Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Oyun

Multi 😌

Kaya abiyle yaptığım görüşme sonrası yurttaki odama dönmüş, duş almış, yatağıma uzanmıştım. Elimdeki stres topunu tavana atıp tutarak yaklaşmakta olan geleceğin neler getireceğini düşünüyordum.

Bir bedende iki İpek'tim. Mantığa tutunan bir yanım vardı. Hedefime giden yolda dizdiğim, zamanı gelince devireceğim taşları inceleyen incelikli bir yanım. Ölçen, biçen, hesaplayan, planlar yapan, duygusuz, korkusuz bir yanım. Bu yanım beni güçlü kılan yanımdı. Kimseyle dertleşmememin, kimseden akıl almamamın bir sebebi vardı. İyi niyetli yaklaşan herkesin bana ilk söyleyeceği şey hiçbir şeyin babamı geri getirmeyeceği olacaktı ve ben bunu zaten biliyordum. Tek istediğim babamın hatırasına yakışır bir evlat olmaktı. Önümdeki engebeleri bir an önce aşarak onu gururlandırmak istiyordum. Babamın savunamadığı haklarını savunacak, onun adını layığıyla taşıyacak bir kızı vardı ardında. Herkesin de bunu kabullenmesini istiyordum.

Fakat bir de duygusal bir yanım vardı ki, geçmişte ve gelecekte her daim yaralı kalacaktı. Şu hayat ne gösterirse göstersin, kazansam da kaybetsem de ben bu uğurda en baştan yaralıydım zaten. Hassastım, kırılgandım. En kötüsünden başlamak üzere tüm insanlara değer veriyordum ve özellikle Atlas'la ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Onun yakınında olmak doğru plandı fakat yarattığı etki alanına kapılmak planın çok dışındaydı. Ve o etki alanına kapılmak o kadar kolaydı ki, direnmeye çalışırken saçmalamaktan daha da büyük bir girdaba kapılmaktan korkuyordum.

Gri kasvetli günün, gecenin karanlığıyla yer değiştirdiği saatlerde iki gece üst üste onun evinde uyuduğumu ve tam da şu anda onu yeniden görmeyi fena halde istediğimi aklımdan çıkarmaya çalışıyordum. WhatsApp ekranındaki seksi suratsız suratına kaç yüz kez bakıp kapatmıştım kim bilir. Arada bir çevrimiçi oluyor, kısa sürede geri çıkıyor, bana yazmıyordu. Zaten neden yazsındı?

Son bir kaç dakikadır Tunç'la mesajlaşıyorduk. Komik bir tweet göndermesiyle başlamıştı, tamamen zararsız, saçma bir konuşmaydı. Herhangi bir yere varmıyordu ve gerçekten komikti bu yüzden nasıl sonlandıracağımı da bilmiyordum ki, ekranın üstünde başka bir mesaj gördüm.

"Naber?"

Atlas.

Kalbim ister istemez bir gümbürdedi.

"İyi. Senden?" yazıp yolladım.

Tunç peş peşe randomlar yolluyordu. Ona dönemedim. Gülme modundan çıkmıştım çünkü Atlas anında cevap yazmıştı.

"Aynı anda Tunç'ta çevrimiçi. Siz konuşuyor musunuz?"

Telefonu şöyle bir uzaklaştırdım kendimden. Bunu nasıl bilebiliyordu?

"Sana hesap verecek değilim."

"Hesap sormadım. Ama cevap verebilirsin."

"Sessiz kalma hakkımı kullanıyorum."

"Hayırsa hayır demek çok zor değil ama evet demek zor geliyordur anlayabiliyorum."

"Neden zor olsun?"

"Çünkü en son onunla görüşmeyeceğini söylemiştin."

"Görüşmüyorum zaten. Konuşuyorum."

Hemen tepki vermedi, biraz bekletti, ardından,

"Komik değil." yazdı.

Ben onun kadar bekletmedim.

"Şaka da değildi." yazdım.

Son yazdığımı okudu, birdenbire çevrimdışı oldu.

Bir dakika geçti.

İki dakika geçti.

Tunç'un randomlarına randomla dönüş yaptım.

Sedef odaya girdi.

Beş dakika geçti.

Tunç'a ders çalışmam lazım iyi geceler dedim.

Atlas'ı arayıp bir sorun mu var diye sormaya karar verdim.

Çaldı çaldı çaldı. Cevap vermedi.

Odanın içinde tilki gibi dolanmaya başlayışım Sedef'in dikkatini çekmişti.

"Sen iyi misin?"

"Evet. İyiyim."

"Bir şeye mi canın sıkıldı?"

"Yoo. İyiyim dedim ya."

"Bugünkü sınavın nasıl geçti?" Sedef önceki iki gün, ders çalışmak için sınıftan bir arkadaşımda kaldığımı sanıyordu.

"İyi geçti. Seninki?"

"Kötüydü." diyerek yüzünü düşürdü. "Çok fena çuvalladım."

"Üzülme. Finalde toparlarsın."

"Umarım canım ya. Irz düşmanından bir haber var mı?"

Bıkkın bakışlarla elimdeki telefonun boş ekranını işaret ettim. Güldü.

"Yazmıyor demek ondan bu sıkıntın."

"Yok ya onunla alakası yok."

On beş dakika geçti.

Hala çevrimiçi olmamıştı. Aramama da dönmüyordu. Odanın içinde birkaç dakika oyalandıktan ve Sedef'le lafladıktan sonra ders çalışmak üzere etüd odasına çıkmaya karar verdim. Yanıma alacağım notlarımı düzenliyordum ki... telefonum çaldı.

Atlas arıyor.

Sadece ismini görmekle bile neden kalp krizi geçiriyordum ben de anlamıyordum. Alt tarafı neydi yani? Ben aradığım için geri dönüş yapıyordu.

Sedef muzip gözlerle beni izliyordu. Tamam. Açayım bari.

"Efendim?"

Selam demedi. Aramışsın bir şey mi oldu demedi. Nasılsın, iyi misin hiç demedi.

"Hangisi senin odan?" dedi.

"Anlamadım!"

"Yurdun önüne geldim. Sapık gibi camları dikizliyorum. Çıksan da yüzünü görsem?"

"Yurdun önüne mi geldin?!"

Hani neredeyse Sedef benden önce atladı cama. Ona göz devirerek, cama doğru yaklaştım. Gecenin karanlığında, yurdun önündeki sokak lambasıyla aydınlanan yolda, motosikletin üzerinde oturmuş, bir elinde telefon bir elinde kaskla camlara bakıyordu. İçim bir kıpır kıpır olmuştu. Benim gördüğümü gören Sedef'in gözleri büyüdü.

"Doğru mu görüyorum?" dedi fısıldamaya çalışarak. "Atlas Dorukan mı o?"

"Hayır ırz düşmanı." dedim kıkırdayarak. Atlas ikisini de duymuştu.

"Irz düşmanı mı?"

"Gecenin bu saatinde kız yurdunun önünde durarak ne olduğunu zannediyorsun?"

Sedef gülüşünü eliyle bastırarak içeri girdi.

"İnanmayacaksın ama haklısın." dedi Atlas. İnanamıyordum gerçekten. "Aşağı gelsene iki dakika."

Bunu söyleyişinde öyle bir hava vardı ki hayır demek imkansızdı. Sessizce içeri girdim, camı kapattım, pijamamın üstüne montumu geçirerek kuzu kuzu aşağı indim.

Motorunu park ettiği duvar kenarında sırtını geriye yaslamış duruyordu. Karşısında durdum ben de. Kalın kazağının üstüne yine deri ceketini giymiş, boynuna atkı dolamıştı. Ürpertici soğuğa karşılık içimi ısıtan bir şey vardı bakışlarında. Sanki kısa süre önce laf dalaşı yapmamışız gibi gülümseyerek bakıyordu. Bense sadece özlediğimi düşünüyordum. Sadece özlediğimi...

"Selam."

"Selam."

"Pijamaların güzelmiş."

Ellerim cebimde, kafamı yere eğip uzun montumun altından görünen tavşanlı pijamalarıma baktım. Uyumsuz ve komik görünüyordum mutlaka.

"Neden geldin?" diye sordum.

"Seni görmek istedim."

"Daha sabah bir aradaydık."

"Olabilir."

"Tunç'la konuştuğum için geldin."

"Konuşmanı istemiyorum ayrı mesele. Ama onun için gelmedim. Gerçekten seni görmek istedim. Yarın da sınavın var biliyorum. Fazla tutmayacağım. Bunu getirmiştim."

Ceketinin cebinden bir paket çikolata çıkardı.

"Çalışırken diye..." fazla bir şey söyleyemedi. Uzattığı paketi alıp aval aval baktım.

"Bana çikolata aldın." Atlas resmen utanıp sıkılmış bir haldeydi.

"Daha önce bir kıza çikolata almamıştım. Kendimi garip hissediyorum bence uzatmayalım."

"Daha önce ben de kimseden çikolata almamıştım. O yüzden bana da garip geldi."

"Sevindim öyleyse."

Onda çok değişik duran bu çekingen tavra gülümsedim. Dışarıdan soğuk bir duruşum vardı benim. Sevimli bulunmamıştım hiç daha önce ya da çikolata hediye edilecek gibi bir kız olarak görmemiştim kendimi. Şaşkındım kısacası ama hoşuma da gitmişti. Paketi açıp ona doğru uzattım. Kırıp bir parça aldı, geri verdi, ben de bir parça aldım. Duvarda yanına oturdum. Konuşmadı, ben de konuşmadım. Bir süre öylece durduk yan yana. Kalbim yerinden çıkarcasına atıyordu.

Yeniydi bu hisler bana. Kendimi anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyordum.

"Sanırım oda arkadaşın bizi izliyor."

Ben de baktım, o an camdaki karaltı yok oldu.

"Sedef'e biraz senden bahsetmiştim. Kim olduğunu görmek istemiştir."

"İyi bahsetmişsindir umarım."

"Immm pek değil."

"Neyse öğrenmek istemiyorum."

Gülüştük. Kar havası yerini yeniden keskin soğuğa bırakmıştı. Üstüm inceydi bu yüzden titriyordum.

"Tunç'la arkadaşçasına konuşuyorduk, öylesine, boştu yani." diye açıkladım. Omuz silkti.

"Öyle diyorsan öyledir."

"Öyle."

"Titriyorsun. Daha fazla dışarıda kalma. Ben de gideyim."

Motorunun başına geçip kaskını eline aldı. Loş sarı sokak lambasının ışığında, yan profilini izliyordum, kaskı tutan ellerini. Ansızın döndü bana baktı. Buz gibi soğuk havada burnumuzu çeke çeke baktık öylece.

"Hadi gir içeri." dedi.

"Sen git girerim."

"Ben giderim sen gir."

"İnat."

"Sensin inat." Kaskını bağladı. "Bu arada yarınki toplantıyı sınavlardan ötürü iptal ettim."

"Önümüzdeki hafta görüşürüz öyleyse."

Kaskın altından sadece gözlerini görebiliyordum. Gözleri suskundu o an. Görüşürüz bile demeden geldiği gibi hızla geceye karışmıştı. Donmaya bir kala yurdun içine girdim. Daha fazla geç kalmadan ders çalışmaya başlamalıydım. Fakat odaya girdiğimde coşkulu bir tepkiyle üstüme atlayan Sedef'e karşı hazırlıksızdım.

"O kadar dağcılığa gidiyorsun. Anlamalıydım. Ama hiç aklıma gelmedi. Yuh İpek yuh! İnsan söylemez mi?"

"Neyi söyleyecektim?"

"Yalnız çok taş değil mi ya? Ve seni öptü! Ve sen ona ırz düşmanı diyosun!"

"Aslında sen diyorsun ama farketmez bence de."

Sedef'i, Atlas'la aramda bir şey olmadığına ikna edip kendimi etüd odasına atabilmem kolay olmamıştı.

*******************

Perşembe ve cuma günkü sınavlarım da ilki kadar güzel geçmişti. Önümde dinlenmek ve yeni sınavlara hazırlanmak için dört gözle beklediğim bir hafta sonu vardı.

Bütün bir cumartesi gününü çalışarak geçirdikten sonra odamda kollarımı başımın altında birleştirmiş uzanıyordum. Yapacak hiçbir şeyim yoktu. Kapalı ortamda kalmaktan dolayı biraz da sıkılmıştım. Sedef'se süslenmekle meşguldü.

"Nereye böyle?"

"Kampüsteki salsa gecesine gidiyorum." Sedef okulun dans kulübündeydi.

"Vize haftasının orta yerinde salsa gecesi demek. Biz bu hafta kulüp toplantısını iptal ettik."

"Bir iki saat dans edip eğlenmekle kimsenin okul uzatacağını sanmıyorum. Hem eğlenceli oluyor. Sıkıntıdan şiştin bütün gün, hadi sen de gel."

"Yok artık. Dans etmeyi bilmiyorum ki."

"Dans edenleri izler, bir şeyler içersin. Çok var öyle gelen. Burada uyuklamaktan iyidir."

İlk kez bir teklifini reddetmek istemedim. Kıpır kıpır latin melodilerini ben de severdim. Yerimden kalktığımı görünce Sedef şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi oldu.

"Geliyorsun cidden?"

"Doğru söyledin. Bir iki saat eğlenmekten zarar gelmez."

Bütün gece burada oturup onu düşünmekten iyidir.

Sedef'in geceye uygun mini etekli kombiniyle hiç alakası olmayan bir şekilde kot üzerine bordo rengi bir bluz giydim. Siyah ve gri dışında giydiğim nadir renkli kıyafetlerden biriydi. Bir Sedef'in çantasına attığı ince topuklu seksi dans ayakkabılarına baktım, bir de kendi botlarıma...

Neyse ki dans etmeyip kenarda oturacaktım.

Okulun kafelerinden biri gece için organize edilmişti. Ortada duran masaların çoğu kenara alınmış, ortada büyük bir pist oluşturulmuştu. Yanıp sönen ışıkların ve dans edenlerin çoktan doldurduğu pistin kenarından geçerken içim kıpır kıpır olmuştu bile. Henüz boş bir masa bulup oturamamıştım. Kolumdan çeken bir el ile irkilerek arkama döndüm. Terden ıslanmış koyu renk saçları, küpesi ve kaslı fit gövdesiyle tanıdık bir yüze bakıyordum.

"Tunç!"

"Naber güzellik? Sen ne alaka burada?" Yüksek sesli müzik altında birbirimizi duymak için bağıra bağıra konuşuyorduk.

"Oda arkadaşımla beraber geldim. Dans kulübünde olan o. Ben değilim."

"Olsan bilirdim. Ben de kulüpteyim."

"Yaa... ilginç."

Güldü. Gülünce sol yanağında beliren güzel bir gamzesi vardı.

"Demek sınav arası biraz mola vermek istedin."

"Evet. Tabi ben dans etmeyi bilmiyorum. Bir kenarda oturup izleyeceğim."

"Orası belli olmaz güzelim. Şimdilik otur tabi."

Geldiği gibi garip bir şekilde beni bırakarak tekrar piste dönmüştü. Bense Sedef'in ayakkabılarını değiştirmekte olduğu masaya doğru yürüdüm. Gözleri dört açılmış bir Sedef görmeyi beklemiyordum.

"Aylar yıllardır platonik takıldığım çocukla sen nereden tanışıyor olabilirsin? Derslere hiç gelmiyor. Dans çalışmalarına bile nadiren geliyor. Ben görebilmek için resmen fırsat kovalıyorum ve o senin peşinden pistten fırladı. Gördüm."

Sedef'in itirafı ve kendi bildiklerim birleşince kendimi çok kötü hissettim.

"Biz de dağcılıktan tanışıyoruz. Her neyse, Tunç'la olmaz Sedef." dedim kısa yoldan sonuca giderek. Sedef'in kaşları çatılmıştı. "Bana da sır olarak anlatılan bir şeyi seninle paylaşamam ama sözüme güven."

"Bunu konuşacağız." dedi ikna olmayarak. Ardından onu dansa davet eden bir çocukla birlikte piste doğru yollandı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Sedef benim bildiklerimi bir bilseydi...

Fazla şey değil, basit bir gece olsun istemiştim. Bir süreliğine hiçbir şey düşünmemek... Fakat şimdiden stres basmıştı. Başımda dikilen garsona ayıp olmasın diye bir soda söyledim. Dalgın gözlerle dans edenleri izlemeye başladım. Belki de içeceğimi bitirip gitmem en doğrusu olacaktı.

Aslında ortam güzeldi. Sedef'in hep anlattığı gibi dans kulübünde samimi insanlar vardı. Şarkılar değişiyor, eşler değişiyor, yüzler gülüyor, herkes herkesle dans ediyordu. Masama gömülmüş halde oturmama rağmen yanıma gelip beni de dansa kaldırmak isteyenleri kibarca reddettim. Neyse ki tek oturan ben değildim. Benim gibi sadece izlemeye gelen başkaları da vardı.

Henüz birkaç şarkı geçmişti ki, Atlas mesaj attı.

"Naber? Napıyorsun?"

O anki psikolojiyle can simidi bulmuş gibi fazla düşünmeden cevapladım.

"Oda arkadaşımla kampüsteki dans gecesine geldim ama birazdan kaçmayı planlıyorum."

"Sarmadı mı?" Gülücük koymuştu. "Ben kaçırırım seni."

Kabul etmem gerekir ki havalı bir teklifti. Buna rağmen bir bilinmezden başka bir bilinmeze sürüklenmeyi kabul edemezdim.

"Yok ya, odaya dönüp ders çalışacağım."

Cevap yazmadı.

Tunç sıklıkla olduğum yere baktığı için haliyle dikkatimi çekiyordu, ben de ister istemez onu izliyordum. Çok güzel dans ediyordu. Fiziği düzgün, hareketleri estetikti, sürekli partner değiştiriyor ve çok eğleniyor gibi görünüyordu. Şarkı bittiği anda yanımdaydı.

"Hadi kalk sana da öğreteceğim."

"Yok yok. Ben iyiyim böyle. Yetenekli de değilimdir zaten." dedim ufaktan telaşlanarak.

"Uzatma Haydar abi. Sende potansiyel var hissediyorum." Pistin bir köşesinde bizi izleyen Sedef'le göz göze geldim. Tunç ise aynı anda yerimden kaldırma çabasıyla elimi tutmuştu.

"Yok valla beceremem. Rezil ederim seni."

İçinde bulunduğum dramadan habersiz Tunç gönülçelen bir edayla gamzeli gamzeli güldü.

"Bachata en bilmeyenin bile beş dakikada öğrenebileceği bir danstır. Salsa gibi değil. Seveceksin gel."

Israrla pistin kenarına götürmüştü bile. Bachata gerçekten çok kolaydı da, Sedef'in sırtıma yapışan gözleri bir yandan, mesajıma cevap vermeyen Atlas bir yandan kazık yutmuş gibi gergindim.

"Bence sen benim gibi bir odunu bırak. Oda arkadaşım var, çok güzel dans eder, sana onu vereyim."

Sedef'i en azından bu gece için kırmamayı başarırsam, sonrasında Tunç'tan neden hoşlanmaması gerektiği konusunda bir şekilde ikna ederdim. En azından denerdim. Kötü niyetli olmadığımı anlardı hiç değilse. Fakat Tunç beni bırakmamaya kararlı görünüyordu.

"Sedef'le geldiğini gördüm. Ama ben onunla ilgilenmiyorum güzellik. Seninle ilgileniyorum." deyiverdi.

Yüz yüzeyken ellerinden sıyrılmak istedim. O da bir an için iter gibi oldu, ardından kıvrak bir hareketle beni olduğum yerde çevirerek yeniden yüz yüze halde kollarına çekti. Önce Sedef'in yüz ifadesini gördüm. Sonra Tunç'un yönlendirmesiyle arkamı döndüğüm anda mekanın kapısındaki Atlas'ı gördüm.

Kollarım kendi önümde çapraz halde, ellerim Tunç'un ellerinde, gövdesi sırtımla temas haldeydi.

Hani insanın böyle başından aşağı kaynar suların döküldüğü anlar vardır. İşte bu da öyle bir andı.

Atlas'ın gözlerinde soru işareti yoktu. Çok netti oradaki ifade. Hayalkırıklığı şekle bürünse, herhalde ancak böyle görünebilirdi. Ve bana kendimi berbattan öte berbat hissettiriyordu. Ona karşı hiçbir sorumluluğum, verilmiş hiçbir sözüm yokken böyle hissettirebilmesine hayret etsem de Tunç'un ellerinden derhal sıyrıldım. Şuursuz adımlarla Atlas'a doğru yürüdüm. Doğruca ona yürümeme rağmen yüzüme bile bakmıyordu. Çok saçma bir an oldu. Benden bir adım önce karşısına çıkan bir tanıdığıyla selamlaştı. Onlar konuşurken ben de süt dökmüş bir kedi misali sessizce yanında dikildim. 

Tunç bir yandan, Sedef bir yandan olduğumuz yere geldiler. Herkes selamlaştı.

"Sedef, oda arkadaşım. Atlas, dağcılık kulübünden arkadaşım. Tunç'la zaten tanışıyorsunuz."

Sedef'in gözleri bir Tunç'a bir bana bir Atlas'a kayıyor, neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu. Kendim ondan farksızsam da bu kadar belli etmiyordum en azından! Bu esnada Atlas'la Tunç gergin ifadelerle ayak üstü laflıyorlardı.

Tunç, Atlas'a niye geldin diye sormadı. Paylaştıkları ortak geçmiş bu gibi soruları cevaplandırıyordu ve ben hiç istemediğim şekilde tam aralarında kalmıştım. Buraya gelirken Tunç'u göreceğimden haberim yoktu. Gecenin devamında Atlas'ın geleceğinden de haberim yoktu. Benim planladığım bir oyun değildi bu, aksine kendim iki kalenin ortasında seken top misali kalmıştım. Tunç'un keskin bakışları altında son adımı yüzüme bakmayan Atlas'dan yana attım. Atlas beni şaşırtarak elini sırtıma koydu. Tunç, Sedef ve ben aynı anda farkettik. Kafamı kaldırıp yanında durduğum suratsıza,

"Gidelim mi?" diye sordum. Kafasını salladı.

Bir koşu gidip masadan çantamı alıp geldim.

"Yetenekli değilim diyordun ama doğuştan yeteneklisin bence." dedi Tunç giderayak. "Çok esneksin. Bir ara yine çalışalım."

Atlas'ın sessiz gerginliğini nefes aldığım havada soluyordum resmen.

"Ben mi? Hiç değilim ya. Sağ ol yine de. Size iyi eğlenceler." Vedalaşmak üzere Sedef'i öptüm. "Bu gece gelmem muhtemelen. Merak etme." dedim. Atlas duydu. Tunç duydu. Ağzımdan çıkanı kendi kulağım duydu mu? Ondan emin değildim.

Motosiklet kapının önünde duruyordu. Beni önüne katan asık suratının eşliğinde benim için getirdiği ikinci kaskı kafama taktım. Hızlı bir şekilde oturdu. Binebilmek için omzundan güç aldım. Her zamanki hareketimdi ama bu kez farklı hissediyordum. Heyecandan titriyordum resmen. Anında gazladı. Ne zaman evine vardık... motoru park ettik, kapıyı açtı, içeri girdik...hepsi bir göz açımlık sürede olup bitmişti.

Ben yerimden kıpırdamazken o montunu çıkarıp astı. İçeri doğru birkaç adım attı. Salonun ışığını açtı. Bana arkası dönük haldeydi. Rahatlatmak istercesine elini gergin boynundan geçirdi. Büyülenmişçesine boynuna, omuzlarına, sımsıkı sırtına baktım. Sonra yüzünü döndü. Öfkenin bile çok yakıştığı yüzüne baktım.

"Oyun oynuyorsun benimle." dedi burnundan soluyarak. "Gözümün içine baka baka yalan söylüyorsun."

"Söylemiyorum."

"Seni uyarmadım mı? Ne amaçla yaklaştığını söylemedim mi sana? Bilerek yapıyorsun. Beni delirtmekten zevk alıyorsun resmen. Tek bir şey istedim. Onunla görüşme dedim. Tamam dedin ama görüşüyorsun. Ben sorunca görüşmüyorum, arkadaşça konuşuyorum diyorsun. Tamam diyorum. Sen öyle diyorsan öyledir, diyorum. Peki bu gece ne gördüm ben? Dalga mı geçiyorsun sen benimle?"

"Bu gece giderken orada olduğunu bilmiyordum."

"İpek bana yalan söyleme!" dedi bağırarak. "Son anda mı çıktı geldi? Bu adam altı yıldır o kulübe gidiyor. Bu gece Tunç çağırmadı mı seni oraya?"

"Ya hayır diyorum hayır. Ben Sedef'le gittim oraya. Tunç'la hiç konuşmadım gitmeden önce, orada olduğundan haberim yoktu. Dans etmeyi de bilmiyorum, bir kenarda oturuyordum. Kendi geldi, öğreteceğim diye ısrar etti. Ben istemedim, zorla kaldırdı resmen."

"Çok iyi oynuyorsun gerçekten. Neredeyse inanacağım söylediklerine. Seni almaya gelmek istediğimde yurda döneceğim diye beni reddettin ama onunla dans ederken gayet..." Boğa gibi burnundan soludu. "Nedense benim bütün tekliflerimle kıran kırana savaş veriliyor ama Tunç'a gelince hep bir bahanen var. Söyle açıkça, ondan hoşlanıyorum de. Ben de çıkayım hayatından. Bu kadar zor olmasın. Söyle kurtul. Böyle küçük oyunlar peşinde koşma."

"Yeter ya yeter!" dedim sonunda ben de çığrından çıkarak, avaz avaz bağırmaya başladım. "Neden yalan söyleyeyim sana ya? Neden yalan söyleyeyim? Tunç'u istesem Tunç'la çıkarım. Hiç de zor olmaz. Sana hesap mı vereceğim? Bu gece biraz müzik dinleyip kafamı dağıtmak istedim sadece, o da sizin yüzünüzden zehir ziyan oldu. Bir sürü sorumluluğum var benim. Daha önemli işlerim var. Anlamamakta ısrar ediyorsun. İstemiyorum diyorum. Seni de onu da istemiyorum. Ben. Tunç'tan. Hoşlanmıyorum. Anla bunu artık. Düş yakamdan. Yeter. Aranızda kalmaktan bıktım. Geçmişte ne yaşadıysanız yaşadınız, beni hiç ilgilendirmiyor. Ben o kız değilim. Rahat bırak beni!"

Hala ayakkabılarımlaydım, montumu da çıkarmamıştım. Ne halt etmeye bu eve gelmiştim ki zaten? Aptal İpek! Aptal, salak, gerizekalı, bok kafalı İpek! Vur kafanı şimdi. Vur ki aklın başına gelsin. Ne işin var senin burada? Yurda da nah alırlar seni bu saatte. Güvenliğe yalvarır yakarır olmadı kapısında yatarsın. Herşey burada bu ithamları duymaktan iyidir.

Bir hışım kapıya döndüm. Daha kulbuna elimi atmadan Atlas belimden yakaladı. Ona doğru dönemedim. O kadar hızlı çekti ki beni kendine neresine çarptığımı bile anlayamadım. Anında yumruğa dönüşen ellerimi körü körüne savurdum.

"Bırak beni bırak!" diye çığlık çığlığa bağırdım çağırdım debelendim. Bırakmadı. Kendini sakınmak için yüzünü kaçırsa da beni kucakladığı gibi kapıdan uzaklaştırdı. Karanlıkta nereye gittiğimizi göremiyordum. Salonun ışığı yanıyordu, biz karanlıktaydık, dolayısıyla salona gitmediğimiz belliydi.

Birdenbire ayaklarım yere basınca sendeledim, gardımı yeniden alabilmek için bir adım geriledim. Ayağımı arkamda bir yere çarpınca dengemi yitirdim. Düşmemek için son anda bileğini yakaladım, buna rağmen düşmeye devam ettim. O da durdurmadı. Camdan içeri yansıyan gecenin loş ışığında yüzünde eğlenen bir ifadeyle birlikte üzerime düştü. Atlas'ın yatağının üstünde, Atlas benim üstümde, benim bir elim onun bileğinde, onun bir eli benim bileğimde, tıpkı birbirine kenetlenmiş gibiydik. Algılayabildiğim son şey de bu oldu bir an sonra dudakları hırsla dudaklarımı kavradı. Parçalarcasına öpüyordu ve o kadar öfkeliydim ki ben de onu parçalamak istiyordum bu yüzden aynı şiddette karşılık verdim. Bir anlık boşluğundan faydalanıp yüzüne tokadı yapıştırsam da bu sefer tokadım onu durdurmadı. Tekrar daha güçlü şekilde yakaladı ellerimi ve daha da hırsla öpmeye devam etti. Faydasız bir çabayla onu tekmelemeye çalışan bacaklarımı beline sardı ve ağırlığını üzerime verdi. Saldırırım diye de ellerimi tekrar yakaladı. Saldıracak halim hiç kalmamıştı. Çünkü akıldan geriye bir şey kalmamıştı o an bende. Hızlanan kan akışım tenimi kızartır ve artan tutku bir nabız gibi vücudumun farklı yerlerinde atarken kim kimi öptü pek anlayamadım. Öpüşmek miydi bu savaşmak mıydı onu da anlayamadım. Büyüsüne kapıldım ve kendimi akışa bıraktım.

Bir zaman sonra sakinleştik. Dudaklarını çekip yüzünü boynuma saçlarımın arasına gömdü, kulağımın hemen altına tenimin en hassas olduğu o bölgeye öpücükler kondurmaya devam etti. O kadar savunmasız bir haldeydim ki aslında o an ne dese yapardım. Yine de son bir gayretle kendimi toparladım.

"Çekil üstümden." dedim soluk soluğa. "Seninle sevişmeyeceğim."

"Bu gece değil." dedi uysal bir tavırla. "Ama eninde sonunda sevişeceksin."

"Seni istemiyorum anlamıyor musun?"

"Beni istiyorsun ve ben de seni deli gibi istiyorum, biliyorsun, hissediyorsun, asıl sen bunu kabullenmek istemiyorsun."

"Sevişmek değil, ben sevilmek istiyorum ve sevmek böyle bir şey değil." diye sayıkladım. "Bu sadece basit bir tutku. Hayvani bir içgüdü. Benim istediğim bu değil. Bugüne kadar senin yaşadığın hiçbir şey değil."

"Değil zaten." dedi. "Yaşadığım hiçbir şeye benzemiyor. Sürekli kendimi senin yanında buluyorum. Sürekli yanımda ol istiyorum. Seni Tunç'la gördükçe deliriyorum. Bana ne oluyor ben de bilmiyorum."

Son bir kurşunum kalmıştı geriye.

"Ben bu oyunu senin istediğin şekilde oynayamam Atlas. Zayıf düşerim, beni bırak." dedim.

"Öyleyse senin istediğin şekilde oynayalım ama seni bırakmamı isteme." dedi ve öylesine emindi kendinden. "Çünkü bırakamam."

🔥

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro