Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

19.Bölüm: "Ateş'le birlikte"

Biz geldik canımın en içleri!

Nasılsınız? Keyifler yerinde mi? Ben iyiyim. Sadece çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum size. Ablamın corona testi pozitif çıktı. Şu an durumu iyi merak etmeyin lütfen. Bölümlere fazla odaklanamıyorum bu yüzden. Benim durumumu soracaklar için ben de henüz bir belirti yok. Geçmiş olsun dilekleriniz için çok teşekkür ederim. Lütfen sizler de dikkat edin ve evinizde kalın! Çünkü hastalık gerçekten çok zor.

İnstagram hesabımız; mavininhikayeleri (Beni orada da yalnız bırakmayın lütfen. Çıkın çıkın gelin orada çok eğleniyoruz çünkü)

Twitter: kendince_yazar0 (#kolejdekiserseri hashtagıyla düşüncelerinizi belirtirseniz çok sevinirim.)

Spofity: mavi.yazar (Kolejdeki Serseri için liste hazırladım)

YouTube: kendince_yazar mavi

Wattpad: kendince_yazar (Bu hesabım. Takip etmeyi unutmayın. Bölüm duyurularını panomda yapıyorum hep)

Ve profilimden diğer hikâyelerime de bakmayı unutmayın lütfen. Aşkta Kayboluş ve Acıyı Sırtlayan Kızın İzleri özellikle. Sizlere orada da ihtiyacım var beni yalnız bırakmayın💙

Onun dışında instagram'da böyle birden bire etkinlik başladı gibi oldu. Bana birden bölümle ilgili moodluk fotoğraflar atıldı ve ben de bunları paylaştım. Ve bunu devam ettirelim istiyorum. Her bölüm paylaşımızda en beğendiğim bir moodluk fotoğrafı burada paylaşacağım. Bu haftanın fotoğrafı işte bu.

Buna herkes çok güldü. Açıkçası benim de çok hoşuma kaçtı baya güldüm ğqğsğdğdğ Sizler de bulduğunuz fotoğrafları açıklamaları ile birlikte bana atabilirsiniz.

Bu sefer de size Kutay'dan selam getirdim. 'Demek siz Adaşkım ve Ateş kardişime kalp koydunuz hani bana' dedi. Şimdi Kutay için 'Kutayaşkım' yazıp istediğimiz renkte bir kalp bırakalım mı? Bunları isteme sebebim; ilerleyen zamanlarda bir YouTube videosu hazırlayacak olmam. Bize anı kalacak bir video!💙 O zaman ben başlıyorum. Kutayaşkım💙

Ve son bir şey daha var. Çok konuştum biliyorum ama bence bu söylediğim sizin hoşunuza gidecek. İlerleyen bölümlerde bir kız karakterimiz hikâyeye dahil olacak. Ve bu kız karakterimizin ismini sizlerden birinin koymasını istiyorum. Bunun için yapmanız gerekenler; bu paragrafa adınızı ve serseri yazmanız. Örnek: Büşra Serseri şeklinde.
Tek tek yazıp kura çekeceğim bundan emin olabilirsiniz. Hatta instagram'da çeker videosunu bile paylaşırım. 💙 Eğer ismini siz koymak istiyorsanız katılmayı unutmayın lütfen.

Multimedia: Ada💙

Bölüm şarkımız; Can Kazaz - Bir Ben Kalsam

Tuğkan - Sen Benim

Sınır: 760 beğeni, 3000 yorum

Çok uzun bir bölüm oldu lütfen dikkatli bir şekilde okuyun. Sindire sindire. Bölümü attıktan sonra sizleri hemen bölümün sonunda görmeyeyim. :)) Gözlerinizin ağrımaması için de **** bu işaretli yerlerde kesin lütfen.

İyi okumalar.

~

Ada'dan...

Ben gerçekten boku yemiştim.

Ateş, abimin suratına doğru yumruğunu savurduğunda annem, "Ay oğlum..." diye bağırdı. Abim kendisini toplayınca Ateş'in yumruğuna sert bir şekilde karşılık verdi. Ateş'in yüzüne gelen yumrukla birlikte ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadığımda, ellerimi ağzıma doğru kapadım.

Bunlar ne yapıyordu böyle?

Babam, "Hergelelere bak hergelelere..." dediğinde hızlı bir şekilde kapıya doğru yürümeye başladı.

Allah'ım ben bitmiştim, gerçekten bitmiştim.

Babamın peşinden ben de ilerlemeye başladığımda, annem çoktan oturduğu yere çökmüş eli başında ağıt yakmaya başlamıştı.

Bu ağıtını abim için yakıyordu.

Birazdan da benim helvamı kavuracaktı.

Babam evden çıkıp asansöre yöneldiğinde ben onu beklemeden merdivenlerden inmeye başladım. Arkamdan, "Ada eve gir..." diyen sesini duyduğumda sanki hiç duymamışım gibi hızlı bir şekilde merdivenleri inmeye devam ettim.

Tabii yaşlı başlı adamdı böyle ben gibi merdivenleri falan inemezdi.

Eee ben gencecik kızdım.

Yalnız bunu diyende merdivenleri çıkarken nefes nefese kalan bendim.

Sonunda merdivenleri inebildiğimde koşarak açık olan binanın kapısından çıktım. Tam Ateş, abime yumruğunu geçireceği sıra, "Ateş yapma..." diye bağırdım. Nefes nefese kalmış sesim titremişti.

Bağırmamla birlikte Ateş'in yumruğu havada asılı kaldığında gözlerini bana doğru çevirdi. Ona nasıl bakıyordum bilmiyordum ama uzağımda olmasına rağmen gözlerinden geçen ifadenin yumuşadığını hissedebilmiştim.

"Yapma," diye mırıldandığımda sanki gözlerimden bir şeyleri okumuş gibi; dişlerini sıkarak, havada asılı kalan yumruğunu yavaş bir şekilde indirdi.

Ateş'in indirmesiyle birlikte abim tam fırsatını bulmuş gibi Ateş'in yüzüne yumruk attığında, cırlayarak yanlarına doğru koşmaya başladım.

"Abi yapma..." diye bağırdığımda abim bağırmamı hiç umursamayarak Ateş'in yüzüne yumruk atmaya devam etti.

"Abi yapma ne olur yapma!" Beni dinlemiyordu, bağırmalarımı duymuyordu.

Ateş ona tepki vermiyor, öylece kalıyordu.

Biliyordum, bunu da benim için yapıyordu. Sırf ben yapma dediğim için abime vurmuyor, sırf benim için dayak yiyordu.

"Ne yapıyorsunuz lan siz? Emre!" Babamın gerimden gelen bağırması kulaklarıma dolduğunda, gözlerimden akan yaşlara engel olamamıştım.

Neden ya?

Neden böyle yapıyorlardı.

Babam, Ateş'le abimin arasına girerek ayırmaya çalıştığında ona yardım etmeye çalışarak ben de abimin kolundan çekiştirmeye başladım. Babam sonunda abimi durdurabildiğinde, abime doğru bakarak bağırdı.

"Ne yapıyorsun sen Emre? Ne yapıyorsun?" Babam abimi hafifçe geriye doğru iteklediğinde, gözlerimi Ateş'in üzerinde gezdirmeye başladım.

Bana bakıyordu.

Gözlerinin altı morarmış, dudağının kenarından ise kan damlaları akıyordu.

Abim, "Baba..." dediğinde duraksadı. Hissettiğim korkuyla birlikte dişlerimle dudaklarımı ısırdığımda, babam abimi dinlemeyerek tekrardan bağırdı.

"Ne baba ulan ne baba?"

Abim, "Baba ama sen de bana bağırıp duruyorsun. Hiç kızına bir şey demiyorsun. Bu kim sen biliyor musun?" diye bağırdığında eliyle Ateş'i gösterdi. Korkuyla bir adım öne çıktığımda Ateş âdeta sinirle parlayan gözlerini abime doğru çevirdi.

"Bu Ada Hanım'ın sevgilisi Ateş." Abimin dudaklarının arasından dökülen sözlerle birlikte hayal kırıklığı barındıran gözlerimi ona doğru çevirdim.

Şaşırtmamıştı,

Yine ve yine şaşırtmamıştı.

Ama ben zaten babamın bunu bildiğini biliyordum. Yani bir şeyleri tam olarak bilmese bile en azından tahmin ettiğini hissedebiliyordum.

"Ne yapayım Emre ha? Ne yapayım oğlum? Kardeşinin sevgilisi var diye ona kızayım mı? Ya da odaya kapatayım? O da olmadı okuldan alayım hangisini yapayım Emre? Söyle hadi oğlum istediğin ne söyle ben de sana uyayım..." Babamın söyledikleriyle birlikte dolu dolu olan gözlerimden yaşlar akmaya başladığında bir kez daha babama hayran kalmıştım.

Abim pişmanlık içeren sesiyle, "Baba ben öyle bir şey..." dediğinde babam sözünü kesti.

"Sus daha tek kelime etme. Senin yöntemlerini de düşüncelerini de az önce gördüm ben. Şiddet şiddet şiddet."

Ateş, "Bey baba..." diyerek araya girdiğinde istemsiz bir şekilde öksürmeye başladım.

Bey baba mı?

Beni tutmayın, gidiyorum ben.

Allah'ım bu çocuk Kutay'la takıla takıla böyle olmuştu yahu! Bey baba da neydi?

"Bey baba ne olum? Sen kimin babasına bey baba diyorsun?" Abim sanki az önce babam tarafından uyarılmamış gibi Ateş'e bağırdığında babamın delici bakışlarını üzerine çekti.

Ateş abimi hiç umursamayarak, "Ben sizinle konuşmak istiyorum," dediğinde kaşlarım anlamamazlık içerisinde çatıldı.

Kesinlikle konuşamazlardı.

Hem babamla ne konuşacaktı ki?

"Sen benim babamla hiçbir şey konuşamazsın."

Babam, "Sen sus Emre!" dediğinde gözlerini Ateş'e doğru çevirdi. "Sen de düş önüme!" Babamın söylediklerinden sonra Ateş başını sallayarak onayladığında, gözlerini bana çevirdi.

Ateş'in gözlerinden geçen ifadeyi anlayamıyordum.

Kızgın mıydı bana?

Babam, "Siz ikiniz doğruca eve gidiyorsunuz," dediğinde eliyle abim ve beni gösterdi.

"Baba..." dediğimde gözleriyle öyle bir baktı ki... Daha sözümün devamını getiremeden susmak zorunda kaldım. Babam sokağın sonuna doğru yürümeye başladığında, Ateşte bana son bir kez bakarak babamın peşinden ilerledi.

Şu an hissettiğim tek şey korkuydu.

Babamla Ateş gözden kaybolduklarında, gözlerimi bıkkınlık içerisinde abime çevirdim. "Bunu neden yapıyorsun abi?"

"Ben ne yapıyorsam senin için yapıyorum Ada!" Abimin söylediklerine karşılık bir şey demeyerek sessiz kaldığında apartmanın önündeki merdivenlere oturdum. Başımı ellerimin arasına aldığımda gözlerimden akan damlalar eşofmanımın üzerine doğru damladı.

"Bırak hata yapayım," diye mırıldandım. "Bırak yaptığım hataların bedelini ödeyeyim abi." Abimin de yanıma oturduğunu hissettiğimde konuşmaya devam ettim. "Böyle büyürüm belki ha?"

Ateş hata değildi bunu biliyordum.

O benim hatam olmazdı.

Abim, "Ada abiciğim yanlış yapıyorsun," dediğinde başımı ellerimin arasından çıkartarak ona doğru baktım.

"Ben yanlış yapmıyorum abi," diye mırıldandım. "Sadece seviyorum."

"Onu sevmen yanlış işte."

"Ya sen tanıştırmadın mı beni bu adamla abi? Niye şimdi yanlış diyorsun?" diyerek abime kızgınlıkla çıkıştığımda kaşlarım da çatılmıştı.

"Ben okulda yalnız kalma diye tanıştırdım sizi. Nereden bileyim ben böyle olacağını? Gidip onu seveceğini?"

"Ben de bilmiyordum ki..." diye mırıldandım. "Ben de bilmiyordum onu seveceğimi. Onunla bu kadar anlaşamazken, zıtlaşırken ona nasıl aşık olduğumu anlayamadım bile. Kalp bu ama işte kalp. Kime atacağı belli olmuyor ki. Benim kalbim de Ateş'e attı işte." Sanki kendi kendime konuşuyor gibiydim. Sanki abim yok gibiydi yanımda.

"Ada ben senin abinim farkındasın değil mi?" Abimin sorduğu soruya anlam veremediğimde başımı olumlu anlamda salladım.

"Yani abiciğim senin aşk hayatını dinlemek istemiyorum ben. Abiyim yahu abi. Durmuş kardeşimin aşk hayatını dinliyorum burada." Abimin söylediklerinden sonra gülmeye başladığımda abim de bana uyarak güldü.

Abim beni kendisine çekerek sarıldığında bu yaptığına şaşırsam da şaşkınlığımı belli etmemeye çalışarak ben de ona sarıldım. Kollarımı abimin beline doladığımda başımı omzuna doğru yasladım.

Bu sarılması ne demek oluyordu bilmiyordum ama galiba iyi bir şey olduğu anlamına geliyordu.

"Aman oğlum benim, canım oğlum." Annemin arkamızdan bağıran sesini duyduğum an gülerek abimden ayrıldım. Galiba ağıt yakması bitmişti de aşağı inebilmeyi aklına getirebilmişti.

"Oğlum iyi misin sen?" Annem yanımıza geldiğinde bizim gibi yere çömelerek abimin yüzünü incelemeye başladı.

"İyiyim anne bir şeyim yok."

"Nasıl yok benim eşek oğlum? Yüzünden gözünden kanlar akıyor. Ah Emre ah... Ne yapacağım ben seninle oğlum?"

Abim, "Mesela öpebilirsin anneciğim," dediğinde annem kendini tutamayarak güldü.

"Seni sıpa bir de benimle dalga geçiyor." Annem, abimin koluna hızlıca vurduğunda, bir an ayağından terliğini çıkarıp fırlatacak diye korkmadım değildi yani.

Gerçi abime fırlatmak istiyorsa fırlatabilirdi. Canıma minnetti yani.

"Babanla, Ateş nerede? Nereye gittiler?" Annemin telaşlı çıkan sesiyle sorduğu sorulara karşılık omuzlarımı üzgün bir şekilde silktiğimde, dudaklarımı büzdüm.

Burada böyle gülüyordum falan ama aklım hâlâ Ateşteydi. Babamla ne konuşacağını çok merak ediyor ve kötü bir şey olmaması için dua ediyordum.

Abim, "İşte geliyorlar," dediğinde gözlerimi hemen arkama doğru çevirdim. Babam ve Ateş konuşarak yanımıza doğru geliyorlardı. Heyecandan kalbimin sıkıştığını hissettiğimde elimi kalbime doğru götürdüm.

"Sen iyi misin kızım?" diyen anneme, başımı onaylarcasına salladığımda aslında içten içe iyi olmadığımı biliyordum.

Babam ve Ateş yanımıza geldiklerinde tam karşımızda durdular. Şu an gözlerimi Ateş'e çevirmeye bile korkuyordum.

"Ne bakıyorsunuz yüzümüze? Hadi yürüyün eve." Babam bize ithafen kızarcasına konuştuğunda, annem benim koluma girdi.

"Hadi kızım yürü!" dediğinde gözlerimi Ateş'e doğru çevirdim. Bana bakmıyordu. Benim dışımda her yere bakıyor ama bana bakmıyordu.

"Tamam anne," dediğimde annemin beni yürütmesine izin verdim.

"İyi geceler," diyen Ateş'in sesini duyduğumda adımlarım istemsiz bir şekilde durdu. Ona doğru dönmemek için kendimi zor tutuyordum.

"Sen nereye gidiyorsun bakalım evlat? Ben yürüyün eve demedim mi? Önce şu yüzünü temizleyelim sonra gidersin hadi." Babamın dudaklarının arasından dökülen cümlelerle birlikte şaşkınlık içerisinde kalakaldığımda, dudağımın kenarında bir tebessüm oluştu.

İnanamıyordum.

Babam, Ateş'i evimize çağırıyordu.

"Baba bir de yüzünü mü temizleyeceğiz biz bunun ya?" diyen abimin sitemli sesini duyduğumda gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Birazdan babamdan azar işitecekti.

"Aynen öyle Emre Bey. Senin dağıttığın yüzü temizleyeceğiz. Tek kelime daha etme, düşün önüme hadi!" Abim başka bir şey demeyerek sessiz kaldığında hızlı bir şekilde binaya doğru ilerledi. Annem de beni kolumdan çekerek yürüttüğünde, ona ayak uydurmaya çalıştım. Ama sadece çalıştım çünkü, doğru düzgün yürüyebildiğim söylenemezdi.

Ateş bizim evimize girecekti. Evet bu ilk girişi değildi. Ama bu kadar olayın üzerine evimize girecekti. Hem de abime rağmen...

Binadan içeri girdiğimizde önümüzden giden abimin asansörün önünde bizi beklediğini gördüm. Annem beni asansöre doğru yönlendirdiğinde, tam arkamızdan gelen adım seslerini hissedebiliyordum. Annem beni asansöre bindirdiğinde abim direkt kapatma düğmesine bastı.

"Baba bu asansörün kapasitesi üç kişilik," dediğinde çoktan asansörün kapıları kapanmaya başlamıştı bile. Ateş'in sinirli bir şekilde boynunu yana doğru yatırıp kütlettiğini gördüğümde başımı yere doğru eğdim.

Kapılar kapandığında annem, abime doğru dönerek "Sen ne kadar fenasın oğlum," dedi. Öyleydi de.

"Ne anne? Kıç kadar asansör zaten sığmaz onlar ayı gibiler. Babamın göbeğini görmüyor musun?" dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Göbeğine laf ettiğini babama söyleyeceğim," dediğimde asansör bizim katta durdu. Asansörün kapısı açıldığında hemen içinden çıktım. Yok yok asansörde durmak kesinlikle bana iyi gelmiyordu.

Annem evin kapısını açtığında hızlı bir şekilde içeri girdim. Banyoya doğru yöneldiğimde, titreyen bacaklarım yürümemi baya zorluyordu.

Hâlâ inanamıyordum.

Banyoya girdiğim gibi dolaptan ilk yardım çantasını çıkardığımda, içeriden "Ada," diye bağıran annemin sesini duydum. Elimdeki çantayla birlikte banyodan çıktığımda, salona doğru yürümeye başladım.

"Hah getirdin mi kızım malzemeleri?" Annemi başımla onayladığımda elimde tuttuğum çantayı ona doğru uzattım.

"Ah be çocuklar niye böyle şeyler yaparsınız ki?" Annem kendi kendine söylenmeye başladığında çantanın içindeki pamuğu çıkardı.

Gözlerimi Ateş'e çevirdiğimde yüzünü incelemeye başladım. Aslında yüzüne çok fazla bir şey olmamıştı. Sadece dudağı patlamış ve yanağı şişmişti. Yani Allah'tan bir şey olmamış demiştim. Daha ne olacaksa yani?

"Ada abiciğim sen bana yap hadi." Abimin sesini duyduğumda gözlerimi Ateş'ten çekerek ona doğru çevirdim. Ne dediğini anlamayarak yüzüne dik dik baktığımda, "Yüzümü temizle diyorum kızım ne dik dik bakıyorsun?" dedi.

Öküz.

"Emir kulun mu var senin? Sanki git ben kavga et dedim allah allah ya. Al işte pamuk, bez nasıl temizliyorsun temizle."

Annem, "Kızım temizleyiver işte," dediğinde sinirli bir şekilde burnumdan nefes alarak homurdandım.

"Kan fobim var benim anne kan fobim. Böyle bakınca falan midem bulanıyor benim yani." Söylediklerimden sonra gözlerim tekrardan Ateş'e kaydığında dudağında oluşan gülümsemesiyle birlikte başını eğdiğini gördüm.

"Aaaa üstüme iyilik sağlık kız. Kaç yıllık kızımsın böyle bir şeyin yoktu senin."

"Daha birkaç saat önce çıktı anne bu fobi ben de. Böyle abime baktıkça içim bulanıyor, kusasım geliyor. Ay bak şu an bile içim kalktı." Elimi sanki fenalaşıyormuşum gibi önümde sallamaya başladığımda annem söylediklerimden hiçbir şey anlamamış gibi yüzüme bakmaya devam etti.

Canım anam ya ben bile kendimi anlayamıyordum ki.

Babam, "Ada kızım," diyerek beni alttan alttan uyardığında istemeyecekte olsa elime ufak bir parça pamuk koparttım.

Abimin üzerine doğru eğilip yüzünü temizlemeye başladığımda, annem de Ateş'in yanına doğru gitmişti.

"Yok Nurten Teyze sen hiç zahmet etme ben temizlerim." Ateş'in sesi kulaklarıma dolduğunda söylediklerine karşılık gülümsedim.

Bir benim Serserime bakın bir de abime yani.

Annem, "Yok oğlum ne zahmeti. Sus bakayım sen..." dediğinde Ateş bir şey diyemeyerek sustu. Hele bir desindi annemin terliğini yerdi vallahi.

Pamuğu abimin dudağında kurumuş olan kana doğru bastırdığımda abim inleyerek geriye doğru çekildi. "Yavaş olsana kızım. Ne öyle bastırıyorsun?"

"Bastırmadan nasıl temizleyebilirim acaba?"

"Kibar ol biraz kibar." Abimin söylediklerine karşılık pamuğu yeniden sert bir şekilde bastırdığımda abim kaçmaya çalıştı.

"Ya yavaş ol diyorum kızım yavaş. Baba bak bu kızın beni öldürecek."

"Ya sen deli misin? Küçücük pamukla seni nasıl öldürebilirim ben?"

Abim, "Öldürürsün sen ben biliyorum," dediğinde kaşlarımı çattım. Görüyordunuz değil mi? İyilik yapıyordum ama anlamıyordu işte.

Pamuğu tekrardan abimin dudağına bastırdığımda abim acıyla bağırdı. Eee yok artık ama ya sadece hafif bir şekilde dokunmuştum.

"Aaa ama sen de," diye bağırdığımda elimdeki pamuğu abimin üzerine doğru fırlattım. "Kedi poposunu görmüş yaram var demiş ya. Derdin yok kendine dert arayıp duruyorsun. Uğraşamam ben seninle." Valla çok güzel demiştim. Çokta iyi olmuştu.

Babam, "Emre..." dediğinde, duraksadı. "Al oğlum pamuğu eline yüzünü kendin temizle." Babamın da kendisini zor tuttuğunun farkındaydım. Hem kavga çıkarmıştı bir de üstüne nazlanıp duruyordu. Bende ki de candı yahu. Gelen, geçen bana vurup geçiyordu.

"Ben gideyim artık efendim," diyen Ateş'in oldukça kibar (!) çıkan sesi aramıza girdiğinde gözlerimi ona doğru çevirdim. Doğrudan bir şekilde babama bakıyordu. "Her şey için çok teşekkür ederim. İyi geceler." Ya bu çocuk bana karşı hiç böyle kibar konuşmuyordu.

Oh ne güzel babamın yanında kedi, benim yanımda serseriydi. Tamam bu söz böyle olmayabilirdi ama benim için artık böyleydi.

Babam yüzündeki ifadeyi bozmadan, "Tamam evlat iyi geceler..." dediğinde yüzümde oluşan tebessümüme engel olamamıştım.

Evlat diyordu ya evlat.

Bu evlat yakında olurdu evladım.

Ay böyle giderse benden mutlusu olmazdı vallahi.

"Tamam çocuğum ben seni geçireyim. Yine gel tamam mı?" Annemin söylediklerine karşılık Ateş başını onaylar anlamda salladığında abim hemen araya girerek bağırdı.

"Yeniden falan gelme sakın!" Ateş, abimin söylediklerini umursamayarak kapıya doğru ilerlediğinde ben de peşinden yürümeye başladım.

"Sen nereye gidiyorsun sen?" Abim söylediklerinden sonra beni kolumdan tutarak yanına çektiğinde kaşlarımı derin bir şekilde çattım. Ah benim başımın belası yine yapmıştı yapacağını.

Serserimi yolcu etmeme izin dahi vermemişti yahu.

İlerideki yengeme sözüm olsundu. Canını okuyacaktım canını. Yapabileceğim her türlü görümceliğimi sonuna kadar yapacaktım.

****

Odamdan içeriye girdiğimde rahatlayarak derin bir nefes aldım. Ateş gittikten sonra biraz daha abimin saçma sapan istekleriyle uğraşmıştım. Sonrasında ise babam beni abimin ellerinden kurtararak odama yollamıştı.

Babam benimle Ateş konusunu konuşmamış bir şey dememişti. Ve bu oldukça garibime gitmişti. Babamın benimle konuşması gerekiyordu. O benimle konuşmadıkça ben daha fazla üzülüyor ve korkuyordum.

Aklıma gelen Ateş'le birlikte telefonumu elime alıp, ekranını açtım. Serseri yazısının üzerine tıkladığımda kulağıma doğru götürdüm. Duyduğum, 'Aradığınız kişiye ulaşılamıyor' sesi beni hayal kırıklığına uğrattığında telefonumu kulağımdan indirdim.

Neden ulaşılamıyordu bu çocuğa? Neredeydi? Ne yapmıştı acaba?

Bıkkınlıkla yatağımın üzerine oturduğumda elimde titreyen telefonumu hissettim. Ateş olduğunu düşünerek hızlı bir şekilde ekranı açtığımda gördüğüm grup bildirimi benim üzerimde tekrardan hayal kırıklığı yarattı. WhatsApp'ın üzerine tıklayarak, mesajları açtığımda gördüm görüntüyle birlikte gözlerim şaşkınlıkla açıldı.

Kankaların en ponçik kalplisi:

Ya şunun tipine bakar mısınız? Nasıl da masum masum bakıyordu ama.

Kankaların en ponçik kalplisi: Adaşkım bak burada kim var

Kankaların en ponçik kalplisi: Senin sevdiceğin, serserin benim canım kardişim

Kankaların en ponçik kalplisi: Gerçi birazcık ağzı gözü yamulmuş ama olsun asfdgfswğ

Ben: Kıyamam ona ya

Ben: Nasıl iyi mi şu an?

Kankaların en ponçik kalplisi: Adaşkım öyle kıyamam demekle olmuyor ama

Kankaların en ponçik kalplisi: Bu çocuk iki gündür ne kadar kötü sen biliyor musun

Kankaların en ponçik kalplisi: Gözümün önünde eridi beş kilo verdi yahu

Ben: Kutay.

Asrın: Gereksiz... (23.18)

Beste: Hiçte vermiş gibi durmuyor aksine yanaklara bak şişmiş (23.18)

Kankaların en ponçik kalplisi: Aaaa aynı anda yazdınız

Kankaların en ponçik kalplisi: Kalp kalbe karşı derler ama ;)

Burak: Yumruktan olabilir mi acaba o şişlik :)

Kankaların en ponçik kalplisi: Lan uykucu en heyecanlı yerde niye araya giriyorsun?

Burak: Boş yapma.

Kankaların en ponçik kalplisi: Yaparım yaparım

Kankaların en ponçik kalplisi: Yaparım ki yaparım

Kankaların en ponçik kalplisi: En sevdiğim şey boş yapmaktır

Ben: Didişmeyi bırakıp benimle ilgilenir misiniz?

Kankaların en ponçik kalplisi: Efendim Adaşkım

Ben: Yüzü çok mu kötü

Ben: Canı çok yanıyor muymuş?

Kankaların en ponçik kalplisi: Yani benden yakışıklı olmasın hâlâ yakışıklı

Kankaların en ponçik kalplisi: Canı çok yanıyormuş Adaşkım öyle dedi

Burak: Yalan söylemesene uyuyor

Kankaların en ponçik kalplisi: Ya sen niye benim işime karışıyorsun kardişimm

Kankaların en ponçik kalplisi: Canım çok yanıyor dedi şimdi Adaşkım

Burak: Hala uyuyor...

Kankaların en ponçik kalplisi: Belki uykusunda dedi

Burak: Biz neden duymuyoruz o zaman?

Burak: Şu an odada duyduğum tek şey Ateş'in horlamaları

Beste: Asdfghjğqğs

Asrın: Asdfghjqğs

Kankaların en ponçik kalplisi: Aha aynı random

Kankaların en ponçik kalplisi: Şok şok

Kankaların en ponçik kalplisi: Her şey bir tesadüf mü?

Kankaların en ponçik kalplisi: Yoksa gizemli çiftimiz aşk mı yaşıyor?

Asrın: Kes.

Ben: Yaa off

Ben: Konudan sapıyorsunuz

Asrın: İyi merak etme

Burak: Turp gibi

Kankaların en ponçik kalplisi: Sen bunlara inanma Adaşkım

Kankaların en ponçik kalplisi: Çok kötü çok

Kankaların en ponçik kalplisi: Doktorlar üç aycık ömrünün kaldığını söyledi

Görüldü.

Kankaların en ponçik kalplisi: Ah neden kafama kafama vuruyorsunuz be!!

Ben: Kutay!!!

Ben: Ölüm falan neler diyorsun sen öyle

Kankaların en ponçik kalplisi: Valla Adaşkım ben gerçekleri söylüyorum

Kankaların en ponçik kalplisi: Üzmüşsün kardişimi

Kankaların en ponçik kalplisi: İçip içip geldi

Ben: Bir de içmiş mi??

Burak: Yine yalan söylüyor

Kankaların en ponçik kalplisi: Ya bu sefer doğru

Ben: Sus sus

Ben: Seni yalancı

Kankaların en ponçik kalplisi: Ya Adaşkım

Kankaların en ponçik kalplisi: Bak bu sefer doğru

Kankaların en ponçik kalplisi: Ay benim adım çıkmış yalancıya inmiyor doğrucuya

Kutay'ın attığı mesajlara 'görüldü' atarak grup simgemizin üzerine tıkladım. 'Katılımcı ekle' kısmına tıkladığımda Ela ve Aslan'ı bularak gruba ekledim. Sonuçta artık onlarda bizdenlerdi. Hem Ela grupta olursa Kutay'ın en azından beni bırakıp ona soracağını düşünüyordum.

Bence güzel düşünüyordum.

Tam da tahmin ettiğim gibi olmuştu.

Kankaların en ponçik kalplisi: Sevgilim, sevdiceğim, kıymalı böreğim

Kankaların en ponçik kalplisi: Hoş geldin

Ela: ❤️

Aslan: Iyk romantizm

Kankaların en ponçik kalplisi: Aaa sen de mi buradaydın??

Kankaların en ponçik kalplisi: Iyk Aslancık

Ben: Deliler ya asdfghj

Aslan: Buradayım koçum burada

Kankaların en ponçik kalplisi: Koçum moçum ayıp oluyor ama ha

Kankaların en ponçik kalplisi: Almayayım ayağımın altına

Asrın: Salak

Burak: hgfeğwğs

Kankaların en ponçik kalplisi: O ne ya

Kankaların en ponçik kalplisi: O ne biçim random

Burak: HGFEĞWĞSQ

Aslan: HGFEĞWĞSQ

Asrın: HGFEĞWĞSQ

Kankaların en ponçik kalplisi: Bana inat mı yapıyorsunuz siz

Aslan: Evet

Kankaların en ponçik kalplisi: Sen sus

Kankaların en ponçik kalplisi: Ah vurmayın kafama

Burak: Sus o zaman

Kankaların en ponçik kalplisi: Susmuyom ki susmuyom

Kankaların en ponçik kalplisi: Bir şey soracağım ya

Kankaların en ponçik kalplisi: Şu an aklıma çok takıldı

Kankaların en ponçik kalplisi: Biz aynı evdeyiz zaten neden WhatsApp'tan yazışıyoruz ki?

Asrın: Geri zekalı

Burak: Kızlar ve Aslan bizimle birlikte olmadığı için olabilir mi?

Kankaların en ponçik kalplisi: He

Kankaların en ponçik kalplisi: Bakın bu aklıma hiç gelmemişti

Kankaların en ponçik kalplisi: Burak kardişim bugün çok gözüme battın

Kankaların en ponçik kalplisi:

Kankaların en ponçik kalplisi: Unutmayın hepinizin bir iflası elimde var!!

Kankaların en ponçik kalplisi: Hadi eyvallah

'Kankaların en ponçik kalplisi çevrimdışı'

Beste: Kabul edin havalı bir çıkıştı

Beste: Asffghğwğdd

Asrın: İlk defa asdfgwdfpw

Ela: Ya işte sevgilim diye demiyorum hep böyle havalı çıkışlar yapar

Ben: Ela asdğcğghwwğwğs

Aslan: Görmemişin bir sevgilisi olmuş ğğsğdğdğx

Diğer gelen mesajları okumadan gruptan çıktığımda, telefonumu kapatarak yatağımın içine doğru koydum.

Yorulmuştum.

Ama her zamanki gibi onlar bana iyi gelmişlerdi. Yüzümü güldürmüşlerdi.

Bir şeylerin yoluna girdiğini hissetmeye başlıyordum. Her ne kadar Ateş'le abim kavga etmiş olsa bile; babamdan beklediğim o tepki gelmemişti. Artık Ateş'le ne konuşmuşlardı bilmiyordum ama küçükte olsa işe yaradığını hissediyordum.

Olacaktı biliyordum.

****

Otobüs durağına doğru yürümeye başladığımda, hırkamın cebinden kulaklığımı çıkartarak kulaklarıma taktım. Sabah evde sessiz, sakin geçen bir kahvaltının üzerine evden çıkmıştım. Babam yine dün geceyle ilgili bir şey dememiş sessiz kalmıştı. Ben de onun üzerine kahvaltımı yaptıktan sonra evden söylene söylene çıkmıştım.

Ya birisi bile beni arabayla okula bırakmak istemez miydi? İstememişlerdi işte. Ne babam ne de abim bırakmak istememişlerdi. Abim hastayım deyip kenara çekilmişti. Gören de ölüyor falan sanırdı. Sadece yüzünde birkaç çizik vardı o kadar. Tabii ama abim her zaman olduğu gibi abartmayı çok seviyordu.

Neyse işte uzun lafın kısası; ben yine otobüs köşelerinde sürünecektim.

Telefonumun ekranını açtığımda tam müzik açacağım sıra arkamdan gelen korna sesiyle birlikte hafifçe kenara doğru çekildim. Gerçi zaten olabileceğim kadar kenardaydım. Kenara çekildiğim halde tekrardan çalan korna sesiyle birlikte kaşlarım derin bir şekilde çatıldı.

"Ne çalıp çalıp duruyorsun be?" diye bağırdığımda sağ elimi savurarak arkama doğru döndüm. Döndüğüm gibi arabanın camlarının arkasından gördüğüm Ateş'le birlikte elim havada asılı bir şekilde kaldı.

"Ne yapıyorsun sen burada?" diye sorduğumda içimden kendime bir aferin çektim. Bu nasıl bir soruydu böyle ya?

"Atla Ada hadi," dediğinde bir şey demeyerek arabaya doğru adımladım. Beni almaya geldiğini zaten anlayabilmiştim.

Arabanın kapısını açıp bindiğimde Ateş bir şey demeyerek hızlı bir şekilde arabayı çalıştırdı. Emniyet kemerini bağlamaya çalıştığımda aramızda gezen gözle görülür bir şekilde olan gerginliği fark edebiliyordum.

"Ateş?" diye soru sorar bir şekilde mırıldandığımda Ateş, "Gideceğimiz yerde konuşacağız Ada!" diyerek beni susturdu. Başımı istemsiz bir şekilde onaylar anlamda salladığımda, bir şey demeyerek sessiz kaldım. Zaten bu lafın üzerine ne diyebilirdim ki?

Acaba ne konuşacaktık? Hah bende ki de soruydu yani, dün gece yaşananlardan başka ne konuşabilirdik ki?

Ateş arabayı bir parkın önünde durdurduğunda arabadan indi. Ben de peşinden indiğimde korkarak yanına doğru adım atmaya başladım.

"Bana neden söylemedin?" diye sorarak aramızdaki sessizliği bozduğunda anlamamazlığa yatarak, "Neyi?" diye sordum.

"Ada!" diyerek beni uyardığında onun yanından geçerek kaydıraklara doğru yöneldim.

"Ada ne yapıyorsun sen?" diye soran Ateş'i umursamadan merdivenleri çıktığımda tüp kaydırağın içine doğru girdim. Kaydırağın üstü kapalı olduğu için artık Ateş beni görmüyordu. Tabii ben de onu görmüyordum.

Ateş tekrardan, "Ada?" seslendiğinde bacaklarımı kendime doğru çekip, kaydırağın içinde küçüldüm. Bu kaydırak bana küçüklüğümden beri iyi geliyordu. Annemle tartıştığımız zaman ya da bir sorunum olduğu zaman gelir hemen kaydırağın içine saklanırdım.

Bu kaydırak bana yalnızlığı ve sessizliği veriyordu.

Merdivenlerden gelen adım sesleriyle birlikte hiçbir tepki vermeyerek öylece durdum. Ateş yanımdaki küçük boşluğa zorla da olsa kendisini sığdırıp oturduğunda bacaklarını ileriye doğru uzattı.

"Neden bana söylemedin Ada?" diye tekrardan sorusunu yönelttiğinde gözlerimi ona doğru çevirdim.

Bana bakıyordu.

"Sen nasıl öğrendin ki?" Evet bunu merak ediyordum.

"Burak seni telefonda konuşurken duymuş," dediğinde başımı salladım. Zaten o gün bana söylediklerinden böyle bir şey olduğunu anlamalıydım.

"Sen neden bana söylemedin peki?"

"Söyleyemedim," diye mırıldandım. "Ne söyleyecektim ki? Ya da nasıl söyleyecektim?"

"Anlatacaktın bana Ada abinin yaptıklarını, dediklerini," dediğinde Ateş'in sözünü kestim.

"Söylesem ne olacaktı? Abimin bizim hakkımızdaki düşünceleri net Ateş. Sana söylesem de hiçbir şey değişmeyecekti. Hatta her şey daha kötü olacaktı." Öyleydi de. Ateş, Burak'tan duymuş ve hemen kavga etmeye tutuşmuşlardı. Ben de gidip Ateş'e söylesem yine aynısı olacaktı.

"Söyleseydin bir şeyleri halledebilirdik Ada. Gelip bana anlatsaydın yaşadığın şeyleri hallederdik Ada." Söylediklerine karşılık gözümden bir damla yaş aktığında, "Ateş ben çok yoruldum artık," diye mırıldandım. Ateş beni kendisine çekip sarıldığında başımı göğsüne doğru yasladım.

Göğsü benim evimdi.

Ateş, "Şşş tamam güzelim ağlama," dediğinde saçlarımı okşamaya başladı.

"Babamla ne konuştunuz?" diye sorduğumda sesim titreyen bir şekilde çıkmıştı.

"Her şeyi anlattım babana Ada." Gözlerim şaşkınlıkla açıldığında, "Nasıl her şeyi?" diye sordum.

"Her şeyi işte. Yaşadığım her şeyi, annemi, kardeşimi hepsini anlattım."

"Bunu yapmak zorunda değildin!" diye mırıldandığımda başımı iki yanıma doğru salladım. Ben anlatmamıştım, çünkü bu onun özeliydi.

"Anlatmak zorundaydım Ada. Baban anca öyle yumuşardı tahmin ettiğim gibi de oldu yumuşadı." Demek Ateş'in anlattıkları yüzünden babam bir şey dememiş ve sessizliğe çekilmişti.

"Babam ne dedi peki?" diye sorduğumda başımı Ateş'in göğsünden kaldırdım. Artık ağlamam durmuştu. Zaten kaç gündür ağlaya ağlaya bir hal olmuştum. Artık ağlamak istemiyordum. Gerçi kim olsa istemezdi. Gülmek varken ağlamakta neydi canım?

"Dedi işte bir şeyler boş ver." Ateş'in söylediklerine karşılık kaşlarımı çattığımda, "Söyle Ateş," dedim. Bir şeyler demişti demekle olmuyordu işte.

"Kızdı işte biraz." Kesinlikle bu kadarla sınırlı değildi biliyordum.

"Bu kadar mı?" diye sorduğumda Ateş belli belirsiz bir şekilde başını salladı.

"Şimdi ne olacak peki?" diye sorduğumda Ateş'in gözleri gözlerime değdi.

"Sen ne olmasını istersin Ada?"

"Ne olmasını isteyeceğim ki ben? İstemem bir şey olmasını falan. Ne isteyeceğim canım sonuçta değil mi?" diye peş peşe konuşmuştum.

"Ada bir duraksa be güzelim." Bir şey demeyerek sessiz kaldığımda başımı yere doğru eğdim.

"Sen bundan sonra düzenli bir şekilde derslerine çalışacaksın Ada." Dedikleriyle birlikte kaşlarımı çattığımda, "Sen?" diye sordum. "Sen ne yapacaksın?"

"Benim halleşeceğim işlerim var ondan sonra ben de başlayacağım çalışmaya," dediğinde Ateş'e doğru baktım.

"Gerçekten çalışacak mısın Ateş?"

"Gerçekten çalışacağım Ada." Ateş'in söylediklerinden sonra sessiz kalıp gözlerine bakmakla yetindiğimde, Ateşte bana uyarak sadece gözlerimin içine baktı.

İşte birlikte sustuk.

"Peki bundan sonra başka başka neler olacak Ateş?" diyerek aramızdaki sessizliği bozduğumda Ateş sorgularcasına tek kaşını yukarıya doğru kaldırdı.

"Bilmem ki," dediğinde küskünce omuzlarını silkti. Neyi sormaya çalıştığımı anlıyordu ama anlamamazlığa geliyordu işte.

Gıcıktı, pislikti.

"İyi bilmiyorsan," deyip bende tıpkı onun gibi omuzlarımı silktiğimde gözlerimi ondan çekerek önüme döndüm.

"Neden sormak istediğin şeyi açıkça sormuyorsun Ada?"

"Ne soracağım sana be?" diye yüzüne yüzüne çemkirdim.

"Sor sor hadi utanma. Yaptım bir hata, ayrıldım senden de." Ben böyle bir şey yapmıştım değil mi? Kesinlikle yapmıştım.

"Hata mı? Hayatımın en doğru şeyi senden ayrılmaktı be." Yalan. Şu an kesinlikle yalan söylüyordum.

"Demek en doğru şey benden ayrılmaktı öyle mi Ada Hanım?"

"Aynen öyle Ateş Bey." Ayy sinirlerimi bozup duruyordu ya. Hayır ağzımdan çıkan lafları da düşünmüyordum ki. Öyle birden çıkıveriyordu.

Ateş, "İyi..." dediğinde kaşlarımı çattım. Asıl ona iyiydi be.

İkimizde tekrardan sessizliğe gömüldüğümüzde yeniden sessizliği bozan ben oldum.

"Barıştık mı biz şimdi?" diye sorduğumda içimden kendime hayret etmekle meşguldüm.

"Daha az önce senden ayrılmak hayatımın en doğru şeyi diyordun?" dediğinde sağ elimi kaldırıp Ateş'in omzuna doğru geçirdim.

"Sen de iyi dedin ben ona bir şey diyor muyum?" Ne? Asıl kızması gereken bendim be!

"Tamam Ada tamam."

"Ne yani barıştık mı şimdi?" diye sorduğumda sesimden akan heyecana engel olamamıştım.

"Sen söyle bakalım Ada Hanım? Sen ayrıldın benden şimdi de sen söyle barıştık mı bakalım?" Ay laf sokmayı da ihmal etmiyordu.

Onsuz olmuyordu. Onsuz benim için hiçbir şey olmuyordu. Her şey eksik kalıyordu onsuz.

Dudaklarımda günler sonra içten bir gülüş oluştuğunda, "Neyse bu seferlik affedeyim seni hadi, barışalım," dediğimde Ateş başını iki yanına doğru sallayarak güldü.

"Hadi affette barışalım Ada Hanım," dediğinde Ateş'e sıkıca sarıldım.

Seviyordum yahu! Hem de çok.

"O zaman barıştığımıza göre artık kayabiliriz," diye bağırdığımda Ateş'ten ayrılıp ellerini tuttum.

"Hayır Ada o olmaz işte," diyen Ateş'i dinlemeden kendimle birlikte kaydırmaya başladığımda kahkaha atmaya başladım.

Benim aksime Ateş gülmüyordu ama olsundu artık.

Ateş'le birlikte kaydıraktan kayıyorduk.

Ve şu an benden mutlusu yoktu.

Günler sonra ilk defa bu kadar mutlu, ilk defa bu kadar huzurluydum.

****

Ateş'le birlikte sınıftan içeriye girdiğimizde bizi gören Kutay heyecanlı bir şekilde bağırdı.

"Ay geldiler işte. Benim canım best, ateşli çiftim." Ay bu çocuk beni öldürecekti. O nasıl bağırmaktı yahu? Tüm sınıfın bakışları sayesinde bize dönmüştü. Utanarak başımı hafifçe eğdiğimde yerimize doğru ilerlemeye başladık.

"Günaydın Adaşkım."

"Sana da günaydın Kutay," dediğimde Kutay'ın kaşları derin bir şekilde çatıldı.

"Adaşkım aşk olsun sana aşk. Kutay ne ya? Ben senin biricik biricik kankanım." Söylediklerine karşılık gülmemek için kendimi zor tuttuğumda hemen arkasında oturan Asrın kafasına bir tane geçirdi.

"Boş yapma lan!"

"Acıdı ama kardişim. Benim kafamla alıp veremediğiniz ne ya sizin?" Kutay'a güldüğümde eğilip saçlarının üzerinden öptüm.

"Geçti mi şimdi?" diye gülümsediğimde Kutay sırıtarak başını salladı. O benim kardeşimdi. Hepsini çok seviyordum ama o benim için çok başkaydı.

Arkamdan gelen Ateş, "Niye yüz verip duruyorsun şuna? Şimdi saçma saçma konuşacak sinirlerimi bozacak benim," dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım. Tam Ateş'e kızacağım sıra Kutay aramıza girdiğinde susmak zorunda kaldım.

"Ay benim canım Adaşkım benim saçımı da öpermiş. Benim öptü benim. Canım acıdı diye benim saçlarımı öptü." Kutay ballandıra ballandıra benim onu öpmemi anlattığında gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Ateş, Kutay'ı o kadar iyi tanıyordu ki... Onu sinir etmek için bunu kullanacağını bile anlayabilmişti.

Ateş, "Al işte bak ben sana dedim. Beni sinir edecek dedim. Gel beni döv diyor bu çocuk..." diye kendi kendine söylenmeye başladığında Ateş'in kolunda tutarak onu sıramıza doğru çekiştirdim.

Tutmasaydım okul falan dinlemez Kutay'ın üzerine atlardı vallahi.

"İşte benim saçımdan öptü..." diye sınıfta bağırdığında Kutay başımı hafifçe eğip, kıkırdadım. Anlaşılan Kutay, Ateş'i sinirlendirmekten hiç vazgeçmeyecekti.

"Hep senin yüzünden oluyor bunlar. Bak beni sinir etmek için yapıyor." Ay nereden benim yüzümden oluyormuş acaba?

"Ya sen böyle tatlı bir şeye nasıl sinir olabiliyorsun acaba Ateş? Suç kesinlikle sen de yani..." dediğimde Ateş'in zaten çatık olan kaşları biraz daha çatıldı. Yani gerçekten anlamıyordum. Bir Kutay'a bakıyordum bir de dönüp Ateş'e bakıyordum. Sonra bunların bunca yıl nasıl hâlâ arkadaş kaldıklarını sorgulamaya başlıyordum.

Olacak şey değildi yahu!

Ateş ve Asrın'ın şimdiye kadar Kutay'ı çiğ çiğ yemeleri falan gerekiyordu. Kutay 'gık' dese kafasına şaplak yiyordu. Yazıktı ya benim canım kardeşime. Bu gaddarların elinde solup gidiyordu.

"Tatlı şey ve Kutay öyle mi? Suçta ben de öyle mi?"

"Aynen öyle. Görmüyor musun şunu ya? Nasıl şapşal, tatlı?"

"Valla ben bir tatlılık görmüyorum Ada. Sen görmüyor musun nasıl sinsi? Bak adım kadar eminim şu an kafasında Ateş'i nasıl sinir etsem diye düşünüyor." Söyledikleriyle birlikte artık kendimi tutamayarak gülmeye başladığımda, gözlerim Can'ın gözleriyle kesişti.

O iyi birisiydi. Yani en azından şu anlık hissettiklerim onun iyi birisi olduğunu söylüyordu. Hem bence komikte sayılırdı.

Can'ın yanında oturan Burak'ı gördüğümde elimi kaldırıp ona el salladım. Ay göremeyince yine bir yerlerde uyuduğunu falan zannetmiştim ben.

Meğersem bizim yanımızda tek sevgilisi olmayan olarak kaldığı için Can'ın yanına geçmek zorunda kalmıştı. Ela ve Kutay normal olarak birlikte oturuyorlardı. Bu normaldi de; Asrın ve Beste'nin birlikte oturmaya başlaması hiç normal değildi işte.

O ikilinin hayatında neler olup bittiğiyle ilgili baya geride kalmıştım ben. Tabii kendi dertlerimle uğraşmaktan onlara sıra gelmemişti. Ama neler olduğunu en kısa zamanda öğrenmem gerekiyordu.

"Bakıp durmasana kızım şu çocuğa," diyen Ateş'in sinirli sesini duyduğumda kaşlarımı hafif bir şekilde çattım.

Maço muydu ne?

Yok be değildi.

Serseriydi işte.

"Ne diyorsun be?" diye çemkirdiğimde gözlerimi Can'dan çekip Ateş'e doğru çevirdim.

"Ne bakıp duruyorsun sen şu çocuğa?"

"Arkadaşım o benim arkadaşım tamam mı?" Öyleydi de.

"Hangi ara arkadaş oldunuz Ada Hanım acaba? Lan toplasanız beş dakika anca konuşmuşsunuzdur." Bıd bıd bıd işte.

"Ben senin gibi yabani miyim acaba? Arkadaş canlısıyım ben böyle herkese hemen canım ısınır benim. Hem o tıfıl benim arkadaşım hakkında güzel konuşsan iyi edersin..." diye peş peşe konuştuğumda Ateş'in kaşları derin bir şekilde çatıldı.

"Zaten senin bu arkadaş canlılığın benim başıma bela olacak bela. Bir de geçmiş çocuğa isim takmış. Taktığı isim ne? Tıfıl."

"Çok konuşma be!" diye çemkirdiğimde Ateş'ten gözlerimi çekerek önüme döndüm.

"Hayırdır sen ya böyle çemkirmeler falan? Ben de nerede kaldı diyorum çemkiren Ada..." Ateş'in söylediklerine karşılık güldüğümde elimi hızlı bir şekilde masanın üzerine geçirdim.

"Ah acıdı..." diyerek elimi tuttuğumda sınıftaki birkaç kişinin bakışları bize doğru döndü.

Ateş, "Aptal..." diye bana kızdığında elimi ellerinin arasına alarak baktı. "Acıyor mu çok?" diye sorduğunda başımı olumsuz anlamda salladım.

Dayılanmak için vurmuştum yine ağzımın payını almıştım.

"Bundan sonra her şey benim istediğim gibi olacak. Ben ne dersem o. Bu ilişkide benim borum ötecek ona göre." Söylediklerimden sonra Ateş'in kaşları şaşkınlıkla havalandığında, gülmemek için kendini zor tuttuğunu gördüm.

Ateş, "Bak sen..." dediğinde sanki sesi benimle dalga geçiyor gibi çıkmıştı.

"Valla bundan sonra böyle Ateş Bey işine gelirse," dediğimde meydan okuyan gözlerimi Ateş'in gözlerine diktim.

Vallahi bıkmıştım ya. Şu genç yaşımda benim ömrümü çürümüşlerdi. Bundan sonra 'Ateş gel' dersem gelecekti yani. Ben ne dersem oydu!

Ateş, "İşime gelmez ama senin için geldiririz artık güzelim," dediğinde şuracıkta yumuşamamak için kendimi zor tuttum.

Hayır hayır öyle hemen gülmeyecektim.

"Ha şöyle," dediğimde dudaklarımın kenarı iki yana doğru kıvrıldı. "Yola gel."

Söylediklerime karşılık Ateş gülmekle yetindiğimiz başını iki yanına doğru salladı. Tabii bana 'sen iflah olmazsın' bakışlarıyla bakmayı da ihmal etmemişti.

Olmazdım valla.

Ben Ada'ydım.

Bildiğimi okur, akıllanmazdım.

****

"Siz gidin ben bir lavaboya gidip geliyorum..." dediğimde Ateş'in gözleri bana doğru döndü.

"Ne yapacaksın lavaboda?" Ay bu nasıl bir soruydu.

"Sence ne yapabilirim Ateş?"

"Ateş kardişim sende yani. Kız ne yapabilir lavaboda? İşeyecek işte." Allah'ım şu an yerin dibine girmek istiyordum.

Neden benim işememi konuşuyorlardı ki? Neden yani neden?

"Ay susun ikinizde," diye sesimi yükselttiğimde ikisinin de gözleri bana doğru döndü. "Gidin siz ben geliyorum." Cevap vermelerini beklemeden onlara arkamı dönüş tuvalete doğru yürümeye başladım.

Ee onlara gelince lavaboydu, kendime gelince tuvaletti işte.

Tuvaletten içeri girdiğimde aynanın önünde saçlarıyla uğraşan ve makyaj yapan kızları gördüm. Eee işte herkesin tuvaleti kullanma amacı farklıydı.

Onların süslenmek benim ise; işemek.

Siz hangi taraftaydınız?

Kapısı açık olan tuvaletlerden birine girdiğimde, rahatlayabilmiştim. Vallahi tam kırk dakikadır tutuyordum yahu!

Tam oturduğumda duyduğum ağlama sesleriyle birlikte olduğum pozisyonda öylece kalakaldım. Ay biri ağlarken ben burada işeyemezdim ki. Ah benim ponçik kalbim...

Oturduğum yerden işemeyerek kalktığımda, ofladım. İnsana ağız tadıyla işettirmiyorlardı ya. Tuvaletin kapısını açarak dışarı çıktığımda, gördüğüm kızla birlikte olduğum yerde kalakaldım.

Bu o kızdı.

Dün Ateş'lerin yanına gidip onlarla konuşmaya çalışan kızdı. Ben kendimi zor tutmuştum be bu kızı dövmemek için.

Şimdi ağlıyordu.

Ağlarken de dönemezdim ki ya.

"İyi misin?" diye sorduğumda sesimi duymasıyla birlikte olduğu yerde sıçrayarak bana doğru döndü. Galiba tüm tuvaletlerin boş olduğunu düşünmüştü.

Karşımdaki kızın kaşları beni görmesiyle birlikte çatıldığında, "İyiyim," dedi.

"Pek öyle görünmüyorsun ama?" dediğimde elleriyle hızlı bir şekilde gözyaşlarını silmeye başladı.

"İyiyim dedim ya," diyerek bana çıkıştığında kaşlarım hafif bir şekilde çatıldı. Şeytan diyordu ki; dal şunun saçlarına göster iyiyim demeyi. Zaten bastıbacak bir şeydi, elimde kalırdı vallahi.

Kıza bir şey demeyerek sessiz kaldığımda, musluğu açarak elimi yıkamaya başladım. Ben bir şey demiyordum sessiz kalıyordum ama bu kız bana bakıp duruyordu.

"Ne bakıyorsun?" diye sorduğumda musluğu kapatıp, gözlerimi ona doğru çevirdim.

"Bakamaz mıyım?"

"Bakamazsın canım bakamazsın," dediğimde ona doğru bir adım attım. "Öyle her önüne gelene bakamaz, her önüne gelenin yanına gidip konuşamazsın anladın mı?" Şu an konu kesinlikle benden çıkmış, Ateş olmuştu.

"Senin yaptığın ne peki?" Kızın sorusuyla birlikte kaşlarım anlamamazlık içerisinde çatıldığında, yüzüne dik dik bakmaya devam ettim. "Sen de her önüne gelenle konuşmuyorsun musun?"

"Ne diyorsun sen be?" dediğimde sesim istemsiz bir şekilde yüksek çıkmıştı.

"Gördüğümü söylüyorum canım sadece. Hani böyle Can'la falan konuşuyorsun ya canım onu söylüyorum." Can mı? O da ne alakaydı?

"Can ne alaka?" diye sorduğumda başımı hayırdır dercesine iki yanıma doğru salladım.

"Yalan mı Can'la konuşmuyor musun sen de? Ne kadar tanıyorsun ki sen onu?"

"Can'la konuşup konuşmamam bir tek beni ilgilendirir. Ben sana 'Can ne alaka' diye sordum. Bana hesap sor demedim." Ay gittikçe sinirleniyordum ben.

"Senin Can'la konuşman beni de ilgilendirir tamam mı?"

"Sen kimsin ya?" diye sorduğumda kaşlarımı alaylı bir şekilde yukarıya doğru kaldırdım.

Sorumla birlikte karşımdaki kızın gözleri dolu dolu olmuştu. "Ben Can'ın sevgilisiyim tamam mı?" diye bağırdığında şaşkınlıkla kalakaldım.

Bu kız, Can'ın sevgilisi miydi yani?

Amanin.

Kız titrek çıkan sesiyle, "Yani artık eski sevgilisiyim," dediğinde ağzından bir hıçkırık kaçtı.

Ay ben ne yapmıştım?

Ay ben bildiğiniz kızı ağlatmıştım.

"Ya ağlama ama," dediğimde benim de gözlerim dolu dolu oldu. Resmen bir ayrılığın ortasına bomba gibi düşmüştüm.

"Ya nasıl ağlamayayım ben? Ben ağlamasında kim ağlasın? Ayrıldık tamam ama bak o nasıl hayatına devam ediyor." Kız söylediklerinden sonra daha çok ağlamaya başladığında ne yapacağımı bilemeyerek öylece kalakaldım.

Galiba önce kızın adını öğrenmem gerekiyordu.

"Adın ne senin?"

"Canan. Bak isimlerimiz bile ne kadar uyumlu. Can ve Canan. Ama işte yetmiyor tüm bunlar." Hay kızın adını soran kendime...

"Tamam bak ağlama," dediğimde Canan daha çok ağlamaya başladı. "Barışırsınız ya dünyanın sonu değil ya." Hah bunları diyen de bendim.

"Barışmaz o biliyorum ben. İnattır o, katır inadı vardır onda."

"Niye ayrıldınız ki?" diye sorduğumda birazcıkta olsa alacağım cevaptan korkmuştum.

"Ben buna dedim ki; ayrılalım o da dedi ki ayrılalım. İnanabiliyor musun? Ayrılalım dedim diye ayrıldı benden." Aaa bu Can'da ne kadar ayıp etmişti ya.

"Yani..." dediğimde diyecek bir şey bulamayarak sustum. Karşımdaki kız kesinlikle normal değildi.

"Ya ne var yani regldim, normal düşünemiyordum ben. Duygusal bir anımdaydım ağzımdan kaçtı işte. Hemen tamam ayrılalım demesine gerek var mıydı yani?" Ay biz kızlar da işimize bir şey gelmeyince hemen reglim diyorduk.

Oh ne alaydı.

"Yani ama sende Canancığım şimdi haksızsın. Ne öyle çocuk oyuncağı mı bu? Ayrılalım falanlar, bak sonra böyle pişman olur ağlarsın işte." Söylediklerime karşılık Canan daha çok ağlamaya başladığında, dişlerimle dudaklarımı ısırdım.

Şu dilimi eşek arıları ısırsaydı da sussaydım ben.

Ay yok yok bu şakaydı. Sakın ısırmasınlar.

"Tamam bak ağlama ben konuşurum Can'la tamam mı?" diye onu sakinleştirmeye çalıştığımda, başını olumsuz anlamda salladı.

"İstemiyorum," diye mırıldandığında dudağımda oluşan tebessümüme engel olamamıştım. Bal gibi de istiyordu işte.

"Hadi hadi istiyorsun," deyip güldüğümde koluna bir tane geçirdim. Canan ona vurmamla birlikte sarsıldığında, gülmeye başladım.

Oh be!

Dövememiştim ama en azından bir tane geçirmiştim.

"Bak şimdi sen sil şu gözyaşlarını ben onunla konuşacağım tamam mı? Ama ağlama bak sakın!" Söylediklerime karşılık Canan başını olumlu anlamda salladığında, gözlerine son bir kez daha bakıp ona arkamı döndüm. Yürümeye başladığımda aklıma gelen şeyle birlikte adımlarım olduğu yerde istemsiz bir şekilde durdu. Gözlerimi tekrardan Canan'a çevirdiğimde kaşlarımı hafif bir şekilde çattım.

"Ama bak bir daha benim tıfıl arkadaşımı üzersen bozuşuruz ona göre. Zaten daha Ateş'le bana inat olsun diye konuşmanı unutmadım. Saçların da gözüme pek bir hoş gözüküyor, bozulmasını istemeyiz değil mi?" diye sorduğumda gözlerimi onu tehdit edercesine kıstım.

Canan söylediklerime karşılık mahçup bir şekilde başını salladığında, dudağımda oluşan gülümsememle birlikte tekrardan yürümeye başladım.

Bir çiş için gelmiştim işte şimdi bir çifti barıştıracaktım.

Bir çiş nelere kadirdi be?

Tuvaletten çıktığımda koridorun diğer ucundan bana doğru gelen Ateş'i gördüğümde hızlı bir şekilde yanına doğru yürümeye başladım.

"Nerde kaldın sen?" diye bana kızarak konuştuğunda, onun sorduğu soruyu umursamayarak kolundan çekiştirmeye başladım.

"Nereye gidiyoruz Ada? Ne çekiştirip duruyorsun sen beni?"

"Tuvalette bir kızla karşılaştım. Hani şu dün sizin yanınıza gelen kız var ya o..." dediğimde Ateş'in kaşları çatıldı. Ateş yürümeyi bırakarak durduğunda ben de el mecbur ona uyarak duraksadım.

"Hangi kız gelmiş bizim yanımıza?" diye sorduğunda kızgınca derin bir nefes aldım. Var ya sırf ben kızmayayım diye blöf yapıyordu kesin.

"Hani şu yanınıza gelip sizinle konuşmaya çalışan kız var ya o. Neyse bu konuyu sonra konuşacağız seninle. İşte o dediğim kız Can'ın sevgilisiyim ve ayrılmışlar. Onları barıştırmamız gerekiyor, o yüzden yürü şimdi..." diye peş peşe konuştuğumda tekrardan Ateş'i çekiştirmeye başladım.

Ateş, "Bana ne kızım? Esra Erol muyum ben?" dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Hayır yani şöyle şeyler aklına da geliyordu.

"Ya ne olur konuşsak beraber?" dediğimde hâlâ Ateş'i yürütmeye çalışıyordum.

"Hiç konuşamam ben."

"Ya ben daha sabah ne dedim? Benim sözüm geçecek demedim mi? O yüzden yürü şimdi!" diyerek kızdığımda Ateş homurdanacak burnundan nefes alıp verdi.

"Yürü başımın belası yürü. Ama bak beş dakikadan fazla konuşmam ona göre." Söylediklerine karşılık sırıttığımda çoktan sınıfımızın önüne gelmiştik bile. Can'ın sınıfta olmasını umuyordum. Yoksa bir de Ateş'i, Can'ı aramak için ikna etmekle falan uğraşamazdım.

Sınıftan içeri girdiğimizde gördüğüm Can'la birlikte derin bir nefes aldım. İyi en azından onu aramakla uğraşmayacaktık.

Öğle arasında olduğumuz için sınıf boştu. Bir tek Can vardı ve o da kös kös oturuyordu.

"Nasılsın tıfıl?" dediğimde yanına doğru adımlamaya başladım. Can benim ona seslenmemle birlikte daldığı hayallerden çıktığında, bana doğru döndü. Beni ve tam arkamda duran Ateş'i gördüğünde kaşları şaşkınlıkla havalandı. Eee haliyle burada olduğumuza anlam verememişti.

"İyiyim de..." dediğinde duraksadı. "Sizin ne işiniz var burada?"

"Tuvalette ağlayan bir kız gördüm. Ve dedim ki; bu kızı hangi turşu ağlatmış sonra da seni buldum işte," dediğimde tam önündeki sıraya geçerek oturdum. Ateş benim yanıma oturmak yerine, sıraya yaslanarak ayakta dikilmeyi tercih ettiğinde ona kısa bir bakış attım.

Dik dik Can'a bakıyordu.

Can, "Ağlıyor muydu?" diye sorduğunda başımı olumlu anlamda salladım.

"Bak kim olduğunu bile sormadın. Biliyorsun işte ağlattığın kızı."

Can, "Ben ağlatmadım kimseyi Ada," dediğinde kaşlarımı sorgulatmasana yukarıya doğru kaldırdım.

"Ağlatmışsın işte ağlıyor kız."

"Ayrılmak isteyen oydu ama." Yani tamam bu konuda haklı olabilirdi.

"Yani ama ağzından kaçıvermiş işte kızın birden..." dediğimde Can kaşlarını çattı. Tıfıldı falan ama yani kaşlarını çatınca da gözüme bir korkunç gelmişti.

"Çocuk oyuncağı mı bu Ada? İlişki sonuçta değil mi? Birden ağzından kaçıvermiş de ne demek? Bu kadar kolay ayrılalım diyebiliyorsa demek ki; sevmiyor beni." Söylediklerine karşılık üzgünce dudaklarımı büzdüğümde geldiğimizden beri hiç konuşmayan Ateş konuşmaya başladı.

"Sana çok hak veriyorum Can kardeş. Çocuk oyuncağı mı bu? Ayrıl barış, ayrıl barış." Ne? Bu Ateş neler diyordu böyle? Ay biz bunları barıştırmaya gelmiştik barıştırmaya.

"Ateş!" diye uyardığımda gözleri bana doğru döndü.

"Hiç bana Ateş falan deme. Nasıl kolay ayrılalım demiş kız? Seven insan hiç bu kadar kolay ayrılalım der mi?" Şu an Ateş bana laf mı sokmuştu? Yoksa bana mı öyle geliyordu?

Yok yok kesinlikle bana laf sokmuştu.

Can, "Çok haklısın Ateş kardeşim çok. Seven insan ayrılabilir mi ya?" Ay bu Can'da gizliden gizliye bana laf sokuyordu.

"Ayrılabilir..." dediğimde daha sözümü tamamlayamadan ikisi aynı anda bana doğru bağırdı.

"Ayrılamaz efendim." Korkuyla olduğum yerde sıçradığımda, hafiften tırsmadım desem yalan olurdu.

Hem bunlar hangi ara bu kadar iyi olmuşlardı? Daha dün Ateş, Can'a onu yiyecek gibi bakıyordu. Şimdi ise bir konuda resmen aynı fikri savunuyorlardı.

Ben Esra Erol muyum diyen Ateş'i görüyordunuz değil mi?

Benim barıştırmaya çalıştığım çiftimin arasına kara kedi gibi girmeye çalışıyordu.

Oturduğum yerden sinirli bir şekilde kalktığımda, işaret parmağımı ikisine doğru sallayarak konuşmaya başladım. "Bana bak Can tıfılı ve Ateş serserisi benim sinirlerimi hoplatmayın. Yoksa ikinizi de çok fena yaparım."

İkisi de bu tehditimden korkmuşa benzemiyorlardı.

"Ayrıca sen..." dediğimde parmağımı Can'a doğru çevirdim. "Sen biraz daha böyle otur burada. Canan elinden kayıp gittiğinde görürsün sen gününü. O zaman artık katır inadınla baş başa oturur, derdinize yanarsınız." Söylediklerimden sonra Can'ın kaşları çatıldığında gözlerimin içine ciddi olup olmadığımı anlamak istercesine bakmaya başladı.

"Öyle mi diyorsun?" diye sorduğunda sesinden akan korkuyu fark edebilmiştim. Kaybetme korkusu...

"Öyle diyorum tabii. Git konuş bence hemen, yoksa sonra oturur haline ağlarsın." Ne? Bence çok haklıydım. Oh ne ala ya? Erkekler hayatına ne güzel devam ediyordu. Biz ise böyle arkalarından ağlayıp duruyorduk.

"Gideyim ben o zaman?" diye sorduğunda kaşlarımı çattım.

"Sen hâlâ burada mısın Can?" diye kızdığımda Can hızlıca oturduğu sıradan kalktı.

"Aramız düzelirse sana söz istediğin her şeyi yapacağım..." dediğinde yüzümdeki gülümsemeye engel olamamıştım. Can koşarak sınıftan çıktığında, daha şimdiden beynimde Can'dan neler isteyebileceğimin listesini yapmaya başlamıştım.

Kocaman bir çiğ köfte tabii ki de ilk isteyeceğim şey olacaktı.

Ateş'e bakarak, "Ne kadar iyi bir kızım görüyorsun değil mi?" diye sorduğumda dalga geçercesine başını salladı.

"Şu an kafanın içerisine isteyeceğin çiğ köftenin hesabını yaptığına eminim Ada." Ya bu çocuk neden beni bu kadar iyi tanıyordu ki? Hayır yani inkâr da edemiyordum ki. Kesin etsem hemen anlardı.

"Yapıyorum ama bu benim iyi bir kız olduğum gerçeğini değiştirmez. Yalnız var ya sevenleri kavuşturdum bak buradan bana güzel sevap gelmiştir," deyip güldüğümde Ateşte benimle birlikte güldü.

"İyisin evet. Ama aynı zamanda çokta fenasın." Öyleydim değil mi? Öyleydim öyle.

"Biliyorum," deyip kıkırdadığımda Ateş beni kendisine doğru çekti. "Bana bilmediğim bir şey söyle lütfen!" dediğimde dudaklarımı büzdüm. Ateş'in gözleri dudaklarıma doğru kaydığında istemsiz bir şekilde benim de gözlerim onun dudaklarına kaydı.

Ama kesinlikle istemsiz bir şekilde!

"Çok güzelsin," dediğinde kalbimin yerine sığamayan çarpıntılarını hissedebiliyordum.

Ah kalbim, vah kalbim eriyip duruyordu.

"Bunu da biliyorum ama olsun," dediğimde tekrardan kıkırdadım.

Ateş gülerek, "Şebeksin bunu da biliyor musun?" diye sorduğunda ben bir şey diyemeden beni kendisine çekip sıkıca sarıldı.

Ben de ona uyarak parmak uçlarımda yükseldiğimde, kollarımı Ateş'in boynuna sıkıca doladım.

Kalbim tam kalbinin üzerine denk gelmişti.

Ve ben uzun zaman sonra yaşadığımı hissetmiştim.

Onun kalbi benim nefesimdi.

Göğsü evimdi.

Ve bitti. 7000 kelime!

Evet, nasıl buldunuz bakalım?

Beğendiniz mi?

Bizimkiler barıştı buna en çok siz sevindiniz biliyorum ğqğeğdğdğ

Lütfen sorularıma cevap vermeden kaçmayın...

~ Emre cephesinde iş tatlıya bağlandı gibi. Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?

~ Ada ve Ateş hakkında neler düşünüyorsunuz?

~ Can ve Canan hakkında neler düşünüyorsunuz?

~ Bölümde en sevdiğiniz, beğendiğiniz sahne hangisiydi?

~ Bölümde en beğenmediğiniz sahne hangisiydi?

~ WhatsApp konuşmalarını seviyor musunuz? Bunun anketini instagram'da yapmıştım ve çoğunluk WhatsApp konuşması koy demişti. Ama onun dışında birkaç mesaj gelmişti bana. Abla WhatsApp konuşmalarından çok onların birlikte vakit geçirdiği sahneler daha güzel diye. Ben de ortaya böyle karışık bir bölüm yazdım işte.

Ve en sevdiğiniz Kolejdeki Serseri karakteri hangisi?

~ Ada?

~ Ateş?

~ Kutay?

~ Asrın?

~ Burak?

~ Beste?

~ Ela?

~ Lodos?

~ Aslan?

Bir sonraki bölüm bomba ben diyim. Tüm karakterlerimize yer vereceğim bir bölüm olacak. 🥳

Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin. Sizlere ihtiyacım olduğunu unutmayın💙 Ve tabii yıldıza basmayı da unutmayın 🥳

İnstagram: mavininhikayeleri
Twitter: kendince_yazar0
Spofity: mavi.yazar
YouTube: kendince_yazar mavi

Sizleri seviyorum.

💙

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro