
28.Bölüm: "Sözleşme"
Biz geldik canımın en içleri!💙
Nasılsınız, iyi misiniz? Beni soranlar için iyiyim ve teşekkür ederim.🥺
LÜTFEN OKUMADAN GEÇMEYİN!
Biliyorsunuz ki; finallerim başladı ve ders çalışıyorum. Yani bilmiyorsanız bile şimdi öğrenmiş oldunuz gğwğdğdğ bölüm biraz kısa oldu ama gerçekten yapabilecek bir şeyim yok. Bu bölüm böyle tıkandım, yazamadım kaldım.
Bir önceki bölümümüz yılbaşı bölümüydü. Orayı okuduk ve bitti. O BÖLÜM ÖZEL BÖLÜMDÜ. Şimdi bu bölüm 27. Bölümün sonu olan yerden devam ediyoruz. Lütfen bu konuda artık anlaşalım.
~İnstagram: mavininhikayeleri (Bir sonraki bölümün alıntısını vereceğim)
Sınır: 1000 beğeni (Normalde koymayacaktım ama koymadığım zamanlarda emeğe verilen saygıyı hepimiz görüyoruz...)
İyi okumalar.
~
Ada'dan...
Dudaklarıma yapışan Ateş'le birlikte ne yapacağımı bilemediğimde, elimi göğsüne koyarak onu itmeye çalıştım. Göğsünün üzerine koyduğum ellerimi tuttuğunda, ısrarcı dudakları hâlâ dudaklarımın üzerindeydi.
Geri zekalı, hayvanat.
En sonunda kendimi tutamayarak ona karşılık vermeye başladığımda, Kutay'ın, "Oha! Oha!" diye bağıran sesi kulaklarıma doldu.
Gerçekten de olaydı yani.
Nefessiz kaldığımı hissettiğimde Ateş dudaklarını dudaklarımdan ayırarak alnını alnıma doğru yasladı. "Özlemişim." Fısıldayarak söyledikleriyle birlikte kaşlarım çatıldığında, Kutay'ın tekrardan, "Oha! Oha!" diye bağıran sesini duydum.
Ne ohaymış ama arkadaş ya.
"Valla kardişlerim bizim cuma namazları hepten iptal oldu."
"Burada aile var lütfen ayrılabilir misiniz?"
"Ah benim ayyaş kekim sen görme bunları." Ayyaş kek mi?
"Lan o kadar laf ettim hâlâ ayrılmadılar." Kutay kendi kendine konuşuyordu ve biz onu duymamıza rağmen ona cevap veremiyorduk.
Çünkü; şu an tek odak noktam Ateş'ti.
Ateş tekrardan, "Çok özlemişim," diye fısıldadığında, kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Kaşlarımın çatılmasına sebep olan şey ise; ondan bana gelen çok yoğun bir içki kokusu olmuştu.
Evet, içki kokusu.
İçki kokusu!
Zihnim en sonunda bunu algılayabildiğinde hızlı bir şekilde Ateş'in kollarının arasından çıktım. "Leş gibi kokuyorsun." Bağırmamla birlikte Ateş'in kaşları çatıldığında, Kutay'ın gülme sesi kulaklarıma doldu.
"İğrenç kokuyorsun."
"Bir de içip içip benim kapıma dayanıyor ya."
"Bir de o içkili ağzıyla beni öptü!"
"Hayvan!"
"Ayyaş şey seni." Hızımı alamayıpta söylediğim şeylerle birlikte Ateş gülmeye başladığında, kaşlarım biraz daha çatıldı. Benim burada demediğim laf kalmamıştı ama beyefendi gülüyordu.
Gerçekten şaka gibiydi ya.
"Lan şu kızmalarını, çemkirmelerini bile özlemişim." Ateş'in söylediği şeylerle birlikte gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldı. Yemin ederim delirmişti. Benim aşkımdan kafayı yemiş falan olmalıydı. Yoksa bu kadar mallık normal değildi yani.
Önce ona tokat atmamdan keyif almıştı, şimdi ise; çemkirmelerimi bile özlediğini söylemişti. Gerçekten şaka gibiydi.
"Oysa benim sana dair özlediğim hiçbir şey yok," dedim. Bunu sırf onun sinirini bozmak için söylemiştim. Yoksa ben de onu çok özlemiştim.
Ona serserim demeyi bile çok özlemiştim.
Kutay, "Adaşkım 1 - Ateş kardişim 0" diye bağırdığında kendimi tutamayarak güldüm. "Otur Ateş kardişim sıfır aldın."
Ateş dudaklarının arasından, "Kes sesini lan!" diye tısladığında, sesinden akan sinirini anlayabilmiştim. Sinirini de bana patlatamadığı için Kutay'a kızıyordu.
"Ben keserim sesimi kardişim ama Adaşkım sana hiç acımıyor." Neresine acıyacaktım acaba?
"Neyine acıyacağım ben bunun?" dedim. "Bir de gelip kapıma dayandınız. Sesinizle tüm mahalleyi uyandırdınız."
"Aşık Adaşkım aşık," dediğinde alaylı bir şekilde güldüm. Evet, aşık olduğu için hiç aramamış, sormamıştı. Hatta yine aşık olduğu için gidip içmişti. "Senin aşkından yerlere, yataklara düştü. Ağzı, gözü yamuldu, dayaklar yedi. Perişan oldu. Peki bunları neden yaptı?" Kutay söylediklerimden sonra duraksadığında yine kendi sorduğu soruya kendisi cevap verdi.
"Tabii ki de sana aşık olduğu için."
"Belli..." dedim. "Gerçekten çok aşık. Öyle aşık ki; yokluğum da içkiler içip, eğleniyor." Ne?! Valla ben daha onların içtiği içkiden çıkamamıştım.
Asrın, "Ya siz nasıl içebildiniz?" dediğinde kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. "Sanki sizin bizden farkınız var." Aman konuştu buzdolabı.
"Ah benim ayyaş kekim sen nasıl içebildin? Doğruyu söyle sana bu ikisi içirdi değil mi?" Kutay'ın, Beste ve beni suçlarcasına söylediği şeyle birlikte kaşlarımı çattım.
Galiba bunlar gerçekten de bizim içtiğimizi sanıyorlardı. Gerçi sanmaları da normaldi.
Ela saf saf, "Biz içmedik ki..." dediğinde Beste'yle aynı anda bağırdık. "İçtik." Evet, içmiştik.
Ya da hayır içmemiştik.
Asrın, "İçtiniz mi, yoksa içmediniz mi?" dediğinde gözünü Beste'nin yüzünden ayırmamıştı.
"İçtik. Al bak kokla istersen," diyen Beste ağzını açtığında, gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldı. İçmeden sarhoş olup, kafayı bozan tek insan biz olabilirdik galiba.
Asrın, "Şekerli süt kokuyorsun..." dediğinde kendimi tutamayarak güldüm. Yani iki kutu çikolatalı sütü gömdüğümüz için öyle kokması çok normaldi. Bizim safoz bir de ağzını açıp, al kokla diyordu ya.
Sanki Asrın da bunun ağzına meraklıydı.
Asrın, "Madem içmediniz niye içmiş gibi şeyler atıyorsunuz?" dediğinde kaşlarım çatıldı. Aman o çok biliyordu.
"Sen sus be buzdolabı!" dediğimde Ela ve Beste gülmeye başladı.
Asrın yüzünü buruşturduğunda, "Buzdolabı mı?" dedi. Herhalde buzdolabıydı.
"Evet, soğuk nevale..." dediğimde bu sefer hepsi gülmeye başladı. Tabii Asrın dışında...
Asrın, "Çok mu komik lan?" dediğinde elini hızlı bir şekilde Kutay'ın başına geçirdi. Tabii bize vuramayacağı için garip Kutay'a vuruyordu.
Ateş birden elimden tutup beni kendisine doğru çektiğinde, "Siz eve girin," dedi. Beni sürüklemeye başladığında bizimkilere, "Bizim işimiz var," demeyi de ihmal etmemişti.
"Pardon ya... Ne işimiz var bizim?"
"Gidince görürsün."
"Benim seninle bir işim yok," dedim üstüne bastıra bastıra.
Ateş, "Ama benim seninle var..." dediğinde beni çoktan arabaya bindirmişti bile. İstemiyorum diyordum inatla zorluyordu ya. Tam kapıyı aralayıp dışarı çıkacağım sıra Ateş benden önce davranarak kapıyı kilitledi.
"Seninle konuşmak istemiyorum ya," diye bağırdım. "Git sen iç!"
"İyi sen konuşma ben konuşurum." Yemin ederim sinirdi. Dakikasında sinirlerimi tepeme çıkarmaya başarmıştı. "Hem seninle karşılıklı da içeriz."
"Sen ne diyorsun ya?" diye bağırdım. "Sen beni günaha teşvik mi etmeye çalışıyorsun? Ayıp be ayıp! Kendi içtiği yetmiyormuş gibi bir de beni de içirecek." Yemin ederim ayıptı yaa...
"Dedi instagram hesabına içkiyle story atan kız." Tabii ben öyle bir şey yapmıştım değil mi? Gerçekten çok iyi yapmıştım yani.
Köşeye sıkıştığımı anladığımda, "Sus sus," diye bağırdım. "Duymak istemiyorum seni."
Ateş söylediklerimden sonra gülmeye başladığında, "Ulan!" dedi. "Yemin ederim şu hallerini bile özlemişim." Ya sabır. Yemin ederim çocuk aşkımdan delirmişti yahu!
Neredeydi benim eski serserim?
Galiba tarihin tozlu sayfalarına karışmıştı.
"Salak," diye tısladım dudaklarımın arasından. Aklı sıra böyle özlemişim diyerek gönlümü falan alacağını zannediyordu ama rüyasında görürdü.
'Hadi oradan' diyen iç sesime karşılık kaşlarım çatıldığında, kollarımı göğsümde toparlayarak oturmaya başladım. Her an küstüm oynamıyorum diye bağırabilirdim.
Aradan geçen dakikaların ardından aramızda bir sessizlik oluştuğunda, elimi müzik sistemine uzatarak açtım.
Serdar Ortaç'ın Poşet şarkısı çıktığında, "Al..." dedim. "Bu şarkı benden sana gelsin."
Ateş ağzının içinden homurdanarak şarkıyı değiştirdiğinde, bu sefer de Ufuk Beydemir'in Ay Tenli Kadın şarkısı çıktığında, "Al..." dedi Ateş. "Bu şarkı da benden sana gelsin."
Aklı sıra beni düşürdüğünü falan sanıyordu ama çok yanılıyordu. Asla düşmüyordum, asla. (!)
"İstemez," dediğimde tekrardan şarkıyı değiştirdim. Bu sefer de tam anlayamadığım bir şarkı çıktığında, "Al bu da benden sana gelsin," dedim.
Ateş sırıttığında, "Gelsin," dedi. Tam o sıra şarkı sözlerine girdiğinde, gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldı.
Şarkı da, 'Toprak yağmura, ben sana...
Aşık olduk yeniden' diyordu.
Yani benim şansıma çıka çıka da böyle bir şey çıkardı.
Ateş şarkıya uyum sağlayarak, "Bir kadın gelir, değiştirir seni..." diye mırıldandığında ona bakmayarak başımı cama doğru yasladım. Ama onun bana baktığını biliyordum.
Aradan geçen dakikalarda Ateş arabayı sonunda durdurabildiğinde, nereye geldiğimize bakmak için başımı camdan kaldırdım. Sahile gelmiştik. Şükür gelebilmiştik yani. Buraya gelene kadar Ateş çalan her aşk ilanlı şarkıyı bana bakarak söylemiş ama ben ona bir an olsun bakmamıştım.
Oh iyi de yapmıştım.
Tabii buna sinirlenen Ateş en son çıkan Ahmet Kaya'nın, Siz Benim Neler Çektiğimi Nereden Bileceksin'i de bana baka baka söylemişti.
Sanki bir o çekiyordu.
Önümde sallanan bir elin varlığını fark ettiğimde, düşüncelerimden sıyrılmak adına başımı iki yanıma doğru salladım. Ateş önümde elini sallıyordu.
"İnmeyi düşünmüyorsun herhalde?" Alay edercesine söyledikleriyle birlikte kaşlarım çatıldığında, "Çok biliyon sen..." dedim. "Evet inmeyi falan düşünmüyorum. Burada böyle oturacağım."
"Bunu diyeceğim aklıma gelmezdi ama şu bitmeyen inatlarını bile özlemişim." Tövbe tövbe.
"Ya sabır..." diye ağzımın içinden homurdandığımda, hızlı bir şekilde arabadan indim. Gözlerim belki de ilk defa üzerime kaydığında, gördüğüm pijamamla birlikte gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldı.
Pandalı pijamalarımla dışarı çıkmıştım. Dışarı çıkmakla da kalmamış, Ateş yüzünden buralara kadar zorla getirilmiştim.
"Şu geldiğim hale bak ya. Senin yüzünden resmen pijamalarımla dışarı çıktım. Ben artık sana bir şey demiyorum. Resmen beni şu pijamalarımla zorla buraya getirdin. Bravo sana bravo..." Daha söylenmeye devam ediyordum ki; Ateş birden elimden tutarak beni yürütmeye başladı.
"Bak bir de daha beni zorla yürütüyor. Zorba, hadsiz... Sanki ben yürü dese yürümeyeceğim." Ateş birden yürümeyi kesip gözlerini bana çevirdiğinde, sinirli bir şekilde konuştu.
"Yürü desem yürüyecek misin?"
"Ne münasebet?" diye âdeta çemkirdim. "Tabii ki de yürümeyeceğim."
"Doğru tahmin etmişim," diyen Ateş tekrardan yürümeye başladığında, içimden homurdanmalarıma devam ettim. Yemin ederim adamı beş dakikada sinir edip çıkıyordu.
Benim gibi pamuk birisinin bile sinirlerini bozabiliyordu. Ama ben ona Serseri diye boşuna demiyordum işte.
Ateş en sonunda durabildiğinde, onun durmasıyla birlikte ben de mecburen durmak zorunda kaldım. İşte şimdi karşı karşıyaydık.
Tek farkımız ben sinirimden kuduruyorken, o ise gülüyordu.
"Bak gel şuraya oturalım düzgün bir şekilde her şeyi konuşalım." Bakın bakın beyefendinin kibarlığı tutmuştu.
"Düzgün bir şekilde konuşmak mı?" dedim. "Sen ve düzgün bir şekilde konuşmak. Sen ona gayet düzgün bir şekilde kalp kırmak desene."
"Hata yaptım biliyorum, bunun farkındayım." Gözlerimi Ateş'in gözlerinden çekerek denize doğru çevirdiğimde, esen dalgaları izlemeye başladım.
"Kalbimi kırdın," diye fısıldadım. "İçinde kendinin olduğu o kalbi kırdın."
"Sinirliydim..."
"Ve pişmansın," diye fısıldadım.
"Onu dövdüğüm için değil," diye devam ettirdi Ateş. "Seni üzdüğüm için." Gözlerimi denizden çekip tekrardan ona doğru çevirdiğimde, gözlerim yüzünün her bir zerresinde dolanmaya başladı.
Yüzü gözü yara bere içindeydi. Dudağının kenarındaki yarası kabuk bağlamak üzereydi. Elimi ona uzattığımda, parmak uçlarımı dudağının kenarında olan yarasının üzerinde dolandırdım.
"Çok acıyor mu?" Fısıldayarak söylediklerimle birlikte gözleri dudağının kenarında olan elime düştüğünde başını olumsuz anlamda salladı. "Acıyordu ama geçti."
Acıyordu ama geçti mi?
Beni bu cümleleriyle kandırmaya mı çalışıyordu? Aklı sıra onun bu cümlelerine düşüp onu af mı edecektim? Eğer öyle bir düşüncesi varsa gerçekten de doğru düşünüyordu.
Çünkü; benim yelkenlerim hafiften hafiften suya iniyordu.
"Beter ol!" diye tısladım dudaklarımın arasından. Şu söylediğim şeyle bile Ateş'in dudakları yukarıya doğru kıvrıldığında, "Seninle olsam?" diye fısıldadı.
He belki rüyasında falan olabilirdi.
Ateş'e doğru bir adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattığımda, gözlerim dudaklarına doğru kaydı. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
Onun da gözleri benim dudaklarıma kaydığında, dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldı.
"Acıktım ben." Ateş'in dudağına doğru söylediğim şeyle birlikte Ateş'in kaşları yukarıya doğru kalktığında, "Acıktın?" dedi. Sesi soru sorar bir şekilde çıkmıştı.
"Evet, acıktım. Aç aç beni buraya böylece getirdin, başımda konuşup duruyorsun. Bari geç karnımı doyur."
"Aç karnını mı doyurayım?" Ay bu da bir kez söyleyince anlamıyordu ha! Oysaki gayet basit bir şey söylüyordum.
"Bir kez söyleyince anlamıyorsun galiba Ateş. Açım diyorum aç."
"Anlıyorum," diyen Ateş güldüğünde, elini cebine doğru götürdü. "Çiğköfte söyleyeceğim sana."
"Yok," dedim. "Çiğköfte yemem." Ateş'in gözleri şaşkınlık içerisinde açıldığında, gözlerimle ilerimizde duran nohut - pilavcıyı gösterdim.
"Nohut - pilav yiyeceğim."
"Nohut - pilav?" Ay çocuktan bir ayrılmıştım yemin ederim zeka seviyesi falan düşmüştü. Bir kez diyince hiçbir şeyi anlamıyordu.
"Evet nohut - pilav. İki porsiyon olsun benimki, yanına da ayran istiyorum." Emir verir gibi konuşmama karşılık Ateş'in kaşları çatılsada bir şey demeyerek başını salladı. "Tamam sen geç otur şuraya. Geliyorum ben hemen."
Ateş gözlerime onay beklercesine bakmaya başladığımda, "Tamam, oturuyorum..." dedim. Kaçacağımı falan düşünmüş olduğu için galiba bana güvenmiyordu. Üzerimde olan pandalı pijamalarımla nereye kaçabilirdim ki yani?
Ateş'in gösterdiği bankın üzerine oturduğumda, Ateş biraz ilerimizde duran pilavcının yanına gitti. Pilavların hazırlanmasını beklerken arada bana bakıyor, beni kontrol ediyordu.
Ve bu hali de beni güldürüyordu.
Aklıma gelen şeyle birlikte cebimdeki telefonumu çıkardığımda, kendi kendime gülmeye başladım. Ben ona yapacağımı çok iyi biliyordum. Telefonumda olan yazı yazma programını açtığımda, parmaklarımı klavyede dolaştırarak yazmaya başladım.
Biten işimle birlikte telefonumu kapattığımda, keyifli bir şekilde arkama doğru yaslandım.
Ateş en sonunda hazırlanan pilavları alabildiğinde, yanıma doğru gelmeye başladı. Ay sonunda aç olan karnımı doyurabilecektim be! Valla en son yemek olarak makarna yemiştim ve o makarnayla duruyordum.
Saatler olmuştu saatler.
Ateş elinde tuttuğu tepsiyi ikimizin ortasına koyduğunda, iki tane tabak olduğunu gördüm. "Eee sen yemeyecek misin?"
"Yemeyeceğim."
"Bana bak!" dedim. "Eğer o aklından zaten Ada yemez ben onunkileri yerim gibi bir şey düşünüyorsan hemen sil o aklındaki düşünceleri. Hayatta vermem."
"Düşünmüyorum Ada merak etme."
"İyi..." diye homurdandığımda, tabaklardan birini alıp yemeye başladım. Daha önce dışarıda bir sürü şey yemiş biri olarak; ilk defa pilav - nohut yiyecektim.
"Allah'ım sen nasıl güzel bir şeysin böyle," dediğimde pilavımı yemeye devam ettim. Gerçekten tadı çok güzeldi. Bundan sonra pilav yemek için hep buraya gelebilirdim. Aman bunu annem duymasındı.
Ballandıra ballandıra yemeye devam ettiğim sıra, Ateş, "Öyle bir yiyorsun ki; benim bile canımı çektirdin..." dedi. Sırıttım. Benimle yemek yiyen kişinin acıkmama gibi bir ihtimali yoktu ki... Beni gördükçe iştahı açılırdı resmen.
"Yaa ben dedim sana ama. Hayatta vermem kendi pilavlarımı sana."
"Tamam," dedi Ateş. "Verme." Tabii ki de vermeyecektim. Ateş'i umursamayarak yemeye devam ettim.
Valla canı çok istiyorsa gidip alabilirdi.
***
"Evet..." dedi Ateş. "Karnını da doyurduğumuza göre artık konumuzu dönebilir miyiz?" Evet, karnım şükürler olsun ki; doymuştu. İki tabak nohut - pilavı bir güzel Ateş'in karşısında yemiştim. Hatta son kalan tanelerine kadar da sıyırmıştım. Bir lokma olsun Ateş'e de vermemiştim.
Oh olsundu!
"Bizim konumuz neydi ki?" dedim. "Unutmuşum da ben." Söylediklerimden sonra Ateş sinirli bir şekilde dişlerini birbirine doğru bastırdığında, tek kaşımı kaldırarak ona tehditkar bir ifadeyle bakmaya başladım.
Sinirlendiğinin farkındaydım ama bu benim zerre umrumda değildi.
"Hani tam barışıyorduk ya." Allah allah biz ne zaman barışıyorduk ya? Ben neden öyle bir şey hatırlamıyordum acaba?
"Öyle mi?" dedim. "Ben hiç öyle bir şeyi hatırlamıyorum."
Ateş tıpkı benim gibi, "Öyle mi?" dediğinde tek kaşını yukarıya doğru kaldırdı. Aramızda duran tepsiyi alarak, bana doğru kaydığında, dudaklarıma doğru fısıldadı. "İstersen hatırlatabilirim."
"Geri bas!" diye tısladım dudaklarımın arasından.
Ateş'in dudakları yukarıya doğru kıvrıldığında, gözlerim istemsiz bir şekilde dudaklarına düştü. Evet, kesinlikle istemsiz bir şekilde düşmüştü. "Hatırladın galiba?" Aklı sıra benimle oynamaya çalışıyordu. Ki başarılı da oluyordu.
"Hatırladım," dedim. "Sen bana seninle barışmam için yalvarıyordun falan."
"Yok sen yanlış hatırlamışsın," diyen Ateş tekrardan bana yaklaştığında kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Valla ben çok doğru hatırlıyordum bunu ona da öğretecektim.
Elimi hızlı bir şekilde Ateş'in göğsüne koyarak onu durdurduğumda, cebimde duran telefonumu çıkardım. Bana anlayamaz bir şekilde bakan Ateş'e karşılık, "Bekle..." dediğimde az önce hazırladığım sayfayı açtım.
Ekranı Ateş'e doğru çevirdiğimde, "Al..." dedim.
Ateş, "Bu ne?" dediğinde telefonumu eline verdim.
"İmzala."
"Ne?" dedi Ateş. Sesi şaşkınlıkla çıkmıştı. "Neyi imzalayayım?" Ateş şaşkınlıkla gözlerini telefonuma çevirdiğinde, gördüğü şeyle birlikte gözleri biraz daha açıldı.
"Burada sevgililik sözleşmesi yazıyor."
"Evet, öyle yazıyor..." dedim. "İmzalıyor musun, imzalamıyor musun?" Hele bir imzalamasında göreyim.
"Ama bu boş. Bunun maddeleri yok. Boş sözleşmeye mi imza atacağım ben? Ayrıca bu ne siktiri boktan şey? Çocuk muyuz biz?" Ateş'in kaşları çatık bir şekilde söylediklerine karşılık, ben de kaşlarımı çattım.
"Küfür etme... Sözleşmenin maddelerini de sonra belirleyeceğim. Ayrıca madem sen benim kalbimi kırıyorsun, ben de böyle bir yol buldum artık."
"Sen ciddisin?" dedi Ateş. Hâlâ inanamıyor gibiydi ama ben gerçekten çok ciddiydim. Ateş'le zaten barışacaktım ama öncesinde ona güzel bir ceza vermem gerekiyordu.
Ateş, "Hey allahım ya..." dediğinde sinirli bir şekilde ellerini saçlarının arasından geçirdi. "Ben boş şeye imza atmam. Doldur öyle atayım."
"İmzayı at Ateş... Doldurulmuş halini ben sana doldurunca atarım. Önce imza..." Valla koyacağım şartlardan sonra imzalamaz diye korkuyordum.
"Ada," dedi Ateş. "Bak ne olur saçmalama güzelim."
"Ateş imzalıyor musun, yoksa imzalamıyor musun?" Net bir şekilde söylediğim sözlerden sonra Ateş gözlerimin içine bakmaya başladı. Ne kadar kararlı olduğumu görmüş olacak ki; telefonumun kalem kısmını açarak imzaladı.
İmzalamasıyla birlikte keyifli bir şekilde güldüğümde iki kolumu da açarak, oturduğum bankın üzerine iyice yayıldım. Valla şu an keyfime diyecek yoktu. Bir de o sözleşmenin üzerine yapacaklarım aklıma geldikçe daha da keyifleniyordum.
"Bana şuradan bir çay alıp gelir misin?" Söylediğim şey üzerine Ateş ağzının içinden homurdandığında, gülmemek için kendimi zor tuttum.
"Bir şey mi dedin sevgilim?"
Ateş, "Demedim sevgilim," dediğinde oturduğu yerden kalktı. "Bekle sen ben hemen çay alıp geliyorum."
"Bekliyorum sevgilim." Ateş söylene söylene yanımdan kalktığında, yürümeye başladı. O gider gitmez kendimi tutamayarak gülmeye başladığımda, elimde tuttuğum telefonum titredi.
Ekranda gördüğüm yabancı numarayla birlikte kaşlarım çatıldığında WhatsApp'a girdim. Gördüğüm fotoğrafla birlikte gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldığında, dudaklarım da aralanmıştı.
Ekranda Ateş'le öpüştüğümüz fotoğrafımız vardı.
Ve bu mesajın kimden geldiğini tahmin etmeme de çok gerek yoktu.
Mesaj; Emir'den gelmişti. Ve hemen altına da bir not yazmıştı.
0543 *** ** ** ~Emir: Güzel fotoğraf
0543 *** ** ** ~Emir: Ama onunla değil!!
0543 *** ** ** ~Emir: Benimle olmasını isterdim.
~
Nasıl buldunuz bakalım?
Beğendiniz mi?
~Sevgililik sözleşmesinde olmasını istediğiniz bir madde varsa buraya ekleyebilirsiniz gğeğdğfğ benim aklımda güzel fikirler var ğwğdğğc
Bölüm çok içime sinmedi ama bunu atmasaydım hiç atamazdım herhalde. Yani finaller, yorgunluk falan filan durumları işte. Belki sonrasında geri döner ve bu bölümü düzenlerim^^
~Bölümde en sevdiğiniz, beğendiğiniz sahne hangisi oldu?
~Peki ya en beğenmediğiniz sahne hangisi oldu?
İnstagram: mavininhikayeleri
Sizleri seviyorum.
💙
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro