle durdu.

“Bulmuşsun onu! İnanamıyorum Devran’ı bulmuşsun!”

Berdan, Cesur'a sadece kafasını sallayıp sonra anlatırım gibisinden geçiştirip Melih'in yanına geçti.

“Hoş geldin aslanım!”

Melih şaşkınlıkla abisiyle selamlaşıp hala kendisine hortlak gibi bakan adama bakıyordu. Berdan ise kardeşinin merakını hızla giderdi.

“Cesur teyzemizin oğlu!”

Melih, bu yeni hayatına adım attığından beri yeni yeni şeyler öğreniyordu. Zaten buraya gelirken değişik bir ruh halindeydi. Cesur dedikleri genç adam Melih’e hızla sarıldığında Melih ne olduğunu şaşırmış adamın sarılmasına karşılık vermişti.

“Çok şükür! Allah’ım çok şükür! Ölmemişsin!”

Cesur şükürlerini peş peşe sıralarken aklına gelenle hızla geri çekilip, arkasını döndü ve okkalısından Berdan'a sert bir yumruk attı.

“Bok kafalı! Biz neciyiz burada haber vermiyorsun!?”

Berdan kafasını sallayıp kendine gelmeye uğraşırken sinirle kuzenine adım attı.

“Geberttirme bana kendini! Daha yeni oldu ayrıca her şey o kadar ani oluştu ki teyzem aklımdan tamamen çıktı!”

“Ne kadarda birbirini seven bir ailen var birader!”

Barış, tamda olayın üzerine gelmiş Melih'in yanındaki yerini almıştı. Genç adamın omzuna kendi omzuyla vurdu. Hala ayak üstü kavga eden ikiliye gülümseyen Melih, “Onlarda nedense ikimizi gördüm bok kafa!” diye Cesur'u taklit edip gülümsedi.

“İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız birader. Kimse biz gibi olamaz!”

“Olamaz tabi bay öfkeli! Neyse şu tostları alalım da kızlar açlıktan ölmesin!”

*********** ************ *********

“Nergisssssss ben geldim!”

Açtığı kapıdan kucağına tırmanan Berat'ı hızla yakalayan Nergis, “Hoş geldin paşam!” diyerek öptü. Berat bacaklarını kızın beline sarıp kollarını da boynuna dolamıştı. Bu sahneyle gözleri yuvasından çıkan Giray ise kapı ağzında kalakalmıştı.

“Çocuk çocuk değil 7 kollu ahtapot mübarek! Berat koçum! O bacakları aç bakim oğlum. Kolları da az gevşet!”

Nergis aniden “Giray!” diye seslenince genç adam, “Ne Giray? Kızım vakum gibi çekti sardı velet seni!” cevabını verip tek elini saçlarından geçirdi.

Arkadan gelen Füsun'u gören Nergis, konuyu kapatıp, “Hoş geldin Füsun abla.” diyerek hepsini içeriye buyur etti.

“Hoş buldum tatlım. Berat rahat bırak Nergis ablanı!”

“Evet Berat rahat bırak Nergis teyzeni! Bak teyze diyorum tey – ze !”

“Nine desin istersen?”

Nergis'in sinirle kendisine göz devirmesine aynı şekilde karşılık veren Giray, sinirle tısladı.

“Zaten bu gidişle nine olunca vuslata ercez!”

Nergis'in gözleri sus dercesine büyürken Giray küsen çocuklar gibi omuz silkti. O sıra yere bıraktığı Berat genç kızın elinden çekiştirerek kendisine bakmasını sağladı.

“Nergis saklambaç oynayalım mı?”

“Evet Nergis saklambaç oynayalım kuytu köşelerde gizlenmek hoşuma gidebilir! Kafam dağılır, zaman geçer falan!”

Nergis bu iki çocukla ne yapacağını bilemez halde derin bir nefes alıp verdi. Çocuğun boyuna erişmek için yere eğildi.

“Tatlım önce yemek yiyelim sonra oynarız tamam mı?”

Genç kız çocuğu ikna edip, salona gönderirken çömeldiği yerden doğrulup ellerini beline koydu. Tek kaşını kaldırıp Giray'a sertçe baktı.

“Bir şey geliyor! Bu bakışlar hiç hayra alamet değil! Nabzım yükseliyor!”

“Çocuğun yanında kuytu köşeler diyip duruyosun! Sonra rezil oluyorum. Daha geçen gün herkesin içinde ne dediğini hatırlatmamı ister misin?”
Giray pis pis sırıtırken Nergis adamın gülmesine iyice deli oluyordu!

“Gülmesene be adam! Senin yüzünden adım sütlü Nergis’e çıktı!”

“Ya yavrum ama nerden bilebilirdim Berat'ın bizi dinlediğini! Sıpa gizlenmiş köşeye! Diyorum aslında bu çocuk bizim olabilir! Kuytu köşeyi çok seviyor!”

“Çok konuşma da gel salatayı yap! Acıktı millet!”

Nergis ayaklarını sertçe vurup mutfağa geçiş yaptığında ardında kalan genç adam ellerini dua edercesine iki yana açtı.

“Ben diyorum kuytu köşe, saklambaç! Kız diyor salata! Bu ne hıyar bi ilişki ya Rabbi..”

************ ************ *********

Evdekiler, el birliğiyle hazırlanan sofraya otursalar bile neredeyse çorba hariç bir şeye dokunmamıştı. Yiyecek halde değildiler. Akılları hep Cihandaydı. Yarım saatte bir arayıp bilgi alsalar da aldıkları yanıt hep aynıydı. Bir gelişme yok..
Yaren usul usul ağlarken, bu kez Başak yaklaştı yanına..

“Teyze ağlama artık.”

“Bende gitmeliydim. Kızımı bıraktım orada bir başına!”

“Bir başına mı? Yapma teyze babası, abisi yanında! Amcaları kuzenleri hepsi yanında! Hem sende gitseydin Yusuf amcam sinirlenirdi biliyorsun.”

Yaren kafasını olumlu anlamda sallarken kapının çalmasıyla yerinde dikleşti. Giray saatine baktığında beklediği kişinin geldiğini anladı. Hemen öne çıkıp “Ben bakarım” diyerek kapıya yöneldi. Kapıyı açınca Can ile karşılaştı.

“Geciktim biraz kusura bakma.”

Can hızla selamlaşıp içeriye geçerken Giray'ın, “Sorun değil birader hallettin mi?” demesiyle kafasını salladı.

“Hallettim. Şirkette kimsenin haberi yok yurtdışına seyahate çıktığını sanıyorlar. Gerekli ayarlamaları da yaptım yapmasına da vekaleti neden bana bırakmış onu anlamadım. Ortak olduğumuzu sanıyor herkes. Öyle bir dedikodu çıktı şimdide!”

“İşini ciddiye alan bir sen varsın çünkü! Ayrıca fena mı? Belki ortak olursunuz.”

“Valla o iyi olsunda gerisi önemli değil. Bi gelişme var mı?”

Giray hayır anlamında başını sallarken kapı ağzında kalmışlardı. Başak, Giray'ın dönmeyişinin ardından yerinden kalkmış bakmaya gelmişti. Can’ın geleceğini bilmediği için şaşıran genç kız hızla yanlarına geldi.

“Canım?”

“Merhaba tatlım!”

“Telefonda geleceğini söylemedin ters bir şey mi oldu?”

“Yok bebeğim. Senden sonra Giray aradı. Sıkılmış kadınların arasında kurban olarak beni de seçti!”

Can mevzuyu kapatmak için gülümseyerek kızı peşine takıp salona yöneldi.. Cihan gitmeden şirketteki düzenin devamı için ne hikmetse Can adına vekalet hazırlatmış onun yokluğunda işleri Can'ın yürütmesini istemişti. Can bütün gündür şirkette gerekli nizamı sağladıktan sonra Giray'a yardım edebilmek için soluğu yanlarında almıştı..

Salonun dört bir yanına dağılan kadınlar merakla bir haber beklerken sonunda Giray'ın telefonun çalmasıyla nefesler bir kez daha tutulmuştu. Giray bismillah çekerek cevapladığı telefondan duyduğuyla gözlerini kapattı..

********** ********* ********* ***

Yakup Efe, çıktığı kapıdan derin bir nefes alıp verdi. Karşısında kardeşinin harap olmuş halini bulunca şok oldu. Geldiklerini bilmiyordu ve annesinin İmran'ı göndermesine hayret etmişti. Herkes soru sorarken Yakup Efe sadece gözlerinin içine duygusuzca bakan kardeşinin gözlerine kitlenmişti. Donuk gözler, ruhsuz bakışlar.. Hiç tanımadığı birine bakıyormuş gibiydi..

“Ne içtin sen?”

Herkes Yakup Efe'nin sorusuna şaşkınca bakarken, İmran diktiği gözlerini biran olsun abisinden ayırmadan bakıyordu. Yakup Efe sinirle yürüyüp kardeşinin çenesinden tutup gözlerine yakından baktı.

“Kaç tane sakinleştirici içtin İmran? Bir daha sormayacağım!”

Genç kız, sarhoş gibi peltek bir şekilde “3” cevabını verdiğinde bütün koridoru abisinin sesi inletti.

“Kafayı mı yedin sen? Baba nasıl fark etmezsiniz?! Bu kız 3 tane sakinleştiriciyi alırken kimse görmedi mi Allah aşkına?!”

“Beni bırak Cihan nasıl?”

“Kurtuldu geri zekalı ama sen ölmek istiyorsun sanırım!”

İmran abisini artık üç tane görmeye başlamıştı. Vücudundaki hissizliğin yerini iyice titreme alırken olduğu yerde tekrar sendeledi. Yakup Efe, kardeşini hızla kucağına aldığında sinirle sağa sola bağırıyordu. Acil odasına  girdikleri anda İmran midesinde ne varsa çıkartmaya başladı.

“Tamam geçti. Rahatlarsın çıkar hepsini! Ah İmran çocuk musun sen? Nasıl içersin o kadar sakinleştiriciyi?”

İmran azda olsa kendine geldiğinde abisinin kızgın suratına utanarak baktı.

“Başka türlü güçlü kalmanın imkanı yoktu abi. Ölüyordum. Kalbim acı içindeydi. Onu içince hissizleştim! Özür dilerim.”

Genç kız ağlamaya başladığında daha da rahatladığını hissetti. Ağladıkça ağlayası geliyordu. Bu sırada dışarıda kalan Yusuf ise kapıyı zorlayıp yumrukluyordu. Yakup Efe kapıyı açtığında babasının öfkeden ve korkudan kızarmış suratına sakince bakıp, “Sakin ol üzerine gitme baba. İzin ver bir serum takılsın.” diye yatıştırmaya çalıştı.

Dışardakiler ise ne tarafa yetişeceklerini bilemiyordu. Yusuf deliye dönerken Samet adamı zorla tutmaya çalışıyordu.

“Sakin olur musun artık!”

“Nasıl anlamadım nasıl? Ya ona bir şey olsaydı? Bende ağlamadığı için kendisini sıkıyor sandım! Ah ne aptalım!”

“Nerden bilecektik Yusuf? Bizde öyle sandık! Kendini suçlayıp durma. Ayakta kalmak için almış napsın kız?”

Yakup Efe, Cihan hakkındaki haberleri artık vermesi gerekiyordu. Başına toplanan ailesine sakince durumu izah etmeye başladı.

“Ameliyatı zordu ama kurşunu çıkarttık. Kanaması çok vardı. Onu da durdurduk. Şu 24 saati atlatırsa kanama tekrar olmaz. O yüzden 24 saat tetikte olmak zorundayız. Herhangi bir kanama olmazsa ilacı kesip uyanmasını bekleyeceğiz. İmran’a gelince korkmayın. Uyuyakaldı zaten. Serum kanını temizleyecek uyuması en iyisi bu süreçte. Cihan'ın İstanbul’a sevkini 24 saat sonra yapabiliriz. O yüzden bir süre daha buradayız!”

Nihan hızla Yakup Efe’ye sarılırken ardı ardına teşekkür edip duruyordu.
“Dinlen artık sende Nihan. Şuan sizi içeri sokamam ama yarın girebilirsin tamam mı?”

Genç adam ailesiyle birlikte Berdan'ın özel olarak hazırlattığı dinlenme odasına çıkarken Allah’a bir kez daha şükretti. Zor olanı atlatmışlardı. Şimdi sadece sabırla beklemek vardı..

Güneş yeni güne doğarken hiç uyumayan Yusuf, melek gibi uyuyan kızının saçlarını yavaşça okşadı. Sessizce odadan dışarı çıktı. Yoğun bakım ünitesine indiğinde oğlunu hemşireyle konuşurken buldu. Yakup Efe hemşireye gerekli talimatları verirken karşısındaki hareketlilikle bakışlarını çevirdi ve babasının yorgun haliyle karşılaştı. Hemşire bayanın yanından ayrılıp camdan içeriyi izleyen babasının yanına geldi.

“Eğer kurtulmasaydı.."

Yusuf cümlesini tamamlayamamıştı. Kurtulmasaydı olacakları düşünmek bile istemiyordu. Yakup Efe babasını teselli etmek için kolunu sıkarak güç vermeye çalıştı.

“Düşünme artık bunları baba. Düzeliyor kendine gelecek.."

“İçeri girebilir miyim?”

Genç adam babasının birden sorusuyla şaşkınlığını gizleyemedi. Hiç düşünmeden kafasını sallayıp hazırlanması için hemşireye haber verdi. Yusuf odaya girdiğinde cihazlara bağlı olan genç adama üzgünce baktı.

“Hesaplarını böyle kapatmaman gerekirdi..”

Adam hasta yatağın başına gelip yatağın hizasında eğildi. Derin bir nefes alıp sıkıntıyla geri bıraktı..

“Kızım senin hayatını ilk kurtardığında kendi hayatını değiştirdiğini bilmiyordu. Hiç birimiz bilmiyorduk. Bu ilişkiye karşı durmamın tek sebebi senin hayatındaki tehlikeli yönlerdi. Bunu bilmeni istiyorum.. Yoksa aşkın ne olduğunu, önünde dağ gibi dursanda aşamadığını hepinizden iyi biliyorum.."

Yusuf bir süre sessiz kalıp tekrar devam etti..

"Ben kadere inanırım evlat! Sen eğer kızımın kaderiysen o yataktan kalkarsın ve adam gibi karşıma çıkarsın. İnatçı yanını ortaya çıkar Cihan! Pes etme! Kızımı ilk defa böyle gördüm ve bir daha böyle görmektense ölmeyi yeğlerim! O yüzden uyan aslanım!”

Ayağa kalkan Yusuf daha fazla konuşup zorlamak istemiyordu. Arkasını döndüğünde aklına gelenle durup tekrar geri döndü..

“Ah bu arada.. Emanetini teslim ediyorum. Aradığın güç bunda.. Hayatın bu odanın dışında seni bekliyor. Dayan oğlum..”

Yusuf Cihan'ın eline fları koyup parmaklarını kapatarak tutmasını sağladı. Boğazı düğüm düğüm konuşamaz halde arkasını dönüp dışarı çıkarken, Cihan’ın elinin kıpırdadığından haberi yoktu..

İmran gözlerini açtığında oda da başında bekleyen Melih ve Barış abisini görünce hızla yattığı yerden doğrulmaya çalıştı.

"Sakin ol güzelim. Hızlı hareket etme bayadır yatıyorsun, baş dönmen olabilirmiş."

Melih kızı yavaşça yattığı yerden dogrultup arkasına yastıkla destek verdi.

"Uyandı mı?"

Melih, kızın sorusuna cevap veremezken, Barış üzgünce kafasını hayır anlamında salladı. İmran acıyla yutkunarak, "Görmek istiyorum!" diyebildi.

Melih, kucağına aldığı kızla birlikte odadan çıkıp bir üst kattaki yoğun bakıma getirdi. Camın yanına geldiklerinde Melih, İmran'ı kucağından indirmeden, Cihan'ı görmesini sağladı. Genç kız, karşısında bir ölüden farksız yatan sevdigini görünce nefesini tuttu. Eliyle cama dokunduğunda camın soğukluğunu bütün bedeninde hissetmisti.. Sanki sevdiğine dokunur gibi camdan doğru sevdi can parçasını..

"İçeri girmeliyim!"

Yanlarına gelen Yakup Efe, tereddüt etmeden kızın içeri girmesine yardımcı oldu. İmran ayaklarını zorla sürüyerek Cihan'ın yanı başına geldi..

"Burdayım.."

Tek kelime..

Sadece tek kelime bazen her seyi anlatmaya yeterdi.. Fazlasına gerek yoktu. Ellerinin arasındaki fları görünce gözleri dolan genç kız eğilerek adamın yanağına yavaşça dudaklarını bastırdı..

"Ben geldim ruhum.. Burdayım.. Hep yanındayım.. Cihan dön bana.."

İmran adamın kulağına fısıldayarak konuşmaya devam ederken, Cihan burnuna dolan kokuyla aylar öncesine tekrar geri dönmüştü. O zaman başında ölme diye yalvaran kız, şuan dön bana diyordu..

Kelimeler farklı ama hissettirdiği duygular aynıydı.. Ciğerlerine dolan koku, aşkın kokusuydu.. Hayatın kokusuydu.. Huzurun kokusuydu..

Dilinden dökülmeye can atan kelimeler çıkmaya heves etse de sadece tek bir kelime çıkmıştı ve o kelime, iki aşık için yeniden doğmaya yetmişti..

"Melek.."

-Bölüm Sonu-

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro