Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

Bölüm 5: Sürtüşmeler

Kapalı hava ve saatlerce süren yağmurun da etkisiyle hava düne göre oldukça serinlemişti. Neyse ki Cade yağmur yağacağı ihtimalini göz önünde bulundurup odunları kırmış ve ıslanmaması için kulübeye taşımıştı.

"Hâlâ kendini anlatmamak da kararlı mısın?" Diye sordu Cade şömine ateşini harlarken.

Vivian bu kez yerdeki koyun postuna oturup sırtını eski kanepeye dayamış, ağrıyan ayağını da düz bir şekilde uzatmıştı. Ayağını en kolay bu şekilde sabit tutabiliyordu.

"Anlatacak pek birşey yok ki. Sadece Leydi Vivian Walmond'um, o kadar." Diye omuz silkti. Ne diyecekti ki zaten? Sosyetenin en ünlü leydilerinden biriyim. Peşimden koşmayan soylu erkek kalmamıştır ama tabi ki  o kadar kibirliyim ki hiç birini kendime layık görmüyorum. Ah, bir dakika!  Artık sosyeteden dışlanmış bir leydiyim. Sebebi ise üvey kardeşimin annemle beni mirasından men etmesi. Onun sebebi ise çok ayrı. Çocukluk yıllarımızdan başlayan bir geçinememe hikayemiz var...

Düşündükçe kendi bile yorulurken ve yaşadıklarını unutmak isterken nasıl Cade'e anlatabilirdi? Üstelik tüm bunları bilirse Cade onun hakkında ne düşünürdü? Peki Cade'in ne düşündüğü neden önemliydi?

"Geçmişinde azılı bir suçlu olmadığını düşünüyorum" diye takıldı Cade. 

"Azılı suçlu olmadığıma garanti verebilirim, ama pek de iyi birisi değildim." Vivian bir an duraksadı ve alçak daha alçak bir tonda ekledi. "Çok hata yaptım."

Cade son odun parçasını da ateşe attıktan sonra gelip  Vivian'ın karşısına oturdu.

"Hata yapmak kötü bir şey değildir Vivian. Herkes hata yapar. Hayatı böyle tanırız. Herkesin hayatı, yaşadığı şeyler kendine özgü ve ne yazık ki bu hayatın bir kullanma kılavuzu ya da bir rehberi falan yok. Hatalar hayattaki en büyük yol  göstericimiz. Onlar sayesinde kendimizi, insanları, dünyayı tanıyor ve olgunlaşıyoruz."

"Hatalarla hayatımızı mahvediyoruz." Diye tamamladı Vivian. Cade kadar iyimser olamayacaktı.

"Hadi ama, burada benimle mahsur kalan biri olarak hayatı mahvolmuş olmaktan çok uzaksın şuan." Diye takıldı Cade.

"Nasıl bu kadar kendini beğenmiş olabiliyorsun acaba?" Vivian sitem ediyor ancak bir yandan da gülümsüyordu.

"İçimden bir ses kendini beğenmişliğin kitabını senin yazdığını söylüyor" Cade bu sefer neredeyse otuziki diş birden sırıttı. Eh, Vivian'ın buna itiraz edecek hali yoktu. Aslında kendini beğenmiş değildi ama bazı davranışları onun böyle tanınmasına neden olmuştu. İnsanların, özellikle sosyetenin kendisi hakkında ne düşündüğünü biliyordu Vivian.

"Evet, herkes kendini beğenmiş, kibirli, burnu havada biri olduğumu söyler. Yüzüme değil tabi, arkamdan konuşurlar  ama hepsi kulağıma gelir." Umursamaz gibi omuz silkti.

"Demek öyle. Başka ne gibi şahane özelliklerin var peki?"

"Bir de bencil olduğumu söylerler. Dur bakayım, insanlara tepeden bakıyorum, kimseyi kendime layık görmüyorum..."

Cade yerinden kalktı ve kanepeye, Vivian'ın tam karşısına oturup gözlerinin içine baktı.

"Başkalarını boşver Vivian," dedi alçak ama Vivian'ın kulağına çok hoş gelen bir tonda. "Sen kendin için ne dersin?"

Vivian ne diyeceğini bilmiyordu. Dahası Cade'in gözlerine takılıp kalmıştı. O kadar yakınlardı ki... Vivian konuşmaya başlamadan önce dudakları birkaç kez istemsizce titredi.

"Sadece darmadağın olduğumu söyleyebilirim Cade," dedi kısılan sesiyle. 

O an annesinin sesi kafasında yankılandı.

"Erkekler sorunlu kadınlardan hoşlanmazlar. Onlara asla dertlerinden bahsetmemelisin. Canın sıkkın olsa dahi belli etmemeli, neşeli davranmalısın. Mutsuz, kederli kadınları hiçbir zaman erkek sevmez..."

Vivian bu sesi aklından silmeye çalıştı. Hayatı boyunca annesini dinleyip ona yaranmaya çalışmıştı. Soylu ve asil bir leydi olabilmek için saçma sapan kuralların içine hapsolmuştu. Hiç hoşlanmadığı erkeklerle sırf onun gönlü olsun diye flört etmiş, zengin bir koca bulmaya çalışmıştı ve bu süreçte yaşadığı sıkıntıyı, mutsuzluğu hep kendi içine atmıştı. Evet, mutsuzdu Vivian. Artık bunu paylaşabileceği birine ihtiyacı vardı. Bu kişi Cade olabilir miydi?

"Neden darmadağınsın?" Cade'in sesi oldukça ilgili görünüyordu ama neden? Neden birisi sadece bir gündür tanıdığı birinin derdiyle ilgilensindi ki?

"Boşver Cade," dedi Vivian başını şömine ateşine çevirerek. "Kederime kimseyi ortak etmek istemiyorum."

"Peki ya ben ortak olmak istiyorsam?"

Vivian şüpheci gözlerini Cade'e çevirdi.

"Neden? Neden umursuyorsun ki? Senin için şımarık bir leydi değil miyim? Öyle ima etmemiş mıydın?"

"Sen de şımarık bir sosyete güzelinden daha fazlası var ama insanların seni hep öyle görmesini istediğini anlayabiliyorum ve bu beni umursamaya itiyor. İçindeki dünyaya duvar örmüş ve kimseyi yaklaştırmak istemiyor gibisin."

Vivian şaşkınlıkla Cade'e bakakaldı. Nasıl bu kadarını anlayabiliyordu?

"İnsan sarrafı olduğumu söylerler" dedi Cade sanki Vivian'ın aklını okumuş gibi.

"Sen benim için sadece basit bir köylü adamsın ve ben böyle bir adamla dertleşecek değilim." Bunları söylerken Vivian'ın yüreğinde bir sızı oluştu ancak önemsememeye çalıştı. Daha önce hiç kimsenin varlığına, dostluğuna, sevgisine kendini alıştırmamıştı. Biriyle yakınlık kurmak onu güçsüz hissettiriyordu. Eğer Cade'e alışırsa ve gün gelir Cade onun kalbini kırar da ne yapacaktı? Eninde sonunda olacağı buydu zaten. Şimdiye dek hiç aşık olup aşk acısı çekmemişti ama dostları, arkadaşları tarafından değersiz hissettirdiği çok olmuştu. Hiç birinin kendisini gerçekten sevmediğini biliyordu. Sırf sosyetede popüler diye ona yaranmaya, şânından faydalanmaya çalışmışlardı. Şimdi düştüğünde de hiç biri yanında değildi zaten. İnsanların doğası böyleydi. O yüzden kimseye değer vermenin, kendini bağlamanın bir anlamı yoktu.

Yine de...

Sözlerinin ardından Cade'in gözlerine yerleşen ifade canını yakıyordu. O anlayışlı, sevecen bakışlar gitmiş de küçümseyici bir ifade gelmişti sanki.

"Belki de darmadağın olmayı haketmişsindir." Dedi Cade sert bir biçimde. Ardından kalkıp üzerine eski battaniyesi alarak yerdeki koyun postu halının üzerine sırtı Vivian'a dönük şekilde uzandı.

Vivian dolan gözlerini kırpıştırdı. Ağlamamalıydı. Cade'e haksızlık ettiğini biliyordu ama onunla samimiyet kurup yakınlaşma fikri Vivian'ı korkutuyordu.  Cade'in farklı ve yoğun bir enerjisi vardı.  Daha önce karşılaştığı bir şeye benzemiyordu. Göz göze geldikleri am Vivian panikliyor, utanıyor ve ne yapacağını bilemiyordu. Tüm bunlar sosyetenin en gözde leydisi için çok yeni ve bilinmedik şeylerdi. Hayatı boyunca hiçbir erkekten hoşlanmamışken şimdi sadece bir gündür tanıdığı birisinden etkilenmek akıl işi miydi?

Bir süre özür dileyip dilememek arasında kararsızlık yaşadıktan sonra vazgeçti ve Cade'in ona ayırdığı yatağa gidip uzandı. '

'hayatımdaki değişimlerden dolayı ne hissedeceğimi bilemeyecek haldeyim' dedi kendi kendine. Cade'den etkilendiğini sanmasının tek açıklaması bu olabilirdi.

Ertesi gün Vivian'ın ısrarları üzerine yola çıktılar. Cade bir akşam daha kalması için ısrar etmiş ancak Vivian kabul etmemişti.  Ayağı iyi sayılırdı ve Cade ile bir gün daha baş başa kalmayı duygusal olarak kaldırabileceği mi sanmıyordu. Saçma sapan bir durumun içindeydi ve bir an önce bundan kurtulması gerekiyordu. Cade'in ısrarlarına karşın daha fazla kalamayacağını, gerekirse tek başına gideceğini söylemişti.

Elbette Cade onu yalnız gönderecek kadar umursamaz değildi.

Şiddetli yağan yağmur yüzünden etraf hala çamur içindeydi. Vivian'ın kurumuş olan elbisesi aldığı lekelerden dolayı büyük ihtimalle bir daha kullanılamayacaktı. Özellikle etek uçları tamamen mahvolmuştu.  Ayrıca ağrımaya başlayan ayağıyla kayan çamurda yürümek de bir hayli zordu. Mecburen Cade'in kolundan tutup destek almak zorunda kalıyordu.

Kabul etmek istemiyordu ama ağrısı git gide artıyordu bu yüzden bir hayli yavaşlamışlardı.

"Bu gidişle anca akşama varırız diye söylendi Cade."

"Üzgünüm, tekrar ağrıyacağını düşünmemiştim. Sabah hiç ağrı sızı yoktu."

"Sözümü dinlemen gerekirdi. Şimdi belki de daha kötü olacak." Cade sanki çocuk azarlar gibi söyleniyordu.

"Kendimi iyi hissediyordum."

"Doktor üç gün üstüne basmamanı söylemişti ama senin şımarıklığın yüzünden şimdi hem ayağın daha kötü olacak, hem de benim tüm günüm sana bakıcılık etmekle geçecek."

Tüm bu sızlanma ve suçlamalar karşısında Vivian sinirlendi.

"Tanrı aşkına Cade!" Diye bağırdı. "Bana kızgınsan eğer bunu direk yüzüme söyle! Dolaylı yollardan laf sokup durma."

Durmuşlardı ve Vivian iki elini beline koymuş bekliyordu. Cade Vivian'la yüz yüze geldi ve gözlerinin içine baktı,

"Kızgın mı sana neden kızgın olayım? Ben sadece basit köylü bir adamım. Bir leydiye kızma hakkım olabilir mi?"

"Öyle demek istemediğimi biliyorsun." Dedi Vivian sesini alçaltarak.

"Bence tam da aklından geçeni söyledin."

Cade bir an sinirle yürümeye başlayınca Vivian desteksiz kaldı. Pekala, onsuz da yürüyebilirdi. Birkaç adım attı ancak bacağına her yüklendiğinde ayak bileğindeki ağrı daha da artıyor gibiydi. Yine de yardım istemeyecekti. Bir adım... İki adım.... Beş adım...

Cade hızla yürürken araları bir hayli açılmıştı ancak adam bir anda duruverdi. Vivian'a, daha dün tanıdığı bir kadına davranışı yüzünden içerlemeye hakkı yoktu. Ani hareketle dönüp tekrar Vivian'ın yanına geldi, ani hareketle onu belinden kavrayıp kaldırarak kolları arasına aldı. Vivian şaşkınlıkla çığlık atarken dengesini sağlamak için kollarını Cade'in boynuna doladı.

"Ne yapıyorsun Cade?"

"Seni bir an önce evine götürmeye çalışıyorum küçük baş belası."

Cade kollarında Vivian varken bile hızından bir şey kaybetmemişti ve bu güç Vivian'a fazlasıyla çekici geldi. Cade'in kolları arasında nefesini tuttuğunu bile farkında değildi. Kalbi daha önce hiç hissetmediği kadar hızlı çarpıyor, yanakları alev alev yanıyordu. Alnı tam olarak Cade'in boynunun altına değiyordu. Azıcık başını kaldırsa dudakları kirli sakalla çevrili çenesine, boynuna temas edebilirdi! Ve içinde deli gibi bunu deneme isteği vardı, Tanrı aşkına!

'bunu yapma sakın!' diye uyardı kendini içinden. Ama Cade fazlasıyla çekiciydi. Sert göğsü ve kolları inanılmaz rahattı ve insanda kedi misali gevşeme isteği uyandırıyordu.

Hayır!

"Bunu neden daha önce yapmadın ki? Saatlerdir acı çekiyorum!" Diye söylendi Vivian. Oluşan garip sessizliği bozmak ve aklındaki düşünceleri bir şekilde kovmak zorundaydı.

"Dersini al istedim" dedi Cade üstünlük taslayarak.

"Yani bile bile canımın yanmasına razı oldun!"

"Biraz daha söylenmeye devam edersen seni bırakacağım!"

"Gerçekten kaba-"   "Ahhhh! Tanrım!"

Cade bilerek Vivian'ı bırakır gibi yapınca Vivian Cade'in boynuna daha sıkı sarılmış ve daha kötüsü tam da göz göze, dudak dudağa kalmışlardı.

"Kaba olduğumu mu söylüyordun?" Diye sordu Cade. Neden sesi Vivian'a dünyada dinlemek istediği tek ses gibi hissettiriyordu?

Vivian 'hayır' anlamında başını sallayınca Cade zafer kazanmış gibi gülümsedi. Vivian bunun altında kalmayıp illaki iğneleyici bir cevap verirdi ancak şu anda Cade'in kucağındayken kontol tamamen Cade'in elindeydi. Vivian'ın hararetle didişmeye değil biraz sakinleşmeye ihtiyacı vardı. Yolun geri kalanında gözlerini yummayı ve şu anda onu isteyen, arzulayan bir erkeğin kucağında olduğunu hayal etmeyi seçti. Tabi bu hayal kısa bir an sonra annesinin giderek yaklaşan bağrışlarıyla bölünecekti.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro