İddia
Bu sefer multi için yer ayırdım gizemlianonimmm ☺️
Motosiklette yenilen rüzgar bir başka keskin oluyordu. Nihayet kapalı ve sıcak bir yere girdiğimize memnundum. Atlas kombinin ısı ayarını yükseltti. Bana giymem için kendi kazaklarından birini verdi. Mis gibi yumuşatıcı kokan koca kazağı kendi ince kazağımın üstüne giyince tombul bir ayı yavrusu gibi olmuştum ama görünüşe takılacak durumda değildim. Isınmak daha önemliydi.
Ev sahibi mutfakta kahve hazırlarken, banyoyu ziyaret ettim. Lavabo aynasında soğuktan rengi iyice çekilmiş yüzüme baktım. Gözlerimin kenarları soğuktan kızarmıştı, fakat yeşilinin tonu daha bir parlak görünüyordu. Dudaklarım da aynı şekilde kuru soğuğun etkilerinden nasibini almıştı. Dudak nemlendiricim yurtta kaldığı için Atlas'ın kremlerinden birini kullanmaya karar verdim. Aynalı kapaklı banyo dolabını açtım. Atlas'ın bütün kişisel bakım ürünleri gözlerimin önündeydi. Bu kadar güzel kokmasına sebep olan traş losyonları, after shave ürünleri düzenli bir şekilde sıralanmıştı. Hemcinslerini kıskandıracak güzellikteki saçları için kullandığı bakım ürünleri de diğerlerinin yanındaydı. Norveçli balıkçıların meşhur kremini buldum. Benim işimi görecek olan buydu. Kapağı kapatıp, en son saçlarımı elimle şöyle bir düzelttikten sonra banyodan çıktım.
"Herşey yolunda mı? Epey uzun kaldın içeride."
"Dakikaları mı tuttun?" diye söylendim utanarak.
"Kahven soğuyacak diye dedim."
Yine salondaki üçlüye oturmuştum. Atlas'da önceki sefer olduğu gibi tekli koltukta karşımdaydı.
"Kazak yakışmış."
Ben banyodayken o da eşofmanlarını giymişti. İçimden, sana da ev hali yakışmış diye geçirsem de dile getirmedim tabi. Ayaklarımı koltuğun üzerinde topladım. Kolumu koltuğun sırtına, elimi de kafama yasladım. Öylece durmuş beni izliyordu. Aynı anda hem heyecan verici hem de huzur verici bir yanı vardı bakışlarının. Açıklaması güçtü ama kendimi iyi hissediyordum. Bu gece kavga etmeyeceğimizi biliyordum. Ilımlı bir hava vardı üzerimizde. Sütlü kahvemden bir yudum aldım. Üstüme iyice bir tembellik yayıldı. Yorgundum belki de ondan eksilmişti direncim.
Atlas o gece yaşananı,
"Tunç'tan hoşlandığını bilmeme rağmen seni öptüğüm için özür dilerim. Kolaylıkla kontrolü yitiren biri değilimdir. Anlattıklarım yüzünden üzüldüğünü düşündüm. Duygusal bir halin vardı gitmek istediğini söylerken. Gitmeni istemedim, neden bilmiyorum, kendim gibi değildim o an. Ne oldu ben de bilmiyorum. Sana anlattığım herşeyi yalanlarcasına davrandım." diye açıkladı.
"Öncelikle ben sana Tunç'tan hoşlandığımı söylemedim." dedim.
"İnkar etme şimdi."
"Hoşlanıyor musun diye sordun. Bilmiyorum, o kadar tanımıyorum dedim. Görüşür müsün dedin. Olabilir dedim."
"Peki..." dedi devamını getir dercesine.
"Tunç'tan hoşlanmıyorum. Hele ki anlattığın şeylerden sonra... ama bu seninle de olacağımız anlamına gelmiyor."
Herhangi bir cevap vermedi.
"Konuştuk bunları." diye devam ettim. "Sen gayet açık konuştun. Ben de gayet açık konuştum. Bütün bu drama bana fazla dedim. Sana başka hayallerim olduğunu söyledim. Sonuç olarak, ne olduysa oldu, arkamızda bırakalım. Özrünü kabul ediyorum. Tabi Tunç'tan hoşlandığım halde beni öptüğün için değil, istemediğim halde öptüğün için."
İstemediğim halde.
"Seni öptüğüm için pişman değilim." dedi.
Öpüşüne karşılık vermiştim. O biliyordu, ben biliyordum. Ve ben de pişman değildim.
"İşleri içinden çıkılmaz bir noktaya taşımayalım. Bir yere varmayacağını ikimiz de biliyoruz. Farklı beklentilerimiz var."
"İlişki anlamında demek istiyorsun."
"Evet. Bu çok net değil mi sence de?"
Bir kez daha cevap vermeyecek sandım. Sessizlik uzadıkça uzadı. Sonunda,
"Gayet net." dedi.
Sanki onayına ihtiyacım varmış gibi ağzından çıkacak o kelimeyi beklemiştim. Şimdiyse onayladığı için rahatlamam gerekiyordu ama nedense rahatlamamıştım.
"Tamam."
"Tamam."
"Ama Tunç'la da olmayacaksın."
"Tunç'la zaten öyle bir durumumuz yoktu bizim, bu saatten sonra da olamaz."
Suratsız bir ifadeyle kafasını salladı ve konuyu değiştirdi. "Çarşamba hangi sınavın var?"
"Analiz 1."
"Herkes kalır analizden."
"Çok sağ ol. Bilmediğim bir şey öğrendim."
"Ama ben çalıştırırsam geçersin."
"Sen okulu iki yıl uzattığının farkındasın, değil mi?"
"Analiz 1 ve 2'yi ben ilk senemde geçtim."
"Sonra ne geldi başına? Onu da anlatmak ister misin?"
"Bir teklifim var. Sana analiz çalıştıracağım. Geçmeni de garanti ediyorum."
"Karşılığında?"
"Burada çalışacağız. Ve bundan sonra arkadaş olduğumuzu varsayarsak..."
Onay almak için durakladı.
"Evet?" dedim beklediği onayı geciktirmeyerek.
"Buraya gelmen konusunda her defasında savaş vermek istemiyorum artık."
"Neden bu ev ısrarı?"
"Ben arkadaşlarımla ergenler gibi kafelerde, mekanlarda takılmayı sevmiyorum. Rahat etmiyorum. İnsanın kafasını dinleyebileceği bir yer varken esas dışarıda görüşme ısrarı saçma geliyor."
"Senin rahat olduğun kadar karşı taraf rahat değildir belki. Hiç bunu düşündün mü?"
"Şu an rahat değil misin?"
Şu an bırak rahat olmayı kedi gibi sığdığım koltuğun üzerinde uyudum uyuyacak bir haldeydim. Aralık olan salon perdesinin sayesinde sokağı ve gecenin karanlığına kontrast oluşturarak yere düşen pamuk beyaz kar tanelerini görebiliyordum. Yerlerin durumuna hiç bakmaya bile gerek yoktu. Soğuktan buz tutmuş yolların karla kaplandığına emindim. Ayrıca bir kez daha yurda giriş saatini geçirmiştim.
"Analizden geçmek zorundayım." diye sayıkladım kocaman ve uyku dolu esneyerek.
Gözümü kapadım. Gözümü açtım. Atlas beni izliyordu.
Gözümü kapadım.
*************
Gözlerimi açtığımda ilk olarak ahşap bir kitaplık olan televizyon ünitesini gördüm. Haliyle çok garipsedim. Salon koltuğunda uzanıyordum. Üzerime yumuşacık bir yorgan örtülmüştü. Atlas'ın kazağıyla aynı şekilde kokan yorganın tertemiz kokusunu içime çektim. Hava bulutlu fakat aydınlıktı.
Kalkıp camdan dışarı baktım. Bembeyaz iri kar taneleri düşüyordu. Gözün görebildiği her yer beyaz örtüyle kaplanmıştı. Evin içiyse çok sıcaktı. Üzerimdeki ikinci kazağı çıkardım yoksa buhran geçirecektim. Sessiz adımlarla salondan çıktım. Banyoya gidecektim ki tam karşısındaki odaya gözüm ilişti. Önceki gece kapalı olan kapısı sonuna kadar açıktı. Atlas'ın yatak odasıydı burası. Yatak dağınıktı, içeride kimse yoktu. Yine de tedbiren "Atlas!" diye seslendim. Ses gelmeyince odaya girdim.
Yatağın bir yanında yüksek ayaklı bir oda lambası, diğer yanında koyu gri bir komidin dikkatimi çekti. Salon gibi küçük bir odaydı burası da. Gardırop için yer sorunu gömme dolapla çözülmüştü. Bu eve dair herşey içime siniyordu benim ve kendimi garipsiyordum. Gece Atlas'ın burada uyuduğunu düşününce iyice garip hissettim. Tam o anda diğer yöne döndüm ve yatağın karşı duvarındaki cam kapıyı farkettim. İçerisi karanlık olduğundan görünmüyordu. Merakım galip geldi, yaklaştım, kapının yanındaki lambaya bastım ve şaşkınlık içinde kaldım. Küçücük bir sauna odasıydı gördüğüm.
Pes yani zenginliğin bu kadarı diye söylendim kendi kendime. Yatak odasında ebeveyn banyosu olmasını anlardım da, saunaya ilk kez rastlıyordum. Fakat tamamen mantıksız olduğu söylenemezdi. Atlas sporcuydu. Keyfine de düşkün biriydi. Adamın ev de ev diye tutturmasını daha iyi anlıyordum şimdi. Tabi benimle bir ilgisi yoktu bu durumun. Haftalar süren tırmanış kampları sonrası sıcak bir ortama ihtiyaç duyuyordu sporcular. El ve ayak parmaklarının donması sonucu uzuv kaybı yaşayan pek çok dağcı vardı. Evde sauna git gide daha iyi bir fikir gibi görünmeye başlamıştı gözüme.
Sokak kapısının dışından gelen anahtar sesini duyunca irkilerek odadan çıktım ve kendimi banyoya attım. Çıktığımda ev sahibi mutfaktaydı. Atlas'ın mutfakta yemek hazırlayan görüntüsünde insanın nefesini kesen bir şeyler vardı. Sweatshirt'ünün kollarını dirseğine kadar sıvamış lavaboda mantar yıkıyordu. Eşofmanı düşük bel, ayakları çıplaktı. Kulağında kulaklıkla müzik dinlerken ona baktığımı farketmediği bir süre boyunca varlığımı belli etmeyerek izlemeyi tercih ettim.
Ne zamanki buzdolabından bir şey almak üzere arkasını döndü. Göz göze geldik. Kulaklığın tekini çıkardı.
"Günaydın."
"Günaydın. Uyandığımda seni göremedim."
"Markete gidip alışveriş yaptım. Hava daha da kötüleşecek gibi sonradan çıkmak zor olabilir."
"Ben nasıl döneceğim yurda onu düşünüyorum."
"Dönemeyeceksin. Acil ihtiyacın olan bir şey var mı?"
"Şarj aleti."
"Bende var."
"Sınav için ders notlarım."
"Onlar da var."
"Öğleden sonra çocuk bakmaya gitmem lazım."
"Bence bugün gelememene anlayış gösterirler."
"E oldu o zaman. Hocayı da buraya çağıralım yarın sınavı da burada yapsın Atlas."
Güldü. Ben de güldüm. Çok az gülüyordu. Ama gülmek ona çok yakışıyordu.
"Sen camdan dışarı hiç bakmadın herhalde."
"Azıcık kardan ürksem dağcılığa gönül vermezdim."
Gözlerinde akla zarar parıltılarla birlikte avuçlarını geriye doğru mutfak tezgahına yasladı.
"Bir gün bir kızın ağzından böyle bir cümle duyacağımı söyleseler inanmazdım."
Kollarımı göğsümde kavuşturdum.
"Aşırı cinsiyetçi bir söylem oldu bu."
"Modern söylemler hiç bağlamıyor beni. Düşündüğümü söylüyorum."
"Çok düşünmüyorsun herhalde ondan oluyor böyle."
Gözleri hafifçe kısıldı.
"O çok bilmiş ağzını elimle kapatmak istiyorum bazen. Ama onu da yanlış anlarsın sen."
"Tabi. Kadına şiddet oluyor direk."
"Dudaklarımla kapatsam?"
Beklemediğim yerden geldiği için bir an verilecek cevap bulamadım, öylece kalakaldım tabi. Ufak bir kahkaha attı.
"Şaka yapıyordum. Deneme yanılma yöntemiyle de olsa seni susturmanın yolunu bulmak güzel oldu. Herkesin güçlü ve zayıf yönleri var İpek. Senin zayıf yönlerin çok ortada."
"Sen öyle sanıyorsun. Şakasını yaptığın şeyi hele bir dene de gör bakalım. Bu sefer neler oluyor?"
"Arkadaşız ya biz. Yanlış bir davranış olur."
"Hiç değilse bunu bilmen güzel."
Hafifçe kafasını eğerek önüne dönerken gizlemeye çalıştığı fırlama gülüşü gözümden kaçmamıştı.
"Mantarlı yumurta yapıyorum. Seversin, değil mi?"
"Severim. Yardım edilecek bir şey var mı?"
"Yok. Sen televizyonu filan aç. Keyfine bak."
Hız kesmeden yağan karı ve sokaktaki insanların karlar altında kalan arabalarını kurtarmaya çalışmalarını izleyerek kahvaltı ettik. Atlas bu esnada, kar ve buz tırmanışlarıyla ilgili deneyimlerini anlatıyordu. Benim henüz hiç tecrübemin olmadığı bir konuydu, bu yüzden ilgiyle dinliyordum.
"Şu yedi binlikler içerisinde ilk Khan Tengri'de zirve yaptım. Aklimatizasyon için ilk bir haftayı ana kampın çevresindeki küçük dağlarda alıştırmalar yaparak geçirmiştik. Gerçekten zorlu oluyor, kar, buz, kaya kompleks tırmanışlar bunlar ama çok da öğretici oluyor diğer yandan."
Aklimatizasyon; belirli bir yüksekliğin üzerine yapılacak tırmanışlarda vücudu alıştırma işlemine deniliyordu. Şehirde yaşayan insan vücudunun oksijen tutma kapasitesi belliyken, beş bin metre ve üzerine yapılacak tırmanışlar için mutlaka vücudu yüksekteki oksijen durumuna alıştıracak egzersizleri yapmak gerekiyordu. Örneğin 4500 m'de bulunan ana kamptan 5500 m'ye tırmanıp, daha sonra ana kampa geri dönerek vücudun adım adım alışması sağlanıyordu. Bunu yapmadan doğrudan zirveye tırmanmayı denemenin ölümle sonuçlanması kaçınılmazdı.
"Ama Khan Tengri'den çok daha önce Pobeda'yı denemiştin."
"Evet de Pobeda'yı ilk denediğimde on beş yaşındaydım. O zaman da alışma tırmanışları yapmıştık. Ama şimdilerde düşünüyorum. O zaman o kadar tecrübesizmişim ki, babamın beni oraya götürmesine akıl erdiremiyorum." Dalgınlaşmıştı bunu söylerken. "Çok büyük bir riskti. Bazen uykularım kaçıyor düşünmekten..."
Boşluğa bakıyor gibi görünen bakışlarını yeniden bana çevirmişti. Bense nefesimi tutmuş haldeydim.
"Bir kaza yaşandı orada değil mi?" diye sordum.
Bakışları yeniden donuklaştı, yüzündeki ciddi ifadesiyle baktı baktı baktı... gördüğü ben değildim o an, çok belliydi bu. Sonra fincanını alarak masadan kalktı.
"Kendime çay dolduracağım. Seninki de bitti mi?"
"Benim daha var."
Cevap vermemişti. Bu konunun onun için bir düğüm noktası olduğunu seziyordum. Mutfağa gidişini izlerken gözlerinde çok kısa bir an yakaladığım o garip ifadeyi düşünüyordum. Neydi o anlayamıyordum. Atlas'da farklı bir şey vardı. Babasına dair hissettiğim katışıksız nefreti Atlas'ın gözlerine bakarken hissedemiyordum. İçimde canlı tutmaya çalıştığım karanlıklarımı kovalayan yönü benim aleyhime işletiyordu süreci. Günden güne hayatıma sızan Atlas gerçeğini tüm getirileriyle beraber ya olduğu gibi kabul edecek ya da savaşıp direnecektim.
Fakat benim açımdan sonucun her koşulda istediğim yöne çıkacağından emin olmak zorundaydım. Hayalini kurduğum her şeyin anahtarı Atlas'ın ellerindeydi. Babamın itibarının, haklarının geri kazanılmasının ve ölümünün ardındaki gizemin cevaplanmasının tek yolu Atlas'ın bana sırlarını emanet edecek kadar güvenmesiydi. Bir strateji oyunuydu bu benim için. Daha fazlası değildi. Ve hiçbir zaman -ona karşı ne hissedersem hissedeyim- daha fazlasına dönüşmeyecekti.
Dumanı tüten fincanıyla beraber masaya geri geldi.
"Analiz çalışmaya ne zaman başlayalım?"
"Hemen olsa iyi olur. Çok konu var."
"Dert etme bende sorular var." Şaşırmıştım.
"Nasıl yani? Emin misin aynılarının çıkacağına?"
"Altı yıldır şahidim, hiç değiştirmiyor."
"Bizim sınıftakilerin hiç haberi yok bundan."
"İlla ki birilerinin haberi vardır. Sana küçük bir sır: İnsanlar her bildiklerini herkese anlatmazlar."
"Bak sen. Şanslıyım o zaman."
"Yeni mi anladın?"
Atlas'la ders çalışmak güzeldi. İşin taktiğini iyi biliyor, anlayarak öğrenmeme yardımcı oluyordu. Ayrıca ders zamanı ders mantığıyla çalışıyordu. Saatlerce çalışmamıza rağmen ikimiz de telefonları elimize almamıştık.
Akşam üzeri çalışmayı bitirdik.
"Tamamsın bence."
"Tamamım. Seni çok yordum, kendim de bittim."
"Hadi bir film izleyelim azıcık kafamızı dağıtalım."
"Ya ben yurda dönseydim artık."
"Kal işte, bırakırım seni yarın."
"Senin hiç işin gücün yok mu?"
"Var da, böylesine kar yağarken erteleyemeyeceğim şeyler değil."
"Ne yapıyorsun normal bir günde, zamanını nasıl geçiriyorsun merak ediyorum."
"Okul kulübü dışındaki işlerimi soruyorsan, yapacak hiç işim yoksa antrenman yapıyorum. Babamın sahibi olduğu bir doğa sporları şirketi var. Onun hocalarından biriyim. Kış ayları sakin geçiyor ama hava şartlarından ötürü etkinlik olmuyor. Kendi tırmanışlarımı planlıyorum. Bahar ve yaz aylarında bunları gerçekleştiriyorum. Sponsorluk görüşmeleri... ve ıvır zıvır bazı başka şeyler. Şu aralar birçok insandan daha çok boş vaktim var tabi. İnkar edemem."
"Okulu niye uzattın bu kadar zaman?"
"Bazı seneler tam finallere denk gelen tırmanışlar yüzünden sınavlara giremedim."
Şimdi herşey anlam kazanmıştı.
"Bu sene var mı bir plan?"
"Var tabi. Baharda Everest."
Çayımın son yudumunu içiyordum o esnada tıkandım. Sırtıma vurdu.
"Niye bu kadar şaşırdın ki? Hepimizin hedefleri var. Ayrıca Everest yeterli eğitim ve tecrübeye sahipsen çıkılabilecek bir dağ. En zoru değil."
"Ama en yükseği."
"Zamanı geldi artık. Hazır olduğumu hissediyorum."
"Benimle Pobeda'ya tırmanacaksın yalnız onu da unutma." diye ekledim.
Kaşlarını kaldırdı.
"En son başka şey söylüyordun?"
Sonra bir kar küresi buldum.
"Hala bir hocaya ihtiyacım var."
"Bence hocadan ziyade daha çok tecrübeye ihtiyacın var."
"Bunu on beş yaşında deneyen biri söylüyor."
"Bunu özellikle on beş yaşında deneyen ve zorluğunu iyi bilen biri söylüyor."
"İşte bu yüzden seni istiyorum." dedim.
Sırtını geriye yasladı. Gözlerinde yine o parıltılar belirmişti.
"Sen olmazı oldurmak istiyorsun." dedi. "Ben de bu fikre bayılıyorum anlamsız şekilde."
Sevinçle gözlerimi açtım.
"Kabul mu yani?"
"Bir iddia diyorum. Eğer ben mayısta Everest'in zirvesine ulaşmayı başarırsam, sen de iki dönemdeki tüm derslerini verirsen temmuzda gideriz."
İçim heyecanla doldu taştı.
"Kabul."
"Çıkabiliriz demiyorum. Önce çok sağlam bir eğitim alacaksın ve zorlu antrenmanlar yapacağız. Buna rağmen deneyeceğiz sadece, garantisi yok."
"Kabul."
"Bu kadar hevesle istemen başıma iş aldığımı düşündürüyor ama hayırlısı."
"Aldın zaten." dedim onaylayarak. "Hem de çok fena iş aldın."
Merhaba,
Artık yavaş yavaş dağcılıkla ilgili çalışmalara başlayalım diyorum. Önce şu kar yağışı dursun, İpek sınavlarını geçsin, Atlas'la antrenmanlara başlayacaklar. O antrenmanların nasıl olacağını merak ediyor musunuz?
Sizce İpek, babasıyla ilgili amacına ulaşabilecek mi? Günü geldiğinde Atlas'a karşı çok katı olması gerekebilir, yine de yapar mı dersiniz?
Belki Atlas'da hepimizi şaşırtacak bazı sırlar vardır...
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro