Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

FİNAL / part:2

Ertesi gün Henfield'e döndüklerinde vakit öğleni geçmiş bulunuyordu. Daisy'nin yorgunluğunu atabilmek için uykuya ihtiyacı vardı. Sarsıntılı araba yolculuğu yetmezmiş gibi Adrian'ın muziplikleriyle başa çıkmak zorunda kalmış ve sonuç olarak başarısız olmuş, daha da yorulmuştu. Kırsalın bozuk yollarında sarsılarak ilerleyen arabada sevişmek kolay bir şey değildi ama yine de keyifli zaman geçirmiş olduklarının da farkındaydı. Adrian ile aralarında hiçbir kuşku ya da tereddüt kalmamış gözüküyordu ve bu oldukça iç rahatlatıcıydı.

Akşam yemeği için uyandığında yatağın diğer tarafının bozulmamış olduğunu görünce şaşırdı. Adrian çalışma odasında biraz işi olduğunu, sonra gelip dinleneceğini söylemişti ama görünüşe göre hala çalışıyordu. Bunu Adrian'la uygun bir zamanda tekrar konusması gerektiğini not etti kafasına. Bu adamın biraz kendi sağlığını düşünmesi gerekiyordu.

“İyi akşamlar Leydim, sizi akşam yemeği için hazırlamaya geldim.” Dedi genç hizmetçi kız. Uyanmasından sadece birkaç dakika sonra gelmişti. Daisy kısa bir an düşündükten sonra kızın isminin Gilda olduğunu hatırladı.

“Teşekkür ederim Gilda, ben kendim halledebilirim. Kont hala çalışma odasında mı?”

“Kont Ramsey sizi arka bahçede bekliyor Leydim. Akşam yemeğini başka yerde yiyeceksiniz.”

“Nerede?” Daisy'nin şaşkınlığı sesine yansımıştı çünkü bahçe ile akşam yemeği arasında bir bağlantı kuramamıştı.

“Ben sadece bu kadarını söyleyebilirim.” Dedi genç kız gülümseyerek. “Ama tüyo vermem gerekirse Kont oldukça şık gözüküyordu.”

Daisy'nin tek kaşı düşünceli bir şekilde havaya kalktı. Bir yere davetli olsalar Adrian mutlaka söylerdi. Ayrıca yakın mesafede hiç komşuları yoktu, çevredeki tüm topraklar Ramsey mülküne aitti. Neler oluyordu?

“Misafirimiz mi olacak?” Diye sordu bu kez saçlarını taramaya başlamışken.

“Hayır Leydim. Ancak yemeği başka yerde yiyeceksiniz. İzin verin hazırlanmanıza yardım edeyim.”

Gilda'nın ısrarıyla yavru ağzı, üzerinde çiçek desenleri ve yaka kısmında mor şeritleri olan bir elbise seçtiler. Yine Gilda'nın önerisiyle Daisy saçlarını açık bıraktı. Dalgaları omuzlarından aşağı dökülürken gördüğü görüntü hoşuna gitti ancak bu bir davet için uygun değildi.

“Saçlarımı böyle bırakmam konusunda emin misin Gilda?” diye sordu son kez.

“Kesinlikle Leydim. Bu halinizle inanılmaz güzel görünüyorsunuz.”

Boynuna taktığı elmas kolye ile görüntüsü tamamlanırken aynadaki yansımasından bir hayli memnundu. Meraklı bir halde aceleci adımlarla merdivenleri inip arka bahçeye açılan büyük kapılardan geçtiğinde Adrian'ı sütunlardan birine yaslanmış halde kendisini beklerken buldu. Adrian sanki bir baloya katılacakmış gibi şık bir takım giymişti. Bacaklarını saran düz, sade pantolonu üzerinde siyah, yer yer  işlemeleri olan oldukça şık bir ceket vardı. Gömleğinin yaka ve kollarını süsleyen fırfırlar günlük giyilebilecek bir kıyafetten çok uzaktı. Koyu renk saçları geriye doğru taranmış, bir süredir kesmekten vazgeçtiği sakalı yüzüne oldukça hoş bir hava katmıştı.

“Tüm bu özen nereden çıktı böyle?” diye sordu Dasiy, yüzünde engel olamadığı bir gülümsemeyle Adrian'a yaklaşırken.

“Gördüğünden hoşnut gibisin?” Adrian'ın yüzünde oyuncu bir gülümseme belirmişti ve bu ifade aslında Daisy'nin hoşuna gidiyordu.

“Kesinlikle öyleyim Lordum. Peki ya siz?” Cilveli bir şekilde gülümserken başını hafifçe yana eğmiş, Adrian için öpülesi görünen o narin boynunu ortaya çıkarmıştı. Adrian karısına yaklaştı ve kalın bukleler halinde omuzlarına inen saçlarını hafifçe okşadı. Ardından birazdan öpücüklerine maruz bırakacağı teninde parmaklarını gezdirdi.

“Hayatımda gördüğüm en güzel şeysin”  diye mırıldandı hayran bakışları eşliğinde. Tuhaf bir şekilde Adrian'ın sesi fazlasıyla erotik geldi Daisy'e. Bunun nasıl olduğu hakkında bir fikri yoktu. Belki de üzerindeki bakışlarından dolayı öyle hissediyordu. Ama her nedense, hoşuna gitmişti. Adrian ona gerçektende hayatında gördüğü en güzel şeymiş gibi bakıyor ve onu istiyordu. Bunu bilmek Daisy'nin harika hissetmesini sağladı.

“Lütfen bana eşlik et,” diyen Adrian kolunu uzattı ve Daisy de kocasının koluna girip başını omzuna yasladı. Güneş neredeyse batmış, tepelerin ardında belli belirsiz bir kızıllık bırakmışken, fenerlerle aydınlatılmış patika yolda ilerlediler. Nereye gittikleri hakkında hiç fikri yoktu Daisy'nin. Burada bulunduğu kısa birkaç gün boyunca Adrian'ın sağlığıyla öyle meşgul olmuştu ki ne malikaneyi doğru düzgün gezebilmiş, ne de bahçeye göz atabilme fırsatı olmuştu.

Patika hafifçe aşağı doğru inmeye basladığında ve ağaçlar seyreldiğinde önlerinde gün batımının yansımasını göstere  harika bir göl manzarası, ve fenerlerle ışıklandırılmış bir kulübe çıktı. Biraz daha yaklaştıklarında bunun sadece bir kulübe olmadığını fark etti Daisy. Bir kısmı taş duvardan, bir kısmı ise tamamen camdan oluşan bir yapıydı.

“Neresi burası?” diye sordu heyecanla.
“Haydi gel, göstereyim.”

Uzaktan kulübe olduğunu sandığı yapı aslında içerisinde rengarenk güller olan bir kış bahçesiydi. Özenle hazırlandığı her halinden belliydi. Daisy heyecanla içeriyi gezerken ilk defa bu kadar çok gül türünü bir arada görüyordu. Hepsi cok bakımlı, iri, rengarenk ve inanılmaz hoş kokuluydular. Sarmaşık bir tür, kocaman çicekleriyle cam tavanın bir kısmını kaplamış, diğer tarafından ise gökyüzünü serbest bırakmış görünüyordu. Yapının tuğla duvar kısmının olduğu yerde ufak bir şömine, ve hemen önünde yere serilmiş yumuşak tüylü bir halı bulunuyordu. Ve yastıklar... Hemen sol tarafında özenle hazırlanmış iki kişilik bir masa.

“Adrian... Burası çok... Güzel..”

Adrian Daisy'nin parmaklarını kavrayıp nazik bir öpücük kondurdu ve yönlendirip masaya oturttu.

“Burayı senin için inşaa ettirdim.” Dedi kadehlere şarabı doldururken.

“Benim için mi? Ama nasıl? Neden?”

Adrian ortamı aydınlatan fenerlerden birini masanın kenarına yerleştirdi ve geçip Daisy'nin karşısına oturdu.

“Burası aslında iki yüz yıl önce atalarım tarafından inşaa edilmiş. Ben küçükken ambar olarak kullanılıyordu ancak yıldırım düşmesi sonucunda bir kısmı yıkıldı. Gördüğün duvarlar o zamandan kalma. Aslında burayı ne yapacağımı uzun süredir düşünüyordum. Taa ki Leighton'da ki seranı görene kadar. Orayı ne kadar sevdiğini görünce Henfield'de de böyle bir yer olsun istedim. Tanıdığım bir mimar arkadaşıma seranın çizimlerini gönderdim ve o da kısa sürede böyle bir şey açığa çıkardı. Eski halinden kalan duvarları yıkmamak onun fikriydi. Kalan kısmı tamamen camdan inşaa etti. Bitkiler için ise bahçivandan yardım aldım.”

Daisy gözleri dolmuş halde etrafı tekrar süzdü. Güller mükemmel görünüyordu ve onların aralarına eklenen budanmış şimşirler, kaktüsler, küçük heykelcikler bahçeyi masalsı bir hale getirmişti. Nilüfer havuzu ortama ayrı bir güzellik katmıştı. Ufak şömine ise oturma alanını daha kullanışlı bir hale getirmişti. Boydan boya uzanan camların ardındaki göl manzarası ise ayrı bir güzellik oluşturuyordu. Burası Daisy'nin gerçekten de vakit geçirmekten hoşlanacağı bir yerdi.

“Bayıldım.” Derken gözünden ufak bir damla yaş süzüldü. Adrian masanın karşısından uzanıp gözyaşını sildi ve yanağını okşadı.

“Ağlamana dayanamıyorum.”

“Mutluluktan ağlıyorum. Teşekkür ederim Adrian. Bu yaptığın benim için ne kadar değerli bilemezsin.”

Adrian kalkıp Daisy'nin yanına geldiğinde Daisy dayanamadı ve kendini onun kollarına atıp doya doya sarıldı, yağmur sonrasını andıran kokusunu doya doya içine çekti. Adrian’da onu çekip kendine yasladı ve kaybetmekten  korkarcasına kollarıyla sımsıkı sardı. Hayatındaki en değerli şeyi olduğunun farkındaydı.

Daisy Adrian’ın gözlerine mutluluktan parlayan gözlerle baktı ve uzanıp sevdiği adamın dudaklarına  teslim etti kendini. Tam o an da yemek ikisi içinde önemsiz bir hale geldi. İstedikleri tek şey birbirilerinin kollarında erimek, bütünleşmek ve sonra tekrar erimekti.

Adrian ellerini Daisy'nin beline yerleştirip daha çok kendine çekti ancak kontrolü ele almadan, Daisy'nin özgürce davranmasına izin verdi. Daisy kollarını boynuna dolayıp kedi bedenini onunkine cesurca bastırırken ve dudakları ısrarcı bir hal alırken Adrian bunun keyfini çıkarmaya karar verdi. Daisy kollarında kıvranıp, tırnaklarını ensesine batırırken ve dudaklarının hareketleri hoyratlaşırken onun bu arzusunu hissetmek harikaydı. Daisy'nin nazik başlayan öpüşü git gide alevleniyordu.

“Sabaha göre beni fazla özlemiş görünüyorsun.” Dedi Adrian çapkın bir biçimde gülümserken.

Daisy parmaklarını Adrian'ın boynuna indirdi ve sonra sakalları arasında gezdirdi.

“Sen özlemedin mi?” diye sordu masumca. Ama parmaklarının göğsüne inip gömleği üzerinde tembelce gezinişinin Adrian için ifade ettiği şey hiç de masumca değildi.

“Seni her dakika özlüyorum Daisy,” diye mırıldandı dudağına bir öpücük kondurmadan önce.

“Bu gece kontrol sende. Kendimi sana bırakıyorum.”

Bu Daisy'nin hem şaşırmasına hem de bir parça paniklemesine neden oldu. Şu ana dek her zaman yönlendiren taraf Adrian olmuştu. Kendi ihtiyacı kadar Daisy'nin ihtiyacını anlayabilme konusunda da oldukça iyiydi ve kendisine tereddüt etme zamanı tanımamıştı. Bu yüzden Daisy ne yapacağı konusunda hiç düşünmemiş, Adrian'ın yönlendirmesine izin vermişti. Şimdi ise...

“Ne yapman gerektiğini biliyorsun hayatım. Sadece içinden geldiği gibi davran.” Dedi Adrian, karısının tereddüt ettiğini fark edince.

“Sanırım önce seni üzerindekilerden kurtarmalıyım,” diye mırıldanan Daisy Adrian'ın gömleğinin dügmelerini çözmeye başladı. Çok kısa bir süre sonra artık parmakları Adrian'ın teniyle temas ediyordu. Ona böyle yakın olmak, teninin sıcaklığını kendi teninde hissetmek tarifi zor ama çok güzel bir histi Daisy için. Yaklaşıp dudaklarını boynuna değdirdiğinde bir an öylece kaldı. Bu yakınlığı tadına vara vara yaşamak istiyordu. Dudaklarının hareketi yavaş ancak ardındaki izleri Adrian için kavurucuydu. Ceketi ve gömleği birlikte yere düştüğünde Daisy kısa bir an onu süzdü. Geniş omuzları, ve heybetli duruşuyla oldukça çekici bir adamdı Adrian ve onun kocasıydı. Bulduğu her fırsatta izlemekten keyif aldığı bu çekici vücuda sahip olan adam ona aitti. Sadece ona.
Parmakları pantolonunun üzerindeki şiskinlikte duraksadığında Adrian'ın kısık bir şekilde nefesini verdiğini duydu. Baktığında gözlerinin kısılmış, dudaklarının aralanmış olduğunu gördü. Aldığı her nefeste göğsü inip kalkıyordu. Daisy pantolonun düğmelerini çözerken kalp atışlarının hızlandığını ve yanaklarının kızardığını hissetti. Daha önce defalarca sevişmiş olmalarına rağmen birazdan göreceği manzara hala çekinmesine neden oluyordu.

Hayır. Bu akşam Adrian kontrolü ona vermişti. Çekinmeyecekti. Buna gerek yoktu.

Pantolonu sıyırıp erkekliğini avuçları arasına aldığında başını kaldırıp kocasının gözlerinin içine baktı. Artık birbirlerinin nefes alış verişini duymaya başlamışlardı.

“Ben hala fazla giyiniğim, soyunmama yardım eder misin?”

Adrian kasıklarındaki parmakların hareketi yüzünden inledi ve uzanıp Daisy'nin boynundan öpmeye başladı. Fazlasıyla ıslak ve nazik olmaktan uzak bir öpücüktü. Daisy kıkırdayarak geri çekildi,

“Önce beni soyman gerek.” Diyerek durdurdu onu. “Unutma, bu gece kontrol bende!”

Adrian onu döndürdü ve arkadan beline sarılıp omzunun açıkta kalan kısımlarına ufak ısırıklar bıraktı. Ardından sırtına dökülen ipek gibi saçları toplayıp omzu üstünden göğsüne dökülmesini sağlayıp elbisenin arkasındaki dügmeleri çözmeye başladı. Neyseki Adrian dügmeler konusunda Daisy'den daha becerikliydi ve kısa sürede amacına ulaştı. Elleri arkadan uzanıp Daisy’nin belinde gezinmeye başladığında Daisy başını geriye, Adrian'ın sağlam omzuna yasladı.

“Bana ne istediğini göstermelisin” diye mırıldandı Adrian kulağına. Bunun üzerine Daisy Adrian'ın elini tutup göğüsleri üzerine götürdü. Adrian iç elbisesinin incecik kumaşı üzerinden göğüslerini kavrayıp sıkmaya başladığında dudaklarından kaçan inleyişe engel olamadı. Ardından Adrian iç elbisesini de omuzlarından sıyırdı ve çekiştirerek elbise yığınının kapçalarından aşağı düşmesini sağladı. Artık ikisi de tamamen çıplaktılar.

Daisy Adrian'ın elini tutup kendi kasıkları arasına götürdü çünkü bir an önce buna ihtiyacı vardı. Adrian'da parmaklarını ustaca kullanarak karısının isteğini yerine getirdi. Daisy kollarında kıvranmaya başlaması ve inleyişlerinin artması kendisini de daha istekli hale getiriyordu.
İkisi de artık dayanamayacaklarını anladıklarında şömine önündeki yumuşak tüylü halı üzerine uzandılar. Adrian sırt üstü yatıp Daisy'i kendi üzerine çıkardı.

“Böyle yapmak istediğinden emin misin?” diye sordu Daisy. Daha öncesinde altta uzanan hep Daisy olmuştu. Bu şekilde ne yapması gerektiğinden pek emin degildi.

“Eminim hayatım. Endişelenme, hoşuna gidecek.”

Daisy bacaklarını açıp Adrian'ın üzerine yerleştiğinde tedirgindi ancak kendini Adrian'ın gözünden görebilse, bu halde onun gözüne ne denli çekici gözüktüğünü bilse bir dakika dahi tereddüte düşmezdi. Omuzlarından şelaleden süzülen su misali düşen saçları ve hareketiyle zıplayan göğüsleri Adrian için tam bir görsel şölendi. Erkekliği tamamen yuvasına yerleştiğinde parmakları da birbirlerini kavradı ve vücutları sanki önceden belirledikleri bir ahenkle dans etmeye başladığında bu şölen daha da şenlendi. Çığlıkları bir biri ardına geliyor, bir bestenin inişli çıkışlı notalarını andırıyordu.

Adrian son noktaya yaklaşırken Daisy'i kendine çekip yasladı ve belinden sıkıca kavradı. Ten tene, göz göze...

“Söyle!” dedi Daisy'e nefes nefese, hala içinde doruğa tırmandıran hareketlerine devam ederken.

“Ne söylememi istiyorsun?” Daisy'de nefes nefese kalmıştı.

“Bunu biliyorsun, sadece söyle!”

Daisy o an anladı. Adrian'ın itiraf edip, Daisy'nin aslında hiç söylemediği bir şey vardı. Çok barizdi ancak, dile getirilmemiş bir şeydi.

“Seni seviyorum Adrian!” dedi. “ Seni çok seviyorum!”

Tam o an ikisi de tüm zerrelerine kadar birbirlerine karıştılar.

Daisy tüm bedeni pelte haline gelmiş gibi Adrian'ın göğsüne yığılıp kaldığında Adrian onu daha da sardı bedeniyle. Uzanıp yan tarafta katlanmış olan battaniyeyi çekip üzerlerine örttü ve karısının saçlarına öpücükler kondurdu.

“Sen benim güneşimsin,” diye mırıldandı Adrian saçlarını okşarken. “Mayıs Güneşi'm”

Daisy başını kaldırıp Adrian'a baktı ve sevişme sonrasının verdiği mahrurlukla gözlerini kırpıştırdı.

“Neden Mayıs Güneşi?”

“İngilterenin havasını bilirsin, özellikle kırsalda kışlar daha sert geçer. Nisan yağmurları bitene kadar baharın geldiğini hissetmek zordur. Ancak o yağmurların ardından iç ısıtan bir Mayıs Güneşi gelir ve kışın kasvetini alır götürür. Toprak uyanır, doğa uyanır, çiçekler açar ve her yan mis kokulara bürünür. Doğa da şenlik başlar. Sen de benim hayatıma bir güneş gibi doğdun Daisy. İlk tanıştığımızda Mayıs ayının ilk günleriydi ve o tanışmadan sonra hayatım değişti. Uzun zamandır kasvet çöken hayatıma ışık oldun, umut oldun, baharı getirdin. Bu yüzden sen benim Mayıs Güneşi'msin. En kıymetlimsin. Var olduğum sürece seni sevmekten vazgeçmeyeceğim.”

Daisy bu sözler karşısında ne diyeceğini bilemiyordu. Öyle mutluydu ki kelimelerle tarif edemiyordu. Gözlerini kırpıştırıp yaşları geri göndermeye çalıştı.

“Adrian, mutluluğumu anlatacak kelimeler bulamıyorum... Birkaç ay önce Londra’ya giderken aklımda kesinlikle böyle bir aşk hayali yoktu. Aşktan tamamen umudu kesmiş ve mutlu bir aile kuramayacağımı kabullenmiştim. Şimdi bu sözleri duyuyor olmak  inanılmaz.”

“Buna alışsan iyi edersin çünkü sık sık söyleyeceğim. Her fırsatta seni ne kadar sevdiğimi tekrar hatırlatacağım.”

Adrian uzanıp dudaklarını nazikçe öptü ve ardından yüzünü okşamaya başladı.
“Seni ve çocuklarımızı.”

“Çocuklarımızı mı? Gerçekten bir çocuk istiyor musun?” diye sordu Daisy şaşkınca. Daha önce hiç bu konudan bahsetmemişlerdi.

“Hayatım, sence bir çocuk istemiyor olsam tohumlarımı içine bırakır mıydım?”

Daisy gerçekten de defalarca birlikte olmuş olmalarına rağmen hamilelik ihtimalini nasıl olup da hiç düşünmemiş olduğuna inanamıyordu. Bu unutulacak, ihmal edilecek bir şey değildi.

“Beni sevdiğini fark ermeden önce birçok kez birlikte olduk. Gerçekten sevmediğin bir kadından çocuğun olmasını göze almış mıydın?” diye sordu yine şaşkınlıkla.

“Sevmediğim değil, sevdiğimi henüz fark edemediğim kadın,” diye düzeltti Adrian parmaklarını karısının çıplak omzunda gezdirirken. “Ve bahsi geçen kadın karım olduğuna göre çocuk sahibi olma konusunda her hangi bir önlem alma ihtiyacı hissetmedim.” Sonra aniden aklına başka bir şey gelmiş gibi kaşlarını çattı.

“Yoksa sen istemiyor musun?” diye sordu tereddütle.

“Hayır, hayır! Sadece senin bunu istediğini bilmiyordum. Yoksa tabi ki çocuk sahibi olmak istiyorum. İkimize ait bir parçaya sahip olmak benim için dünyanın en güzel şeyi olurdu.”

Adrian bunun üzerine doğruldu ve Daisy’i omzundan yan tarafa yatırıp üzerine eğildi. Dudaklarına, boynuna, göğüslerine tekrar öpücükler kondurmaya başladı.

“O zaman bunun için daha fazla çalışmalıyız.”

“Şey, sanırım buna gerek olmayabilir,” derken Adrian'ın sakalından gıdıklanarak kıkırdadı Daisy.

“Nasıl yani?”

“Deminden beri kafamda hesap yapıyorum, on gün geciktiğimi fark ettim. Hiç bu kadar uzun olmazdı. Son zamanlarda yaşananlardan dolayı dikkatimden kacmış olmalı sanırım.”

“Yani bu hamile olduğun anlamına mı geliyor?” diye sordu Adrian hevesle yerinde doğrularak.

“Hamile olabileceğim anlamına geliyor. Defalarca birlikte olduğumuzu düşününce bu çok mümkün ama doktorla görüşmeden emin olamayız.”

“Öyleyse yarın ilk iş doktora görünüyorsun.” Diyen Adrian karısını tekrar öptü. Sanki buna doyamıyormuş gibi vücudunun her noktasına dudaklarının izini bırakıyor, teninin kokusunu içine çekiyordu. Elini Daisy'nin karnına götürdü ve henüz dümdüz olan teninde gezdirdi.

“Orada olsan iyi olur ufaklık, çünkü burada seni tüm kalbiyle sevecek bir anne baban var. Ben olsam bu fırsatı kaçırmazdım.”

Sözleri Daisy'i güldürürken Adrian karısına tekrar sarıldı ve onu kolları arasına aldı. Battaniyenin altında çıplak bir halde birbirlerine soklup bir yapbozun parçları gibi birbirlerini tamamladılar.

“Hayatıma zorla girdiğin için ne kadar minnettar olduğumu bilemezsin. Seni seviyorum Mayıs Güneşi'm ve daima seveceğim. İyi bir eş ve iyi bir baba nasıl olunur bilmiyorum ama elimden gelenin en iyisini yapacağıma söz veriyorum. Seni sevmekten asla vazgeçmeyeceğim.”

Daisy kocasına iyice sokuldu ve dudaklarının hizasındaki boynuna öpücük bıraktı.

“Harika bir baba ve eş olacağını biliyorum. Elbette tökezleyeceğimiz zamanlar olacak ancak ben her zaman senin yanında olacağım. Tıpkı seninde benim yanımda olacağını bildiğim gibi. Ve ben de asla sana olan sevgimden vazgeçmeyeceğim.”

İki aşık ay ışığı altında hayatlarının en mutlu anlarını yaşadılar ve gün doğana dek birbirlerine sevgilerini sunmaya devam ettiler. O geceyle birlikte hayatları boyunca sürecek mutlu birlikteliğe tam anlamıyla adım atmış oldular ve birbirlerine verdikleri sözü asla bozmadılar, aşkları sahip oldukları her çocuklarıyla birikte katlanarak arttı ve ölene dek devam etti.

SON

Bir yıl dört ay süren serüvenin sonuna gelmiş bulunuyoruz sonunda 😊  Sizi bilmem ama ben yazarken çok eğlendim, keyif aldım. Aklımdaki her şeyi yazabildim mi? Hayır. Anca kalemim yettiğince ifade etmeye çalıştım kurguladıklarımı. Ve sonuç olarak Mayıs Güneşi tamamladığım ilk hikayem oldu. (Belki bir süre sonra ek bölüm yazabilirim, emin degilim 😊)

Bu uzun süreçte bana oy ve yorumlarınızla destek olduğunuz için çok teşekkür ederim çünkü bu destek olmasa sanırım bu hikayeyi tamamlayamazdım çünkü bilgisayarım yarım ve sürekli değiştirmekten  ilerleyemediğim kurgularla dolu.

Her neyse, yolun sonuna geldik. Sizden ricam, oy ve yorumlarınızı esirgememeniz. 50 küsür bölümün ve sona gelmiş olmanın hatrına sessiz okurlarımdan da bir ses duyarsam gerçekten çok mutlu olacağım.

Tabi bir de sizlere danışmak istediğim bir konu var. Ne zaman nasıl vakit bulabilirim bilmiyorum ama Vivian'ın hikayesini yazmak istiyorum. Onun da yaşamış olduğu hiç bilmediğimiz şeyler var aslında. Hem bunları, hemde bundan sonra yaşayacaklarını anlatmak istiyorum. Kafamda bir kurgu oturdu sayılır. Siz ne dersiniz? Yazsam okuyan olur mu? Tabi ki önce Aşka Yolculuğu yazacağım ancak kesinlikle Vivian'ı da kaleme almak istiyorum ve bu konuda fikirlerinizi belirtirseniz çok mutlu olurum.

Aşka Yolculuk'ta görüşmek üzere!
Hoşçakalın.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro