~Düğün~ Part I
^^ Sürprizzzzzzzzz 😎😃😃
Hadi itiraf edin duymaya ihtiyacımm varrrr beni beni beni beni özlediniz mi? 😃
Ben sizi çok özledimm ❤
Canlar artık finale adım adım geldik. O yüzden düğünü 2 ya da 3 part halinde atacağım. Malum düğünler biraz teferruatlı yazılması gerekiyor bu bölümde öncesi var. Birazda konuk oyuncalarım ve sürprizlerim olacak o yüzden boyle atmak durumundayım..
Pazartesiyi bekleyemedim nasıl olsa haftasonu erken uyumazsınız diye düsündüm. Uyumayın ulaynnnn!!! 😝 😃😃
Keyifle, bol kahkaha ile okuyun emi 😄
Bölümüm ahretliğim olan melo3453 gelsin ❤ Kendisiyle evde kalışımızı kutlayacağız finalde 😃 Hazırliklara simdiden başla bebek! 😃
Seviliyorsunuz.. ❤
****
Genç aşıklar kendilerini affettirmenin ardından son hız düğün telaşına devam ediyordu. Aile büyüklerinin yeni yaptırılan evlere taşınma işlemi devam ederken üç gelinin çeyizleri de damat beyleri bekliyordu. Herkes yeni evlere taşınırken Cihan'ı kimse ikna edememişti. Ne olursa olsun o eve İmran ile gireceğim diye diretmişti. Zaten tam çaprazındaki evde o azgın polis ve biricik kardeşinin kalmasını henüz sindirecek seviyeye gelememişti. En iyisi bu olmalıydı!
"Yaşlandık Sinan!"
Kızlarının bahçeye çıkartılan eşyalarına burukla baktı Narin. Sinan karısının ağlamaklı suratını görünce derin bir nefes çekti ve kadını kanatları altına doğru çekti.
"Allah günah yazar öyle deme kadınım. Maşallah kızınla yarışıyorsun!"
Narin kocasının lafına genç çıtırlar gibi kıkırdadı. Sinan karısının küçük bedenini kendi heybetli bedenine yaslayıp kokusunu derince soludu. Bu kadın ona bütün günahlarının karşılığında sevap niyetine bahşedilmişti. Ötesi berisi yoktu.
Öncelik olarak Sinan'ın evine doğru yol alan beylerin planı, hızla kızların çeyizlerini çıkartmak kalan sürede ise güzel vakit geçirmekti. Gel gör ki hiç beklenen olmamıştı. Konvoyun başını çeken Giray damatları sinirlendirmek için canla başla çalışıyor ölümüne son hız koşuyordu..
"Penceresi cam cama muallim
Selam saldım amcana muallim
Amcan kızını vermezse muallim
Turşu kursun fincana muallim ohh yandan!!"
Giray bağıra çağıra şarkısını söylüyor Melih ve Yakup Efe sinirden kuduruyordu. Yakup Efe'nin aklına birden gece gördüğü rüyası düştü. Sinan elinde silahıyla kapıda bekliyor 'Sizi kandırdım! Bende kızlarımı size yar edecek göz var mı?' diye şeytanca kahkaha atıyordu. Genç adam oturduğu yerde korkuyla sıçradı Giray'ın omzuna bir yumruk salladı.
"Oğlum kafa göz dalcam şimdi! Zaten stresliyim! Amcam son dakka bir gol atacak diye üç buçuk atıyor kalbim."
Yakup Efe'nin lafına arabadakiler kahkaha atmaya başladı. Gerçi adam haklı olabilirdi. Sonuçta sağı solu belli olmayan adama Sinan Aslan denilirdi!
"Saçmalama lan kalmış üç gün! Olacak şey mi? Bakma sen bu karga sesliye!"
Giray Demirin sözü üzerine gözlerini devirip, "Teessüf ederim kayınço sesimin kargaya benzer hali mi var?" diye sordu.
"Haklısın zavallı hayvancıklara hakaret sayılır."
Giray birazdan sergileyeceği intikam adlı çalışmanın sevinciyle kayınçolarına biraz zafer sevgisi yaşattı. Nasılsa zafer nidaları çok uzun sürmeyecekti. Nedenini az sonra öğreneceklerdi!
Eve giriş yaptıktan sonra az soluklanan adamlar sohbet muhabbet derken oldukça zaman öldürmüşlerdi. Ufaktan toparlanmaya başlayan gençler kapıda dizili şeklindeki çeyizlere doğru ilerledi ve iki sandık üzerine yayılan Giray'la burun buruna geldi!
"Hadi bakalım damatlar pamuk eller cebe!"
Genç damatlar şaşkınca Giray'a 'Bu bir şaka olmalı!' dercesine bakıyordu. Lakin bu ne bir şakaydı ne bir rüyaydı! Bu Giray'ın intikamımı söke söke alırım adlı çalışmasıydı.
"Oğlum kalk şurdan!"
Yakup Efe'nin itirazını kale almayan Giray oturduğu sandığa yayıldıkça yayıldı. Güneş gözlüklerini artistik bir havayla çıkartıp yandan bir bakış attı.
"Asla! Beni buradan anca Itriler, Yunus Emreler oda olmazsa Benjamin Franklinler kaldırır! Hepsinden üç beş tane olursa sevinirim. Bilmem anlatabildim mi?"
Genç doktor içinden bir küfür savurup, "Çocuk musun sen sandık üzerine oturuyorsun?" diye homurdansa bile Giray cephesinde yaprak kımıldamıyordu.
"Adettir bu doktor civanı. Hem düğün yapacağım çok para lazım!"
"Sakın vermeyin!"
Samet düğün lafının üzerine orta yere atlayınca herkes olduğu yerde sıçradı. Giray şimdiye kadar sessizliğini koruyan babacığına göz kırparak öpücük attı.
"Bakıyorum da düğün kelimesini duyunca hemen antenlerinizi açtınız. Ayrıca babacığım sanırsınız emekli memursunuz. Holding sahibisiniz holding! Elinizi bu kadar korkak alıştırmayın, iyi çalışın!"
"Göstereyim istersen neremin ne kadar iyi çalıştığını!"
Giray'ın adamın sinirini daha fazla nasıl hoplatırım diye düşünmesine gerek yoktu. Ağzından ne çıksa zaten sinir bozukluğu yaratıyordu. Tepesinde dikilen Sinan'a kedi gibi sırnaştı.
"Sinan babacığım kalk derse kalkarım. Kalkayım mı babacığım?"
Sinan bir Giray'a baktı sonra karşısında kurbanlık koyun gibi bekleyen adamları süzdü. Sinsice gülümsedi ve ellerini ceplerine sıkıştırdı.
"Kalkma oğlum!"
Ve gol! Giray pası sağlam attı Sinan ağlarla buluşturdu. Sevinç çığlıkları Giray'ın kulaklarında çınlarken genç adam ellerini birbiriyle sıvazlayıp öne doğru uzattı.
"Hadi bakalım gözleri derya Yusuf bey amca, sarı saçlı jön Onur bey amca, Mardin fedaisi Berdan ağam, şeytan Fırat, doktor civanı ve romantik prens Melih! Mezara parayla giriş yapılmıyor. Fazlalıklardan kurtulun!"
Adamların göz bebekleri adeta yerinden fırlayıp Giray'ın ayaklarının dibine tıkır tıkır düştü. İlk kendine gelen Melih, ses desibelinin ayarını tutturamayınca çığlık atarcasına kelimeler dudaklarından döküldü.
"Yuh! Hepimizden mi alacaksın? O sandık ve içindekiler o kadar para etmez!"
"Ne sandın yağuşukluuu? Enflasyon var ben düğünü yapana kadar iner çıkar! Yatırımı sağlam yapmam lazım."
Giray, dumura soktuğu kişilere kısaca bir bakış atarak istifini bozmadan devam etti.
"Ayrıca ekleyeyim, bu işin düğünü var balayı var. Ve benim balayı için bazılarından ne kadar uzaklaşacağımı tahmin edebilirsiniz. Yani uzaklık arttıkça para miktarı da artıyor. Çek senet falanda kabul ederim sıkıntı yok!"
"Seni senet senet döverim çocuk!"
Genç adam sustuğu anda Samet hızla öne doğru atıldı. Yeğenleri adamı zorla tutarken Giray bacak bacak üzerine atıp yaktığı ateşi hiç çekinmeden harlamaya devam etti.
"Nihan'ın sandığına oturduğum vakit sizden paradan daha kıymetli bir şeyi isteyeceğim babacığım şimdiden hazırlayın kendinizi."
Samet gözlerini devirip, "O istediğini maalesef verdiğimi hatırlıyorum!" cevabını verdi.
"Evet verdiniz ama imzaları atamadık henüz!"
"Transfer mi yapıyoruz gerzek herif!"
Emir en son dayanamayıp araya girince Samet ve Giray arasındaki sidik yarışı son buldu. Giray derin bir nefes aldı ve vazgeçmeye niyeti olmadığını bir kez daha belli etti.
"Girişler Türk lirası şeklindedir efem ama Dolar, Euro, altın da olabilir. Hatta Berdan ağacım toprak, han, hamam, konakta kabul ederim!"
Berdan, 'El deliye hasret, ben akıllıya!' der gibi gökyüzüne çevirdi keskin bakışlarını.. "Biraz daha zorlarsan gideceğin yer iki metrelik toprak olacak zaten!"
Adamlar sonunda pes edip pamuk ellerini ceplerine sokuşturup kabarık cüzdanlarını gün yüzüne çıkarttı. Itriler, Yunus Emreler takır takır adamın eline sırayla bırakıldı. Giray paraları toplarken bir yandan Mardin kapısından atlayamadım şarkısını mırıldanıyor bir yandan paraları cebine indiriyordu. Genç adamın yaptığı çingenelik sonunda kızların eşyaları adet gereğince evden çıktı.
Nihan'ın sandığında her ne kadar çingenelik yapmak istese de kotasını doldurduğundan mütevellit adamları zorlamamış sadece Demirden bir maaşı edecek niteliğinde parasını almıştı (!) Sonuçta mahşerin atlılarından biriydi. Bedavaya kardeşlerini verecek hali yoktu!
****
"Sana inanamıyorum Başak!"
Can şuan kesinlikle kendisine sevdiği tarafından hazırlanan bir şakanın içerisindeydi. Birazdan kameraları gösterecek şuraya el salla diyecek diye bekliyordu. Lakin Başak'ın ne şaka yapar hali vardı ne de el salla diyecek gözü! Can nefes dahi alamadığı otobüsün içerisine mekik aracına binmiş gibi korkuyla baktı. Başak ise sanki ömrü hayatında hiç otobüs görmemiş ve de binmemiş sevgilisine gözlerini devirip sessizce homurdandı.
"Yardım edeceksen et etmeyeceksen müsait bir yerde in!"
Can kalabalıkların arasında zorla tutunduğu direğe can simidi edasıyla sarıldı. "Kızım yarın kuzenlerinin kına gecesi eğlencesi var sen ders peşindesin!"
"Farklı işleri aynı zamanlarda yapabilme yeteneğine sahibim Can'ım! Ayrıca bu ödevi yetiştirebilmem şart yoksa mezuniyeti rüyamda görürüm sende beni rüyanda görürsün!"
Okulu bitmiş olmasına rağmen Yüksek Lisansa devam eden Başak okumaktan ne zaman vazgeçeceği bütün aile için merak konusuydu. En çokta zavallı Can içindi bu merak. Yoksa böyle giderse Başak'ın ödevleri, tezleri için girmediği fare deliği bile kalmayacaktı.
"Peki peki ne yapacağız şimdi? Birader sende az öte kaysana yapıştın kaldın!"
Can iki saattir kendisine yaslanan adamı itekleyerek kurtulduğunu sandı. Adam önce geri çekilse de katil şoförün arabayı deli gibi kullanmasından dolayı yine adama yapıştı. Başak Can'ın hallerine dudaklarını ısırıp gülmesini güçlükle bastırdı. Birde dalga geçtiğini anlarsa gerçekten müsait bir yerde ikisi de iniş yapabilirdi. Boğazını temizleyerek sessizce adama mırıldandı.
"İnsanların böyle toplu taşıma araçlarında girdiği psikolojik durumları ve yansıttıkları ruh hallerini gözlemleyeceğiz!"
Can duydukları karşısında gözlerini hayretle açtı. "Kızım bunun için gözlemlemeye ne gerek var? Baksana şuraya on beş kişi oturuyor yüz on beşi ayakta yolculuk ediyor! Ruh hallerinin harika olması beklenemez herhalde!"
Başak bu erkek milletinin neden bu kadar odun olduğunun da araştırmasını yapmak istiyordu. At gözlükleriyle neden bakıyorlardı? Neden görüneni illa göründüğü gibi algılıyorlardı? Bunu da boş vaktinde kesinlikle araştıracaktı! Sakinliğini koruyarak önce cam kenarında ezilip büzülen bir denek bireyi gözüne kestirdi ve Can'a döndü.
"Bak şimdi! Şu ayaktaki genç kız ineceği yeri kaçırmamak için otuz saniyede bir başını kaldırıp bakıyor. Bunalmış durumda. Kendisini izleyen birilerinin olduğunu düşünüyor. Devamlı parmaklarıyla oynuyor ve onlara bakıyor. Utanıyor. Asosyal bir tip. Kalabalık yerlerden hoşlanmadığı kesin bu yüzden girdiği tek kalabalık yer büyük ihtimal otobüsler."
Can sevdiği kızın başından beş tane boynuz çıkmış gibi korkuyla baktı. "Bravo hayatım! 50 kiloluk bir kızdan bunları anlaman dehşet verici bir olay!"
'O canına yandığım gözler nasıl bu kadar açılabiliyor, kurban olduğum Rabbim?' diye düşünen Başak adamın kendisini iğnelemesi sonucunda iyice sinirlendi. "Dalga geçme peki sen ne gördün?"
"Biran önce gideceği yere varıp, indiği yerde şükür namazı kılacak gibi duruyor. Tabi gideceği yere sağ salim iniş yapabilirse!"
Başak adamın verdiği cevaba gözlerini devirmekten kendisini alamadı. Cevap vermeme hakkını kullanarak insanları gözlemlemeye beyninde notlar almaya devam etti. Can ise bu eziyete daha ne kadar katlanabilirdi bilmiyordu. Şoför bir durakta daha durduğunda artık patlama noktasına geldi.
"Kaptan! Daha nereye binecek bu insanlar? Araban iki üç katlı da biz mi göremiyoruz?"
Can'ın bağırması üzerine Başak sus dercesine adamın kolunu sıktı fakat genç adamın susmaya hiç mi hiç niyeti yoktu. Şoför kendisine bağırılınca durduğu aracı tekrar harekete geçirdi.
"Boşlukları dolduralım abicim hadi sokakta mı kalsın insanlar?"
"Ne boşluğundan bahsediyorsun birader? İki kişi indiriyorsun yirmi ikisini geri alıyorsun. Matematik probleminde yok böylesi! İçerdeki şu milletin haline bak! Fanusun içine sıkıştırılmış japon balığı gibiyiz!"
"Amma laf ettin be abi hala yer var görüyorum ben aynadan!"
"Paralel evrendeki yansımayı görüyorsundur sen! Nefes sahamız bile yok oldu şuan! Şu arka camla bütünleşen dedeyi görüyor musun? Kesin Kıbrıs harekatından beri yolculuk yapıyor farkında değilsin! Özel harekat çağırsanız anca kazır adamcağızı!"
Başak yerin içine girip orada kalmayı dilerken Can'a destek çıkan diğer yolcular da şikayetlerini bildirmeye genç adama hak vermeye başladı. Şoför durumu toparlamak amacıyla "Tamam abi kızma yahu! İlerleyelim boşlukları dolduralım evet evet!" diye cevap verip yoluna devam etti.
Can bir yolcu daha alırsa katil şoförü arabadan atmanın hayalini kurmaya başladı. Başak sevgilisinin suratının renkten renge girmesine kıkırdadı. Bunun intikamını kendisinden kesinlikle çıkartacaktı buna adı gibi emindi. Can kendisine kıkırdayan kıza tek kaşını kaldırıp, sorgulayıcı bir bakış atarken telefonu bu sessiz iletişimi bozdu. Can bir eli direkte bir eli kızın belinde zorla ayakta dururken telefonunu nasıl çıkartacağını düşünüyordu. Direkteki elini çekip hızla telefonunu alıp arayana baktı ve hemen yanıtladı.
"Efendim Giray?"
"Nerdesin lan taze damat?"
Genç adam, karşısındaki adamın neşeli sesine tezat homurtuyla, "Otobüste!" dedi.
"Aa iflas mı ettiniz?"
"Dalga geçme oğlum! Başak hanımın ödevi varmış beni de sürprizim var diye kandırdı meğer sürprizi koloni halinde altlı üstlü vakit geçirmekmiş!"
Giray, aldığı cevaba kısa bir kahkaha attı. "Onlara dostluğu öğret dünyalı dostum!"
"Bu sıkışıklıkta onlara öğretebileceğim tek şey.. Neyse devamını özelden yazarım!"
Giray cümlenin devamını duymak istemiyordu. Konuyu uzatmadan "Her neyse sana dediğim işi naptın emmioğlu?" diye sordu. Aldığı yanıtla ise bir kahkaha daha savurdu.
"Hallettim deyzemoğlu!"
"Ulan Ankara bebesi gibi olduk ya la!"
Can sinirinden gülümsemeye başladı. Bu aileyle karşılaştığından beri normallikten oldukça uzaklaşmıştı. Hatta Ahmet bey amcasıyla ilk tanıştıklarında 'Biz anormal bir aileyiz evlat dert etme!' dediği zaman adamın ne demek istediğini anlayamamıştı. Tabi bu anlamsızlık o kadar kısa sürmüştü ki şuan çok net anlıyordu! Kendisinden yanıt bekleyen adamı hatırlayınca derin bir nefes alıp devam etti.
"Hepsi sizin yüzünüzden! Hayatıma girdiğinizden beri ben ben değilim!"
"Artistik yapma alırım façanı aşağıya!"
Giray atarlanmaya başlayınca Can geri vites moduna geçiş yaptı. İkili bu eziyete daha fazla katlanmamak adına çok uzatmadan konuşmayı sonlandırdı. Tabi bu konuşmadan nasibini alan Başak merakla adama sorgulayıcı bir bakış attı.
"Siz yine ne işler peşindesiniz?"
Can aslında Başaktan bir şey saklamamaya yemin etmişti ama bugün kendisine yaptığı sürprizin intikamını bir şekilde almalıydı. Bu yolda hatununu meraktan çatlatmaktan geçecekti. Kıza yaklaşıp saçlarına dudaklarını bastırıp usulca fısıldadı.
"Sürpriz hayatım, sürpriz!"
****
Kına organizasyonu Aslan malikanesinin devasa bahçesinde hazırlanmıştı. Bahçenin büyük bir kısmına bayanlar için yerler hazırlanırken, hanımları bir saniye bile ayrı bırakmamaya özen gösteren beyler kendileri içinde ufak bir yer ayarlatmışlardı.
Gelinlerin oturacakları tahtlar dizi dizi koyulmuş tüllerle güzelce süslenmişti. Hazır tuttukları çalgı çengi kısmı için ayrı bir platform kurulmuş bayanları görmeyecek şekilde dizayn edilmişti. Adamlar kayıttan çalın istediğiniz kadar göbek atın deseler de bayanlar canlı müzik olacak diye ısrar etmişlerdi. Sonuç olarak kadınların baskın gücü bir kez daha galip gelmişti. Sinan buna olur verse de böyle dekorla adamları gayet güzel gizleyebilmişti.
"Sendeki şu kıskançlık bünyene ağırlık yapmıyor mu?"
Ahmet adamın kıskançlığına gözlerini kısıp alayla gülümsedi. Kadınlar görülmesin diye yaptırdığı platform neredeyse Troposfer'e değecekti! Sinan kendisine gevrek gevrek gülen Ahmet'e sinirli bir bakış attı.
"Sendeki bu hafiflik bünyende eksiklik yaratmıyor mu?"
Adamlar arasında bir 'ooo!' nidaları yükselince Ahmet "Kes lan! Nerem hafif benim?" diye Sinan'a diklendi.
"Kılıbık koca olma yolunda ilerleme demiştim sana yıllar, yıllar evvel hatırlıyor musun?"
"Birader keşke Narinde bizimkinin çenesine sahip olsa anlardın belki!"
Ahmet acıyla başını sağa sola sallarken evin iç kısmından "Ahmetttttt?" diye Sevim'in cırlamaya yakın sesini duydu. Olduğu yerde sıçrayan adam 'Bu kadının kesin alıcıları var adı anıldıkça hissediyor!' diye düşündü. Erkekliğe bok sürdürmeyen adam karısının sesiyle hazırola geçti ve oturduğu yerden hızla kalktı.
"Geliyorum bebeğim!"
Ahmet'in peşinden kahkaha atan Yusuf, Sinan ve Onur üçlüsü sohbetine devam ederken Sinan, Yusuf'un düşünceli haline merakla baktı. "Ne düşünüyorsun?"
"Yıllar evvel senin adını duyduğumda nefesini kesmek için en hain planları yapan ben, bugün dünürlüğümüzün ilk aşamasını kutluyorum!"
Sinan, Yusuf'un lafına hızla geçmişe sürüklendi. Evet tanışmaları pek iyi değildi lakin sonunda sağlam bir dostlukları olmuştu. Şükretti adam içinden. Onlardan başka ailesi mi vardı? Duygusal bağı kırmak için adamın kolunu kendi koluyla dürtüp "Kabul et Yusuf, benden hep hoşlanmıştın!" dedi.
"Evet aşkından prangalar eskittim!"
Yusuf, adama göz kırpıp yerine sinerken arkasından birden cırlayan Sametle aklı bir taraflarına kaçtı.
"Demek beni aldattığın adam Sinandı! Aman Allah'ım bu gerçekle nasıl yaşarım?"
Samet bütün enerjikliğiyle ortama dalıp, adamların yanındaki yerini aldı. Yusuf'un yanağından makas alan Samet, Onur'a uzaktan bir öpücük attı. Sinan'a sadece sırıtmakla yetinen adam tekrar Yusuf'una çevirdi bakışlarını...
Yusuf, bu akşam sinirlenmemeye yemin ettiği için gayet sevecenlikle "Sen benim ilk göz ağrımsın birader!" cevabını verdi. Samet'in sırıtışı suratında dondu. Gözlerini birkaç kere kırpıştırıp tekrar açtı.
Yusuf aynı Yusuftu!
"Bana küfretmedi! Bana ilk göz ağrımsın dedi! Duydunuz! Şahitsiniz! Bu gece kıyamet koparsa alameti bu cümlelerdir!"
Samet, aptal surat ifadesiyle adamları güldürmeyi her seferinde olduğu gibi yine başarmıştı. Adamlar kendi aralarında sohbete devam ederken gençler kapı ağzında her hangi bir eksiklik olursa diye bekliyordu. Saatin daha erken olduğundan dolayı rahat rahat duruyorlardı. Demir nedensizce başka zaman geçmeyen ama bugündür hızla geçen zamana küfürler ediyordu. Saçma bir kasıntının içine düşüp kalmıştı. Kimseye de bir şey diyemiyordu. Diyemiyordu çünkü kendisiyle bir yıl boyunca dalga geçilecek malzeme vermek istemiyordu.
Giray dostunun omuzlarını arkadan kavrayıp iki yandan sıkmaya başladı. Demir omuzlarının sıkılmasıyla başını iki yana keyifle yatırdı. Giray sanki birazdan ringe çıkıp boks yapacak olan dostuna güzelce masaj yapmaya başladı.
Demir rahatlamanın verdiği hisle birden, "Çok heyecanlıyım!" diye itiraf etti. Sonunda kendisine uzun bir küfür etse bile Giray dalga geçmeden kendisini yanıtlayınca hayretle dostuna baktı.
"Kınayı sana yakmayacaklar kasma kendini!"
Demir şaşırdığını belli edercesine "Valla para isteme donuma kadar aldın!" diye iğneleyince Giray sesli bir şekilde gülümseyip adamın kulağına doğru yanaştı.
"Donunu ben napayım lan onu karın alsın yarın gece.."
Giray ne kadar adamın kulağına yaklaşıp söylense de Cihan'ın radar kulakları hemen algıladı. Sinirle "Birader ayıp oluyor!" diye çıkışınca Giray adama göz kırptı.
"Cihancım istersen yarın gece evlerini bombalatabiliriz! He de yeterli yani."
Demir ani bir hızla adama önünü dönerek yakasına yapışıp burnunun dibine kadar sokuldu. "Seni gebertirim duydun mu beni?"
Giraydı bu! Her şey beklenebilirdi! Acaba yarın gece direk ülkeyi mi terketselerdi? Neden olmasındı?
Giray yakasına yapışan patileri çekip şeytani bir gülüş attı. "Cıks! Yapamazsın bu dünya bensiz çekilmez dostum. Ayrıca seni dayı yapmadan, babacığımı dede yapmadan İstanbul dışına bile çıkmam!"
Demirhan en baba küfürleri sıralamak üzere ağzını açtığı sırada ufak Berat'ın "Amcaaaa!" diyen sesi Giray'ı kurtardı.
"Berat! Koşma oğlum düşeceksin!" Füsun oğlunun peşinden koştururken Berdan bu sahneye mutlulukla baktı. Oğlu resmen amcasını kendisinden daha çok seviyordu.
"Ooo aslan parçası gelmiş." Melih hızla kendisine koşuşturan yeğenini kucağına alıp hoplattı. Uzun saçlarını karıştırıp sıcak bir öpücük bıraktı. Yanına gelen abisiyle yengesine gülümsedi. "Hoş geldin abi, yenge hanım!"
"Hoş bulduk aslanım."
"Ay geç kalmadık dimi? Herif bir türlü işlerini bitiremedi ki çıkalım. Füsun kemerim nerede? Füsun siyah gömleğim nerede? Sanki başka renkte gömleği var! Ay yok kızlara gidip son kez akıl vereyim. Köprüden önceki son çıkıştalar sonuçta!"
Füsun gelir gelmez esip gürlemeye başlayınca adamlar Berdan'a acıyarak baktı. Melih gülmemek için dudaklarını ısırırken kucağındaki ufaklık babasının son nefesini verdirecek lafı etti.
"Annem yine çemkirmeye başladı dimi baba?"
Berdan yalandan öksürük tutmuş gibi öksürüp kadının duymamasını engellemeye çalışsa da Füsun'un gözleri 'ben sana evde sorarım!' diyordu. Adam bakışlarını karısından çekip oğlunu kucağına çekiştirdi. "Berat! Nereden öğreniyorsun oğlum bunları? Ne demek çemkirmek çok ayıp!"
"Geçen sen dedin ya baba! Annen çemkirmeden.." Berdan kucağındaki oğlunun ağzını hızla kapattı. Daha fazla konuşması selameti için pek iyi olmazdı.
"Aman yarabbiiii! Oğluma beni mi kötülüyorsun? Ayol ben nerelere gideyim?!"
Füsun dövünmeye başladığı sırada Giray araya girerek "En iyisi içeri git Füsun abla! Hani eltin avukat sonuçta sana akıl verebilir!" dedi.
Füsun hızla oğlunu alıp tribin alasını kocasına attı. En son 'sana eziyetlerin en kralını evde yapacağım bekle de gör!' diyen dördüncü bakışını atarak gitti. Füsun'un uzaklaşmasıyla adamlar gülmeye başladı. Berdan'a geçmiş olsunlar sıralanırken az önce Demir'in yaptığını bu sefer Berdan yaptı ve Giray'ı burnunun dibine kadar soktu.
"Sana verdiğim paralar burnundan gelsin! Kimden yanasın lan!"
Giray mahşerin bir atlısına atar gider yapamıyordu tabi. "Abi sana da iyilik yaramıyor yengenin çemkirmesinden kurtuldun!" diye durumu toparlasa da Berdan acıyla başını salladı.
"Sen buna kurtulmak mı diyorsun? Füsun bunu unutur mu sanıyorsun?"
"Abi sen ölmüşünde ağlayanın yok!"
Berdan kendisiyle dalga geçen gençlerin ağzına sakız oldu diye küfür methiyelerini sıralamaya başladı. Ama dursunlardı hayat onlar için imzayı attıktan sonra başlayacaktı. O zamanda kendisi böyle gevrek gevrek gülecekti. Kendisine hala gülen adamlara son bir bakış atıp "Kurt kocayınca derler.. Sizi de görcez aslanım sizi de.." diye homurdandı..
Adamlar bahçe kapısının önünde ayak üstü gülüşmeye devam ederken Melih arkasından seslenen tanıdık bir sesle yerine çivilendi. Duyduğu sesle suratında büyük bir sırıtma oluştu. Adamlar sesin geldiği yöne bakınca resmen mutlulukları tavan yaptı. Giray karşılaştığı manzarayla Demir'in omzuna uzun kolunu atıp yaslandı.
"Asıl eğlence şimdi başlıyor birader!"
-Bölüm Sonu-
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro