FİNAL / part:1
Herkese merhaba arkadaşlar. Aslında finali tek bölüm halinde ve daha uzun yazmak istiyordum ancak sanki gün geçtikçe daha da yoğun günler geçiriyorum ve yazmaya hiç vaktim kalmıyor. En azından yazabildiğim kadarını ekleyeyim dedim. Keyifli okumalar 😄
Final / part:1
Haberler sosyetede hızla yayılıyordu çünkü her ne kadar olumsuz bir üne sahip olsa da bir baronun saygın bir kontun karısını kaçırması, ardından kont ve arkadaşının leydiyi kurtarmaya çalışırken baronun öldürülmesi görmezden gelinip konuşulmayacak bir konu değildi. Üstelik baron kaçırdığı leydinin üvey annesinin sevgilisi ise...
Ortada merak edilen pek çok soru vardı; Baron Phelon Leydi Ramsey'i neden kaçırmıştı? İşin içinde Leydi Olivia Walmond'da var mıydı? Para amaçlı mıydı yoksa Baron Phelon ile Kont Ramsey arasında yaşanan bir anlasmazlık mı sebep olmuştu? Kont Ramsey'in vurulduğu ve durumunun ciddi olduğu doğru muydu?
“Tüm bunlar ne kadar da abartı!” diye yakındı Daisy sonunda. Çalışma odasında Marianne ile kafa kafaya vermiş yığın haline gelmiş mektuplara uygun cevaplar yazmaya çalışıyorlardı.
“Bu saçma şeyleri yanıtlamak zorunda olduğumuza inanamıyorum!”
“Ama zorundayız tatlım. Eğer biz uygun bir açıklama yapmazsak söylentiler daha da dallanıp budaklanacak. Şu habere bir bak,” diyen Marianne Cemiyet Fısıltıları adlı gazetenin bir sayfasını Daisy'e uzattı. Cemiyet Fısıltıları son birkaç aydır yayınlanmaya başlayan bir dedikodu gazetesiydi ve Londra sosyetesinde kısacık süre içinde patlama yapmıştı. Çoğu cemiyet mensubu gazetenin yazılarını lafta abartılı bulup kınıyor, ama okumaktan da geri kalmıyorlardı.
Bildiğiniz üzere Londra sosyetesi birkaç gündür son zamanların en büyük olaylarından biriyle çalkalanıyor. Bizim de kulağımıza gelen fısıltılar var elbet. İşin aslı nedir bilinmez ama bu olayın bir miras meselesi olduğu söylenmekte. Aldığımız duyumlara göre merhum kont eşi Olivia Walmond'a mirasından beş kuruş bırakmamış! Leydi Daisy ve Kont Ramsey'de evlenince Leighton toprakları tamamiyle Kont Ramsey'in eline geçmiş. Leydi Daisy üvey annesi Leydi Olivia Walmond ve kız kardeşini Leighton malikanesinden kovmuş ve beş parasız kalmışlar. Sevgilisinin bu haline çok üzülen merhum Baron Phelon'da fidye karşılığı Leydi Ramsey'i kaçırmış ama görünen o ki işler onun açısından pek iyi gitmemiş.
Kont Ramsey’in sağlık durumu ve bu olayda Leydi Olivia Walmond'un parmağı olup olmadığı şuan bilinmiyor. Bakalım ilerleyen günlerde Leydi Ramsey üvey annesinden şikayetçi olacak mı?
Tabi bir yandan aslında bu olayın istemli bir kaçma olduğu söylentileri de var. Baron Phelon ve Leydi Ramsey'in uygunsuz bir gönül ilişkisi olduğu, birlikte kaçtıkları ve Kont Ramsey'in onları kulübede bastığı da söyleniyor.
Tabii tüm bunlar birer dedikodu. Neyin doğru olduğunu kim bilir? Bakalım zaman ne gösterecek? Bizler kulağımıza gele fısıltıları sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Gerçek ortaya çıkana dek sadece sosyetemizin yakışıklı yüzü olan Kont Ramsey'in sağlık durumu için iyi temennilerde bulunabiliriz ancak. Dileyelim de Tanrı balolarımızı ondan eksik bırakmasın!
Cemiyet Fısıltıları
Ağustos 1759-Londra
“Tanrım! Benim iffetime kadar dil uzatmışlar! Buna inanamıyorum!. Nasıl bunları yazmaya cesaret edebiliyorlar?”
“Legal bir yayın olmadıkları için elbette. Ne yazan belli ne de basıldığı yer. Sosyetedekiler lafta bu gazeteden şikatetçi olsalar da aslında deli gibi okuyorlar ve gazete de basılmaya devam ediyor. Ancak malesef saçma sapan haberler karşısında muhatap bulabileceğimiz kimse yok. Bu da demek oluyor ki bize gönderilen mektupları sabırla cevaplayacağız ki ortaya daha başka söylentiler de çıkmasın.”
Sosyetenin önde gelen ailelerinden gelen mektupları sabırla yanıtladılar. Daisy Olivia'yı konu dışı tuttu. Her ne kadar sevmese de parmağı olmayan bir olayda suçlu gösterilmesine göz yumamazdı. Baron Phelon'un fidye amaçlı olduğunu dogrulayıp konunun Leydi Olivia'dan bağımsız olduğunu yazdılar. Ayrıca Kont Ramsey'in durumunun sanıldığının aksine gayet iyi olduğunu ve yakında Londra davetlerinde yer alacağını da eklediler. Elbet bir şekilde bu açıklamalar gazeteye de yansıyacaktı.
Yazdıkları son mektup ise Lord Richard Fleming ve eşi Leydi Amelia Fleming’e sabırsızlıkla bekledikleri oğullarının doğumuna yönelik tebrik içindi. Daisy en kısa sürede Adrian ile birlikte ziyaretlerine geleceklerini yazdı.
Diğer gelen mektup ise Joseph'ten di ve her şeyin hazır olduğunu haber veriyordu. Bunu duymak bile Daisy'nin içinde sabırsızlığa ve heyacana yol açtı. Adrian'ın tepkisini çok merak ediyordu.
***
Ertesi gün öğleden sonra Marianne Ramsey ve Margaret Wesley Adrian'la Daisy'e iyi dileklerde bulunarak Ramsey Malikanesi'nden ayrıldılar. Her ikisi de kırsalda yaşamaktan ziyade Londra'nın hareketliliğini seviyorlardı. Yaşlılıklarında zaten şehir hayatı yorucu gelecek ve kırsala taşınmak zorunda kalacakken en azından şimdiki günlerini değerlendirme taraftarıydılar. Bilhassa Marianne, Adrian orduya katıldığından beri artık kırsalda yaşayamaz hale gelmişti çünkü bu durum kocasını da kaybetmiş bir kadın için daha fazla yalnızlık anlamına geliyordu. Diğer yandan ikisi de Daisy ve Adrian'ın olabildiğince baş başa kalması taraftarıydılar. Henfield'de onlara yer yoktu. Ayrıca birilerinin sosyetede gözü kulağı olmalıydı değil mi?
“Joseph’in ne haltlar karıştırdığını merak ediyorum.” Dedi Adrian annesi ve Leydi Wesley'i yolcu ettikten sonra odalarına yeni döndüklerinde. Pencerenin önüne gelip batmakta olan güneşin ardında bıraktığı kızıllığı izlerken söylenmeye devam etti;
“Bana başının belada olmadığını ve her şeyin yolunda olduğunu söyleyen bir not gönderdi ancak günlerdir neden buraya gelmediğini açıklamadı.”
Vurulduğundan beri tam dokuz gün geçmişti ve kendine geldiği günden beri dostunun yüzünü bir kez dahi görmemişti. Uğraşması gereken ciddi bir problem olmadıkça Joseph'in böyle davranmayacağını biliyordu.
“Bir sorun olmadığına eminim.” Dedi Daisy. Ardından Adrian'a yaklaşıp yanında durdu. Onunla birlikte manzarayı izlerken başını omzuna yasladı. Bunun üzerine Adrian onu kendine çekip kolunu omzuna doladı.
“Öyle olmasaydı dokuz gün boyunca en azından bir kez olsun ziyaretime gelirdi. Umarım yetimhanede daha başka sorunlar çıkmamıştır. Bir de Leighton var tabi, her şey yarım yamalak kaldı.”
Adrian iç çekerek derin bir nefes alırken Daisy elini göğsüne koyup gömleğinin üzerinden hafifçe parmaklarını gezdirdi.
“Bunları düşünme. Her şey yolunda emin ol.” Ardından başını kaldırdı ve dudaklarını kısa ama şefkatli bir öpücükle birleştirdi.
“Kolun nasıl? Bir araba yolculuğuna çıkmaya hazır mısın sence?” diye sordu öpücüğün ardından gülümseyerek.
“Kolum gayet iyi ancak nereye gidiyoruz?”
“Leighton’a.”
Adrian Daisy'nin yüzüne anlaşılmaz bir ifadeyle baktı. Leighton'la ilgili onu böyle mutlu edip gülümseten ne olmuş olabilirdi?
“Bu nereden çıktı? Acelemiz mi var?”
“Acelemiz yok ancak görmeni istediğim bir şey var.”
***
Uzun saatler süren araba yolculuğundan sonra Leighton'a yaklaştıklarında Adrian'ın neden bu denli apar topar geldiklerine dair hala hiçbir fikri yoktu. Eninde sonunda Leighton'a işleri yoluna koymak için döneceklerdi zaten ancak Daisy'nin acelesini anlayamamıştı. Oysa kendisi tamamen iyi olana dek bekleme konusunda ısrar edeceğini sanıyordu. Bir şeyler sakladığı belliydi ama fazlasıyla ketum karısının ağzından yolculuk boyunca tek bir laf dahi alalamamıştı.
Leighton'a yaklaştıkça karısının daha mutlu ve heyecanlı göründüğünü fark etmek pek de hoşuna gitmedi çünkü bu aklına belki de Daisy'nin Henfield'den memnun kalmadığını, orada yaşmaktan hoşlanmamış olma ihtimalini getirdi. Eskisi gibi Leighton'da mı yaşamak istiyordu? Eğer öyle ise ortada bir problem var demekti çünkü Adrian Henfield'den temelli ayrılamazdı ve Daisy'nin de kendinden ayrı, uzakta yaşamasına izin vermezdi. Bunu düşünmek bile fazlasıyla can sıkıcıydı.
Araba ufak bir sarsıntıyla Leighton Malikanesi önünde durduğunda önce Adrian indi. İnmesi için karısına yardım ederken gözü kapıda kendilerini karşılamak üzere beliren çalışanlara takıldı. Kahya Billy, Daisy'nin kişisel hizmetçisi Emily ve Bayan Thorne. Bir dakika, mürebbiyenin burada ne işi vardı?
“Ne işler karıştırıyorsun sen?” diye sordu kolunda gülümseyen karısına. Sesi kızgın olmaktan uzak, meraklı bir tondaydı.
“Birazdan göreceksin.” Diyen Daisy kocasının kolunda merdivenlere ilerlerken çocuksu bir heyecan içerisindeydi.
Çalışanların birer birer Adrian'a ve Daisy'e geçmiş olsun dileklerini sundular. Her biri hem Kontu hem de Kontesi sağlıklı bir şekilde gördükleri için oldukça memnundu.
“Lordum, burası gerçekten çocuklar için harika. Hem size hem de karınıza çok teşekkür ederiz.” Diyen Bayan Thorne'a kaşlarını kaldırarak baktı Adrian.
“Çocuklar burada mı?” Adrian bunu şaşkınlıkla sormuştu ancak mürebbiye bunu taşınmanın tamamlanıp tamamlanmadığı şeklinde algıladı.
“Evet Lordum, hepsi buradalar.”
Daisy hafifçe Adrian'ın kolunu sıktı ve gülümsedi. “Önce biraz yalnız konuşabilir miyiz?”
“Evet, evet kesinlikle yalnız konuşmamız gerekiyor.”
Çalışma odasına yöneldikleri anda merdivenlerde duyulan ayak sesleri Joseph Moyer'e aitti. Bu kez Adrian pek de şaşırmadı.
“Adrian! İyi görünüyorsun.” Joseph hızlı adımlarla yanlarına geldi ve Adrian'la kısa bir kucaklaşma yaşadılar.
“Henfield'den sen uyanmadan önce ayrılmak zorunda kaldım ve sonrasında ziyaretine gelemedim. İşler fazlasıyla uğraştırdı. Ama görüyorum ki sen iyi toparlamışsın.”
“Elbette iyiyim. Beni bilirsin bir kurşunla ölsem öteki tarafta kahrolurdum herhalde.”
İki adam bu söze gülerken Daisy komik bulmadı. Adrian'ın ölümden böyle kolaylıkla söz edebilmesi hiç hoşuna gitmemişti. Mümkünse uzun bir süre ölümle ilgili hiçbir şey duymak istemiyordu.
Çalışma odasına geçtiklerinde Adrian şöminenin yan tarafındaki koyu renkli koltuğa oturdu ve Daisy ile Joseph'e karşısına oturmaları için işarer verdi.
“Ben uyurken siz de boş durmayıp arkamdan iş çevirdiniz demek?” diye sordu sigarasını yakarken. Neyse ki ses tonu kızgın değildi yoksa Daisy tam anlamıyla hayal kırıklığı yaşardı.
“Karının fikriydi dostum. Ben sadece onun istediklerini yaptım.” Diyerek aradan sıyrılan Joseph'e Daisy kaş çatarak baktı.
“Teşekkürler Bay Moyer. Çok yardımcı oluyorsunuz.” Ardından Adrian'a döndü;
“Yetimhane için uygun bir yer bulmanın kolay olmayacağının farkındaydım. Ayrıca biz artık Henfield'de yaşayacağımıza göre bu koskoca malikanenin boş durması yazık olacaktı. Hem burasının çocuklar icin şehirde kiralanacak ya da satın alınabilecek bir yerden çok daha uygun olabileceğini düşünüyorum. Sıcak bir ortamı var. Burada pek çok şey öğrenebilirler. Temel derslerin yanısıra Benji onlara bahçivanlığı öğretebilir. Seyis atların bakımıyla ilgili isteyen çocukları yetiştirebilir. Harika bir aşçımız var, kızlardan yemek konusunda başarılı olanları eğitebilir. Belli bir yaşa geldiklerinde de onlara saygın malikanelerde iş bulabilmeleri için referans olabiliriz. Burada pek çok imkan var.”
Adrian ilgiyle dinlerken karısının yüzünde beliren coşkuya hayranlıkla bakıyordu. Daisy kesinlikle haklıydı. Şehirde bulabileceği dört duvardan oluşan soğuk bir mülk onlara bu imkanları veremez, temel şeyleri öğrenebilecekleri bir yetimhaneden öteye geçemezdi. Ama burası ise farklıydı. Karısının tüm bunları düşünmesi ve bu çocukları önemsemesi ayrıca hoşuna gitmişti.
“Peki sen ne diyorsun Joseph? Yetimhanenin müdürü sensin. Burada kalmak zorunda olduğunun farkındasın değil mi?”
“Aslında Leydi benden Leighton'da senin vekilin olmamı istedi Adrian. Buna cevap vermedim çünkü bu senin kararın.”
Adrian'ın bakışları tekrar kendisine kayınca Daisy açıklama ihtiyacı hissetti.
“Bay Moyer zaten yerimhaneden sorumlu olarak burada olacaksa vekilin olarak kiracılardan vergileri toplaması ve diğer işlerle ilgilenmesi mantıklı ve pratik bir çözüm gibi geldi. Sonuçta sen Henfield ile ve diğer ticaret işleriyle fazlasıyla meşgul olacaksın. Leighton omuzlarına fazladan yük olmuştu zaten.”
“Sen de Joseph'ten burayı bizim adımıza yönetmesini istedin öyle mi?”
“Zaten birlikte iş yapıyorsunuz. Sen ona güveniyorsan bende güvenebileceğimi düşündüm.”
Adrian konuşmaya başlamadan önce düşünceli bir şekilde çenesini sıvazladı. Evet, Joseph'e hayatını emanet edebilecek kadar çok güveniyordu. Kendini daha önce bir çok kez ispat etmişti. En sonuncusu sadece birkaç günceydi hatta. Yıllardır ortak olarak pek çok karlı iş yapmışlardı. Birlikte kazandıkları para Leighton'un gelirinden bile fazlaydı zaten. Mali işler konusunda Joseph'in kafası iyi çalışırdı ve bir kontuluğun idaresi ona pek zor gelmese gerekti.
“Sen bu konuda ne düşünüyorsun Joseph? Londra yerine burada yaşayabilir misin? Vekilim olabilir misin?”
“Leighton’u idare etmek kolay. Senin yaptığın incelemelere ve notlarına göz gezdirdim. Kötü yönetimden kaynaklı sorunlar var evet ama kesinlikle toparlanabilir bir durumda. Bunu yapabilirim. Ayrıca Yetimhanenin burada olması da avantaj olacak. Şahsi düşünceme göre de Londra'da olmaktansa burada yaşamayı tercih ederim. Ama dediğim gibi, karar senin.”
Adrian ayağa kalkıp pencere kenarına ilerledi ve kısa bir an dışarıyı izledikten sonra karısı ile yalnız konuşmaları gerektiğini söyledi. Bunun üzerine Daisy Joseph'e gergin bir bakış attı, Joseph ona güven verircesine gülümsedi ve onları yalnız bıraktı.
“Sana danışmadan kararlar aldığım için özür dilerim ama senin için bir şeyler yapmak istedim Adrian. Bu çocuklar senin için önemli, bunun farkındayım. Bir an önce kalacak yere ihtiyaçları vardı. Ayrıca Leighton'u sana fazladan yük oldugunun da farkındaydım ve telafi etmem gerektiğini düşündüm. İyileştiğinde eskisine göre uğraşman gereken daha az şey olsun istedim.”
Daisy bir yandan bunları söylerken bir yandan da Adrian'a yaklaştı. Adrian'ın bu durgun hali keyfinin kaçmasına neden olmuştu. Ancak Adrian o an için şaşırtıcı bir şey yaptı ve dönüp karısının dudaklarına kapandı. İlk şaşkınlığını atan Daisy ona karşılık verdi ve uzunca bir an tek ihtiyaçları buymuşçasına içtiler birbirlerini. Nihayet öpüşmeleri son bulduğunda Adrian onu kolları arasına alıp sahiplenircesine sarıldı ve yüzünü saçlarına gömüp çiçek kokusunu içine çekerek öpücükler bıraktı.
“Teşekkür ederim.” Diye fısıldadı minnettar bir şekilde.
“Bir an kızdığını sandım.”
Adrian Daisy'nin bükülen dudakları karşısında gülümsedi. “Sana nasıl kızabilirim ki? Ama yine de bana söylemeden böyle bir şey yapmasan daha iyi olurdu.”
Daisy'i az önce oturdukları koltuğa yönlendirdi ve yan yana yüzleri birbirine dönük şekilde oturdular.
“Sana süpriz olsun istedim.”
Adrian Daisy'e sevgiyle bakarken uzanıp yanağını okşadı.
“Mülkünü böyle bir şey için kullanman çok güzel ancak bunun parasını sana ödemek istiyorum. Bu çocuklar benim sorumluluğumda, senin değil. Koskoca malikaneyi onlara tahsis etmek zorunda değilsin, bu çok fazla.”
Daisy bozularak Adrian'ın elink ittirdi ve suratı asılırken kaşları da çatıldı.
“Senden para falan almayacağım! Bu mülk evlendiğimizden beri ikimize ait, sadece bana değil. Boş durmasındansa güzel bir amaç için kullanılsın istiyorum. Annem ve babam da buna çok mutlu olurdu, eminim.”
Adrian tam bir şeyler söyleyecekken Daisy itiraz edeceğini anladı ve engel olarak sözlerine devam etti;
“Lütfen Adrian, birileri için iyi bir şeyler yapmaktan çok memnunum ve bu fikir aklıma geldiği andan beri kendimi daha iyi hissediyorum. İyilik etmenin, yararlı bir şeyler yapmanın vermiş olduğu huzuru elimden alma. Karşılığında para alırsam hiçbir anlamı olmayacak.”
Adrian bu sözler karşısında nasıl itiraz edebilirdi ki? Birilerine faydalı olmanın, yardım etmenin verdiği huzurun ne kadar değerli olduğunu biliyordu. Bunu karısından esirgerse haksızlık etmiş olmaz mıydı?
“Neden onları sadece kendi sorumluluğunmuş gibi görüyorsun?” diye sordu Daisy, Adrian'ın cevap vermesi beklediğinden uzun sürdüğünde. Adrian bu işte Joseph'le birlikte olsa da maddi sorumluluğun tümü kendisine aitti. Karısı olarak desteğini kabul etmek istememesi Daisy'i bir parça kırmıştı açıkçası.
“Bu sana çok saçma gelecek.” Diyen Adrian bakışlarını şöminenin köz haline gelmiş ateşine kaydırdı. Daisy ise elini Adrian'ın eliyle birleştirip parmaklarını bir birine doladı ve yarasına baskı yapmamaya dikkat ederek başını omzuna yasladı.
“Yine de anlatmanı isterim. Her şeyi paylaşmadıktan sonra karı koca olmanın ne anlamı var?”
Adrian gözlerini bir an yumdu ve derin bir iç çekti.
“Joseph ve ben, bu yetimhaneyi kurarken ikimizin de farklı sebepleri vardı. O yetimhanede kötü şartlarda büyüyen, sonra sokaklarda yaşayıp hayatta kalmak için her türlü şeyi yapmak zorunda kalmış bir adam. Bu çocuklarında kendisi gibi olmaması için bir şeyler yapmak istedi. Benim için ise bu ödemem gereken bir borç gibi.”
“Neyin borcu?” Daisy kafasını kaldırıp Adrian'ın gözlerinr bakmak istedi ancak Adrian sabit bir noktaya odaklanmış bir şekilde anlatmaya devam ediyordu.
“Herkes beni onurlu bir vatansever olarak görüyor ancak savaşın ne olduğundan, ne yaptığımdan bihaberler. Savaşta hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Askerlerimle birlikte isyancı köylerini bastık, yakıp yıktık, öldürdük. Öldürdüm.... Çok fazla insan öldürdüm Daisy. Çok... Bunları yaptığım için ise madalya aldım.” Adrian acı acı gülümserken sesinde hissettiği üzüntünün yansıması vardı.
“Onlar isyancıydı Adrian. Siz doğru olanı yaptınız. İngiltere için, ülkemiz için.”
“Onlar da kendi ülkeleri için doğru olanı yapıyorlardı. Ben ve benim gibiler nasıl İngiltere için saygın bir vatansever olarak görülüyorsak, onlar da kendi halkı tarafından öyle görülüyorlar. Savaşını haksızı yok. Sadece acı çeken insanlar var. Yakınlarını kaybeden, evsiz kalan, yetim kalan çocuklar var. İsyancı köyleri yakarken korku içinde annelerine sığınıp ağlayan çocukları unutamıyorum. Bana saldıran bir isyancının kafasını uçurduğumda samanların arasına saklanmış bu anı izleyen ufacık bir kız çocuğunun gözlerindeki dehşeti unutamıyorum. Onu fark ettiğim anı, bana bakarken gözlerinde gördüğüm o ifadeyi sana anlatamam. Bana dünyanın en kötü yaratığıymışım gibi bakıyor, korkudan tir tir titriyordu. İlk defa o an, öldürdüğüm isyancıların hayatlarını düşündüm. Bizim için birer düşmandılar ancak onlar da birilerinin babası, eşi, oğluydu. Sevdikleri vardı, hayatları vardı...”
Daisy Adrian'ın sesindeki acıyı hissediyordu ve bu içinde bir şeyler parçalanmasına sebep oldu. Böyle heybetli, güçlü görünen bir adamın yüreğinde ağır bir yük taşıdığını tahmin edemezdi, sonuçta o hiç savaş görmemişti. Gözlerinden akan yaşları sildi ve konuşabilmek için bir süre bekledi.
“Bu senin suçun değil Adrian. Ya da başka herhangi birinin. Her iki tarafın da çok fazla kayıp yaşadığı bir gerçek ancak savaşı çıkaran askerler değil ülkeyi yönetenlerdir. Sen sadece bir asker olarak yapman gerekeni yaptın.”
“Yine de düşünmeden duramıyorum. Kim bilir kaç çocuğu yetim bıraktım? Hayatını mahvettim... Ufak bir çocuğun anne ya da babasız kalması kadar başına daha kötü ne gelebilir ki?”
Daisy daha fazla dayanamayarak uzandı ve Adrian'ı yatıştırmak istercesine öpmeye başladı. Adrian yüreğinde taşıdığı bu yüke belli ki bu kimsesiz çocuklara yardımcı olarak katlanabiliyordu. Onları yetim bıraktığı çocukların yerine koymuş gibiydi ve bu yüzden sadece kendi sorumluluğundalarmış gibi hissediyordu. Daisy her ne kadar Adrian'ın vicdanını rahatlatma şeklini doğru bulmasa da şimdilik itiraz etmeyecekti çünkü Adrian buna hazır gözükmüyordu.
Dudakları birbiri üzerinde usul usul hareket ederken Daisy'nin göz yaşları Adrian'ın dudaklarına karıştı.
“Ağlama,” diye fısıldadı Adrian gözleri kapalı, dudakları hala karısının dudakları üzerinde kıpırdarken. Ardından hafifçe geri çekilip gözlerini açtı karısının saçlarını okşadı. “Benim için ağlayıp kendini üzmene dayanamam.”
“Üzülmüyorum, sadece aşık olduğum adamın kalbinin naifliği karşısında hayranlık duyuyorum.”
Adrian Daisy'nin yanaklarında parlayan yaşları sildi ve bu kez o kapandı dudaklarına. Daisy onu anlıyordu, seviyordu, aşıktı, ve ona aitti. O an ilk defa hayatının bundan sonra daha güzel olabileceği geçti aklından. Daha güzel, daha mutlu, daha huzurlu...
Final 1.kısım sonu.
50 küsür bölümü okuyup buraya kadar gelmişseniz en azından final hatrına ufakta olsa bir yorum bırakabilirsiniz diye düşünüyorum.
Finalin 2.kısmında görüşmek üzere...
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro