Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

~Affet!~

Merhaba..
Bu bölümü kareli battaniyem elimde ıhlamurum etrafimda pecete birikintilerimle yazmis bulunuyorum. Evet anlasildigi uzere grip oldum.Bu halimle size yine 4100 kelimelik bölüm yazdim.O yuzden kotrol ettim ama atladgim hatalar varsa simdiden ozur diliyorum.

Gelelim can sıkan meseleye..
Hikayemde 20den fazla karaktere can veriyorum hepsinin hayatina deginiyorum.Bazen aglatip bazen gulduruyorum.Bu zamana kadar gerek ilk hikayemde olsun gerek bunda olsun olumsuz hicbir yorum almadim.Zaten alsam bu ise hic bulasmazdim.Mukemmel yazmiyor olabilirim kendimi gelistiryorum. Kurgum basit kacabilir her bolumde farkli olaylar uzerine gidiyorum.Sirf size daha iyisini sunabilmek icin kendimi paraliyorum karsiliginda sizden sadece ufacik yildiza basmanizi istiyorum.Emegime karsilik istiyorum! Bir bolumu goren 100 kisiye sesleniyorum emegime sessiz kalmayin bende İNSANIM..

Yanimda olan dostlarima destegini esirgemeyen okurlarima tesekkur ediyor ve bu bolumu onlara hediye ediyorum..
Keyifli okumalar..

Mutlu başladıkları gece biranda kabusa dönüşünce kimse ne yapacağını bilemez halde bekliyordu.Melihin gitmesinin ardından gençler peşinden gitmek isteseler de Melihin gelmeyin peşimden demesi üzerine elleri bağlanmıştı.

Onur bahçede “Nasıl yaptım bunu?” diye baktığı boşluktan gözünü ayırmadan bakarken Samet arkadaşının önünde eğilerek dizlerine ellerini koydu.

“Onur yapma kardeşim. Sinirliydin. Fırat cahillik etmiş onunda hissettiklerini anlamak lazım. Gülsümün sorunları olduğunu bilemezdi.Diğer çocukların bilmesi üzerine daha da sinirlenmiş baksana.”

“Diğerleri de öğrenmeyecekti Samet!Çocuklarımız zamanında bizim konuşmalarımızı dinlemeseydi öğrenmeyeceklerdi. Bilerek söylemedik ki!Fırat’ın böyle bir olaya ihtimal vermesine inanamıyorum!”

“Olan oldu al Fıratı karşına gerçekleri anlat.Başından bilmesi gereken her şeyi anlat.”

Onur başını sallayarak yavaşça kalkıp eve doğru yürüdü.Salona geçtiğinde bütün yeğenlerinin Fıratla konuşmasını gördüğünde tok tuttuğu sesiyle oğluna seslendi.

“Odama gel!” Fırat babasının öfkeli suratıyla karşılaştığında korkusuzca başını sallayıp usulca takip ederek çalışma odasından içeriye adımını attı.Onur camın önündeki deri koltuğuna yerleştiğinde aldığı nefesi sıkıntıyla geri verdi..

“Annen benimle evlenmemek için zamanında çok direndi.Bunun sebebini hep kendimde aradım. Süründürmeyi her zaman seven bir kadın bilirsin ve bende yine süründürecek düşüncesiyle hiç vazgeçmeden kapısında resmen köpek oldum.Sonunda kabul ettiğinde benden daha mutlu adam yoktu.Zaten ona aşık olduğum günden itibaren ben bende değildim.Ne kadar sorumsuz hareketlerim varsa onun yerini romantik kadınına bağlı aşk adamı almıştı. Evlendikten aylar sonra Yarenin hamile olduğunu öğrendik. O kadar mutluydu ki o gece uyumadan hep ağladı.Ben onunda anne olmak istediğini düşündüğüm için isterse çocuk sahibi olabileceğimizi söyledim.Bunun üzerine daha çok ağlamaya başladı ve bana anne olma şansının çok az olduğunu söyledi.Benden habersiz tedavi olduğunu benden gizlediğini onu istemeyeceğimi düşündüğü için kendince böyle bir karar aldığını anlattı.O an ne hissedeceğimi bilemedim.Baba olmayı herkes gibi bende istiyordum ama Rabbim nasip etmezse kaderime de karşı koyacak halim yoktu.Çalıştığı yetimhanedeki çocuklara annelik yaparak bu hasretini dindiriyordu. Bende öyle.Onun sayesinde bir sürü çocuğa umut olmuştuk.Ama içlerinden birine annen fazlasıyla bağlıydı.Sanki öz annesi gibiydi.Yanından ayrılmakta o kadar zorluk çekiyordu ki.Geceleri yanımdan kalkıp üşenmeden yetimhaneye gidip onun başında uyuyordu."

Onur yanından geceleri kaçıp giden karısını hatırladıkça gülümsemesine engel olamamıştı..

"Melih..Daha bir günlükken çöpe terk edilmişti abin oğlum.Annen ve nice kadın çocuk sahibi olmak için can verirken abinin öz ailesi onu terk edip gitmişlerdi.Belki de bundan dolayıydı annenin ona bağlanışı.Koruyucu aileliğini üstlendik.Hafta sonları evimizde kalmaya başladı.Bize anne baba diyordu ve biz bunu asla yadırgamadık.Gerekli işlemlerin dolmasını beklerken annen hiç şüphesiz beklemediği müjdeli haberi aldı ve tedaviye yanıt verdiğini ve sana hamile olduğunu öğrendi.İnan Fırat dünya üzerinde böyle mutluluk olabileceğini düşünmemiştim.Genç yaşımda iki çocuk babası olmanın gururunu iliklerime kadar hissetmiştim.Abin nüfusumuza geçtiğinde sen yeni doğmuştun ve asla onu almaktan vazgeçme düşüncesini bile yaşamamıştık.Ne olursa olsun üveylik söz konusu dahi olmayacak kimse bilmeyecek demiştik.Zaman geçtikçe aklınız başınıza geldiğinde amcanlar ve teyzenlerle ileriki yaşında söyleyip söylememenin kararını konuşurken yaramaz kuzenlerin kulak misafiri olmuşlar ve Melihe evlatlık ne demek diye sormuşlar.Melih büyük olduğu için durumu anlatmış ve senin bilmediğini söylemiş.Onların öğrenmesi de böyle oldu.Ne ben ne annen ne amcaların teyzelerin kuzenlerin hiçbiri Melihi ayrı olarak görmedi.Siz ikinizde bizim evlatlarımızsınız.Asla sevgimizi ayrı tutmadık.Özlük üveylik olarak algılandırmadık.Sen benim nasıl oğlumsan abinde benim oğlum. Keşke bunları planlayıp yapana kadar karşıma gelip gerçekleri sorsaydın.Bu konuda sana olan kırgınlığım elbet geçecek ama abinin kalbinde açtığın yara geçer mi bilemiyorum!”

Fırat kendisini öldürme arzusu içinde yanıp tutuşuyordu.Nasıl böyle bir bencillik edebilmişti bilmiyordu.Bütün ailesini yakıp yıkmıştı.Babasının gözlerine bakıp kızarmış gözleriyle bir damla yaşın akmasına müsaade ederek “Özür dilerim.Affet baba!” dediğinde Onur oğluna sarılarak içindeki acıyan yarasına tuz basmak zorunda kalmıştı.Affetmese ne olacaktı ki? Bir baba evlatlarının üzülmesine sessiz kalabilir miydi?

“Abini bul ve onu eve getir aslanım.Asıl onun affına ihtiyacımız var!”

“Bulacağım baba merak etme.”

********* ********** ************
Sedanın  akıtacak göz yaşı kalmamıştı artık.Melihin ona son bakışlarını hatırladıkça içi paramparça oluyordu.Canı yandığını hissettiğinde kalbinin orta yerinde hissetmişti aynı acıyı.. Kalpleri birken o acıyı hissetmemesi imkansızdı zaten..

Demirhan kulağındaki telefonu sessizce dinlemiş hiçbir şey demeden kapatmıştı.Meraklı gözlere dönerek “Tepeye gitmemiş.” dediğinde Barış telefonunu ceketinin cebine atıp “Açmıyor.” dedi.

Seda Melihin gidebileceği yerlerin hesabını yaparken aklına gelenle yerinden fırladı.Sedayı gören kuzenleri ne oldu dercesine baktıklarında “Nerede olduğunu biliyorum!” diyerek kapıya doğru hızla yürüdü.

Barış Sedanın kolundan tutup engel olduğunda Seda bir koluna bir Barışa baktı.

“Yalnız kalmak istediğini söyledi. Bırak içindeki hesaplaşmayı yapsın!”

“Hayır anlamıyorsun yalnız kalırsa daha da üzülecek.Şuan sağlıklı düşünemiyor Barış!”

“Seda haklı.Bırak gitsin Barış.Ona şuan neyin iyi geleceğini hepimiz biliyoruz!” Emir Barışa bakarken diğerleri de Emirin dediklerini katılmış başlarıyla onaylamışlardı.

“Emin misin nerede olabilir?” Gülüm arkadaşına umutla baktığında Seda kendinde emin olarak arkadaşına gülümsedi..

“Ait olduğunu sandığı yerde!”

****** ****** ******* *****
Oturduğu banktan karşısındaki koca yaşlı ağaca bakıp hayatını düşünen Melih yanındaki kıpırtıyla kafasını çevirdi.

“Al bakalım delikanlı.İçin ısınır.” Yetimhanenin bekçisi Hikmet dayının uzattığı bardağı ellerinin arasına alıp “Eyvallah dayı.Kusura bakma sana da zahmet verdim!” diyerek mahcupça çayından bir yudum alarak arkasına yaslandı.

“Afiyet olsun evlat olur mu öyle şey.Derdin vardır belli ama unutma her şeyi veren Allahtır.Neleri var dünyada Allah beterinden korusun.”

“Öyle dayı.Eksik olma.”

Nöbetçi kulübesinden gecenin sessizliğine dolan şarkıya kulak verdi..Üstadın sazından dökülen her bir sese içinin sızıyla eşlik etmeye başladı..Herkesin sahip olmak istediği imrenilecek bir çocukluk yaşamıştı.Evet öz ailesi tarafından terk edilmiş olabilirdi. Hayata mağlup durumda başlamış olabilirdi.Fakat ona sunulan imkanlar sayesinde tanımadığı öz ailesinden bile fazla değer veren onu seven kocaman bir aileye sahip olmuştu.

Melih kızgın değildi.Belki biraz kırgınlığı vardı.Yine de kıyamıyordu ne ona ilk kez el kaldırmış olan babasına ne de arkasından iş çeviren kardeşine..

Fırat haklıydı.O aklı başına erecek olgunluğa ulaştığında ailesine güzellikle durumu izah etmişti. Bilmek onunda hakkı yarın bir gün başkalarından duyarsa kırılır demişti.Gel gör ki ailesi karşı çıkmış siz kardeşsiniz ötesi berisi yok diyerek kestirip atmışlardı. Ötesini berisini bugün fazlasıyla hep birlikte öğrenmişlerdi.

Düzeleceklerdi.Melih kinci biri değildi.Kin tutacak bir olayda yoktu.Herkesin sinirleri gergindi. Babasının şuan ne durumda olduğunu nasıl üzüldüğünü adı gibi biliyordu.Hele annesinin onun ardından gitme deyişi hala kulağındaydı.Kardeşinin o pişman bakışları ezilmiş ruhunu daha da çıkmaz sokaklara sürüklüyordu..

Ya Sedanın acıyan bakışları.. Sessizce kendisi için döktüğü göz yaşları..
Göz göze geldiklerindeki o sessiz haykırışları..

Gözlerini kapatıp derince bir nefes alıp verdi genç adam.İçinin acıyan yanına inat her zaman güçlü duran yanını ortaya çıkarmaya çalıştı.

O Melih Aksoydu!Gerçek soyadını dahi bilmeyen bütün olumsuzluklara göğüs geren dile gelmeyen bir sevdaya ömür veren Melih Aksoydu!

Hala gözleri kapalı şekilde kulübeden usulca gecenin sessizliğinde kulağına dolan ezgilerin sesini dinlerken burnuna dolan kokuyla içi ürperdi.Nerede olsa tanırdı bu kokuyu.Gözlerini açmaya korkan Melih açarsa hayal olduğunu sanıp üzülmekten yıkılmaktan korktu.Birbirine sımsıkı bastırdığı gözlerini sonsuza kadar yumup ölümün gelmesini beklemeye başladı.Çünkü bundan daha güzel bir uğurlama olamazdı..
Sevdiğinin kokusu burnuna dolarken başka isteyebileceği hiçbir şeyi yoktu..

Seda arabasını caddeye bırakıp hızlı adımlarla yetimhanenin parmaklıklarla çevrilmiş bahçesine başını uzatıp baktığında bankların birinde oturmuş Melihi gördü.Tahminlerinde yanılmamıştı.Onu burada bulacağını biliyordu.Suratındaki rahatlama ifadesiyle kapıya yöneldi.

Hikmet dayı dedikleri adam yıllardır yetimhanenin bekçiliğini yaptığı için geleni gideni iyi bilirdi.Gülsüm hanımın sayesinde tanıdığı bu güzel evlatlar sık sık gelir çocuklarla vakitler geçirirlerdi.Melih gibi şanslı olmayan nice çocuklara umut olmaya çalışırlardı.

Sessizce “Hoş geldin güzel kızım. Bizim delikanlıyı niye üzdün bu kadar?” dediğinde Seda hafif tebessüm etti.

“Gönlünü almaya geldim Hikmet amca.Müsaade var mı?” dediğinde yaşlı adam sevecenlikle gülümsedi. Eliyle bahçe kısmına doğru geçmesi için işaret verdi.Seda yavaş adımlarla Melihin arkasından dolanarak yanına doğru yaklaştı. Korkutmak istemiyordu lakin geldiğini de fark etmemişti ki gözleri kapalı öylece duruyordu.
Korkutmamak adına sessizce Melihin yanındaki yerini aldı.Gözlerini açıp onu fark etmesini beklemekten başka çaresi yoktu.

Gece serinliği etkisini göstermiş evden alelacele çıktığı için üzerindeki ince elbiseyle çıkmıştı. Kıpır kıpır yerinde dururken ellerini dudaklarına götürerek sıcak nefesiyle ısıtmaya çalışıyordu. "Bu adam uyudu mu acaba? Dürtsem mi?" diye homurdanırken Melihin az önceki mutsuz halinin yerini gülme istediği almıştı.Gözlerini açmasa da yanında kıpırdanıp huysuzlandığını her halinden anlayan Melih nazlı çiçeğini daha fazla kandırmaya gönlü el vermedi.

“Seda kıpır kıpırsın.İnsanı ağız tadıyla depresyona sokmadın!”

“Ayyy!!” diye yerinden sıçrayan Seda sinirle “Madem anladın geldiğimi 10 dakikadır ne ses etmiyorsun be adam? Dondum burada!”

“İncecik elbiseyi giyerken aklın neredeydi?” yandan bakışıyla kızın üzerindekileri süzerken bu akşamın böyle biteceğini hesaba katmamıştı.Oysa ne kadar çok beğenmişti kıyafetini..

“Gecenin bir vakti dışarıda avcılık yapacağım aklıma gelmemişti.Özür dilerim bir dahakine daha tedbirli olurum!”

Kendisine trip atan kızı biran içine sokası gelmişti ki merak ettiği soruyu sordu.

“Nasıl buldun beni”

“Cevap vermeme hakkımı kullanıyorum.Kızgınım sana.”

“Kızgınsın bana? Pardon da seni kızdıracak ne yaptım?”

“Korkuttun beni!O sinirle çıkıp gittin.Kimseyi istemedin. Telefonlarımızı açmadın.Başına gelebilecek şeyleri düşündükçe ne hale geldim biliyor musun?”

Sedanın gözleri ateş saçarken Melih duyduğu cevabın etkisiyle yüreği bayram yerine dönmüştü.
Tek kaşını kaldırıp “Ne hale geldin?”diye üzerine basa basa sordu.

Seda kırdığı potun utançlığıyla bakışlarını kaçırıp “Geldik! Yani hepimiz merak ettik korktuk!” derken Melihin sinsi gülüşlerini görmemeye çalışıyordu.Oturduğu yerden bedenini Sedaya çevirip ellerini iki yana açtı. “Pekala.Affettirmek için yapabileceğim bir şey var mı?”

“Hı hı.Melih dondum ısıt beni!”

Seda masumca dile getirdiği isteği içinde hiçbir fesatlık barındırmamıştı.Gayet içtenlikle söylemişti.Çünkü dişleri birbirine vurma aşamasına gelmişti.Melih ise yanıyordu.Ne gecenin ayazından etkilenmişti ne yediği tokatın acısından.Hepsi buhar olup uçmuş kulaklarında sadece Sedanın "ısıt beni" sesi çınlıyordu. Kafasında gayet ısınma şekilleri beliren Melih kendisine hala masumca bakan kızın varlığıyla silkelinip kendisine geldiğinde boğazını temizleyerek “Gel buraya” dedi.

Seda fırsattan istifade hayran olduğu kokuyu iliklerine kadar hissederken başını iyice adamın göğsüne sakladı.Melih sıcaklığını sevdiğine aktarma yolunda son nefesini vermek üzereydi.En son kendisi hastayken Sedanın uyur halinden yararlanıp sarılıp kızın kendisine has kokusunu içine çekme onu hissetme şansı bulmuştu.Bu akşam yaşadığı şeylere neredeyse sevinecekti.Seda dayadığı göğsün altında pır pır atan kalbin hızlı atış sesini duydukça gülesi gelmişti.

“Kalp krizi geçirmeni istemiyorum Melih!” diye fısıldadı.Genç adam titrek sesiyle “Oysa ki ben  öldüğümü düşünüyordum!” diye cevap verdiğinde Sedanın ruhu kır bahçelerinde koşmaya başlamıştı..

Aldığı her solukta vücudunun hareketlenmesini kontrol etmekte zorluk çekiyordu.Seda konuşmak için bu akşamı beklemişti fakat işler istediği gibi ilerlememişti. Aslında şuan tam zamanıydı.Yeteri cesareti kendisinde bulunduğunda hafifçe geri çekildi.Melih vücudundan ayrılan bedenin yokluğunu saniyesinde hissetmiş alev alev yanan bedeni anında buz kesmişti.

“Melih? Ben bir şey konuşmak istiyorum ama bu durumda uygun düşer mi bilemiyorum!”  karşısında bakışlarını kendisinden kaçıran kızı meraklı gözlerle izlerken konuyu az çok tahmin edebiliyordu.Onunda soracak çok şeyi vardı bir türlü zamanını ayarlayamadığı için hep yarım kalmıştı.

“Seni dinliyorum.” dediğinde Seda heyecanla konuya nereden girsem diye düşünüyordu.Bir çırpıda bize şans ver seni seviyorum dese bu sefer cidden kalpten gidebilir korkusuyla Melihin gözlerine bakarken telefonun çıs çıs çalan sesine lanet etti.Arayan babasıydı. Açmasa ortalığı ayağa kaldırabilirdi.Özür dileyerek açtığı telefonu kulağına götürdüğünde babasının verdiği haberle oturduğu yerden hızla kalktı.Melih kızın telaşlı halinden bir şeyler olduğunu anlamıştı.

“Tamam baba geliyoruz.” Telefonu kapatıp Melihe döndüğünde Melih anlamış gibi “Babam mı?” diye sordu.

“Sakin ol iyiymiş.Sanırım üzüntüden kalbinde hafif sıkışma oluşmuş.Yakup Efe ne olur olmaz diye hastaneye götürmek için ikna etmiş.”

“Hepsi benim suçum!” diye sinirle arabasına doğru yürürken Seda adamın koşar adımlarına yetişmeye çalışıyordu.

“Melih sakin olur musun? Kimsenin suçu yok! Hem iyiymiş gerçekten.” Arabasının kapısını açan Melih tam binerken Seda eliyle Melihin koluna yapıştı.

“Bu halde kullanmana izin veremem.Lütfen benim sürmeme izin ver!” ciddi bakışlarını Melihin kızarmış gözlerinden ayırmadan baktı.Melih yan koltuğa geçtiğinde Seda hafif tebessüm ederek arabaya binip çalıştırdı.

********** ********** ***********
“Teyze yedin bitirdin kendini valla abim iyi dedi duymadın mı?Üzüntüden kendisini sıkmış onun için öyle olmuş.Tedbir amaçlı muayene ediyor işte.”

İmran Gülsümün yanında kadının dağılmış halini düzeltmeye çalışırken Gülsüm hem oğullarının haline hem kocasının düştüğü hale ağlayıp duruyordu.Fırat sessizce koridorda duvar dibine çökmüş vicdan azabıyla baş başa kalmıştı. Düşüncesiz biri gibi bencilce hareket etmişti.Öfkesinin kurbanı olmuştu.Yaptıklarıyla resmen ailesini dağıtmıştı.Daha ne kadar kızabilirdi kendisine bilmiyordu.
Melih telaşla hastaneye girdiğinde sandalyede ağlamaktan dağılmış annesini görmesiyle koşarak kadının önüne gidip diz çöktü.

Gülsüm Melihi karşısında görmesiyle ağlaması artmış can simidi gibi sarılmıştı oğluna.. Özürler dileyip birbirlerini öpüyordu anne oğul..

“Annem ağlama bak ben kızmadım kırgında değilim.Ne babama ne sana ne Fırata.. Siz benim canımdan ötesiniz.Üzülme babamda iyiymiş.”

“Benim yüzümden oldu.Sana vurduğu için sinirle boşancam senden dedim.Zaten üzgündü hepten üzdüm.”

Melih annesinin çocuklar gibi burnunu çekip kesik kesik hem ağlayıp hem konuşmaya çalışmasına güldü.

“Kız ne boşanması bu yaştan sonra?Torun torba sahibi olacak yaşa geldiniz çok ayıp çok!” yalandan sinirli tuttuğu sesiyle dalga geçerken az da olsa annesini gülümsetmeyi başarmıştı.

“Zevzek sende! Hem ne boşancam daha çok kahrımı çekecek sarı kafa!”

“Senden gelen başım gözüm üstüne kadınım!” arkalarından gelen Onurun sesiyle ikisi de ayağa kalkmış adamın sağlam şekilde ayakta durabilmesine şükürler ederek sarılmışlardı.

Gülsüm kocasının göğsünde ağlamaya devam ederken Onur karısının ipek saçlarına öpücük bırakıp geri çekildi.Melihe baktığında gözleri dolan adam tam özür dileceği sırada Melih konuşturma fırsatı vermeden babasının heybetli vücuduna sarıldı.

“Özür dileme baba.Ben senden özür beklemiyorum.Sen benim babamsın.Bunu kimse değiştiremez.” Adamın kulağına fısıldarken Onur böyle evlat kazandığı için şükürlerine şükür ekliyordu. “Aslanım!” diye sırtını sıvazlayan adamın gözleri ileride kendilerine mahcup bakışlar atan oğlunu buldu.Babasının kendisinden çekilmesiyle yüzüne baktığında arka tarafına baktığını gördü.Kafasını arkasına çevirdiğinde Fıratın üzgün bakışlarıyla karşılaştığında sanki evlatlık Fıratmış gibi geri planda kalmasına bir abi olarak yüreği sızladı.Kimse böyle olmasını istemezdi.

Usulca yerine mıh gibi çakılmış kardeşinin yanına yaklaştığında Fırat abisinin yüzüne bakamayacak duruma gelmişti.Bakışlarını kaçırıp azar işitecek çocuklar gibi sırasını beklerken abisinin kendisine sarılmasıyla şaşkınlığa uğramıştı.Kollarını kaldırıp abisini sardığında ufacık çocuklar gibi hıçkırarak ağlamaya başladı.

“Affet abi! Nolur affet! Ben yemin ederim bilmiyordum.Neden böyle yaptım bilmiyorum!” Melihin omzunda ağlayıp boğuk çıkan sesiyle özürlerini dile getirirken Melih zorlukla ayakta duruyordu. Kardeşinin ilk kez böyle ağlamasına şahit oluyordu.Yüreği fazlasını kaldırmazdı.Geri çekilip elleriyle Fıratın yüzünü saran genç adam “Bana bak!” dediğinde Fırat “Utanıyorum abi.Yüzüne bakacak yüzüm yok benim! Ne deseniz haklısınız!” dedi.

“Hepimiz hatalıyız Fırat.Suçlu sadece sen değilsin.Bunu biliyoruz. Senden saklamamalıydık.Ne olursa olsun kardeşiz kan bağımızın önemi yok.Ben seni kanımdan canımdan daha çok seviyorum aslanım.” Melihin söylediklerine karşılık tekrar sarılan Fırat her ne kadar abisinin onu affetmiş olsa da o kendini ne zaman affederdi bilmiyordu..

********** ********** *************
Karanlık bir mekanda soluk soluğa kalmış kesilen nefesini düzene sokmaya çalışan genç kız etrafına bakıp nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu.Üzerinde yerlere kadar uzanan beyaz elbisesiyle masallardan çıkmış gibiydi.Ellerini elbisesinin üzerinde gezdirip yumuşaklığını hissediyordu.

Tepesinden aniden vuran ışığa gözlerini kısarak baktı.Etraf ışığın etkisiyle aydınlandığında kocaman bir salonun orta yerinde buluvermişti kendisini..Olduğu yerde hızla etrafında dönerek korkuyla hızlanan kalbinin üzerine sağ elini koydu.Kulağına dolan ayak sesiyle bakışlarını etrafta dolandırırken “Kim var orada?” diye seslendi..

Adım sesleri yakınlaşırken hala sorduğu soruya cevap alamamıştı. Kulağında adım sesleri ve kalbinin hızlı atan sesi haricinde hiçbir şey duymuyordu.Adım sesleri aniden kesildiğinde ilerisinde bir silüet görür gibi oldu.Korkarak adımlarını gördüğü silüete doğru atarken yerinde durup beklemenin daha iyi olacağını düşünse de sanki bacakları beyninden bağımsız hareket ediyordu.

“Gel bana” silüetin sesini kulaklarında duyduğunda vücudunu saran titremeye engel olamadı.Bu sesi yakın zamanlarda duymuştu ama kime ait olduğunu hatırlayamıyordu.Kendisi adım attıkça tepesindeki ışıkta onunla beraber geliyordu.Son adımlarını atarken ışık birden silüetin üzerinde beliriverdi..

“Sen?” genç kız karşısındaki adamı gördüğünde nutku tutulmuştu.
“Seni bekliyordum!” kendisine gülümseyerek bakan adam elini uzattığında genç kız elini uzatıp uzatmama arasında kalmıştı.

“Korkma.Sadece bir adım daha at ve elimi tut.” Genç adamın tekrar sesini duymasıyla bakışlarını elinden çekip adamın yüzüne baktı.Hadi tut dercesine gülümsüyordu.Elini kaldırıp adamın elini tutacakken aniden adının söylenmesiyle boşluğa düştü.Etrafındaki her şey yok olurken kulağının dibinde “Başaaaaakkkk uyansana be kızım!” sesiyle yattığı yataktan sıçradı.

“Tövbe bismillah!Ay annem ne oldu?” Sevim kızının hortlak görmüş gibi haline telaşlanmış dağılan saçlarını kızın suratından çekmeye çalışıyordu.

“Rüya!”Başak etrafına anlamsızca bakarken Sevim boncuk boncuk terlemiş kızının alnını silerken “Rüya mı?” diye sordu.

“Of rüyaymış!” Derince nefes alıp veren Başak nefesini kontrol etmek adına içinden ona kadar saymaya başladı.

“Bebeğim korkutma beni.Ne gördün böyle?”

Annesine söylemeye cesaret edemediği için “Hiç.Gereksiz bir rüyaydı işte.Sen öyle bağırınca korkmuş olmalıyım.”diyip bakışlarını kaçırdı.

“Peki madem öyle olsun.Erken kaldır demiştin.Saat 8 olmak üzere.”

“Tamam anne sağol.”

Annesinin ardından kendini tekrar yatağa bırakan Başak gözlerini tavana dikti. “Buda neydi şimdi?” diye düşünürken geçen günlerde tanıştığı adının Can olduğundan başka bir şeyini bilmediği adamı rüyasında görmesi derinden etkilemişti.

“Neyse.Hayır olsun” diyip yataktan hızla kalkıp bugünün planlarını yapmaya başladı..

******** ********** ********* *
Arkadaşının isteği üzerine gittiği klinikte psikolog servisinde bir süre görev alacak iş prensipleri hakkında kendisini geliştirme fırsatı bulacaktı. Kimsenin torpili olmadan bir yerlere gelme çabasındaydı.Babası çok kez kendi kliniğini açmaya önerse de şiddetle karşı çıkmıştı.Arkadaşı bu konuda destek olmuş özel bir klinikte kendisine iş imkanı sunmuştu.
Bugün de erkenden gitmiş detayları konuşmuş haftanın belirli günlerinde hastalarına destek olmak üzere göreve alınmıştı.

Abisinin hanzoluğunu Zeynepten dinlemiş abisine karşı cephe almıştı.Annesine durumu anlattığında Sevimde oğlunun yaptıklarına çok sinirlenmiş akşamları yemek bile vermemişti. Tabi bu durumdan kocası Ahmette nasibini almıştı.

“Kızımla biz diyetteyiz siz baba oğul hazırlayıp yiyin!” diye rest çekip odalarına çekiliyorlardı. Abisi hatasını anlayıp özür dileyene kadar annesiyle sıkı bir greve girmişlerdi ama yakındır ki abisi de özür dileyecekti.Çünkü Başak uzaktan uzağa davranışlarını gözlemlediği kadarıyla Barış son zamanlarda daha da öfkeli düşünceli bir adama dönüşmüştü.Kabullenmek istemiyordu ama çoktan Zeynep’in ağına takılmıştı..

Girdiği mekanın sahile açılan kapısından geçerek boş bir masaya yerleşti.Eve gitmeden güzel bir tatlı ve kahve içse kendine gelecekti.Siparişlerini verip beklerken kapıdan içeriye rüyalarının kahramanı arkasında kumral bir afetle giriş yaptı.İçine birden öküz oturmuş gibi hisseden Başak sinirle “Aman bana ne oluyorsa!” diye söylenmeye başladı.

Can abisinin batırdığı işleri kısa sürede ele alarak toparlamış kendisinin bile şaşırdığı performansıyla işleri yoluna sokmayı başarmıştı.Açık hesaplarını hızla kapatmış şirketlerine kazandırdığı ihalelerle az da olsa rahatlamıştı.Bu kısa zaman zarfında yurtdışından gelen dostunu bir türlü gezdirme fırsatı bulamamıştı.Toplantı çıkışında arkadaşını kırmamak adına birer kahve sözü vermiş yolunun üzerindeki sevdiği mekana getirmişti.

“Ümit çok özlemiş seni! Dün karımı çabuk geri yolla diye azarlıyordu!” Can gülümseyerek arkadaşına bakarken göz hapsine elindeki menünün ardına gizlenmeye çalışan Başak takıldı.Birden gülme isteğini bastıran Can kızın ne yaptığını anlamaya çalıştı. Kendisini fark ettiği için görünmek istemiyor belli ki  diye kendi kendine konuşurken karşısındaki kadının kendisine bir şeyler anlattığını fark ederek bakışlarını kadına çevirdi.

“Pardon Asuman.Ne demiştin?”

“Nereye daldın diyorum?”

“Bir tanıdığımı gördüm sandım.Boş ver sen beni.Ee Ümit baba olacağını duyunca sevindi mi?”

“Havalara uçtu görmen lazımdı o halini Can.” Genç kadın anlatadursun Can hala Başak’ın saklanma çabalarına gülümsüyordu.

“Esrayla siz?” Can duyduğu isimle kendine gelirken arkadaşının sorusunu aceleyle kapatma isteği duydu.

“Aramızda düşündüğün gibi bir şey olmadı Asuman.Hiçbir zaman aşk sözcükleri söylenmedi.Birbirimize değer verdik.Evet sevdim ama şimdi anlıyorum ona olan duygularım arkadaşlıktan öte değilmiş keza onunda öyle hissettiğini biliyorum.Zaten onun gönlü başkasında.”

Asuman arkadaşından duyduklarıyla şaşırırken daha derine inmemek adına “Her neyse hayırlısı buymuş demek ki!” diyerek kahvesinden bir yudum aldı.İzin isteyerek lavaboya giden arkadaşının gitmesini fırsat bilerek oturduğu yerden kalkıp Başak’ın masasına doğru ilerledi.

Başak tüm saklanma çabalarına rağmen yakalanması üzerine küfürler edip duruyordu.Hep garson yüzündendi."Karar verdiniz mi efendim?" diye yüz kere sormuştu.Bir sürü tatlı çeşidi vardı insan hemen karar veremiyordu ki! Hem beklesindi işi neydi ki?! diye içinden sıralarken göz ucuyla karşı masaya baktığında adamın kendisine doğru geldiğini gördü.Eli ayağı birden birbirine dolanan Başak menüyü burnunun dibine kadar sokmuş yarım saattir okuduğu isimleri yine okuyordu.

“Merhaba!” adamın sesiyle tepki vermemeye özen gösteren Başak adamı duymamış gibi davrandı.Can gülümseyerek sandalyeyi çekip oturduğunda “Bu kadar zor olmasa gerek!” derken kızın elindeki menüyü gösterdi.

Başak masaya bıraktığı menüden bakışlarını çekip adama baktı.
“Pardon tanışıyor muyduk?” Öhh! Başak söylediğine bile inanamazken yaptığı aptallığa lanet ediyordu.

“Evet tanışıyorduk ama belliki  beni unutmuşsun.Can Ilgazoğlu hani geçen gün şirke.."

“Ah! Hatırladım sekreterlere ders veren patron bozuntusuydunuz!”

Can kızın hala kendisine kızgın olmasına gülümseyerek “Evet o konuda  sizden özür dileme fırsatım olmamıştı.O yüzden o gün yaptığım kabalık için özür diliyorum!”

Başak etrafına bir şeyler arıyor gibi baktığında Can’da kızın arayış haline şaşkınca kızın baktığı yerlere bakıyordu.

“Kameralar nerede? Söyleyin el sallayayım!”

Can kızın bu aptal haline kahkahalar atmak istiyordu.Ne değişik bir kızdı bu böyle?

“Başak çok ciddiyim ve olgunlukla hatamı kabul edip özür diliyorum. O sıralar psikolojik bakımdan rahatsızdım.Oldukça agresif anıma denk geldin.Gerçekten öyle bir insan değilimdir.”

Başak adını hala hatırlıyor olmasına nedensizce sevinmişti.Bu mutluluğu belli etmeden ciddi tavrından fire vermeden “Pekala.Bende gösterdiğiniz olgunluğa karşılık özrünüzü kabul ediyorum Can bey! Şimdi müsadeniz olursa tatlımı seçip yemek istiyorum!” dedi.

Genç adam elini tabi anlamında salladığında Başak hızla garsonu çağırıp Dondurmalı sufle söyledi. Can “iki saattir düşündü ve sufle seçti inanılır gibi değil” bıyık altından gülümsüyordu.

Garson sonunda alabildiği siparişin girişini yaparak uzaklaştığında Başak hala kendisine bakan adamı anlamaya çalışıyordu.Rüyası aklına geldiğinde birden ürperdi. Elini kendisine uzatıp korkma tut demişti.Bakışları masanın üzerinde duran ellerine kaydığında tıpkı rüyasındaki gibiydi.Can kızın baktığı yere baktığında ellerine yiyecek gibi bakmasına anlam veremedi.Sufleye benzer bir hali mi var acaba diye düşünmekten alıkoyamamıştı kendisini..

Tatlısı geldiğinde kaşıklayıp yemek istese de adamın hala karşısında konuşmadan kendisine bakmasından rahatsız olmuştu.

“Can bey sanırım tek gelmediniz neden masanıza geri dönmüyorsunuz?” kabaca defolmasını söylesede içten içe gitmemesi için yalvarıyordu.Zaten o kumral afeti merak ediyordu. İzlenimlerine göre gayet samimi pozlar yakalamıştı..

“Çünkü hala sorumun cevabını alamadım?”

“Ne sorusu.Ben soru falan duymadım?” evet gerçekten soru falan duymamıştı.Çünkü o an rüyasındaki ellerle gerçekteki ellerin kıyaslamasını yapıyordu.

“Yemek teklifi etmiştim.Kaba davranışımın telafisi için!”

“Teşekkür ederim ama hiç gerek yok.Özrünüzü dilediniz bende kabul ettim.Fazlasına lüzum yok!” Allahım adamı rüyalarıma sokuyorsun saatler sonra karşıma çıkartıyorsun sonra da yemek teklif ettiriyorsun.Acı bana rabbim!

“Neden?Sipariş seçiminde zorlanırım diye düşünüyorsan söz ben seçerim!”

Başak kendisine gülen adamın yüzüne masadan doğru eğilerek “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz!” diye bağırdı.

İşi iyice inada bindiren Can ukala tavrıyla “Öyle mi yapıyorum?”dedi.

“Asla! Duydunuz mu asla sizinle yemeğe çıkmam! Şimdi suflemle beni baş başa bırakın!”

Kaşığı daldırdığı gibi büyük bir parça alıp ağzına tıkan Başak yaptığına rezil olsa da sinirden bunu fark edecek durumda değildi.Hem özür diliyordu hem kendisiyle dalga geçiyordu.Olacak iş değildi! Dudağının kenarına bulaşan çikolata sosuyla tatlı bir görüntü sunan genç kızın o halini gören Can içinde oluşan duygunun yarattığı etki canını sıkmıştı.Neden yemek teklif ettiğini bile bilmiyordu.Onu bırak şuan bu masaya neden geldiğine dahi anlam veremiyordu.Ama kızın şuan karşısında sinirden kızarmış hele dudağının kenarına bulaşan sosla bir çocuktan bir farkı yoktu. Şuan tek bildiği tek istediği suflenin tadını kızın dudaklarından almaktı...

Alt tarafında hissettiği hareketlenmeyle toparlanan Can elini kızın dudağına uzatarak baş parmağıyla bulaşan sosu temizledi.

Başak adamın yaptığı karşısında nefesini tutmuş neler olduğunu idrak etmeye çalışıyordu.Bütün bedeni adamın dokunuşuyla alev alırken gözlerini dahi kırpmadan adama bakıyordu.

“Asla asla demeyin küçük hanım.O yemek yenecek hem de bu hafta sonu!” Can lafını bitirdiğinde parmağını dudaklarına götürüp bütün seksiliğiyle sosu emerek kıza göz kırptı.

Başak artık bu dünyada değildi.
O parmak..
O ağız..
O sufle
O sos.. Allahım diye içinden veryansınlar eden Başak eriyip bitmişti.Daha fazla dayanamayıp çantasından çıkardığı parayı masayı bırakıp hızlı adımlarla mekanı terk etti.

Ardından büyük bir sırıtışla kızın gidişini izleyen Canı bırakarak az önce yaşadıklarını hazmetmek için yürümeye karar verdi..

************* ************ ****
Barış ofisinde dört dönüyordu. Zeynep’e dediği şey yüzünden kendisini affetmesi için bir yalvarmadığı kalmıştı. Kaç kere konuşmak af dilemek için gittiği kızın kapısından geri dönmüştü sayısını hatırlamıyordu.Hala o değişmesine sebep olan lavuğu sorup soruşturuyordu.Lakin kızın yanına erkek namına kimse yanaşmıyordu.O zaman bu kızın aşık olduğu o herif kimdi? Barış o adamı bulsa bir kaşık suda boğmak için can atıyordu.

Sanki sevgilisiymiş gibi her gün çiçek yolluyor  fakat çiçekleri masasında dahi görmüyordu. Demek ki onca yolladığı çiçekler çöp tenekesini boyluyordu. Demirhan’a gülerken kendisi daha beter duruma düşmüştü.

Zeynep iş konusu dışında ağzını dahi açmıyordu. Yaklaşmıyordu. Gözlerine bakmıyordu.Barış artık çıldırma derecesine gelmişti.O iri gözlerin kendisine tekrar bakmasını istiyordu.Ürkek bakışlı halini kendisiyle konuşurken heyecandan titreyen Zeynep’i geri istiyordu.Bu kıza başından beri aşıktı ona her haliyle hayrandı gel gör ki geri zekalı benliği bunu yeni yeni idrak ediyordu.

“Ben tam bir malım!” sesli sesli kendisine hakaret cümleleri kurarken Zeynep kapı ağzında Barışın dedikleriyle gülümsüyor içinin yağları eriyordu.Kendisine gönderilen bütün çiçekleri zevkle kabul ediyor çaktırmadan saklayıp evine hırsız gibi gizleyerek götürüyordu.

Ettiğini bulacaktı. Basit asistan neymiş gösterecekti.Artık üzülmüyordu.Eskisi gibi kafasına takmıyordu.Sevim teyzesinden de tam destek almıştı sonuçta..Biraz utanmıştı ama kadının kendisine gösterdiği sıcaklığı iliklerine kadar hissetmişti.Evde de oğluna cephe almıştı ki son zamanlarda Barışın öfkesi iyice elle tutulur şekle gelmişti.

“Zeynepppppppppp!!!!”  Barışın kükremesiyle kapı ağzında ödü bir yerlerine kaçan Zeynep baş parmağıyla damağını kaldırıp “Allah’ım sen koru! Hadi Bismillah!” diyerek kapıyı açıp içeri girdi.Sanki cenge gidiyormuş gibi bütün zırhını kuşanan Zeynep Barışın azgın bakışlarının her zaman olduğu gibi uzun bacaklarında dolanmasını fark ettiğinde içi kıpır kıpır olmuştu.

“Buyurun Barış bey!”

Barış yine kendisine mesafeli duran kıza ölümcül bakışlarıyla “Çiçekleri çöpe at diye mi gönderiyorum?”diye sordu.

Zeynep rolüne çok iyi çalıştığı için açık vermeden masumca bakarak
“O çiçekleri siz mi gönderiyordunuz?” dedi.

Barış hızla kalktığında altındaki sandalye yeri boylamıştı.Zeynep'in kolunu tuttuğunda genç kız korkuyla gözlerini sonuna kadar açtı.

“Tabi ki ben gönderiyorum! Başka kim gönderebilir? Sana çiçek gönderebilme cesareti başka kimde var? Neden benim bundan haberim yok? Yoksa değişmene sebep olan o piç mi yolluyor?”

“Lütfen onun hakkında kullandığınız kelimelere dikkat edin.Kendisinin annesi de belli babası da!”

“Bana o pezevengi savunma!!!”  genç kızın kolunu öfkeyle sıkarken Zeynep canının acısından çok düştüğü duruma üzülüyordu.Barış kendini kendisinden kıskanıp küfürler ediyordu.Bu duruma üzülse mi gülüp geçse mi bilemiyordu.Barış kızın kolunu bırakıp ileri geri hareket etmeye başlayarak öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu.

“Barış!” Zeynep artık her şeyi itiraf edip kurtulmak istiyordu.Tam devam edecekken Barış geri dönerek burnunun dibine kadar girdiğinde olanca sesiyle bağırmaya başladı.

“Ne? Ne var Allahın cezası kadın! Aklıma girdin kalbime girdin! Beni yedin bitirdin! Geberiyorum lan! Bak istiyorum! Beni artık gör istiyorum! Çok mu zor? Zeynep çok mu zor o adama verdiğin değeri bana vermen çok mu zor? Cevap versene!!!!”

Zeynep duyduklarının gerçeklikle alakası olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.Adeta soluğu kesilmişti.Yer ayaklarının altında sallanırken içinden rüya olmasın ne olur diye yalvarıyordu.Ağzını açıp konuşma cesaretini bulamıyordu.Konuşsa ne diyecekti onu bile bilemiyordu..

“Susma! Evine geldim her gece kapına kadar çıktım lanet olası elim lanet olası zile basamadı. Aklında o adam varken karşına geçip benim ol diyemedim! Giyindiğin üç beş kıyafet değildi seni bana çeken! Sendin! Kokundu! Gözlerindi! Ürkek bakışlarındı! Çalışkanlığındı! Azmindi! Bir anne gibi kardeşini koruyup kollamandı! Her sabah ellerin titreyerek kahvemi bırakıp yanımdan ayrılışındı! Benim bu öfkeme dayanıp yanımdan biran olsun kaçmayışındı! Beni bırakmayışındı! Ben seni istiyorum ne pahasına olursa olsun! Duydun mu beni? O lavuk her kimse seni hak etmiyor! Senin süsüne püsüne değer veren kişiye adam demem ben!”

“Hak ediyor!” kızın ağzından fısıltı şeklinde çıkan sözleri duyduğunda iki elini saçlarına daldıran genç adam “Allah’ım kafayı yiyeceğim! Hala hak ediyor diyor!” siniriyle gülmeye başladı.

“Sen tam bir geri zekalısın Barış Aksoy! Deminden beri hakaret edip sayıp sövdüğün kişi sensin! Yıllardır beni görmedin diye aptallık ettim çocukluk ettim kardeşinin aklına kandım değiştim!Sadece beni gör istedim! Nitekim öyle de yaptın! Sen üzerimdeki üç beş elbiseye bakarak dilini çözdün! 2 yıldır ağzından tatlı bir kelime duymak için çırpındım.Her sabah keyifle geldiğim iş yerinden her akşam umutsuzluğumla evime gittim! Bakışlarının soğukluğunu ben yaşadım! Dilindeki zehri ben içtim! Şimdi bana başından seni istiyorum diyemezsin! Sen benim sevgimi hak etsen de önce yaptıklarının yaşattıklarının cezasını çekeceksin!”

Zeynep akan göz yaşlarıyla yıllardır içinde biriktirdiği ne varsa tek solukta söylemiş rahatlamıştı.

“O lavuk ben miydim?” Barış attığı kahkahalar yüzünden neredeyse bütün şirket çalışanlarını başına toplayacaktı.Zeynep Barışın artık kafayı yediğini cidden kabul etmişti. Sinirle bütün aşkını itiraf etmişti ve şimdi ne yapacağını bu durumdan nasıl sıyrılacağını bilmiyordu.

“Kes cezamı kabulümdür!”

“Ne?”

“Ceza çekeceksin demedin mi? Nedir söyle?”

Zeynep bu ceza işini hiç düşünmemişti.Öyle sinirle ağzından çıkıvermişti.Şimdi ne demesi gerektiğini bilmiyordu. Gözlerini etrafta dolaştırırken Barış usulca Zeynep’e yaklaşmış yanaklarını avuçlarının arasına almıştı.

“Senin bana vereceğin her şeye razıyım!” derken yavaştan kızın dudaklarına yaklaşıyordu.Zeynep yelkenlerini bu kadar çabuk indirmesi üzerine aklına gelen ne kadar küfür varsa ediyordu.Öpme diyemiyordu.Yıllardır hayal ettiği dudaklar şuan dudaklarının üzerinde canına can katıyordu. Bedenini taşıyan bacakları artık iflas etmişti.Kollarıyla son anda adama tutunarak düşmemesi için güç almaya başladı.Acemi dudaklarını sömüren dudaklar karşısında hareketsiz duruyordu. Tüm bedeni alev gibi yanarken Barış öpüşüne karşılık alamayışının üzüntüsüyle bir süre sonra geri çekildi.Zeynep kendisini kesecek gibi bakan Barışın haline sinsice gülümsedi.

“Cezanı kestim say..”

Topuklarının üzerinde dönerek kapıdan dışarı çıkan Zeynep elini yerinden fırlayacak gibi atan kalbinin üzerine koydu.Bir elini yanan dudaklarına götürdüğünde hala heyecanının verdiği titreme nöbetini yaşıyordu.Aptal gibi sırıtırken içerden Barışın sesini duymasıyla gülmesi daha da arttı..

“Böyle cezaya can kurban can!!!!”

-Bölüm Sonu-




















Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro