Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

20.Bölüm: "Ev meselesi"

Biz geldik canımın en içleri 💙

Nasılsınız bakalım? Keyifler yerinde mi? Uzaktan eğitimler başladı mı? Başladıysa nasıl gidiyor? Benim henüz başlamadı...

İnstagram: mavininhikayeleri (Lütfen beni orada da yalnız bırakmayın)

Twitter: kendince_yazar0

Spofity: mavi.yazar (Kolejdeki Serseri için bir liste hazırladım)

Wattpad: kendince_yazar (Takip ederseniz bölüm duyurularına panomdan bakabilirsiniz.)

İnstagram'da moodluk fotoğraflar başlatmıştık biliyorsunuz. Şimdi size geçen hafta gelenlerden en çok güldüğümü atıyorum.

Hikâyemize girecek kız karakterimizin ismini siz belirlemek istiyorsanız bir önceki bölüme belirttiğim paragrafa yazabilirsiniz.

Multimedia: Beste 💙

Bölüm şarkımız; Emir Can İğrek - Saman Sarısı

Sınır: 750 beğeni, 3000 yorum

Bölüm hakkında kısa bir uyarı; Uzun bir bölüm oldu. Gözleriniz yorulduğu zaman **** bu işareti gördüğünüz yerde kesin lütfen. Ve gif ya da fotoğraf gördüğünüz yerde bölüm bitmiyor. Lütfen en aşağıya kadar inin.

Bölüm sonunda size birazcık dert yandım bana yardımcı olmadan da gitmeyin lütfen. Tabii sorduğum sorulara da cevap vermeden kaçmazsanız sevinirim. 🤝

İyi okumalar.

~

Ada'dan...

Ateş'le birlikte bahçeye çıktığımızda, çardakta gördüğümüz bizim çocukların yanına doğru ilerlemeye başladık. Kutay her zamanki gibi Asrın'ı sinir ediyor, onun ellerinden kurtulmaya çalışırken de Beste'nin arkasına saklanıyordu.

Bu çocuk gerçekten deliydi.

Yanlarına vardığımızda, "N'aptınız bakalım?" diyerek Burak'ın yanındaki boş yere oturdum. Yazık garibim kalmıştı bu delilerin arasında. Ateşte, Asrın'ın yanındaki boşluğa oturduğunda ellerini bana uzatarak parmaklarımın arasından geçirdi. Birleşen ellerimizi dizinin üzerine aldığında dudağımın kenarında bir tebessüm oluştu.

Mavi gözlerimi bahçede dolaştırmaya başladığımda gördüğüm Can ve Canan'la birlikte gülümsedim. Birlikte merdivenlerden iniyorlardı. Can'ın gözleri sanki benim nerede olduğumu anlamış gibi bizim çardağımıza döndüğünde, ona havalı bir şekilde gözümü kırpmaya çalıştım.

Çalıştım diyorum. Çünkü; bir türlü gözümü kırpmayı beceremiyordum ki. Hayır yani herkes havalı bir şekilde kırparken ben de neden olmuyordu?

Can'a göz kırpamayacağımı anladığımda gülümseyerek el salladım. Maşallah ne bereketli bir öğle arası olmuştu. Ayrıları barıştırmıştım. Ben buradan baya bir sevap almıştım.

"Nasılsın?" diyen Burak'ın sesini duyduğumda gözlerimi Can ve Canan'dan çekerek ona doğru çevirdim. Sorularla dolu olan gözleriyle bana bakıyordu.

"Sayende iyiyim. Sen söylemişsin."

"Doğrusunun bu olduğunu düşündüm, sana sormadım çünkü beni söylememem konusunda ikna etmeye çalışacağını biliyordum." Evet, yüksek ihtimalle öyle de olurdu. Burak'ı söylemesin diye durdurmaya çalışır ona bir ton dil dökerdim.

"Teşekkür ederim," diye fısıldadığımda gözlerinin içine minnetle baktım. O olmasaydı hiçbir şey düzelmezdi biliyordum. Ben Ateşten kaçmaya çalışır ve ona hiçbir şey anlatmazdım.

"Bana her şeyi anlatabilirsin Ada unutma."

"Uyumaktan kalan vakitlerinden beni dinler misin?" diye sorduğumda güldüm. Uyumadığı bir vakit var mıydı bilmiyordum ama...

"Dinlerim," dediğinde duraksadı. "Sen beni dinler misin peki?" Sorduğu soruyla birlikte kaşlarım hafif bir şekilde çatıldığında başımı onaylar anlamda salladım. Bir derdi falan mı vardı ki? Tam ona neyinin olduğunu soracaktım ki; Asrın'ın konuşmasıyla birlikte şaşkınlık içerisinde kalakaldım.

"Biz Beste ile birlikteyiz." Ne? Bu ne demişti bu? Beste'yle birlikteyiz demişti değil mi? Ay ben şok.

Kendime engel olamayarak, "Ne?" diye tepki verdiğimde gözlerimi hızlı bir şekilde Beste'ye doğru çevirdim. Başını hafif bir şekilde yere eğmişti. Sinsi yılan. Bana anlatmamıştı birlikte olduklarına.

Kutay, "Ben biliyordum ben biliyorum," diye hafifçe bağırdığında sesi oldukça sevinçli çıkmıştı. Tabii sevinirdi. En başından beri istediği şey olmuştu sonuçta.

Ateş, "Ne zaman oldu bu?" diye sorduğunda parmaklarının arasında duran elimi biraz daha kavradı.

Asrın, "Kutay'ın çiğ köfte yapmak için çağırdığı gün," dediğinde kaşlarımı çattım. Oha! Kaç gün geçmişti ve üzerinden biz daha yeni öğreniyorduk.

"Ama ya ayıp sizin bu yaptığınız. Kaç gün olmuş niye bize söylemediniz?" dediğimde çatık kaşlarımın ardından Beste'ye bakmaya başladım. Kesin var ya bu Beste söyletmemişti.

Ateş tuttuğu elimi bıraktığında oturduğu yerden doğrularak dik dik Asrın'a bakmaya başladı. "Seninle konuşacağız yürü!" Ne? Ay bu Ateş neler diyordu böyle?

Asrın başını onaylar anlamda salladığında oturduğu yerden kalktı. Yanımda oturan Burak'ta kalktığında gözlerini Kutay'a doğru çevirdi. "Kalksana lan."

"Bana ne oğlum ben kız tarafıyım ne konuşacaksanız konuşun siz." Gülmemek için dudaklarımın birbirine bastırdığımda Ateş, Asrın ve Burak çardaktan ayrılarak okulun arka bahçesine doğru yürümeye başladılar.

Aman yesinler dursunlardı birbirlerini.

"Ya ne konuşacak bunlar ki?" diyen Beste'nin sesini duyduğumda oturduğum yerden kalkarak yanına doğru geçtim.

"Kız sen niye anlatmıyorsun bize?" diye ona kızdığımda Ela'da bana hak verircesine başını salladı.

"Ya hazır olmayı bekledik."

"Hazır olmayı beklemişlermiş. Sanki evlenme kararı aldılar ya sadece sevgili olduğunuzu söyleyecektiniz."

"Ada biliyorsun işte durumları. Bizimkilerin vereceği tepkilerden korktuk daha doğrusu ben korktum. Bir de biliyorsun son zamanlarda hayatlarımız çok olaylı o yüzden yani." Valla ben bahane falan kabul etmiyordum.

"Ya ne diyecekler sanki? Konuşmaya gittiler işte."

"Abi beyin Ateş kardişimi dövdüğü gibi, Ateş kardişim de Asrın'ı dövse keşke."

"Yok artık Kutay neler düşünüyorsun sen öyle?" Ela, Kutay'a kızar bir şekilde konuşmuştu.

"Ya ne var patatesli böreğim? Dövse güzel olmaz mı?" Ay olurdu vallahi. Hem abim de Ateş'i azıcık dövmüştü.

Beste, "Kutay!" diye çıkıştığında Kutay dudaklarının üzerine sahte bir fermuar hareketi çekti. Ah bu çocuk deliydi işte.

"Ya bir şey olmaz merak etme," dediğimde elimi Beste'nin omzuna doğru koydum. Kızıyordum falan ama işte kıyamıyordum da.

"Nasıl oldunuz böyle ama hadi anlat." Vallahi merakımdan çatlayacaktım. Durdukları yerde sevgili olmamışlardı herhalde. İllaki bir şey olmuş olmalıydı.

"Bir şey olmadı o gün işte ben hastaydım." He ya bunlar hastaydı değil mi? Hastalık ayağına sevgili olup çıkmışlardı ya. "Sonra işte Asrın bana çorba yaptı."

Kutay'la aynı anda, "Ne?" diye bir tepki verdiğimizde ikimizin sesinin birleşmesi bir hayli yüksek çıkmıştı. Valla bunların hepsi şaşkınlıktandı.

"Asrın kardişim şimdi sana çorba mı yaptı?"

"Evet yaptı." Ay bu kız sanki böyle çok normal bir şeyden bahsediyormuş gibi konuşuyordu. Bizim soğuk, donuk Asrın çorba yapmıştı.

"Valla kırk yıl düşünsem Asrın kardişimin çorba yapacağını düşünmezdim." Ay ben de ben de.

"Tadı nasıldı?" diye sorduğumda aslında ben bile şu an ne sorduğunu bilmiyordum. Tadından bana neydi yahu?

Beste, "Yani," dediğinde yüzünü hafifçe buruşturdu. "Tadı pek iyi değildi. Ama yine de içtim tabii." Eee bir zahmet içsindi.

Ela, "Senin adına çok sevindim Beste," dediğinde gülümseyerek Beste'ye sarıldı. Beste'de sarılışına karşılık verdiğinde kıskançlıkla dudaklarımı büzdüm.

Kollarımı Kutay'a uzattığımda, "Sen de bana sarıl, satışa geldik..." dediğimde Kutay sıkıca bana sarıldı.

"Sen iste Adaşkım ben sana hep sarılırım." Ya benim canım kardeşimdi bu çocuk. Gerçekten hepsini çok seviyordum ama Kutay benim için bambaşkaydı.

"Yavaş gel..." diyen Ateş'in sert çıkan ses tonu kulaklarıma dolduğunda, Kutay hızlı bir şekilde benden ayrıldı.

"Aaa Ateş kardişim sende mi buradaydın? Bizde işte Adaşkımla birbirimize sarılıyorduk." Kutay'ın söyledikleriyle birlikte gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda, başımı onaylamaz anlamda iki yanıma doğru salladım. Kutaydı işte, hiç akıllanmazdı.

"Ben şimdi sana bir sarılacağım göreceksin gününü sen." Ateş yanımıza doğru geldiğinde kolumdan tutarak beni kendisine doğru çekti. Kutaydan da kıskanmazsın ama ya.

Kutay, "Ateş kardişim ya," dediğinde elini Ateş'in omzuna doğru attı. "Asrın'ı dövdün mü? Dövmediysen ne olur döv ya." Yok artık ama ya.

Ateş ağzının içinden, "Ya sabır," diye homurdandığında Kutay'ın kollarının varlığından kurtulmaya çalıştı.

"N'aptınız Asrın'la, Burak nerede?" diye sorduğumda Ateş'in bakışları bana doğru döndü. Beste ve Ela'da oturdukları banktan kalktıklarında Ateş, "Gelirler birazdan..." dedi.

"Bir şey yapmadın değil mi?" diye korku içerisinde sorduğumda Ateş derin bir nefes alarak başını olumsuz anlamda salladı.

"Sadece bir tane geçirdim." Ne? Bir tane geçirdim mi?

Beste'yle aynı anda, "Ne?" diye bağırdığımızda şaşkınlık içerisinde Ateş'e bakakaldım.

Ateş yüzünü buruşturarak, "Nesiniz siz yurttan sesler korosu mu?" diye sorduğunda gözlerimi devirdim. Espri mi yapmıştı bu şimdi?

"Çok komiksin ya," dediğimde dudaklarımı kımıldatarak taklidini yapmaya başladım.

"Napıyorsun sen öyle? Ağzını gözünü yamultmuşsun." Ay safım ne yaptığımı anlayamamıştı bile.

Beste'nin, "Asrın..." diye bağıran sesi kulaklarımıza dolduğunda gözlerimi onlara doğru çevirdim. Beste koşarak Asrın'ın yanına doğru gidiyordu. Uzaktan görebildiğim kadarıyla Asrın'ın yüzünde pekte bir şey yoktu. Sadece dudağının kenarı birazcık kanamış gibi duruyordu.

"Niye yaptın ki böyle bir şeyi?" diye sorduğumda gözlerimi onlardan çekip, Ateş'e doğru çevirdim.

"Eee bizden kız almak o kadar kolay değil. Beste'nin üç abisi var..." Ateş söylediklerine karşılık yüzünü buruşturduğunda, "Pardon iki abisi var. Şu gereksiz Kutay'ı saymıyorum," dedi.

"İyi de Asrın'da kardeşin sonuçta."

"Ama Beste hepimiz için daha önemli." Ateş'in söylediklerine karşılık dudağımın kenarında gerçek bir tebessüm oluştuğunda kollarımı beline doğru sardım.

O gerçekten çok iyi bir abiydi. Sadece Ateşte değil... Değişikler o kadar iyiydi ki.

Artık ailem olmuşlardı. Kendimi onların yanında daha güçlü hissediyordum. Sürekli gülmek istiyor, onların dertlerini paylaşmak istiyordum.

Ben hayatım boyunca hiç böyle bir dostluğa sahip olamamıştım ki. Birçok şeyi onlarla birlikte tatmıştım. Kutay'ın omzunda ağlamış, Beste'nin dertlerini dinlemiştim. Asrın'ın soğuk bakışlarının bana döndüğünde ki o sıcaklığına sahip olmuştum. Burak her ne kadar bana kendisini tamamiyle açmasa bile onun varlığı bile yeterdi.

Ateş'ten hiç bahsetmiyordum bile. O benim serserimdi. Kalbimin en içiydi.

Biliyordum,

Hissediyordum.

Bu saatten sonra onlarsız olmazdı.

****

"Anne ben geldim," diye bağırdığımda ayağımdaki ayakkabılarımı çıkararak, ayakkabılığın içine doğru koydum. Bu sefer zile basmamış, kapıyı kendim açmıştım. Hadi bana kocaman bir alkış.

"Gel kızım gel mutfaktayım." Annemin bağırarak söyledikleriyle beraber mutfağa doğru ilerlediğimde, annemi masanın üzerinde yaprak sararken buldum. Ay keşke gelmeseydim.

"Kolay gelsin anne," dediğimde annemin gözleri bana doğru döndü.

"Kolaysa başına gelsin. Okul nasıldı bakayım?" Yok yok anneciğim hiç gelmesin benim başıma böyle şeyler. Yaprak sarmaktan nefret ediyordum nefret. Gerçi pek düzgün sarabildiğim de söylenemezdi ya neyse.

"Güzeldi. Ben üstümü değiştirip geliyorum yanına," dediğimde annemin cevap vermesini beklemeden mutfaktan çıktım. Kıyamamıştım ya. Şimdi o kadar yaprağı sararken beli ağrıyacaktı. Birazcık yardım etsem bir şey olmazdı yani.

Odamdan içeri girdiğimde çantamı kenara bırakarak, üzerimdeki kıyafetlerimi çıkarmaya başladım. Evde giydiğim pandalı pijama takımlarımı üzerime geçirdiğimde gözlerimi yatağıma doğru çevirdim.

"Ah benim güzel yatağım. Biraz anneme yardım edeyim hemen geleceğim tamam mı?" Ne? Siz hiç mi yatağınızla konuşmuyordunuz?

Yatağımla bakışmama son verebildiğimde, odamdan çıkarak tuvalete girdim. Neyse ki bu sefer çişim yoktu. Ellerimi güzel bir şekilde yıkadığımda, mutfağa doğru ilerledim.

"Ben geldim canım anam," diye bağırdığımda gülerek mutfağa girdim. İçimden dolup taşan bu mutluluğa ben de anlam verememiştim. Yaprak saracağım için kesinlikle mutlu değildim oysaki.

Elime aldığım yaprağı düzgün bir şekilde masanın üzerine açtığımda, içine pirinci doldurmaya başladım.

"Az koy güzelce de yay kızım onu." Annemin söylediklerine karşılık başımı salladığımda, koyduğum içi her yerine yaymaya başladım. Valla zor işti.

"Anne babam bir şey dedi mi?" diye o merak ettiğim soruyu sorduğumda merakla annemin cevap vermesini beklemeye başladım.

"Yok kızım bir şey demedim. Ama siz yine de dikkatli olun bak! Öyle çok gözüne batmasın ha." Demek anneme de bir şey dememişti.

"Abim peki?"

"O da pek bir şey demedi. Kendi kendine homurdanıp duruyor işte." Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda yeni bir yaprak alarak, içini koydum.

Annem bile artık abimin huyunu anlamıştı işte. Kendi kendine homurdanıp duruyordu işte.

Sardığım yapraklardan birini ağzıma attığımda, annem, "Sardığından fazlasını yiyorsun sen..." diyerek bana kızdı. Ne? Bir kere yaprak sarılırken aynı zamanda da dayanılamayıp yenirdi. Bu yazılmamış bir kuraldı. Sararken giyemeyeceksem niye sarıyorum ben bunu?

"Aşk olsun anne. Bak kaç tane sardım." Ellerimle sardığım güzelim sarmalarımı anneme gösterdiğimde, annemin kaşları huysuz bir şekilde çatıldı.

"Hepi topu on tane anca sarmışsın."

"Anneciğim ama ben daha yeni başladım sarmaya."

Annem, "Ey ey ben senin yaşındayken neler neler yapardım," diye konuşmasına başladığında başımı olumsuz anlamda salladım. Ne olur yine kendisinin benim yaşımdayken yaptıklarını anlatmaya başlamasındı ya.

Ne yapabilirim yani? Annem benim yaşımdayken hamur yoğuruyor diye benim de mi yoğurmam gerekiyordu yani? Tabii ki de gerekmiyordu.

"Kardeşlerime bakardım. Sonra hamurlar açar, börekler pişirirdim..." Galiba kaçmak için artık çok geçti.

Of dertli başım of.

****

Kendimi yatağımın üzerine fırlattığımda, rahatlayarak derin bir nefes aldım. O kadar çok yaprak sarmıştım ki... Yorulmuştum yahu. Benim neyimeydi yani anneme yardım etmek? Ben daha kendime zor yetiyordum.

Telefonumun titreşimini hissettiğimde yatağımın içine koyduğum telefonumu elime alarak, ekranını açtım. Gruptan mesaj gelmişti. Parmağımı okuttuğumda WhatsApp'a girerek gelen mesajları okumaya başladım.

Aslan: Bu grubun ismi ne böyle?

Aslan: Küfür gibi

Kankaların en ponçik kalplisi: Ne diyorsun sen oğlum

Kankaların en ponçik kalplisi: Küfürmüş peh

Kankaların en ponçik kalplisi: Sensin küfür

Aslan: Bu çocuk beni kıskanıyor ya

Aslan: Mesajlarıma falan da anında cevap veriyor

Kankaların en ponçik kalplisi: Bunu gruba kim aldı kim

Kankaların en ponçik kalplisi: Beni çıldırtıyor

Burak: Oh olsun sana

Burak: Hep sen mi bizi çıldırtacaksın

Burak: Biraz da sen çıldır

Kankaların en ponçik kalplisi: Hain kardeş

Asrın: Konuş Aslan konuş

Aslan: Siz ne zaman birilerini çıldırtmak isterseniz beni çağırın

Kankaların en ponçik kalplisi: Bak tam seni seveceğim diyorum

Kankaların en ponçik kalplisi: Ama sen hemen benim sinirlerimi bozuyorsun

Kankaların en ponçik kalplisi: Sevemiyorum ben seni

Aslan: Kutay şu an gözlerim yaşardı

Aslan: Oturdum ağlayacağım

Burak: asdfaghhgfğ

Ela: asdfghasdg

Kankaların en ponçik kalplisi: Çikolatalı pudingim sen niye buna gülüyorsun ya?

Ela: Ama Kutay

Kankaların en ponçik kalplisi: Ne ama Kutay

Ela: Gülesim geldi

Ela: Ne yapayım yani

Kankaların en ponçik kalplisi: Tamam gül

Aslan: Çen büyüdün de trip mi atıyorsun ha

Kankaların en ponçik kalplisi: Tövbe tövbe

Ben: Kutay asdfggfdswğs

Ben: Çok tatlısınız siz ama

Kankaların en ponçik kalplisi: Lütfen Adaşkım lütfen

Kankaların en ponçik kalplisi: Bununla beni aynı cümlede kullanma

Aslan: Bıdı bıdı

Serseri: Bir gereksizimiz vardı iki oldu

Aslan: Seviyorum seni kardeşim

Kankaların en ponçik kalplisi: Ben daha çok seviyorum

Burak: Çocuk

Kankaların en ponçik kalplisi: Sen yine ifşalanmak istiyorsun galiba

Burak: Seni çok pis döverim bak

Burak: Elimden de kimse alamaz

Kankaların en ponçik kalplisi: Bak geliyor...

Burak: Kutay...

Ben: Kutay senin yanında bundan sonra düzgün duracağım

Ben: Her an beni de çekip ifşalayabilirsin

Kankaların en ponçik kalplisi: Yok Adaşkım sana yapmam

Asrın: Onun boklukları bize

Kankaların en ponçik kalplisi: Bak nasıl da tanıyor beni

Kankaların en ponçik kalplisi: Bugünkü bokluğumu da sana yapıyorum

Asrın: Kutay döverim bak

Kankaların en ponçik kalplisi: Döver misin?

Kankaların en ponçik kalplisi: Tamam o zaman kardişim

Ben: Ya ben bekliyorum ama

Kankaların en ponçik kalplisi: Adaşkım döverim diyor

Ben: Ya benim arkama saklanırsın at hadi

Kankaların en ponçik kalplisi: Adaşkım sana şu an pek güvenemedim ama

Bok! Benden güvenilir kişi mi vardı da?

Ben: Kutay bak Ateş'e derim o seni korur

Serseri: Ben de buradayım Ada...

Serseri: Atarsa kendi başının çaresine bakar

Serseri: Bir de bunu mu koruyacağım

Kankaların en ponçik kalplisi: Aman be ne olacaksa olsun

Kankaların en ponçik kalplisi:

Kankaların en ponçik kalplisi: Bizim buz, soğuk Asrınımıza da bakın hele

Asrın: Ağzına...

Kankaların en ponçik kalplisi: Unutmayın hepiniz bir gün benim tarafımdan ifşalanacaksınız

Kankaların en ponçik kalplisi: Hadi ben kaçtım asdfgğwğeğdğc

Ben: gğwğeğdğfğ

Aslan: Randomlar şu an ağlıyor yenge adfdwğwğd

Beste: Asrın :))

Asrın: Gülme

Beste: Tamam :)

Ay ben de hâlâ bunların sevgili olduğuna alışamamıştım. Gözüme bir tuhaf geliyorlardı.

Serseri: Yarın hepiniz bana lazımsınız.

Ne? Bak bunu bilmiyordum işte. Ne için lazımdık ki biz?

Asrın: Geliriz.

Ben burada meraktan çatlıyordum bu Asrın hemen geliriz diyordu.

Ben: Neden lazımız?

Serseri: Yarın göreceksiniz.

Klasik Ateşti işte. Bir şeyi söyleyene kadar bizi çatlatır dururdu. WhatsApp'tan çıkıp rehberime girdiğimde, Ateş'in üzerine tıkladım.

Serseri aranıyor.

Gördüğüm yazıyla birlikte telefonumu kulağıma götürdüğümde, ilk çalışında telefon açıldı.

"Efendim?" Ayy insan bir efendim sevgilim falan der ama nerede işte?

"Yarın ne işimiz var?"

"Yarın göreceksin." Klasik Ateşti işte. Söylemeyeceğini tabii ki de biliyordum ama sormadan da yapamıyordum işte.

"Söylesen ne olur Ateş? Merak ediyorum."

"Hiç şaşırmadım," dediğinde kaşlarımı hafif bir şekilde çattım. Bu benim meraklı olduğumu falan mı söylemeye çalışıyordu?

"Ben belki gelemem," dediğimde Ateş, "Bir dakika bekle!" dedi. Ne?

Ateş'in, "Efendim abiciğim? Benimle birlikte mi uyumak istiyorsun?" diyen sesini duyduğumda kaşlarımın çatılışı yavaş bir şekilde düzeldi. Umut'la konuşuyordu. Annesi ve kardeşinin yanındaydı. Annesi ve kardeşini uzun zamandır görmemiştim. Şu an nerede yaşıyorlar, ne yapıyorlar onu bile bilmiyordum.

Bu konuda düşüncesizlik mi yapıyordum bilmiyordum ama benim de kendime göre dertlerim olduğu için bir türlü Ateş'e de soramamıştım ki. Daha yeni yeni Ateş'le aramız düzelmeye başlamıştı zaten.

"O zaman zıpla gel yanıma." Ateş'in sesini tekrardan duyduğumda daldığım düşüncelerimden sıyrılmaya çalışarak başımı iki yanıma doğru salladım. Benim yapabileceğim bir şey yoktu ki...

"Gel bakalım." Hâlâ Umut'la konuşuyordu. Beraber uyuyacaklardı. Dudağımın kenarında şefkatli bir tebessüm oluştuğunda, tekrardan Ateş'in sesini duydum.

"Ne demek gelemem Ada?" Hah bu sefer bana diyordu.

"Biliyorsun durumları işte..." dediğimde duraksadım. "Abim belki sorun çıkarabilir."

"Başlayacağım ama artık abine ana..."

"Sussana Ateş!" diye kendime hakim olamayarak bağırdım. "Çocuk var yanında."

"Tamam demiyorum bir şey. İzin alamaz mısın şimdi?" Ellerimi saçlarımın arasından geçirdiğimde derin bir nefes aldım. Bugün o kadar da yaprak sarmıştım belki annem izin verebilirdi.

"Bilmiyorum ama deneyeceğim."

"Tamam konuştuktan sonra haber ver bana."

"Tamam," diye mırıldandığımda Ateş'in derin bir nefes aldığını hissettim.

"O abine de benden selam söyle." Söylediklerine karşılık alaylı bir şekilde güldüğümde, "Tabii hemen söyleyim o da kavga etmek için senin selamını bekliyordu zaten..." dedim. Gerçekten ikisi de deliydi.

"Aynen zaten yeterince dövememiştim abini."

"Ateş," dediğimde derin bir nefes aldım. Çocuk gibiydi çocuk. "Umut'la olan bir fotoğrafınızı bana atar mısın?" Ona kızarken birden neden böyle bir şey istediğimi bilmiyordum ama sadece istiyordum işte.

Ateş bir şey demeyerek sessiz kaldığında, derin bir nefes aldım. Atarım demek bu kadar zor olmamalıydı.

Ateş sonunda sessizliğini bozarak, "Tamam atarım," dediğinde rahatlayarak tuttuğum nefesimi serbest bıraktım. Onları görmek istiyordum. Ateş'le, Umut'u birlikte görmek istiyordum.

"Tamam o zaman. Hadi ben kapatıyorum, konuştuktan sonra haber vereceğim." Söylediklerimden sonra telefonu Ateş'in yüzüne kapattığımda, yatağımın içine doğru attım.

Annemden izin almam gerekiyordu. Daha doğrusu onun yarın için beni idare etmesi gerekiyordu.

Dişlerim dudağımdaki yerini aldığında, odamdan çıkarak mutfağa doğru ilerlemeye başladım. Babam ve abim henüz gelmedikleri için rahat bir şekilde annemle konuşabilecektim.

"Anneciğim?" dediğimde yanına doğru adımlamaya başladım. Tezgâhın önünde duruyor, sardığımız dolmayı pişirmeye çalışıyordu. "Napıyorsun bakalım?"

"Çorba yapacağım şimdi kuzum."

"Oh mis," dediğimde gülümsedim. Bir şey isteyeceğimi çok mu belli ediyordum acaba? "Anne ben yarın dışarı çıksam diyorum. Bizim çocuklarla buluşsam güzel olmaz mı?" Bence çok güzel olurdu.

"Ya çok güzel olur kızım. Okulunuz da diyor ki; bunlar buluşsun dışarıda gezsin. Abin ve babanın ne dediğini söylemiyorum bile." Çok güzel ağzımın payını almıştım.

"Ama anne okulun ilk günleri ders işlenmiyor ki." Yalan. "Hocalarımızın bazıları gelmiyor bile. Gelenler de çok kısa kesiyor." Yalan üstüne yalan. Ya bir güncük okula gitmesem ne olurdu ki? Şimdi onların hepsi Ateş'in yanında olacaktı ben olamayacak mıydım yani?

Benim serserimin yanında olmam gerekiyordu ki. Yani bir güncükten ne olurdu ki?

"Babanla, abine ne diyeceğiz Ada?"

"Anne ya lütfen. Bak bir gün sadece bir. Söz sonra derslerime asılacağım söz. Bak Ada sözü." Ada sözü mü?

Benim sözüme güven olur muydu ki? Tabii ki de olurdu be! Siz beni ne sanıyordunuz yani?

"Tamam Ada ama bak sadece bir gün. Sonra okuldan eve, evden okula tamam mı?" Annemin söylediklerinden sonra gülümseyerek başımı salladığımda, ona sıkıca sarıldım. Oh be! Sonunda izin alabilmiştim.

"Seni seviyorum anneciğim." Kesinlikle yalakalık yapmıyordum.

Annem gülerek, "Tabii seversin ben de kendimi çok seviyorum..." dediğinde ağzımdan kaçan kahkahama engel olamadım. Annem diye demiyordum ama pek bir tatlıydı.

"Sev anne sev. Ben o zaman odama çıkıyorum." Annemden ayrıldığımda hızlı bir şekilde mutfaktan çıktım. Mazallah şimdi verdiği iznimi geri falan alırdı.

Odamdan içeriye girdiğimde Ateş'e haber vermek için telefonumu elime aldım. Ekranını açtığım gibi gördüğüm mesajla birlikte WhatsApp'a girdim. Ateş mesaj atmıştı.

Serseri: Yüzüme telefon kapatmanın hesabını soracağım senden

Ben: Söyleyeceklerim bitmişti

Serseri: Sizin orada öyle mi Ada?

Sizin orada derken?

Serseri: Belki benim bitmemişti

Ben: Ne diyecektin ki?

Serseri: Demiyorum artık

Ben: Aman demezsen deme be

Serseri: Ada...

Ben: Ateş...

Serseri: Seni öperim

Ne diyordu bu çocuk böyle? Biz birden bu konuya nasıl atlamıştık?

Ben: NE?

Ben: Sana gelip duruyorlar herhalde

Ben: Sağın solun belli değil

Ben: Hayır yani ikizler burcusun diyeceğim o da değil

Serseri: Dengemi bozuyorsun

Ben: Yaparım öyle şeyler aslanım ;)

Ben: Hadi at fotoğraflarımı

Serseri: Atmıyorum

Serseri: Yüzüme kapatmadan önce düşünecektin sen onu

Yaa söz vermişti ama.

Ben: Söz verdin ama

Serseri: Hayır vermedim

Of tamam vermemiş olabilirdi ama sonuçta atacağım demişti. Bence bu da bir sözdü.

Ben: İyi gelmiyorum ben yarın

Serseri: İzin aldın mı?

Ben: Ne sandın sen beni serseri

Ben: Tabii ki de aldım

Ben: Ama artık gelesim kaçtı

Ben: Kalbim pat küt kırıldı

Serseri: Yalancı

Serseri:

Serseri: Al gözün gönlün açılsın

Attığı fotoğrafa şaşkınlık içerisinde bakakaldığımda, altına yazdığı mesajla birlikte kaşlarımı hafif bir şekilde çattım.

Ego yumağı.

Ben: Oha kaç kilo o?

Serseri: Sen kadar bir şey işte

Ben: Yani 46

Serseri: Yanlış yazdın herhalde yavru panda

Serseri: Ama ben anladım

Serseri: Tersinden bahsediyorsun sen

Ne? Bu bana ne demeye çalışıyordu? Kilolusun mu demeye çalışıyordu?

Ben: Davar

Ben: Öküz ya

Trip yükleniyordu. Hem de çok fena.

Ben: Sus sus sakın bir şey deme

Bir kızın ne zaman trip atacağı, hangi konuya trip atacağı hiç belli olmazdı.

Serseri: Bir şey demedim zaten

Ben: Aferin sana

Ben: Hep böyle ol zaten

Ben: Yap yap sonra bir şey demedim zaten de

Serseri: Naptım ya ben

Ben: Sus sus

Ben: Sakın yazma

Serseri: Ada

Ben: Bak hâlâ yazıyor ya

Ben: Yazma diyorum ben sana

Ateş'in bir şey yazmasına izin vermeden WhatsApp'tan çıktığımda, hızlı bir şekilde internetimi kapattım. Oh olsundu ona. Küsmüştüm işte, bir daha da konuşmayacaktım.

Yani belki çiğ köfte alırsa konuşabilirdim.

****

"Geliyorum dedim ya ne arayıp duruyorsun?" Çantamı sırtıma geçirip ayaklandığımda, merdivenlere doğru yöneldim.

"On dakika önce de geldiğini söylemiştin Ada."

"Ya telefonumu evde unutmuşum. Ne yapayım yani?" Yalandı. Telefonumu evde falan unutmamıştım. Sadece bir türlü hazırlanamamıştım o kadar.

Ateş, "Yalancı..." dediğinde kaşlarımı derin bir şekilde çattım. Zaten dün geceden tripliydim ben buna bir de bana yalancı diyordu.

"Sen bana ne demeye çalışıyorsun ya?" diye çemkirdiğimde son birkaç adım kalan basamakları inerek, dışarı çıktım.

"Sen telefonunu hayatta evde unutmazsın. Böbreğin gibi kızım o senin." Ya beni nasıl da tanıyordu. Doğruydu. Telefonumu asla evde unutmazdım.

Ama bu çocuk niye beni bu kadar iyi tanıyordu ki?

Hayır yani bir yalan söylüyordum. Hemen yalanımı anlıyor, açığa çıkarıyordu. Ayıptı ama yani.

"Off Ateş off." Sinir ediyordu beni sinir.

"Sevgiliyle oflanmaz."

"O anneye değil miydi ya?" diye sorduğumda Ateş'in gülüşü kulaklarıma doldu.

"Annelere de oflanmaz tabii." Oho ben anneye oflama kısmını çoktan geçmiştim ki. Tamam bu dediğim pek iyi bir şey olmayabilirdi ama sonuçta biz de annemle böyle anlaşıyorduk. Önce o bana söyleniyordu, sonra ben ona söyleniyordum.

"Of geldim ben." Evet, şu an Ateş'e inadıma oflamıştım.

Ateş, "Tamam..." dediğinde benim bir şey dememi beklemeden telefonu yüzüme kapattı. Telefonumu kulağımdan indirdiğimde çatık kaşlarımla ekranına doğru bakmaya başladım. Kesinlikle bana gıcıklığına yapmıştı. Dün sırf ben telefonu yüzüne kapattım diye yapıyordu.

İçimden söylene söylene alt sokağa indiğimde gördüğüm Ateş'in arabasıyla birlikte, yanına doğru hızlıca yürümeye başladım. Arabanın yanına geldiğimde kapıyı açarak hemen bağırmaya başladım.

"Bak ben seni döverim ama artık." Gerçekten de dövecektim artık. Sırtımdan çantamı çıkarıp koltuğun üzerine bıraktığımda, duyduğum kıkırtı sesleriyle birlikte gözlerimi Ateş'e doğru çevirdim. Hayır o gülmüyordu. Gülmemek için kendini zor tutuyordu ama gülmüyordu.

Eee o zaman sesler kimden geliyordu?

Gözlerimi arka koltuğa doğru çevirdiğimde gördüğüm Gülçiçek Teyze ve Umut'la birlikte olduğum yerde öylece kalakaldım.

Ne arabaya bilebiliyor ne de ardıma bile bakmadan kaçabiliyordum.

Yemin ederim rezil olmuştum rezil. Küçücük kız bile şu an bana gülüyordu ya.

Benim şu an ne yapmam gerekiyordu?

"Binmeyecek misin hayatım?" Ateş'in söyledikleriyle birlikte gözlerimi ona doğru çevirdiğimde dişlerim birbirine sertçe bastırmaya başladım. Oynuyordu ya bildiğiniz annesi ve kardeşi burada diye oynuyordu. Var ya bunları hep beni kötü göstermek için yapıyordu.

Ah Ada ah! Daha şimdiden kaynanamın gözünde batmıştım ya. Şimdi kadın kim bilir benim hakkımda ne düşünecekti.

"Biniyorum tabii," diye mırıldandığımda fırlattığım çantamı alarak, koltuğa oturdum. Emniyet kemerini çekip bağladığımda, Ateş arabayı çalıştırdı. Bakın yalnız olsaydık daha biner binmez çalıştırmış olurdu. Ama şimdi sırf annesine oynuyordu.

"Nasılsın kızım." Gülçiçek teyzenin bana sorduğu soruyla birlikte gülümsediğimde, "İyiyim siz nasılsınız?" diye sordum. Az önce kadının oğlunu dövüyordum şimdi de kadına yaranma peşindeydim.

"Teyze de lütfen bana Adacığım." Ya siz yeter ki isteyin tabii ki de derim.

"Peki Gülçiçek Teyze," dediğimde gözlerimi Umut'a doğru çevirdim. Bana bakıyordu.

"Sen nasılsın Umut? Tabii sen şimdi beni unutmuş olabilirsin Ada ben." Yani küçücük çocuktu sonuçta unutmuş olabilirdi. Umut'la görüşmeyeli baya oluyordu.

"Hayır unutmadımm," dediğinde 'm' harfini uzatarak konuşmuştu. "Abim sürekli seni gösteriyor bana." Ne? Beni mi gösteriyordu?

Utanarak gülümsediğimde gözlerimi Ateş'e doğru çevirdim. Gözleri doğrudan yola bakıyordu. Arabaya bindiğimden beri olan sessizliğini ise hâlâ koruyordu.

"Seni döveceğim var ya," diye mırıldandığımda sanki söylediklerimi duymuş gibi yolda olan gözleri bana doğru döndü. Galiba gerçekten dediklerimi duymuştu.

"Bir şey mi dedin canım?" diye sorduğunda dudaklarında oluşan sinsi gülümsemesiyle birlikte bana göz kırptı.

Şu arabadan bir ineyim ben ona çok güzel göz kırptıracaktım.

"Biraz diyorum yavaş mı sürsen canım arabayı. Aldın başını gidiyorsun, çocuk var sonuçta arabada." Söylediklerimle birlikte Ateş'in kaşları şaşkınlıkla havaya kalktığında, dudağımın kenarı yukarıya doğru kıvrıldı. Hep o mu oynayacaktı, biraz da ben oynayayım ama değil mi?

"Ada kızım doğru söylüyor yavaş sür biraz oğlum." Hah kaynanamı da yanıma çekmiştim. Kızım diyordu bana ya kızım.

Umut huysuz bir şekilde, "Ben çocuk değilim ki ama..." dediğinde kaşlarımı hafif bir şekilde çattım. Abisi kılıklıydı işte. Hep bir huysuzluk, hep bir uyumsuzluk...

"Oğlum biz nereye gidiyoruz? Sen söylemedin daha bize." Ayy dillerine sağlık Gülçiçek Teyzeciğim. Ben sorunca söylemiyordu belki annesine söylerdi.

Ateş, "Çok az kaldı anne," dediğinde huysuzca yüzümü buruşturdum. Aman söylese şaşardım zaten. Bu çocuğun olayı buydu bir kere. Beni meraktan öldürmeye bayılıyordu.

"Söylesen şaşardım zaten," diye ağzımın içinde homurdandığımda Ateş sessiz kalarak bir şey demedi. Tabii işine gelmeyen bir şey olunca hemen duymamazlıktan gelirdi beyefendi.

Ateş arabayı dar bir sokağa soktuğunda, sola dönerek yokuştan aşağıya inmeye başladı. Yokuşu inmemizle birlikte Gülçiçek Teyze titrek bir şekilde çıkan ses tonuyla, "Oğlum burası," dediğinde gözlerimi ona doğru çevirdim. Gözleri dolu dolu olmuştu.

Kaşlarım anlamamazlık içerisinde çatıldığında Gülçiçek Teyze tekrardan, "Ateş burası oğlum," dedi. Ay burada benim bilmediğim ne oluyordu?

Ateş, annesine cevap vermediğinde arabayı iki katlı bir evin önünde durdurdu. Ateş arabadan indiğinde arka kapıya dolanarak annesinin kapısını açtı.

"Hadi gel anne." Ateş, Gülçiçek teyzenin elinden tutarak arabadan indirdiğinde, ben de peşlerinden indim. Umut arabada kalmıştı. Başını cama yaslamış tıpkı benim gibi meraklı olan gözleriyle bizi izliyordu.

Valla şu an ben de Umut gibi pek meraklıydım. Ne olduğunu anlayamadıkça da merakım katlanarak artıyordu.

Gülçiçek Teyze tekrardan, "Oğlum burası," dediğinde kaşlarımı hafif bir şekilde çattım. Evet Gülçiçek teyzeciğim burası... Hayır yani burası deyip susuyordu.

Ateş, "Evet anne burası..." dediğinde önümüzde duran iki katlı, mavi eve doğru bir adım attı. "Sen istersen burası bizim evim olacak. Sen istersen senin çocukluğunun geçtiği ev bizim evim olacak artık." Oha! Burası Gülçiçek teyzenin çocukluğunun geçtiği ev miydi? Şimdi belli olmuştu neden böyle gözlerinin dolu dolu olduğu.

Gülçiçek teyze, "Oğlum..." dediğinde Ateş onun sözünü hızlı bir şekilde kesti.

"Burada senin çocukluğun geçti anne. Bu sokakta oynadın, okula gittin. Her şeyi burada yaşadın. Ailen inanmadı sana ama..." dediğinde duraksadı. "Biz varız anne artık. Umudumuz var anne, ben varım artık! Senin ailen var artık." Gülçiçek Teyze gözlerinden akan yaşlarla birlikte Ateş'e sarıldığında gözümden yanaklarıma doğru süzülen birkaç damla yaşı elimin tersiyle sildim.

Gülçiçek Teyze, Ateş ve Umut...

Onlar belki birbirlerini çok geç bulmuşlardı.

Ama artık tamdılar.

Yaşlarla dolu gözlerime Umut çarptığında, yanına doğru ilerlemeye başladım. Cama yapışıp kalmıştı küçücük çocuk. Arka kapıyı açtığımda hazırlıksız yakalanan Umut öne doğru uçacaktı ki; ellerimi kollarının üzerine koyarak onu tuttum.

Umut, "Düşüyordum az kalsın," dediğinde dudaklarının arasından minik bir kıkırtı kaçtı.

"Ama düşmedin, bak tuttum seni..." dediğimde kollarının altından tutarak Umut'u arabadan indirdim. Öyle tatlıydı ki... Bazen Ateş'in kardeşi olduğuna gerçekten inanamıyordum. Hayır yani bir Umut'a bakıyordum bir Ateş'e... Sonra Ateş'e bakmaktan vazgeçiyordum. Gıcıktı işte.

Mesela bir abime bakıyordum, sonra bir de kendime bakıyordum. Ve oturup kendime şükrediyordum yani.

Düşüncelerimin saçmalamaya doğru gittiğini fark ettiğimde, gözlerimi Umut'a doğru çevirdim. Küçük adımlarla Ateş ve Gülçiçek teyzeye doğru koşuyordu. En sonunda onlara ulaşabildiğinde küçük elleriyle Ateş'in bacaklarına sarıldı. Dudağımın kenarı yukarıya doğru kıvrıldığında, uzaktan bu güzel manzarayı izlemekle yetindim.

Ne? 'Beni de aranıza alın' diyecek halim yoktu ya.

"Yaa kardişim bana sarılmak yok mu?" diyen Kutay'ın sesi kulaklarıma dolduğunda, şaşkınlık içerisinde açılan gözlerimi ona doğru çevirdim. Hepsi buradaydı. Kutay, Asrın, Burak, Ela, Beste, Aslan ve Vahit abi.

Kutay koşarak Ateş'lerin üzerine atladığında, kaşlarım hafif bir şekilde çatıldı. Ben diyemiyordum ama işte Kutay diyordu.

Ateş üzerine atlayan Kutay'ı iteklemeye başladığında, "Keyfimizin içine limon sıktın lan," diye bağırdı.

"Aşk olsun ama Ateş kardişim." Olmasın Kutay olmasın.

"Ne aşk olsun ulan? Üzerime üzerime atlayıp eziyorsun beni."

Umut aralarına girerek, "Abi keyfin içine limon sıkmak ne demek ki?" diye sorduğunda gülmemek için dudaklarımı birbirine doğru bastırdım. Öyle çocuğun yanında her şeyi derlerse işte böyle olurdu.

Kutay, "Aa sen Umut olmalısın..." dediğinde elini Umut'a uzattı. Kaşlarım düşünceli bir şekilde çatıldığında, Kutay ve Umut'a bakmaya başladım. Bunlar daha tanışmamışlar mıydı ya? Geçen gün Kutay bana Umut kaybolmuştu demişti hatta.

Allah allah... Garipti.

Umut, Kutay'ın elini tutmadığında Kutay huysuz bir şekilde elini indirdi. "Neyse canım bende işte abinin biricik, en sevdiği kardeşiyim."

Peki siz buna inanmış mıydınız?

Tabii ki de hayır.

Ateş, "Rahat bırak kardeşimi," dediğinde güldüm. Bir Umut'u kıskanmadığı kalmıştı onu da yapmıştı tam olmuştu.

"Aman yedik senin kardeşini."

Asrın araya girerek, "Çok konuşma lan!" dediğinde güldüm. Klasik Asrın'dı işte. Gerçi dün grupta gördüğüm fotoğrafından sonra klasik Asrın diyemiyordum ama neyse işte.

"Sizde hep bana kızın hep bana." Valla Kutay o kadar haklıydı ki... Zaten bir ben azar işitiyordum bir de Kutay. Bu hiç değişmiyordu.

Vahit abi ve Gülçiçek Teyze bizim çocuklarla tanışmaya başladığında, gülümseyerek onları izlemeye başladım.

Vahit abiyi de görmeyeli baya uzun zaman olmuştu. Valla Ateş ve Aslan'a kızarak hıyar demesini bile özlemiştim.

****

"Evet nerden başlıyoruz o zaman?" diye sorduğumda gözlerim bizim çocuklara doğru çevirdim. İşimiz çok fazlaydı ve hemen başlamamız gerekiyordu. İşin bir ucundan tutmamız gerekiyordu artık.

Kutay, "Ben hemen hallediyorum o işi Adaşkım..." dediğinde gözlerimi Kutay'a doğru çevirdim. Yine o aklında ne kuruyordu acaba?

"Bu ev kaç odalı Ateş kardişim?"

Ateş, "Dört artı bir dediğinde," Kutay ellerini birbirine doğru çırptı.

"Tamam o zaman şimdi planımı söylüyorum ben. Asrın ve Beste siz ikiniz oturma odasını yapıyorsunuz. Ateş ve Ada siz ikiniz ise; Ateş kardişimin odasını yapıyorsunuz. Ketçaplı cipsim sen Umut'un odasını yapıyorsun. Vahit Amca ve Gülçiçek Teyze siz yatak odasına geçiyorsunuz..." Kutay'ın son söyleyişiyle birlikte Ateş hızlı bir şekilde Kutay'ın sözünü kesti.

"Bir dakika bir dakika neden annemle, Vahit abi yatak odasını yapıyorlar?" Ne? Bu nasıl soruydu böyle?

"Kafamda öyle planladım çünkü Ateş kardişim. İsterseniz siz yatak odasını yapın, onlar sizin odanızı Allah allah ya. Her şeye de böyle karışılmaz ki..."

Ateş, "Kes sesini Kutay," dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine doğru bastırdım. Yani bu Ateş'in de kıskanmadığı bir şey yoktu.

Vahit abi aralarına girerek, "Hıyar Ateş," dediğinde ağzımdan kaçan kıkırtıya engel olamamıştım.

"Aaa ama lütfen artık bölmeyin beni. Hah nerede kalmıştık? Burak sen salona geçiyorsun..."

"Oha lan koskoca salona ben nasıl tek başıma halledeyim?" Eh burada da Burak haklıydı işte.

"Ne yapayım kardişim ne yapayım ben ya? Bölmeyin diyorum benim lafımı. Aslancık sen de tuvalet ve banyoyu hallediyorsun."

Aslan, "Ben niye tuvaletle banyodayım ya?" diye itiraz ettiğinde başımı olumsuz anlamda salladım. Tabii ki de Aslan'a inat olsun diye vermişti oraları.

"Valla Aslancık tuvalet ve banyo konusunda bir tek sana güveniyorum ben. Sen oraları pırıl pırıl edersin." Ayy gıcıklığına yapıyordu gıcıklığına.

Kutay birden, "Eeee ne duruyorsunuz böyle? Hadi hemen işlerin başına..." dediğinde ona bakmaya devam ettim. Tek ben de değil hepimiz şu an Kutay'a bakıyorduk.

"Ne bakıyorsunuz öyle canım?" diye sorduğunda tek kaşımı yukarıya doğru kaldırdım.

"Bekliyoruz Kutay," dediğimde Kutay'ın gözleri bana doğru döndü.

"Neyi bekliyorsunuz Adaşkım?" Ah bir de bilmemezliğe yatması yok muydu?

"Kendine de bir iş vermeni bekliyoruz Kutay," dediğimde dik bakışlarımla gözlerinin içine bakmaya devam ettim.

"Ay ilahi Adaşkım ben iş bölümünü yaptım ya işte. Onun dışında sormak istedikleriniz falan varsa onlara cevap veririm işte." Yok yok bu çocuk gerçekten bizimle dalga geçiyordu.

Ateş araya girerek, "Sıçtırma lan kendine adam gibi çalışacaksın bugün. Sen de Ela'yla birlikte çocuk odasını yapacaksın..." dediğinde Kutay huysuz bir şekilde başını salladı. Yani benim yapacağına dair pek umudum yoktu ama neyse.

Burak, "Hepinize iki kişiye bir oda bana koskoca salon anasını satayım ya," diye söylenmeye başladığında güldüm. Valla çok haklıydı.

Aslan, "Haklısın kardeşim valla ya bana da geçti tuvalet, banyoyu verdi..." dediğinde Burak'a destek çıktı.

Kutay, "Çok konuşmayın çok. Size de orası kaldı işte," dediğinde başımı onaylamaz anlamda salladım.

Ben size bilerek verdim demiyordu da size de orası kaldı işte diyordu. Klasik Kutay'dı işte.

****

"Odanın hangi renk olmasını istersin?" diye sorduğumda gözlerimi Ateş'e doğru çevirdim. Bir zamanlar annesinin odası olan bu oda artık Ateş'in odası olmuştu.

Bu odada annesinin yaşanmışlıkları, gözyaşları, acıları, mutlulukları vardı.

"Bilmem, benim için fark etmez." İşte yine dalıp gitmişti.

Ayrıca ne demek fark etmezdi yahu?

"Mavi olsun mu?" diye mırıldandığımda başını onaylar anlamda salladı. "Olsun."

Kollarımı Ateş'in beline doladığımda, "Sen çok iyisin biliyorsun değil mi?" diye fısıldadım. "Çok iyi bir evlat, çok iyi bir abisin."

"Öyle miyim?"

"Öylesin tabii," dediğimde Ateş kaşlarını yukarıya doğru kaldırdı. "Yani arada gıcıklıkların oluyor tabii. Böyle ukala ukala konuşuyorsun tabii egondan bahsetmiyorum bile."

Ateş keyifli çıkan ses tonuyla, "Bak sen," dediğinde ağzımdan kaçan kıkırtıma engel olamadım. Oh be sonunda onu güldürebilmiştim.

"Eee öyle," dediğimde ellerimi Ateş'in belinden çekerek, boyalara doğru çevirdim.

"O zaman mavi yapıyoruz," dediğimde elime yerde duran fırçalardan birini aldım.

"Mavi yapıyoruz."

"O zaman hadi hemen başlayalım," dediğimde Ateşte eline fırçalardan birini aldı. Fırçalarımızı mavi boyanın içine batırdığımızda duvara doğru sürmeye başladık. Yani hayatımda ilk defa boya yapıyordum ama eğlenceli bir şeye benziyordu.

Gözlerimi Ateş'e çevirdiğimde oldukça ciddi bir şekilde duvarı boyadığını gördüm. Valla işini baya ciddi yapıyordu. Gözlerimi elimde tuttuğum fırçaya çevirdiğimde aklıma gelen fikirle birlikte dudağımın kenarı yukarıya doğru kıvrıldı.

Ateş'e doğru döndüğümde elimdeki fırçayı Ateş'in üzerine doğru sürdüm. Ateş ne yaptığımı anladığında gülerek bana doğru döndü. Elindeki fırçayı bana doğru uzattığında geriye doğru kaçmaya çalıştım.

"Yapma," dediğimde gülümseyerek bana yaklaşmaya devam etti.

"Bunu sen istedin yavru panda." Ateş fırçayı tişörtümün üzerine bastırdığında, geriye doğru çekilmeye çalıştım. Tabii sadece çalışmakla yetinmiştim.

Ateş elini belime koyup beni kendisine doğru çektiğinde, ellerimi nereye koyacağımı bilemeyerek öylece kalakaldım.

Dengemi bozuyordu yahu!

Ateş, "Seni seviyorum biliyorsun değil mi?" diye dudaklarıma doğru fısıldadığında başımı hafif bir şekilde salladım. Biliyordum.

Bilmekten öte hissediyordum.

Elimi Ateş'in yanağına doğru koyduğumda, "Ben de seni çok seviyorum," diye fısıldadım.

Seviyordum. Hem de çok.

Hayatıma birden nasıl girmişti bilmiyordum. Nasıl bu kadar içime işlemişti onu da bilmiyordum. Ama iyi ki girmişti.

Serserisiz, yavru panda olmazdı.

Kutay'dan...

"Aman be! Ben kim ev boyamak kim?" diye kendi kendime söylenmeye başladığımda, Adaşkım'ın elime tutuşturduğu fırçaya baktım. Duvar boyayacakmışım. Peh!

Ela, "Söylenme Kutay, hadi başlayalım..." dediğinde gözlerimi ona doğru çevirdim. Elinde tuttuğu fırçayla birlikte duvarlara doğru bakıyordu. Bence o da ne yapacağını tam olarak bilmiyordu.

Yani hayatı boyunca duvar boyadığını pek sanmıyordum.

"Sen başla suflem ben peşinden gelirim," dediğimde aslında bu işten kaytarmanın yollarını arıyordum.

"Kutay!"

"Efendim ballı çöreğim ya?" diye huysuzca söylendiğimde Ela gözlerini bana doğru çevirdi.

"Sence hangi renge boyayalım?" Yani tam da bana sorulacak soruydu. Bize Umut'u odası düştüğü için; duvarların rengi pembe falan olmalıydı galiba.

"Hangi renk olabilir sevdiğim? Kız odası işte çingene pembesi olabilir, toz pembesi olabilir. Hiç olmazsa gül pembesi olur. Aaa bak gül pembesi demişken aklıma ne geldi?" Konuşmaktan nefesimin kesildiğini hissettiğimde duraksadım. Öyle bir konuşuyordum ki; nefesimin kesilmesi de çok normaldi.

"Ay Kutay yine ne saçmalıyorsun sen?" Hiçte saçmalamıyordum bir kere.

"Ama sevdiceğim aklıma neyin geldiğini sormayacak mısın?"

"Sormayacağım Kutay." Sormasada olurdu. Bana hiç fark etmezdi. Bir şeyi söylemek için illa birilerinin sormasına gerek mi vardı canım?

"Aman sormasan da olur. Bak gül pembe deyince aklıma Barış Manço'nun şarkısı geldi. Hani diyor ya; sen gülünce güller açar gül pembe." Söylediklerimle birlikte Ela'nın dudağının kenarında tebessüm oluştuğunda ona doğru bir adım attım. Yine kendime düşürmeyi başarmıştım işte ya.

"Seninki de o hesap; sen gülünce güller açar gül pembe Ela'm." Ya ne kadar romantiğim ama görüyorsunuz değil mi?

"Ya ben seni yerim ama." Ela söylediklerinden sonra üzerime atlayıp bana sıkıca sarıldığında, kollarımı beline doğru doladım.

Kendim diye demiyordum ama romantiklik benim işimdi ya.

Ela kulağıma doğru, "İşten kaytarmaya çalıştığını anlamadım sanma Kutay. Hadi bakalım iş başına," diye fısıldadığında yüzümü huysuzca buruşturdum.

"Neden ya neden?"

"Hadi Kutay hadi." Off be! Acıkmıştım hem de çok.

"Acıktım ben ya," diye ağzımın içinden homurdandığımda Ela'nın kaşları hafif bir şekilde çatıldı.

"Hah bende ne zaman acıkacaksın diye bekliyordum. Geç kaldın Kutay geç." Görüyorsunuz değil mi? Sadece karnım acıktı dediğim için gördüğüm muameleyi görüyorsunuz değil mi?

Ah ah kıymetim bilinmiyor benim.

"Ne yapayım ama acıkıyor işte?"

"Önce iş sonra yemek Kutay hadi."

"Of tamam be!" dediğimde yere fırlattığım fırçayı elime aldım.

"Hangi renk yapıyoruz şimdi?" diye sorduğumda gözlerim kovalarda duran renk renk boyalardaydı. Yani kardişim diye demiyordum ama kendisi pek bir bonkördü. Paraya kıymış, her renkten boya almıştı. Acaba arta kalan boyaları ben mi götürseydim? Odamın duvarlarının rengini de değiştirirdim hem. Boyanın beleşine de ilk defa çökecektim vallahi.

Ela elini çenesine doğru koyup düşünmeye başladığında odanın kapalı kapısının açıldığını hissettim.

Gözlerimi kapıya doğru çevirdiğimde gördüğüm Umut'la birlikte dudağımın kenarı yukarıya doğru kıvrıldı. Belki Umut sayesinde boya yapmaktan kurtulabilirdim.

"Geleyim mi?" diye sorduğunda hevesli bir şekilde, "Gel gel..." dedim. Abisine hiç çekmemişti. Umut kibardı bir kere. Ateş kardişim dan dun dalardı her şeye.

Umut elinde tuttuğu poşetle birlikte odaya girdiğinde, küçük elleriyle kapıyı ardından kapattı. Umut yere oturup bağdaş kurduğunda, şaşkınlıkla bakmadan edememiştim. Bizim yanımıza gelmişti ama bizimle hiç ilgilenmiyordu bile.

Ela, "Canım yerde üşütürsün..." dediğinde Umut hafifçe omuzlarını silkti.

"Üşütmem ki ben." Ay bu çocuk çok mu havalıydı ne?

Umut elinde tuttuğu poşeti açtığında, gördüğüm şeylerle birlikte gözlerim şaşkınlık içerisinde açıldı. İçinde çeşit çeşit çikolatalar, cipsler vardı. Şu an canımın istediği her şey ayaklarıma kadar gelmişti. Umut sütlü çikolatayı açtığında, dudaklarının arasına götürerek ısırdı.

"Umut bana da verir misin?" Ne? Tabii ki de isteyecektim. Küçücük kızın üzerine atlayıp alacak halim yoktu ya.

Ela, "Kutay sana inanamıyorum ya," diyerek bana kızdığında ona bir şey demeyerek sessiz kaldım. Valla istediği kadar inanamayabilirdi. Burada benim açlığım söz konusu sonuçta ya.

Umut omuzlarını silkerek, "Hayır veremem," dediğinde kaşlarımı derin bir şekilde çattım. Ne demek veremem ya?

"Neden ama?"

"İşte..." İşte mi? Küçücük çocuktaki rahatlığa bakar mısınız? Bir poşet dolusu abur cuburu vardı ama veremem diyordu.

"Ama bak Umutçuğum... Paylaşmak çok sevaptır çok." Söylediklerime karşılık Umut tekrardan omuzlarını silktiğinde, "Bak komşusu açken tok yatan bizden değildir hem," dedim.

"Sen benim komşun değilsin ki." Ayy sanki komşusu vardı da beni komşu olarak kabul etmiyordu.

"Bak ayıp ama böyle."

"Kutay ya küçücük çocukla uğraşıyorsun." Ela'da anca bana kızıyordu. Hem ben ona paylaşmanın önemini anlatmaya çalışıyordum ki.

"Ya azıcık verse ne olur?" Göz hakkıydı hem.

"Vermek istemiyor işte çocuk."

"Aç mı kalayım çikolatam ya?" dediğimde Ela başını olumsuz anlamda salladı. O değil artık Ela'yı da çikolata olarak görmeye başlamıştım.

"Sana veremem ki ben," diyen Umut'un sesini duyduğumda gözlerimi ona doğru çevirdim. Kötü kötü bakmaya başladığımda Umut benim bakışlarımı umursamadan konuşmaya başladı. "Abim dedi ki; git bunları o gereksizin gözünün önünde ye isterse de sakın ona verme dedi."

Oha ama ya! Ben ona kardişim diyor bağrıma basıyordum ama onun yaptığını görüyordunuz değil mi? Hain kardeşti işte. Bir de bana gereksiz demiş ya. Bana bana Kutayına.

Pesti yani gerçekten pesti.

"Vay şerefsiz..." diye mırıldandığımda Ela hızlı bir şekilde elini koluma vurdu.

"Çocuğun yanında düzgün konuşsana." Çocuk mu? Abisi kılıklıydı abisi.

"Kim?" diye sordum. Elimi kaldırılıp Umut'u gösterdiğimde, "Bu mu çocuk ya? Görmüyor musun bana ne yapıyor?" dedim.

Ela, "Ay Kutay!" diye cırladığında ellerimi kulaklarımın üzerine kapatmamak için zor tuttum. Hayır yani kapatsaydım kesin bir de o yüzden azar işitirdim. Zaten gelen geçen anca beni azarlıyordu.

"Sustum tamam," diye mırıldandığımda başımı yere doğru eğdim. Ben de Kutay'sam karnımı bir şekilde doyurmayı bilirdim.

"Umut odanı hangi renk istersin tatlım?" Ela'nın, Umut'a sorduğu soruya karşılık burnumun ucunu buruşturdum. Tatlıymış peh!

Umut elini çenesinin üzerine koyup düşünmeye başladığında, bir yandan da çikolatasını yemeye devam ediyordu. Bana vermiyordu kendisi de bir güzel götürüyordu.

Umut, "Mavi olabilir..." dediğinde gözlerimi mavi boyaya doğru çevirdim. Zevksiz.

Ela, "Tamam o zaman hadi," dediğinde gözlerini bana doğru çevirdi. Bu bakışları galiba 'Hadi Kutay boyayacağız' bakışıydı.

Elime aldığım fırçayı mavi boyanın içine soktuğumda duvara doğru sürdüm. Ela'da benim gibi boyamaya başladığında, gözlerimi Umut'a doğru çevirdim.

Çikolata yemeyi bırakmış bu sefer de cipse geçmişti. Bu kız benden de oburdu.

Elimdeki fırçayla birlikte Umut'un arkasındaki duvara doğru ilerlediğimde duvarı boyuyormuş gibi yapmaya başladım.

Ben de Kutay'sam onun elinden o cipsi alır bir güzel de yerdim.

Duvarı boyamaya devam ettiğim sıra da kolumu uzatıp Umut'un elindeki cips paketini kaptığımda hızlı bir şekilde yemeye başladım.

Umut, "Cipsim," dediğinde avucumun içine doldurduğum cipsleri hızlı bir şekilde ağzımın içine attım. Umut'un mızıldanmalarıyla birlikte Ela'nın gözleri bana doğru döndüğünde yüzümde oluşan sırıtmama engel olamamıştım.

Benim bir şeyi yapmam için birilerinin bana yapma demesi yeterliydi. O zaman mutlaka yapardım.

Ela, "Kutay napıyorsun sen ya?" diye bana kızdığında yanıma doğru gelmeye başladı. Elimde kalan son cipsleri de ağzıma tıktığımda, sırıttım.

Oh be sonunda yiyebilmiştim.

"Çocuk musun Kutay ya?" Yani çocukta sayılabilirdim bence.

"O da verseymiş bana. Bana ne bana ne," dediğimde umursamaz bir şekilde omuzlarımı silktim.

Umut yerden kalktığında bana kötü kötü bakmaya başladı. Ben ona dil çıkarmasını bilirdim ama o dua etsindi Ela'ya.

Umut benim yere fırlattığım fırçayı eline aldığında, elindeki fırçayı bana doğru uzattı. Onun ne yaptığını anladığımda hızlı bir şekilde ondan kaçmaya çalıştım.

"Sakın yapma bak!" diye bağırdığım sıra üzerime değen fırçayla birlikte kaşlarım derin bir şekilde çatıldı. Bacaksızdı ya bacaksız!

Umut fırçayı üzerime sürtmeye devam ettiğinde, elimi kovada duran mavi boyaya batırıp Umut'un üzerine doğru fırlattım.

"Kutay yapmasana çocuğa." Aaa ama hep Kutay suçluydu ya. Sinirli bir şekilde, "Hep Kutay hep Kutay..." diye homurdandığımda avucumun içini boyayla doldurdum. Avucuma doldurduğum boyayı Ela'nın üzerine fırlattığımda, Ela cırlayarak geriye doğru kaçtı.

Oh olsundu!

"Kutay seni öldüreceğim." Ela söylediklerinden sonra elini mavi boyaya bastırdığında, çıkan boyayı yüzüme doğru çarptı.

Umut elindeki fırçayı yere doğru fırlatıp küçük avucunun içine boya aldığında geriye doğru kaçmaya çalıştım.

"İkiye bir ama bu haksızlık," diye bağırdığımda Umut ve Ela aynı anda üzerime boyayı fırlattılar.

"Yapmasanıza," diye bağırdığımda beni duymamazlıktan gelerek üzerime fırlatmaya devam ettiler.

"Ya siz iki şeytan var ya," diye bağırdığımda yüzüme yediğim boyayla birlikte susmak zorunda kaldım. Bir yandan benim bu halime kahkahalarla gülüyorlar, diğer yandan da üzerime boya fırlatıyorlardı.

Üstüm, başım her yerim boya olmuştu.

Arka fonda çalan şarkı kesinlikle; Adaletin bu mu dünya olmalıydı.

Ela ve Umut'un ellerinden kurtulmaya çalıştığım sıra duyduğum bağırma sesiyle birlikte gözlerimi kapıya doğru çevirdim. Vahit abi, Ateş ve Gülçiçek Teyze bize bakıyordu.

Allah bitmiştik biz.

Vahit abi, "Ne oluyor burada?" diye bağırdığında hemen onlara doğru yürümeye başladım. Bu işte benim başıma patlamadan hemen kurtulmam gerekiyordu.

"Valla bunlar yaptılar. Aha bu ikisi yaptı," dediğimde ellerimle Umut ve Ela'yı gösterdim.

Ela, "O da bize yaptı ama," dediğinde kaşlarımı derin bir şekilde çattım. Kaşlarıma kadar mavi boyaya batmıştım be!

"Siz bana yaptınız siz. Boyaları da yere siz fırlattınız." Söylediklerime karşılık Umut bir adım öne atıp elini beline koyduğunda, "Biz yapmadık ki..." dedi. Ayy bu sesini inceltip, masumlaştırmış mıydı, yoksa bana mı öyle geliyordu.

Küçük yalancılar.

"Siz var ya siz," dediğimde başımı iki yanıma doğru salladım.

"Hemen temizliyorsunuz burayı hemen!" Vahit abinin bağırmasıyla birlikte kendimi olduğum yerde sıçramamak için zor tuttum.

"Ben yapmadım..." Sözümü daha tamamlayamadan Vahit abi, "Höst ulan hıyar..." diye bağırdığında hızlı bir şekilde başımı salladım.

"Toplarım hemen toplarım Vahit abi." Korkunun gözünü seveyim ben ya. Birazdan korkudan altıma falan sıçacaktım.

Gülçiçek Teyze, "Çocuklara bağırma tamam artık," dediğinde Vahit abinin çatık olan kaşları hafif bir şekilde düzeldi.

"Yok yok Gülçiçek teyzeciğim biz hemen yaparız," dediğimde Vahit abinin dudağı yukarıya doğru kıvrıldı. Mutlu olmuştu tabii babalık.

Ateş, "Geri zekalı..." dediğinde odanın önünden geçip gitti. Çok biliyordu bu.

Vahit abi, "Hadi temizleyin bakalım," dediğinde Vahit abi ve Gülçiçek Teyze'de kapının önünden geçip gittiler.

İş başa düşmüştü yine.

"Siz ikiniz..." dediğimde elimi Umut ve Ela'ya doğru kaldırdım. "Hemen burayı temizliyorsunuz."

Söylediklerimle birlikte Umut ağzından küçük bir kıkırtı kaçırdığında çatık olan kaşlarımı biraz daha çattım. Bu bacaksız yine neye gülüyordu?

Umut, abur cubur poşetinin olduğu yere bağdaş kurup oturduğunda, açtığı çikolatasını yemeye başladı. Eee bu kadarı da pesti ama. Ela'da, Umut'un yanına oturup bağdaş kurduğunda şaşkınlık içerisinde bakakaldım.

"Çikolatalarından bana da verir misin?" Ela'nın sorduğu soruyla birlikte Umut poşetinin içinden çıkardığı çikolatasını ona verdiğinde, yerimde huysuzca kımıldandım.

Ben isteyince vermemişti.

"Hop size diyorum ben size. Burayı nasıl dağıttıysanız öyle temizleyeceksiniz." Bağırmamla birlikte ikisi de gözlerini bana çevirdiğinde, beni umursamaz bir tavır takınarak ikisi de aynı anda omuzlarını silktiler.

Oha ama ya. Bu kadarı da olmazdı gerçekten.

Bu işte mi bana düşmüştü ya?

Ah ah ben çok kadersizdim.

~

Ve bitti. 7000 kelime!

Normalde bu bölüm daha uzun olacak ve sonunda da kaos olacaktı ğqğsğdğd Ama instagramdan beni takip edenler bilir ki; dişimle ilgili bir sorun yaşıyorum. Ve bölümü bu yüzden burada kesmek zorunda kaldım. Bir sonraki bölüm için şunu söyleyeceğim. Ada, Beste, Burak ve Aslan'ın anlatımı olacak. Yani bir bölümde dört karakterimin ağzından da anlatacağım💙

Buraya dişini çektirenler beni rahatlatıcı şeyler yazabilir mi? Azı dişim çekilecek galiba çok hareket ediyor ama bir türlü çıkmıyor. Diş konusunda çok hassasım ve yarın dişçiye gideceğim gerisini siz düşünün artık ğdğğdğcğ

Ve bölümü nasıl buldunuz?

Beğendiniz mi?

~ Bölümde en sevdiğiniz, beğendiğiniz sahne hangisiydi?

~ Bölümde en beğenmediğiniz sahne hangisiydi?

~ Kutay, Ela ve Umut üçlüsü hakkında neler düşünüyorsunuz?

~ Ateş ve Ada hakkında neler düşünüyorsunuz?

~ Ateş'in ve ailesinin artık yepyeni bir evi var. ^^ Sadece onlara ait bir ev. Bu evde ben neler yaparım neler ğqğsğdğdğ

~ WhatsApp konuşmalarını beğendiniz mi? Hoşunuza kaçtı mı?

Lütfen yorumlarınız eksik etmeyin. Bol bol yorumlarınızı bekliyorum. Ve yıldızlarımızı da doldurmayı unutmayın olur mu?🌟

İnstagram: mavininhikayeleri
Twitter: kendince_yazar0
Spofity: mavi.yazar

Sizleri seviyorum.

💙

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro