~Kutsal Parti ~
^^ Bennnn geldimmmm :))
Nasılsınız canlar ben harikayımmm çünkü yazarkenn en keyif aldığım, kahkaha attığm bir bölümle geldimm :))
Bol bol Sametli, Giraylı, Barışlı ve nicesini harmanladım ve sizlere sundum. Kahkhalarinızı duymak istiyorummm ona göre! 😃
Lütfen oylarınızı eksik etmeyin.. 😉😘
Sizlerinde eğleneceğinizi umuyor ve sizi çok bekletmeden kaçıyorumm..
Keyifli okumalar ❤❤
****
"Yasemin koş koş! Sonunda Necmiye'ye talip geldi!"
Samet evde kaldığı üç günde evlilik programlarına sarmıştı. Doktorun birkaç günlük istirahat vermesi üzerine durumu abartan adam sanki ayağı kesilmiş gibi acındırma çalışmalarına devam ediyordu. Karısını dibinden ayırmayan yaşlı kurt keyifle günlerini geçiriyordu.
Yasemin mutfaktan elini kurulayarak gelip kocasının lafı üzerine televizyona çevirdi maviş gözlerini.. Necmiye denilen kadın aylardır programda olmasına rağmen bir tane bile talibi gelmiyordu ve Samet bunu öğrendiği günden beri kadına oldukça acıyordu. Her gün program başlarken "Bugün belki talibi gelir!" diye karısına söyleniyordu. Yasemin kocasının keyifli suratına alayla baktı..
"En son sen gidecektin. İyi bari kocamı Necmiye'ye kaptırmaktan kurtuldum."
Samet tepesinde dikilen karısını kolundan çekerek hafifçe kucağına düşmesini sağladı.
"Kız sen varken ben Necmiye'ye bakar mıyım? Hem sen gelsene yamacıma, hasta kocanla ilgilen azcık!"
"4 gündür yeterince ilgilendiğimi düşünüyorum kocacım."
Fırsatı kaçırmayıp, ülkenin bekası için çalışmalarına başlayan Samet karısının boynuna suratını gömerek kokusunu derince soludu. Sıcak dudaklarını bastırıp geri çekildi.
"Çikolatalı kek kokuyorsun."
Yasemin huylanarak geri çekilip boynunu yan tarafına doğru yatırdı. Cilveyle "Çünkü çikolatalı kek yapıyorum." dediğinde Samet'in gözler şeytanca parladı.
"Bizim sıpalar işten dönmeden pişer mi? Hem biliyorsun ki evlilik yıl dönümümüze de az kaldı. Prova yapmak lazım!"
Yasemin kıkırdayarak kocasının kucağından kalkmaya çalıştı. "Sanmam gelmek üzeredirler."
"Bilerek geç yapıyorsun değil mi? Yasemin genç ruhumu öldürmene izin vermeyeceğim!"
Adam çocuklar gibi dudaklarını büzünce kadıncağız dayanamamıştı. Masumca bir öpücük verip geri çekilip, "Yalnız o kek senin için değil." diye fısıldadı.
"Neaaa? Kimin için peki?"
Kocasına cevap veremeden kapı zilinin çalmasıyla, Yasemin yerinden hızla doğruldu. Ardından kalçalarına kalpçikler fırlatan kocasını fark etmeden kapıya doğru ilerledi. Samet bu gece provalarını yapmak için sabırsızlanıyordu. Uzun zamandır fantezi dünyasından uzak kalmıştı! Üç gün kadar!
Yasemin ise kapıyı açtığında bir tanecik damadını ve oğlunu görünce gülümsedi.
"Hoş geldiniz yakışıklı veletlerim."
Giray ve Demir aynı anda gülümseyerek içeriye girdi ve kadının iki yanağından yine aynı anda öpünce Yasemin genç çıtırlar gibi kıkırdadı.
"Ulan annemi öpmesene!"
Demir yalandan çattığı kaşlarıyla Giray'a bakınca genç adam oralı bile olmadı. Kadının yanağından bir makas alıp "Neden o artık benimde annem!" diyerek daha da ateşi körükledi.
"O zaman benimle aynı anda öpme!"
Öpme kelimesi cümle içinde kullanılınca radarları açılan Samet ayak falan umursamadan yerinden hızla kalktı. Karısının yamyamlar tarafından yenmesine sessiz kalamadı.
"Bırakın ulan karımı!"
Salonun kapısından doğru kendilerine bağıran adamla yerinden sıçrayan gençler Sametin kıskançlığına gülümsedi. Giray gülmesine son vermeden inatla devam etti.
"Oooo babacığı ayaklanmış!"
"Karımı öpen dudaklarınızı kopartırım!"
Samet'in kıskanç tavırlarına karşılık Yasemin'e iyice sokulan Giray dudaklarını büzerek kadının yanağına yaklaştı.
"Öpücüğü iade edeyim mi babacığım?"
"Senin için savcılıktan uzaklaştırma kararı çıkartmaya karar verdim. Yarın ilk işim bu olacak!"
"Bugün sizinle polemiğe giremeyecek kadar mutluyum efem! Çünkü kekimi yemeye geldim."
Kek! Bir tanecik minik kelebeği keki bu herif için mi yapmıştı yani? Samet hırsla karısına dönerek, "Yasemin? Ne diyor bu? O keki bu insan azmanı için yapmadığını söyle!" dedi.
"Siz zahmet etmeyin anneciğim ben söylerim. Evet! O keki benim için yaptı. Ama derseniz ki kekimi yeme kızı.."
"Sus ulan sus!"
Giray kekimi yeme kızımı ye! demesini istese de adam kendisini konuşturmamıştı. Samet sinirle bir adım atınca ayağına fazla ağırlık verdi ve acıyla inledi. Demir hemen babasına yardım için öne çıkınca Giray hala, 'kendimi ne zaman öldürtebilirim' adlı çalışmayı sergiliyordu.
"Yüce rabbim kulunu koruyor işte babacığım."
Samet sinirle soluyup, oğlunun yardımıyla salona geri döndü. Yerine yerleşip gözlerini kapattı. Nergis odasından inerek hem abisini hem sevdiceğini öperek sohbete koyuldu. Samet adamın varlığını unutmak için gözlerini açmamaya gayret ediyordu. O sıra kapıdan giren Emir, "İyi akşamlar!" diyerek babasının gözlerini açmasına vesile oldu.
"Hoş geldin oğlum. Gel gel de akıllı uslu oğlumla az vakit geçireyim yoksa cinnet geçirmem an meselesi!"
"Çok isterdim baba ama Selin ile okuldan bir arkadaşımızın düğün yemeği var. Oraya davetliyiz. Üzerimi değişip çıkacağım."
Samet oğlundan umduğu yardımı alamayınca, tekrar yerine sindi. Demirhan babasının haline gülümseyerek, 'bir golde benden yesin' diye mırıldanıp ayağa kalktı.
"Bende senle çıkayım. Nihan'a söz verdim kitapçıya götürmem lazım. En son evden kaçmakla tehdit etti. Tehditini gerçekleştirmeden gitsem iyi olacak!"
Samet diğer yarısından da golü yemişti. Aslında bir yandan güzeldi. Karısıyla baş başa kalabilirdi. Tabi baş başa kalmaları için fazlalıklardan da kurtulması gerekiyordu. Gitme meselesi kapanmadan bu sefer bakışları Giray'ı buldu. Giray adama sinsice baktı. İstediğini ona vermeye hiç mi hiç niyeti yoktu!
"Niye bana bakıyorsunuz babacığım? Ben zaten olmam gereken yerdeyim ve hiçbir sözüm yok!"
"Sende git!"
Yasemin kocasının koluna vurup, "Samet! Kovsaydın bari!" diye hayıflanınca, adam ciddi bir şekilde "Kovuyorum zaten! Evimden gitsin!" cevabını verdi.
Giray, Samet'i ciddiye almadan inatla gülümsedi.
"Daha kekimi yemedim. Ayrıca peşimize birilerini takmaktan yorulmuşsunuzdur diye düşündüm o yüzden buluşmalarımız artık gözünüzün önünde olacak!"
"Bu gece değil!"
Samet aniden genç adama çıkışınca Giray'ın gözler çakmak çakmak parladı. Tam tahmin ettiği gibiydi. Yaşlı kurt planlar peşindeydi! Planları itinayla bozarım çalışmayı devreye sokarak, "Neden? Bu gecenin ne özelliği var?" diye sordu.
"Sana ne!"
"Yardımım dokunurdu belki?"
"Senden yardım isteyen yok. Hala aklım çalışıyor çok şükür."
Giray kısa bir kahkaha atarak, "Ona ne şüphe babacığım. O konuda elinize su dökemem. İdolümsünüz!" cevabını verip ilgisini adamdan çekti. Şimdilik bu kadar çıldırtma yeterliydi. Sonuçta gece uzun olacaktı. Giray yerinden kalkarak kekleri servis eden Nergis'in yanına gitti. Masanın üzerine tabağı yerleştiren Nergis, çayı da koyarak Girayla birlikte masaya oturdu. Sevdiceğini biraz babasından uzaklaştırması iyi olacaktı. Sırtları anne ve babasına dönük olan çiftler keyifle kekleri yemeye başladığında Samet hala radarlarını açmış kızını bu yamyam kılıklıdan uzak tutmak için atakta bekliyordu.
"Senin pul koleksiyonun var mıydı yavrum? Eğer varsa görmeyi çok isterim."
Giray'ın cümlesi bittiği anda kafasına uçan terlikle yerinden sıçradı. Samet ayağındaki terlikle, oturduğu yerden hedefi tam isabetle vurdu. Giray eliyle kafasını sıvazlayıp adama ne yaptın dercesine baktı.
"Onun pul koleksiyonu yok! Benim vardı! Hala var! Ama yanında Sinan'dan aşırdığım alet edevatlar da var! Görmek ister misin?"
Samet'in tehditvari çıkan sesi oldukça soğuk ve de netti. Giray koleksiyonu görmek istese bile Sinan amcasının aletlerini görmeye pek hevesli değildi. Zaten onları görmek her kula nasip olmazdı. Olacaksa da o kul kendisi olmasındı!
Genç adam acıyla yutkunarak, "Teşekkürler babacığım görmüş kadar oldum!" dedi ve kekini yemeğe devam etti. Nergis Giray'ın tepkisine sırıtarak keyifle arkasına yaslandı. Babası ve sevdiği adamı birlikte idare etmek oldukça zor olmasına rağmen bu haline şükretti. Onlarsız bir hayatı düşünmek bile istemiyordu..
"Çayını tazeleyeyim mi canım? Hem neden kekini yemiyorsun?"
Yasemin adamın hiç dokunmadığı tabağa kırgınca baktı. Onun yaptığı keki bu zamana kadar yememezlik hiç yapmazdı ki? Acaba kıvamını tutturamamış mıydı? Samet ise karısının lafı üzerine çocuk gibi omuzlarını silkmekle yetindi.
"Hangi keki? Bana yapmadığın hani şu koleksiyoncu adama yaptığın keki mi? Almayayım sağ ol!"
Samet küs gibi kollarını göğsünde birleştirip az ilerisinde sırtı dönük olan Giray'a ve yanında gayet mutlu olan kızına baktı. Yasemin ise kocasının yaptığı tavra inanamıyordu. Adamın yanındaki yerini alıp "Abartma istersen. Ayrıca koleksiyoncu olan sensin o değil!" dedi.
"Elinden gelse o da olur!"
"Kızımın da anası gibi renkli bir hayatı olur fena mı?"
Yasemin kocasının yanan ateşini körükledikçe körüklüyordu. Samet karısının böyle laf etmesini kaldıramamıştı. Öfkeyle yanındaki karısına dönerek, ateş püskürten gözlerini dikti.
"Kadın! Sen annesin! Bu ne haller Allah aşkına?"
"Benimde annem vardı. Hatta abim vardı. Ama yine de senle evlenebildim. Çocuklarım oldu. Hala oyunlarına kafa tutabiliyorum! Hala seni seviyorum hem de ilk günkü gibi. Tertemiz. Bırak artık şu çocukla inatlaşmayı ve kendi gençliğini görüp kıskanıyorsun kabul et!"
Yasemin kocasının kirli sakallı yanağına sıcacık bir öpücük bırakarak sinesine sokuldu. Samet az ötesinde kızıyla çekemediği adamın mutluluk hormonları saçan hallerine baktı. Birbirlerine kek yedirip çocuklar gibi gülüşüyordu. Karısı haklıydı! Evlatlarının mutlu olması her şeyden önemliydi. Onlar mutlu olmalıydı ki ebeveyn olarak onlarda rahat, huzurlu olmalıydı. Uzun bir iç çekerek koynuna sokulan karısının saçlarını öptü.
"Keşke hep genç kalsaydık Yasemin. Gerçi yaşım ilerlese de emin ol performansımdan hiçbir şey kaybetmedim. Kanıtlamamı ister misin?"
Yasemin başını kaldırıp kocasının muzipçe parlayan gözlerine karşılık kendi gözlerini kısarak gülümsedi ve kocasının oyuna ayak uydurmaktan kendisini bir kez daha alamadı..
"Şüphem yok ama teyit etmekte fayda var.."
***
Ertesi gün Yasemin artık Samet'i evden kovmasıyla rahat bir nefes almıştı. Sayesinde kime kaç talip gelmiş, kimler çay içme teklifini kabul etmiş ezberlemişti. Samet ise masum karısının birden panter kesilip, kendisini evden kovmasıyla zor bela holdingin yolunu tutmuştu. Rahatlığa alışmıştı. Şimdi yapacakları toplantıyı çekecek ruh hali olmamasına rağmen el mahkum toplantı odasına doğru yavaşça ilerledi. Gören geçmiş olsun dileklerini iletiyor Samet hepsine gülümseyerek ilerliyordu. Toplantı salonundan içeriye girdiğinde bütün gözler kendisine çevrildi.
"Kırmızı halım nerede?"
Toplanan grup adamın lafına gülümsedi. Yusuf gözlerini devirip, "Sensiz daha iyiydik! Bence emekliye ayrıl!" dedi.
"Daha dur, benden öğreneceğiniz çok şey var!"
Samet keyfinin yerine gelmesiyle kendisine ayrılan sandalyesine oturdu ve aylık yaptıkları toplantının startını verdi..
Aradan geçen bir saatin sonunda toplantı sona ererek çalışan birkaç müdür toplantı salonundan ayrılarak beyleri yalnız bıraktı. Kendi aralarındaki sohbetin başlamasıyla Fırat önündeki fiyat tablosu dolu dosyayı kapatarak ayağa kalktı.
"Benlik bir durum yoksa kaçmam lazım."
Onur oğlunun telaşla haline alayla bakarak, "Hayrola? Masum kızı mı özledin?" diye sordu. Diğer beyler Onur'un bu lafına bıyık altından gülerken Fırat hafifçe utandı.
"Dalga geçme baba! Evet özledim ama mesele Zehra değil. Mesele parti!"
Parti lafının duyulmasıyla antenleri açan beyler bir ağızdan "Parti mi? Ne partisi?" diye sordu. Yanıt hiç gecikmeden bu parti fikrinden hiç hoşlanmayan ve olumlu yaklaşmayan Emir'den geldi.
"Of sormayın! Barış, bekarlığa veda partisi olmadan evlenilmez diyerekten ortaya bombayı bıraktı. Aha bu aptalda her şeyi bana bırakın o iş bende diyerek olayı devraldı."
Samet, "Aman Yarabbi!" diye inlerken, Ahmet yerine yaslandı ve, "Bu olay bana çok tanıdık geldi." dedi.
"Nedense hiç şaşırmadım. Babasının izinden giden bir Fırat!"
Yusuf, Onur'a öyle bir bakış attı ki, yıllardır unutamadığı o gün tekrar gün yüzüne çıkmıştı.
"Babası kadar taş düşsün başınıza! Kaç yıl geçti lan hala mı suçluyum?"
Samet, Onur'un trip atan haline kahkaha atarak adama doğru eğildi.
"Senden geçti de oğluna el vermişsin! Bayrak teslim töreni yaptınız mı lan doğruyu söyle."
Gençler babalarının ima ettiği durumu anlayamadıkları için birbirlerine boş boş baktı. Ne el vermesinden bahsettiklerini anlayamamışlardı. Melih merakla, "Biri bize de açıklayabilir mi durumu. Ayrıca sizde geleceksiniz!" dediğinde ise dört adam aynı anda, "Asla!" diye bağırdı.
Gençler gelen tepkiyle, adeta yerlerinden sıçradı. Adamların suratları kireç gibi bembeyaz olmuştu. Yusuf açıklama gereği duyarak, "Biz tövbeliyiz oğlum." diye mırıldanınca Fırat, merakla amcasına çevirdi keskin bakışlarını..
"O da ne demek şimdi?"
"Babana sor evladım. Çok iyi anlatır! Ve sana ufak bir nasihat vereyim. Sakın dansöz işlerine bulaşmayın. Eğer bir hakkınız varsa, o hakkınızı köçekten yana kullanın. Yoksa tövbe eder bundan sonraki yaşantınızda sadece pijama partisi verirsiniz."
Samet kısa açıklamasını yapıp, her birini geçmişe götürmeyi başarmıştı. Beyler kendi aralarında geçmişe dönerken kapı ardında bu konuşmalara misafir olan genç kızdan tabi ki habersizdi..
Zehra, elindeki acil olan dosyayı odaya getirdiğinde kapı ardından duyduğu parti kelimesiyle hafif açtığı kapıdan girmekten vazgeçip en nefret ettiği şeyi yapmak zorunda kalmıştı.
Bekarlığa veda partisi demişlerdi!
Dansöz demişlerdi!
Zehra'nın gözleri yuvalarından fırlarcasına açılınca hemen geri çekildi. Elindeki dosyayı bırakmaktan vazgeçen genç kız, hızla olay yerini terk ederek bir alt kattaki odasına indi. Dosyayı bir başkasıyla yollayan Zehra hemen telefonuna yapışarak haberi, diğer kızlara uçurdu..
Zehra: Kırmızı alarm!
Gülüm: Hayrola?
Zeynep: Ne oldu bebeğim?
Zehra: Bir adet bekarlığa veda partisi var abla!
Seda: Neeeeeee? Parti mi?
Gülüm: Ne partisi?
Zehra: Dansözlerle kalkınma partisi!
Seda: Dansöz? Şu bildiğimiz popo kıvıran, gerdan kıran, yarı çıplak kadınlar öyle mi?
Zehra: Aynen öyle! Ve bilin bakalım plan kimin başının altından çıktı?
Zeynep: Sakın Barış deme!
Nergis: Giraydır kesin! Yumruklarımı özlediğini tahmin etmiştim..
Gülüm: Yakup Efe de elimdeki serumu müsait bir tarafına monte edeyim!
Başak: Can'ım değildir..
Seda: Benimki hiç değildir..
İmran: Cevap bile yazmıyorum anlayın!
Nihan: Demirdir inşallah! O partide kolbastı oynatmazsam bende Nihan değilim!
Selin: Sakin olun! Kız Zehra sen nerden duydun? Emir hiç belli etmedi bana. Aman Allah'ım bu adamında huyu değişiyor!
Gülüm: Her canlı bir gün Samet amcam gibi olacaktır Selin!
Nergis: Unutma ki abim babamın oğlu! Bu nasıl bir cümle oldu bilmiyorum ama şuan çok sinirliyim!
Başak: Her şey abimin başının altından çıktıysa, parçalayın onu bebeklerim! Bende Can'ımla mutlu yarınlara evet diyeyim :))
Zeynep: Ne zamanmış parti?
Zehra: Öğrenir öğrenmez yazarım.
Nihan: Zehra gözlerini, kulaklarını dört, sekiz gerekirse on iki aç! O parti yapılmayacak işte o kadar!
***
Fırat, odasına girdiğinde bezgince yerine oturup babasının zamanında yaptığı organizasyona gülümsedi. Adamlar geçmişten bahsedip çocuklarını gülümsetmeyi başarsalar da kendileri o günü tekrar yaşamış gibi hissettiler. Fırat değişen yüz tiplerini hatırladıkça oturduğu yerden bir kahkaha daha attı. O dansöz olayına zaten girmeyecekti ki! Aslında olabilirdi!
Tam o esnada sağındaki melek kulağına, "Asla Fırat! Sonucu kötü olur! Baban ve amcalarının çektiklerinin daha beterini yaşarsınız!" diye fısıldadı. Fırat tam düşüncelerini silerken bu sefer solundaki keyifle, "Bir daha mı geleceksiniz dünyaya? Genç adamsınız eğlenmek sizin de hakkınız! Hem kızlar nereden bilecek?" diye fısıldadı..
Son kararı vermek adına arkasına yaslanan Fırat gözlerini kapattığı sırada Zehra bütün sevecenliğiyle içeriye kuğu gibi süzüldü.
"Aşkımmmm.."
Zehra taze gelinler gibi süzülüp Fırat'ın yanındaki yerini alırken Fırat düşünürken uyuyakaldığını sanacak kadar sersemlemişti. Zehra ve ona kur yapmak! Hiç hayra alamet bir durum değildi!
"Bebeğim iyi misin?"
"Evet sevgilim. Harikayım. Sen nasılsın?"
"Sanırım rüya alemindeyim!"
"Aşk olsun! Ayrıca neden utandırıyorsun ki beni? Biliyorsun alışkın olmadığım için.."
Fırat kızın dudaklarına parmaklarıyla dokunup daha fazla konuşmasını engelledi. Kızın sıcak nefesi parmak uçlarını yakarken, "Bir şey demedim sultanım. Aksine bu halini daha bi sevdim!" diyerek kızı daha da utandırmayı başardı.
Zehra bu numaralara kanmamak için kendisini toparladı ve "Toplantı erken mi bitti?" diye sordu.
"Bitmedi de.. hımm halletmem gereken şeyler vardı. Onun için çıktım!"
Fırat ne diyeceğinin hesabını yaparken Zehra hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi masumca "Hayrola?" dedi. Sanki söyleyecekmiş gibi bir umut adamın ağzından çıkacak cümleyi merakla bekliyordu. Bakalım ne yalan yumurtlayacaktı!
"Önemli bir mesele değil."
"Benden mi saklıyorsun yani?"
"Hayır hayatım. Çocuklarla yarın akşam toplanacağız. Onun için hazırlık yapmam lazım."
"Ne hazırlığı bu? Yoksa parti mi var?"
Fırat gözlerini kaçırıp masanın üzerindeki laptopun açılma düğmesine bastı. Kıza bakmasa iyi olacaktı! Zaten yalan söyleme gibi bir huyu yoktu, beceremezdi. Zehra hala yanıt bekliyordu. Fırat gülümseyerek kızın saçını kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Yok aşkım ne partisi! Bizim anca okey partimiz olur, pişti partimiz olur, bide siyasi partimiz olur! Yoksa ne işimiz olur partiyle, dansözle.."
"Dansöz mü?"
Fırat'ın iç sesi atağa kalkmış "Hay çenenin bağına..." diyerek küfürleri sıralarken aptalca sırıtmaya başladı. Durumu toparlamak isterken bok etmek anca böyle olurdu! Kızın ateş saçan gözlerine bakıp masumca gülümsedi ve durumu toparlandığını sandı..
"Lafın gelişi dedim aşkım! Hadi ver bir öpücük.."
***
Fırat, öğleden sonra dışarıya çıkınca Zehra direk adamın odasında soluğu aldı. Partiyi nerede kutlayacaklarını bulması gerekiyordu. Bilgisayarını açarak girdiği sitelere, maillere, yazışmaların her birini teker teker kontrol etmeye başladı. O sıra gelen mail kaderinin resmen ona sunduğu şansı olmuştu. Adamın ayarladığı mekanın fatura işlem bilgileri ve birkaç detay bilgilendirme olarak gelmişti. Zehra işi başarmanın sevinciyle sırıttı..
"Görelim bakalım dansöz var mı yok mu?"
Zehra mekanın ismini, adresini tekrar gruba yazdığında kızlar hiç şaşırmamıştı. Ara sıra takıldıkları mekandı. Babaları özel kutlamalarda o mekanı tercih ederlerdi. Seda aklına gelen planla, hemen bürosundan çıktı. Kızlara haber salarak hızlı bir buluşma yeri ayarladı. Kızların yanına gitmeden planını uygulaması için babasının mahzenine inmesi gerekiyordu. Arabasına atladığı gibi rotasını eve çevirdi..
Aradan geçen zamanın sonunda kızlar mekana yakın bir yerde buluşmuş Sedanın gelmesini bekliyordu. Seda elindeki çantasına sıkı sıkıya yapışarak mekandan içeriye girdi. Kızlarla hemen hoşbeş muhabbet eden genç kız çantasında sakladığı cihazı gün yüzüne çıkarttı.
"Buda ne?"
İmran merakla aslında anladığı ama 'belki anlayamamışımdır emin olayım' diye düşünüp kıza safça baktı! Seda ise cihazın neye benzediği sanki anlaşılmıyormuş gibi yeniden açıkladı.
"Babamın mahzenine girdim. Dinleme cihazı arakladım. Bunu beylerin masasına yerleştireceğiz!"
Başak, yerinden heyecanla sıçrayıp, "Ay inanmıyorum çok heyecanlı!" diyerek gülümserken, diğer kızları da bu şapşal haliyle gülümsetti. Gülüm, eline aldığı cihazı Seda'nın gözünün içine sokarcasına uzattı.
"Peki nasıl yerleştirmeyi düşünüyorsun?"
"Ben değil! Garsonlardan birini ayarlayacağız, o yerleştirecek."
"Yapar mı dersin?"
Seda alayla gülümseyerek gözlerini kıstı. Sertçe masaya yaslandı. Cihazı aşırmak için ne taklalar atmıştı. O yüzden mutlaka bu işi becermeliydi! Hala yanıt bekleyen kızlara son sözünü söyledi.
"Yapmak zorunda! Sonuçta Sinan Aslan'ın açamayacağı kapı, yaptıramayacağı bir şey yok!"
***
"Yapamam abla zorlama! İşimden mi etcen sen beni?"
Seda, kızlarla planını yaptıktan sonra mekana geçerek en güvenilir garsonu kuytu köşelere sıkıştırarak tehditlerle ikna etmeye çalışıyordu. Genç çocuk gelenleri tabi ki tanıyordu. Eğer yakalanırsa patronunu geçti Barış beyin ve Cihan beyin onu kesinlikle sağ bırakmayacağını biliyordu.
"Hayatından mı olmak isterdin? Bak babamı ararım hee!"
Seda, telefonunu çıkarıp genç adamın gözünün önünde salladı. Sinan Aslan demek hepsinden beter demekti. Nerden de gelmişti bugün! Zavallı çocuğun kabul etmekten başka çaresi olmayınca pes edercesine gözlerini kapattı..
"Off tamam tamam! Patron duyarsa bana yeni bir iş bulacağına söz ver o zaman. Tabi sizinkilerin elinden sağ kurtulmayı başarırsam!"
Seda cihazı çocuğun avuçlarının arasına bırakıp, çantasını koluna taktı. Güven verircesine çocuğa gülümsedi.
"Korkma! Patronun daha çok korkuyor babamdan."
***
Bütün ayarlamaları yapan Fırat, adamlara haberi uçurdu. Bu akşam eğlencenin tam anlamıyla dibine vurmayı hayal eden herifler, onları bekleyen sürprizden ve o sürprizin bir felakete döneceğinden bihaber heyecanla akşamı beklemeye koyuldu.
Bu süreçte kızlar adamlara hiçbir şekilde durumu belli etmemeye çalışıyorlar, akşam ne yapacaksınız gibi sorular sormamak için çıldırıyorlardı. Özellikle aynı yerde çalışan çiftler için bu durum oldukça zor olmuştu. Mesela Zeynep, Barış'ın keyifle ıslık çalarak dava dosyalarını incelemesine ilk defa tanık oluyordu. Genç kız yumruk yaptığı elleriyle akşamı iple çekiyordu. Gülüm, kocasının sabahtan beri gülen suratına okkalı bir yumruk atmayı diliyor, dansözleri hayal eden beynini dağıtmak istiyordu. Nergis sabahtan beri kum torbası dövüyor, akşama kum torbası yerine Giray'ı tavandan asarak onu dövmeyi hayal ediyordu!
Akşamı zor eden beyler hiç oyalanmadan eve varıp, çocuklarla toplanacaklarını söyleyerek işten kurtulduklarını sansalar da yanıldıklarını birkaç saat sonra anlayacaklardı..
Genç garson elindeki cihazı, rezerv edilen masanın alt kısmına doğru kimseye belli etmeden yapıştırdı. Sahnenin en önünde bulunan yarım çember şeklindeki locanın, bu geceden itibaren kullanılmayacağını tahmin ediyordu. Sonuçta kan lekesi kolay kolay çıkmazdı..
Genç şövalyeler, mekandan adım atar atmaz ne kadar ipsiz sapsız arkadaşları varsa üzerlerine atlamış, damat adaylarını gerdeğe sokar gibi yumruklamışlardı.
Ayarı kaçıran Giray fırsat bu fırsat Demir'e sertçe vuruyor, adamın ciğerlerini ağzından çıkartıyordu.
"Ulan sen ne vuruyorsun?!"
"Aaa öyle deme Demir! Sadıçlar bugün için var!"
Genç adamlar arkadaşlarıyla biraz sohbet muhabbetten sonra kendilerine ayrılan bölmeye geçerek yerleştiler. Keyifle sırıtıp anın tadını çıkartmaya başlayan adamlar bir yandan da kızların aramaması için dua ediyordu. Sonuçta bara geleceklerini, veda partisi düzenlediklerini söylememişlerdi.
Sahnenin arka tarafında ise durum oldukça farklıydı. Seda bütün ayarlamaları yaparak gelecek olan dansözleri iptal etmişti. Yerlerine kendileri geçerek, dansöz nasıl olurmuş, onları kandırmanın bedeli nasıl ödenirmiş tek tek hepsine gösterecekti!
Selin, bilgisayardan dinleme cihazını aktifleşerek adamların seslerini duymaya çalıştı. Alttan gelen seslerden zor duyulsa da herifler konuşurken o kadar çok bağırıyordu ki bu sorunu da hallediyordu. Kızlar hazırlanırken birden Barış'ın sesini duymalarıyla hemen bilgisayarın başına toplandılar.
Beyler ise dinlendiklerinden habersiz ölümlerinin geri sayımını başlatmış oldular..
"Oğlum kız fotoğraftan Adriana Lima! Bir buluştuk bildiğin Bozcaada limanı! Nasıl kaçtığımı bilmiyorum."
Barış'ın lafı üzerine kopan kahkaha mekanı sarsarken içerde sinirden kuduran Zeynep, kapıya doğru atıldı. Gülüm ve Zehra kızı zorla tutup içeriye soktu. "Sakin ol!" diyerek kızı yatıştırırken bu sefer Demir kutsal görevi devraldı..
"Geniş limanlara demir atmak iyi değildir tabi. İyi yapmışsın!"
Demir'in yanıtına Cihan tek kaşını kaldırıp, sorgularcasına "Öyle mi?" diye sordu. Demir bozuntuya vermeden sakin kalmaya özen gösterdi.
"Yani gençliğimde pek iyi olduğum söylenemezdi tabi!"
Demir konuyu kapatmak için uğraşırken, Giray Cihan'a doğru eğildi.
"Cihan müsait bir zamanda bu adamın bütün pisliklerini ortaya dökeceğim sen hiç meraklanma."
Demir sinirle Giray'a önündeki çerez dolu kaseden biraz fındık fırlatıp dikkatini çekti.
"Seninkileri bildiğim halde ben susuyorum! Bir daha düşün istersen!"
Giray sır dolu geçmişinin Nergis tarafından öğrenilmesini tabi ki kaldıramazdı! Bu hain kayınçosu intikam için her şeyi anlatabilirdi. Acı bir şekilde yutkunup Cihan'a tekrar dönüp sırıttı.
"El değmemiş, açılmamış gül goncası adeta! Nihan bundan iyisini bulamazdı."
Giray, durumu toparlamış olsa da Demir'in içi soğumamıştı tabi. Biraz bu herifin kirli çamaşırlarını ortaya dökebilirdi! Belki içi az da olsa soğurdu. İçeceğinden bir yudum alıp Giray'a şeytanca sırıttı.
"Akademideki kaymak Şeyma'yı anlatayım mı lan?"
Giray'ın gözler yerinden fırlarcasına açıldı. "Kayınçocum eski defterleri açmasak!"
Demir, kaymak Şeyma'yı anlatmasa da, Giray'ın konuyu kapatma çabasını es geçti ve konuşmasını bekleyen adamlara baktı.
"Bu şerefsiz var ya akademinin ilk senesinde kızlar tuvaletini basıp aranızda pedi olan var mı diye bağırıyordu!"
Ortamdan kahkaha sesleri yıkılırcasına yükseldi. Cihan, "Ulan ne çakal adamsın!" diyerek keyifle arkasına yaslandı. Vücudu gevşemeye başlamıştı. Aklında sarı hatunu olmasına rağmen, bulunduğu yerden de oldukça keyif alıyordu. Giray kendisine gülen adamlara el hareketi çekti.
"Maksat eğlenmekti birader fesat olmayın. Ayrıca kendine bak lan ibne! Bahçede dolanan kızların orasını burasını mıncıklayıp tikim var kusura bakmayın diyen ebem miydi?"
"Ooooo!"
Demir ve Giray arasında atışmalar son hız devam ederken, Cihan belindeki silahını çıkartıp masanın üzerine bıraktı.
"Belime ağırlık yapmaya başladı. Ateşlenmek istiyor zavallı!"
"Şeytan doldurur maazallah. Koy onu yerine koy! Mıncıklamak eskide kaldı. Hem ne demiştik açılmamış gül goncasıyım inşallah kardeşinle açılacağım! Amin."
Demir götü kurtarma yolunda giderken içeride onu dinleyen karısından ve kanlı komplosundan haberi yoktu tabi. Nihan derin derin solurken, Nergis hala kaymak Şeyma'yı bulup sabah akşam dövmek, moleküllerine kadar ayırmak istiyordu.
"Bu adamın süt ürünlerine karşı dayanılmazlığı var galiba. Baksana Kaymak Şeyma, Sütlü Nergis.."
Selin ağzını tutamadan içinden geçenleri dile dökünce Gülüm kızın kolunu çimdikleyip, "Kız sus! Zaten herifi öldürecek bide sen körükleme!" diyerek Nergis'in boğa gibi burnundan solumasını korkuyla izledi. Nergis az sonra elini kana bulamanın, kendisine hissettireceği rahatlama etkisiyle kızlara döndü ve sinirle tısladı.
"Körükle anam körükle! Bu gece elimden sağ kurtulursa eğer Allah'ın gerçekten sevgili kuludur!"
Beyler gülmeye, eğlenmeye devam ederken Barış'ın aklına eskiler düşünce bu sefer Melih'i ateş hattının orta yerine attı.
"Melih, lisede seni öpen kızı hatırlıyor musun?"
Melih anında geçmişe gitmiş, o anı hatırlamış ve korkuyla irkilmişti. Bakir kalmaya yeminli dudaklarını kirleten kızı hatırlayınca, ilk günkü gibi homurdandı. Tam cevap verecekken Emir kısa bir ıslık çaldı.
"Abi o kızı ben bile hatırlıyorum o neydi öyle? Kız resmen afetti. Tabi gözü bizi değil Melihimizi gördü. Melihimizin de gözü kördü!"
Emir'in lafı üzerine içerde Selin'in ağzı, tünel gibi açıldı. Afet demişti! Gözü bizi görmedi demişti!
"Senin gözlerini oymazsam bana da sarı afet demesinler Emir efendi!"
Selin içeride kendisini yatıştırmaya çalışadursun, Melih veremediği cevabı kısa yoldan verdi.
"Hatırlatmayın! Resmen tacize uğramış gibi hissetmiştim kendimi. Oysa tek amacım yardım etmekti!"
Giray, Melih'in saf haline alaya sırıtıp, "Suni teneffüsle mi? En bi sevdiğimdir de kendisi. Doktor olmalıymışım!" diye cevap verdi. Bu cevaba karşılık bütün gözler doktor civanı Yakup Efe'ye döndü.
"Ne bakıyonuz lan? Her önüme gelene suni teneffüs yapmıyorum herhalde!"
Yakup Efe ya sabır çekerek içeceğini kafasına dikti. Onun gözü Gülüm'den başkasını görmemişti ki! Bütün kızlar, kadınlar ona öcü gibi gelmiş, her birinden kaçmıştı. Demir kuzeninin surat ifadesine bir kahkaha attı.
"Doktor civanıma elleşmeyin. Bütün suni teneffüsleri hemşiresine saklıyor. Gerçi onunda bir hocası vardı zamanında taş Banu!"
"Nere mi, nere mi Banu mu?"
Barış kadını hatırlayınca gözleri şeytanca parladı. Kadının adını 'nere mi nere mi Banu' koymuşlardı. Zamanında Yakup Efe'yi az kovalamamıştı!
"Bak doğruyu söyle lan! Üreme sistemlerini üzerinde deneyerek anlattı mı?"
Yakup Efe, Fırat'ın lafı üzerine hızla hayır anlamında başını iki yana salladı. Resmen verilmiş sadakası vardı ki kadının elinde parçalanmadan kurtulabilmişti.
"Abicim kadını hatırlatmayın! O dönem boyunca okulda nasıl kaçtığımı bir ben bir Allah bilir! Üreme organlarımı kurtarmak adına resmen canla başla kaçtım. Sonunda anlatacağı kişileri buldu da benden vazgeçti."
Heriflerin kahkaha atmaktan çeneleri ağrırken, kızların sinirden gözleri seyirmekten ağrımıştı.
Giray ellerini havaya kaldırıp, "Nere mi nere mi?" diye bağırdı. Cevap, kalan erkeklerden yüksek sesle bir ağızdan geldi..
"Yakup Efe'yi!"
"Siktirin gidin lan!"
Boşalan kadehler dolduruluyor, ortam yerini iyice rahatlığa bırakıyordu. Adamlar son gülen iyi güler teorisinin ispatı için uğraşıyor, kızlar ise hem söylenip hem hazırlanmalarına devam ediyordu. Gülüm kafasına peruğunu takıp, suratına peçesini çekti. Boy aynasının önünde ellerini beline koyarak girdiği kılığı güzelce izledi. Sinsice gülümseyerek intikam yeminine son noktayı koydu.
"Nere mi nere mi Banu ha? Ah Yakup Efe ah! Birazdan üreme organlarını deşeceğim!"
"Cihan bey ateşlediğiniz kızları hatırlıyor musunuz acaba? Yoksa akılda tutamayacak kadar fazla mı?"
Adamlar Cihan'ı hedef tahtası haline getirince Cihan ağır bir edayla piç gülüş sergiledi. Yakup Efe adama ne kadar ölümcül bakış atmaya çalışsa da Cihan da pek etki etmediği aşikardı!
"Sayma işlemine gerek duymadım birader. Genelde onlar ateşlememi isterdi bende kıramazdım!"
Ortamdan "Ooo!" nidaları yükselmeye başlayınca, İmran içeride masum kimliğini uzay boşluğuna fırlattı. Daha üç gün öncesine kadar karşısında diz çöken adamı bu akşam hangi pozisyonlara soksam diye düşünmeye başladı.
"Eee sende anı yok mu?"
Fırat'ın Can'a yönelttiği soru karşısında bütün gözler, genç adama döndü. Can geçmişi hakkında konuşmanın pek yararı olmayacağını bildiği gibi, özellikle Barış'ın karşında tek kelime edemezdi. Bu adam ağzından laf alıp, vakti geldiğinde onu kötü emellerinde kullanırdı. Tabi sağ bırakırsa!
"Konuşmama hakkımı kullanıyorum! Zaten habersiz geldik buralara hele şu konuştuklarımızı duysalar canımıza ot tıkarlar bilmiş olun!"
Can'ın kızları hatırlatmasıyla adamlar içten içe hafif irkilse de Fırat'ın kadehini havaya kaldırmasıyla şimdiki zamana geri döndüler.
"Ne tırsak çıktınız be! Hem nereden duyacaklar bu gece bizim gecemiz abi! Haydi çek çek çek!"
Gençler anı yaşamaya kaldıkları yerden devam ede dursunlar, kızlar kuliste ip gibi sıralanmış derin derin soluyordu. Seda gecenin sözcüsü olaraktan ortaya geçip kızların dikkatini çekti.
"Kuzular hepiniz sakin olun! Bu gecenin intikamını fazlasıyla alacağız, hiç merak etmeyin. Derin bir nefes alın ve acele edin. İntikam zamanı geldi!"
Kızlar el ele verip sözlerini verdi ve sahneye çıkmak üzere dar koridordan yürümeye başladı. Sahnenin ışıkları söndüğünde, alttan çalan hareketli şarkı bir anda sustu ve oryantal bir müzik kulaklara doldu. Erkekler şaşkınca birbirine bakınca gözler Fırat'a döndü.
"Dansözsüz parti olmazmış!"
9 kız dansöz kıyafetleri içinde sırayla sahneye çıktı. Sahnede 3 kişi sağda, 3 kişi sol tarafta arka arkaya ve geri kalan 3 kişi de orta saflarda yan yana yerini alarak koreografiyi tamamladı. A şeklinde dizilen kızlar, suratlarındaki peçeler ve taktıkları tek tip siyah uzun perukla tanınamaz haldelerdi. Müziğin darbuka ritmine ayak uyduran kızlar hazırlandıkları şovu sergilemeye başlayınca ortamdan alkış, ıslık, sevinç nidaları yükseldi. Kızların gözü en öndeki büyük locada öküz gibi yayılan eşlerindeydi. Hepsi kendilerine bakıyor resmen ağızlarından akıttıkları suları görüyordu. Birazdan kopacak kıyametin fragmanını başlatan kızlar, müziğin bitişinde üzerlerine atlama olayını gerçekleştirmeyi iple çekiyordu.
Müziğin ritmiyle orasını burasını sallayan kızlar gerdanlar kırıyor, adamların önlerine doğru yavaş yavaş yaklaşıyordu. Kalçalarına bağladıkları zillerle donatılmış bez parçası sağa sola sallandıkça şıngırdıyor, adamlar alkış yaparak bu şıngırdamaya tempo tutuyordu. Damatları ayağa kaldırıp sahneye atan Fırat, birazdan kaldırılacak cenazeler için emek harcıyor canla başla çalışıyordu..
Yakup Efe, Melih ve Demir sahnede üç kızın arasına fırlatılınca, önce istemem yan cebime koy hareketleriyle başlamış ama kızların gaza getirme sonucunda iyice kopmuşlardı.
Diğer beyler fotoğraflarla bu anı ölümsüzleştiriyor, mezar taşlarına koyulacak resimleri ardı ardına çekiyordu.
Cihan bile Demir'in oynamasına, kızlara gerdan kırmasına bir şey demiyordu. Tabi bu çakır keyif olmasının etkisiydi. Son oynaması nasılsa diyerekten hesap gününü ertesi gün kesmeye karar vererek kendisi de alkış tutmaya başladı.
"Hobaaaaa! Yandan!!"
Giray, oynayanların arasına karışıp cebinden bir tomar parayı çıkarıp kayınçosunun bağrı açık gömleğinden içeri soktu. Demirle karşılık ölümlerine son hız koşarken, Nergis adamın yanına yanaştı.
"Lekil wawa! Aywa aywa arabiaaa meeeaşallahhhh!!"
Giray dil bilgisi maharetlerini bu sefer arapça sallayarak gösteriyordu. Nergis, 'Arapça önemlidir tabi öteki tarafta oldukça işine yarar' diye mırıldanıp, adama tekrar yanaştı.
Giray yamacına yanaşan kızında para istediğini düşünerek elindeki paralardan birazını alarak kıza doğru baktı. Nergis, 'inşallah göğsüme takarsın da seni bin parçaya bölerim' diye dua ediyordu. Adamın önüne doğru göğüslerini gelişigüzel salladı. Giray tam elini kaldırdı ki hiç yabancı olmayan sahneyle karşılaştı..
Diline alışkın olan şarkı kulağında aniden çınlamaya başladı..
'Dam üstünde un eler tombul tombul memeler.. Memeler baş kaldırmış kavuşmuyor düğmeler.. Zalım oy Nergis! Zalım, zalım, zalım...'
"Neden bu füzeler bana çok tanıdık geliyor?"
Giray mal gibi durup sesli bir şekilde düşündü. İşte o sırada müzik aniden sustu, bütün ışıklar yandı ve kızlar öfkeyle suratlarındaki peçeleri söküp çıkardılar. Giray'ın bütün vücuduna inme inerken hareketsiz duran eli, kızın göğüs çatalına parayı sokmakla sokmamak arasında kalmıştı.
Nergis'in ateş saçan gözleriyle karşılaşınca adeta nefesi kesildi. Neye sinirleneceğini bilemedi. O füzeleri, o kalçaları buradaki bütün erkeklerin görmesine mi, yoksa vuslata eremeden son nefesini vereceğine mi sinirlenmeliydi kararsızdı!
Beyler, sahnenin ortasında çember oluşturmuş kızlarda o çemberin etrafında bir çember oluşturmuştu. Şuan 9 erkek iç kısımda, 9 kız tam karşılarında çember şeklindeydi. Koreografi müthişti. İsteseler bu kadar denk gelmezdi!
Adamlar tepeden bakıldığında bir papatyanın orta kısmını andırıyordu adeta. Sırt sırta duran adamlar geri geri yürüyüp birbirlerine yaklaştıkça yaklaşıyordu. Kızlarda üstlerine giderek alanları daraltıyordu. Artık kaçacak yeri olmayan beyler sırt sırta verdi. Kızlar tek kelime etmeden duruyor ne şekilde parçalara bölsek diye düşünüyordu. O sıra dua niyetine zavallı Giray'ın dudaklarından belki de son sözleri döküldü.
"Ey cemaat-i müslimin! Sizinle tanışmak çok güzeldi! Hakkınızı helal edin mübarekler! Amin ecmain!"
Sonrası kıyamet yeri.. Tırnaklarını çıkartan panter kızlar, kuzu kesilen erkekleri vahşice tırmalamaya başladı...
Oluşan bu kaosu kaçırmayan ve akşamdan beri bu anı bekleyenler vardı. Evlatlarının hallerine keyifle tanık olanlar, mekanın en üst katındaki camlarla kaplı, özel locadan izleyen beylerdi..
Samet, elindeki video kamerayla bütün olayı çekerek ölümsüzleştiriyordu. Başta kızların böyle işlere kalkışmalarına ve oynamalarına sinirlenseler de şu an izledikleri sahne her şeye bedeldi..
"Parçalaaaaa onuğğğğğğ!!!!"
Samet, kızına doğru bağırsa da ses geçirmeyen camlar yüzünden duyulmuyordu. Zaten o karmaşada duyacağı varsa bile duyamazdı! Hep hayalini kurduğu sahneyi izlemek, paha biçilemezdi. Giray, Nergis'in yumruklarından fazlasıyla nasibini alırken Samet neşesine neşe katıyordu.
Yusuf'un zavallı oğlunun haline gülmekten artık gözlerinden yaşlar gelmişti. Zamanında anasından dayak yediği, evden kovulduğu gün gözünün önüne geldi. Yine kendi karısı insaflı çıkmıştı. Vahşi gelini kocasını tırmalarken hiç acımıyordu. Hele kızı koskoca ateşleyen Cihan'ı nasıl da pençeliyordu!
Onur, zavallı günahsız oğluna gülmek istemese de engel olamıyordu. Seda'nın belinden çözdüğü zilli kuşağı adamın bacaklarına doğru savurtturuyor, Melih her vuruşta ceylan gibi olduğu yerde sekiyordu.
Sinan kahkaha atarak "Kızımla gurur duyuyorum şuan! Ateşle bebeğim ateşle!" diye gaz verip elindeki içeceğini keyifle yudumladı.
Ahmet ise oğlunun hassas bölgesini tutarak kıvranmasına biran acıdı. Zeynep, dizini çok sağlam kullanmıştı. Sanırım torun sahibi olamayacaktı! Kızı ise Can'ın boynundan aşağı geçirdiği tefe vurup duruyordu. Tek bildiği şey bu sahneyi ölünceye kadar unutmayacaktı!
Ortamda çıkan kaos sonucu, beyler bütün kalabalığın dağıldığı fark etmemişti.. Sinan'ın adamları herkesi dışarı çıkartmıştı. Tabi bunları kimse o anki ölüm korkusundan anlamamıştı. Kızlar sinirle olay yerini terk ederken beyler mekanın belli yerlerine yığılmış bir taraflarından nefes almaya çalışıyordu.
Cihan şuan kabus gördüğünü sanıyordu. Kesinlikle başka açıklaması olamazdı. Ya çok içmişti komaya girmişti, ya da cidden kabus falan görüyordu! Koskoca Cihan Soydan kızdan dayak yer miydi?! Allah sorardı adama!
Demir, acıdan başka bir şey hissedemediği bacağını inleyerek tuttu.
"Ahh! Sakat kaldım!"
Barış ve Yakup Efe iki büklüm yerde yatıyor, üreme organlarının artık üreyemeyeceği ve de üretemeyeceği gerçekliğiyle, ikisi de acı içinde kıvranıyordu!
Giray yattığı yerde tek gözünü açmaya çalıştı ve renkli tavanla göz göze geldi. Karşılaştığı tavandan 7 tane daha vardı. Ona göre göz bebeği çatlamış, görüş alanı oldukça çoğalmıştı!
İki seksen yattığı yerden kalkmaya çalışsa da vücudu kıpırdamıyordu. Zorlukla sesini çıkartmaya çalıştı.
"Kayıp var mı?"
Can başından aşağı geçen zilli tefi çıkartıp, "Yok sanırım!" cevabını verdi. Genç adamın kulağında hala tef sesi çınladığı için kendi sesini bile duyamıyordu.
"Artık var kayıtlara geçilsin. Mezar taşıma şey yazılsın!" Giray kesik kesik nefes alıp yutkundu. Gözlerini kapatmadan son kez mırıldandı.
"Bir füze tarafından parçalandı!"
-Bölüm Sonu-
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro