
Serseri ile Yılbaşı
Biz geldik canımın en içleri!💙
Nasılsınız? Beni soracaklar için ben iyiyim, iyi olmaya çalışıyorum.
Söz verdiğim gibi sizlere Yılbaşı bölümümüzü getirdim. Lütfen sanki bugün yılbaşı gibi okuyun ğwğdğdcğ Umarım beğenirsiniz ve hoşunuza gider.
~ Bölüme geçmeden önce yıldızlarımızı parlatalım mı?🌟
Multimedia sırasıyla; Ada, Kutay, Beste, Burak, Ateş ve Asrın💙
Not: Bu bölüm kitabın ilerleyişinden bağımsız bir bölümdür. Yılbaşı özel bölümüdür.
İnstagram: mavininhikayeleri
Wattpad: kendince_yazar
İyi okumalar.
~
Ada'dan...
31.12.2023
Elimde tuttuğum kitaplarımla birlikte sonunda sınıftan çıkabildiğimde, koridorda yürümeye başladım. Yanımdan geçen tanıdık simalara karşılık gülümsediğimde, "Ada?" diye bağıran tanıdık ses tonu kulaklarıma doldu.
Başımı sesin geldiği yöne doğru çevirdiğimde gördüğüm Zeynep'le birlikte hafifçe gülümsediğimde, "Efendim Zeynep?" dedim.
"Nasılsın, iyi misin?" Sanki bir şey isteyecek gibi duruyordu.
"İyiyim sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim. Şey... Yani Deneysel Psikoloji dersinin notları sen de var mı?" Tam da tahmin ettiğim gibiydi işte.
"Var," dediğimde yüzümden gülümsememi hâlâ silmemiştim. "Ama yanımda değil. Eve geçince hemen sana atarım, olur mu?"
"Çok teşekkür ederim Ada, gerçekten çok teşekkür ederim."
"Ne demek," dediğimde birkaç vedalaşma sözcüğünün ardından ayrılmıştık. Zeynep aynı zamanda hem okuduğu hem de çalıştığı için; derslere pek vakit ayıramıyordu. O yüzden onun böyle not istemesini normal karşılıyor, ona yardımcı olmak için elimden gelen her şeyi yapıyordum.
Sonunda kampüsten çıkabildiğimde, esen havayla derince bir nefesi içime doğru çektim. Artık Aralık ayının son günlerindeydik. Hatta bugün yılın son günüydü. Yılbaşıydı...
2023 yılı da bir şekilde bitmiş ve biz artık 2024 yılına göz kırpmıştık. Hatta baya baya giriyorduk.
Aradan geçen üç yılda benim hayatımda çok şey değişmişti. En başında kazanamam dediğim o üniversiteyi kazanmıştım. Evet, üniversite üçüncü sınıf, Psikoloji bölümü öğrencisiydim.
Yapamam dediğim ne varsa hepsini yapmıştım.
Üniversiteye geçince çalışkan, düzenli bir öğrenci olmuş. Ve hatta derslerimi bile düzgün bir şekilde dinlemeye başlamıştım.
Zaman gerçekten insanı değiştiriyordu. Ve ben de değişmiştim. Ama tabii saflıklarım, salaklıklarım hâlâ aynıydı. Maşallah onlar benden hiç eksilmiyordu.
"Ada?" diye bağıran bir ses kulaklarıma dolduğunda, olduğum yerde oflamamak için kendimi zor tuttum. Bir okuldan çıkana kadar bana seslenmeyen kişi kalmamıştı.
Başımı arkaya doğru çevirdiğimde gördüğüm Mete'yle birlikte yüzümü düz bir ifade de tutmaya çalıştım. Yanıma doğru koşturuyordu. Aman ne hoştu!
"Ada, nasılsın?"
"İyiyim," dedim sadece. Nasılsın diye sormak istememiştim.
"Biraz konuşabilir miyiz?" Hayır, konuşamazdık.
"Biraz acelem var Mete. Arkadaşlarımla buluşacağım." Yalandı. Kimseyle buluşmayacaktım. Ama bunu Mete'nin bilmesine hiç mi hiç gerek yoktu.
"Ada neden beni görmezden geliyorsun? Buradayım ama sen görmüyorsun beni. Lütfen bana bir şans ver, bizim de bir şansımız olsun." Mete'nin söylediklerinden sonra kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Yaklaşık iki aydır Mete ve onun takıntılı sevgisiyle uğraşıyordum.
Mete; üç ay önce Bursa'dan bizim üniversiteye yatay geçişle geçen bir öğrenciydi. Aynı bölümde okuyorduk. İlk geldiği zamanlar onunla yakın arkadaş olmuş ama sonrasından onun niyetini anlayınca bu arkadaşlığımızı kesmiştim.
Tabii ben kesmiştim kesmesine ama bir türlü kesememişti.
Ben 'hayır istemiyorum' dedikçe o benim peşimden koşmaya devam ediyordu. Üstelik de bunu; Ateş'le beni bildiği halde yapmaya devam ediyordu.
"Mete seni görmezden gelmiyorum, çünkü; sen benim hayatımda zaten yoksun. Bak..." dediğimde ellerimi saçlarımın arasından geçirdim. "Seni kırmak istemiyorum ama vazgeç artık. Benim hayatımda birisi var ve bunu sende biliyorsun."
Mete, "Belki ayrılırsınız..." dediğinde kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Yemin ederim durmuş burada bir salağa laf anlatmaya çalışıyordum. Bir de durmuş ayrılırsınız diyordu ya.
Bizi Ateş'le ayıracak kişi daha anasının karnından doğmamıştı.
Tam dudaklarımı aralayıp Mete'ye cevap vereceğim sıra, belime sarılan kollarla birlikte öylece kalakaldım. "Sevgilim?"
Ateş... Serseri'm...
Olduğum yerde öylece kalakaldığımda, tüm vücudumun gerildiğini hissettim. Acaba ne zaman gelmişti? Mete'nin söylediklerini duymuş muydu? Gerçi duysa bu kadar sakin kalabilir miydi, işte onu bilmiyordum.
"Canım," dediğimde gözlerimi ona doğru çevirdim. Elleri belime sıkıca sarmıştı ve bırakmıyordu. Gülümsemeye çalıştığımda, "Ya sen nerden çıktın? Haber de vermedin?" dedim.
"Özledim," diye fısıldadı Ateş yüzüme doğru. İkimiz de Mete'nin varlığını yok sayıyorduk. Onun bizi izlediğini biliyor ama umursamıyorduk. "Çok özledim sürpriz yapmak istedim." Ben de onu özlemiştim. Gerçekten özlemiştim.
"Yaa..." dedim gözlerimden âdeta kalpler çıkardığımda. "Ben de seni çok özledim." Ateş belimde duran ellerinden tekini, bileğime doğru götürdüğünde, elini elimle birleştirdi.
Elimi sıkıca sardı.
El ele yürümeye başladığımızda, her ne kadar hâlâ tedirgin olsam da, dudaklarımı yukarıya doğru kıvırmadan yapamamıştım. Onu gerçekten özlemiştim. İkimizin de sınavları dolayısıyla son günlerde çok fazla görüşememiştik.
Daha doğrusu benim sınavlarım yüzünden... Maşallah sözde lisedeki hocalarım üniversiteye geçince rahatlayacaksın, biraz sıkın dişinizi diyordu. Gerçekten çok ama çok rahatlamıştım. (!) Vizelerim bitiyordu daha onun gerginliğini atlatamadan üzerine hemen finallerim başlıyordu.
Öyle böyle rahat değildim yani...
"Yaa gerçekten beni özlediğin için mi geldin?" dediğimde elimi Ateş'in karnına doğru sardım. Maşallah bu da yiye yiye göbek yapmıştı.
Şimdi o eski halinden eser yoktu.
Gerçi benim yanımda duran herkes belli bir süre sonra göbek yapıyordu ya neyse. Neyseki ben camış gibi yememe rağmen kilo almıyordum.
"Yok," dediğinde Ateş kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Gözlerimi sinirli bir şekilde ona doğru çevirdiğimde, onun da kaşlarının çatık olduğunu gördüm.
Yüksek ihtimalle Mete yüzünden sinirlenmişti. Ateş'e, Mete konusunu belli etmemeye çalışsam da; onun anladığını biliyordum.
"Ne demek yok?" dedim.
Ateş, "Seni götürmeye geldim," dediğinde sonunda arabasının yanına gelebilmiştik. Ellerini ellerimden ayırıp arabaya doğru yöneldiğinde, "Nereye götüreceksin?" dedim.
Öncesinde bana bir şey demediği için bilmiyordum.
Arabaya bindiğimizde Ateş, "Bize..." dedi. Verdiği cevaplar kısa ve netti.
"İyi de benim ders çalışmam gerekiyordu," dedim. Benim de verdiğim cevaplar netti. "Finallerim yaklaşıyor."
"Bir gün çalışmazsan bir şey olmaz herhalde Ada." Ateş'in âdeta burnundan soluyarak söyledikleriyle birlikte bir şey demeyerek sessiz kaldım. Evet, bir gün çalışmazsam bir şey olmazdı.
Aramızda çok kısa bir an için sessizlik oluştuğunda, Ateş daha fazla dayanamamış olacak ki; sessizliğimizi bağırarak bozdu.
"Allah aşkına o çocuk senin karşına geçip nasıl öyle konuşabiliyor ya?" Hah ben de bunu bekliyordum işte.
"Bir de belki ayrılırsınız diyor."
"Pezevenk."
"Sikeceğim belasını."
Başımı cama doğru yasladığımda, Ateş'in kendi kendine söylenmelerinin bitmesini bekledim. Valla şimdi ona hiç laf anlatmakla uğraşamayacaktım. Zaten anlamayacaktı. Bir de üzerine ben konuşsam bu sefer ikimizin de sinirleri bozulacaktı.
"Ayrılırmışız."
"Dua etsin ben onunla aynı okulda değilim."
"Şerefsiz."
En sonunda dayanamayacağımı anladığımda, "Ateş..." diye bağırdım. "Of gerçekten yeter artık. Ben zaten ona ağzının payını verdim."
"He çok güzel verdin Ada. Gördüm nasıl verdiğini." Ne?
"Sen ne diye konuşuyorsun ki onunla? Dinleme, git. Gel beni ara yani." Ateş'in söyledikleriyle birlikte gülmemek için dudaklarımı birbirine doğru bastırdım.
"Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Seni arayıp Mete'yi mi şikayet edeyim?" Bunu çok kısa bir an için düşünmüştüm de; gerçekten komik gelmişti yani.
"Mete deme Ada! Bana onun adını anma." Kararsızlık içerisinde elimi alnımın üzerinde gezdirmeye başladığımda, "Sevgilim..." diye fısıldadım.
"Ne?" Gerçekten ne mi? Valla öküzdü bu çocuk ya.
"Serseri'm?" diye fısıldadım bu sefer de.
"Ne?" Hadi ama ya... Ateş'in şimdiye kadar bana tav olması gerekiyordu. Anlaşılan bu sefer biraz fazla sinirlenmişti.
"Ama sevgilim," diye fısıldadığımda bedenimi Ateş'e doğru döndürerek, el freninin yanında duran elinin üzerine elimi koydum. Ateş elinin üzerinde hissettiğimi elimle birlikte gözlerini bana çevirdiğinde, nazlı bir edayla alt dudağımı ısırdım. Ateş'in gözlerinin varlığı anında dudaklarıma doğru düştüğünde, fısıldadım.
"Ama sevgilim ben ne yaptım ki?" Bence şu an çok güzel gidiyordum.
"Ada!" diye tısladı Ateş dudaklarının arasından. Gözlerini zorlukla dudaklarımın üzerinden çekip, yola çevirdiğinde, "Yapma..." dedi. Doğru yoldaydım. Ve dikkatini dağıttığım için sinirleniyordu. Daha doğrusu üzerine bir de bunu yoldayken yaptığım için sinirleniyordu.
"Ama ben ne yaptım ki sevgilim?" Zaten benim yaptığım hiçbir şey yoktu. Ben sütten çıkmış ak kaşıktım.
"Sevgilim, serserim diyerek beni sakinleştirebileceğini sanıyorsun. Daha ne yapacaksın Ada?" Şu an gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Ee?" dediğimde duraksadım. "Sakinleşmedin mi sevgilim?" Söylediklerimden sonra Ateş'in dudakları yukarıya doğru kıvrıldığında, başını iki yanına doğru salladı.
"Ateş'le oynuyorsun Ada."
"Severim," diye mırıldandığımda gözlerimi Ateş'in gözlerinden ayıramamıştım. "Yani Ateş'le oynamayı."
Ateş söylediklerimden sonra arabayı hızlı bir şekilde sağa doğru çektiğinde, gözlerini bana doğru çevirdi. Dudaklarının kenarlarında oluşan kıvrımı hâlâ geçmemişti. Gülümsüyordu.
"Demek Ateş'le oynamayı seversin," dediğinde, "Severim..." diye fısıldadım. "Hem de çok severim."
"Ee bize de oynamak düşer o zaman." Ateş söylediklerinden sonra dudaklarıma yapıştığında, ona karşılık vermeye başladım.
(Ayy ben sözde yılbaşı bölümü yazıyordum. Yılbaşının içinden bile kiss çıkardım ğwğdğ)
****
Ateş'le birlikte arabadan indiğimizde eve doğru yürümeye başladık. Ateş'in evine gelmiştik. Daha doğrusu Ateş'in, abisiyle birlikte yaşadığı eve...
Kapının önüne geldiğimizde Ateş zile basmak yerine kapıyı âdeta yumruklamaya başladı. Ayy bu çocuğun şu kaba saba halleri beni öldürecekti.
Ateş'in yumruklanmalarına karşı daha fazla dayanamayan kapı birisi tarafından açıldığında, gözlerimi kapıya doğru çevirdim. Eee kimse yoktu ki... Bu kapı kendi kendine mi açılmıştı yani? Tövbe tövbe...
"Ateş?" dedim aklıma gelen şeyle birlikte. "Bu kapıyı kim açtı? Gelmiş olmasınlar sakın!" Yok canım... Olmazdı yani. Yok yok ben kesinlikle son günlerde Kırmızı Oda'yı fazla izlemenin etkilerini yaşıyordum.
Boncuk'a uğrayan ermişlerin bana da uğrayacak halleri yoktu ya.
(Saat şu an gece 03.05 ve ben birazdan korkudan altıma edeceğim ğqğdğdğc)
"Saçmalama Ada! Kim gelecek? Tövbe tövbe." He Ateş he. Ermiş dedeler sana da uğrasında gör gününü.
Kaşlarım çatık bir şekilde Ateş'e bakmaya başladığımda, Ateş beni umursamayarak içeriye doğru bir adım attı. Zaten beni beklese şaşardım.
"Beklesene be!" diye çemkirdiğimde ben de korkuyla içeriye doğru bir adım attım. Tam bir adım daha atacağım sıra duyduğum sesle birlikte olduğum yerde öylece kalakaldım.
"Adaşkım bu eve gelmişler." Gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldığında, gözlerimi sesin geldiği yere doğru çevirdim.
Kutay...
Kapının arkasına saklanmış bir şekilde bana bakıyordu.
Avazım çıktığı kadar, "Kutay..." diye bağırdım. Daha doğrusu cırladım desem daha doğru olacaktı galiba. Kutay'ın üzerine doğru atladığımda, tekrardan bağırdım.
"Geldin, geldin, geldin. İnanamıyorum geldin." Sevinçle olduğum yerde zıplamaya başladığımda Kutay, "Adaşkım ayağım be!" diye bağırdı.
Ah pardon... Sevinçle zıpladığım yer Kutay'ın ayağıymış.
"Pardon pardon..." diye bağırdığımda zıplamaya devam ettim.
"Ama Adaşkım hâlâ ayaklarımı eziyorsun." Ama ne yapabilirdim ki? Onu gerçekten o kadar çok özlemiştim ki... Özlemimden ne yapacağımı şaşırmıştım. Kutay; üniversite için İzmir'i tercih etmişti ve İzmir'de okuyordu. Daha doğrusu İzmir'i tercih etmemiş, tercihini yanlış yaptığı için İzmir'de okumaya mecbur kalmıştı.
Hayır yani bir insan İstanbul yerine nasıl İzmir yazabilirdi? Gerçekten bunu hiç mi hiç anlayamamıştım. Yani baş harflerinin aynı olması dışında hiçbir benzerlikleri yoktu ki...
Neyse işte Kutay bu yılbaşı için en son konuştuğumuzda bana gelmeyeceğini söylemişti. Ama şimdi gelmişti. Onu en son üç ay önce gördüğüm için o kadar çok özlemiştim ki...
"Çok özlemişim seni," dedim.
Kutay egolu bir şekilde, "Eee ben özlenmeyecek adam mıyım?" dediğinde hızlı bir şekilde koluna vurdum.
"Deli."
Ateş, "Şunun nesini özlüyorsun sen?" dediğinde sesinden akan kıskançlığına güldüm.
"Ateş kardişim kıskanma kıskanma." Evet, aradan yıllar geçsede değişmeyen tek şey; Kutay'dı. Hep aynıydı. Yıllar önce neyse, şimdi de öyleydi.
"Ne kıskanacağım lan seni turşu?" Ateş'in söyledikleriyle birlikte, Ateş ve Kutay birbirleyle didişmeye başladıklarında, onları umursamayarak telefonumu cebimden çıkardım.
Kutay'ın geldiğini hemen Beste'ye söylemem ve ona hava atmam gerekiyordu. Yaşasın kötülüktü.
Açtığım telefonumla birlikte WhatsApp'a girdiğimde, Beste'ye mesaj yazmaya başladım.
Siz: KUTAY GELMİŞ
Siz: KUTAY GELMİİŞŞŞ
Beste: Biliyorum ki
Beste: Geliyoruz şimdi.
Ne? Beste biliyor muydu yani?
Siz: OHAAAA
Siz: BİLİYORDUN VE BANA SÖYLEMEDİN Mİ???
Beste: Kutay sürpriz yapmak istedi.
Siz: Bir tek bana sürpriz oldu galiba??
Siz: Ben dışında herkes biliyor!!
Siz: Bunu yazdım bir yere.
Siz: Hainsiniz oğlum hepiniz...
Beste: Aynen aşkım
Beste: Ben de seni öpüyorum.
Bir de benimle dalga geçiyordu. Hainler, pislikler.
Telefonumu kapatarak tekrardan cebime koyduğumda, gözlerimi Kutay ve Ateş'e doğru çevirdim. Hâlâ birbirleriyle didişiyorlardı.
"Kutay!" diye bağırdım birden.
Kutay oturduğu yerden sıçrayarak kalktığında, "Ne oldu Adaşkım? Valla ben hiçbir şey yapmadım, suçsuzum ben suçsuz." Yaa... Kutay'ın telaşlı bir şekilde söyledikleriyle birlikte yüzümdeki ciddi ifadem kaybolduğunda, gülmeye başladım.
Tam kızacaktım ama yine bir şey yapıyordu ve ben ona kızamıyordum.
"Yok bir şey canımın içi," dediğimde yanına doğru adım atmaya başladım. "Sadece seni çok özlemiştim onu söyleyecektim." Tabii tabii... Kesinlikle onu söyleyecektim.
"Adaşkım şımartıyorsun ama beni ya."
"Şapşal," dediğimde gülerek Kutay'a sarıldım.
Ateş, "Bıktım artık sizin şu hallerinizden," dediğinde oturduğu yerden kalkarak yanımıza doğru gelmeye başladı. Beni belimden tutup kendisine doğru çektiğinde, başım göğsüne doğru çarptı.
"Birileri kıskandı Adaşkım."
"Fena kıskandı fena," dedim.
"Ben burdayım yalnız. Sizi duyuyorum." Ateş'in söyledikleriyle birlikte gülmeye başladığımda, "Huysuz..." dedim.
"Çok konuşmayın!" dedi Ateş. Bakın işte huysuzdu. "Yürüyün mutfağa. Akşam için hazırlık yapacağız." Akşam için hazırlık mı?
"Yaa ama," dedim mızmız bir şekilde. "Ben okuldan yeni çıktım. Çok yorgunum."
"Kardişim ben de o kadar yol geldim be! Yol yorgunuyum yol." Şu an Kutay'la birlikte işin içinden sıyrılmaya çalışıyorduk.
"Ben anlamam öyle..." dedi Ateş. "Yürüyün mutfağa." Şu an oflamamak için kendimi zor tutuyordum. Neyse en azından akşam için hazırlık yaparken bir yandan da aç olan karnımı doyurabilirdim.
"Off iyi..." dedim.
Birlikte mutfağa geçtiğimizde gözlerim masanın üzerinde duran poşetlere doğru kaydı. Anlaşılan Ateş bugün hep beraber olacağız diye baya bir alışveriş yapmıştı.
"Yaa ama Beste niye yok? Biz burada her şeyi hazırlayacağız o gelip yiyecek." Evet, düşündüğüm tek şey buydu.
"Çok haklısın Adaşkım. Asrın piçiyle, Burak kardişim de yok." Oh ne alaydı yani.
"Demek Asrın piçi. Bunu bir yere yazıyorum Kutay." Ateş'in tehdit edercesine söyledikleriyle birlikte, güldüm.
"Kurbanın olan Asrın kardişime söyleme."
Ateş güldüğünde, "Bakarız," dedi. "Şu poşetleri boşaltmakla başla. Çalış köle."
Kutay oflayarak poşetleri boşaltmaya başladığında Ateş'e bakarak, "Sen çok fenasın ama," dedim. Gerçekten de çok fenaydı.
Kutay'la birlikte poşetleri boşaltmaya başladığımızda gözlerimi bizim tepemizde zebellah gibi dikilmeye başladı.
"Sen niye bize yardım etmiyorsun Ateş?" Hayır, yani böyle dikilip duruyordu.
"Daha ne yardım edeceğim? Markete gittim, bunları aldım, kasadan geçirdim, poşetleri arabaya taşıdım, sonra arabayı sürdüm, poşetleri geri eve taşıdım..." Ateş'in söyledikleriyle birlikte gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldı. Yani gerçekten pesti ya. Bir insan yaptığı alışverişi anca böyle dolambaçlı bir şekilde anlatabilirdi.
Böyle uzun uzun anlatıyordu bir de sanki çok bir şey yapmış gibi. Alt tarafı markete gitmiş ve alışveriş yapmıştı.
Ama Ateş'in anlatmasına göre; sanki dünyayı kurtarmıştı.
"Gerçekten pes..." dedim. Yani başka diyecek bir şey bulamamıştım.
Kutay, "Kardişim sen bugün çok çalışmışsın. Geç içeri yat, uyu, dinlen. Yani bünyeni bu kadar yorma..." dediğinde sesi alaylı bir şekilde çıkmıştı.
Ateş oldukça ciddi bir şekilde, "Yok iyiyim ben böyle..." dediğinde duraksadı. "Sizin başınızda durup, sizi gözetleyeceğim." Ayy ciddi ciddi bizim başımızı bekleyecekti.
İçimden 'sabır' çektiğimde, aklıma gelen kişiyle birlikte gözlerimi Kutay'a doğru çevirdim.
"Ela'yla konuştun mu?" Sorduğum soruyla birlikte Kutay duraksadığında, çok kısa bir an sonra hemen kendisini toparladı.
"Konuşmadım. Konuşacak bir şeyimiz kalmadı artık."
"Bitti mi yani?" dedim üzgün bir şekilde.
"Bitti," dedi Kutay. Şimdi 'bitti' demek ne kadar kolaydı. Başlarken heyecanla, sevgiyle başladığınız ilişki bir anda bitebiliyordu.
Geriye sadece 'bitti' demek kalıyordu.
"Belki bir şansınız olurdu," diye fısıldadım. "Seviyorsunuz siz birbirinizi." Söylediklerimden sonra Kutay elindeki poşeti masanın üzerine bıraktığında, gözlerini bana doğru çevirdi.
"Bizim için bir şans daha diye bir şey yok Ada," dedi Kutay. Sözleri çok netti. "Ben ona hiçbir şey yapmadım. Onu üzmedim, aldatmadım ya da ben ona kötü bir şey yapmadım. Sevmek dışında... Ama biz yenildik. Bizim sevgimiz yenildi. Bizim sevgimiz aramızdaki mesafelere yenildi. Birbirimizi kaybettik. Aramızdaki mesafeler sevgimizden üstünde biz zaten hiç 'biz' olamamışızdır."
Kutay'ın söylediği her bir söz yüzüme gerçekliğini belli etmek istercesine çarptı. Onu ilk defa böyle görüyordum. Yıllardır tanıdığım Kutay gitmiş sanki yerine bambaşka birisi gelmiş gibiydi.
Bir şey diyemedim. İkisi de benim arkadaşımdı, en güzel yıllarımın sahipleriydi. Ama Kutay başkaydı benim için...
Onun içini görüyordum ben. Nasıl üzüldüğünün farkındaydım. Kutay, İzmir'e gittikten sonra aralarında olan mesafe onları zorlamıştı. Daha doğrusu mesafelerin zorladığı tek kişi Ela'ydı.
'Kader...' diye fısıldadı içimdeki ses. 'Kaderleri böyleymiş.'
****
"Ya off sıkıldım ben," diyen Beste'yle birlikte başımı olumlu anlamda salladım. Vallahi ben de çok sıkılmıştım. Beste, Asrın ve Burak da geldikten sonra birbirimizle hasret gidermiş, bol bol konuşmuş ve tabii ki evde ne var ne yoksa yemiştik.
Eee tabii bunların hepsini bir saat içinde falan yaptığımız için şu an sıkkınlıktan patlıyorduk.
"Valla ben de sıkıldım," dedim. "Hadi bir şeyler yapalım." Anlaşılan tek sıkılan Beste'yle bendim. Yanımda duran Ateş telefonuyla pubg oynuyordu. Hemen çaprazımda duran koltukta oturan Kutay ve Burak da ellerinde telefonlarıyla bir şeylerle uğraşıyorlardı. Anlaşılan oyuna birlikte girmişlerdi.
"Sıkıldım diyorum ya..." dediğimde beni takmayan Ateş'in elinden telefonunu hızlı bir şekilde çekip aldım. Telefonu elinden almamla birlikte Ateş gözlerini bana doğru çevirdiğinde, "Ada yaa..." dedi.
Ne Ada yaa?
Vallahi bıkmıştım ben artık bu Ateş'in oyunlarından. Yemin ederim Ateş'in oynadığı oyunlara olan sevgisi büyüktür bana olan sevgisiydi yani.
Bezmiştim.
"Ne Ada yaa?" dedim. "Valla şu telefonu artık kafanda paralayacağım senin."
Ateş, "Ada ya öldüm öldüm," diye bağırdığında hızlı bir şekilde elimi kafasına geçirdim. Yemin ederim bu erkekler geri zekalıydı.
"Salak..." diye tısladım dudaklarımın arasından. "Oyun oynamak yasak artık sana. Siliyorum şimdi hepsini."
"Lan silme tamam oynamayacağım bir daha." Ya ya ben de bunu yemiştim.
"Hanım köylü Ateş hanım köylü Ateş," diye bağıran Kutay'ın sesini duyduğumda, gözlerimi ona doğru çevirdim.
"Sıra sana da gelecek Kutay," dedim. "Yani buraya birbirimizle vakit geçirelim diye geldik. Siz gömüldünüz telefonlara."
"Çok haklısın sevgilim," dediğinde Ateş, elini elime uzatıp telefonunu aldı. Valla oyunlarını sileceğim diye ödü bokuna karışıyordu. "Kaldırın lan sizde telefonlarınızı." Ateş'in söyledikleriyle birlikte hepsi telefonlarını kaldırdığında, aklıma gelen şeyle birlikte oturduğum yerden kalktım.
Masanın altında duran çekmeceyi açtığımda, karşıma çıkan oyunlarla birlikte dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldı. Madem hepimiz birlikteydik o zaman oyun oynayabilirdik.
Gözüme çarpan cezalı jengayla birlikte onun kutusunu elime aldığımda, bizim çocukların yanına doğru yürümeye başladım.
"Hadi oturun bakalım. Oyun oynayacağız." Söylediklerimden sonra elimdeki jenhayı masanın üzerine koyduğumda, Kutay, "Olur oynayalım Adaşkım..." dedi.
Zaten olmaz gibi bir şey asla diyemezdi.
"Sevgilim onlar cezalı biliyorsun değil mi?" dediğinde Ateş başımı olumlu anlamda salladım. Cezalı olduğunu tabii ki de biliyordum. Zaten cezalı olması bana çekiyordu. Hem cezalı oyunlarda ben daha çok eğleniyordum.
"Hadi oturun bakalım," dediğimde hepsi oturdukları yerden kalkıp masanın çevresine doğru dizildiler. Yani bu uyuşuklara da ben demesem oturdukları yerden bile kalamayacaklardı.
Ateş'le yan yana olacak şekilde oturduğumuzda, bizim karşımıza da Asrın ve Beste geçmişti. Kutay ve Burak da karşılıklı bir şekilde oturduğunda, kare küçük masanın etrafını çevrelemiştik.
(Benim muhteşem çizimim ğqğdğdğğc)
Kutunun içinden çıkardığımız tahtaları dizmeye başladığımızda, "Cezalara bakmayın sakın!" dedim. Oyunun cezaları tahtaların üzerinde yazıyordu ve ben bunlardan her şeyi beklerdim. Yani dizerken bakıp, cezalarına göre falan çekebilirlerdi.
Sonunda tahtaları kule şeklinde dizebildiğimizde, "İlk kim başlıyor?" dedim.
"Valla ben başlamam Adaşkım..." dediğinde Kutay, "Ben de başlamam..." dedim. Yani önce bir diğerleri başlasın, bir cezaları göreyim ben sonra başlardım.
Burak, "Tamam ben başlıyorum o zaman," dediğinde elini jenga tahtalarına doğru uzattı. İnşallah en zor olan ceza hemen Burak'a denk gelirdi.
Çektiği bloğu eline aldığında, üstünde yazan cezayı okumaya başladı.
"En garip iki fotoğrafını instagram hesabında paylaş." Oha yani! Gele gele bu mu gelmişti? Resmen en kolay ceza Burak'a gitmişti yani.
"Oha anasını yaa bu ceza mı?" Asrın'ın söyledikleriyle birlikte Burak gülerek telefonunu çıkardığında, hızlı bir şekilde telefonunu elinden kaptım.
"Fotoğrafları ben seçeceğim."
"Ada hayır!"
"Sevgilim hayır!"
"Adaşkım hayır!"
Burak, Ateş ve Kutay'ın söyledikleriyle birlikte kaşlarım derin bir şekilde çatıldığında, "Ne saçmalıyorsunuz siz?" dedim. Üçü de birden hayır hayır demişlerdi.
"Doğruyu söyleyin! Ne karıştırıyorsunuz siz?" dediğimde hızlı bir şekilde Burak'ın fotoğraflarına girdim. Açtığım gibi gördüğüm fotoğraflarla birlikte gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldığında, "Burak bunlar ne?" dedim.
Burak'ın galerisinde bir sürü cıbıl cıbıl kadın fotoğrafı vardı.
"Şimdi şöyle ki; yengeciğim..." Bana yengeciğim diyorsa bu işin altında; kesinlikle bir şey vardır.
"Burak sadece cevap ver."
"Arkadaşlarla olan gruptan atıyorlar yenge." Aldığım cevapla birlikte dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldığında, gözlerimi yanımda oturan Ateş'e doğru çevirdim.
"Sende var mısın o grupta?" Aslında cevabını bildiğim bir soruyu sormuştum. O grupta olmasa ben fotoğraflara girdiğimde 'sevgilim hayır' diye bağırmazdı ki...
"Valla hep bunlar atıyor. Ben bakmadan siliyorum, asla bakmıyorum. Gerçekten gözümü kapatıp hemen siliyorum." Ateş'in telaşlı bir şekilde söyledikleriyle birlikte kaşlarım derin bir şekilde çatıldı.
Eminim bakmıyordu yani eminim.
"Sus Ateş," dedim. "Seninle sonra görüşeceğiz."
"La valla billa ben bakmıyorum." Yani sevgilisine la demeyen de gitsin şuraya bir yerlere bayılsın.
"Sen var mısın bu grupta peki Asrın?" Beste'nin söyledikleriyle birlikte Asrın ve Beste'nin de bir tartışma içerisine gireceklerini anlamıştım.
Yani ben bir çocuğa pardon daha doğrusu bir ünlüye yakışıklı dediğim zaman kendisi kıskançlığından bayılıyordu. Ama onun şu yaptığını görüyordunuz değil mi?
"Hatta ben o gruptan çıkmıştım Ada." He he eminim ki çıkmıştı.
"Lan çıkmadım mı sizde söylesenize?"
"Lan söylesenize. Niye susuyorsunuz?"
"Valla kardişim üç çiğköfte dürüme söylerim."
"Tamam Ateş," dedim. "Sus. Bu konuyu sonra konuşacağız." Sanırım Ateş'in telefonunu temizleme zamanım gelmişti.
Sinirli bir şekilde Burak'ın fotoğraflarını açtığımda, o cıbıl cıbıl duran kadınlara bakmadan fotoğrafları seçmeye çalıştım. Gördüğüm fotoğraflarla birlikte gülmeye başladığımda, "Burak?" dedim. "Sen yüzüne maske mi yapıyorsun?"
"Hayır hayır..." diye bağırdı Burak. "Onlar olmaz, onları sakın paylaşma." Yo bal gibi de olurdu. Hele az önce gördüğüm fotoğraflardan sonra daha da bir olurdu.
Burak'ın instagramına girip seçtiğim fotoğrafları paylaştığımda, altına da güzel bir not eklemiştim.
burakyalcinks: Kızım belayım diyorum anlamıyor musun😈 #hoşgeldin2024
Elimdeki telefonu Burak'a doğru uzattığımda, "Al..." dedim. "Gerçekten çok güzel oldu." Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Gördüğüm fotoğrafların intikamını çok güzel almıştım.
Beste, "Sıra ben de galiba," dediğinde elini tahtalardan birine doğru götürüp, yavaş bir şekilde çekti. Tahtayı çeken herkes çıkan cezayı yapacaktı. Ama birimiz kuleyi devirdiğimiz an, üç tahta çekip, çıkan üç cezayı yapacaktık.
O yüzden o kulenin bana gelene kadar devrilmesi gerekiyordu. Yoksa ben o kuleyi mutlaka devirdim.
Beste, "Ne olur zor olma," dediğinde tahtayı çevirerek yazıyı okumaya başladı. "En sevdiğin şarkılardan birini bağırarak söyle."
Oha ama ya.
Kutay, "Oho..." dedi. "Bu sana mı ceza, yoksa bize mi?" Kendimi tutamayarak güldüğümde, diğerleri de gülmüştü.
Yani bu kesinlikle bize cezaydı.
Beste, "Ay ben bu işi çok sevdim ya..." dediğinde oturduğu yerden kalkarak, koltuğun üzerinde duran kumandayı eline aldı. Yani bana da ödül gibi bir ceza gelse ben de severdim.
"Sönmüyor ateşimiz,
Ama alev alev de yanmıyor,
Ayrılık zor ama,
Beraberken de olmuyor."
Beste'nin bağıra bağıra söylediği şarkıyla birlikte, ellerimi kulaklarıma bastırmamak için kendimi zor tuttuğumda, diğerlerinin de benden bir farkının olmadığını gördüm. Hepsi yüzünü buruşturmuştu.
Şu an mutlu olan tek kişi; Beste'ydi.
Valla bana böyle bir ceza gelmezse bu tahtaları parçalardım yani.
"Çikita muz, çikita muz
Çikita muz, çikita muz
Çikita muz, çikita muz"
Beste'nin söylediği bambaşka olan şarkıyla gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldığında, "Beste..." diye bağırdım. "Tek bir şarkıydı canım. Hadi gel de oyuna devam edelim." Valla ben böyle demeseydim Beste asla o şarkıları söylemeyi bırakmazdı.
"Ha tamam o zaman, geldim." Beste, Asrın'ın yanına oturduğunda, "Nasıldım?" dedi. "Güzel söyledim mi?"
"Muhteşemdin," dedim. "Yani böyle bir söyleme ben daha önce hiç görmedim."
"Süperdin aşkım," dedi Kutay. "Yani ben sende bir star ışığı yakaladım. Bence sen bu yolda devam et."
Asrın ağzının içinden, "Çok konuşmayın," diye homurdandığında elini bloklara götürerek, tahtalardan birini çıkardı. Hâlâ yıkılmamıştı. Ve bana gelince yıkılması çok yüksel bir ihtimaldi.
Off... Keşke ilk önce ben başlasaydım ya. Valla o konuda çok büyük bir mallık etmiştim ve ben bunu şu an fark ediyordum.
Asrın, "Bu ne lan anasını," dediğinde Kutay hemen Asrın'ın elinden tahtayı aldı. Kutay okuduğu şeyle birlikte gülmeye başladığında, "Köpek taklidi yap çıkmış," diye bağırdı.
Ben de kendimi tutamayarak gülmeye başladığımda, Asrın, "Hayatta yapmam," dedi.
"Hadi kardeşim hadi," dediğinde Ateş başımı olumlu anlamda salladım. Yapmam diye bir şey yoktu. El mecbur bir şekilde yapacaktı.
Asrın gözlerini hepimizin gözlerinde dolaştırdığında ağzının içinden homurdanarak, iki dizinin üzerinde doğruldu.
"Kardişim başla hadi çekiyorum."
"Senin ağzına sıçarım Kutay. Sakın çekme."
"Hadi ama Asrın," dedim. "Seni bekliyoruz." Asrın yine ve yine ağzının içinden homurdandı. Yüksek ihtimalle küfür falan ediyordu.
Asrın havlamaya başladığında, hepimiz gülmeye başladık.
"Tamam lan yeter bu kadar," dediğinde Asrın, tekrardan normal haline dönmüştü.
"Valla kardişim sanki taklit değil de gerçekten köpek olmuşsun gibiydi. Köpek taklidi yapmak için doğmuşsun lan sen."
(Burada hemen araya giriyorum. Asla hayvanlarla dalga geçmiyorum. Bu konuda asla böyle bir şey yapmayacağımı zaten biliyorsunuz. Ama ben yine de söylemek istedim.)
Asrın, "Kutay..." dediğinde Beste'nin öksürmesiyle birlikte duraksadı. "Severim sen kardeşim. Çok severim hem de."
Kutay, "Ben de seni kardeşim ben de seni..." dediğinde güldüm. Asrın şu an Kutay'ı boğmak istiyordu. Buna adım kadar emindim.
"Tamam," dedim aralarına girerek. "Sonra sevin birbirinizi. Hadi çek Kutay."
Lan sıra bana ne çabuk geldi?" dediğinde Kutay, elini uzatarak taşlardan birini çekti. Okuduğu cezayla birlikte gözleri sonuna kadar açıldığında, "Oha!" dedi. "Ne olur etmeyin, kıymayın bana."
"Söylesene," dedim. "Ne çıktı?"
Asrın, Kutay'ın cezayı söylemeyeceğini anladığında tahtayı elinden çekip aldı. Asrın okuduğu cezayla birlikte gülmeye başladığında, "İşte şimdi düştün elime," dedi.
Ve biz hâlâ cezayı öğrenememiştik.
Ateş, "Söylesenize lan ne çıkmış," dediğinde, Asrın gülerek, "Oyunculardan birer tokat ye çıkmış," dedi. Gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldığında, şimdiden Kutay'a acımaya başlamıştım.
Valla ben ve Beste dışındakilerden bence fena bir çekeceği vardı. Ben acır ona vuramazdım. Ama Asrın ve Ateş'in hiç acıyacağını zannetmiyordum.
"Kardişlerim ne olur kıymayın bana." Ya ben zaten ona kıyamazdım ki.
"Ya ben vuramam," dedim. Benim peşimden Beste, "Ben de vuramam," dedi.
"Helal be size benim canım kardişlerim," diye bağırdı. "Yok mu başka artıran? Ben de vuramam diyen yok mu?" Ateş, Burak ve Asrın'dan çıt çıkmadığında, "Yokmuş..." dedi. "Yazıklar olsun size. Bana kıyabilecek misiniz? Bana bana Kutay'ınıza."
Valla Kutay böyle yaparak kendini acındırmaya çalışıyordu ama hepsinin de Kutay'a kıyacağını biliyorduk.
Asrın, "Valla çok güzel kıyarım. Bismillah..." dediğinde avucunun içini Kutay'ın yanağına doğru gömdü. Ama o nasıl gömmekti öyle...
Kutay gediği tokatla birlikte olduğu yerde dengede duramadığında, "Oha!" diye bağırdım. "Hayvan mısın Asrın sen? O nasıl vurmak öyle ya?"
"Ah gitti yanağım. Hissetmiyorum yanağımı lan. Valla hissetmiyorum yanağımı. Gittim ben." Kutay bağırmalarının ardından gözlerini kapatarak bakıldığında, hemen oturduğum yerden fırladım.
"Oha! Gitti çocuk," diye bağırdığımda Kutay'ın yanına doğru eğildim. "Kutay iyi misin? Kutay, Kutay." O kadar bağırıyordum ama ses vermiyordu.
Vallahi gitmişti çocuk.
"Yaa Asrın sen var ya..." diye bağırdım.
"Asrın sen nasıl vuruyorsun öyle ya? Çocuğun yanağına resmen elini gömdün." Beste de Asrın'a kızdığında gözlerimi Ateş'e doğru çevirdim.
Öylece duruyordu. Burada Kutay bildiğiniz gitmişti ama o öylece oturuyordu.
"Ateş?" dedim. "Gelsene buraya. Ne diye oturuyorsun? Gitti çocuk ya."
Asrın, "Durun durun..." dediğinde oturduğu yerden kalktı. "Ben ona bir tane daha vurayım hemen kendine gelir o."
Yok artık ya!
Kutay birden, "Ah yanağım..." diyerek gözünü açtığında, gözlerimi ona doğru çevirdim. Oh sonunda kendine gelebilmişti.
"Oh..." dedim rahatlayarak.
"Adaşkım sen misin?" Vallahi çocuğun kafa gitmişti. Hep o Asrın yüzündendi.
"Hep senin yüzünden Asrın," diye bağırdım. "Çocuk beni bile tanıyamadı yaa."
Asrın, "Şov yapıyor şov..." dediğinde Kutay'ın ensesinden tuttuğu gibi onu yattığı yerden doğrulttu. "Bak işte turp gibi." He baya turp gibiydi yani.
Burak, "İyi misin lan?" diye sorduğunda, Kutay, "Hiç iyi değilim kardişim..." diye bağırdı. "Kendimi hiç iyi hissetmiyorum."
Ateş, "Tamam lan. Biz vurmayacağız sana," dediğinde, Kutay rahatlayarak derin bir nefes aldı. Eh bir zahmet vurmasınlardı yani! Çocuğun bir sıkımlık canı kalmıştı zaten.
"Ee bir zahmet vurmayın yani," dediğinde Beste onaylar anlamda başımı salladım.
Burak, "Zaten maşallah Asrın hepimizin yerine vurdu," dediğinde çatık kaşlarımın ardından Asrın'a bakmaya başladım. Yani o attığı tokatı hayatta unutamazdım galiba.
Konunun uzayacağını fark ettiğimde, "Tamam," dedim. "Hadi devam edelim." Tekrardan yerime geçip oturduğumda Ateş, "Bence devam etmeyelim. Sıktı ya," dedi. Tabii sıra ona gelmişti ya. Hemen sıkıldım, oynamayalım diyordu.
"Yok öyle bir dünya canım," dedim. "Çek hadi." Ateş kaşlarını çattığında elini bloklara doğru uzatıp bir tahta parçasını yavaş bir şekilde çekip eline aldı.
Kule hâlâ yıkılmamıştı. Ve hislerime göre ben de yıkılacaktı. Zaten sallantı da duruyordu.
Ateş öylece tahtanın üzerine bakıp, ağzının içinden homurdandığında, Kutay, "Ne çıktı kardişim?" dedi. Başımı Ateş'e doğru eğip, yazan cezayı okuduğumda gülmemek için dudaklarımı birbirine doğru bastırdım. Ağzının içinden neden homurdandığını okuduğum cezayla birlikte anlamıştım.
"Adaşkım ne çıktı?"
Güldüğümde, "Cezanızı sağınızda duran kişi verecek çıkmış..." dedim. Eh o şanslı kişi de ben oluyordum.
"Oha!"
"Sen mi vereceksin şimdi Adaşkım?"
"Adaşkım benim istediğim cezayı versene."
"Ne olur ne olur."
"Kes sesini Kutay!" diye tısladı Ateş dudaklarının arasından. Ah şimdiden korkmaya başlamıştı bile.
"Ay ne versem ki acaba?" diye sahte bir ifadeyle elimi çeneme doğru götürüp düşünmeye başladığımda, güldüm. Aslında aklımda bir ceza vardı ama onu biraz kıvrandırmak istiyordum.
"Geçmiş olsun kardeşim," dedi Asrın. "Valla Ada'dan ben bile şu an korktum." Valla bence de korkmalıydı.
"Hım..." diye mırıldandım ağzımın içinden. "Ne versem ki?"
"Ne cezası vereceksin söyle artık Ada!" dediğinde Ateş'in sesi sert bir şekilde çıkmıştı.
"Tabii sevgilim..." dediğimde oturduğum yerden kalktım. "Cezamı alıp geliyorum hemen."
"Oha!" diye bağırdı Kutay. "Cezan yürüyen bir şey mi?" Ne? Valla bu çocuğun aklı gitmişti. Yediği tokattan sonra kayış kopmuştu.
Araya geldiğimde makyaj çantamın içinde duran ojemi elime aldım. Ojemle birlikte yanlarına doğru gittiğimde, kalktığım yerime oturdum.
"Adaşkım hani ceza?" Valla bu Kutay da dünden hazırdı ha!
"Burada," dediğimde avucumun içine sakladığım ojeyi gösterdim.
"Oha Adaşkım!"
"Süpersin be!"
"Kardişim kardişim, ojeli kardişim."
Ateş, "Ada bu ne?" dediğinde gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Oje," dedim sadece.
"Sana mı süreceğim ben bunu?" He Ateş bana süreceksin.
"Yo," dediğimde başımı belli belirsiz bir şekilde salladım. "Ben sana süreceğim."
"Hayatta olmaz," diye bağırdı Ateş. "Hayatta o şeyi elime sürdürmem. Onu bana süremezsin. Hayatta sürdürmem."
Burak, "Kardeşim ceza bu..." dediğinde sesinden onun da eğlendiğini hissedebilmiştim.
"Aynen," dedi Beste. "Zorundasın."
"Olmaz!" dedi Ateş. Sesi kendinden emin bir şekilde çıkmıştı ama bu durum beni ilgilendirmiyordu. Benim cezam buydu ve ben bunu sürecektim.
"Ateş!" dedim. "Uzat elini, süreceğim."
"Bu olmaz, bunu sürdürmem."
"Kardişim yaa ben boşuna mı tokat yedim o zaman? Mızıkçılık yapma! Alt tarafı tırnaklarında pembe bir oje olacak o kadar." Kutay'ın söylediklerinden sonra Ateş burnundan solumaya başladı.
Aslında ojenin rengi Kutay'ın dediği gibi pembe değildi. Yani koyu pembe gibi bir şeydi.
(Oje kodu soracaklar için; Flormar - FC65)
Ateş, "Ada bana bunu yapma," dediğinde kendimi daha fazla tutamayarak güldüm. Ay gören de bir şey yapıyordum sanırdı yani.
"Ateş!" dedim. "Uzat elini." Emin bir şekilde çıkan sesimle birlikte Ateş elini korka korka bana uzattığında, ojemin kapağını açtım.
Ayy çok eğlenecektik ya.
Ojeyi Ateş'in parmağına doğru değdirdiğimde, Ateş irkilerek geriye doğru çekilmeye çalıştı. "Korkma..." dedim. Sesim alaylı bir şekilde çıkmıştı. "Acımayacak."
Söylediklerimden sonra kahkahalara havaya yükseldiğinde, ben de gülmeye başladım.
"Göreceksiniz siz. Canınızı okuyacağım ben sizin. Sana o atmadığım tokadı misliyle atacağım. Hepiniz göreceksiniz." Ateş'in bize saydırdığı boş tehditlerle daha çok güldüğümüzde, başımı olumsuz anlamda salladım.
Yani gerçekten şu an çok komik duruyordu.
"Ada tamam yeter artık!" Bak bak bir de benimle pazarlık yapmaya çalışıyordu. Daha bir tırnağına sürebilmiştim.
"Olmaz," dedim. "Şu elini kıpırdatıp durma." Ateş'in elini tutup dizimin üzerine sabitlediğimde, ojeyi sürmeye devam ettim.
Eline de yakışmıştı ha!
"Çok güzel oluyor," dediğimde, sesimden akan hayranlığıma engel olamamıştım. "Ateş ben sana böyle arada süreyim tamam mı? Hatta yüzünde tam makyaj yapmadık böyle arada makyaj da yapayım tamam mı?"
"Yok anasını..." diye bağırdı birden Ateş. "Daha başka ne yapacaksın? Al saçlarımı falan da ör istersen."
"Ay keşke," dedim. "Ama saçların çok kısa. Örülmez ki. Azıcık uzun olsa kesin örerdim ama."
"Tabii Ada Hanım tabii. Siz isteyin ben saçımı da uzatırım."
"Yaa..." dedim oldukça samimiyetsiz bir şekilde. "Bir tanesin sen."
"Ada!" dediğinde Ateş, elini dizimin üzerinden birden çekti. "Tamam yeter artık bir tanem."
Neydik biz? En samimiyetsiz çift falan mı?
"İyi yetsin bakalım," dedim. "Yalnız çok yakıştı sana bu renk Ateş." Söylediklerimden sonra Ateş'in çatık olan kaşları biraz daha çatıldı.
"Kardişim var ya on numara oldun on. Bir insanın tırnaklarına oje bu kadar çok yakışabilirdi yani."
"O zımbırtıyı senin başına çalarım Kutay..." dediğinde Ateş sesi sinirli bir şekilde çıkmıştı. Yalnız zımbırtı diye bahsettiği şey de benim ojemdi.
"Ada sende sıra," diyen Beste'yle birlikte kaşlarım çatıldığında, gözlerimi kuleye doğru çevirdim. Valla bu benim elimde patlardı ve tüm cezalar benim başıma yıkılırdı.
"Ama bu haksızlık ya," dedim. "Ben en sona kaldım. Bu yıkıldı yıkılacak."
Asrın, "Hadi hadi..." dediğinde gözleriyle sallanan kuleyi gösterdi. Yemin ederim benim bu hallerimden keyif alıyordu.
Elimi kuleye doğru uzattığımda titreyen ellerimle tahtalardan birini yavaş bir şekilde çekmeye çalıştım. Ama gidecekti biliyordum işte.
Tahtayı çektiğim gibi kule yerle bir olduğunda, "Allah'ın belası," diye bağırdım. Devrilmemiş devrilmemiş bana gelince devrilmişti.
"Off Allah'ın cezası şey seni." Bağırarak söylediklerime karşı hepsi gülmeye başladığında, ofladım. Onların bir ceza yaptığı şeyi şimdi ben üç ceza olarak yapacaktım. Ve bu cezaları da kendi ellerimle seçecektim. Ki ben de bu şans varken gider en zorlarını seçerdim.
Kutay kahkahalarının arasından, "Geçmiş olsun Adaşkım..." dediğinde kaşlarım çatık bir şekilde ona baktım. Ben ona tokat atmamıştım ama o şimdi bana gülüyordu.
Haindi işte!
"Ya bu haksızlık," dedim. "Ben en sona kaldım." Evet bu kesinlikle haksızlıktı. Burada benim hakkım yeniyordu.
"Hadi bir tanem hadi..." dedi Ateş. O da benden intikam almaya çalışıyordu işte. "Seç bakalım cezalarını."
"Yaa bari iki tane olsun."
"Olmaz," dedi Asrın. "Oyunun kuralı üç ceza." Çok biliyorsun sen.
Oturduğum yerde âdeta götümden terler akıtmaya başladığımda, elimi tahtalara doğru uzattım. En kolay ceza hangisindeydi acaba? Valla boku yemiştim ben.
Tahtalardan birini seçtiğimde, düzünü çevirerek üzerinde yazan cezayı okudum. "Bir çay bardağı zeytin yağı iç." Ne? Zeytin yağı mı?
Iy... Düşündükçe bile midem bulanmıştı, ben onu nasıl içecektim ki?
Beste, "Bekleyin ben hemen hazırlayıp geliyorum," dediğinde oturduğu yerden fırladı. Bu da sanki benim bu cezayı almamı bekliyormuş gibi dünden hazırız ha!
"Valla Adaşkım kolay çıktı."
"Kolay mı?" dedim yüzümü buruşturduğumda. Yani bir çay bardağı zeytin yağı içmek kolay mıydı? Burada zeytin yağından bahsediyorduk ya.
"İkincisini seç hadi bir tanem." Vallahi bu Ateş bana inadına yapıyordu. Titreyen ellerimi tahtalardan birine daha uzattığımda, çekip aldım.
"Üç dakika boyunca hareketsiz dur!" Okuduğum cezayla birlikte dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldığında, Kutay, "Oha ama ya..." diye bağırdı. "Bu da ceza mı?"
Vallahi ben çok şanslıydım. Yani en azından zeytin yağı içmek dışında.
"Ağlamayın ağlamayın," dedim, yüzümde oluşan sinir bozucu gülümsememle birlikte.
Üzerime gelen cesaretle birlikte elimi üçüncü tahtaya da uzattığımda, hemen çekip aldım.
"Eşek gibi anır." Söylediğim son cezamla birlikte Kutay yeniden, "Oha ama ya..." dediğinde gözlerimi devirdim.
Yani anırmak kolay mıydı?
"Getirdim," diyen Beste'nin sesi kulağıma dolduğunda, gözlerimi ona doğru çevirdim. Elinde tuttuğu en küçük boy çay bardağını bana doğru uzatıyordu.
"Beste onların büyükleri vardı," dediğinde Asrın kaşlarım çatıldı. Bunun kesinlikle benimle bir alıp veremediği vardı.
Beste, "Ben bunu buldum Asrın," dediğinde duraksadı. "Bir sorun mu var?" Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Hadi içi Adaşkım."
"Kutay," diye tısladım dudaklarımın arasından. "Hatırlat sana atmadığım o tokadı atacağım."
"O o zamandı Adaşkım." Yok canım. Ben şimdi atmak istiyordum ama.
Hepsinin gözleri üzerimdeyken çay bardağını dudaklarıma doğru yaklaştırdım. Belki de en iyisi bir dikişte içip kurtulmaktı. Öyle de yaptım.
Hepsini kafama dikip tek nefeste içtiğimde, yuttum. Ama bir dakika... Ben bundan çok fazla zeytin yağı tadı almamıştım ki...
Gözlerimi Beste'ye doğru çevirdiğimde, onun bana gülerek baktığını gördüm. Tabii ya... O bir şey yapmıştı.
Beste'ye kimseye çaktırmadan göz kırptığımda, güldüm.
Ateş birden, "Ada bunlar tırnaklarımdan çıkmıyor..." diye bağırdığında gözlerimi ona doğru çevirdim. Eline sürdüğüm ojeleri çıkarmaya çalışıyordu.
Hepimiz onun bu haline kahkahalarla gülmeye başladığımda, tüm evi bizim kahkahalarımız doldurmuştu.
"Anasını satayım tırnaklarımda kaldı bunlar."
Ay ben yıkılıyordum.
****
Ateş yüzüme doğru eğildiğinde, burnunu burnuma doğru sürttü. "Ne yapıyorsun Ateş?" dediğimde sesimden akan şaşkınlığıma engel olamamıştım.
"Ne yapıyormuşum?" dediğinde Ateş sesi muzip bir şekilde çıkmıştı.
"Girdin dibime, tövbe tövbe..." diye ağzımın içinden homurdandım. Hayır, yani şu an oldukça kalabalık bir ortamdaydık. Bir kere yanımızda Kutay vardı yani. Onun diline bir düşsek, ömür boyu kurtulamazdık.
Yaklaşık bir yarım saat önce oynadığımız oyunu bitirmiştik. Ben geriye kalan cezalarımı yapmıştım. Ve sonrasında da Ateş'in ojeli parmaklarıyla dalga geçmiştik. Hatta bir ara Ateş ojelerini dişleriyle falan kazımaya çalışmıştı. Şu an ise hep birlikte oturuyorduk. Daha doğrusu herkes kendi aleminde takılıyordu.
Ateş birden elimden tutup beni oturduğum koltuktan kaldırdığında, salondaki tüm gözler bize doğru döndü. Kaşlarım derin bir şekilde çatıldığında Ateş, "Bizim işimiz var..." dedi.
Bizim işimiz mi var?
"Ne işimiz var?" diye sorduğumda, sesimden akan şaşkınlığıma engel olamamıştım. Valla ben de şaşkındım. Çünkü; bu işimizden benim haberim yoktu.
"Hayırdır kardişim ne işiniz var? Yoksa amca mı oluyorum ben, yoksa dayı mı?" Kutay'ın söyledikleriyle birlikte kendime hakim olamayarak bağırdım.
"Oha!"
Ne amcası, ne dayısıydı yahu?
Ateş, "O günler de gelir inşallah," dediğinde duraksadı. "Ama seni ne bebeklerimin amcası ne de dayısı yaparım."
Olmayan bebeklere dayı ve amca belirlemeye de başlamıştık. Çok şükür bugün de delirmedik demezdim artık.
"Tamam," dedi Kutay. "Bence amca, dayı olmam. Teyzeleri olurum." Ne?
Beste, "Hop hop..." diye bağırdı. "Burada bir tane teyze var o da benim."
Birisi şunlara ortada bir bebeğin olmadığını söyleyebilir mi? Yoktu yani yoktu.
"Saçmalamaz mısınız artık?" diye bağırdığımda Ateş kolumdan tutarak beni merdivenlere doğru çekiştirmeye başladı. "Ortada bebek falan yok."
Hah bunu söylediğim de çok iyi olmuştu.
"Ama olmayacağı anlamına gelmez Adaşkım. Bir bakmışsın junior Ateş geliyor." Tövbe tövbe.
Junior Ateş mi? Almayayım canım ben ya. Daha başımdakiyle zor uğraşıyordum ben.
Kutay'ın söylediklerini umursamamaya çalıştığımda, gözlerimi Ateş'e doğru çevirdim. Beni peşinden sürüklüyordu. Ve ben onun sayesinde düşmemek için merdivenleri çıkıyordum.
"Ya sen beni ne diye sürükleyip duruyorsun ki?"
"Hop sana diyorum serseri?"
"Ya sabır."
"Ateş."
"Kime diyorum ben ya?"
Ateş benim söylenmelerimi hiç umursamayarak, son kalan merdivenleri de çıktığında, evin çatı katına çıkabilmiştik. Açık olan kapıdan adımımızı çatıya doğru attığımızda, esen havayla birlikte kendimi tekrardan içeriye atmamak için zor tutmuştum.
Kar yağıyordu. Ve biz bu soğukta çatıya çıkmıştık.
Hep Ateş yüzündendi işte.
"Hatırlıyor musun sana ilk kez burada seni sevdiğimi söylemiştim?" dediğinde Ateş, dudaklarımda yer edinen tebessümüme engel olamamıştım.
Yıllar önce beni tam burada sevdiğini söylemişti. Ama sanki hâlâ dün gibiydi.
Söyledikleri bile dün gibiydi.
Sahi ne demişti?
'Ben seni seviyorum kızım' demişti. Evet, aynen böyle demişti.
"Hatırlıyorum," diye fısıldadım. "O günü nasıl unutabilirim ki?"
Unutamazdım ki. Bir gün her şeyi unutacak olsam bile o günü unutamazdım.
"Şu şaşkın bakışlarını seviyorum," diye fısıldadığında Ateş, bana doğru bir adım attı. "Aklından geçen saçmasapan düşüncelerini, sinirlenince taramalıya bağlamış gibi konuşmalarını, o küçük burnunu havaya dikip çemkirmelerini, öbür gibi hiç durmadan yemek yemeni, benimle atışmalarını seviyorum yavru panda." Ateş'in gözlerimin en içine bakarak söyledikleriyle birlikte, zihnim o güne gittiğinde gözlerim dolu dolu olmuştu.
Biz gerçekten çok şey yaşamıştık. O günlerin üzerinden aylar, yıllar akmıştı ama biz birbirimizden akmamıştık.
Vazgeçmemiştik.
"Ada?" diye fısıldadığında Ateş ılık nefesi dudaklarımın arasından sızarak, geçmişti. "Ben senin çiğköfteyi benden çok sevmeni bile seviyorum."
"Çiğköfteyi senden çok sevmiyorum ki..." diye mırıldandım ağzımın içinden. "İkinizi de eşit seviyorum."
Ateş, "Sağ ol ya... Nasıl rahatladım şu an bilemezsin," dediğinde sesi alaylı bir şekilde çıkmıştı. Oho! Buna da iyilik yaramıyordu ha!
Eşit seviyordum diyordum yine beğenmiyordu.
"Off..." dedim. "Sen de yani. İyilik yaramıyor." İsyan edercesine söylediklerimden sonra Ateş başını iki yanına sallayarak güldüğünde, bu gülüşü çok kısa sürmüştü. Hemen kendini toparlamış ve eski ciddi halini almıştı.
"Ben sana tutkun, ben sana vurgun Ada... Yollarım sana, gidişlerim hep sana Ada..." Ateş duraksadığında içimden 'bismillah' çekmeye başladım.
Ölecek falan mıydım hakim bey?
Ayy bir dakika, bir dakika... Ateş oldukça ciddi bir şey diyordu ve benim de şu an ciddi olmam gerekiyordu.
Ay yoksa bu kadar ciddilikle benden falan mı ayrılacaktı?
'Yok artık!' diye fısıldadı içimdeki ses. Gerçekten de yok artıktı yani. Ayrılmakta nereden çıkmıştı yahu?
"Tüm yollarımın sonu sana çıkıyor Ada." Herhalde bana çıkacaktı. Ya başka kime çıkacaktı?
On üç...
Aşağıdan gelen bağırma sesleri kulaklarımıza dolduğunda, kaşlarım derin bir şekilde çatıldı.
On iki...
Tabii ya... Bizim çocuklar yılbaşı için ondan geriye doğru sayıyorlardı. Pardon on üçten geriye. Yani on üçte ne alakaydı onu pek anlayamamıştım.
Ateş, "Ben istiyorum ki," diye fısıldadığında, duraksadı. Elini ceketinin cebine doğru attığında, gözlerini gözlerimden ayırmamıştı.
On bir...
"Ben istiyorum ki; evimizin yolları sana çıksın Ada."
Ne? Evimizin yolları mı?
"Ben gelinimi mavi gelinlikler içerisinde görmek istiyorum. Benimle evlenir misin yavru panda?"
On...
Bir dakika, bir dakika... Ateş ne demişti?
Ateş bana 'benimle evlenir misin yavru panda' demişti değil mi? Evet, evet öyle demişti. Bildiğiniz bana evlenme teklifi etmişti.
Bana etmişti.
Hâlâ inanmakta zorluk çektiğimde, "Ne?" diye fısıldadım. "Evlenme teklifi mi?"
Evet, evlenme teklifiydi.
"Valla kızım ben bir kez ettim daha da etmem." Ateş'in söyledikleriyle birlikte ağzımdan kaçan kıkırtıma engel olamadım. Yani evlilik teklifi ediyordu ama onda bile burnundan kıl aldırmıyordu.
Dokuz...
"Yüzüksüz bir evlenme teklifi demek?" dediğimde kaşlarım sorgular bir ifadeyle birlikte yukarıya doğru kalktı.
Şu an hayatımın en garip anlarından birinin içindeydim.
Ateş, "Lan ben onu vermeyi unuttum ya la..." dediğinde cebinde duran elini dışarıya doğru çıkardı. Avucunun içinde duran yüzüğü gördüğüm an, âdeta gözlerimden kalpler fışkıracak hale geldi.
O benim yüzüğümdü. Sadece benim...
Sekiz...
"Eee?" dedi Ateş. "Ne düşünüyorsun?"
Ne mi düşünüyordum? Yani gerçekten öyle böyle değil baya bir romantik sevgiliye sahiptim. Evlilik teklifinin cevabını 'ne düşünüyorsun?' diye soruyordu.
Ama ben gerçekten düşünmeye başladım.
Yedi...
Ateş esmerdi.
Yakışıklıydı.
Zengindi.
Abimi de dövebilirdi. Ki bu detay çok çok önemliydi. En baştaki kriterlerimden birisi buydu.
Altı...
Eee seviyordum da. Kalbim onun için atıyordu ve hep de onun için atacaktı.
Bundan daha önemli bir şey var mıydı? Bence yoktu.
Kalbim Ateş'le doluydu. Benim kalbim oydu.
Birden, "Evet..." diye bağırdım. "Evet, evet... Seninle evlenirim." Evet, onunla evlenirdim.
Beş...
Ateş, "Eee evet mi dedin sen?" diye âdeta kekelediğinde dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldı.
Ben ona evet demiştim.
Dört...
"Evet..." diye bağırdım tekrardan. Bu anın gerçekliğini ben de kavrayamıyordum.
"Seninle evlenirim evet."
Ateş, "Tamam," dedi. "Ben de seninle evlenirim."
Ne? Evlenme teklifi eden oydu ama sanki ben ona etmişim gibi davranmıştı. Kendimi daha fazla tutamayarak gülmeye başladım.
Üç...
"Tamam..." dedim ben de onun gibi. "Evlen o zaman benimle."
İki...
Ateş, "Çok işimiz var," dediğinde birden anlayamamak ona bakmaya başladım. "Bizim çok işimiz var. Hemen ailelerimize söylememiz gerekiyor. Oradan gelinlik, damatlık falan... Düğün yerimiz, pastamız, nikah tarihimiz..."
Bir...
Ateş'in sesini kesen patlayan havai fişekler olduğunda, hızlı bir şekilde Ateş'in dudaklarına doğru yapıştım.
Ben üzerimize yağan karların altında kendi hikâyemi yaşıyordum.
Hoş geldin 2024... İyi ki geldin.
Ve son...
Olur da bir gün hikâyemizin sonu mutsuz biter ya da biz yarıda kalırsak bu bölüme gelin olur mu? Çünkü ben sizi bu bölümde bekliyor olacağım.💙
Evet, nasıl buldunuz bakalım?
Beğendiniz mi?
~Bölümde en şaşırdığınız sahne hangisi oldu?
~Ela ve Kutay'ı ayırdım. Hatta bir ara Beste ve Asrın'ı ayıracaktım ğwğddğğc ama yapmadım tabii.
Not: Bu bölüm hikâyeden bağımsız bir bölümdür!
İnstagram: mavininhikayeleri
Sizleri seviyorum.
💙
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro