Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

~Kimsin Sen?~

Ben geldimmmmmm 💃❤

Bebeklerim 2017 yılının ilk gününde sizleri hikayemle bulusturmanın keyfini yaşıyorum😄 Herkese hayırlı, huzurlu, sağlıklı, mutlu bir yıl diliyorum.. Barış dolu bir yıl olur umarım..❤

Bu haftada genç kurguda 56 olmanın sevincini bana yaşattınız çok tesekkür ederim. Ailemize hergün yeni birileri katılıyor hepiniz hoş geldiniz efem 😍

Evetttt ne yapıyordk önce oy sonra okuma 😊😊

Bölüm 5350 kelimedir sıkılmayın sakın ve çokcaaaa maşallah diyin 😄

Hepiniz sevgiyle kucaklıyorum. Bu bölüm okuyan bütün değerli okurlarıma gelsinnnn ❤

Keyifli okumalar..

Barış, Fırat aptalının yüzünden tam tamına üç gündür Zeynep cephesinden geri püskürtülmenin acısını yaşıyordu. Zehra'yı kırdığı için onu affetmiyor ne hikmetse bunun cezasını Barış yaşıyordu. Hani ona neydi ki? Sanki aptallığı o yapmıştı. Hah! Gül gibi adamı bulmuş günlerdir kokusunu bile bahşetmiyordu kendisine!

Sabah kahvesini bile artık kendisi alıyor, istediği evrakları kendi arayıp buluyordu. Avukat mıydı? Asistan mıydı belli değil!

Masasında duran fotoğrafa içli bir şekilde baktı. Sanki gurbet ellere sürgün edilmiş, sevdasına hasretlik yaşayan derbederler gibiydi. Kulağına aniden dolan Ferdi Tayfur şarkısıyla duygusal bir çöküş içine hapsoldu..

"Derbeder oldum.. Perişan oldum.."

Omuzları yerlere kadar düşmüş kafası iyice yana yatmıştı. "İyice kafayı yedin!" diye seslice düşünüp silkelenerek kendine geldi. Pes etmeyecekti. Sevdiğini başka ellere kaptırmış gibi depresyonlara girmeye hacet yoktu. Zeynep onundu işte o kadar!

"Zeyneppppppppppp!"

Barış her zamanki gibi ofisin içinden dışarıya doğru böğürdüğünde Zeynep'in radar kulakları hemen sesi algılamıştı. Savaş zırhını kuşanarak, sesi duymazlıktan geldi. İçten içe bu durum hoşuna gitse de kendisini adım atmamak için zorluyordu.

Üç gün önce kız kardeşi, yıkılmış bir halde kendisini arayıp durumu izah ettiğinde Fırat'ı bulsa bi kaşık suda boğacaktı! İtham ettiği şey hafife alınacak bir durum değildi. Kardeşini eve bıraktıktan sonra o sinirle Fırattan hesap sormak amaçlı eve gitmişti. Eve geldiğinde Gülsüm hanım ile karşılaşmıştı ve daha eve gelmediğini söylemişti.

Zeynep'in sinirli ve ağlamaklı halini merak edince içeriye buyur ederek durumu anlatmasını istemişti. Evleri yan yana olmasından dolayı hemen Sevime haber uçuran Gülsüm, olaya el atarak mevzuyu masaya yatırmıştı. Evin diğer üyeleri gelmeden Gülsüm adam etme olayını başlatarak gerekli talimatı Zeynep' e anlatmış, oğluna ve yeğenine bu komplo oyununa başrol vermişti. Kızlara da bu oyunu en güzel şekilde oynamak kalmıştı.

Barış, seslendiği yerden yanıt gelmeyince derin derin soludu. Ellerini kaldırıp işaret parmağıyla şakaklarına iki taraftan baskı uygulayarak tepesine çıkan cinlerini yumuşatarak yatıştırmaya çalıştı. Bir iki dakika sakinleşme çabasının bir halta yaramadığını anlayınca hızla ayağa kalktı. Zeynep'in odasına açılan kapıyı öyle bir hızla açıp içeriye daldı ki Zeynep içinden besmele çekerek gelen fırtınayı püskürtmeye hazırlandı.

"Sana sesleniyorum! Duymuyor musun?"

Zeynep hiç oralı olmadan, önündeki bilgisayara bakmaya devam etti. "Ben seslenme sesi duymadım daha çok böğüren bir öküzün sesi geliyordu!"

"Öküz mü?"

"Boğa da olabilir! Hani böyle öfkeli burnundan soluyan kırmızıyı görünce.."

Zeynep konuşurken bir yandan da ellerini boynuz yaparak başının iki yanına götürüp taklit etti. Barış kızın lafını sinirle keserek, "Boğayı biliyorum! Ve onun bir hayvan olduğunu da biliyorum!" dedi.

"Gerçekten mi? Bu önemli bilgileri bilmene çok sevindim!"

"Zeynep! Beni çıldırtmaktan vazgeç artık! Geri zekalı kuzenimin aptallığını, ben neden çekiyorum ki?!"

Barış, çıldırmanın eşiğindeydi. Bir adım daha atsa dönülmez bir yola girecek kan davasını başlatacaktı. Zeynep ise halinden hiç taviz vermeden, uzun kara saçlarını ağır bir triple savurdu.

"Çok konuşma Barış! O aptal kuzenin kardeşimi üzmeden önce düşünecekti bunları! Kız üç gündür yemeden içmeden kesildi!"

Barış, acı bir şekilde yutkundu. "Bende senden kesildim! Kızım sütten kesilen bebeler gibiyim bak! Her dakka.."

"Barış!" Zeynep adamın lafını keserek çemkirince genç adam içinden bi küfür savurarak yerine sindi!

"Ulan Fırat'ın bok yemesinin cezasını benden kesiyorsun. Bak bu büyük haksızlık! Sanık ben değilim ki davacı oluyorsun benden! Valla kırılıyorum! Hem sen beni özlemedin mi? Bak üç gündür bütün nimetlerimden mahrumsun!"

Genç adam son bir gayretle, yağmur altında kalan sevimli kedi görüntüsüyle bir umut kıza baktı. Fakat kızın gözlerinden boşa kürek çektiğini anlamıştı. Zeynep zorla bu oyuna kanmamaya çalıştı. Az daha diren dedi kalbine! Söz verdin bir kere! Cezalarını çekecekler diye telkin etti Barış diye bağıran kalbini!

"Ben çıkıyorum! Kuzeninin kırdığı kardeşimi biraz dolaştıracağım! Kalan işleri sen yaparsın değil mi? Yaparsın tabi, hatta yapacaksın! Niye soruyorsam? O kuzenine de söyle kapımıza bir daha gelirse yemin ederim polisi ararım!"

Barış içine neyin kaçtığının adını koyamadığı yârinin ardından uzunca baktı. Postayı koyup gitmişti. Bu kız yüreğin alasını yemişti de kendisinin haberi mi yoktu? Ayrıca kendisinin suçu neydi ki? Kızın gidişinin ardından, yumruk yaptığı eli masaya inmek üzereyken durdu.

"Boşa gitmesin, bari bir işe yarasın!"

*************** ***************

"Ah! Noluyo lan delirdin mi? Ne vuruyorsun bebek suratıma!"

O sinirle holdingi basan Barış, ziyan etmediği yumruğunu asıl sahibine ulaştırmanın keyfini yaşıyordu. Fırat ise, toplantının orta yerinde sert bir rüzgar gibi içeri girip kendisine patlayan yumrukla nereden geldiğini şaşırmıştı.

"Lan mal herif! Senin yüzünden karısı tarafından evden atılmış adamın kaderini yaşıyorum! Kendini affettiremedin mi hala?"

Olaya seyirci olarak kalan babalar, sinsice gülerek birbirlerine baktı. Ahmet, oğluna "Barış!" diye seslenince genç adam hışımla babasına döndü.

"Karışmayın baba! Amca bu akılsız oğlun yüzünden aşk hayatıma üç gündür yayın yasağı yedim!"

Adamlar Barışın ağlak haline bıyık altından gülerken, Barış düştüğü hallere neredeyse ciddi anlamda ağlayacaktı! Onur, bir oğluna baktı bir yeğenine.. Asıl gerçeği ikisi de bilse kalpten gideceklerdi haberleri yoktu!

"Oğlum sen affettiremedin mi kendini?" Onur cebine soktuğu elleriyle masumca oğluna baktı. Zavallı oğlu aynı kendi kaderini yaşıyordu. Fırat ise babasının sorusuna üzgünce başını salladı.

"Yok baba! Ağzına kilit vurmuş gibi! Ne dediysem ne yaptıysam bana mısın demedi. Baksana Zeynep hanımda öyleymiş. Örgütlenmiş gibiler yemin ederim!"

Fırat, ağzından çıkan cümleyle biran yumruk yemiş gibi oldu. Tabi ya! Neden aklına gelmemişti ki! Babası ve amcası sinsice kendisine ha gayret bulacaksın gözleriyle bakarken sessizce "Örgüt! Örgütledi! Örgütlendi! Örgütlendiler!" diye mırıldandı.

"Attığım yumruk kalan aklını da alıp götürdü!"

Barış anlamsızca kuzeninin tepkisini anlamaya çalışıyordu. Fırat gözlerindeki şaşkınlıkla "Lan annemler, örgütlemiş olmasın kızları!?" diye sorduğunda Barış yok artık dercesine ellerini havaya kaldırdı.

"Benim oğlum çok akıllı!" Onur, zafer kazanmışçasına Ahmet'e baktığında, adam acıyarak oğluna içli bir bakış atıp kafasını salladı..

"Benim oğlumda, kurunun yanında yanan yaş kaderini yaşayan zavallı!"

Fırat ve Barış, babaları sayesinde durum tespiti yaparak olayı kendi masalarına yatırmışlardı. Bütün millet toplantıyı bırakıp, iki gencin mevzusunu çözüme kavuşturmak için kolları sıvadılar. Konu başlığı Affettirme Oyunları, konu başkanı ise hiç düşünmeksizin Samet seçilmişti.

Samet, elini masaya birkaç kere vurup bütün dikkati üzerine topladı.

"Evet gençler! İddia makamının talebi üzerine davayı açıyorum! Savunma cephesi olarak elimizdeki bilgileri önce dinleyelim!"

Barış, hemen olayı anlatmak için eliyle Fırat'ı gösterip, "Bu mal herifin" derken Fırat sinirle masada öne doğru eğildi.

"Ayıp oluyo ama mal herif falan!"

"Ulan sus elimde kalacaksın şimdi!" Melih, Barışı sakinleştirmek amaçlı omzunu sıkınca derin bir nefes alıp Samet amcasına döndü. "Evet neyse! Bu MAL kuzenim kızı, şu sizin personellerden Suat abiden kıskanmış. Düşünebiliyor musunuz? Adam evli mutlu çocuklu ama bu MAL herif onu anlamayacak kadar MAL işte!"

"Nüfus kaydını ben mi tutuyorum geri zekalı! Nereden bilebilirdim! Ayrıca kıskandığım için böyle oldu. Aslında öyle ithamda bulunmak istememiştim." Fırat omuzlarını acıların çocuğu moduna düşürüp üzgün gözlerle baktı.

"Sanık pişman avukat bey! Fırat'ın konu belli! Senin cephede durum nedir!"

"Benim cephem kan ağlıyor amca! Destek ekip talebinde bulunuyorum. Bir çözüm yolu bulun! Kızın kardeşini bu mal kırıyor olan benim aşkıma oluyor!"

Barış, yine yumruk yaptığı elini Fırat'a indirmek üzere kaldırırken yanında oturan Emir adamı zorlukla geri çekti. Samet, hızlı bir durum değerlendirmesi yaparak sonuç kısmına atladı.

"Beyler! Şimdi Taarruz Cephesi oldukça kuvvetli. Hele de başkomutan Gülsüm beyaz bayrağı asla sallamaz! Bu mal babalarınız zamanında ipleri verdiğinden dolayı.."

Samet'in cümlesini Ahmet ve Onur aynı anda bölerek "Hop hop! Ne mal falan!" diye ayaklandılar. İki adamın tavrına gülümseyen Yusuf, "Babadan oğula mallık mirası bırakan tek insansınız birader!" diyerek durumdan keyif aldığını iyice belli etti.

"Şimdi yavru kurtlar beni iyi dinleyin! İpleri kadınların eline vermiş gibi gösterip aslında kendi elinizde tutacaksınız. Kadınlar sert adamlardan hoşlanır ama bu sertlik belli yerlerde geçerlidir. Anlarsınız ya!"

Samet'in gözleri sağa sola kayıp pis pis sırıtırken Yusuf, "Samet!" diye kükreyip daha fazla konuşmamasını sağladı. "Verdiği akıllara bak ya sabır!" diye mırıldanarak olaya hemen müdahale etti.

"Oğlum siz bakmayın bu herife. Her kız benim saf kardeşim gibi değildir! Adam gibi gidin götürün güzel bir yemeğe. İki çift tatlı söz ardından bir dans iki öpücük bitti gitti!"

"Dedi, sevdiği kadına aylarca açılmayı bekleyen adam!"

Samet, göz devirip baktığı Yusuf'a "Sen ne anlarsın kadın meselelerinden!" dememek için zor durmuştu. Yusuf ise bu adamla ne zaman baş etmişti ki şimdi edecekti. Sinirle, "Evet evet sensin tamam! Sen haklısın! Oğlum gidin kızları evire çevire, bir güzel dövün! Sert adam nasıl olurmuş gösterin! Neden yaptın diye soran olursa da aha bu mal amcanızın adını verin! Belki bu sefer kurtulurum!" diyerek arkasına yaslandı.

Samet, kalemini havaya kaldırıp Yusuf'a uyarırcasına salladı. "Kural 1! Ben her zaman haklıyım! Kural 2! Haklı olmadığım durumlarda birinci kural geçerlidir!"

"La havle!"

Yusuf, elleriyle suratını sıvazlarken, Samet adamı daha fazla sinirlendirmemek için gülümseyerek "Neyse konumuza dönelim! Kaleyi dışarıdan yıkamıyorsak, ki yıkamıyoruz çünkü Gülsüm, yaveri Sevim ile güçlerini birleştirmiş. O zaman yıkımı içeriden, yani kızların kalbinden yapacağız! Güzel bir avantajımız var!" dedi.

İki genç birbirine anlamsızca bakarak kafa salladı. Barış, "Amca af buyur da, ben ortada avantaj niyetine bir şey göremiyorum!" dediğinde Samet, bu aptal herifin nasıl avukat olduğunu anlamaya çalışıyordu.

"Körsün çünkü! Cephe şuan iki kişi tarafından yönetiliyor! Dua ette bu cepheye Y-Y-N askerleri katılıp OHAL ilan edilmesin! İşte o zaman kurtuluş savaşı başlatsanız galip gelemezsiniz!"

Gençler Y-Y-N askerlerini gayet iyi anlamışlardı. Eğer kadınların hepsi toplanırsa işte o zaman bittiklerinin resmiydi. Barış ve Fırat aniden ayaklanınca birbirlerine baktılar.

Barış gür sesiyle, "Bu akşam bu iş bitecek!" derken Fırat "İşte o kadar!" diye sözü tamamladı. Ve son noktayı her zamanki gibi Samet koydu.

"Aslanlarım! İlk hedefiniz kızların evidir, ileri!"

********************** *********

Cafede oturan Gülsüm ve Sevim kahvelerini içerken, salına salına gelen kızlar iki bayanın yanındaki yerlerini almışlardı.

İstifini bozmayan kaynana Gülsüm, "Durum talimatı istiyorum!" dedi.

"Gülsüm teyze, fazla mı abartıyoruz. Sonuçta oğlun yani. Üç gecedir kapımda uyuyor!"

Zehra dayanma gücünün son sınırındaydı. Nereden de kabul etmişti ki bu adam etme oyununu? Fırat ilk gönlünü almaya geldiğinde aslında içindeki kızgınlık zaten yok olmuştu. Bu adama karşı gardını hiç koruyamıyordu ki şimdi korusundu! 3 gündür adamın boynuna atlamamak için zor duruyordu. Aslında Zeynep'te öyleydi. Barış ile aynı yerde çalışıp ondan uzak durmak ciddi anlamda eziyet oluyordu.

Gülsüm Sevime bir bakış atıp, ürkek ceylan gelinine döndü. Onu kendi gibi cin göz yapmak için kolları sıvamıştı. Böyle saf yürekli halleriyle daha çok üzülürdü. Oğlu da aynı babasına çekmişti. Bir özgüvenler bir kıskançlıklar dayılanmalar falan ama Gülsüm yemezdi bunları. Zamanında kocasını nasıl yola soktuysa oğlunu da sokacaktı. Bu durumda Barış'ı da yakmıştı ama olsundu! Oturduğu yerde dikleşerek kahvesinden bir yudum daha aldı.

"Benim oğlum babasından talimlidir. Az uyumadı kapılarımda. Acımak yok, yola devam!"

Zehra içinden derin bir of çekti. Bu kadından korkması normaldi. Diyeceklerine sinirlenecekti ama yinede söylemekten kendisini alıkoyamadı. "İyi güzelde açıkçası ben daha fazla yıpranmak ve yıpratmak istemiyorum. Hatasını anlaması özür dilemesi yeterliydi benim için!"

Gülsüm, Sevimle göz göze gelince umutsuzca başını salladı. "Yok anacım. Narin bile bu kadar yufka yürekli değildi! Sinan gibi adamı parmağına halka yaptı bu kızlar kurbanlık koyun gibi kesim sırasını bekliyor!"

Sevim, konuşma bayrağını ele alarak sakince konuşmaya başladı.

"Bakın kuzucuklarım! İpleri baştan sağlama alacaksınız. Şahsen benim öfke saçan oğlum kime çekmiş henüz tıp dünyası adını koyamadı! Kocam pamuk gibi, ben desen ailemin ustalığının sonucunda oluşan, tam bir sanat eseriyim. Ama oğluşum kime çekti belirsiz! Yani demem o ki temeli sağlam atacaksınız ki böyle en ufak sarsıntılarda inşa ettiğiniz eviniz yıkılmasın!"

Zeynep koskoca adamı oğluşum diye seven kadına kahkahalarla gülesi gelmişti. Ne oğluştu ama! Özlemi yine çağlamaya başladığı anda kendisini daldığı hayallerden zorla çıkardı.

"Ee ne zamana kadar sürecek peki bu süründürme işlemi?"

İki cingöz birbirine bakıp sırıtarak, kızlara döndü. "Bizimkilerin aklı başına ne zaman gelir, sizi ne zaman sırtlarına atarlarsa o zaman!"

******** ********* **********

"Zeynep! Aç kapıyı!"

"Zehra! Bebeğim kapıyı açar mısın?"

İki genç amcalarının kendilerine verdiği gazla soluğu kızların kapısında almışlardı. Barış, Fırat'ın yum yum hallerine göz devirip baktı.

"Senin kalıbına tüküreyim! Bebeğim kapıyı açar mısın ne lan? Sert olsana biraz. Amcam ne dedi kadınlar sert adamlardan hoşlanırmış!"

"Sen başından beri sertsin Barış. Bir boka yaramamış belli ki!" Fırat, hiç oralı olmadan kapıyı bir defa daha çaldı.

"Bebeğim aç hadi kapıyı. Valla çatıya çıkar atlarım bak!"

Barış, ellerini iki yanında açarak, "İnşallah nerde o günler!" dedi.

"Bi siktirgit başımdan! Zehra sevgilim bak bu adamın yanında can güvenliğim pek yok. Yem etme beni bu boğaya!"

"Haydaaaa! Birader neden herkes bana hayvan muamelesi yapıyor?!"

Fırat, bilmem anlamında gülerek omuzlarını silkti. Barış, elini kapının sert zeminine indirip duruyordu. "Zeynep! Valla kırarım kapıyı! Aç şu kapıyı!" Fırat'ın kendisine kınayan bakışlarıyla boğazını temizleyerek, kapıya yaklaşıp sessizce "Bebeğim!" diye fısıldadı.

"Kapı duymuştur herhalde dediğini! Az bağır ulan!"

"Zey.."

"Ay ne var Zeynep Zeynep? Apartmanı başımıza topladınız!" Kızlar, kapı ardından sessizce gülmelerine son verip role tekrar bürünmüşlerdi. Hem suçlu hem güçlü tavrına hepten sinirlenen Barış, kıza doğru bir adım attı.

"Ne mi var? Şimdi görürsün neyin olduğunu!"

Barış son hız Zeynep'i omzuna atarak merdivenlere yöneldi. Arkasına bakmadan kuzenine "Gerisi senindir!" dediği anda Fırat Zehra'nın kaçmasına fırsat vermeden içeriye girip kapıyı kilitledi.

Zeynep hala adamın sırtından tepe taklak merdivenlerden inerken "Barış! Bıraksana beni! Bütün kan beynime indi!" diye ağlanıyordu.

"Sus kadın! Manzaramın tadını çıkart!"

Genç kız, gözlerini kocaman açıp ufaktan çığlık atarken Barış, zafer kazanmanın verdiği rahatlıkla kahkaha attı. Barış cephesi kendi durumlarını çözmek üzere evden uzaklaşırken, evin içindeki savaş hala sessizliğini koruyordu.

"Bebeğim?" Fırat bütün şirinliği ile kıza adım adım yaklaşırken, Zehra'da adım adım geri gidiyordu. Fırat kızın sakin kalmasını fırsat bilerek, "Sırtıma mı atayım yoksa direk barışma kutlamasına başlayalım mı?" diye sordu.

"C şıkkı hiç biri! Gider misin lütfen!" Zehra, içten içe göbek atan kızı susturup, kaynanasının gazı verdiği kızı meydana çıkartmaya özen gösteriyordu.

"Annem size fena gaz vermiş küçükhanım ama unutma ki gazın bittiği yerde kontağı kapatmak zorunda kalırsın!"

"Yedekte benzin tutuyorum canım. Sıkıntı etme sen bunları."

Fırat, sevdiği kızın neye dönüştüğüne korkuyla baktı. Güzelim ürkek ceylanı, üç günde bildiğin panter oluvermişti. Kendisini bir türlü affetmeyen kıza artık yılmış haliyle, "Valla benzinle yakcam şimdi kendimi!" dedi.

Zehra, hala kollarını göğsünde birleştirmiş kafasını ufuklara doğru çevirmişti. Fırat Samet amcasının taktiğini uygulamak yerine, Yusuf amcasını dinlemeye karar verdi. En iyisi onun gibi olmaktı. Ne demişti? İki tatlı söz, fazlasıyla öpücük..

"Sırma saçlım, bebek yüzlüm affetsen ya sen beni. Bak sensiz ben bir hiçim! Gecem gündüzüme karışmış her bir hücrem Zehra Zehra diye ağlıyor! Maksat süründürmekse yeterince süründüm. Bak ipleri de sana teslim ediyorum. Başından beri istediğiniz bu değil miydi? Babamızın kaderini yaşamakta varmış napalım! Sen beni affet gerisi önemli değil. Çünkü ben seni çok seviyorum.."

Fırat oscarlık performansı karşısında kıza kendisini affetiremezse, az önce dediğini yapacak çatıya çıkıp göz dağı verecekti. Zehra ise artık dayanma gücünü tamamen kaybetmişti. Adamına yumuşayan gözlerle bakıp, "Bir şartla!" dedi.

Bunu duyan Fırat, anında "Ne o hemen yapayım!" diye sorduğunda Zehra ürkek gözlerini sonuna kadar açtı.

"Annene barıştığımızı belli etme, beni parçalarıma ayırmasına sakın izin verme!"

Fırat kızın korkulu suratına ve dediklerine sesli bir kahkaha savurdu. Hiç böyle bir şart beklemiyordu doğrusu. O mutlulukla kızı kollarına alırken üç gündür çektiği vicdan azabı buhar olup uçmuştu..

***************** **************
Demirhan karşı taraftan duyduklarını idrak etmede büyük sıkıntı yaşıyordu. Ne demişti kurşun asker?

Evleniyorsun!

Ağzını açıp, Nasıl? Neden? Niçin? Kiminle? diye soramıyordu. Acaba kıymetlisi açıkta mı kalmıştı? Sabah işe gelmemiş miydi? Yatağında mışıl mışıl uyuyor olabilir miydi?

Giray, önündeki dosyadan kafasını kaldırıp hareketsiz duran, ağzı balık şeklini almış dostunun görüntüsüyle karşılaşınca merakla baktı. İki üç kere şiştleyip dikkat çekmeye çalışsa da Demir sabit tuttuğu bakışlarını adama bir türlü çevirmemişti.

"Demirhan? Kayınço? Ses ver! Deneme ses kontrol!"

Demirhan elinde telefon, olduğu yerde hareket etmeden duruyordu. Nefes bile aldığı aşikardı. Giray dostunun aniden taş kesilmesine, Allah tarafından kendisine atılan yumruğun geri cevabı olarak çarpıldığını falan sansa da korkuyla yerinden kalktı.

"Tövbe bismillah! Noluyo lan?"

Demirin elinde sıktığı telefondan hala sesler geliyordu. Giray, telefonu zorla elinden alıp kulağına götürdü. Cihanın "Demir? Lan cevap versene! Acil durum diyorum! " sesini duyunca hemen kendisi cevap verdi.

"Aradığınız kişi, yüce Rabbim tarafından taş kesilmiştir! Lütfen sonra tekrar arayınız!"

Cihan "Ya Sabır!" çekerken Giray hala Demirin gözlerinin önünde el kol hareketleri yapıyordu. Parmaklarını şaklatsa da hala tepki alamıyordu. Bu durum pek hayra alamet değildi. Acaba suni tenefüs yapsa kendine gelir miydi?

Gözlerinin önüne gelen sahneyle irkildi. Korkuyla geri kaçtı ve merakla telefondaki adama seslendi!

"Kayınçomun kayınçosu! Acaba bu herife ne dedin? Ateşlerim seni falan mı?"

Cihan, gayet sakin ve kendisine ters düşen en masum sesiyle cevap verdi. "Evleniyorsun dedim!"

Giray "Neaaaaaa?" diye hökürdüğünde ikinci inme vakası da, Girayı bulmuştu!

Cihan arabasını son sürat kullanırken, bir yandan da adama laf yetiştirmeye çalışıyordu. "Giray! O sersem herifi hemen kendine getir ve söyle en acilinden yanıma gelsin!"

"Valla birader hiç uyanacak gibi durmuyor tünelin sonundaki ışığa yürüdü bence!"

"Yarım saate karşımda olmazsa yemin olsun Nihanı isteyen ilk adama veririm! Ona öyle de bak kendisine nasıl geliyor!"

Giray telefonu kulağından çekerek, Demir'in kulağına iyice yaklaştı. "Kanka Nihan berdel usulü evleniyormuş sen yanlış anlamışsın! Yarım saat içinde nikahı varmış kayınçon öyle diyor!"

"Laannnn! Ateşlerim kimmiş o lavuk!"

"Tamamdır yarım saate ateşlemeye geliyor!" telefonu Cihanın suratına kapatan Giray, arkadaşının sırtına vurdu.

"Sensin o lavuk. Gözün aydın! Nur topu gibi karın oluyor!"

Demirhan, aptal gibi sırıtırken dostunun kolunu sıkarak güç aldı. "Giray rüya mı görüyorum lan ben?"

"Şimdi anlarız!"

Giray, "Ya Hak!" diyerek iyice gerinerek yumruğu Demire indirdi. Adam birden gelen yumruk karşısında savunmasızca arka boşluğa doğru uçarken, odayı ah uh sesleri doldurdu.

"Napıyon lan manyak?"

"Gerçekmiş!"

"Lan şimdi seni!" Demir, Giraya karşı atakta bulununca, ellerini suratına siper ederek geri kaçtı.

"Bak valla seni kelepçelerim buraya yarım saat süren var zaten eğer geç kalırsan Cihan dediğini yapar Nihanı başka ellere yar eder sende oturur avucunu yalarsın! Şimdi çık git durum nedir öğren!"

Demirhan hemen arabasının anahtarını kapıp son sürat Cihanın yanına gitti. Suratındaki aptal gülümseme yol boyunca kaybolmamıştı. Kapıyı çaldığında bile 32 diş kendisini gösteriyordu. Cihan suratsız bir şekilde kapıyı açtığında ayran budalası gibi kendisine gülen adamla karşılaştı.

"O gülen suratını yamulturum! Sil o gülüşü!"

Demir, Cihanı hiçbir yerine takmayarak "Valla istersen topuklarıma sık yine de gülmeye devam edeceğim!" dediğinde Cihan, sabırla kafasını sallayarak kenara çekildi. Demirhan eve girip etrafı hızla taradı. Görünürde kimseyi bulamayınca sevgili kayınçosuna döndü.

"Nihan nerede? Düğün alışverişine mi yolladın yoksa?"

"Ellerime bulaşan kanı görmesin diye odadan çıkmamasını tembihledim!"

"Hım anlıyorum pekala. Bence kanlı fantezilerine başlamadan önce şu olayı anlatarak beni aydınlatabilirsin ne dersin? Sonuçta damat olacaksam mor göz kırık burun falan fotoğraflarda çirkin gözükmek istemiyorum yani.."

Cihan, bütün sabrını gün yüzüne çıkartıp, "Evlilik kağıt üzerinde olacak bir süreliğine!" dedi.

"O bir süreliğine kısmını kıyamete kadar şeklinde uzatabiliyor muyuz peki?"

"Sen ölene kadar uzatabilirim nasılsa ölümün pek yakında elimden olacak!"

Demir, yerinde huzursuzca kıpırdandı. "Esefle kınıyorum seni!"

"Dilersen her yerinle kına! Dediğimi duydun. Öyle kolay olmayacak benden kız alman. Bir süreliğine kocaya ihtiyacımız vardı. Elimizdeki en uygun olan kurbanda sensin. Ama dersen ki olmaz öyle şey ben yapamam ona göre Berdan abi yeni bir aday bulacak! Ne diyordu Giray enişten?"

Cihan düşünür gibi uzaklara baktı. "Hah, buldum! Helal süt emeninden yağız bir delikanlı!"

Demir sinirle dudaklarını ısırıp, yumruk yaptığı ellerini cebinden çıkarttı. "Birader, sonunda seni ve şu içindeki azılı suikastçı herifi parmaklıklar ardına tıkayacağım. Sonrası sen sağ ben selamet! Yan gelip yatacağım!"

"Evet yatacağın kesin! Ama toprak altında!"

Cihan, şeytanca gülümserken, Demir acı şekilde yutkundu. Bu adama laf yetiştirmek ne zordu. En iyisi lafı değiştirmek diye düşündü. "Çayın çorban yok mu? Bu nasıl damat ağırlamaktır?"

"Yok arkadaş! Akıllısı beni bulmaz, delisi götümden ayrılmaz!"

Cihan söylenip mutfağa doğru ilerlerken Demir ellerini cebine sokup ıslık çalarak peşinden adamı takip ediyordu. Evde çalışan herkese izin verdiği için kendi işini kendi görmek zorundaydı. Kahve için kaynattığı sıcak suyu iki kupaya doldururken Demirhan mutfaktaki masaya kurulmuş Cihanın kendisine hizmet ettirmenin keyfini çıkartıyordu. İlk ve son olacağı kesindi. Fırsatı yakalamışken değerlendirse fena olmazdı.

"Kahvenin yanında ikramlığın yok mu?"

"Paşazadem ne isterlerdi acaba? Çikolata sosuna bulanmış kurşun? Kremşanti kaplamalı dinamit? Ya da dur Nihan dün yine kurabiye kek karışımlı bir şeyler yapıyordu. En etkilisi o olmalı?"

"Eyvallah! Birden tokluk hissi her yanımı sardı!"

Demir, Cihana büyüttüğü gözlerle bakarken içinden, "Dinamit nedir arkadaş! Elinden gelse roket atarla savuracak beni" diye düşündü. Bu adamın mahzeninde falan tuttuğu araç gereçleri biran göresi gelmişti ki sonra hemen bu aptal fikirden vazgeçti.

Cihan derin bir nefes alıp kendisini rahatlattı. Kahvesinden bir yudum alarak bakışlarını kendisini merakla bekleyen adamla buluşturdu.

"Nevzat, bugün Berdan abiden yardım istemeye geldi. Bende oradaydım. Kapının ardından dinledim olan biteni. Sandığımız gibi şüphelendiği kişi ben değilmişim!"

Demir, duyduklarıyla sevinerek adama baktı. "Ya ne güzel haber! Kimmiş peki o şanssız adam?"

"Sen!"

Demir, ağzına yeni aldığı kahveyi, gerisin geri püskürtünce Cihan masaya dayadığı bedenini geri çekti.

"Ağzınla iç lan şunu!"

Genç adam, elinin tersiyle ağzını silerek şaşkınca "Doğru mu duydum? Ben ne alakayım beni nereden biliyor?" diye sordu.

"Nihanın hayatındaki polisin onu koruduğunu, ona yol gösterdiğini, işlerini birlikte yürüttüğünü düşünüyor. Kardeşimin hayatındaki kişide maalesef sen olduğuna göre..

"Tamam anladık! Evlilik bunun neresinde kalıyor?"

"Soy adını değiştirince bütün hisselerini bana devredecek. İmza yetkisi mal mülk ne varsa. İhaleye ben gireceğim!"

Demirhan birkaç saniye suskunca durduktan sonra, "Piyasaya çıkıyorsun yani?" diye sordu. Cihan hiç tereddüt etmeden başını salladı.

"Vakti gelmişti. Bu süre içinde Nihan, Soydan olarak anılmayacak. Onu bu kargaşadan uzak tutmak senin görevin. Beni oldukça yoğun bir dönem bekliyor olacak. Önceliğin ne olursa olsun Nihanı korumak olacak gerisini ben hallederim! Bunu yapabilirsin değil mi?"

Cihan, cevap bekleyen gözlerle, aslında sevipte ama nedense sevmediği adama bakıyordu. Bu nasıl oluyordu bilmiyordu ama bir yanı nedense bu herifi hep dövmek istiyordu!

Demir ise kendinden emin tavrıyla adamın can alıcı gözlerine baktı. Kendisini bıraksa bi kaşık suda boğacaktı. Uğraşmak hoşuna gidiyordu. Bundan sonra da oldukça uğraşacaktı. Nasıl olsa eniştesi olacaktı. Hah! Böyle enişteye can kurban diye bağırası gelmişti ki Cihanın sabırsız hali karşısında daha fazla sessiz kalmayı göze alamamıştı. Sinsice sırıttı ve babası gibi son noktayı koydu.

"Söz konusu Nihansa, gerisi teferruattır!"

************* ************* **

Gülsüm, elinde tuttuğu tek sayfalık dosyayı oğluna doğru uzattı. Melih bir dosyaya baktı bir annesine. Almakla almamak arasında tereddüt yaşarken, aradığı destek babası Onur'dan geldi.

"Al oğlum. İçindeki fırtınanın dinmesini istiyorsan al ve oku."

Melih minnetle baktı babasına. Dudaklarında gülümsemeye dair ufak bir kıvrım belirdi. Elini kaldırıp annesinin kendisine uzattığı dosyaya doğru uzattı. Elleri titriyordu. Derin bir nefes alarak kendisini sakinleştirdi. Gülsüm araya tanıdık tanımadık herkesi sokarak yıllar önce yurt bilgilerin tamamını ele geçirmişti. Tabi bunda Sinan'ın nüfuzu da etkili olmuştu. Bu zamana kadar onların cephesinden araştırma yapılmamış olması zaten normaldi. Hiç öğrenmek istememişlerdi. Ne Melih nede ailesi..

Berdan ise daha 9 yaşında olmasından dolayı o çocuk aklıyla elinden ne gelebilirdi ki? Anca aklı başına erdiği vakitlerde ve gücüne ulaştığı dönemlerde arama çalışmalarına başlamış olsa da olayı nasıl kapattılarsa kardeşinin doğduğu gün hiçbir yurda giriş yapan çocuk bulunamamıştı. Tabi kayıtlarda öyle gözüküyordu. Çöpte bulunan Melihin bilgileri bir sır perdesinin ardına saklanmış gibiydi. Gülsüm bile zamanında yurt müdiresi olmasına rağmen bilgilere zor ulaşmıştı. Sonuçta evlat edinecek çocuğu iyi araştırmaları gerekiyordu ve bu bilgide sadece çöpte bulunmuş olduğuydu. Yeri mekanı bile belli değildi. Sadece kordon bağından yeni doğmuş olabileceğini düşündükleri için bilgiler öyle kayıtlara geçmişti.

Melih dosyanın içinden kağıdı çıkartıp bilgilerini okumaya başladı. Yazılan her bir kelime tokat gibi çarptı yüzüne.. Kayıtlardaki doğum tarihiyle aynıydı.. 17 Nisan..

"17 Nisan gecesi Mardin çıkışında Urfa'nın sınırına yakın bir köyde terk edilmiş olarak, köyün yerli halkı tarafından bulunan bebek, bulunduğu günden 2 gün sonra tekrar yetiştirme yurdunun önüne bırakılmıştır. Bırakan kişi gücü olmadığından dolayı bıraktığını ve bebeğin kendilerine ait olmadığını, 2 gün önce çöplük gibi yığıntıların arasında bir çarşafa sarılı olarak bulduğunu bildirmiştir. Bu 2 gün içerisinde bakımı olmadığı için ciddi bir hastalık geçiren bebek, gerekli işlemlerin sonucunda tedavi süreci için Ankara'da bir hastaneye sevk edilmiş, tedavi bitiminde ise bazı gerekçelerle İstanbul'a sevki yapılmıştır.."

Devamını okuyamamıştı Melih. Bu kadarı yeterliydi. Dosyayı elinde buruşturup avuçlarının arasında sıktı. Babası ve annesi güç verircesine sağından ve solundan sıkıca sarıldı evlatlarına. Melih sadece içinden şükredebildi.

"Teşekkür ederim." diye fısıldayabildi. Yapabildiği sadece buydu..

********** *********** ***********

Melih, akşam annesiyle konuşmasının ardından ne yapacağına karar vermişti. Bütün bilgiler Berdanın abisi olduğunu gösterse de kesinliğinden emin olmak istiyordu. Hayatına bir iki ay sonra evli bir adam olarak devam edecekti ve aklında hiçbir şüphe kalsın istemiyordu. Daha doğduğu gün başına neler geldiğini, hayatının nasıl değiştiğini, kaderinin ona oynadığı oyunu fazlasıyla merak ediyordu. Bahçedeki karşılaşmalarının ardından bir iki defa daha galeriye gitmeye karar verse de bir türlü adamın karşısına çıkmaya cesaret edememişti. İçindeki duygu selinde boğulup gidecekti. Abisi vardı! Ufacık bir yeğeni vardı! Amcaydı!

Aklına gelen ufaklığın görüntüsüyle yüzünde bir gülümseme peydah oldu. Nasılda masumdu. İnşallah dedi içinden yalvarırcasına..

"İnşallah kanımdan biridir.."

Aldığı kararla telefonundan aradığı ismin üzerinde birkaç saniye bekledikten sonra vazgeçmeden arama tuşuna basarak beklemeye başladı. Kısa bir bekleyişin ardından duyduğu sert ses tonuyla ağzını açıp konuşamadı. Karşı taraf ikinci kere "Kimsin?" diye sorarken, son bir gayretle dudakları aralandı.

"Benim, Melih!"

Berdan duyduğu isimle oturduğu yerden kalkarken nasıl cevap vereceğini şaşırmıştı. Nasıl hitap edecekti? Kardeşim dese aslan parçam dese..

"Müsaitsen görüşmek istiyorum!"

"Tabi tabi aslanım. Nereye istersen oraya gelirim!"

Melih buluşma yerinin adresini verdikten sonra telefonunu hızla kapatıp hazırlanmaya başladı. Evden çıktıktan sonra buluşma rotasına hızla yol aldı. Berdan bu süre zarfında sanki uçarak gelmişti. Evden nasıl çıktığını dahi hatırlamıyordu. Rızaya peşime kimseyi gönderme dese bile ardında rahat 3 araba yakın koruma takmıştı. Mekanın belirli yerlerine dağılan adamlar sanki Berdan fark etmemiş gibi gizlenmeye çalıştılar. Berdan sinirle telefonunu çıkartıp Rızayı aradı!

Rıza sotaya yattığı yerden, telefonu bekletmeden cevapladı. "Buyur abi?"

"Sana peşime kimseyi takma demedim mi?"

"Takmadım abi!"

"Sus lan! Takmadıysan çevremi kuşatan zırhlı askerler kim?"

Rıza, fark edilmenin acısıyla ayağını çocuk gibi yere vurdu. "Of abi ya! En güvendiğim adamlarımdı! Karda yürür izini belli etmeyen adamlar onlar! Fark etmezsin sandım!"

"Yaşlı mıyım lan ben? Çek şu herifleri yoksa alayınızı o karlara gömerim!"

Berdan sinirle telefonunu kapatıp masanın üzerine gelişigüzel fırlattı. Zaten gergindi olanca gerginliğine el birliğiyle ekleme yapıyorlardı!

Melih arabasını mekanın otoparkına park ederek arabadan inmeden birkaç saniye kıpırdamadan durdu. Birazdan duyacaklarına kendisini kısmen hazırlamaya çalıştı. Annesinin verdiği tek sayfalık buruşturduğu evrakı ceketinin iç cebinden çıkartıp kırışıklığı gidermeye çalıştı. Her şeyi dinledikten sonra kağıdı okuması için Berdana verecekti. Eğer anlattıkları okuduklarıyla azda olsa eşleşirse artık içindeki şüphe yığını da ortadan kalkacaktı. Annesi DNA testi yapmayı önerse bile kabul etmemişti. Zaten Fırat yüzünden bir yarası vardı o teste karşı. Gerçi açığa çıkan bilgiler sayesinde teste falan gerek bırakmamıştı..

Arabadan sakinleşerek indi genç adam. Adımlarını mekanın kapısına doğru çevirdi. Akşam karanlığı etrafa çökerken sanki karanlık iki adamın ruhuna çökmüştü. İçlerindeki kasveti atmanın mümkünatı yokmuş gibi hissetmeleri hiç normal değildi. Biri masaya oturmuş oturduğu yerde diken varmışçasına rahatsız olan, diğeri mekanın kapısına elini dahi uzatamayan..

Melih son bir gayretle kapıyı açarak içeriye attı yorgun bedenini.. Berdan gözlerine kestirdiği adamla ayağa bir ok gibi fırladı. Uzaktan uzağa iki adam göz göze geldiklerinde ne yapacaklarını şaşırmıştı. Melih ağır adımlarını adamın masasına doğru atarken içinden bildiği bütün duaları sıralıyordu. Hayat ne garipti.. 27 yıldır hiç bilmediği hiç görmediği adamın abisi olabilme durumu aklına geldikçe kalbi ağzında atıyordu sanki.

Nihayet masaya vardığında hiç bekletmeden uzattı heyecandan buz kesen elini.. "Merhaba!" derken çıkan tok sesi heyecanına inat titrememişti. Berdan uzatılan eli bir abi bir baba gibi içten sıkarak yanıtladı..

"Hoş geldin!"

Melih başını hafifçe sallayıp, "Hoş buldum!" diye cevap verdi. Zamanı nasılsınla ne var ne yokla harcamak istemeyen genç adam direk konuya girmek adamın anlatacaklarını biran önce öğrenmek istediği için, "Kimsin sen?" diye sordu..

Berdan aniden gelen soru karşısında ne diyeceğini bilememişti. Konuya nereden gireceğini bilemiyordu. Melih adamın ne desem bakışlarını görünce yeniden "Bana 27 yıl önce 17 Nisan gecesi neler olduğunu anlat!" dedi.

Berdan sabırsız gence hafifçe gülümsedi. Duydukları ağır olacaktı ama bilmeye öğrenmeye hakkı vardı. O emindi kardeşi olduğundan! Bilgileri ondan önce Sinan sayesinde öğrenmişti. Ona gelmesini beklemişti. Beklemesi iki gün sürmüştü ama o iki gün bir ömür gibi gelmişti adama.. Sessizce bir besmele çekerek başladı hayatını anlatmaya..

"Yıldırım! Babamın adı. Aslında o geceye kadar benim kahramanımdı. Her çocuğun kahramanı babası olmaz mı? Benimde öyleydi. Mardin de koca toprakların sahibiydi. Herkes el pençe kesilirdi karşısında. Zamanında amcaoğluyla ters düşmüşler bu ağalık sebebine. Görünürde öyleymiş lakin babam annemle evlendikten sonra asıl gerçeği öğrenmiş. Amcaoğlu gençliğinden beri annemin peşindeymiş. Dedem önce davranıp annemi babama almış. En büyük evlat babam diye. Yeğeni de o günden sonra diş bilemiş. Hele de babası ölünce iyice çığırından çıkmış. Topraklarda varis olduğundan çok uzaklaştıramamışlar. Hakkını vermişler ama o yinede vazgeçmemiş. Yeminler etmiş dünyayı hepinize dar edeceğim diye. Nitekim de başarmış..

Annem! Zarife..

Adı gibiydi. O kadar naif bir kadındı ki baktığın zaman asıl aşkı gözlerinde görürdün. Beni doğurduktan sonra iki çocuk daha kaybetmiş. Düşük yapmış devamlı. Adını çıkarmışlar tek çocuklu Zarifeye. Tabi bunu çıkartan yenge hanımmış. Oğluna alamadığı için yerden yere vurmuş. En son hamile kaldığında ise annem yataktan çıkmadı ona da bir şey olmasın diye. Dün gibi hatırlıyorum. Çocuk aklımla onu benden daha çok seveceksin benimle de vakit geçir diye ağladığım günleri. Sonra bana dedi ki, "Sen abi olacaksın! Onu hep sevip koruyacaksın. Seninle artık o oynayacak o maç yapacak. Biraz daha dayan oğlum!"

İşte o gün sancısı oldu annemin. Bütün gün devamlı ağladı. Yardımcılar başından ayrılmadı. Tam hatırlamıyorum ama beni odadan yaka paça çıkardı o yenge hanım! Kendisi girdi içeriye oğlumdan mı o bebek diye bağırdı çağırdı. Çocuk aklım ne bilsin neyin kimden olduğunu! Annemin sessiz feryatları odayı doldurdu. Kapıyı yumrukladım açan olmadı. O sırada babam adı gibi yıldırım gibi düştü konağa..

Ondan sonrası kıyamet yeri..

Herkesi yaktı yıktı geçti. Konaktan kim varsa kovdu. Kimseyi görmedi gözleri, duymadı kulakları. O gece önce amcaoğlunun kanını akıttı. Sonra yenge hanımın. Cehennem yerine dönen konakta herkes bir yana koşarken ben annemin yanına koştum. Odaya girdiğimde yerde kıvrılmış iki büklüm yatıyordu. İki elini kocaman karnına sarmıştı. Affet o senin çocuğun yemin olsun diye ağlıyordu. Dinlemedi! Duymadı! Çığlık çığlığa bağıran annemi duymadı! O sıra güçlü çığlığı odayı doldururken geliyor diye bağırdı. Yardım et bebeğim geliyor! Diyordu devamlı.. Kapının ardından sadece izlemekle yetindim. Yardımcı kadınlardan ikisini çağırdı oracıkta doğumunu yaptırdılar. Bebeği almak için kollarını uzattığı anda bebek yerine tek kurşunu kucakladı annem!

"Tam kalbinden!"

Gözlerimin önünde can verdi. Bebeği ince bir çarşafa sarmışlardı. Tek eliyle alıp yüzüne bile bakmadan çıktı gitti konaktan. Odadan çıkarken benimle göz göze geldi! O zaman tanıştım işte kanla! Ölümle!

9 yaşındaydım Melih. Annem odanın orta yerinde gözleri açık can verdiğinde sadece 9 yaşındaydım. Koruyamadım. Yıllarca yandım, kavruldum! Vicdanım biran olsun rahat nefes almama izin vermedi. 1-2 saat sonra geri döndüğünde hiçbir şey olmamış gibi konağa geldi ve odama kahve gönderin dedi! O yaşımla nasıl bir deli gücü geldi bilmiyorum ama koştum ve bacaklarına tekmeler attım. Katil diye bağırdım! Kıpırdamadan duruyordu.

"Senide o piç kardeşin gibi gebertirim sus dedi!" ve bana tam vuracağı sırada dedem durdurdu. Beni de harcarsa ölümü onun elinden olacağını söyledi ve eşyalarımı toplatmaya başladı. O gece Urfa'ya annemin ailesinin yanına gönderildim.

1 yıl sonraydı. Olayı nasıl temizledi. Üstünü nasıl kapattı yıllar sonra aklım başıma geldiğinde öğrendim. Başta dedim ya herkes köpek olurdu peşinde. Yerine bir tane köylü suçu üstlenmiş girmiş içeriye. Ne olacaktı ki başka? Koskoca ağa hapis cezası mı alacaktı?! 1 sene sonra bir akşamüzeri ölüm haberi geldi. İntihar etti dediler. Sebebini bilmiyorum. Öğrenmeyi hiç istemedim. Benim için ölmesi yeterliydi. 27 yıl geçti ama öfkem geçmedi. Gram dinmedi. Bende babayım! Bende kocayım! Gerek karımın gerek evladımın kirpiğine gölge düşse ölürüm! Tek saç tellerine hayatımı kurban ederim! Çünkü Baba olmak bunu gerektirir!"

Berdan soluksuz hayatının özetini anlatırken, yıllar önce yaşadıklarını sanki tekrar tekrar yaşıyordu. Derin bir nefes koyverdi. Önündeki rakısından bir yudum alıp yerine bıraktı.

"İşte böyle Melih! Ben bütün ailemi 17 Nisan gecesi kaybettim. Seni o gece kaybettim aslanım!"

Melih, aniden bakışlarını Berdana çevirdiği anda gerçekler suratına bir tokat gibi çarptı. Biliyordu! Kardeşi olduğunu öğrenmişti! Duyduklarının ağırlıkları gözyaşı olup akmaya başlamıştı. İçinde büyüyemeyen çocuk hiç tanımadığı annesinin ölüşüne ağlıyordu. Baba diyemediği adamın vicdansız olmasına ağlıyordu. Abi diyemediği adamın hayata böyle küsmesine ağlıyordu. En çokta hayata 1-0 mağlup başlayan kendisine ağlıyordu.

Berdan, bağrından kopan çığlıkları susturmak istiyordu. Ruhu bedeninden neredeyse ayrılıp huzura kavuşacaktı. Oturduğu yerden kalkıp karşısında sessizce ağlayan adamın yanına oturdu. Melih masaya dayadığı kollarıyla destek alarak ellerini suratına kapatmış şeklinde duruyordu. Sevinmesi gerekmez miydi? Neden mutlu olmamıştı ki? Omzunda hissettiği elin varlığıyla istemsizce irkildi. Hiçbir şey demeden masadan kalkıp çıkışa doğru ilerleyen Melih, yaptığının yanlış olduğunu bilse de şuan hiçbir şey yapmak, konuşmak, duymak istemiyordu. Buraya gelirken böylesine bir acıyı yaşamayı beklemiyordu. Arabasına atlayıp evine doğru yol almaya başladı.

Ardında kalan Berdan ise paramparça olan benliğiyle baş başa kalmıştı. Hiçbir şey dememişti. Affetmeyecekti onu! Kabullenmeyecekti! Abi olarak hayatında bir yer vermeyecekti!

Masasında duran rakısını tek dikişte içip bardağı avuçlarının arasında parçalayacakmış gibi sıktı. Masaya oturan Rıza üzgünce abisine bakıyordu.

"Abi? Yenge aradı. Seni merak etmiş!"

"Ah ulan Rıza! Kadınımda olmasa kimse merak etmeyecek!"

Rızanın zoruyla evine götürülen Berdan hiç konuşmadan odasına çekilmişti. Füsun kocasının yıkılmış haline sadece üzülmekle kalmıştı. Ne konuştunuz diye soramamıştı bile. Merak ettiği sonucu, adamın halinden beliydi. Giderken mutlu olan kocası, döndüğünde yıkılmıştı! Yıllardır çektiği vicdan azabından yine kurtulamamıştı. Huzuruna kavuşamamıştı. Elinden ne gelirdi ki? Aslında gelirdi! Bir süre düşündü. Düşündüklerini biran önce eyleme dökmek için hızlı hareket etmesi gerekiyordu. Hemen odaya girip sessizce kocasının uyuyan suratına baktı. Yavaşça saçlarını okşayarak öpücük bırakıp odadan çıktı.

Çantasını koluna takıp kapıyı açarak bahçeye çıktı. Füsunun evden çıktığını gören Rıza koşarak kadının önünde durdu. Kadın sert bir şekilde, "Rıza?" derken, adam elleri önünde kenetli şekilde "Buyur yenge?" dedi. Rıza kadından duyacaklarına kendisini hazırlamıştı. Çünkü yengesini çok iyi biliyordu. Sessiz fırtına derdi ona. Füsun ise kendisine takılan lakabın hakkını vererek adama baktı..

"Beni hemen Aksoyların evine götür!"

-Bölüm Sonu-

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro