~Karım!~
Selamlar efemmmm 😊
Rötarlı gelişlerim var benimmmm farkettiğiniz gibi 🙈 Gecikme için özür diliyorum canlar.. Allah'a şükür sağlığm yerinde.. Bugün itibariyle işlerimde yoluna girdi.. Artık aksatmadan bölümler gelecek..
Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin lütfen ❤
Bu arada Cihan ve Barış için evlenme teklifi istiyorum fikirleriniz varsa benimle paylaşır mısınız rica etsemmm 😄😄 En cok aklıma yatanı yazıp bölümü size hediye ediciğiiiimmmmm 🙄❤❤
Seviliyorsunuz.. Keyifli okumalar😊
“Anne gerçekten yorulduk! Artık bizi azat etseniz!”
Seda, yorgunluktan çatallaşan sesiyle önünden bütün mağazaları teftiş eden annesi ve teyzelerine seslendi. Narin, Yaren ve Gülsüm yaşlarına rağmen alışveriş temposunu kaybetmeden kızları peşlerinde sürüklüyor beğendikleri, gözlerine kestirdikleri her şeyi alıyordu. Gülsüm gözlerini kısıp peşinden homurdanan gelinciğine döndü.
“Daha bir saat oldu ve yoruldunuz mu küçükhanım?”
Seda korkuyla gözlerini büyütüp, acı bir şekilde yutkunurken, genç kıza destek kader ortağı olan Gülüm’den gecikmeden geldi.
“Aslında öyle demek istemedi teyze ama o bir saat dediğin bence daha uzun bir süre olmalı! Saat öğleni geçti ve biz sabahın onundan beri yollardayız!”
Seda Gülümün dediklerine ellerindeki yüklü poşetlerle kafasını sallayarak onayladı. Kadınlar birbirlerine bakıp munzurca gülümsedi. O sıra Yaren’in çalan telefonu konuyu bir süre kadar dağıttı.
“Efendim Sevim.”
“Bebişim bitmedi mi daha alışveriş?”
“Yok canım biter mi? Ama prensesler çok yorulmuş. Bir de genç olacaklar. Ayol biz hiç böyle değildik!”
Seda ve Gülüm gözlerini devirirken Narin Sedanın kolunu çimdirince genç kız diline gelenleri susmak zorunda kalmıştı.
“Yasemin geldi sizde acele edin. Akşama hazırlanalım. Buradan geçeceğiz biliyorsun.”
“Tamam canım eksikleri tamamlayıp geleceğiz!”
Yaren, telefonu kapatıp çantasına sokuşturdu. Akşam özel bir açılışa davetlilerdi. Gençler bu durumda aile büyüklerini devreye sokarak hiç sevmedikleri ortamdan sıyrılmışlardı. Kızların gözleri ışıl ışıl parladı. Bu eziyet birazdan son bulacaktı. Evlerine gidip güzelce dinlenebilirlerdi. Birbirlerine bakıp sinsice gülümseyen iki kız anne tavukların peşinden civciv edasıyla yürürken Gülüm’ün sabahtan beri susmayan telefonu otuz beşinci kez çaldı. Arayan her zamanki gibi kocasıydı! Annelerin bir mağazaya girdiğini görünce Sedaya başıyla sende gir dercesine işaret etti. Kendisi köşeye çekildi ve sinirle aramayı cevapladı.
“Ay ne var Yakup Efe? Ben seni arayana kadar beni arama demedim mi?”
Yakup Efe aniden açılan telefondan yükselen sesle telefonu kulağından hızla çekti. Bu kızın ses ayarını kısmanın bir yolunu acilinden bulmalıydı. Yoksa bu genç yaşında sağır olacaktı!
“Ne kızıyorsun yavrum ben şey demeyi unuttum!”
“Hayır Yakup Efe! İpli don falan alamam!”
Genç adamın duyduklarıyla nefesi aniden kesildi.
İpli don!
İp!
Sadece ipten oluşuna bez parçası!
Yakup Efe’nin içindeki sinsi Samet uyanırken kafasını sallayıp acıyla, “Gülüm?” diye fısıldadı. Bu fısıldama inleme gibi olduğundan dolayı Gülüm yine kocasını konuşturmadan lafını kesti.
“Öyle dantelli şeylerde alamam!”
Yakup Efe elini sekteye uğrayan kalbinin üzerine götürdü. İçinden yine saymaya başlayan adam gözünün önüne gelen ince detaylarla derin bir nefes soludu. Gidişat hiç iyi değildi! Gözlerindeki çakralarda beliren ip, dantel, gecelik gibi zararlı üç bileşim resmen kriz geçirme sebebiydi!
İçinden saydığı rakamı artık unutan Yakup Efe iradesini sonuna kadar zorlayıp, “Aşkım?” dediğinde ise Gülüm telefonun diğer ucundan sıkıntıyla of çekti.
“Off! Israr etme dedim! Annenlerin yanında utanırım yahu!”
“Bebeğim onlar görmüş geçirmiş insanlar. Utanmana gerek yok ki? Hem sen istemesen bile alırlar onlar!”
Adam haklıydı! Zaten şuan tamda o mağazaya giriş yapmışlardı. Kesinlikle içeride elini avucunu doldurmayacak o bez parçaları beğenip seçiyorlardı! Boşta kalan eliyle yüzüne hava veren Gülüm sessiz tuttuğu sesiyle “Germe beni tamam!” diye konuyu geçiştirmeye çalışsa da kocası buna pek müsaade etmedi.
“İkimiz de alabiliriz!”
Gülümün gözleri yuvalarından fırlarken telefonun diğer ucundan kesik kesik nefesler alan kocasının sesiyle içinin kıpır kıpır olması bir olmuştu. Yine de istemem yan cep olayına bürünen genç kız durumu toparlamaya devam etti.
“Uyanan Samet tarafını uyutuyorsun hemen! Bende bu çileye devam edeyim!”
Yakup Efe sesli bir kahkahanın ardından “Tamam yavrum. Ama benim sana demeyi unuttuğum bunlar değildi.” Dedi.
“Yaa! Neymiş peki?”
“Akşama çocuklarla toplanalım dedik.”
“Bekarlığa veda partisi için erken değil mi?”
“Öyle bir şey yok bebeğim. Rutin toplantılarımız.”
“Kızlarda gelecek birazdan. Onlarda düğün için kıyafet bakacaklarmış. İyi bizde toplanırız o vakit!”
“Eve geçin Gülüm!”
“Nedenmiş o? Siz toplanırken iyi biz toplanırken eve geçin mi?”
“Of be kadın! Bir kerede çemkirmeden kocanın lafını dinlesen ölmezsin! Ayrıca en son siz kızlarla toplandığınızda başımıza neler gelmişti hatırlatmamı ister misin?”
“Bilmiyorum unutmuş olabilirim!”
“Ben unutmadım ama meclisi şahaneye sallanan memeleri!”
Gülüm kocasının homurdanmasına sesi bir kahkaha atınca Yakup Efe sinirle homurdanmaya devam etti.
“Gülersin tabi! Eve geçin toplanacaksanız da evde toplanın!”
İki aşık biraz daha sohbet ettikten sonra konuyu tatlıya bağlayarak konuşmayı noktalandırdı. Sonuç olarak kızlar Yarenlerin evinde toplanacak beyler ise kararlaştırılan mekana geçiş yapacaklardı. Alışveriş son hız devam ederken kızların eksik bir iğnesi bile kalmamıştı. Bayanlar bütün alınanları arabalarına yükleyip kızların yanından ayrılırken Gülüm ve Seda rahat bir nefes almak için boş buldukları bir cafeye geçip diğer kızların gelmesini beklemeye başladı. Gülüm soğuk limonatasından bir yudum alıp arkasına yaslandı. Gözlerini kapatıp rahat bir nefes verdiğinde ise aklına kendisine alınan gecelik olmayan ama gecelik sayılan bez parçalarının görüntüsü geldi. Kimsenin duyamayacağı şekilde masaya doğru eğilip gözlerini kocaman açtı.
“Ay Seda ben o bez parçalarını nasıl giyincem söyler misin? Ayol adamın kalbi kaldırmaz!”
Seda hala Melih’in attığı mesaja sırıtan suratla bakıyordu. Hızla cevap yazarken Gülüm’e hiç bakmadan “Kalp doktoru o!” diye söylendi.
“Kendine masaj nasıl yapacak?”
“Sen yaparsın hayatım. Hemşiresin sende! Hem fena mı doktorculuk oynarsınız!”
“Siz ne oynayacaksınız? Mimarcılık mı avukatçılık mı?”
Seda elindeki telefonu masanın üzerine bırakıp Gülüm’e sorgulayıcı bir bakış attı.
“Öyle bir şey var mıydı?”
Gülüm sinsi bakışlarıyla sırıtıp, işveli sesiyle “Eh ilk olurdu!” derken kaşı gözü ayrı oynamaya başladı. Kocasına laf atardı ama kendiside yangın yerini aratmayan dişiliğin hakkını veriyordu. Seda aklına gelen fikirlerle kızarmaya başlayınca Gülüm kızın surat ifadesine kahkaha atmaya başladı. Seda Gülümün kendisiyle dalga geçtiğini anlayınca gözlerini hızla devirip “Zevzek sende!” dedi ve elindeki soğuk içeceği bir dikişte midesine indirdi. Şimdilik içindeki ateşi söndürebilirdi..
İki genç kız sohbetlerine devam ederken Başak ve Can mekana giriş yaptı. Kızların bulunduğu masaya doğru yaklaşan çifti gören kızlar hızla ayağa kalkıp kuzenini kucakladılar.
“Merhaba bayanlar!”
“Hayırdır kuryeliğe mi başladınız Can bey?”
“Sevdiğini bırakmak kuryelikse evet! Hatta bir ömür bu işi yapabilirim!”
“Öğle yemeğini beraber yedik. Beni bırakıp gidecek öyle değil mi Can’ım?”
Bu kızın Can’ım deyişi yok muydu? O tapılası ağzından nasılda dökülüyordu. Can ayran budalası gibi kıza bakarken yanından nasıl ayrılacağını düşünüyordu. Şimdi sevdiği kız iyiydi hoştu ama abisi için aynı şeyi söyleyemezdi. Şimdi bu kızı burada bırakıp Barış hödüğüyle nasıl baş edecekti onu düşündükçe çocuklar gibi ağlayası geliyordu.
“Evet hayatım. Gidiyorum! Dua ette sevgili abiciğin beni yemesin!”
“Zararsızdır hayatım. Zeynep şimdi onun sinirlerini almıştır!”
“İnşallah!”
******* ******* *********
Barış hafta sonuna oldukça sakin ve mutlu başlamıştı. Tabi bu sakinlik Zeynep’in giyindiği kıyafete görene kadar geçerli olmuştu. Kızlarla buluşma olayını öğrenen adam kızları bırakmak için evlerine ışık hızında ışınlanmış ve gördüğü sahneyle kan beynine sıçramıştı. Selamsız sabahsız kapı ağzında aniden kükredi.
“Zeynepppppppppppp!”
Zeynep kükremenin şiddetiyle yüzünü buruşturup adamı kolundan çekip içeriye soktu. Barış sayesinde oturduğu apartman sakinlerine yeterince rezil olmuştu.
“Sayende 23 yaşında sağır bir bayan olarak yoluma devam etmek zorundayım Barış! Bu arada hoş geldin!”
“Gayet hoş bulacaktım lakin bu giyindiğin şeyde ne?”
Barış hala kızın üzerindeki kıyafeti incelemeye devam ediyordu. Aslında abartılacak hiçbir yanı yoktu. Baharlık triko tarzında tek parça bir elbiseydi. Belindeki kalın kemeri ince belini sımsıkı sarıyor ve davetkar bedenini gözler önüne seriyordu. Dizlerinin üzerinde biten elbise uzun bacaklarını daha güzel gösterirken bacaklarını saran çizmeler ise adamın kaynayan kanını daha da fokurdatıyordu!
Zeynep koridorundaki boy aynasından kendini süzerek aynadan Barışın yansımasına bakıp “Şey değil bu tek parça halinde bir kıyafet!” cevabını verip elbiseyi etek kısmından hafifçe çekiştirdi.
“Kıyafet mi? Buna kıyafet diyen adamı bana göster de yumruklarımın tadına baksın!”
“Barış abartma! Hem sen niye bizi almaya geldin ki? Biz yolu bilmiyor muyuz?”
Abartması mı vardı bu işin! İş yerinde giyindiği eteklere elbiselere bile alışamamıştı ki! Ama onu da sabah kendi alıp akşam eve kendi bıraktığı için ve akşama kadar dibinde olduğu için sessiz kalmaya özen gösteriyordu. Şimdi bütün kızlarla dışarıdaki canavarların arasına nasıl salacaktı?! Barış gözlerinden kıvılcımlarla Zeynep’in kıyafetini bin parçaya bölmeye devam ederken odadan Zehra aynı Barış gibi seslenince Zeynep ya sabır çekti! Bu kıza düzgün seslenen biri olmayacak mıydı?
“Ablaaaaaaaaaa!”
Zehra Barış gibi böğürüp odadan çıktığında küpesini kulağına takmaya çalışıyordu. O sıra Barış’ı kapı ağzında elleri belinde burnundan solurken bulunca bütün sevecenliğiyle gülümsedi.
“Aaa enişte hoş geldin!”
“Ne haber baldız? Dur bi dakka!”
Barış Zehra’yı tepeden tırnağa hızla süzdü. Ablası gibi uzun bacaklarını kapatan sözde pantolon namına bir şey vardı! Bir şeydi o! Pantolon diye iddia edenin ağzı yamulurdu!
“Sizin kapalı kıyafetlerinize ne oldu Allah aşkına?”
“Hatırlatmamı ister misin? Bundan aylar önce kardeşin bütün gardroplarımıza mühür koymuştu!”
Barış kardeşinin otuz iki diş sırıtan zafer gülüşünü gözlerinin önünde hissedince sinirle gözlerini kapattı. Hayalinde kardeşinin saçını başını yolan Barış, “Başak! Başak!” diye homurdanmaya başlayınca iki kız bıyık altından gülümsemeye başladı. Zeynep uzun saçlarını tek tarafına toplayıp Barış’ı yatıştırmak amacıyla yakınlaşmıştı ki bu fikrin pek yaramayacağını kısa sürede anlayacaktı!
“Eh bunları da giymek nasip olmamıştı. Yeni yeni havalar düzeldi. Giyiniyoruz işte yazık mı olsun?”
“Olsun! Bırak yazık olsun! Çıkartın şu kıyafetleri! Gidin kapalı bir şeyler giyin.”
Zehra Barış’ı kale almadan omuzlarını silkti. “Eniştecim zaten pantolon giyindim!”
“Kızım aynaya bakmadın herhalde! Aslan saldırısına uğramış gibisin! Her yeri yırtık bunun!”
“Karışmasana kıza Barış!”
“Haklısın ona karışacak biri var zaten!”
Barış hızla telefonu çıkartıp Fırat’ı aradı. Telefonun açılmasını beklerken karşısındaki kızların kıyafetini hala süzmekle meşguldü.
“Yine ne var bacanak?”
Fırat bugündür aramaktan usanmayan kuzenine bezgin şekilde yanıtladığında Barış selamsız sabahsız direk konuya girdi.
“Yırtık pantolon, daracık bir gömlek var ha onunda göbek şeysinden bağlı ama!”
“Ne saçmalıyorsun abi zaten trafikteyim!”
“Senin ki diyorum! Göbek açık yırtık pantolonla dışarıya çıkıyor!”
Fırat meseleyi anlayınca gözlerini devirdi. Bu adamdaki bu kıskançlık erken yaşta ölmesine sebep olacaktı. Tamam kendiside kıskanıyordu ama kıskançlık yüzünden sevdiği kızdan ayrı kalmanın tadına bakan Fırat az da olsa bu huyunu azaltıp fevri davranışlardan kaçınıyordu. Çok karışıp Zehra’yı bunaltmak istemiyordu ve Barış dediği kıyafeti giyindiyse gerçekten çok güzel bir görüntü sergiliyordu. İstemsizce kasılan Fırat, “Bu sahneyle beni ne hallere soktuğunu biliyor musun?” diye sordu.
“Ulan senin kalıbına tüküreyim! Gel sen gel! Ben seni ne hallere sokacağım aklın duracak!”
Barış aradığı desteği bulamayınca Fırat’ın suratına kapattığı telefonu pantolonun cebine sokuşturdu. Ellerini iki yanından açıp kızlara sinirle baktı.
“Bir hafta sonum vardı! Çiçekler açmış, kuşlar cıvıldamış ne kadar sakindim! Beni yine çileden çıkardınız!”
“Bize suç bulma canım sen hep çileden çıkmaya yer arıyorsun!”
Barış Zeynep’in dediklerine oralı olmadan hala ayakta bekleyen baldızına döndü. İşaret parmağını sallayan Barış sert sesiyle çattığı kaşlarıyla kızı titretmeye başladı.
“Zehra! Odana giriyorsun mümkünse yırtık olmayan pantolonun varsa hemen onu giyiniyorsun o gömleğinde öyle bağlanmayan cinsinden bir modelini bulup giyiyorsun beş dakikan var!”
Zehra hiç vakit kaybetmeden başını onaylarcasına sallayıp odasına doğru yol alıp gözden kayboldu. Zeynep girdiği şoktan ağzını açıp tek kelime edemiyordu. Gözlerini ardı ardına kırpıştırıp Barış’a baktı.
“Ve sen Zeynep hanım! Ben mi seni soyup o elbiseyi çıkartayım, yoksa sen mi gidip o elbiseyi çıkartırsın?”
Barış kızın üzerine adım adım yaklaşmaya başlayınca, Zeynep duvarla Barışın heybetli bedeni arasında sıkışıp kaldı. Barış kızın açıkta kalan boynuna doğru suratını yaklaştırdı. Kalp atışlarını resmen duyabiliyordu. “Zalımın kızı madem korkuyorsun ne diye inadıma gidiyorsun?” diye içinden sessizce düşünen genç adam kendisini tutmakta oldukça zorlanıyordu. Zeynep sıkıştığı yerden zorla çıkıp derin bir nefes aldı.
“Zaten rahat edememiştim. Pantolon bence beni rahat ettirecek!”
Zeynep adamın suratına bakmadan ardında kalan odasına fişek gibi girip kapıyı kapattı. Barış elden ettiği mutlulukla gülümseyip ardından seslendi.
“Yırtık olmasın!”
İşi layıkıyla yerine getiren genç adam mutfağa zafer kahvesini yapmak için geçerken neşe içinde şakramaya başladı..
“Ohh! Sakinim.. Çok sakinim.. Pek sakinim.. Hep sakinim.. Her daim sakinim..Kurban olun bana!”
****** ********** ******* *******
“Gitmem lazım artık! Kızlar bekliyor!”
İmran kenetli kolların arasından yavaşça doğrulduğunda Cihan beş yaşındaki çocuklar gibi kaşlarını çatıp homurdandı.
“Benden önemli mi?”
Genç kız gamzelerini gün yüzüne çıkartan gülümsemesini sergilediğinde Cihan kurşun yarasından ölmemişti ama bu gülüşle şuan ölebilirdi. Ellerini kaldırıp adamın yanaklarını kenetleyen İmran yaklaşıp adamın burnunun ucunu öptü. Koca bebeği bu aralar çok nazlıydı ve bu duruma alışkın olmadığı için ruh halini anlamakta oldukça zorlanıyordu.
“Bu kurşun yarası seni fazla mı duygusal yaptı Cihan bey?”
İmran’ın iması üzerine yine omuz silkip kaşlarını çatmaya devam eden Cihan, “Ben hep duygusaldım!” diyerek İmran’a kahkaha attırmayı başardı.
“Hı hı öyleydi!”
Kızın hala gülmesini aşkla seyreden Cihan ensesinden tutup dudaklarını dudaklarına kenetledi. Bu kız onun ilacıydı.. Şifasıydı.. Varsa yoksa o olmalıydı.. Biran bile ayrı kalmak ruhuna yapılan en büyük eziyet gibi geliyordu..
İmran geri çekildiğinde kendisine bahşedilen muhteşem öpücükle başı dönmeye başlamıştı. Biraz daha durursa sonları pek iyi gözükmüyordu. Uzandığı yerden doğrulup ayağa kalktı. Üzerini hızla toparlarken utancından Cihan’a bakmadan “Nihan çoktan geçti çok ayıp oldu!” diye söylendi.
Cihan ise hala bir öpücükten utanan sarı hatunun aldığı kırmızı tonuna büyük bir iştahla, doymak bilmeyen açlıkla bakıyordu. Nasılda güzeldi.. Ama dayanmak artık onun içinde zordu. Bir öpücükle bile başka diyarlara gidiş yapan Cihan kendi sonunu da iyi görmüyordu. Ateş barut misali patlamaya yer arayan bir taraflarını hissetmezlikten gelip ayağa kalktı.
“Niye ayıp olsun kardeşime hesap mı vermem gerekiyordu? Ayrıca o kocası olacak mendeburun yanına uğramıştır! İki gündür göremedi ya verem olmuştur şimdi hasretinden!”
Cihan şu sahnede aklına gelen Demir’in sırıtan suratıyla gözlerini devirdi. İmran kısık gözleriyle adama bir adım yaklaşıp “Sen olmaz mıydın?” diye sordu.
“Olmazdım. Öyle veremle kanserle uğraşamazdım direk ölürdüm!”
İmran başta olmazdım diyince üzülse de saniyesinde devam ettiği cümleyle yerle bir olmuştu. Ölmek.. Ne kötü bir cümleydi. Daha bir ay öncesinde kaybettiğini sandığı zamanlarda ne acılar çekmişti. Yeni yeni bünyesinden attığı o hisler tekrar bedenini esir alırken hızla karşısındaki adamın boynuna kollarını dolayıp sarıldı. “Deme öyle..” diye mırıldanınca Cihan vücudunu saran sıcaklıkla gözlerini huzurla kapattı.
“Ben sözlerimi tutan bir adamım! Seni bırakıp gitmeye hiç niyetim yok!”
İmran geri çekilip elini Cihanın kalbinin üzerine koydu. “Sakın bırakma..” diye fısıldayınca Cihan bu sefer bu kızı gönderemeyeceğini anlamıştı. Sanki aylarca öpmemiş sarılmamış gibi hasretlik çekmeye başlamıştı. Tekrar can bulmak için kızın davetkar dudaklarına yaklaşırken aniden çalan telefon küfür savurmasına yetmişti. Cebinden hızla çıkartıp arayana bakmadan cevapladı ve kulağına götürdü.
“Önemli olsa iyi olur!”
“Bende seni özledim bebeğim. Bu akşam senin o gül yüzünü görmek için sabırsızlanıyorum. Gerçekten bak! Yalanım varsa bir daha şaapmak nasip olmasın! Evet yavrum hepimiz toplanıyoruz. Aynı mekanda! Saat 8’de orda ol bende öptüm çüsss!”
Demir, adamın konuşmasına fırsat vermeden diyeceklerini bir hızla söyleyip, yine aynı hızla telefonu adamın suratına kapatmıştı. Cihan kurşun sayılarını artık hatırlamadığından tekrar başa dönmüştü. Bir iki diye giderken İmran’ın kıkırdamasıyla gözlerini açtı.
“Bu herifi gebertsem yine sizin aileye girebilir miyim?”
*********** *********** *******
“Ya çıldırdın mı sen? Abimle nasıl öyle konuşursun?”
Nihan arabanın içinde Demir'e çemkirmesiyle adamını daha da eğlendiriyordu haberi yoktu. Demir kahkaha atıp neşeyle karısının yanağından makas alıp parmaklarını dudaklarına götürerek öptü. Şu harekeki sırf Nihan'a inat yapıyordu. Genç kız suratını ekşitince o kadar tatlı oluyordu ki Demir gece gündüz sırf o suratın şeklini görebilmek için makas alıp öpebilirdi..
“Çıldırdım karıcım! Sensizlikten çıldırdım! Abinde çıldırsın!”
Demir arabasını rahatça kullanıyor radyodan çalan şarkıya keyifle eşlik ediyordu. Nihan kocasının bu rahat davranışlarına inanamıyordu. Koltuğunda yan dönüp oturuş şeklini ayarladı.
“Bu gidişle vuslata kör topal eksik parçalarınla ereceksin! Ha o eksilen parçaların tabi vuslata ermene engel olabilir! O yüzden Cihan Soydan'ı kızdırmasan iyi edersin!”
“Tövbe de Nihan! O bize çok lazım! Ayrıca yavrum sende kimden yanasın?”
Nihan keyifle sırıtırken ellerini iki yana kaldırıp “Tarafsızım!” cevabını verip uzaktan bir öpücük yolladı.
“Bu meseleyi sorgu odamızda konuşmak üzere rafa kaldırıyorum!”
Nihan yanlış duyduğunu sanarak “Sorgu odamız mı?” diye tekrar sorduğunda Demir başını evet anlamında salladı.
“Evet bebeğim. Evimize özel sorgu odası yaptırmayı planlıyorum! Sonuçta fantezi dünyamızın rengarenk kalması adına elimden ne gelirse yapacağım!”
Nihan neredeyse ön camdan fırlayacaktı. Koltuktan fırlayıp “Demir sen sen ciddi misin?” diye sorduğunda Demirin kahkahası arabayı inletti.
“Yavrum hırsız polis oyunu bu! Sen kaçacaksın ben kovalayacağım! Sonra ben seni yakalayacağım sorgu odamızda müthiş bir şekilde sorgulayacağım sonra şaapmak için şaaptığımız yerde şaapmaaalara.."
Nihan adamın daha fazla konuşmasına izin vermeden elini kaldırıp susturdu. Bu adamın şaapmalarından birgün ölecekti! Parmağını adamın gözüne sokarcasına uzattı.
“Demirhan Durmaz! Seni Türk Medeni Kanunun bana vermiş olduğu yetkiyle boşamak istiyorum!”
“Nihan Durmaz bende seni Türk Medeni Kanunun bana vermiş olduğu yetkiyle şaaapmak istiyorum ama her isteklerimiz maalesef kabul olmuyor!”
Nihan sinirden kıpkırmızı olmuştu. Kedi gibi pençelerini çıkartıp birazdan Demir'i paramparça edecekti. Bu kadar edepsizde olunmazdı ki canım! Madem o onu sinir ediyordu kendiside biraz suyu bulandırabilirdi.
“Bu hırsız polis oyununu sadece sen mi biliyorsun yani?”
“O da ne demek?”
“Hımm.. Hani polis arkadaşların olabilir. Polis enişten olabilir.. Belki bu sorgu odası birilerinin daha aklına gelmiş olabilir..”
Demir aklına gelenlerle direksiyon hakimiyetini kaybederken golü sağlam yemişti. Karısının kahkaha sesi kulaklarında çınlamaya başlamıştı ama gözlerinin önünde ise Girayın sorgu odasındaki hain planları belirmişti.
Yapamazdı!
Yapar mıydı?
Yapmamalıydı!
********* *********** ***************
"Yaparım Nergis!"
Nergis yanında sinirle yürüyen adamına dalga geçer gibi baktı. Yürümeyi bırakınca genç adamda merakla durdu. Ne oldu dercesine kıza bakınca Nergis az önce duyduklarını iyice sindirmekle meşguldü.
"Giray beni yurt dışına kaçırmaktan bahsediyorsun. İyice kafayı yedin!"
Giray'ın yapamayacağı şey yoktu ki!? Çok mu tuhaftı. Ya da gerçekleşmesi ihtimal dışı bir olay mıydı? Giray umursamadan Nergis'e doğru bir adım attı.
"Kaçırırım!"
"Kaçarım!"
“Kovaladıkçaaaaaa kaçannnn ateş böceği misinnnnn?”
Giray sokak ortasında kızı omzuna attığı gibi arabasını park ettiği yere doğru hızla yürümeye başladı. Nergis tepe taklak şekilde etrafa rezil olurken Girayın bel kısmını sıkıp bırakması için bağrıyordu.
“Ya dursana be adam!”
"Yavrum tehlikeli yerlerimi mıncıklıyorsun. Sence bırakır mıyım?"
Nergis artık alışmıştı böyle etrafa reklam olmaya. Pek umursamıyordu. Onları gülerek seyredenlere Giray eliyle selam verip gülüyordu. Zavallı kızda artık normal karşılıyordu. Arabanın yanına sağ salim varan çift koltuklara yerleşti. Giray arabayı çalıştırıp öylece bıraktı. Nergise doğru dönüp aşkla gülümsedi. Öyle bir gülümsemeydi ki adamın gözleri adeta araba farı gibi ışıl ışıl parlıyordu.
“Nergissss bebeğimmmm diyorum ki haftaya gelelim seni istemeye! Kaçırmadan önce şansımızı deneyelim!”
Nergis emniyet kemerini takıp Giray'a döndü. “Bana neden söylüyorsun aşkım. Babamı arayıp müsaade iste.”
“İş babana kalırsa kuruyup gideriz Nergis! Adam öbür tarafta bile bizi bir araya getirmemeye yemin etmiş gibi!”
“Abartma!”
“Abartma mı? Babacığına kalsa 20 yıl sonra gel iste dedi! 20 yıl Nergis düşünebiliyor musun? 20 yıl! Şimdi bebişlerimiz olsa o zamana evlenme yaşları gelir! Höh yani!”
Nergis gülmemek için kendisini zor tutarken yalandan çattığı kaşlarıyla “Evlenmeden çocuk mu istiyorsun sen kart zampara!” diye sordu.
“Fena fikir sayılmaz aslında! Temelleri atmaya başlayalım katları sonra çıkarız!”
Kedi gibi yalanmaya başlayan genç adamın sergilediği tavırlara karşılık “Giray!!” diye sert çıkışan Nergis, sol yumruğunu hızla adamın omzuna indirdi.
“Off acıttın ama! Şiddet yok Nergis! Allah taş eder kocaya vurulur mu hiç? Hık diyip kalırsın vallahi sonra suni tenefüs yapmama sebep olursun. Demedi deme!”
Nergis hızla vurduğu yere bir öpücük bırakıp tövbelerini sıraladı. “Valla önce abimlere söyle sonra babama söyle ne zaman derlerse o zaman gelirsiniz! Hoş bizimkilerde şimdi bu düğünleri atlatalım diyecektir eminim.”
Giray aklına gelen fikirle gözlerini sonuna kadar açtı. Oturduğu yerde iyice yan dönüp kıza tek kaşını kaldırdı.
“Nergis hazır nikah memuru gelecek ya ben işlemleri yapayım orada bizde iki imza atıveririz! Ne dersin?”
Nergis pes dercesine ellerini kaldırdı. Bu adamın aklı nasıl çalışıyordu anlamıyordu. Giray hiç dalga geçer gibi değildi ama kendisi bu duruma güler geçerdi!
“Bizimkilere ne açıklama yapacaksın acaba?”
“Sürprizzzzz derim!”
Girayın ellerini iki yana açıp bağırmasına şaşkınlıkla baktı. Ne dermiş ne? Nergis duyduğu kelimeyi idrak edemeyince tekrar “Sürpriz?” diye sordu.
“Evet aşkım sürpriz derim! Ben yaptım! Size sürpriz yaptım! Nasıl beğendiniz mi? Çok şaşırdınız dimi derim!”
Nergis artık kendisini tutmayı bırakmıştı. Hem gülüyor hem durumun olduğunu varsayıp o anı hayal ediyordu. Babası elinde tüfekle Giray'ı kovalıyor genç adam kaçıyordu. En sonunda abilerine yakalanan Girayı ikizler iki taraftan tutuyor babası nişan alıp ateşliyordu!
Daldığı kabustan çıkan Nergis merakla “Ondan sonra?” diye sordu.
“Biz gerdeğe onlar nereye gitmek isterse gidebilir yavrum!”
“Yanlışın var aşkım sen mezara, bizimkiler kodese girer bu durumda!”
Giray kendisiyle dalga geçen sevdiceğini bi öpesi vardı ki alayı gelse elinden kimse alamazdı lakin hep böyle olumsuz düşüncelerle adamın hayallerine bile çomak sokmayı başarıyordu. İsyan bayrağını iyice tepelere çeken Giray derin bir of çekti.
“Offf yani hep bir negatiflik Nergis! Az olumlu düşünsene yavrum!”
“Tamam düşünüyorum!”
Nergis düşünür pozu verip gözlerini iyice kıstı. Uzaklara bir süre bakan genç kız, Girayın “Sonuç?” demesiyle normale döndü.
“Evet düşündüm. Böyle bir durumda babam kalp krizi geçirir ama ölmez bak olumlu düşünüyorum felç kalabilir. Abimler o sinirle seni dövebilirler yine olumlu düşünüyorum, seni öldürmezler ama senide felç bırakabilirler sonra babamla karşılıklı yataklarda -ki bak yine olumlu düşünüyorum, gece gündüz birbirinizi seyredip vakit geçirirsiniz! Nasıl gayet olumlu düşündüm mü?”
Giray'ın nefesi başka yerlerinden bünyesini zorlarken acıyla yutkundu. Olumlu düşünmek buysa olumsuzu nedenli olumsuz olurdu o konuyu henüz anlayamamıştı. Anlamayada pek niyeti yoktu. En iyisi konuyu fazla uzatmamaktı. Nergis adamın şekilden şekle giren suratını keyifle izlemeye koyuldu. Şuan kesinlikle karşılıklı yataklarda babasıyla kendisini hayal ediyordu! O sıra "Tövbe Allah!" diye yerinden sıçrayan Giray kendisine korkuyla baktı.
“Nergis sen düşünme yavrum! Şuan bütün tüylerim Allahuekber dağına ulaştı. Biz en iyisi babanın vereceği günü bekleyelim!”
************** *******************
Adamlar girdikleri mekanda her zamanki yerlerine geçmişlerdi. Uzun zamandır böyle tek başlarına vakit geçiremedikleri için bu olayı özlemişlerdi. Cihan her ne kadar toparlansa da zaman zaman ameliyat yerinde hafif bir sızlama hissediyordu. Yine suratını büzüştürünce karşısında oturan Yakup Efe elindeki bardağı masaya bıraktı.
"Iyi misin?"
"Arada bir ağrı giriyor ama iyiyim sorun değil!"
"İlaçlarına devam etseydin bu ağrılar olmazdı biliyorsun!"
"Sevmediğimi biliyorsun! Mıymıntı, uyurgezer bir herif olup çıkmıştım nasıl ilaçsa artık!"
Bu durumu fırsat bilen Giray'ın, gözleri şeytanca parladı.
"Birader kesin kayınçom değiştirmiştir ilaçlarını! Seni uyutup.. Neyse anladın bence!"
Cihan sinirle Demir'in yakasından çekip burnunun dibine kadar soktu.
"Lan! Ne diyor bu? Yaptın mı yoksa?"
"Daha neler kayınço!"
Demir, yakasına yapışan ellerden kurtulup geri yaslandığında karşısında sırıtıp kaş gözen yapan Giray'a kafasında kurduğu kanlı komplolarla baktı. Bu adama yakın zamanda bir şeyler yapması gerekiyordu. Sinirini başka türlü çıkartamazdı.
"Ulan bi kayınçomuz bile yok!"
Bu sahneye dayanamayan Barış durumdan hayıflanırken, cevap Giraydan gecikmeden geldi.
"Bizim varda ne bokuma yarıyor sanki? Bir degil iki tane hemde! Biride çıkıp demiyor ki gel kardeşimizi iste! Git evlen!"
Gençler, artık Giray'ın Nergis Nergis diye istemesinden bir gün öleceğini düşünüyordu. Amcaları Nergis'i nasıl verecekti hiçbiri bilmiyordu. Hepsi o günü sabırsızlıkla bekliyordu. Giray çektiği kadar çekecekti. Hepsinin isteme töreninde ortalığı karıştırmıştı sonuçta! Bu kadar kolay kız veremezlerdi.
Barış derin bir of çekince bütün dikkatleri üzerine topladı. Melih dostunu, kardeşini, en yakınını böyle derinden of çekmesine ilk kez tanık olmuş gibiydi. Merakla "Ne oldu?" diye sordu.
"Zeynep benimle evlenmek istemiyor sanırım!"
Masada aniden ses kesildi. Barış kendisine bakan bir sürü çift göze sırayla baktı. Biri bir şey desin diye bekledi. İlk cevap yine yanındaki cankardeşi Melihten geldi.
"Daha neler!"
Melih'in peşinden Cihan, "İster ya niye istemesin?" diyerek Barış'a destekte bulundu.
"Nazlanıyordur!"
Emir fikrini söylerken ikizi Demirde bu fikre katılmıştı.. Barış içini azda olsa ferahlatmıştı ama bunu söylemek için erkendi. Neden mi?
"Senden öfkesizini bulduysa demek ki!"
Giray ettiği lafla Barış'ın nefesini keserken, masaya sesli şekilde yumruğunu indirdi.
"Bulduysa demek ki de ne demek? Ulan öyle bir şey mi var yoksa?! Lann gebertirim yok olmaz öyle şey! İzin vermem!"
Barış ortalığı yakma yıkma eylemine başlarken Melih adamı zorla tuttu.
"Bi sakin ol! Adam dalga geçiyor!"
"Giray vallahi amcama bırakmam ben boğarım seni!"
"Oysa sana akıl verecektim!"
"Ne aklı?"
"Zeynep'e edeceğin teklif için akıl!"
Emir heyecanla yerinden fırladı. "Aman! Sakın birader sakın dinleme! Sonra Duyunu hümayundan girer, Kutadgu Bilig'ten çıkarsın!"
Kalabalıktan kahkaha sesleri mekana yayılırken Emir daha geçen gün nasıl rezil olduğunu unutmuş değildi. Olayı ögrenen grup üç gün dalga geçmişti kendisiyle. İş yerinde bile Onur amcası müsaitsen bi ara baca tüttürelim demişti.
"Gülmeyin abicim. Hepsi aha bu malak herifin yüzünden oldu!"
"Hah! Ben mi dedim sana bütün umumi yerlerde baca tüttürelim de diye? Ben sana anahtar kelimeleri verdim. Ordan yürüyüp gidicektin!"
"Yürüdüm birader yürüdüm de elin Amerikalısı acizane-i tacizi baca tüttürmeyi pek iyi karşılamadı!"
"Zevceyi bildi ama naberrrrr?"
"Bildiği tek zevcede değildi mükemmel Türk lokum! Sizin süper lokumlar! diye konuşup durdu. Artık hangi lokum süperdi bilemedim!"
Emir'in lafı üzerine keyifli gülüşmelere devam ediyorlardı. Barış, "Ne'li lokum seviyormuş sorsaydın ya yollardık!" dedi.
"Şimdi her kesin damak zevki farklıdır birader. Mesala benim.."
"Giray sus!"
Beyler Giray'ı hep bir ağızdan susturunca genç adam gözlerini devirdi. Ne kadar üzerine geliyorlardı böyle! Halbuki mumla aranacak adamdı!
"Aman iyi be!"
Erkek tarafında sohbet son hız devam ederken hepsi aslında kızları düşünüyordu. Her birinin kulakları ayrı ayrı çınlıyordu. Şimdi eve baskın düzenleseler aslında fena olmazdı. Cihan sıkıntıyla etrafına bakındı. Elindeki telefonu çevirip duruyordu. 3 dakikadır cevap bekliyordu ama hatunu cevap yazmıyordu!
Barış hala Zeynep için teklif fikirlerini değerlendiriyor beğendiklerini akıl defterine karalıyor beğenmediklerini hızla eliyordu.
"Bence çatıya çık teklif ederken geri geri git arkana bile bakma!"
Demir içeceğini keyifle mideye indirirken Barış'ın sinirden kızaran suratına sırıtarak baktı.
"Sen kendine bak odun! Teklif bile etmedin. Nihanın yerinde olsam düğün gecesi odaya almam seni!"
"Ayıp oluyor birader!"
Cihan, Barış'a öfkeli gözleriyle bakınca Barış, kırdığı potun farkına vardı. Yerinde kıpırdanıp, "Pardon Cihan'ım! Abi olmak çok zor haklısın!" dediğinde gözleri çaprazında Fıratla sohbet eden Can ile karşılaştı.
Can kendisine hala laf çarptıran Barış'ı pek takmadı. "Ya sabır!" çekerek sohbetine devam etti. Arada Girayla muhabbet ediyor dahi fikirlerinden yararlanıyordu. Giray bir fikri daha Can ve Fırat'a aşılarken Demir koluyla dürtüklemeye başladı.
"Lan telefonun çalıyor!"
Giray masanın üzerindeki telefona baktığında tanımadığı numarayla karşılaştı.
"Bu kim şimdi?"
"İnşallah kardeşimi boynuzluyorsundur da seni gebertmeme sebep doğar!"
Emir merakla Giray'ın tepkisini beklerken Giray genç adama el hareketi çekip telefonu cevapladı..
"Efendim!"
"Doktor? Beni özledin mi?"
Yanlış numara olduğunu düşünen Giray rahatlıkla "Kimsin?" diye sorunca masadaki herkes kulak kesildi. Demirhan hızla hoparlöre al diye işaret edince denileni yaptı telefonu masaya bıraktı.
"Kimsin dedim birader?!"
Karşı taraftan gelen ses ve kurduğu cümle ise ortalığı cehennem yerine çevirmeye yetmişti..
"Sana dediğim gibi doktor! Karıma karşılık karın!"
Yakup Efe sesi tanımıştı! Bu o adamdı! Olay arap saçına dönmüştü. Adam neden Giray'ı doktor sanmıştı.. Ortada bir yanlış anlaşılma vardı net! Her şeyi eve vardıklarında anlayacaklardı...
-Bölüm Sonu-
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro