Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

35.Bölüm: "Sınav ve fedakârlık"

Yine biz geldik canımın en içleri!💙

Nasılsınız, iyi misiniz? Çok uzatmadan hemen bölüme geçmek istiyorum. Sizi o kadar güldürdüm hadi biraz da ağlayalım ğgğeğfğcğ ahahajsjsjsjsjsj ğgğeğfğcğv

Bölüm şarkısı; Tuğkan - Civciv

Hepinize iyi okumalar.

~

"Ada hadi kızım."

"Hazır mısın kızım?"

"Ada hadi abiciğim. Gel bir şeyler ye."

"Ada hadi annem."

Annem, babam ve abimin bağıran sesi kulaklarıma dolduğunda heyecanla oturduğum yerde kıpırdandım. Yaklaşık bir on dakikadır yatağımda oturmuş bir şekilde boş boş parkeyi izliyordum. Ve bunun tek bir nedeni vardı.

Evet evet o gün gelip çatmıştı işte.

Bugün üniversite sınavına gireceğim, ya da sınavın bana gireceği gündü.

Ve ben yatağımda boş boş oturmuş bir şekilde öylece hayatı sorguluyordum. Yapamazsam olacakları... Gelecek kaygısını falan filan.

"Ah Ada ah..." dedim kendi kendime. "Sen de mi bu günlere düşecektin be?" Ben ki hiçbir şeyi umursamayan, aklına estiği gibi yaşayan, deli kızın tekiydim.

Bana ne olmuştu böyle yahu?

"Aman be Ada," dedim kendi kendime. "Dünyanın sonu mu sanki?" Kendi kendimi avutmada asla üzerime yoktu. "Hiç olmadı çiğ köfteci açarsın be kızım. Tıpkı rüyalarındaki gibi işte." Söylediklerime karşılık güldüm. Kendi kendimi yeterince motive ettiğime inandığımda oturduğum yatağımdan kalkarak odamdan çıktım.

Annem, babam ve abimin daha fazla bağırmasını istemezdim sonuçta. Galiba kafamın şu karmaşılığında en son isteyeceğim şey onların bağırması olabilirdi.

"Geldim işte," deyip mutfaktan içeri girdiğimde sesimin neşeli çıkması için ekstra bir çaba göstermiştim. Gerçi ne kadar başarılı olduğum tartışılırdı ya neyse. Hemen oturup hızlı hızlı kıtlıktan çıkmış gibi yemeye başladığımda bizimkilerin bana bön bön baktığının tabii ki de farkındaydım.

"Ne?" Dediğim sıra ağzımda dolu dolu patates kızartması varken konuşmuştum. "Açım yahu!"

"Tok olduğun bir zaman var mı?" Bunu diyen tabii ki benim gereksiz abimdi.

"Kızım açsın tamam da sınav zamanı mideni bu kadar doldurma. Bak mideni bozacaksın." Annem önümdeki patates kızartmasını çektiğinde kahvaltılıkları itelemişti.

"Al hafif hafif peynir ye!"

Yahu madem o patates kızartmalarını ben yiyemeyecektim o zaman neden yapmıştı?

Abim, annemin elinden aldığı patates kızartmalarını gözümün içine baka baka yemeye başladığında kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Her şeyimi alın ama yemeğime dokunmayın be!

"Uyuz!" Dediğim sıra ağzıma küçük bir dilim peynir attım. Birisi anneme benim peynirle doymayacağımı söyleyebilir mi acaba?

"Salak."

"Dana."

"Domuz."

"Embesil."

Abimle âdeta kedi köpek gibi birbirimize girerek laf atmaya devam ettiğimizde en sonunda, "Tüm hayvanlar sensin," diyerek atışmamıza son noktayı koymuştum. Bunun üzerine abim bir şey diyemediğinde keyifli bir şekilde kahvaltımı yapmaya devam ettim.

Aradan geçen dakikalarda kahvaltımı bitirip toparlandığımızda annem, "Her şeyini aldın değil mi kuzum?" Diye sordu.

"Aldım evet," dediğim sıra ayakkabılarımın bağcıklarını bağladım.

"Kimliğini aldın mı?"

"Aldım."

"Sınava giriş belgeni aldın mı kızım?"

"Onu da aldım."

"Suyunu aldın mı?"

Artık bizimkilerin sorularından bıktığımda elimde tuttuğum suyu gözlerine sokmak istercesine kaldırdım. "Aldım işte."

"Kimliğini aldın değil mi abiciğim?"

"Ya aldım diyorum aldım," dediğim sıra artık dayanamayarak hızlı bir şekilde evden çıktım. Benim çıkmamla birlikte annem, babam ve abim de hemen peşimden çıkmışlardı. Ayy sınava bu üçlüyle gitmek ne kadar mantıklıydı şu an bunu sorgulamaya başlamıştım. Hayır yani her şeyi yanıma almıştım, hatta gözlerine de sokarak gösteriyordum ama daha anlamıyorlardı. Farkında değillerdi belki ama tek yaptıkları heyecanımı harlayarak daha çok heyecanlanmamı sağlamaktı.

En sonunda binadan çıkıp arabaya bindiğimizde yola koyulabilmiştik. Sınav onda başlıyordu ama okulum uzağa çıktığı için ve trafik olabileceği detayını da hesaba katarak evden fazlasıyla erken bir saatte çıkmıştık.

Cebimdeki telefonumu çıkararak WhatsApp'a girdiğimde son bir kez gruba girdim. Bizim çocuklarla hepimiz sınava gireceğimiz için bir anlaşma yapmış daha doğrusu konuşmuştuk. Her ne kadar birbirimize iyi gelsek de birbirimizi aramayacaktık. Ama ben yine de dayanamamış ve gruba girmiştim. Ki Kutay'da dayanamamış olmalı ki mesaj yazmıştı.

Kankaların en ponçik kalplisi: Ne yaptınız lan kardişlerim?

Kankaların en ponçik kalplisi: Heyecan var mı heyecan?

Beste: Yoldayım ben

Beste: Gidiyoruz bakalım

Burak: Oğlum ecelime yürüyor hatta koşuyor gibi hissediyorum kendimi

Kankaların en ponçik kalplisi: asdfghasdşw

Kankaların en ponçik kalplisi: Korkmayın lan bu kadar

Kankaların en ponçik kalplisi: Yaparsınız siz

Kankaların en ponçik kalplisi: Ben size güveniyorum kardişlerim

Kankaların en ponçik kalplisi: Ama en çok çikolatalı kekime tabii

Ela: Ben de sana

Ela: Daha doğrusu senden çok kendime

Ela: O kadar çalıştırdım seni

Ela: Yapamazsan kafanı kırarım Kutay

Kankaların en ponçik kalplisi:

Kankaların en ponçik kalplisi: Where is the adalet?

Ela: Ben diyeceğimi dedim aşkım:)

Ela: Ona göre:)

Ela'nın alttan alttan Kutay'ı tehdit etmesiyle birlikte güldüğümde Ela'nın da bizimle takıla takıla iyice bize benzediğini fark ettim.

Kankaların en ponçik kalplisi: Oy sevgilim diyen sana gurbane gurbane

Kankaların en ponçik kalplisi: Gurbane de gurbane

Okuduğum mesajla birlikte bu sefer kahkahalarımı tutamadığımda yeniden gülmeye başladım. Ay bu çocuk beni şu durumda bile güldürebilmişti ya.

Abimin dik dik bana baktığını fark ettiğimde, "Ne?" Dedim başımı iki yanıma sallayarak ve hemen peşinden de gözlerimi babama çevirerek konuştum: "Baba, abim burada bana psikolojik baskı yapıyor. Ya zaten sınava gireceğim stresliyim burada benim üzerime geliyor." Numaradan numaradan gözlerimi de doldurarak konuştuğumda babam hemen abime kızmaya başladı.

Oh olsundu ona. Kaç yıllık kardeşiydim ve hâlâ benimle uğraşmaması gerektiğini öğrenememişti. Valla ben adamı sulu götürür susuz götürürdüm.

Bizimkilerle konuşa konuşa en sonunda okula gelebildiğimizde arabadan indim. Daha önce okula bakmak için iki kez geldiğimiz için zaten biliyordum. Boş olan bir köşeye geçtiğimizde kimseyle göz teması kurmamaya çalışıyordum. Her yer normal olarak öğrenci kaynıyordu ve onlara baktıkça daha da çok stres olacağımı biliyordum.

Gözlerimi telefonumdan ayırmadan Kutay'ın attığı son mesajları da okumaya başladım.

Kankaların en ponçik kalplisi: Kardişlerim

Kankaların en ponçik kalplisi: Kardişlerim

Kankaların en ponçik kalplisi: Biricik kardişiniz, Kutayınız konuşuyor

Ay şundaki havaya bakar mısınız? Sanki balkon konuşması falan yapacaktı.

Kankaların en ponçik kalplisi: Allah bilemediklerimizi attırsın, attırdıklarımızı tuttursun

Kankaların en ponçik kalplisi: Tabii Allah bilir ama siz yinede çok fazla atıp sallamayın şimdi

Kankaların en ponçik kalplisi: Sonra göt gibi kalmayalım ortada

Kankaların en ponçik kalplisi: Yolumuz açık, kılıcımız keskin olsun kardişlerim

Kankaların en ponçik kalplisi: HÜCUMMMMMMMMM

Okuduğum mesajlarla birlikte gülmeye başladığımda başımı iki yanıma doğru salladım.

Siz: Soruları güzel okuyun

Siz: Paragraflarda dalıp gitmeyin ha

Siz: Sizi seviyorum

Siz: Asrın seni bile asdifiwğw

Yazdığım mesajlarla birlikte WhatsApp'tan çıktığımda görevlilerin, "İçeri girebilirsiniz," diyen bağırtılarını duydum.

Ay kalbim pata küte gidiyordu şu an.

"Ay almaya başladılar," dediğimde elimdeki sınava giriş belgemi biraz daha sıktım. Ama arasında hissedemediğim kimliğimle birlikte kaşlarım derin bir şekilde çatıldığında ikiye katladığım kâğıdı açtım. Yoktu, kimliğim yoktu. Evden çıkmadan önce kimliğimi buraya koymuştum ve şimdi yoktu.

"Kimliğim yok." Gözlerim anında dolu dolu olduğunda ağlamaya başladım ve ortamı birden bire bir telaşa sardı.

Abim, "Nasıl yok?" Dediği an hemen peşinden de ekledi: "Bekle arabaya bakacağım. Burada bir yerdedir." Babam, abim hatta annem bile kimliğimi aramaya başladıklarında ben sadece duruyor ve ağlıyordum.

Ben ne yapmıştım?

Ben kimliğimi kaybederek kendi ellerimle kendimi yakmıştım.

Aradan geçen dakikalarda bizimkiler yana yakıla kimliğimi aramaya devam etmeleri sonucunda elleri bomboş kaldıklarında babam, "Nerede düşürmüş olabilirsin kızım?" Dedi.

"Bilmiyorum..." dediğimde sesim kesik kesik çıkmıştı. "Arabayla geldik zaten baba." Artık hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Abim, "Binada düşürmüş olabilir baba," dediğinde babam eliyle çenesini sıvazladı. Binada düşürmüş olsam bile gidip almamız imkânsız gibi bir şeydi ki. Biz trafikle bile bir buçuk saatte buraya anca gelebilmiştik şimdi şu kısıtlı zamanda olacak iş değildi.

"Bitti," dedim kendi kendime. Kenardaki taşın üzerine çömelip oturduğumda başımı ellerimin arasına aldım. "Bitti işte Ada." Ağlamaya devam ettiğim sıra elimde tuttuğum telefonum titrediğinde yaşlarla dolu gözlerimi ekranıma çevirdim.

Ateş arıyordu.

Açmadım, açamadım. Çaldı çaldı ve sustu.

Telefonun hemen susmasının ardından yeniden titrediğinde yine Ateş'in aradığını gördüm. Şu hâlimle açmak istemiyordum ama inatla arıyordu. Ellerimle gözyaşlarımı hızlı bir şekilde sildiğimde telefonu açarak kulağıma götürdüm.

"Efendim sevgilim?" Dediğimde dudaklarımı birbirine bastırmış ve sesimi normal bir şekilde tutmaya çalışmıştım.

"Biliyorum birbirimizi aramayacaktık ama ben senin sesini duymak istedim, sesini duymadan girmek istemedim." Sesi biraz cızırtılı gelse de ne dediğini anlıyordum. "Heyecan yapma tamam mı? Başaracaksın sen." Onun böyle söylemesiyle birlikte tuttuğum gözyaşlarım birer birer akmaya başladı.

"Sen de..." dediğimde kendimi fazlasıyla sıkıyordum. "Sen zaten heyecan yapmazsın biliyorum ama sen de başaracaksın sevgilim." Ellerimi dudaklarımın üzerine bastırdığımda ağladım, ağladım.

"Ada sen iyi misin, ağlıyor musun?"

"Ağlamıyorum," dedim akan gözyaşlarıma inat.

Ateş, "Ağlıyorsun," dediğinde beni benden bile fazla tanımasına şaşırmamıştım. "Çok mu heyecan yaptın sen?"

"Hayır," dediğimde başımı iki yanıma salladım. "Ağlamıyorum gerçekten. Ben şimdi kapatıyorum. Benim için çöz tamam mı sevgilim?"

Ateş'in bir şey demesini beklemeden kapatacağım sıra annemin, "Ada baban komşularla konuştu şimdi kimliğin binadaymış," diye bağıran sesi kulaklarıma dolduğunda bunu Ateş'in de duyduğunu konuşmasıyla birlikte anlayabilmiştim.

"Bir dakika bir dakika. Sen kimliğini mi kaybettin Ada?" Sesi öyle sert çıkmıştı ki...

"Ben... ben nasıl yaptım bilmiyorum, nasıl düşürdüm bilmiyorum gerçekten Ateş." Sırf onun moralini bozmamak için söylememiş ve kendimi tutmuştum ama artık kendimi tutamayarak ağlamaya başladım. Ama ona bunu yapmaya hakkım yoktu ki... Böyle ağlayarak onu daha da fazla üzüyor ve aklının ben de kalmasına sebep oluyordum.

"Ağlamayacağım, ağlamayacağım..." Ateş telefonda olsa da kendi kendime konuşuyor gibi konuşmuştum. "Soruları güzel oku tamam mı? Emin olmadığın soruları sakın işaretleme. Birlikte çok deneme çözdük ve süreni nasıl kullanacağını biliyorsun zaten. Sınavı umursa, sakın erkenden çıkma bak Ateş! Sakın erken..." Daha konuşacağım sıra yüzüme kapatılan telefonla birlikte öylece kaldım.

Ateş telefonu kapatmıştı.

Başımı ellerimin arasına alıp sıkıştırdığımda gözyaşlarımı döktüm sessiz sessiz. Ateş'i de üzmüş ve kafasını karıştırmıştım. Sınavda aklının ben de kalacağını da biliyordum.

"Ada kızım abin yola çıktı, almaya gidecek bak. Ağlama artık." Annem saçlarımı okşadığında, "Ne diyorsun anne?" Dedim ters ters. Şu an kendime olan sinirimi annemden çıkardığımın farkındaydım. "Sınava kalmış yarım saat. Gerçekten yetişeceğine inanıyor musun? Bir buçuk saatte geldik biz o yolu yaa. O kadar trafiğin içinde. Hiç uğraşmasın boşuna." Annem haklılığımı anlamış gibi bir şey demeyip sessiz kaldığında öylece yerde oturmaya devam ettim. Öğrencilerin çoğu çoktan içeri girmişti bile. Ben de girebilecekken her şeyi kendi ellerimle mahvetmiştim. Evden annemlere gereksiz bir şekilde yükselerek çıkmış ve o sırada da kimliğimi düşürmüştüm işte.

Keskin sirke küpüne zarar derlerdi ya hani... Ben de en çok kendime zarardım.

Aradan geçen dakikalarda öylece oturduğum yerde durup ağlamaya devam ettiğim sıra görevli, "Son on dakika," diye bağırdı. Dudaklarım acı bir tebessümle yukarıya doğru kıvrıldı. Bitmişti işte. Abim gitmesine gitmişti ama olmazdı yani. Yetişmesi imkânsız gibi bir şeydi.

"Gidelim artık," dediğimde sesim ağladığımdan ötürü kesik kesik çıkmıştı. "Lütfen gidelim." Oturduğum taşın üzerinden kalktım. "Eve gidip günlerce yaptığım aptallığıma ağlamak istiyorum." Anne ve babamı umursamadan hızlı hızlı yürümeye başladığım sıra okulun önünde hızlı bir manevrayla duran motosiklet çarptı gözüme. Hayır durduk yere çarpmamıştı.

O motorsiklette Ateş vardı.

Ateş durdurduğu motorundan hızlı bir şekilde indiği an gözleri sanki benim burada olduğumu anlamışçasına direkt olarak beni buldu. Hızlı adımlarıyla yanıma gelmeye başladığında, ben öylece duruyordum. Ne bir hareket ediyor, ne de bir şey diyebiliyordum.

Ateş gelmişti değil mi?

Evet, gelmişti.

Ateş yanıma gelir gelmez gözlerimin içine baktığında, "Sen..." dedim en sonunda konuşarak. "Senin burada ne işin var?" Sağ elini havaya kaldırdığı an gözüme çarpan kimliğimle birlikte yerin ayaklarımın altından kayıp gittiğini hissettim. "Sen... sen ne yaptın?" Başımı iki yanıma salladım.

Bunu yapmış olamazdı değil mi?

"Ateş sen ne yaptın?" Dediğimde âdeta patlamaya hazır bir bomba gibi konuşmuştum. "Ne yaptın sen ya?" Kendimi tutamamış ve bağırmıştım. "Nasıl yaparsın sen böyle bir şeyi?"

Ateş söylediklerimi umursamadığında, "Çok vaktin yok," diye başladı cümlesine. Elinde tuttuğu kimliğimi elime tutuşturdu. "Kendini topla! Bana verdiğin nasihatleri unutmadan gir sınavına."

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?"

"Ada..." Konuşmasına izin vermedim.

"Gerçekten sınava gireceğimi mi düşünüyorsun sen? Senin sınavını mahvetmişken..." Dinmek bilmeyen gözyaşlarım bir bir aktı. "Ateş sen ne yaptın böyle?"

Ateş, "Bana bak!" Dediğinde belki de sesi şimdiye kadar hiç çıkmadığı kadar sert çıkmıştı. Sıcak havaya rağmen birden üşüdüğümü hissettim. Ellerini yanaklarımın üzerine koyup sıktığında gözlerimi ona çevirmemi sağladı. "Ben senin yüzünden sınava giremeyeceğim. Senin yüzünden..." Sözleri içli içli ağlattı. Bunu benim için dediğini biliyordum ama yinede ağlamama engel olamıyordum. "Şimdi sen o sınava gireceksin ve yapacaksın tamam mı? Benim için yapacaksın..." Hâlâ aynı sertlikteydi. "Sen yapacaksın ki, benim o sınava giremediğime değecek." Duraksadığında gözlerini sinirli bir şekilde kapatıp açtı. "Anladın mı Ada?" Diye vurgulaya vurgulaya konuştuğunda derince yutkundum ve başımı salladım.

"Anladın değil mi Ada?"

"Salak değilim ya..." dediğimde hırçınlaşmıştım. "Anladım."

Ateş, "İyi..." dediğinde sesindeki sertliğini hâlâ kaybetmemişti. Yanaklarımda duran ellerini gözyaşlarımın üzerine getirdiğinde, "Şimdi şu gözyaşlarını silelim..." diyerek gözyaşlarımı sildi. Sildiği gözyaşlarımın ardından gözlerimi tekrardan gözlerine sabitlediğinde, "Ağlamayacaksın Ada," dedi. "Gireceksin ve benim için çözeceksin." Ona uyarak başımı salladığımda ellerini benden çekti ve kendimi boşluğa düşmüş gibi hissettim.

Görevlinin, "Son iki dakika," diye bağıran sesini duyduğum an Ateş benden iyice uzaklaşmıştı. "Gidiyorum..." dediğim an kimsenin bir şey demesini beklemeden arkamı dönerek okula doğru koşturdum. Görevlilerin kontrolünden geçtikten sonra sınıfımı bulup girdiğimde son kez gözyaşlarımı sildim.

Ağlamayı kesecek ve çözecektim.

Ki öyle de oldu.

İki buçuk saat boyunca kendimi sadece sınavıma vererek çözmüştüm. Son kodlamamı da yapıp kalktığımda kitapçığımı ve optik formumu görevliye teslim ederek sınıftan çıktım. Daha sınıftan çıkar çıkmaz ağlamaya başladığımda elimi kalbimin üzerine götürdüm.

Sınav bitmişti ama ben de bitmiştim.

Ateş'in bir yılını kendi ellerimle yakmıştım. Belki ben istememiştim ama benim yüzümden olmuştu işte.

Ağlaya ağlaya dışarı çıktığım an insanların bana acıyan bakışlarını fark edebiliyordum. Yüksek ihtimalle sınavımın kötü geçtiğini düşündükleri için böylesine ağladığımı düşünüyorlardı ama değildi. Sınavım aksine iyi geçmişti.

Merdivenlerden inmeye başladığım sıra hemen ileride beni bekleyen Ateş'i görmemle birlikte kimseyi, hiçbir şey umursamadan ona doğru koşmaya başladım. Ne annem, ne babam, ne de abim umrumdaydı.

Koşarak Ateş'e sarıldığımda elleri anında belimi bulmuş ve beni sıkıca sarmıştı. Omzuna sığınıp biraz da orada ağlamaya devam ettiğimde tek eli belimden saçlarıma çıktı. Saçlarımı okşadı.

Hıçkırıklarımın arasından, "Özür dilerim," diye fısıldadım. "Özür dilerim. Özür dilerim Ateş. Benim yüzümden, benim yüzümden bir yılın gitti. Benim yüzümden..."

Ateş daha fazla konuşmama izin vermeden benden ayrıldığında yanaklarımı avuçlarının arasına aldı. "Ada..." dediği an gözyaşlarımı tek tek sildi. "Yavru pandam..." Küçük bir çocuk gibi burnumu çektiğimde, güldü. "Sen olsan yapmaz mıydın? Sen benim için herkesi karşına aldın, aylarını yedim ben senin." İtiraz edercesine başımı iki yanıma salladım.

Ateş, "Bana bak!" Dediğinde yanaklarımı okşadı. "Ağlama... Sen benim her şeyimsin Ada." Sözleriyle birlikte kalbim kanatlanıp uçtu sanki. Bana yaklaştığında yaşlarla dolu gözlerimden öptü. Gözlerim kapandığı an dudaklarını göz kirpiklerimin üzerinde hissettim.

"Küçük kızım..." diye fısıldadı. Öptü, öptü. "Senin yanında kendimi saymam bile, senin için her şeyden geçerim."

~

Ateş ateş💙 sana dair söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Yazarken gurur duyduğum ve içimi hep cız ettirenimsin sen benim. İyi ki seni yazıyorum diyorum hep. Seni seviyorum oğluşum ğgğwğdğğc ajajajajsjsj ğgğwğdğcğc

Nasıl buldunuz bakalım?

Ateş'in yaptığı hareket hakkında ne düşünüyorsunuz?

İnstagram: mavininhikayeleri
Twitter: kendince_yazar0

Sizleri seviyorum.

💙

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro