Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

33.Bölüm: "Güzelim"

Biz geldik canımın en içleri!💙

Nasılsınız? Umarım hepiniz çok çok iyisinizdir. Ben biraz hastayım ve uyuya kalmışım. Üzerine bir de bölümü yayınlamayı unutmuşum ğgğwğdğ

Neyse bayramı ucundan kıyısından bir yerden yakaladığımı düşünüyor gğwğdğf ve hepinize iyi bayramlar diliyorum💙

Profilimden aktif olarak devam ettiğim 'Visal' isimli kurguma bakabilir ve beni Wattpad hesabımdan da dilerseniz takip edebilirsiniz^^

Wattpad panom sizindir! Orayı istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. İçinizi dökün, günlüğünüz olsun, gelin konuşalım. Aynı zamanda mesajlardan da bana istediğiniz zaman yazabilirsiniz.

Her daim, her an sizinleyim!💙

Bölüm şarkımız; Tuğkan - Civciv

İyi okumalar.

~

"Seni şerefsiz piç!" Diye bağırdığımda Emir'in kolumu tutan elleri biraz daha sıkılaştı. Bu yaptığına, bizi düşürdüğü şu duruma inanamıyordum falan demeyecektim, çünkü; bu zaten tam olarak Emir'den beklediğim bir şeydi. Beni zerre hayal kırıklığına uğratmamış, yine bir şerefsizlik yapmıştı.

Emir, "Doğru konuş!" Diyerek sert bir ifadeyle dudaklarının arasından tısladığında kolumu biraz daha çekmişti. Başım hızlı bir şekilde göğsüne çarptığında, "İt!" Dedim onu daha fazla sinir etmek istercesine.

"Doğru konuş benimle!"

"Şerefsiz."

"Ada!"

"Piç."

"Doğru konuş diyorum sana!" Karşımda kudum kudum kuduruyordu ve 'doğru konuş' demekten başka da bir bok yapmıyordu.

"Konuşuyorum zaten şerefsiz," dediğim an yüzümde sinir bozucu bir gülüş belirdi ve benim gülüşüme karşılık Emir'in kaşları biraz daha çatıldı.

Emir, "Senin ağzını si..." dediği an daha cümlesinin devamını getiremeden Nezir Tunç denilen adam, "Eh yeter lan!" Diye bağırarak aramıza girdi.

Ne bağırıyorsun en büyük şerefsiz?

Aynen en büyük şerefsiz...

Ama tabii ki de böyle bir şeyi diyemedim... Yemedi ama bunu aynen böyle yüzüne bağıra bağıra diyeceğimi aklımın bir köşesine yazdım.

Emir, "Abi..." dediği an Nezir Tunç'un karşısında girdiği triplere karşılık ona şaşkınlık içerisinde bakmakla yetindim. Bana bağırıp duruyordu ama anlaşılan bu adamın karşısında göt korkusu daha ağır basmış gibiydi. Böyle bir eğilip büzülmeler falan...

Küçük şerefsiz...

"Sen nasıl şerefsiz, sen nasıl haysiyetsiz, sen nasıl..." Ona olan içimden dolup taşan hakaretlerimi sıralamaya devam ettiğim sıra Emir beni daha fazla dinlemeye dayanamıyormuşçasına kolumdan sürükleye sürükleye Nezir Tunç'un yanına doğru yürütmeye başladı.

"Bırak kolumu!" Dediğim an kolumu çekmeye çalışıyordum ama pek başarılı olduğum da söylenemezdi.

'Sabret' dedim içimden kendi kendime. Sabret... Şu an içinde bulunduğum devran sadece dakikalar içinde dönecekti ve ben o zaman Emir'e yapacakları biliyordum.

Yeminle kafasına sıçacaktım.

Dayan, dayan... 10'a kadar say ve dayan.

Bir...

Nezir Tunç'un yanına geldiğimiz an Emir benim kolumu âdeta fırlatırcasına bıraktığında, "Geri zekalı..." diye tısladım dudaklarımın arasından. Kolumu hafifçe sıvazladığımda sıkılmaktan moraran yerleri dişlerimi birbirine bastırma isteği uyandırmıştı.

İki...

Nezir Tunç yanında titrek bir şekilde ağlayarak duran Gülçiçek Teyze'nin kolunu sıktığında, "Sende bir sus be!" Dedi bağırarak. "Zırlaya zırlaya başımı siktin!"

Ne?

Kaşlarım derin bir şekilde çatıldı ama şu dudaklarımı aralayıp hiçbir şey diyemedim. Gülçiçek teyze ağlamaya devam ediyordu ve onu bu hâlde gördükçe benimde ağlayasım geliyordu.

Onun gözlerinde Ateş'i görüyordum.

Dişlerimi birbirine sıkıca bastırarak kendimi tutmaya çalıştım.

Üç...

"Gülçiçek teyze..." dediğim an ona doğru bir adım atmaya çalıştım ama Nezir Tunç önüme geçerek aramızdaki bağlantıyı kopardı. Yutkundum. "Ateş bizi bulacak," dediğim an şu an yapmaya çalıştığım tek şey Gülçiçek teyzeyi biraz olsun Ateş'le birlikte sakinleştirmeye çalışmaktı. Ama Nezir Tunç öyle büyük bir kahkaha patlattı ki yüzümü buruşturmadan edemedim. Gülçiçek teyzeyi sakinleştireyim derken kendi sinirlerim yeniden tepeme çıkmıştı.

"Demek Ateş sizi kurtaracak ha?" Nezir'in beni taklit edercesine söylediği şeyle birlikte yüzüne tükürmemek için kendimi zor tuttum.

Tut kendini, tut.

Dört...

"Evet!" Dediğimde sesim kendimden emin bir şekilde çıkmıştı. "Ateş kurtaracak bizi." Ben böyle 'Ateş' dedikçe yanımda duran Emir sanki ona giren çıkan bir şey varmış gibi kudurdukça kuduruyordu. Yanımda gerim gerim gerilen bedenini hissediyor, sesli soluk alıp vermelerini de duyabiliyordum.

Nezir gülerek, "Küçük kızlar işte..." dediğinde kısa bir an için duraksadı ama hemen ardından devam etti. "Hep hayal kurarlar."

Beş...

Kendimi tutamadığım anların birinde, "Şerefsiz!" Dediğimde âdeta yüzüne tükürmek istercesine konuşmuştum.

Nezir, "Ne dedin sen ne?" Diyerek üzerime üzerime çöreklendiğinde korkmadan, çekinmeden, gözlerimi gözlerinden ayırmadan tekrardan, "Şerefsizsin!" Dedim.

Bunu benden böylesine bir güvenle duymasıyla birlikte birden saçımdan tutup kendisine çektiğinde, ağzımdan kaçan çığlığıma engel olamayarak cırladım. Bir şey yapmasını zaten bekliyordum ama yine de beklenti içinde olmam canımın yanmasına ya da cırlamama engel olmamıştı.

Emir beni kurtarmak istercesine bize doğru bir adım atıp elini uzattığı an Nezir ona öyle bir baktı ki... Hemen elini çekip başını eğdiğinde hiçbir tepki vermeden öylece kaldım. Hem kurtarmak isteyip, hem de beni kendi elleriyle bu duruma düşürmesi...

"Demek şerefsiz ha?" Diyen Nezir saçlarımı biraz daha sıktığında dişlerimi birbirine bastırarak bağırmamak için kendimi tuttum. Saçlarıma öyle bir asılmıştı ki saçlarımın kopacağına, kopmasa bile gece olduğunda başımın ağrısına uyuyamayacağıma yemin edebilirdim.

Altı...

Gülçiçek teyze, "Bırak artık kızı..." diyerek feryat figan ederek konuştuğunda bir yandan ağlıyor, bir yandan da beni kurtarmaya çalışıyordu.

Yedi...

Nezir, "Eh ağlayıp durma be kadın!" Diye bağırdığı sıra duyduğumuz siren sesleriyle birlikte öylece kaldığında, "Polis lan!" Diye bağırdı.

Tabii polis lan en büyük şerefsiz.

On'a kadar saymama bile beni uğraştırmadan daha yedide gelmişler ve bizi kurtarmışlardı. Aradan geçen kabus gibi dakikaların sonunda Nezir Tunç, Emir ve adamları tutuklandığında, kesilen silah sesleriyle birlikte sarıldığım Gülçiçek teyzeden hafifçe ayrıldım.

"İyi misin Gülçiçek teyze?" Dediğimde sesim titremişti. Bir günde bu kadar şeyin üst üste gelmesi beni zorlamış ve kaç dakikadır tuttuğum gözyaşlarımı boşaltmamı sağlamıştı.

Gülçiçek teyze, "İyiyim..." dediğinde hâlâ benden ayrılamamıştı. Önceden yaşadığı olayların onun psikolojisini fazlasıyla etkilediğini biliyordum. Zaten şu anda da bu yüzden böyleydi. Valla o muydu büyük, ben miydim büyük anlamamamıştım ama işte yapacak bir şeyim yoktu.

Ateş'in, "Ada!" Diye bağıran sesi kulaklarıma dolduğu an Gülçiçek teyzeden hızlı bir şekilde ayrıldım. Gözlerimi Ateş'e çevirdiğim an bize doğru koşarak geldiğini gördüm. Arkasında bizim çocuklar vardı ama şu an onları ne umursayacak, ne de görecek durumdaydım.

Ateş koştu, koştu...

Aramızda çok az bir mesafe kaldı.

Gülçiçek teyzeyle yan yana duruyorduk ve aslında içten içe onun koştuğu kişi olmadığımı biliyordum. Annesi dururken hele de böyle kötü bir durumdayken bana mı koşacaktı yani? Bunu düşünmem içimde bir yerleri acıttığında dudaklarım hafifte kıvrıldı.

Ateş koştu...

Ve en sonunda aramızdaki mesafeleri kapattığında beni belimden tutarak kendisine çekti ve sıkıca sarıldı. Hem de öyle sıkı sarıldı ki...

Şaşırdım, gerçekten şaşırdım.

Bedenlerimiz tek bir vücut olmuş gibiydi. Aramızda kalan ellerimi Ateş'in beline koyup sardığımda Ateş, "İyi misin?" Diyerek saçlarımı okşadı hafifçe.

Az önce Nezir'in hiç acımadan çektiği saçlarımı, dokunmaya kıyarcasına okşadı...

Kendimi daha fazla tutamadığımda ağlamaya başladım. Buraya kadar iyi idare etmiş, Ateş için, onu kurtarmak için iyi sabretmiştim ama artık daha fazla kendimi tutamamıştım işte. Gözyaşlarım Ateş'in üzerindeki tişörte birer birer döküldüğünde Ateş sanki ağladığımı hissetmiş gibi geriye çekildi birden.

"İyi misin güzelim?" Dediği an saçlarımı okşamaya devam etti ama gözlerini de üzerimde dolaştırıp hasar kontrolü yaptığının farkındaydım. "İyi misin söyle bana? Canın mı acıyor?" Ama ben şimdi kendimi tutamaz hıçkıra hıçkıra ağlardım ki...

"İyiyim..." diye fısıldadığımda Ateş akan gözyaşlarımı birer birer sildi. Şu an sadece ikimiz var gibiydik, bizden başka kimse yok gibiydi.

"Gülçiçek!" Diye bağıran o tanıdık güçlü ses kulaklarımıza dolduğu an Ateş'le girdiğimiz birbirimizin etki alanından biraz olsun sıyrılabilmiştik. Vahit abi, "Gülçiçek!" Diye bağırarak bize doğru koşmaya başladığında gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldı.

Valla az önce Ateş'in bana koştuğu gibi, şimdi de Vahit abi Gülçiçek teyzeye doğru koşuyordu. Valla hem de böyle on sekizlik delikanlılar gibi seke seke koşuyordu yani.

Ateş, "Ne oluyor lan?" Diye bağırdında sanki kendisine gelmiş gibiydi ama kendisine gelmekte geç kalmıştı, çünkü; Vahit abi çoktan Gülçiçek teyzenin yanına gelip ona sarılmıştı bile.

Alt dudağımı ısırdım. Şu an karşımdaki manzaradan gözlerimi ayıramıyordum. Hatta öyle bir şey ki ağlamam bile durmuştu yani. Film izler gibi Gülçiçek teyze ve Vahit abiyi izliyordum. Tabii Ateş'e de bakamıyordum. Daha doğrusu bakmak istemiyordum, çünkü; şu an olduğu yerde kudurduğuna yemin edebilirdim. Hatta birazdan kendini tutamayarak patlayacaktı.

Ateş yükselerek, "Ne oluyor lan?" Diye bağırdığında tam da tahmin ettiğim gibi kendini tutamayarak patlamıştı. "Ayrılın ayrılın! Ne oluyor? Anne ne oluyor anne?"

Tövbe tövbe...

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda Vahit abi ve Gülçiçek teyzede hızlı bir şekilde ayrılmıştı. Ayy kahkaha atmamak için kendimi bayağı bir sıkıyordum.

Evet az önce ağlarken, şimdi kahkaha atmamak için...

Vahit abi, "Ne böğürüp duruyorsun lan hıyar?" Dediğinde dudaklarımın arasından kaçan gülüşüme engel olamayarak kıkırdadım.

Ateş'in âdeta adı gibi ateş saçan gözleri bana çevrildiğinde, "Seninde sıran gelecek bekle!" Dedi ve sonrasında hemen gözlerini benden çekerek Vahit abiye çevirdi.

Benimde mi sıram gelecekti? Ben ne yapmıştım be diyecektim ama ne yaptığımın tabii ki de farkındaydım. Ve için için o sıranın bana gelmemesi için dua etmeye başladım.

Ama aradan çok bir zaman geçmedi ki o sıra bana geldi. Ateş, Vahit abiyle ettiği oldukça komik olan ağız dalaşı ve Gülçiçek teyzeyi kıskançlığından dolayı kendisine çekmesinin sonunda gözlerini bana çevirdiğinde yutkundum.

Ateş birden, "Sen..." dediğinde eli yumruk yumruk oldu. "Sen..." Yumruk yaptığı elini havaya kaldırdı. "Sen ne yapmaya çalışıyorsun Ada? Söyle söyle!"

Ne mi yapmaya çalışıyordum? Ay sorma sorma... Cevabını veremeyeceğim soruları sorma bana.

"Ben... Yani sadece..." Konuşamadım.

Ateş kendini tutamamışçasına, "Sadece ne?" Diye bağırdığında kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Vallahi şimdi şu yere oturup ağlayacaktım yahu! Tamam bana kızmasına bir yere kadar hak veriyordum ama böyle bağırması falan... Bu bağırmalarının bana bir şey olacak korkusundan olduğunun farkındaydım ama işte...

"Bağırma!" Dedim sadece.

Ateş bu seferde, "Sence tek sorunumuz benim bağırmam mı?" Diye bağırdığında ellerini saçlarının arasından hızlı bir şekilde geçirmişti. "Sen nasıl böyle bir şey yapabildin lan? Söyle nasıl yapabildin?"

"Napmışım?" Dediğimde artık bende bağırmıştım. "Sizin aylardır yapamadığınızı yaptım." Sesimi alçaltmış ve kendimden emin bir şekilde konuşmaya başlamıştım. "Bak yakalattım işte onları. Siz aylardır o kadar kişi bunun için uğraşıp, götünüzü yırtmıyor muydunuz? Ben yaptım işte." Araya kendimi övmeyi ve onları da küçümseyi ihmal etmemiştim tabii.

Ateş sözlerim üzerine karşımda öylece kaldığında, çatık olan kaşları biraz daha çatıldı ve burnundan soludu. Lafı ağzına tıkmıştım tabii. "Ondan mı bahsediyorum ben? Yaa sana bir şey olsaydı Ada?" Ellerini iki yanına açtı. "Neyim ben, saksı mıyım ben Ada?"

"Ben neydim?" Dediğimde ben de elimi iki yanıma açtım. "Günlerce seni ölü diye bilirken ben ve Burak dışında herkesin yaşadığından haberi varken ben neydim? Söyle söyle neydim?" Alaylı bir şekilde güldüm. "Saksı mıydım ben?" Galiba bugün her şeyi Ateş'in yüzüne yüzüne vurmaya yemin etmiştim. Hiçbir şeyi söylemekten çekinmiyor, o benim üzerime geldikçe ben de onun üzerine gidiyordum.

Aslında bende tam olarak onun bana yaptığını yapmıştım. Gerçi onun bana yaptığının yanında, benim yaptığım hiçti ya neyse. Emir'den aldığım ilk mesajlarda gitmiş ve her şeyi Burak'a anlatmıştım. Her şeyi... Beni dinlemiş ve beraberce bir plan kurmuştum. Ki onların aylardır yapamadığı şeyi biz ikimiz yapmıştık. Zaten Ateş'in siniri de tam olarak bunaydı ya.

Ondan gizli işler yapmama ve kendimi tehlike altına atmama... Ama beni biraz olsun tanıması gerekiyordu. Söz konusu sevdiğim insanlar olduğunda hiçbir şeyden geri kalamazdım ki ben.

Ateş söylediğim sözlerin ağırlığı altında ezildiğinde donmuş bir şekilde öylece kalakaldığını hissettim. "Ben..." dediği sıra bu söylediklerimi beklemediği her hâlinden belli oluyordu. "Ben sadece seni..."

"Sen sadece beni korumak istedin değil mi?" Dediğimde sözünü kesmiştim. Gözlerinin içine baka baka, "Bende sadece seni korumak istedim," diyerek sözlerime devam ettiğimde Ateş birden beni kendisine çekerek sıkıca sarıldı. Başım hızlı bir şekilde göğsüne çarptığında ellerim ikimizin bedeninin arasında asılı bir şekilde kalmıştı.

Öyle sıkıca sarılmıştı ki...

Ateş, "Korktum..." dediğinde sesi öylesine çok haykırırcasına çıkmıştı ki... "Korktum Ada!" Bana biraz daha sarıldı. "Yaa sana bir şey olsaydı?" Böyle bir ihtimalin olmasının bile onun üzerinde yarattığı etkilerin farkındaydım. "Ya sana bir şey olsaydı?" Tekrardan aynı şekilde bana kızarcasına haykırdığında kendimi tutamadım ve ellerimi beline doğru doladım. Başımı göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattığımda tutamadığım birkaç damla gözyaşım gözlerimden süzüldü ve Ateş son bir kez daha haykırdı:

"Sana bir şey olsaydı... Ne yapardım ben Ada?"

***

1 hafta sonra...

"Daha çok mu var?" Dediğimde başımı sıkılmış bir şekilde cama yasladım. Ofladığımda ayaklarımı da biraz daha rahat etmek için arabanın ön camına uzatmıştım.

Ateş bana ters ters baktığında, "Az kaldı..." dedi. Gözleri benim bu rahatlığımda ve ayaklarımdaydı. "Çok rahatsın bakıyorum da."

Ben rahatım Ateşçiğim de, sen pek bir gergin gibisin be!

"Aynen aynen..." dediğimde biraz daha yayıldım. Galiba arabasına olan davranışlarım pek hoşuna gitmiyordu. Sessiz bir kıkırtı dudaklarımın arasından koptu.

O gün yaşadıklarımızın üzerinden bir haftalık bir süre geçmişti ve biz bu sürede anca toparlanabilmiştik. Emir'i ve Nezir Tunç'u tutuklamışlardı ama mahkeme hâlâ devam ediyordu. O günlerimizden sonra Ateş yine bana biraz tripli davransada sonrasında bana kıyamamış ve aramızdaki sorunlarımızı çözmüştük.

Şimdi ise bizim çocuklarla onların önceden sık sık gittiği deniz kenarında bir yerde olan piknik alanına gidiyorduk. Ben onların hayatlarına girmeden önce sık sık toplaşıp pikniğe giderlermiş.

Ben bir hayatlarına girdim, pir girdim yani. Hayatları kaos ve sorunlu dolmuştu resmen.

Lanet girsin bana be!

Kendi kendime düşündüğüm şeylere karşılık kıkırdadığımda elimde tuttuğum telefonum titredi. Bizim çocuklar gruptan mesaj atmışlardı.

"Kutay mesaj atmış," dediğimde hemen WhatsApp'a girdim.

"Yine nasıl boş yapmış söyle bakalım," dediğinde Ateş güldüm. Kendisi araba kullandığından ötürü bakmıyordu ama kullanmasa bile Kutay'la uğraşmak istemediği için bakacağını zannetmiyordum.

Kankaların en ponçik kalplisi: Lan yemeye ne aldınız?

Kankaların en ponçik kalplisi: İnşallah benim biricik kendimi, biricik karnımı doyuracak bir şeyler almışsınızdır!!!

Kankaların en ponçik kalplisi: Lan bakın valla çok açım

Burak: Aç olmadığın bir an varmış gibi

Kankaların en ponçik kalplisi: Var tabi kardişim

Kankaların en ponçik kalplisi: Yemek yedikten bir beş dakika sonrasında aç olmuyorum asdfghasd

Asrın: Geri zekalı.

Asrın: Sen daha bunu ciddiye alıyor musun Burak?

Aslan: Burak çoktan uyudu dfsasdas

Beste: Ha?

Aslan: Valla beni yoldan aldı. Sonra arabayı bana verdi şimdi de uyudu asffğwğsğ

Gerçekten şaka gibiydi ama aynı zamanda tam da Burak'tan beklenecek bir hareketti. Yani böyle bulduğu her yerde uyuması falan...

Kankaların en ponçik kalplisi: Benim kardeşimin seninle ne işi var lan Aslancık?

Aslan: Irzına geçeceğim tövbe tövbe

Kankaların en ponçik kalplisi: Lan hemen polisi arıyorum.

Kankaların en ponçik kalplisi: Dava edildiniz iyi akşamlar engel.

Kendimi tutamayıp kahkahalarla gülmeye başladığında Ateş, "Ne oluyor?" Diyerek bana ters ters baktı. "Yine ne dedi de güldürdü seni o gereksiz?" Ayy kıskançlık mı yapıyordu ne?

"Hiç..." dediğimde omzumu silktim. "Okursun birazdan." Şimdi anlatsam da benim güldüğüm kadar gülmeyeceğini biliyordum. Hatta yine Kutay'a saydırıp duracaktı falan yani.

Tekrardan gözlerimi telefona çevirdiğimde bu sefer de Ela'nın mesaj atmış olduğunu gördüm.

Ela: Ayy neler konuştunuz öyle?

Ela: Valla okumaya üşendim

Ela: Neyse

Ela: Bakın ben anneme sizin için ne yaptırdım

Ela:

Kankaların en ponçik kalplisi: BENİM İÇİN DEĞİL Mİ BENİM İÇİN????

Kankaların en ponçik kalplisi: Çikolatalı pudingim, patatesli çöreğim benim

Ela: Kutay...

Asrın: Midem kalktı.

Siz: Onu bunu boşverinde

Siz: İnşallah mangal yakmayı biliyorsunuzdur

Siz: Becerirsiniz

Siz: Mangalsız piknik olmaz

Kankaların en ponçik kalplisi: Tabi biliyom adaşkım

Kankaların en ponçik kalplisi: Mangal işleri benden sorulur

Asrın: At yalanı si inananı

Asrın: Dua et kızlar varda sansür geçtim

Beste: Sanki yanımda hiç küfür etmiyormuş gibi...

Konuşmaların bundan sonrasını okumayarak gruptan çıktığımda gözlerimi Ateş'e çevirerek konuştum: "Sen mangal yakmayı biliyor musun?"

Ateş sorduğum soruya hiç takılmadığında, "Tabii biliyorum kızım," dedi. Sesinden sanki böyle bir böbürlenme hissetmiştim ya neyse. "Benim büyük büyük dedelerim hep mangalcıydı."

Ne?

"Anlıyorum ben seni ya..." dediğimde gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Yok efendim neymiş büyük dedeleri mangalcıymış falan.

Görecektim ben mangalcılığını senin!

Ki öyle de oldu. Göremedim. Pikniğe geleli bir saat olmuştu, biz kızlarla her şeyi ayarlamıştık ama erkekler bir mangalı yakmayı becerememişlerdi.

Evet, Ateş'in ta büyük dedelerinden kalan mangalcılığını da görememiş olmuştuk işte.

"Beceriksizler," diye ağzımın içinden homurdandığımda karşımdaki manzaraya karşılık ağzımı yüzümü buruştura buruştura baktım. Aslan, Kutay, Asrın ve Ateş mangalın başında yakmaya çalışıyorlardı. Denemedikleri yöntem olmamasına rağmen de bir türlü becerememişlerdi. Ayy alt tarafı iki çırayı, iki kömürü birbirlerine tutuşturacaklardı ama işte...

Ela, "İnşallah akşam olmadan yakacaksınız," dediğinde sesinden akan alayı hissedebilmiştim.

"Yakıyorum çikolatalı pudingim çok az kaldı." Kutay'ın söylediklerine karşılık başımı iki yanıma salladım. Pek yakıyor gibi gözükmüyorlardı.

Asrın, "Bok yakıyorsun!" Dediğinde elini Kutay'ın kafasına geçirdi. "Daha kibriti bile zor yakıyorsun sen."

"Yardım lazım mı lan?" Diye bağıran Burak'ın sesi kulaklarıma dolduğunda gözlerimi ona çevirdim. Geldiğimiz ilk an hemen bir hamak kurmuş ve üzerine de yayılmıştı. Asla bizim beceriksizlerin arasına karışmamış bir şekilde keyfine bakmıştı.

En iyisini yapmıştı!

"Acıktım artık ama yaa..." dediğim sıra sesim sitemli bir şekilde çıkmıştı. Bunların yakmasını beklersek oho ölme eşeğim ölme yani.

Kutay, "Valla al benden de o kadar Adaşkım yaa. Acıktım bir türlü yakmayı beceremediler," dediğinde kendisini hiç işin içine katmamıştı bile. Ateş hızlı bir şekilde Kutay'ın kafasına vurduğunda, Kutay hemen kaçarak hazırladığımız masanın yanına gitti. Hemen Ela'nın yaptırdığı börekleri yemeye başladığında Ela, "Kutay!" Diye cırlayarak yanına koşmaya başlamıştı bile.

"Valla çok açım patatesli çöreğim çok." Kutay ellerini böreklerle doldurup Ela'dan kaçmaya başladığında güldüm.

Acaba bende mi alıp kaçsam ki? En azından aç karnımı doyurmuş olurdum.

Ofladığımda, "Çekilin çekilin!" Dedim ellerimi savura savura. "Çekilin ben yakacağım." Mangalın başında duran Asrın, Aslan ve Ateş'i itekledim. "Siz yakacaksınız da bizde göreceğiz."

Aslan, "Helal be yenge..." diye bağırdığında o da hemen böreklerin başına geçerek yemeye başladı. Ateş ona ters ters baktığında, "Ne abiciğim?" Dedi. "Saatlerdir çalışıyorum ben." Saatlerdir çalışıyorum mu? Pes yani. İnsan çalışıyorum demeye utanır be!

"Beceriksizler," diye ağzımın içinden homurdandığımda çıraları birleştirerek kibriti yaktım. Yaktığım çıraların yanından da kömürle destek verdiğimde yakabilmiştim işte.

"Bu kadar basitti işte," dediğimde bizim çocukların bana şaşkınlık içerisinde baktığını gördüm. Daha çok bakarlardı çok.

"Biraz yansın bu. Sizde gidin etleri getirin bari bir işe yarayın." Onlara üstten baka baka konuşmuştum. Valla haklıydım da. Her şeyi resmen biz kızlar olarak yapmıştık. Bir parasını verip et ve tavuk almışlardı o kadar. Şükür yani.

Aradan geçen saatlerde sonunda aç karnımızı doyurabildiğimizde Kutay, "Şükürler olsun be!" Diye bağırdı. "Valla açlıktan bayılacaktım kardişlerim."

Asrın, "Yediğin böreklere rağmen mi lan?" Deyip elini Kutay'ın kafasına geçirdiğinde Kutay hemen geriye doğru kaçtı.

"Vurmayın kafama kardişlerim vurmayın. Valla bakın beynim çalışmıyor sonra." Yazık kıyamam...

Kutay hemen oturduğu yerden kalktığında, "Biz yedik Allah arttırsın, sofrayı kuran kaldırsın," diye bağırarak denize doğru koşmaya başladı.

Yine yangınlar yine ben.

Zaten her şeyi biz yapmıştık bir de sofrayı da bize yıkmaya çalışıyorlardı. Ama yemezlerdi canım.

"Yok öyle bir dünya," dediğimde oturduğum yerden kalktım ve tek bir bakışımla Ela ve Beste'yi de kaldırdım. "Biz denize gireceğiz. Masa ve bulaşıklar ellerinizden öper beyler." Kendimden emin bir şekilde söylediğim şeylerden sonra kızlarla birlikte denize yürümeye başladığımızda arkamızda bıraktığımız erkeklerin 'kim toplayacak' tartışmaları kulaklarımıza doluyordu. Zaten Kutay işten yırtmış ve kendini çoktan denize atmıştı bile. Eee Burak'da birazdan uyurdu zaten. Asrın, Aslan ve Ateş'in ellerinden öperdi artık.

Kızlar üzerindeki kıyafetleri çıkarmaya başladıklarında üzerimdeki elbiseye kısa bir bakış attım. Elbisemin altına mayomu giymiştim. Deniz kenarında bir yere geleceğimiz için kızlarla birlikte hazırlıklı bir şekilde gelmiştik.

Beste, "Sen girmeyecek misin?" Dediğinde, "Gireceğim..." diyerek karşılık verdim. Su güzel ve temizdi. Hem uzun zamandır denize de girmemiştim. Bir boğulup çıkmam gerekiyordu.

Şaka şaka...

Üzerimdeki elbisemi çıkarıp mayomla kaldığımda üzerimde dolanan Ateş'in âdeta ateş saçan bakışlarını hissedebiliyordum. Sanki delip geçiyor gibiydi.

Ela, "Hadi girelim o zaman," diye bağırdığında hemen kendini denizin sularına bırakmıştı. Girelim girmesine Elacığım ama inşallah bu kız o sularda boğulmaz.

Beste'de hemen Ela'nın peşinden gittiğinde bende yavaş yavaş suya girmeye başladım.

Kutay, "Gel sigara böreğim gel," diye Ela'ya ithafen bağırdığında Ela gülerek Kutay'ın yanına doğru yüzmeye başladı.

Sevdiğini sigara böreğim diye çağırmayan da ne bileyim yani.

Beste, "Bende açılacağım biraz," dediğinde daha benim bir şey dememi beklemeden yüzmeye başladı.

Eee? Ben burada böyle kalmıştım. Aslında bende yüzebilirdim ama yüzmüyordum işte.

"Bok yüzersin geri zekalı..." dediğimde kendi kendime kızmıştım. Yaa aslında az buçuk yüzmeyi biliyordum ama boğula boğula yüzebiliyordum işte.

Yavaştan yavaştan ayaklarımı çırpmaya başladığımda birden belime dolanan kollarla birlikte cırlayarak çırpınmaya başladım.

Ayy beni birileri alıp götürüyor. Ayy birileri beni boğacak.

"Ne carıl carıl cırlayıp duruyorsun kızım?" Diye bağıran Ateş'in sesi kulaklarıma dolduğunda bende, "Aaa sen miydin?" Diye bağırdım ve çırpınmayı kestim.

Ateş, "Başka kim olacak Ada?" Dediğinde sesinden sabrının sonlarında olduğunu anlayabilmiştim. "Söyle başka kim olacak Ada? Seni başka..." dediği sıra belimdeki elleri hareketlenerek sıktı. "Seni benden başka kim böyle sarabilir Ada?" Sözlerinin beni titrettiğini hissettim.

"Ayy... aman ne bileyim ben? Öyle birden şey olunca..." Sadece saçmalıyordum.

Ateş beni kendisine doğru çevirdiğinde ellerimi kollarının üzerine koyup ona sıkıca tutundum. Valla Ateş'i bıraksam dengemi sağlayamaz boğulur kalırdım.

Ateş, "Şu hâline bak..." dediğinde gülmüştü. Ne varmıştı be hâlimde?

"Ne varmış hâlimde?" Dediğimde yüzüne yüzüne çemkirmiş ve kaşlarımı çatmıştım. Ayy makyajım falan mı akmıştı ki? Valla o kadar para vermiştim ben o makyaj malzemelerine be!

"Sudan çıkmış şaşkın bir balık gibisin." Ha?

Dudaklarımı büzdüğümde, "Sudan çıktığım için olabilir mi acaba?" Dedim. Allah allah ya.

Ateş, "Çirkin," dediğinde alnımın üzerine yapışan saçlarımı geriye doğru çekti. Çirkin mi? Ben ve çirkin mi?

Tamam Ada. Sakin ol Ada. Sırf seni sinir etmek için böyle diyor Ada.

"Seni var ya seni..." dediğimde Ateş'in üzerine su atmaya başladım. Su sıçratmasına sıçratıyor ama Ateş'i de bırakamıyordum. Denize düşen yılana sarılır hesabıydı yani...

Ateş birden ona su sıçratan ellerimi tutup beni biraz daha kendisine çektiğinde, alnım alnına çarpmıştı.

Ateş, "Güzelim," dediğinde ılık nefesi yüzüme vurdu. Güzelim mi? Aman aman bana bir şeyler oluyor.

Tam da kendimden beklediğim bir şekilde eriye eriye, "Güzelin miyim gerçekten?" Dediğimde Ateş güler gibi oldu ama kendimi tutarak gülmedi.

"Güzelimsin gerçekten," dediğinde 'bir daha de!' Diye bağırmamak için kendimi zor tuttum. Bir rezil olmam yok muydu ya? "Benim güzelimsin." Gözlerimin içine baka baka söylediği şeyle birlikte göz bebeklerimin içinin güldüğünü hissettim.

"Yaa..." diyerek eriye eriye Ateş'e biraz daha sarıldığımda güldüm.

Hem gözlerimi, hem içimi, hem de beni güldürüyordu.

Ateş'in gözleri gülen dudaklarıma düştüğünde, dudaklarımdaki gülüşüm yavaş bir şekilde soldu. Ayy öyle bakmasana be adam!

Ateş, "En güzelimsin..." dediği an dudakları tam da beklediğim gibi dudaklarıma kapandı.

Ah kalbim... Al al senin olsun.

Ateş'e ayak uydurarak dudaklarımı kıpırdatmaya başladığımda, ellerimi Ateş'in saçlarına götürerek çekiştirdim. Öpüşmemiz iyice derinleşmişti.

Nefesimiz kesilene kadar Ateş'le birbirimize nefes olduğumuzda, birbirimizden ayrılmadan önce Kutay'ın bağıran sesi kulaklarımıza doldu:

"Oha Adaşkım elden gidiyor."

~

Nasıl buldunuz bakalım?

Beğendiniz mi?

~Bölümü tek bir emojiyle anlatın desem ne olurdu?🥰💙

Bölümü bu kadar bekledikten sonra kısa diyenleriniz illaki olacaktır. Bir şey diyemem, haklısınızdır. Eleştirileriniz, sözleriniz, sizden gelen her şey kabulümdür:')

İnstagram: mavininhikayeleri
Twitter: kendince_yazar0

Sizleri seviyorum.

💙

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro