Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

~Evet!~

Merhaba can okurlar (:
Yine uzun bir bölümle karşınızdayım. Umarım keyifle okuyacağınıź bir bölüm olmuştur..

Önce oy sonra okuma unutmayalım 😊❤
Aileme katılan yeni okurlarım hoş geldiniz sefalar getirdiniz..Hepinize teşekkür ediyorum.

Benim gidiş kurgum belli ama sizin istekleriniz varsa söylemekten çekinmeyin şu söyle olsa nasıl olur diye öneri fikir her şeye açığım mesaj atmanız yeterli.. Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum ❤

Bu arada Berdan abimizin bir resmini paylaşıyorum. Yani Nick'e benzeyen biri hayalinizde de kalabilir. Ama ben benzettiğim icin degil hosuma gittiği icin onu sectim. Begenirsiniz umarim 😎

Keyifli okumalar..❤

Aradan ne kadar zaman geçtiği bilinmez ama Berdan yerinde duramıyordu. Koskoca ofisine sığamıyordu. Karısı Füsun, kocasını sakinleştirmek için şakaklarına masaj yapıyor neşeli halleriyle adamı oyalamaya çalışsa da işe yaramadığı aşikardı. Adam beklentiyle kapıya bakıyor, adamının biran önce gelmesini bekliyordu. O sıra bir kere tıklatılıp açılan kapıdan beklediği adamın girmesiyle Berdan heyecanla ayağa kalkarak “Anlat!” dedi.

“Abi, önce kameralardan arabasının plakasını sorgulattık!”

“Siktirme plakasını! Adı ne? Kimmiş? Ailesi var mı?” Berdan, Rızanın gırtlağına çökmemek için zor duruyordu. Rıza hemen öğrendiği bilgileri anlatmaya başladı.

“Melih Aksoy abi! Aksoy Holding yönetim kurulu üyelerinden biri. Holdingin sahibi Onur Aksoy’un oğlu!”

“Oğlu mu?” Adam bunu duymayı beklemiyordu. Sakalını sıvazlarken “Demek ailesi var!” diye mırıldandı.

“Asıl bombayı duymadın abi!” Rızaya hızla dönen Berdan, ne dercesine baktı.

“Bizim avukat hanımla birlikteymiş. Yani Sinan abinin müstakbel damadı oluyor!”

“Noluyo lan?” Berdan kördüğüm iplerle boğuluyormuş gibi hissediyordu. Olay olayı doğuruyordu ve bu işin sonucunu oldukça merak ediyordu.

“Abi bu aile bildiğin yalan rüzgarı gibi!”

“Ne rüzgarı?”

“Yalan rüzgarı abi! Hiç izlemedin mi? Hani eski pembe dizisi..”

Berdan tövbe edercesine başını havaya kaldırıp salladı. “Rıza git bi temiz hava al oksijensizlikten iyice mala bağladın!”

“Öyle deme abi! Valla aile tam bir zincir halkası! Mesela holding  temelde 4 ortaktan oluşuyor. Ahmet ve Onur Aksoy asıl sahipler. Sonra geçen Cihanla gelen sarı kızın babası var Yusuf Haznedaroğlu birde Samet Durmaz adında biri var. En son Sinan abi katılmış. Tabi hepsinde var bir sürü evlat! Onlarında hisselerde alınan kararlarda yetkileri var! Kimisi şirkette çalışıyor kimisinin farklı meslekleri var! Melih şirketin gözde mimarıymış! Bütün bilgiler bundan ibaret!”

“Beynimi siktin Rıza!”

“Dedim sana abi! Bildiğin 6 sezonluk pembe dizi!”

“Teksas katliamının Berdan usulünü çektireceksin bana şimdi!”

“Aşk olsun abi! Bilgi istedin 1 saatte anca bu kadarını toparladık. Ayrıca o kadar kenetli ve kapalılar ki dışarı bilgi sızması mucize!”

Berdan adamına kafasınsa yanan ampulle baktı. “Dışarıdan bilgi alamıyorsan içeriden alırız Rıza!”

“Affet abide o nasıl olacak?”

“Cihanı ara! Çabuk gelsin!”

*************** *****************
Yakup efe hala karıcığına tam manasıyla kavuşamamanın sancısını çekiyordu. Yıllarca bünyesinde bulundurduğu sabır, son zamanlarda kendisini tam anlamıyla terk etmişti. Artık sabır kelimesinin anlamını dahi bilmiyordu.

Gülüm ise adamın aksine oldukça rahattı. Durduk yere ortamın gerilmesine, yersiz telaşa mahal yoktu. Sonuçta her şeyin bir zamanı vardı. Ama arsız kocası, her fırsatta kıstırdığı, her kuytu köşede dert yanmasından iyice korkar hale gelmişti. Zaten bu adam böyle devam ederse düğün falan beklemeden kendisini parçalayacaktı. Adamın elinde kalmaktan ciddi anlamda korkar olmuştu. Arap atı gibi sonradan açılan müstakbel kocası yıllarca içinde bir Nuri Alço yetiştirmişti ve son zamanlarda Gülüm bunu anca anlamıştı!

Seda arkadaşının oflayıp puflamasına merakla baktı.
“Neyin var senin?”

“Ay Seda! Ben şimdi evliyim ama hala açılmamış bir gül goncasıyım ya!”

“Eee?”

“Eesi şimdi o gonca halimden kurtulmama az bi zaman kaldı ya! İşte onun stresi var bünyemde. Onu dışarı atamıyorum! Gerdek enfeksiyonu geçiriyorum Seda!”

“Saçmalıyorsun!” Seda arkadaşının dediklerine gülmek istesede tutmuştu kendisini. Kırmak istemezdi sonuçta.

“Yakup Efeyi evlendikten sonra görseydin böyle demezdin!”

“Sayende her gün görüyoruz Gülüm! Hayır aynı hastanede görüştüğünüz yetmiyormuş gibi  geceleride bahçeye tünüyor. Valla babamın kör kurşunlarına denk gelecek diye korkuyorum!”

“Bak şimdi umuma açık alanda ayrı bir adam, baş başa kalınca kuytu köşelerde apayrı bir adam! Ya da şöyle anlatayım adamın %50 si Yusuf amcam, %50 si tam anlamıyla Samet amcam!"

"O zaman durum vahim!"

Iki geç kız belli bir süre gıybetin dibine vurduktan sonra Gülüm izin gününü arkadaşını oyalayarak geçirmişti. Saatine bakıp toparlandığı an Seda "Gidiyor musun?" diye sordu.

"Evet canım, biraz alışveriş yapmam gerekiyor. Gözü kör olmayasıca kocam muhteşem gecelerimiz için muhteşem detaylı yarım metre olmayan o geceliklerden sipariş etti!"

Seda kıkırtıyla Gülümün istemem yan cebime koy hallerine hayranlıkla baktı. Kendisi bu durumlarda korkacağını sanmıyordu. Tamam biraz çekinebilirdi ama aşık olduğu adamla yaşayacakları o özel anları hayal ettikçe yersiz heyecan yapıyordu. Arkadaşını yolcu ettikten sonra kalan işlerini yapmak üzere dosyasını açtığı anda ofis telefonu çaldı. Hiç beklemeden cevap verdiğinde karşı tarafdan gelen sesle yerinden kalktı.

"Seda abla, Nazlı çok hastalandı. Doktor gelecekmiş ama çok ağlıyor seni istiyormuş yanında. Melih abiyide aradık ama toplantısı varmış. Lütfen sen gel!"

"Tamam güzelim. Hemen geliyorum söyleyin ağlamasın ama tamam mı?"

Seda, işlerini bırakıp yurdun yoluna düşerken bir yandan da ufak kıza bir şey olmaması için dua ediyordu. Nazlı daha bu yurda yeni gelmişti. Zaten çok zor alışmıştı ve hala içine kapanık bir çocuktu. Seda kızın alışması için elinden geleni yapıyordu. Yurdun önüne geldiğinde hızla arabadan fırlayıp binanın içine girdi. Odaya çıktığında kızın başında bekleyen görevliye başıyla selamlayıp kızın yatağına oturdu.

"Nazlı? Tatlım iyi misin?"

"Hı hı.Şey iyiyim ablacım!"

"Hani doktor gelmedi mi hala? Bakim ateşin var mı?"

Ufak kızın alnına yanaklarına bakıp ateşi hissedemeyince rahatlayan Seda, tuttuğu nefesini bıraktı. Kızın saçlarına öpücük bırakıp geri çekildi.
"Canın bir şey çekiyor mu?"

"Aslında bahçeye çıkmak istiyorum. Beni çıkartır mısın?"

"Seni nazlı bebek. Hadi çıkalım bakalım ama çok durmak yok!"

Kızın elinden tutup koridorda yürürken elini aniden bırakıp koşmaya başlayan kızın ardından şaşkınca baktı.

"Nazlı koşmasana! Nazlı?" Gözden kaybolan kıza hayretler içinde bakıyordu. Bu nasıl hastaydı böyle? Ufak kızın peşinden koşarak arka bahçeye çıktığında karşısındaki kalabalığa korkuyla baktı. Sanki bir olay olmuş herkes oraya toplanmış gibiydi. Adımlarını hızlandırıp kalabalığa doğru ilerledi.

"Çocuklar?" diye seslendiği anda Nazlı elindekilerle koşarak tekrar yanına geldi. Seda kızın elindekilerine anlamsız şekilde bakarken ufak kız "Eğilir misin Seda abla!" dedi.

Seda titreyen bacaklarıyla eğildiğinde Nazlı, prenses tacı şeklindeki duvağı başına taktı. Ayşegül koşarak yanına gelip elindeki kır çiçeklerinden oluşan buketi eline tutuşturdu. Seda tek kelime edemiyordu. Kalbi sanki kulaklarında atıyordu. Kulağına dolan ıslık sesiyle eğildiği yerden kalkıp sesin geldiği yere baktı. Bir sürü çocuk çember oluşturup Melihi ortalarına almışlardı...

Seda puslu gözleriyle adama baktı. Ellerini kaldırıp suratını gizledi. Kahkahalar atmak istiyordu. Beyaz pantolunu ve beyaz gömleğiyle, başına taktığı prens tacıyla adeta tam bir beyaz atlı prens gibiydi. 

Hele gömleğinin üzerine kırmızı papyonu ve yine kırmızı renkte pantolon askılarıyla o kadar şirin gözüküyordu ki ömrü boyunca sevdiği adamı böyle izleyebilirdi. Melihin etrafındaki minik delikanlılara dikkat ettiğinde onlarında aynı kıyafetleri giydiğini gördü. Bir kahkaha daha döküldü dudaklarından.. O kadar dalgındı ki peşinde koşturduğu kızların bile tek tip giyindiklerini fark edememişti. Onlarda beyaz elbise kırmızı kurdeleli kemerleriyle gelin gibi olmuşlardı.

Melih, aşkla baktı prenses tacıyla arkasına doğru dökülen duvaklı gelinine..

Civcivleri, kızın arkasında dizi şeklinde sıralanırken Sedanın gözünden akan yaşları teker teker öpmek istedi. Hem kahkahalar atıp hem ağlayan yarini doyasıya kucaklamak istedi.. Kendi arkasına dizilen ufak prenslerini bırakıp kıza doğru ilerledi..

Seda kendisine doğru gelmeye başlayan adama biran önce kavuşmak için adımını attı. Aralarında uzun bir mesafe olmamasına rağmen sanki yollar bitmeyecek gibi geliyordu. Resmen koşarak ortada buluştu birbiri için yanan iki yürek.. Genç kız beklentiyle baktı alev saçan gözlere..

"Geç kalınan hiç bir hayat, hayat değilmiş.. Hayatınız olmaya geldim prenses.."

Melih, cebinden çıkarttığı kadife kutuyu açtı. Tek dizinin üstüne eğilerek ortaya çıkan yüzüğü Sedaya doğru uzattı.

"Benim evim, benim yurdum, benim nefes alma sebebim, benim deli sevdam! Beni eşin olarak kabul eder misin? Benimle evlenir misin?"

Sedanın sabrı benliğini tamamen terk etmişti. Daha adamın lafı bittiği anda "Evettt!!!" diye bağırıp boynuna atladı. Hayatında bu kadar mutlu olduğunu hatırlamıyordu. Etrafındaki minik eller alkış tutarken görevli hanımlarda bu mutluluğa eşlik ediyordu.

Melih sıkıca bağrına bastırdığı sevdasının kokusunu derince soludu. Her bir nefesinde şükretti.

"Seni çok seviyorum!" diye fısıldadı kulağına. Seda cevabını verirken kollarını kimseler ayıramasın diye daha da sardı.

"Bebeğim ya aşkından, ya kollarından öleceğim!"

Seda sıktığı kollarını gevşetirken utançla Melihe baktı. Bu anı çemkirirek bozmak istemiyordu. Dayanamadı parmaklarının ucunda yükselip kimseyi umursamadan adamın dudaklarına sokuldu. Kısa tuttuğu öpücükle geri çekildiğinde elini kaldırıp adamın kalbinin üzerine koydu..

"Burası var ya burası! Ben bu kalbe ölürüm be adam!"

****************** **************

"Ahhh! Ölüyorum Nergis! Bırakma elimi!"

Demirhan, havuzda Girayı bir güzel sevdikten sonra birde kendi elleriyle hastaneye götürüyordu. Havuzdaki o sahneden sonra elinden kurtulduğuna bile şükretmiyor hala adamın sinirine sinirine dokunuyordu.

"Giray, Allahın adını verdim sus nolur! Bak abim hala sinirli az yatışsın bari. Valla öbür kaşınada dikiş attıracaksın!"

Giray sandalyede oturmuş eline sargı sardıran dostuna kınayarak baktı. Ne vardı yani havuzda sevdiceğiyle az oynaştıysa? Sanki kendi Nihanla başbaşa kaldığında, hırsız polis oynuyordu!

Ama dursundu o! Cihana her şeyi anlatan bir mektup yazacak altına bir dost yazıp yollayacaktı!

Demir hem suçlu hem güçlü kendine dik dik bakan adama oda aynı şekil sinirle baktı. Köprüde karşılaşan iki keçi gibiydi ikiside..

Girayın kaşına atılan dikişler bittikten sonra hemşire geçmiş olsun dileyerek odadan çıktı. Kadın çıktıktan sonra ardından iki polis memuru içeri girdi.

"Darp olayında yaralanan biri varmış. Siz misiniz?"

Polis Giraya soruyu sorarken genç adamın gözleri aniden parlamıştı. Aklında yanan ampule bir bakış atıp Demire baktı. İntikam vakti diye düşünen Giray polislere tekrar döndü.

"Şikayetçiyim memur bey! Bu adam beni öldürüyordu. Bakın bu yakışıklı suratımda şuan 6 dikişim var! Kaşımı yardığı yetmiyormuş gibi beni havuzda boğmaya kalktı!"

Polisler hemen Demirhana doğru adım atmışlardı. Demirhan sinirle kafasını iki yana salladı. Bu adam illa beni öldür diyordu. Pantolonun cebinden çıkardığı cüzdanını polislere gösterdi. Polis kimliğini gören memurlar "Afedersiniz komiserim!" derken Giray Nergise doğru fısıldadı.

"Havaya bak sanki FBI ajanı!"

Nergis, adamın dediğine kıkırdayınca hemen eliyle dudaklarını kapattı. Giray hala kızın alev alan teninin tadını dudaklarında hissederken yediği yumrukların acısını hiç hissetmiyordu.

"Komiserinizle ufak bi maç yaptık. Sözde intikam alıyor. Siz işlem yapmayın sıkıntı yok yani." Demir kısaca durumu izah ederek memurları odadan postaladı.

"Şu çıkış işlemini yapıyorum toparlanın sizde!"

Demirin çıkmasının ardından hemen kıza dönen Giray, "Nergis? Öpsene beni geçmiş olsun desene! kızım senin için mecnun oldum ferhat oldum kerem oldum bağdatı değil ama ebeminkini gördüm!" dediğinde Nergis hüzünle baktı.

"Çok acıyor mu?"

"Hı hı. Hadi öpte geçsin."

"Abim gelir şimdi valla elinden daha kurtulamayız."

"Dikiş hakkı yavrum, bir şey olmaz!"

"Dikiş hakkı ne Allah aşkına!"

"Göz hakkının Giraycası!"

Nergis ufak bir kahkaha atıp hızla öptü adamını. Bir gözü kapıda diğeri zavallı aşkının kaşında. Acıyarak baktı. Eliyle okşadı hafifçe..

"İnşallah iz kalmaz." derken Giray, şakacı halinden taviz vermeden gülümsedi. "Façalı Giray derler en fazla. Şeklim şuklum oldu!"

"Ah be adam, ben seninle ne yapacağım inan bilmiyorum!"

"Aşk bahçemin nadide çiçeği! Beni bırakma yeter!"

Nergis, arada içine Sezen Cumhur Önal kaçan bu adama hayretle baktı. Kalbi yine hızlanmıştı. Şimdi öpse tam olacaktı ama daha yeni dayak yemişti. Bu sefer hiç kurtuluşları olmazdı. Tam sevdiğini söylecekti ki Demirhan kara çalı gibi girdi yine aralarına!

"Hadi çıkıyoruz!" derken Giray, bugünlük uğraşma kotasını fazlasıyla doldurduğu için ağzını açmadan Nergisi yanına alarak adamın peşine takıldı. Elbet intikamını alırdı. Öncelik olarak dinlenip güç toplaması gerekiyordu. Sonrasında ne kadar kayınço mağduru varsa toplayacak "Kayınço Savaşlarını" yakında başlatacaktı!!

********** ********* ***********

Cihan galeriye geldiğinde Berdan ile tokalaşıp yerine kuruldu.

"Hayırdır? Acil durum diye çağırdın, mesele nedir?"

"Melih Aksoy!"

Cihan büyüyen gözleriyle adama bakarken Berdan, tek kaşını kaldırıp anlat dercesine baktı. Cihan bozuntuya vermemeye çalışarak "Ne olmuş Melihe?" diye sordu.

"Bak Cihan açık konuşacağım. Ben yıllardır kardeşimin yasını tutuyorum. Aradığım hiçbir yerde bulamadım. Öldü bildim! Belki gerçekten ölü bilmiyorum. Ama içimde adını koyamadığım bir umut filizlendi. Bir ışık gördüm ve ben o ışığın peşini bırakmayacağım. O gün yanındaki o sarı kız bana değişik bakarken, ailemi sorgularken bir şeylerin peşindeydi. Sonra avukat hanım Sinan abi hepsi farklı yaklaştı. Başta anlam veremedim ama sonra onu gördüm. Buraya geldi. Neden onu tanıyanların bana hortlak görmüş gibi bakma nedenini anladım!"

"Abi? O gün bana da İmran söyledi benzerliğinizi. Kafam o kadar doluydu ki gerçekten sonradan fark ettim!"

"Cihan kurban olayım söyle kardeşim olma ihtimali var mı?"

Cihan söylemekle söylememek arasında bocalarken, ne olacağını umursamadan biranda cevap verdi.

"Var! Aksoyların öz oğlu değil!"

Berdan tuttuğu nefesi geri veremedi. Yüreği ansızın sıkıştı. Titreyen dudakları yukarı doğru kıvrılırken gözünden bir damla mutluluk adına umut adına yaş akmasına izin verdi. Elini boynuna götürüp annesinin verdiği muskayı avuçlarının arasına alıp sıktı. Güç aldı. Derin derin nefes aldı. Cihan adamın rahat hareket etmesi için ayaklandı. Gitse daha iyi olacağını düşündü. Tam ayağa kalktığı sırada Rıza telaşla içeriye girdi. İkili şeytan görmüş gibi bakan adama hayretle baktılar.

"Abi! Nevzat Kaya geldi. Seninle acil görüşmek istiyor!"

Cihan beyninden vurulmuşa dönerken olduğu yerde sendeledi. Berdan bütün olayı bildiğinden dolayı hemen ayaklanıp Cihanın yanına geldi. Omzunu sıkarak gün yüzüne çıkan öfkesini tutmasını söyledi. Arada dinlendiği odasının kapısını gösterip, "İçeri geç ve sakın bi aptallık yapayım deme!"

Cihan ellerini iki yanında yumruk yapıp odaya geçti. Elini cebine atıp ufak bir flar çıkartıp bileğine sardı. İmranın boynundan çıkartıp koluna sardığı flarını terapi niyetine kullanıyordu. Bir kulağı kapıdayken olan biteni merakla beklemeye başladı.

Berdan oturduğu yerden kalkmadan içeriye giren adama bakıyordu. Yıllar önce babasının pisliğini temizleyip annesinin doğum sırasında öldü süsü verilmesine yardımcı olan şerefsiz herife nefretle baktı. Nevzat elini sıkmak için adama uzattığında, Berdan bir eline baktı bir adama. Elini buyur anlamında hareket ettirip adama karşısındaki koltuğu gösterdi. Böyle bir adamla el sıkaşacak kadar karaktersiz değildi.

Tabi Berdanın yaptığı hareket Nevzatın sinirine dokunmuştu. İğneleyici sesiyle, "Hiç babana benzemiyorsun! Büyüklerine saygı sıfır!" dedi.

"Eğer ona benzeseydim inan kurduğun son cümle, aldığın son nefes olurdu. Yinede pek güvenme hani damarlarımda onun kanını taşıyorum. Mazallah şimdi silahıma mermi sürülür, o mermi birden beynini patlatır falan ofisim pislensin istemiyorum. Şimdi ne istediğini söyle bende ofisimin temiz kalması için elimden geleni yapayım!" Berdan, adamı alt etmenin verdiği sırıtışla arkasına yaslandı.

"Yardım istiyorum!"

Berdanın attığı kahkaha odada yankılanırken Cihan içeride duyduklarını hazmetmeye çalışıyordu. Şans bugün onu çok mu sevmişti acaba ne?

"Müttefik topladığını bilmiyordum!"

Nevzat, sinirle başını sallayıp nefes alıp verdi. "Elimde ne varsa kaybettim. Hemde 21 yaşında bir sürtük tarafından!"

Cihan elini kapı koluna uzattığı anda Berdan yumruğunu masaya geçirdi.

"Orda dur bakalım babalık! Benim hanemde, benim nefes dahi aldığım yerde bir bayana böyle bir yakıştırma yapamazsın. O dilini gırtlağından sökerim!"

"Neler yaptığını bilseydin! Varımı yoğumu aldı. Ailesine hiç çekmemiş. Saf sandım ama ya arkasında biri var ya da.. " Nevzat susup lafını yarım bıraktığında Berdan "Ya da ne?" diye sorarak adamın neler bildiklerini öğrenmeye çalıştı.

"Tam emin değilim ama kızın hayatında bir polis var. Ondan yardım alıyor olabilir. Çünkü fazla korunaklı polisi, güvenliği, özel koruması bitmiyor. O yüzden elim kolum bağlı!"

"Başka? Bildiğin hepsi bu mu? Yani 21 yaşındaki bir kız ve bir polis mi elini kolunu bağlıyor? Koskoca Nevzat Kaya'yı?"

"Maalesef artık koskoca değilim! O 21 yaşındaki kız beni yerle bir etti. Babasının yapamadığını o yaptı. Halbuki hiçte öyle görünmüyor!"

Berdan, adamı tepeden tırnağa sakince süzdü. "Sende tonton bir amca gözüküyorsun Nevzat! Ama öyle misin?"

Nevzat, bu ağa bozuntusundan nefret ediyordu. Babası kadar ne aptaldı ne de saf! "Neyse! Yardım edecek misin?"

Genç adam şeytan gibi gözlerini kısarak adama konuşmadan baktı. Bir süre bekledikten sonra "Söyle bakalım senin için ne yapabilirim?"  dedi.

"Önemli bir ihale var. Son çıkış yolum o ihale. Oldukça büyük bir arsa ve.."

"Sen neden girmiyorsun? Tek sebep para mı? Durumun yok bellide gözlerindeki korkunun sebebi ne bana onu de!"

"Güçlü bir rakip var!"

"Yoksa 21 yaşındaki kız mı?" Berdan dalga geçer gibi gülümsedi. Maksat aptal herifin ağzından bilmediklerini öğrenmekti!

"Yok değil. Sende en az onun kadar gözü karasın. Zenginsin. Adamların bol. Sen baş edebilirsin. Adamın dostundan çok düşmanı var. Her yerde her alanda ortaklığı var. Gözü doymuyor. Adeta güçle besleniyor. Yıkılmaz kale gibi. Benim gücüm yetmez. Bir düşmanda onu kazanmak istemiyorum anlayacağın!"

"Cümlesindeki gizli özneyi kendin bul diyorsun!"

Berdan adama pis pis baktı. Nevzat evet amlamında başını salladı. "Ulan Nevzat! Yediğin boklar yetmiyor gibi birde beni Sinan Aslanla karşı karşıya getireceksin öyle mi?"

"Gizli özneyi çabuk buldun! Evet, güçleriniz yarışır düzeyde. Tabi benim bir şartım var!"

"Pes doğrusu! Götüne giymeye donun kalmamış hala şart şurt peşindesin! Neymiş bakalım şartın?"

"Can güvenliğim! Beni saklamanı ve korumanı istiyorum! Gerisini ben hallederim!"

Zaman adeta durmuştu. İki adamda duyduklarından ufak çapta şok geçiriyordu. Adam resmen ölmeye kendi gelmişti!

"Ah tonton Nevzat ah! Deselerki Nevzat Kaya gün gelecek bir köpek gibi sana sığınacak açar bi taraflarımı gülerdim!"

"Hayat şartları bu Berdan ağa! Düstüysek kalkmasını da biliriz. Gün gelir sende benim elime düşersin belli mi olur tıpkı baban gibi! Zamanında az pisliğini örtbas etmemiştim!"

Berdanın silahı belini kaşındırıyordu. Hani resmen al beni burdan sık artık beni! diye bağırıyordu. Zorla yutkunan adam ayağa kalktı. "Benden haber bekle!" diyerek son noktayı koydu.

"Ben bir yemin ettim Berdan! Soydan soyadında kimse nefes almayacak! İhaleye giremediği için rahatım. İhaleyi kazandığım gün o ufak kızın son nefesini verdireceğim!"

Nevzat hızla kapıdan çıkarken Berdan hemen kalkıp odaya girdi. Cihan yumruk yaptığı elini burnuna götürmüş olduğu yerde hızla soluyordu. Adam elini omzuna koyduğu anda kapalı tuttuğu gözlerini açtı.

"İyi misim koçum?"

Cihan cevap bile veremiyordu. İçindeki volkan patlamış ciğerlerini kor ateşlerinde yakıyordu.

"Rahatla artık! Herif ölümüne resmen ayaklarıyla geldi. Ne zamandı bu ihale?" diye soran adama zorla  "1 ay sonra" cevabını verdi.

"1 ay daha dayan aslanım. Kurtuluş günün yakın!"

"Nihan iyice bunaldı. Evden adımını attırmıyordum. Bu son olaydan sonra iyice kötü oldu. Odasından bile çıkmıyor. Şerefsiz herifin karşısına çıkması hiç iyi olmadı. Kafayı yemek üzereyim. Kendi canımı geçtim! Kimi nasıl koruyacağım bilmiyorum!"

"Şu bahsettiği polis kim? Sıradan biri mi?"

"Demirhan. Aksoyların ortağının oğlu"

Yine Aksoylar! Berdan elini kaldırıp, "Oğlum o aile bildiğin sarmaşık! Hangisinin oğlu?" diye hareket çekti. Cihan adama ruh halinden sıyrılarak gülümsedi.

"Samet beyin oğlu. Aynı zamanda benim müstakbel kayınpederimin yeğeni!"

Berdan kaşlarını kaldırıp, "Ciddiler mi peki?" diye sorduğunda Cihan hiç beklemeden, "Maalesef!" diye homurdandı!

Berdan düşünür gibi "Hımm" derken Cihan adamın gözlerindeki gerçekliğin farkına vardı.

"Aklından geçeni siler misin?"

"Ha bugün ha yarın ne fark eder? Yapılacak olan belli. Kardeşin soyisminden feragat edecek. Bütün yetkileri sen alacaksın. Onun hakkını daha sonra eşit şekilde payedeceksin. Ve son olarak o ihaleye ben değil, sen gireceksin!"

Cihan başta olmaz diye ortalığı kaldırsa da Berdan anlattıklarında haklıydı. Son çaresi buysa yapmak zorundaydı. Zaten yılışık herifin kardeşini bırakmaya gözüde yoktu. Biraz acele olacaktı ama yapacak bir şey yoktu. Her şey bittikten sonra güzel bir düğün yapabilirdi. Evet en iyisi böyle olmalıydı! Telefonunu çıkartıp Demiri aradı..

Demir ise işlerini halletmenin rahatlığıyla Girayla sohbete dalmış yapacakları operasyon hakkında fikir alışverişı yapıyordu. Telefonu masasında titrerken hemen ekrana baktı ve "Zorba!" yazısıyla karşılaştı..

Her ne kadar içindeki ses açma desede bir yandan da şimdi karakolu gelir basar uğraşamam havasıyla telefonu yanıtlayıp kulağına dayadı.

Cihan ise hiç hal hatır sormadan direk mevzuya balıklama atladı ve Demirhana kalp krizi geçirtecek cümleyi kurdu..

"Hazırlığını yap komiser. Evleniyorsun!"

-Bölüm Sonu-

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro