~Emir'in imtihanı :)~
İzinsiz, uykusuz, yorgun bir haftadan selamlar canlarım 😊
Söz verdiğim için bölümü yayınlıyorum biraz eksik yerleri olabilir ama bu kadar yazabildiğime şükrettim. İnsallah beklentileri karşılayabilirim. Bir hafta sonra işlerim hafifleyecek telafisini yapacağım.
Sözüm söz 😊
Keyifli okumalar diliyorum.. ❤
Emir, son iki saattir elindeki telefondan beklediği haberin gelmeyişinin sinirini önündeki dosyadan çıkartıyordu. Kağıt sayfalarını bir o yana bir bu yana çevirip duruyordu. Kafasını bir türlü işlerine veremiyordu. Gözü sürekli telefonun kararmış ekranındaydı. Derin bir nefes alıp vererek oturduğu yerde gerindi. Ellerini sıkıntıyla saçlarının arasına daldırıp çekiştirdi.
“Aptal herif! Altı üstü bir haber vereceksin! Hayır yani bu kadar beklemenin anlamı ne?”
Emir boş duvara bakıp kendi kendisine konuşurken babasının odaya girdiğini, hatta masanın yanında bulunan koltuğa oturduğunu bile fark etmemişti. Ta ki babasının sesini duyup, kıymetlisine diken batmış gibi yerinden sıçrayana kadar..
“Aklı başında bir evladım vardı onu da kaybettim. Ahlar vahlar olsun!”
“Bismillah! Napıyosun baba Allah aşkına?”
“Valla kafayı sıyırmış oğlumu izlemekle ve kaderime ahlanmakla uğraşıyorum. Sen napıyosun oğlum?”
“Sayende ödüm bir taraflarıma kaçtı onu çıkartmakla uğraşıyorum! Sessiz sessiz geliyorsun aklım çıktı!”
Samet oturduğu yere iyice yerleşip bacak bacak üzerine attı. Oğluna kınayan gözlerle bakarak, “Zat-ı muhteremlerinizden bir daha ki sefere izin alır öyle gelirim!” dediğinde Emirhan gözlerini devirmekte gecikmedi.
“Estağfurullah baba. Öyle şaapmak.. Şaapmakta ne ya? Bu laflar hep..”
“Evet biliyorum oğlum bu laflar hep kardeşinin suçu!”
Samet oğlunun lafına girip, kendisi tamamladığında Emirhan kısa bir kahkaha attı.
“Kardeşim kimden öğrendi acaba?”
“O insan azmanı olan arkadaşından öğrenmiştir!”
Samet yine Giray’ı hatırlayınca sinirle burnundan soludu. Geçen akşam ki isteme törenini daha atlatamamıştı. Ama bundan sonra isteme törenlerine gitmemeye karar vermişti. Çünkü o çocukla bir araya geldiklerinde katil olması an meselesiydi!
“Baba?”
“Babası?”
“Söylesene Giray senin oğlun olabilir mi? Hani şu çok şaaptığın dönemlerden?”
“Höst lan! Sen babanla ne biçim konuşuyorsun öyle şaapmak falan?!"
Samet oğluna yerinden fırlayan mavi gözleriyle bakınca Emirhan azda olsa ürkmüştü bu bakışlardan. Arayı soğutmadan cümlesine son hız devam etti.
“Niye kızıyorsun ki? Böylece bitanecik kız kardeşimi de ona veremezdik! Gerçi bu durumda o da benim abim çıkardı! Ama Giray benden ay olarak küçük böylece senin şaaptığın ya da şaapamadığın çocuğun olamaz yani sadece biz senin şaapmalarının sonucu..”
“Emirhan! Şimdi seni şaaptırcam oğlum!”
Evet! Emir karakterine hiç uygun olmayan konuşmasıyla babasını hayretler içerisine sokarken, yaptığı konuşmanın şuan ne kadar aptalca olduğunu anlayıp kafasını hızla sağa sola salladı.
“Kafam dalgın baba sen benim kusuruma şaapma!”
“Neyse bırak şimdi şaapmayı! Ne yaptın var mı haber?”
“Bende onun için böyleyim. Bekliyorum hala!”
Genç adam masasının üzerindeki telefonu bugün binince kez eline alıp kararmış ekrana tekrar baktı. O sıra babasının “İyi bekleme. Otele yerleşmişler!” cümlesiyle telefon elinden masanın üzerine sesli bir şekilde iniş yaptı.
“Neaaa?”
“Az daha bağır oğlum, böğürmeni daha tüm holding duymadı!”
Emirhan babasını iplemeden yerinden kalkarak sandalyesinin ardına astığı ceketi hızla aldı. Hala sinirle söylenmeye devam ediyordu.
“Ya o mal nasıl bana haber vermez! Boşuna mı bekliyorum ben burada? Kahretsin! Otelde ben karşılayacaktım onları!”
“İşte bu yüzden sana haber vermedi! Seni çıldırtmak hoşuna gidiyor üvey kayınçonun!”
“Lanet olsun! Nedir bu kayınçolardan çektiklerimiz?”
Emir arabasının anahtarını eline alıp kapıya doğru yürürken, Samet oğlunun ardından derince bir nefes alıp kapıdan çıkan oğlunun duyamayacağını bildiği halde sessizde mırıldandı.
“Ah! İşte o konuda çok katılıyorum oğlum!”
******* ********* ******** ******
Selin ülkeye döndüğünden beri annesine olan özlemini her şekilde fark ettirdiğinden dolayı Emirhan sevdiği kıza küçük bir sürpriz yapmak istemişti. Selini yuurt dışına götürmekte zorlandığı için direk ailesiyle irtibata geçmiş İstanbul’da ağırlamak istemişti. Tabi buna en büyük etken Selin’in üvey babasının İstanbul’da bir iş münasebetinin olması da eklenince kaçınılmaz bir fırsat olmuştu. Edward ile anlaşmış havaalanına gelince haber vermesini yüz kere tembih etmişti. Kalacakları otelin en kral odalarını ayarlatmış bütün hafta bunun için uğraşmıştı. Sevdiği kızın mutlu olması için elinden ne gelirse yapmıştı.. Tabi bunu böyle hayal etmemişti ve bunun hesabını Edward denilen o sarı vampire kesinlikle soracaktı!
Otele gelen Emirhan hızla resepsiyona ulaştığında haftalardır irtibatta olduğu otel müdürünü çağırttırdı. Adam el pençe Emir’in karşısında dikildiğinde Emir sinirle adama baktı.
“Bana haber niye verilmedi müdür bey?”
“Efendim. Şey misafirlerinizden Edward bey ben haber verdim dedi! O yüzden!”
Tamda tahmin ettiği gibiydi. Elini saçlarının arasından geçirirken, “Ulan vampir!” diye mırıldandığın müdür şaşkınca adama baktı.
“Pardon anlayamadım?”
“Sana demedim! Neyse yerleştiler mi odalarına?”
“Evet Emir bey! Restaurant kısmına geçtiler az evvel!”
“Tamam!”
Emir adımlarını restaurant kısmına doğru çevirdiğinde kalp atışlarının hızlandığını hissetti. Aşırı heyecan yapmıştı. Hiç hayra alamet bir durum değildi. Onun kişiliğine çok tersti bir kere! O gayet soğukkanlı, mantıklı ve sakin bir adamdı! Bu yeni gelin havaları da neyin nesiydi bir türlü anlayamamıştı.
Kapının önüne geldiğinde iki elini gömleğinin yakalarına götürüp kaldırdı. Derin bir nefes verip sakinleşti. Yani öyle olduğunu sandı..
“Demiri mi arasaydım acaba?”
Emir kapıdan adımını atmaktan son anda vazgeçti. Elini ceketinin iç cebine sokup telefonu alıp çıkarttı. Koridor kısmındaki kuytu köşeye sinip telefonunun rehber kısmından Demir’in numarasının üzerinde durdu.
“İki sene dalga geçer bu hayvan herif şimdi! Barış’ı arasam?”
Demir’den vazgeçip Barış’ın numarasını bulduğunda ise yine hızla aramaktan vazgeçti.
“Yok yahu! O da tam duygusuz boğa. Bunun için mi beni aradın diye kükrer hiç çekemem!”
Emir sinirle gözlerini kapattığında gözlerinin önünde Melih’in gülen suratı belirdi.
“Aha! Melih’i aramalıyım! Romantik küçük prens kesin bilir!”
Melih bu ailenin Güzin ablası gibiydi. Kelin ilacı olsa deyimi tam Melih için söylenmişti. Genç adam bu sefer vazgeçmeden Melih’i arayıp beklemeye başladı lakin telefonu kapalıydı. Kahretsin diye söylenip tekrar rehbere girdi. Yakup Efe’de karar kılan Emir bir umut ondan medet umdu.
“Emir ameliyata gireceğim acil değilse sonra konuşalım!”
Anında açılan telefona anında gelen yanıtla dumura uğrayan Emir birden, “Dur bir saniye! Çok acil bu!” dediğinde direk konuya girecekti ki, genç doktor koşturan sesiyle yine lafının arasına girdi.
“Ameliyat masasındaki hastamdan daha acil değildir birader!”
“Evet haklısın o kadar da acil değil!”
Daha verdiği cevabı bile duymadan suratına kapatılan telefona melül gözlerle baktı. Yine kardeşine kalmıştı !
“Aman be nolursa olsun arayacağım!”
Telefonun açılmasını beklerken ayağıyla tempo tutuyor, dudaklarını kemiriyordu. Açılan telefondan ikizinin sesini duymayı beklerken, duymayı beklemediği kişinin sesiyle karşılaşınca gözlerini sinirle kapattı.
“Buyur bir numaralı kayınçocum! İki numaralı kayınçomun telefonu!”
“Demir nerde?”
Emir adamı hiç iplemeden konuşunca Giray gözlerini devirip kayınçosunun hanzoluğuna güzel bir selam çaktı.
“Aleykümselam birader. Çok şükür iyiyim sen nasılsın?”
“Uzatma! Demir nerde?”
“Yoksa beni beğenmedin mi?”
“Giray!”
Emir yanından geçen kalabalık bir gruba zorla gülümseyerek kafasını eğerek selam verdi. Adamı zorla bağırtıyordu resmen! Bütün bedenini sakinliğe davet ederken Giray yine gelen sakinliğe engel oldu.
“Yeni işim bu! Kayınço destek hattı! Evet, size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Kardeşimi telefona vererek!”
“Telefona istemek için bire, mesaj bırakmak için ikiye, Nergis’i bana vermek isterseniz lütfen üçe basın! Benim tercihim üçten yana! Yüce rabbim inşallah parmağını direk üçe bastırır!”
Emirhan kükrememek için zor dururken, sesini kısık tutmaya çalışarak ardı ardına hakaretler savurdu. Belki içi az da olsa soğurdu! Tabi bu sadece bir varsayımdı!
“Çok ayıp bütün konuşmalarımız güvenliğimiz için kayıt altına alınmaktadır!”
“Allah cezanı versin ulan! Yatışmak için aradım daha da bilendim!”
Giray, merakla gözlerini etrafında dolandırdı. Önündeki çayını keyiflen yudumlarken, “Sorun ne? Hemen el atayım!” dedi.
“Senden yardım istesem seni arardım!”
“Ama bak Allah’ın işine? Yine benim elime düşürdü seni!”
“Denize düşen misali diyoruz biz ona!”
“Kırılıyorum!”
Emir çaldığı bütün kapıların yüzüne kapanmasının ardından belki dedi belki bir umut sarıldığım yılan bana yardım edebilir! Diye düşününce adama durumu anlatmaya başladı.
“Amerika’dan Selin’in ailesini getirttim. Şimdi oteldeler yanlarına geldim ve..”
“Ve yanlarına gidemiyorsun!”
Emir, sözünü Giray tamamlayınca kısaca “Evet!” cevabını verdi.
“Kalp atış ibren iki yüzde!”
“Evet!”
“Ellerin soğuk soğuk terliyor!”
“Evet!”
“Çok kasıldın!”
“Evet ulan evet!”
Genç adam bütün sorulara evet yanıtını verince karşılığında güzel bir yanıt alacağını sanıyordu. Sadece sanmakla kalmıştı. Çünkü sevgili enişte adayı bırakın yanıt vermeyi kelime yerine bile geçmeyen tepkiyi ses olarak çıktarttı.
“Hımm..”
Emir gözlerini kocaman açıp inanamazcasına sanki karşısında Giray varmış gibi baktı.
“Hımm ne lan? Onca şey söyledin sonuç hım mı? Bu mu yani?”
“Hı hım!”
“Hay h….ımınaaaa!”
“Emirhan Durmaz küfrediyor! Tarih yazsın!”
“Zevzekliği bırak çözüm var mı? Sakinleşmem lazım! Oğlum onca toplantıya katıldım, seminerler düzenledim, sunumlar yaptım bu kadar kasılmadım!”
Giray için fırsat doğmuştu. Çayından sakince ve keyifle bir yudum daha aldı. “Çözüm var!”
“Nedir?”
“İlahi adalet diyoruz! İnşallah yumrukta yersin! Masalardan masalara uçarsın! İnşallah annesinin Seline bulduğu başka adaylar da vardır! Seyfettin, Hayrettin, Tacettin, Şemsettin, Nusrettin, Gudubettin piyasa da ne kadar ettinle biten adamlar varsa inşallah görücü olarak bulmuştur! Aşk ile amin!”
Emir şuan nasıl tepki vereceğini bilemiyordu. Merakla beklediği çözüm bu muydu yani? Adam resmen kendisiyle dalga geçiyordu ve kendiside hala ondan medet umuyordu. Yumruk yaptığı elini hayalindeki Giray’ın suratına suratına indirmeye başladı.
“Seni gebertirim! Seni bin parçaya bölerim!”
“Görev başındaki memuru tehdit ediyorsun! Kayınço falan dinlemem ha!”
“Ya sabır!”
Emir tam telefonu kulağından çekip kapatırken tekrar işittiği sesle dinlemeye başladı. Giray ise muzurluğuna muzurluk katmaktan hiç yorulmamıştı.
“Tamam tamam bak kıyamadım yine! Sırf mavişimin hatrına sana yol göstereceğim!”
“Söyle!”
“Lan sen mal mısın? AB müzakeresi konuşması yapmayacaksın! Merhaba merhaba! Tanıştığımıza çok memnun oldum vs.. Kızınızla münasebetim çok ciddi. O mahrem suratını görünce ona lahza-i kalpten sarsıldım. Niyetim kızınızı acizane-i taciz etmek değildir. Bilakis efkar-i umumiye de ufak bir aile bacası tüttürmektir. Sözlerim sizi tatmin edecekse şayet, kızınızın zevc-i izdivacına talibim diyeceksin!"
Giray soluksuz kurduğu uzun cümlenin sonunda Emir’i şoka sokarken ses gelmeyen telefona, kapattığını düşünerek tekrar bakıp kulağına götürdü ve devam etti.
“Unutmadan yanında birde Osmanlıca sözlük verirsen bu iş olmuştur!”
Emir ise hala cümleyi çözmeye çalışıyordu. Elin Amerikalısına kızınıza lahza-i kalpten sarsıldım dese o nedir diye sormaz mıydı? Anlamını kendi bile bilmiyordu daha?!
“Oğlum adam Amerika’dan geldi! Ne anlar lahzadan izdivaçtan?!”
“Aaa öyle deme! Turistler böyle şeyleri çok sever. Unutma bak! Acizane-i taciz, Efkar-i umumiye, Lahza-i kalpten, Zevc-i izdivaç! Bunlar anahtar kelimeler! Neyse bol şans bebişim öptüm kibs bys!”
“Kibs! Bys mı?”
Genç adam suratına kapanan telefona korkunç bir şeymiş gibi bakmaya devam ediyordu. Kafasını Pazar yerine çeviren geri zekalı herife içinden saymaya devam ediyordu. Öyle konuşmayı nasıl aklında tutacaktı da söyleyecekti? Hadi söyledi karşısındaki adam paşa torunu mu ki anlayacaktı?!
“Hey Allah’ım ne hallere düştüm böyle?” diyerek derin nefesler alıp az önce yaptığı beş dakikalık konuşmayı hiç olmamış gibi düşünmeye çalıştı ama çalışmakla kaldı. Kulaklarında hala Giray’ın belirttiği anahtar kelimeler çınlıyordu.
“Lahza-i kalpten! Acizane-i taciz! Efkar-ı umumiye!”
Farkında olmadan hem yemek kısmınına ileriyor hem de dilinden tekrar ediyordu. Sesli düşündüğünü fark edince “Ulan senden akıl alanda kabahat!” diye söylenip bu işi kendi yöntemleriyle halletmek için kolları sıvadı.
Emir içeriye girdiğinde cam kenarındaki ikili masada karı kocayı yemek yerken buldu. Vampir Edward masada yoktu! İyi ki de yok diye içinden geçirip şuan sinirlenmenin doğru olmayacağını düşünüp suratına sıcak bir gülümseme takınarak masanın yanına yaklaştı.
“Merhaba hoş geldiniz!”
Karı koca başlarına dikilen heybetli bir genç adamın varlığıyla bakışlarını çevirince Emirhan’ın şık endamlı görüntüsüyle karşılaştı. İkisi de aynı anda yerlerinden kalkarken Selin’in ne kadar şanslı olduğunu düşünmüştü.
“Merhaba, Emir bey! Hoş bulduk”
Orta yaşlı adam kibarca Emirin elini sıkıp rahatlıkla ve gayet sıcak davranışıyla Emiri azda olsa rahatlatmıştı. Aslında rahatlamasının en güzel payı adamın Türkçeyi aksanlıda olsa konuşabiliyor olmasıydı.
“Türkçeniz gayet iyi. Çok sevindim.”
“Ben çok sever Türkleri. Hele sizin lokumlar. Bayılıyor ben ona! Değil mi Hulya?”
Emir yanındaki zarif bayana döndüğünde elini alıp kibarca öptü. “Sizde hoş geldiniz efendim. İnanın çok sevindim gelebilmenize..”
“Bizde öyle Emircim. Jack çok yoğun çalışıyor. Bir türlü zamanı ayarlayıp gelme fırsatımız olmamıştı. Sonra bu iş mevzusu çıkınca nasıl sevindim anlatamam. Selin’i çok özledim.”
“O da sizi çok özledi emin olun. Bizimde yoğunluğumuz hiç bitmek bilmedi hayat şartları malum. Boşta bırakmaya gelmiyor..”
Sohbet sohbeti açarken saat oldukça ilerlemişti. Yenilen yemekler, içilen kahvelerin ardından Emir artık ilk baştaki gerginliğini çoktan uzay boşluğuna fırlatmıştı. Ta ki konuya girme zamanı gelip çattığında uzay boşluğundan şak diye inip vücudunu tekrar esir alan kasılmaların varlığını hissedene kadar..
Şimdi ne diyecekti? Kızınızla bir ilişkim var ve bunu resmiyete dökmek için izin istiyorum! dese çok soğuk kaçardı. Ona aşığım evlenmek istiyorum dese kısa kalırdı! Sizde uygun görürseniz en yakın zamanda nikahı basıcam dese kudurmuş izlenimi verecekti! Ki yalan değildi!
İşte o sıra da yine Giray’ın sesi kulaklarında çınladı..
Acizane-i taciz, Efkar-i umumiye, Lahza-i kalpten, Zevc-i izdivaç!
Emir hala kendisine merakla bakan konuşmasını bekleyen çifte zoraki gülümsedi ve pat diye mevzuya girdi.
“Aslında burada konuşulacak mevzu değil ama ben sizden izin almak istiyorum!”
Kadının gözleri parlarken tahmin ettiği şey olmasını kalpten diledi. Kızının bu genç adama eskiden nasıl bağlı olduğunu çok iyi biliyordu. Ve şuan mutluluğuna diyecek yoktu..
Adam merakla “Ne için?” diye sorduğunda Emirhan, işte tam vakti! Söyle oğlum kurtul gitsin! Sadece kızınızla evlenmek istiyorum diyeceksin çok basit hadi oğlum!” diye kendine son gazı verdi. Ağzını açtığında ise nedense söylemeyi planladığı cümleler çıkamadı..
“Sözlerimin tatmin etmesi umuduyla lahza-i kalpten acizane-i taciz için, Efkar-ı umumiye de o da olmazsa Duyun-u umumiye de sonuç olarak bütün umumi yerlerde Selinle baca tüttürmek istiyorum!”
Emir cümlesini bitirdiğinde yerin hızla yarılıp içine girip ebediyen orada kalmayı diledi. Gözleri kocaman olmuş bunu ben mi söyledim diye içinden en baba küfürleri kendisine onun peşinden Giray’a saydırıyordu. Masada ise çıt çıkmıyordu. Çünkü genç adamın dediğinden hiçbir şey anlamamışlardı.
“Anlamadı ben?”
Adam karısının anlayacağını umarak karısına bakıp, “Hulya baca tütmesi de nedir?” diye sorunca kadın duyduğu cümleyi ögelerine ayırmakla meşguldü!
Tamam uzun zamandır yurtdışında yaşıyordu acaba Türkçeyi mi unutmuştu? Bu genç adam kızıyla ne bacası tüttürmekten bahsediyordu bir türlü anlam verememişti. Kadın anlamayan bakışlarıyla Emirhana baktı.
“Emircim biz gerçekten bir şey anlamadık!” dediğinde Emir önündeki buz gibi suyu yarısına kadar içti. Kafasını inanamazcasına sallarken “Bende anlamadım efendim! Sadece Allah belasını versin diyorum!” diye mırıldandı.
“Kimin?”
“Son Osmanlı Paşa Giray’ın!”
Emir battıkça batıyordu. Karşısındaki çifte rezil olmanın alasını yaşıyordu. Ama bunun hesabını elbet soracaktı. Yabancı adam duyduğu isimle kafası iyice karışmış vaziyette masaya eğildi.
“Giray Paşa da kim?”
“Paşa yok efendim! Sadece Giray!”
“Selinle baca tüttüren Paşa Giray mı?”
Konu arap saçına dönmüştü. Giray yine işlere çomak sokmayı varlığı olmadan bile başarmıştı. Emir ise adamın kurduğu cümleyle neredeyse deliye dönmüştü. Elini masaya istemsizce vurup “Höst!” demişti ki hızla toparlanıp kamyoncu yanını bastırıp, kibar yanını ortaya çıkardı.
“Şey hayır efendim olur mu öyle şey! Efkar-ı taciz için, bacayı ben tüttürmek istiy.. Off!”
Emir hala baca tüttürmekten bahsettiğine inanamıyordu. Boğazını temizleyip hızla sandalyesinde dikleşti. Gür tuttuğu sesiyle içindeki dile gelmeyen kelimeleri gün yüzüne ışık hızında çıkarttı..
“Ben Selinle evlenmek istiyorum! Sizinde izniniz olursa, en yakın zamanda teklif edeceğim. Eğer kabul ederse ailemle birlikte sizi ziyarete geleceğiz! Oh be!”
Emir en başından yapması gereken konuşmayı yaptığında aptal gibi sırıtıp rahatlıkla arkasına yaslandı. İşte bu kadardı. Tacizdi efkardı hepsi Giray’ın bok yemesiydi!
Önündeki kalan sudan iki yudum aldığında karşısındaki adamın kurduğu cümleyle gayri ihtiyarı birden püskürttü.
“Sen Selinin zevceliğine talipsin!”
Emir içtiği suyu püskürtürken adamın kahkahasıyla ağzına burnuna bulaşan suyu hemen sildi. Kadın ve adam birbirine bakışıp sırıtırken adam yaşına inat oldukça enerjiliydi. Hızla çocuklar gibi ellerini çırpıp karısının ellerini tutmak için uzandı.
“Hulya! Duydun mu? Hep söylerdi sen kızımın zevceliğine kimi bulacağız diye? Demek tacizci zevce buymuş!”
“Tacizci değil efendim! Acizane-i tac..”
Ne diyorum ben ya?! diye mırıldanıp kendisini silkip kendine gelen genç adam bu akşamın konuşmasını yine hızla noktalandırdı.
“Evet efendim! O zevce de benim tacizcide benim! Paşada benim! Baca tüttürende benim! Hepsi benim!”
*********** ********* ***********
Ertesi akşamı zor eden Emir, Selin’den akşam için yemek sözünü kapmış hazırlanması için erkenden eve göndermişti. Kendisi ise dünkü hissettiği heyecanın daha fazlasını bünyesinde barındırıyordu. Şimdi fazla heyecan yüklenmesinden ruhunu teslim edecekti. Arabasını sakince kullanmaya özen gösterirken ceketinin iç cebindeki ufak kutu varlığını hissettirircesine kalbine doğru baskı uyguluyordu.
Bitmek bilmeyen yolculuğun sonunda Selin’in kapısının önüne arabasını sakince park edip kızı aradı. Geldiğini haber verip arabasından dışarı çıkıp gecenin serinliğine aldanmadan temiz sert havayı derince soludu. Yan tarafındaki hareketlilikle kafasını çevirdiğinde gecenin karanlığına inat güneş gibi ışıl ışıl parlayan sarı hatunu bir afet gibi belirdi..
Nefes almayı unutan Emir’in suratı morarırken Selin korkuyla koşar adımla adamın önünde belirdi. Elleriyle adamın yanaklarını kavrayıp soru soruyordu lakin Emir şuan kırmızı dudaklardan başka bir şey görmüyordu.
Dolgulu dudaklar..
Kırmızı dudaklar..
Öpülmek için lezzetli dudaklar..
“Kesinlikle Samet Durmaz’ın oğluyum!”
Emir kendine geldiğinde ne söylediğinin farkına vardı. Tam bir geri zekalıydı. Niye içinden geçenleri gün yüzüne vuruyordu çözememişti. Selin ise ne alaka dercesine sevdiği adamın aptallaşmasına bakıyordu.
“Evet onun oğlusun biliyorum hayatım! Ama şuan bunun ne alakası var çözemedim.”
Emir nasıl açıklayacağını bilmiyordu ki! Azgınlığını gün yüzüne çıkartıp kızı korkutmanın alemi yoktu. Bunun yerine yavaşça yaklaşıp açıkta bıraktığı boynuna kısa ama aşk dolu bir öpücük bıraktı. Kızın kokusuyla başı dönmeye başlamıştı. Geri çekildiğinde masumca gülümsedi.
“Harika görünüyorsun..”
Selin’in kalbi kıpır kıpır atmaya devam ederken utançla yanakları kızarmaya başladı. Hafifçe gülümseyip teşekkürünü etti. Kızın hafiften titremesini fark edince kendisine kızıp hiç vakit kaybetmeden arabanın kapısını açarak binmesini sağladı.
Varacakları yere geldiklerinde Selin inanamayan gözlerle arabanın koltuğunda yan dönerek adama korkuyla baktı.
“Emir? Neden otele geldik?”
“Geçen sefer restaurant kısmını çok beğenmiştin bebeğim. Bakalım odalarını da beğenecek misin?”
“Emirhan! Sen.. Sen ciddi misin?”
“Ne konuda ciddi miyim?”
Emirhan pis pis sırıtınca Selin onunla dalga geçtiğini anlayıp gözlerini kısabildiği kadar kıstı.
“Aşk olsun!”
“Olsun tabi sevgilim. Aşk olmadan olur mu?”
Selin anında yumuşayıp aşkla bakan gözleriyle sevdiği adama gülümsedi. İyi ki dedi içinden.. İyi ki geri dönmüşüm diye şükürlerini ardı ardına sıraladı..
Otele girdikten sonra yine aynı koridordan geçerken Emir geçen günkü gerginliği tekrardan gün yüzüne çıkmıştı. Hayır bu koridorda mı bir sıkıntı vardı henüz çözememişti! İçerideki sürprizine karşılık Selin’in tepkisini oldukça merak ediyordu. Ama öncesinde soracağı soruya alacağı yanıtı merak ediyordu.. Tam kapıdan girmek üzereyken yine kendinden bağımsız hareket eden cümleler kızı durdurdu.
“Selin bir saniye!”
“Ne? Ne oldu? Bir şey mi unuttuk?”
“Oraya girmeden önce bir şey konuşmak istiyorum!”
“Hayatım oturunca konuşuruz. Böyle ayaküstü konuşulacak kadar acil değilse tabi?”
“Acil! Çok acil! Oldukça acil! Hem de öyle böyle değil!”
“Emir ne saçmalıyorsun?”
“Selin bak biliyorum burası yani şuan durduğumuz bu nokta bu konuşma için çok aptalca ama içeride bu konuşmayı yapamayacak durumda olacağım. O yüzden şimdi söylemek istiyorum!”
“Emirhan beni korkutuyorsun!”
“Hayır hayır korkulacak bir yanı yok! Yani asıl korkan benim! Belki erken diyeceksin belki beni geri çevireceksin! O yüzden inan bana bütün kalbimle korkan benim!”
“Emir..”
“Selin.. Benim hayatımdaki yerini anlatmaya sabahlar yetmez.. Geceler yetmez.. Haftalar, aylar, yıllar yetmez.. Bir ömür yetmez Selin! Sen benim bilmediğim yanlarımı gün yüzüne çıkarttın. Yıllarca içimde uyuyan aşkı sevgiyi karşıma onca vakit sonra çıktığın o gün, işte o gün beni kendine esir gibi bağladın! Ben artık seninle birlikte yoluma devam etmek istiyorum. Sabahları yeni doğan güne seninle merhaba demek istiyorum! Geceyi senin sıcaklığında uğurlamak istiyorum. Selin bunları yapabilmem için, bunları seninle yaşayabilmem için bana Evet der misin? Benimle evlenir misin?”
Selin gözlerini kırpmıyor nefes dahi almadan adamın sadece kıpırdayan dudaklarına bakıyordu.. Kulakları hızlı atan kalp atışlarının sesiyle uğulduyordu. Yıllarca hayalini kurduğu anın şuan gerçekleşiyor olması inanılır gibi değildi. Bir otelin kapı ağzında bile olsa onu düşünemeyecek kadar bulutların üzerinde uçuyordu. Gözlerinden farkında olmadan yaşları Emir nazikçe silerken merakla kıza bakmaya devam ediyordu.
“Bütün dualarımın kabulüsün Emirhan! Sana hayır demek mümkün mü?”
Emirhan kızın ince belini uzun kollarıyla sarıp bedenine yaklaştırırken “Yani?” diye fısıldadı..
Selin ellerini adamın heybetli göğsüne koyup eritecek güçteki bakışlarıyla adamı buharlaştırıp bu dünyadaki varlığını silip götürdü..
“Evet! Seninle evlenirim!”
Ondan sonrası Emir için yoktu. Zaman mekan bütün dünyevi kavramlar yok olup uzaklaşmıştı.. Aşk hayatındaki eksikliğini dolduran bu kadın bütün hayatı olup çıkmıştı ve bu durumdan fazlasıyla memnundu..
************ ************ **********
Yakup Efe, hayatının en boktan gününü yaşıyordu. Hastası ameliyat masasında kalmıştı. Elinden gelenin fazlasını yapmasına rağmen Allah’ın takdirine boyun eğmekten başka yapacağı bir şeyi kalmamıştı. Şimdi bunun haberini nasıl vereceğini düşünüyordu. Mesleğine başladığından beri toplasan üç dört kere hastasını kaybetmiş ve bu acı haberi vermişti. Her defasında soğuk kanlı olmaya özen gösterse de içten yıkılan, duygularını iyi gizleyen bir doktordu..
Ameliyathane kapısından yavaş adımlarla çıktığında ölen bayanın yakınları genç doktorun başına adeta akbaba gibi üşüştü. Ölen bayanın eşi öfkeli gözlerle kendisine bakınca derin bir nefes alarak tek solukta o acı haber dudaklarının arasından döküldü..
“Çok üzgünüm. Başınız sağ olsun..”
Koridoru saran acı çığlık, kenarlara yığılıp kalan yakınlar, nefesi kesilen eş..
Hayat kurtarmayı sevdiği kadar şu haberi vermekten de ölesiye nefret eden bir doktordu Yakup Efe..
“Yalan söylüyorsun! Gir içeri doktor! Gir ve tekrar müdahaleni yap!”
Genç adamın önlüğünün yakasına yapışan elleri zorla tutup üzerine yürüyen adamı durdurdu. “Bakın beyf..”
“Sana içeri gir dedim!”
Adam Yakup Efe’nin konuşmasına fırsat bırakmadan yaka paça kapıya doğru ittirmeye başladı. Genç adam sabrının son demindeydi. Tamam acısı büyüktü ama o da elinden geleni yapmıştı!
“Sakin olun! Eşiniz getirildiğinde zaten kalbi durmuştu ve ameliyat esnasında bir kez daha durdu. Geri geldi lakin giren cam parçaları damarları parçalamıştı. Çok kan kaybetmişti ve kalbe oldukça zarar vermişti. Elimden gelenin fazlasını yaptım!”
“Yapmamışsın! Yapsaydın ölmezdi! Yapsaydın şuan bana yaşıyor derdin!”
“Sakin ol Ömer!”
Adamın yakınları çırpınan adamı sakinleştirmeye çalışınca öfke saçan adam yanındaki iki adamı sağa sola ittirdi.
“Siz karışmayın! Bu doktor işini doğru yapamayışının bedelini ödeyecek!”
“Güvenliğe haber verelim mi hocam?”
Hemşire iki kız korkuyla Yakup Efe’ye fısıldayınca adam hızla hayır anlamında kafasını salladı.
“Gerek yok. Acısı büyük..”
Adama doğru yaklaşıp sakince, “Üzülerek söylüyorum Ömer bey ama durumu kabullenmekten başka çareniz yok. Tekrar başınız sağ olsun..” dedi.
Yakup Efe hızla olay yerini terk ederken acıyla gözlerini kapattı ve arkasında kendisine düşman ettiği bir psikopatın varlığını bilmeden odasına girdi..
-Bölüm Sonu-
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro