Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

~Abant~

^-^ Merhaba Canlarım..

Bazı sağlık sorunları yüzünden, dün aksam yayinlayamadiğm bölüm icin cok özür dilerim..

Bu bölümde herkese ağırlık vermeye çalıstım diger bölümlerden biraz farklı oldu. Hepsi bir arada olunca kimi yazacagımı sasırdim açikcasi :)) Umarım begenirsiniz..

Hikayeme yeni baslayan okurlarima tesekkür ediyorum.. Güzel aileme hoş geldiniz efenimmm :))

Bu arada sonlara dogru sarki paylastim.. Bir karakterim söyleyecek, dinleyin, alkışlayın.. :))

Seviliyorsunuz, Aşk'la kalın..

“Asla olmaz!”

Aile reislerinin ağzından aynı anda çıkan itiraz cümlesi, koca bahçede yankılanmıştı. Gençler, 5 adamdan çıkan sesle, adeta yerlerinden sıçramışlardı. Neden olmasındı ki? Sanki hiç gitmedikleri yerdi?

“Neden olamaz? Her zaman gittiğimiz yer!” Yakup Efe, babasına ve amcalarına bir bakış atarak cevap beklerken, adamlar çok büyük tepki verdiklerinin, henüz farkına varamamışlardı.

“Evet, ama her zaman çiftlerinizle gittiğiniz yer değil!” Yusuf, biraz daha sakin ses tonuyla cümlesini bitirirken Sinan, “Ve de bizsiz!” diye ekledi.

“Hatırlatma ihtiyacı duyarak söylüyorum. Oradan bakıldığında, çocuğa benzer halimiz mi var?”

Barış, ailesinin itiraz etmesine oldukça sinirlenmişti. Hele de kızların yanında, küçücük çocuk muamelesi görmeyi hiç kabullenemezdi. Zeynep, adamın kulağına doğru, “O yüzden izin vermiyorlar zaten, Barış! Anlamıyor musun?” diye fısıldadı.
Barış, yine itiraz edecekti ki, olaya son noktayı koymak yine bayanlara kalmıştı.

Yaren, hevesli çocuklarının asılan suratlarına üzülerek baktı. Tabi ki haklılardı. Gezmek, eğlenmek onlarında haklarıydı. Boğazını temizleyip dikkatleri üzerine çekince, doğallıkla gülümsedi.

“Beyler, abartmayın isterseniz? Aklı başında çocuklarımızın bir günlük tatile çıkmalarına karşı gelecek haliniz yok!”

Yusuf, karısına hayır gözleriyle baktı. “Bizde bir günlüğüne gitmiştik!”

“Ee gittiniz de ne oldu?”

“Ne olacak! 8 kişi gittik, 9 kişi döndük!”

Samet sessizce mırıldanınca, dediklerini yakınında oturanlar duymuştu. Sevim ve Ahmet sinirle kendisini kesip biçecekmiş gibiydi. Hani az daha konuşursan, başını gövdenden ayıracağız der gibi bakıyordu, karı koca..

Samet, efsane çalışan beynini devreye sokarak, hızlıca düşündü. Çaprazında  oğullarının yanında oturan kızına baktı, birde yanındaki sırığa..

"Demir, Emir! Aslan parçalarım, kız kardeşinizi yanındaki azmandan korursanız, ben izin veriyorum! Özellikle pencerelerinde, demir parmaklık olan odaya kilitleyin kendisini!”

Giray, kendisine atılan taşın altında kalmıştı. Bu adam kendisini görmüyordu herhalde, ki ona azman diyordu! Her ne kadar, "Altın gibi damat bulmuş hala şükretmiyor" demek istese de, “İsterseniz, mahzen falan varsa oraya kilitlesinler, daha garanti olur Samet amcacığım!” dedi.

“Çok konuşma eşek sıpası! Oranın camlarına gayet güzel tırmanılabiliyor! Ve sen o duvarlara gözün kapalı tırmanırsın ben sende o ışığı gördüm!”

Ortalık aniden sessizleşince, Yusuf kafasını yavaşça çevirdi.
"Sen çok tırmandın galiba?”

Ve beklediği soru! Samet akıbetini anlamıştı. Anlaşılan bu gecede küfür yemeden rahata ermeyecekti.
“Hatırlatırım, kardeşinden 3 tane boyum kadar evladım var, hala kardeş gibi takıldığımızı mı düşünüyorsun?”

“Eceline susuyorsun!”

“Sen beni bırakta, saat onbir yönündeki manzaraya bak! Senin terminatör damat, masa altından kızının ellerini yedi, bitirdi. Şükür duasını yapacak şimdi!”

Yusuf, dikkatli bakışlarını kızına çevirdi. Sol eli masanın altında , bakışları herifin gözlerinde, fısır fısır konuşuyordu. Birden “İmran?” diye bağırınca genç kızın aklı bi taraflarına kaçtı.

“Efendim baba?”

Yusuf, aceleyle “Su getirir misin?” dedi. Yaren önünde duran su dolu sürahiyi gösterdi, “Masa da var ya hayatım!”

“Ilımış bu! Dolaptan olsun!”

Samet, adamın sırtına iki kere sertçe vurdu, “İç tabi aslanım. Soğuk soğuk iyi gider!"

********* ********** **********
Akşamdan ortak bir nokta belirleyip herkesin orada toplanmasını, arabalara dağılıp öyle gidilmesi için karar vermişlerdi. Olay yerine ilk gelen Melih ve Cihan sohbete tutulmuşlardı.


Cihan bu ailede en çok Melih ile anlaşıyordu. Yaşlarının aynı olmasından ya da Melihin kendisine kan vermesinden dolayımıdır bilinmez Melihe kanı çok fazla kaynamıştı.

Bir süre sonra herkes kendi arabasıyla gelirken, toplandıkları yerde kim kiminle gidecek tartışması yapılıyordu. Melih, hiç uzatmadan Sedayı kolundan tutup yanına çekti. Kalabalığa bakıp göz kırpan Melih, hesap vermesi gereken bir abisi olmadığından dolayı gayet memnundu.

Barış, aynı kuzeni gibi rahat hareketiyle Zeynep’e başıyla yanına gelmesini işaret etti. Zeynep yanında giderken, Zehrayı da peşinden sürüklemeyi ihmal etmedi. Fıratın yanından geçerken bir bakış atan Zeynep, sinsice gülümsedi. Hepsi abi sorunu yaşarken Fırat ve Zehra şüphesiz abla sorunu yaşıyordu. Fırat, yardım çağrısında bulunmak için bir umut Barışa baktı.

Barış, kendisine yardım çağrısında bulunan kuzenine o iş bende dercesine göz kırptı. Kızın kulağına artık ne fısıldadıysa Zeynep, baştan aşağı kızarırken koluyla adamı dürttü. Kardeşinin üzgün suratına bakan genç kız, yavaşça koluna dokunup kendisine bakmasını sağladı. Zehra ablasının yüzüne baktığında, ablası kendisine gülümseyip, “Hadi, git!” dedi. Zehra, sevincinden neredeyse çığlık atacaktı. Ablasının yanağına hızlı bir öpücük bırakan genç kız, aynı hızla Barışın uzun boyuna baktı.
“Eğil, istersen!” dediğinde Barış, baldızının sözüne itaat edip eğildi. Zehra hızla onu da öpüp, “bitanesin! Çok sağ ol!” diye kimse duymadan fısıldadı.

Barış, ileride ayak üstü Seda ile sohbet eden kardeşine baktı. Aradığı adam daha gelmemişti. Dün akşamki yemeğe gelemediği için plandan haberi yoktu. Gece eve döndüklerinde babasıyla, durum hakkında konuşmuştu. Kardeşinin, Can ile olan durumunu ucundan babasına çıtlatmıştı. Sonuçta onlarında bilmeye hakkı vardı. O gün yemekte kendisine kardeşi hakkında çok kesin konuşmuştu. Eğer bu işin oluru varsa gizli saklı olmasını istemezdi. Kardeşinin o günden beri zaten ayakları yere basmıyordu. Ahmet, oğlundan duyduklarıyla, her kız babası gibi hafiften kıskanmıştı. Olaya dahil olan Sevim ise, kocasının itiraz etmesine izin dahi vermemişti. Can’ı kızına yakıştırmıştı. Baba oğul homurdanıp laf yetiştirseler de, Sevim tanıdığı bu iki adamın hakkından gayet iyi gelmişti. Barış annesinin çemkirmesini hatırlayınca gülümsedi. Yanına yaklaşan Başak abisinin boş boş bakıp gülümsemesini merak etmişti.

“Neye gülüyorsun?”

“Aklıma bir şey geldi, önemli değil!”

O sıra karşıdan kendilerine doğru yaklaşan araba boş bir alana park edildi. Başak arabayı hemen tanımıştı. Gideceklerini arayıp haber vermişti ama davet edememişti. Korkuyla abisine baktığında “Ben davet etmedim!” diye alelacele açıklama gereğinde bulundu.

Barış gülümseyerek kardeşine baktı. Yavaştan bu duruma kendisini alıştırıyordu. Gidince mutlaka kendisi gibi abi olan kuzenleriyle oturup bu meseleyi en ince ayrıntısına kadar konuşacaktı!

Can arabadan inerek kalabalığa yaklaştı. Güneş gözlüklerini çıkartıp ilk Barışa elini uzatarak “Günaydın. Geç kalmadım umarım! Trafik vardı biraz!” diyerek açıklamada bulundu.

Barış uzatılan eli makul sertlikte sıkarak “Toparlanıyoruz yavaştan, geç kalmadın!” diyerek hafifçe gülümsedi.

Can diğer erkeklerin elini sıkarken, bayanları başıyla kibarca selamladı. En sona Başak kalınca, kızın şakağına yakın bir yerine kısaca dudaklarını bastırıp “Merhaba” diye fısıldadı.
Başak, bakışlarını abisine çevirdiğinde, diğerleri gibi onun başka bir işle ilgilendiğini görünce rahat bir nefes aldı.

“Merhaba, geleceğini neden haber vermedin?”

Can, kızın kızarmış yanaklarını öpme isteğini zorla bastırıp, “Abin, gece çok geç arayıp haber verdi. Uyumuştun.” diyerek dikkatini dağıtmaya çalıştı.

“Ben, ben seni davet etmek istedim ama” Başak, mahcup bakışlarıyla adama bakınca, genç adam kızın masumluğu karşısında gülümsedi.

“Biliyorum tatlım. Hiç sorun değil, davet etmesi gereken etti zaten. Üzülme, hadi gel.” Can, kızı arabasına doğru yönlendirirken Barışa kafasıyla tekrardan selam verip uzaklaştı.

Yakup Efe, Gülüm ile birlikte arabasına eşyalarını yüklüyordu. İmran, ciğerci kedisi gibi uzaktan uzağa Cihana bakarken, Cihan kızın bu sersem haline gülümsedi. Ne sanıyordu ki? Onu abisiyle göndereceğini mi? ya da korkup izin alacağını falan mı? Çok beklerdi!

Öncelik olarak, tabi ki taviz vermesi gerekiyordu. Sevgili kardeşinin ufak çantasını arabadan çıkartıp, Demire doğru fırlattı. Demir havadan kendisine uçan çantayı zar zor yakalamıştı. Afallayan suratla Cihana baktığında, adamın sert bir şekilde "Dikkatli kullan!" demesine sadece kafasıyla onay verebildi. Cihanın dudakları alayla kıvrıldı ve adımlarını ileride duran arabaya yönlendirdi. Ardında kalan kardeşinin şaşkın bakışları, Demir ve abisi arasında mekik dokuyordu.

Demir, Nihanın yanına yaklaşıp, kulağına doğru eğilerek, "Dün gece rüyasında kabeyi falan mı gördü?" diye fısıldadı. "Yani bu kadar merhamet, bir gecede olacak iş değil!"

Cihan, iki sersem aşığı gerisinde bırakarak, gayet rahat tavrıyla arabaya yaklaştı. İmranın eline uzanıp, kendi uzun parmaklarını, kızın narin parmaklarına kenetledi. Yakup Efeye bakan adam, hiçbir şey yokmuş gibi "İyi yolculuklar, orada görüşürüz!" dedi.

Cihan, o kadar hızlı hareket etmişti ki, Yakup Efe ağzını açıp itiraz bile edememişti. Uzaktan bu sahneyi izleyenler ise Yakup Efenin o bakışlarına sırıtırken, bu durumu fırsat bilen Giray çok pis gaza gelmişti. Şimdi, "Nergis! Gel yanıma, ulayynn!!!" diye bağıracaktı!

"Kayınçolarımmmm!"

Genç adam, en şirin ses tonuyla seslenmiştiki, ikizler birbirine bakıp "işte başlıyoruz!" diye mırıldandılar.
Emir ve Demirin kendisine attığı ölümcül bakışlarına aldırmadan, yanlarına gitmeye devam etti. Kesin Nergisin onunla gitmesine izin vermeyeceklerdi fakat Giray bu duruma hazırlıklıydı. O yüzden planını hazırlamış, sadece zamanın gelmesini bekliyordu. Ve artık zamanı gelmişti!

"Nergis bizimle gelecek!"

Emir, Nergisi hızla kolundan yakaladı. Selinin önüne katıp arabasına doğru sürüklerken, Giray daha hızlı hareket ederek, bir hamlede kızı yanına çekti. Hazırda beklettiği kelepçeyi ani bir atakla bileklerine geçirip, kilitledi. Ne olduğunu anlamayan Nergis, aptala dönmüştü. Durumu anlayan diğer çiftler, kahkaha atmaya başlamışlardı. Yaptığı gösteri resmen takdire şayandı.

Giray, bileğini yukarı kaldırdığında, otomatikman kızında sol kolu havaya kalktı. Genç adam, kelepçeli bileklerini göstererek zafer kazanmışcasına sırıttı.

"Valla o biraz zor Emircim! Artık ben nereye, o oraya!"


“Naptın sen gerizekalı?” Emir sinirle yumruk sallasa da Giray hızla kenara çekilerek yumruktan kurtuldu. Nergiside beraberinde sürükleyince Emir durmak zorunda kalmıştı.

“Eşantiyon gibi düşünün. Nergisi isteyen beni de kabul edecek ama sen ama Demir! Karar verin! Evet, hangi arabaya geçiyoruz?”

Demir, arkadaşına yaklaşıp sinirle soludu. “Ver şu anahtarı!”

“Al!” Cebinden çıkarttığı minik anahtarı Demire gösterip gülümseyerek tam aksi yönüne fırlattı. Minik anahtar daha havada göz hapsinden kaybolmuştu. İleride bulunan çayırlık alana düştüğünü gören bile olmamıştı.

“Lan aptal! Nasıl kullanacaksın arabayı?”

“Birader sen orasını düşünme! Gerekirse ağzımla bile sürerim!”

Demir, inatçı arkadaşına bakıp, deyim yerindeyse kafa göz dalmamak için zor duruyordu. Böyle zevkine bile dövesi geliyordu bu herifi. Omzundan itekleyerek, “Defol git Allahın cezası herif!” diye homurdanınca Giray, esaslı bir kahkaha attı. Zafer gülüşlerinin ardından Nergise bağlı bileğini kaldırıp kızın eline bir öpücük bıraktı.

“Yürü yavrum. İşlem tamamdır!”

Nergis, bu adama ne diyeceğini bilemiyordu. Aklının nasıl çalıştığını gerçekten merak ediyordu. Adamın uzun adımlarına yetişmek için resmen can veriyordu. Kolundan doğru çekiştirilmeye devam ederken, tökezleyince iyice sinirlendi. “Sana inanamıyorum Giray! Ya şimdi bayılacağım!”

“Biliyorum yavrum, bende sana bayılıyorum!”

Arabanın yanına gelince, bir kapıya baktı bir adama.. “Ne olacak şimdi? Böyle Siyam ikizi gibi dolanacak mıyız?”

“Ben şikayetçi değilim bebeğim! Benim sana kalbim kelepçelenmiş, bileklerimde feda olsun!”

Nergis, arabalara yerleşip giden ailesine baktı. En sona ikisi kalmıştı. Yedek anahtarının olduğunu düşündüğü için içi rahat olsa da yine de bu deli adama güven olmazdı. Korkuyla gözlerini açtı. “Umarım yedekte anahtarın vardır. Yoksa gözlerini de bu aşka heba edeceksin!

“Hazinemiz saklı, merak etme!”
Derin bir nefes alan genç kız, artık arabaya oturup yola çıkmak için can atıyordu. Bir heyecanla adama dönüp, “Evet, Nerede bakalım hazinen?” diye sordu. Cevap ise Nergisin hiç beklemediği şekilde geldi!

“Donuma sakladım Nergis. Sok elini al!”

Bahçeyi kızın çığlığı doldururken Giray keyifli bir kahkaha attı. Bu kızla hayatı mükemmelin ötesindeydi. Bu zamana kadar yapmadığı delilikleri sırf Nergis için yapıyordu ve bundan zerre kadar pişman değildi..

************ ************ *******
3 saat kadar sonra araçlar, evin bahçesinden peş peşe girerek park edilecek alana sırayla dizilmişlerdi. Ev ilk alındığı zamandan daha farklıydı. Evin arka tarafındaki arsayı da satın alan aile reisleri, kendi zevklerine göre yeni bir şekle sokmuşlardı. Havuz, voleybol sahası, basketbol sahası ve futbol alanı gibi birçok spor faaliyet alanı inşa ettirmişlerdi. 3 katlı evin içinde de aynı şekilde kullanılmayan büyük odaları bölerek oda sayısını arttırmışlardı. Aile sayıları arttıkça daha ferah ve yaşanılası bir ev olmuştu. İlk defa gelenler evin şahane görüntüsü karşısında hayran kalmışlardı.

Arabadan eşyaları çıkartıp birer birer evin kapısından içeriye girdiler. Saat daha 10 bile olmamıştı. Yavaştan acıkmaya başlayan beyler, kızların mutfağa geçmelerini sabırsızlıkla bekliyorlardı. Evi inceleme işlemi biterken, sıra oda seçimine gelmişti. Akıllardaki tek soru şuan buydu. Kim kiminle aynı odayı paylaşacaktı?

“Odamız hangi katta yavrum?”

Giray sessizce Nergise mırıldanıp, kaş göz yaparak gülümsüyordu. Nergis, birisi duyacak diye korkuyla etrafına bakıp adamın böğrüne hafiften dirsek attı.

“Bi sus be adam! Duyacaklar şimdi, zaten seni dövmeye yer arıyorlar. Rahat dur!”

Anında suratı düşen Giray, çocuklar gibi dudak büzüp omuzlarını düşürdü. “Öyle olsun Nergis hanım! Sonra gece olunca, ararsın ama bulamazsın! Kaslı erkeğim olsaydı beni ısıtsaydı diye soğuk yatağında ağlarsın!”

“Hava 30 derece Giray!”

“Yokluğum zor gelir, üşürsün, dayanamazsın!”

Nergis, hiç oralı olmadan omuz silkerek adamı susturmayı başardı. Daha evlenmeden, dul kalmayı hiç istemezdi. Zaten, geçirecekleri bir günlük tatili kazasız belasız atlatmaktan başka bir isteği yoktu lakin söz konusu Giray ve abileriyse ne olacağını tahmin bile etmek istemiyordu.

Yakup Efe, hiç düşünmeksizin “Karıcım, hadi gel. Odamıza çıkalım!” diyerek nispet yaparcasına kızın kolundan tutup merdivenlerin bulunduğu tarafa yönlendirdi.

“Hayırdır abicim? Nereye böyle?”
İmran, abisine kocaman gözlerini açıp hesap sorma moduna bürünmüştü. Genç adam, sürüklediği kızla durup arkasındaki kalabalığa dönerek, hesap soran kardeşine baktı.

“Kızım, karımla aynı odada kalmak için izin mi alacağım? Bak karım diyorum! Devlet o izni bana çoktan verdi!”

Gülüm, bu adamın açık sözlü haline utanarak, bakışlarını kızlardan kaçırdı. Sessizce, “Kız haklı Yakup Efe! Ben kalmam seninle aynı odada! Düğün yapmadın daha bana!” diye fısıldadı. Genç adam, elinde olmadan “Haydaaa!” diye bağırınca, Gülüm yerinde sıçradı.

“Gülüm, sırtıma atmam gerekirse atarım bak! Düş önüme çıkalım şu odaya. Acıktım zaten kahvaltı yapalım artık!”

Genç kız, herkesin içinde sırtlanma korkusuyla bir çırpıda “İyi tamam.” diyerek korku dolu gözlerle, adamın peşine takılarak yukarı çıktı.

Melih yere bıraktığı çantaları sırtlanıp Sedaya döndü. “Valla bizim hesap vereceğim bir abimiz yok! O yüzden gel hayatım!” diyerek o da merdivenlere doğru yöneldi ama arkasından gelen olmayınca durup kafasını çevirdi.

Seda, adama boş boş bakıp, “Abim olmayabilirde, babamı unutuyorsun?” diyince, salonda gülme sesleri yükseldi. “Yemişim ulan babanı!” diyememişti. Melih, yıkılan hayalleriyle genç kıza dudak büzerek, duygu sömürüsüne ilk adımını atmıştı.

Barış, gayet rahat tavrıyla Zeynep’e dönüp ağzını açmıştı ki, Zeynep “Ben Zehrayla kalırım!” diyerek adamın lafını ağzına tıkmayı başarmıştı. Bunu fırsat bile Nihan, önce Demir baktı. Adamın bakışlarındaki şeytan, kedisine hiçte masum bakmıyordu. Abisinin varlığı aklına gelince telaşla, “Bende İmranla kalırım!” diye bağırdı!

“Bende Nergisle kalırım! Hiç kavgaya gerek yok!”

Giray, seçme ve seçilme hakkını sonuna kadar kullanmak istiyordu. Herkes çiftiyle odasında kalsaydı ne vardı yani? Evin anahtarını çalıp haftaya Nergisle tek başına gelmek için plan yapsa çok iyi olacaktı!

“Senin payına düşen, ya Emir ya Demir! Seç birini!” Giray, Barışın kendisine sunduğu seçeneklere burun kıvırdı. Gül gibi hatunu varken o iki hanzoyla uyumak eziyet olacaktı!

“O sülaleden seçilecekse, Nergisi seçiyorum! Bu hayvanlar horluyor, uyuyamam ben!”

Uzun çabalar sonucunda nihayet olay tatlıya bağlanmıştı. Teras katta bulunan üç odaya Yakup Efe ve Gülüm yerleşirken, karşısındaki odaya Melih zorla kandırabildiği Seda ile yerleşmişti. Geri kalan boş odaya Barış eşyalarını koyarken, Zeynep’i ikna edemediği için hala homurdanıyordu.

“Hayır yani! İlla nikah mı kıymamız gerekiyor? Altı üstü huzurlu bir uyku çekecektik!”

Sinirle elindeki eşyaları gelişigüzel dolaba fırlatırken, Zeynep homurdanan sevgilisine kıkırdadı. Çocuk gibi olan adama aşık olmuştu. Tepkisini merak ettiği için kabul etmemişti. Yoksa onun gibi adamla uyumak paha biçilemezdi.
Arkasından gelen kıkırdama sesiyle kafasını aniden çevirdi. Genç kız elinde eşyalarının bulunduğu çantayla kapıda kendisine gülen gözlerle bakıyordu.

“Ne oldu Zeynep hanım? Beni istemediğinizi sanıyordum. Yanıldım mı yoksa?”  trip atma tuşuna basan adam hiç umrunda değilmiş gibi eşyalarını fırlatmaya devam ediyordu. Zeynep, dayanamayacağını bildiği için iyice sokulup arkasından beline doğru kollarını sardı.

“Kararımı değiştirdim Barış bey! Huzurlu bir uyku çekmek bizimde hakkımız sanırım!”  derken Barış, yelkenlerini indirirken başka yelkenlerin kalkmasına izin verdi. Sonuçta eşyalar biraz daha bekleyebilirdi!!!

******** ************* **********
Alt kattaki 3 odaya İmran ve Nihan, Başak ve Zehra, Selin ve Nergis kalacak şekilde paylaşıldı. Geri kalan erkekler giriş kattaki odaları alırken, Cihan Demirin ensesine yapışıp “Sen benimle kal!” dedi.

Demir, ensesinden tutulup sürüklenirken “Niye korkar mısın?” diye sorduğunda Cihan alayla kafasını salladı.

“Evet! Duvarlara tırmanma ihtimalini düşünerek güzelim uykumdan olmak istemiyorum!” adamı önüne katıp odaya doğru ilerledi.

Geriye kalan Can ve Fırat ayak üstü sohbeti iyice uzatmışlardı. Oda muhabbetine pek bulaşmayan ikili baştan kaybettikleri oyunun mücadelesine katılmak istememişlerdi. Paylarına düşen odaya geçerken, arkalarından gelen Girayın homurdanmasına hala gülüyorlardı.

“Emir valla horlarsan eğer, hiç acımam ağzına burnuna çorap tıkarım. Geberir gidersin!”

1 saat sonra bahçedeki büyük masada, mükellef bir kahvaltı masası hazırlanmıştı. Herkes yerini alıp, afiyetle karınlarını doyurmaya başladılar. Keyifleri ilk defa bu kadar yerindeydi. Sevdikleri yanındaydı. Mutluydular. Huzurluydular. Düşünecek dertleri, yapacak işleri olmadığı için oldukça rahattılar.
Yavaş yavaş kahvaltılarını yaparken, Giray elindeki ekmek parçasına tereyağ bal sürüp Nergisin ağzına doğru uzattı. Bu sahneye şahit olan Demir, homurdanmadan edememişti.

“Ulan yıllarca yan yana kahvaltı yaptık. Bir kez olsun şu ilgiyi bana göstermedin!”

Giray hayretle gözlerini kocaman açtı. “Öh Demir! Sana niye ballı ekmek hazırlayıp yedireyim lan?”  Yanındaki kıza dönüp şikayet edercesine, “Kuma gibi triplere giriyor ya!” dedi.

Demir bu ilgiye aç halleriyle surat asarken, dayanamayan Emir olmuştu. Elindeki kocaman ekmeği, “Kıskanma ikizim, al ye!” diyerek kardeşinin ağzına resmen tepikledi. “Ne varsa candan var! Eyvallah ikizim!”derken ters ters Giraya, “sen elime düşersin ama” dercesine bakmaya devam etti.

Kahvaltı güzel sohbetlerle edilmiş, yavaştan toparlamaya başlamışlardı. Adamlar günün planını yaparken, kızlar son sürat işleri bitirip eğlenme kısmına geçmek istiyorlardı.

“Selin, sıcak su ayırdım sana, alabilirsin.” Seda elindeki fincanı mutfak masasına bırakıp, işine devam ederken, yanına yaklaşan Selin, kıza bir öpücük verdi. “Çok sağ ol canım!”

Selin hala formda kalmak için içtiği çaylara devam ediyordu. Hazırladığı çayından bir yudum alıp mutfaktan bahçeye açılan kapıya yanaştı. İleride Emir, Can denen sevimli çocukla konuşuyordu. Buraya gelirken arabada devamlı Edward’ı sorup durmuştu. Hayır kıskandığını itiraf etse gam yemeyecekti! Nergis, Selinin düşünceli halini görünce abisine uzun bir küfür savurdu. Şu güzel hatunun değerini ne zaman anlayacaktı çok merak ediyordu! Arkasından “Daldın!” dediği anda Selinin boşluğuna geldiği için yerinden sıçradı ve beklenen sonla karşılaştı. İki eliyle sardığı fincanın içindeki çay, sıçrama sonucu üzerine döküldü.

“Ay, ay!” Selin fincanı yere atıp, üzerindekini ön tarafa doğru çekiştirip, vücuduna yapışmaması için uğraşıyordu. Allahtan Emire dalmışken çayı azda olsa ılımıştı. Kızlar çevresini sarınca “İyiyim, korkmayın.” diye açıklamada bulundu. Dışarıya kadar giden ses erkeklerin dikkatini çekti. Mutfak tarafına doğru gelen tayfayı görünce “Yukarı çıkıp, üzerimi değiştireyim.” diyerek hızla merdivenlerden yukarı çıktı.

“Ne oldu? Sesiniz dışarıya kadar geldi!” Melih, yerdeki kırılan fincanın paçalarını toplayan Sedaya bir bakış attı.
Genç kız parçaları çöpe atarken Nergis, “Selin üzerine çay döktü de panik yaptık birden.” dediğinde abisi telaşla içeriye girdi.

“Neee? Bir şey oldu mu? Çok yandı mı? Nereye gitti?”

Emir ardı ardına sorduğu soruların cevabını duymadan merdivenlere doğru koşup, üçer beşer çıkmaya başladı. O kadar telaş yapmıştı ki, kapıyı hızla açıp odaya daldı.
Selin ise odaya girer girmez batmış üzerini çıkarmıştı. Azda olsa göğüslerine doğru dökülen çay canını yakmıştı. Sütyenini çıkartıp, yıkamak için lavaboya bırakıp dolaba doğru yöneldi. Temiz çamaşır ararken kapının aniden açılmasıyla, kendisiyle aynı odada kalan Nergisin olduğunu düşündü. Elindeki temiz çamaşırı önüne tutarak ayağa kalktı.

“Nergis iyiyim, korkulacak bi..?”
Lafını tamamlayamamıştı! Çünkü Nergis, Nergis değildi!

Emir, neler beklerken neler bulmuştu. Acaba Allahın sevdiği kulu kendisimiydi? Ya da en şanssız kulu olabilir miydi? Neden şuan ayran budalası gibi kızın tek eliyle kapatmaya çalıştığı fazlalıklarına yiyecek gibi bakıyordu? Bu kadar güzellik suç olmalıydı! Tabi ki gel ye dese yemem demezdi! Neler düşüyordu bilmiyordu ama sonunda ağzını açıp konuşmaya çalıştı.

“Şey..Pardon, ben.. Hım kızlar çay döktüğünü söyleyince şey yaptım şeyi şey yapınca o yüzden şey yaptım yani!”

Adamın şeylerinden bir şey anlamayan Selin, yinede olayı uzatmamak için “Anladım!” diyerek başını salladı.

“Yandığını sandım!” ama şuan ben yanıyorum galiba diyemeyen Emir, gözlerini hala kızın vücudundan ayıramıyordu.

“İyiyim, merak edilecek bir şey değildi.”

“Ben gideyim sende giyin o zaman.”

“Tamam!”

“Tamam!”

“Çıkayım o zaman!”

“Tamam çık!”

“Bir şeye ihtiyacın olursa eğer, çekinme seslen!”

Emir sırtını dönüp kapıya yaklaştı. Elini kapının koluna koyduğunda açmakla açmamak arasında gidip geldi. Gidemezdi! Artık söylemesi gerekiyordu! Bu kız ona olan aşkını duymak zorundaydı. Daha fazla dayanma gücü yoktu. Bir hızla arkasını dönerek, “Bu yaptığım için beni istersen gebert ama artık dayanamıyorum!” diyerek kızın üzerine yürüdü.

Emir kıza adeta panter gibi saldırınca Selin geriye doğru sendeledi. Adam belini tutup vücuduna yaslayınca Selinin elleri hala önünde takamadığı sütyeniyle göğüslerini siper ediyordu. Elleri iki vücut arasında sıkışınca adamın boynuna sarılma ihtiyacı duyarak ellerini önünden çekti. Emirin boynuna sarıldığı anda Emir vücuduna değen fazlalıkları şimdi hissetmeye başlamıştı. Öpüşleri derinleştikçe, geri dönüş yolunu bulamıyordu. Bu yolda ceza alması muhtemeldi, çünkü freni boşalmış araba gibi bayır aşağı iniyorlardı.

Ayakta başlayan ateşli öpüşme Emirin kızı yatağa uzandırması sonucu daha ateşli bir hal almıştı ki, pat diye açılan kapı ve odayı dolduran Nergisin çığlığı bütün evi sallamıştı.

Nergis o şokla saniyesinde kapıyı kapattı. Merdivenlere koşup  üçer beşer inerken, yuvarlanmak üzereydi ki Giray korkuyla kızı yakaladı.

“Nergis noldu yavrum?”

Genç kız adamın kollarında derince bir nefes aldı. Gördüğü sahneyi unutmak için gözlerini birkaç sefer kapatıp açtı. “Ömrüm boyunca unutamayacağım bir sahneye denk geldim Giray! Emir abim gelip beni öldürmeden çabuk kaçalım!” dediğinde Giray aptal gibi kıza bakıyordu. Kolundan çıkış kapısına doğru çekiştirilince kıza ayak uydurarak evden dışarıya çıktılar..

Nergise basılmalarının ardından alelacele toparlanan Emir ve Selin konuşamadan öylece bakışıyorlardı. Hayatında bu kadar utandığını bilmiyordu. Yatağın üzerindeki atleti üzerine tutarak, “Çok ayıp oldu!” dedi.

“Çok bir şey görmemiştir!”

Adamın dediklerine sinirle dönüp, “Üzerimde hiçbir şey yoktu Emir! Nasıl görmesin?” diye çemkirince Emirin dudakları alayla kıvrıldı.

“Üzerinde ben vardım Selin! Elbette beni görmüştür!”

“Rezil oldum. Nasıl bakarım daha kızın yüzüne of ya!” Yataktan kalkıp ne yapacağını bilemez halde dolanırken, Emir kafasından geçenleri dile pat diye döktü.

“Selin,ben seni seviyorum!”

Genç kız, kulaklarında atan kalbinin atışlarını duyduğu için Emirin dediklerini hala anlamamıştı. “Ya başkası gelseydi? Aman Allahım!”

“Selin? Aşığım kızım ben sana!”

“Of nereye fırlattım şu sütyeni?” Odanın içinde az önce fırlattığı çamaşırı ararken, dayanamayan Emir öfkeyle yataktan fırlayıp bağırdı.

“Sikicem şimdi sütyenini! Lan aşığım sana diyorum! Seni seviyorum diyorum!”

Selin, duyduklarıyla ağzı o şeklini alırken önüne siper ettiği atlet yeri boylamıştı. Emir kelimeyi şahadet getirmeye başlayınca ne yaptığının farkına varan kız yere düşürdüğü atleti hemen alıp bu sefer giyindi. Emirin ateş saçan gözlerine bakıp, “Ciddi misin?” diye safça sordu.

“Yani ben biraz geç anladım bu durumu ama anladım sonuçta. Sen bana karşı ne hissediyorsun emin değilim ama ben seni çok istiyorum.”

“Az önce neredeyse ailenize yeni üye katacaktık  Emir! Sana bir şey hissetmesem karşılık verir miydim? Ayrıca biraz daha itiraf etmeseydin, seni elde etmek için planlarımı devreye sokacaktım!”

Emir kızın tavrına, söylediklerine mest olurken yanına çektiği kızın boynuna sıcak bir öpücük daha bıraktı. “Demek benim için planlar hazırladın!” alayla gülümseyen Emir, aldığı aşkın karşılığında oldukça hafiflemişti. Keşke kardeşine yakalanmasaydı ama onunda hesabını sorardı elbet!

“Emir. Ben seni hep sevdim. Yıllar önce ilk göz yaşımı sildiğin zaman, bu kalbime kor gibi düştün. Arkadaşlığın benim için o kadar kıymetliydi ki ben göze alamadım. Zaten o yarım dünya halimle de beni o anlamda düşünmeyeceğinin bilincindeydim..”

Selinin o günkü sevimli hallerini hatırlayınca gülümseyen Emir, yanaklarını iki yanından tutup gözlerine bakmasını sağladı.

“Sen benim ol da ister yarım dünya ol ister tam.. Ben seni her türlü severim..”

************ *********** *******


Barış, havuzun kenarında güneşlenirken, tepesindeki güneşin kesilmesiyle hafifçe gözlerini araladı. Zeynep elinde iki bardakla kendisine gülümsüyordu.

“Limonata yaptım, için serinler!”

Barış yattığı yerden doğrularak, kızın uzattığı limonatayı alıp, bir yudum içti. “Geceye de ayırdın mı? Buzlu buzlu iyi giderdi!”

Zeynep utançla etrafına bakınıp adama geri döndü. “Barış! Utandırmasana insanı.”

“Utanılacak bir şey demedim ki. Şimdi gece seni sarıp sarmalayacağım için sıcaklayabiliriz, o yüzden dedim!”

Zeynep, adamın yaptığı ucuz açıklamaya kanmayacak kadar zekiydi. “Sıcaklarsak ayrılırız hayatım!” derken, Barış inatla gülümsedi.

“Soyunuruz hayatım! Ne ayrılması?”

Zeynep elinin tersiyle adamın omzuna vurunca Barış, keyifle kızı kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı. Özlediği dudaklara öpücük bırakmak için yaklaşırken, ilerideki kalabalıktan ooo sesleri yankılandı. İki aşık ayrılarak, merakla ilerideki kalabalığa baktılar.

Emir ve Selin el ele bahçeye giriş yapınca, alkışlar eşliğinde karşılanmışlardı. Hayırlı olsunlar havada uçuşurken Nergis abisinden kıpkırmızı olmuş suratını gizlemeye çalışıyordu. Gerçekten utanmıştı yani. Abisiyle göz göze gelmemeye çalışsa da bundan sonra nasıl bakacaktı bilmiyordu!

“Giray, eşyalarını topla yavrum! Yengen gelecek!” Emir, kızın beline kolunu sarıp himayesi altına alınca, Giraya gidiş bileti kesilmişti.

“İyice istenmeyen kaynana muamelesi görüyorum! Oradan oraya sürükleniyorum! Bu seferki rotam neresi acaba Emir bey?”

“Valla salonda yat, bahçede yat, arabada yat. İstediğin yerde yat! Umrumda bile değil!” Emir, hülyalı gözlerle Seline bakarken, Girayı görmezden ve duymazdan geliyordu. Kızın saçlarını kulağının arkasına sıkıştırırken, adeta aptal gibi sırıtıyordu.

“İstediğim yerde yatayım öyle mi?”

“Öyle!”

“Sözünden dönen şerefsiz olsun mu lan?”

“En adi şerefsiz olsun!”

Emir hala olayı anlamadan, geceyi düşünürken, şehvetle Seline bakıyordu. Demirin kalkan eli ikizinin ensesinde patlarken Emir kendisine geldi. Çok geç kalmıştı ama sonunda jetonu düşmüştü. Hain Selin kıkırdayıp kendisine göz kırpınca düştüğü tuzağa lanet etti. Kızın onu uyarmamasına sinirlenmişti. Bu kadın milleti resmen şeytandı! Giray ise eline geçen bu fırsatı geri çevirecek bir adam asla değildi. Önüne gelen pası iyi değerlendirip topu ağlarla buluşturmuştu.

“Nergis, yavrum hadi gel odamıza çıkalım, yerleşmeme yardım et!”

*********** **************** ****
Evin farklı yerine dağılan gençler bu güzel günün tadını doyasıya çıkartıyordu. Melih Sedayla birlikte kaybettikleri zamanın acısını çıkartır gibi kızın dibinden biran olsun ayrılmıyordu. Kız kıza vakit geçirmesine bile izin vermiyordu. Fırsat bulduğu her anı değerlendiriyor, çalabildiği kadar öpücük çalıyordu. Dağ, bayır gezerek bir sürü fotoğraf çekilip güzel anılarına bir çentik daha ekliyordu..

Nergis, Selinden dilemediği kadar özür dilemiş, mahcup olduğunu yüz kere dile getirmişti. Giray, Emiri kandırmanın keyfini sonuna kadar çıkartıyordu. İkizler, bu duruma her ne kadar karşı koysalar da Giray bu sefer yatağa kelepçeleyip anahtarı yutmakla tehdit etmişti. Yalnız ikizler bu sefer adamın tehditini yememişlerdi. Girayı boşta kalan odaya zorla yerleştirmişlerdi.

Emir, yeni yelken açtığı aşkıyla beraber havuzda vakit geçirirken, Barış kardeşinin peşinde bekçi gibi dolanıyordu. Zeynep artık çıldırma noktasına gelince Barışa öyle bir çemkirmişti ki, genç adam kuzu kesilmişti. Sonunda baş başa kalmayı başarabilen çift evin arka tarafındaki koruya kaçmaktan başka çare bulamamışlardı.

“Hem beni çağırıyor, hem yanına yaklaştırmıyor! Sanki kara kaşının hatrına geldim!”

“Sakin ol koca adam!”

“Ben böyle bir şey yaşamadım Başak! Şuraya bak sevgilimin yanına bile otururken diken üzerindeyim! Ama kendi Zeynep hanımla dilediğini yapsın!”

Can, şekeri elinden alınmış çocuklar gibi surat asıp homurdanınca, Başak biraz adama sokuldu. Adamın sıcaklığını hissettiği an kalp atışları hızlandı. Bir elini kaldırıp gencin yanağına koyarak, hafif kirli sakallarını parmaklarıyla okşadı. İnsanı rahatlatıcı bir özelliği olduğunu biliyordu. Parmak uçlarında yükselerek, gelen cesaretiyle boşta kalan yanağına sıcak dudaklarını bastırdı. Dudaklarının kenarına kadar olan çizgiyi bozmadan, ufak öpücükler bırakarak ilerledi. Bu esnada Can son nefesini vermek üzereydi. Bu kız ne yaptığını biliyor muydu acaba? Biraz daha devam ederse, Barış ikisinin parçalarını bile bulamayacaktı. Çünkü içindeki alev ikisini yakmaya hazırdı..

“Devam etmeyecek misin?”

Can kapalı gözlerini hiç açmadan fısıltı halinde konuşmuştu. Başak biraz geri çekilip, eserini iyice izledi. Ne yaptığını o da bilmiyordu. Sadece kalbinin sesini dinlemişti. Can sorduğu soruya cevap alamayınca gözlerini hafifçe araladı ve davetkar dudaklar lanet olsun ki onu çağırıyordu. Davete icabet etmek gerekirdi ve buna asla gelemem demezdi. Sonunda istediği dudaklara kavuşunca, huzura ermişti. Ormanın sessizliğinde, yaşadığı zevk tarif edilemeyecek kadar güzeldi. Kızın sırtını ağaca dayayıp, sömürdüğü dudaklardan bir türlü ayrılamıyordu. Arkalarından gelen çıtırtıyla birbirlerinde ayrılan çiftler, kime yakalandıklarının merakıyla baktılar.

“Devam edin birader, biz yokmuş gibi..”

“Giray! Sussana!”

En uygunsuz zamanlarda ortaya çıkan Giray ve Nergis çifti yine iş başındaydı. Giray, kızı fırsattan istifade ormana kaçırdım diye sevinirken adım başı birilerine denk gelince gerçekten sinirlenmişti. İlk Zehra ve Fırat’ı basmışlardı. Tam boş alan bulduk derken bu seferde Can ve Başak yollarına çıkmıştı. Bir huzur yoktu arkadaş!

“Kızım bu ne ya? Dağa kaldırcam seni en sonunda. Bak ilerde de Cihanla İmranı basarız kesin! Demedi deme!”

*********** ************ **********
Akşam hava kararmaya yakın karınları acıkan gençler yavaş yavaş toparlanıp bir araya gelmişlerdi. Cihan ve İmran hala ortada yoklardı ve bu durum Yakup Efeyi çıldırtma noktasına getirmişti. Cihan ise İmranla rahat rahat doyasıya gezmenin eğlenmenin sefasını sürmüştü. Derdi tasası bitmiyordu şu lanet hayatında. Bu kız hayatına girene kadar, yaşamanın bu denli güzel olduğunu bile bilmiyordu. Gün batımını tepelerin ardından seyredip eve doğru inen patika yola sapmışlardı. Rüzgar estikçe, kızın sağa sola savrulan saçlarından, burnuna dolan kokuyla bütün gündür sarhoş gibiydi. Adımlarını yavaşlatarak durdurdu. İmran arkasında kalan adama bir bakış atıp, neden durduğunu sordu. Genç adam cevap vermeden iki adımda kızın önüne geldi. Bir tutam saçını parmağına dolayarak, burnuna yaklaştırıp gözlerini kapattı..

“Beni öldüreceksin..” derken kızın olanca kokusunu içine çekiyordu..

İmran, karşısındaki bu harikalığın vücut bulmuş haline aşkla, hayranlıkla baktı. Yavaşça yaklaşıp adamın dudaklarına masum bir öpücük bırakıp geri çekildi ve dudaklarının arasından dökülen cümleyle Cihanı on ikiden vurdu..

“Oysa sen beni çoktan öldürdün..”

**** ******** ************ ********
Akşam yemeğinin hazırlığı bu sefer erkeklere düşmüştü. Mangalın başında iş bölüşümü yapan beyler, birbirlerine bok atarak daha üstün olmak için adeta savaş veriyorlardı. Kalabalık oldukları için iki tane büyük mangal yakmışlardı. Etlerin sosunu hazırlama görevini ise Can devralmıştı. Yanına aldığı Başakla birlikte azda olsa zaman geçirebilmek için bulaşık bile yıkayacak duruma gelmişti. Şu geceyi Barışa saldırmadan atlatırsa, mutlaka sadaka verecekti. İstediği malzemeleri Başak sırasıyla verip yardımcı oluyordu.

Mutfağın diğer köşesinde ise Zehra ve Nihan salata kısmını hallediyordu. Geri kalan kızlar hazırladıklarını masaya götürme işlemini yapıyordu.

“Bu iş öyle proje çizmeye benzemez Melih bey! Bilek işidir bu bak böyle çevireceksin!” Demir artistik hareketlerle etleri ters düz edip maharetini ortaya döküyordu.

Melih kuzenine alayla baktı.
“Bende aynı şeyi yaptım Demir! Ne farkı var? Etleri, sağdan tutup sola doğru çevirince bilek işi mi oldu?”

Demir bu soruya sessiz kalıp, ben en iyisini bilirim tavrıyla omuz silkerek işine devam etti. Mangalın hasını o yapardı işte o kadar!

Yemekler hazır olunca, herkes masadaki yerini aldı. Hava kararmıştı. Bahçenin lüks ışıklandırması altında hafif esen rüzgar eşliğinde hazırlanan etleri afiyetle yemeğe koyuldular. Günleri oldukça keyifli geçmişti. Geçirdikleri zor günlerden sonra bu kısa tatil, hepsine ilaç gibi gelmişti. Erkeklerin keyiflerine rakıları eşlik ederken, kızlar meyve suyuna kalmışlardı.

Gülüm, Yakup Efenin elindeki bardağına uzanıp “En son sarhoş olduğunda neler olduğunu hatırlatmamı istemiyorsan, yavaş iç!” diye uyarıda bulundu. Genç adam, daha üç günlük eşinden işittiği azarla dudaklarını büzünce yine dalga malzemesi olmuştu. Kuzenlerinin iyice diline düşmüştü ama bunun hesabını gece sorardı artık!

“Salondaki saz kimin?” Nihan sabahtan beri sorcağı soruyu sonunda fırsat bulup sormuştu. İlk gördüğünde dikkatini çok çekmişti ve beğenerek bakmıştı. Oldukça eski bir saza benziyordu. Kimin çaldığını ise fazla merak etmişti.

“Dedeminmiş. Buraya geldikçe, babam bize ufak bir şov sergiler. Yıllar sonra annemin sayesinde öğrendi. O çalar, annem söyler!”  İmran kıza açıklama yaparken, babasının çaldığı akşamları hatırlayınca özlemle gülümsedi. Nihan, aklına gelen fikirle öne doğru eğilip abisine baktı.

“Ne güzel. Abimde çok güzel çalar!
Öyle değil mi abicim?”

Cihan, kardeşinin ne yapmak istediğini anlasa da anlamamazlığa vurup yemeğini yemeğe devam etti.
“Uzun zamandır çalmıyorum. Unutmuş olabilirim!”

Demir, adamın itirazına aldırış etmeden, yerinden kalktı. “Nazlanma birader. Aşkını birde sazından duyalım!” diye söylenip salona gitti. Bir süre sonra elindeki sazla bahçeye dönen Demir, elindeki değerli sazı Cihana uzattı.

Cihan kendisine uzatılan sazı, tereddüt ederek aldı. Ailesi öldüğünden beri çalmamıştı. Annesi çok severdi. Sırf onun için öğrenip sadece ona özel çalardı. Eskileri hatırlayınca nefesi bir yumru gibi boğazına takıldı genç adamın..

İmran, adamın koluna elini koyarak, “İstemiyorsan eğer..” cümlesini tamamlayamadan Cihanın kendisine gülümsemesiyle rahat bir nefes aldı. Adamın üzülmesini istemiyordu. Hele bugünkü keyfini kaçıracak bir aksilik çıkacak diye ödü kopmuştu. Neyse ki korktuğu gibi bir olayla karşılaşmamışlardı..

Genç adam, önündeki rakısından bir yudum aldı bardağını gelişigüzel masaya bıraktı..

Herkes merakla adamın başlamasını bekliyordu. Nihan abisinin ustalığını bildiği için gururla bakıyordu. Bazı akşamlar annesinin isteği üzerine ona ufak dinletiler verdiği zamanı hatırlayınca dolan gözlerine mani olamadı. Demir kızı kolunun altına alırken başını omzuna yaslayarak, abisinin sazından dökülen sese kulak kesildi..

Cihan en sevdiği şarkının melodisini, sazından ustaca dökerken, acemiliği hiç yok denecek kadar azdı. Her ne kadar unuttum dese de parmakları aşina olan tellere vurdukça ortaya çıkan ses dinleyenleri mest etmeye yetmişti. Sadece çalmasına odaklandıkları için Cihanın, şarkıya giriş yapmasıyla hayretleri şaşmıştı..

Genç adam gözlerini biran olsun İmranın gözlerinden ayırmadan şarkısını söylemeye başladı.. Adamın tok sesi kulaklarına dolduğunda nefes bile alamayan genç kız, anında dolan gözleriyle baktı. Bu adama daha ne kadar aşık olabilirdi, bilmiyordu..


Gözlerim gözlerinde, ben sana kurban olayım..

Uğruna yorulayım, uğruna yanılayım..

İçimde fırtınalar, rüzgarın olayım,

Sesini sesime kat, sesinde boğulayım..

Sen ateş ol, ben yanayım..

Sen yaz ol, ben ayaz kalayım..

Uzasın gölgeleri şu ışıkların,

Sen tutukla, ben hükümlü kalayım..

Sazına son bir kez daha vurup müziği sonlandırdığı anda bir alkış tufanı koptu. Adamlar ıslıklar çalarken “Helal be!” diye gaza gelip Cihanı övgüye boğuyorlardı. Cihan ise içten içe bu ilgi ve övgü karşısında utanmıştı. Aslında söylemek aklının ucundan geçmemişti. Kısaca çalıp bırakacaktı lakin kendisine bakan bir yeşil göz uğruna dilinden dökülenlere engel olamamıştı. Yanındaki kıza yaklaşıp saçlarına bir öpücük bırakıp "Teşekkür ederim" diye fısıldadı..

İmran bu teşekkürün nedenini çok iyi biliyordu. Aşkı için, hayatında olduğu için, ona bir aile verdiği için, verdiği değer için, kısacası her şey içindi.. Asıl teşekkür etmesi gereken oydu. Böylesine bir adama sahip olduğu için çok şanslıydı..

Şarkıları, eğlenceleri, huzurları, mutlulukları zaman geçtikçe artarken, onları bir araya getiren kaderlerine şükretmeyi de unutmamışlardı. Gece 2'yi geçerken artık odalarına dağılan çiftler, huzurlu bir uyku çekerken, sapsız kalan şanssız gençler ise yastıklarına sarılıp, uykuya teslim olmuşlardı..

Neyse ki bu seferki Abant macerası, kazasız belasız son bulmuştu..

-Bölüm Sonu-

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro