《BÖLÜM 8》
8.Bölüm
Huzursuz Gece
O gece Daisy ve Adrian'ı mutlulukla izleyen sadece iki kişi vardı. Birisi Wessex Düşesi Margaret, diğeri ise Margaret'in yakın arkadaşlarından biri olan ve aynı zamanda şu an için Henfield Kontesi unvanını taşıyan Adrian'ın annesi Leydi Marianne Ramsey'di. Elli iki yaşına varmış olan Kontesin son zamanlarda ki tek gayesi elbette Adrian'ın evlenmesiydi. Adrian tek çocuğuydu Marianne'in. Ünvanlarını taşıyıp soylarını devam ettirecek başka kimse yoktu. Bu yüzden Adrian'ın evlenip bir varise sahip olması şarttı.
Kontes oğlunun savaştan döndüğünde asla evlenmeyeceğine dair ettiği yemini de biliyordu, kulağına gelmişti. Zaten şu zamana kadar Adrian'dan evlilik yolunda bir adım ya da bir bahis bile görüp duymamıştı. Ancak bu gece farklı bir şey vardı Adrian'da. Oğlunu Daisy ile dans ederken gördüğünde içinde artık bazı şeylerin değişebileceğine dair bir umut oluştu.
Bir anne olarak otuz bir yıllık oğlunu iyi tanıyordu Marianne. İlk delikanlılık zamanlarında dahi hiçbir kadına karşı bakışlarının böyle ışıl ışıl olduğunu görmemişti.
"Sende fark ediyor musun?" diye sordu Margaret'a. İkisi de dans pistindeki gecenin gözde çiftini izlemekle meşguldü.
"İkisinin arasında bir kıvılcım var," diyerek düşüncelerini onayladı Margaret. Görünen köyün klavuza ihtiyacı yoktu.
"Oğlumu tanıyorsam ne yazık ki Daisy'e olan ilgisini kabul etmeyecek kadar ketum olduğunu söyleyebilirim." Dedi Kontes.
"Yeğenimi oğlunun eşi olarak onaylar mıydın?" Margaret'ın sesi şüpheciydi. Sonuçta dedikoduları duymayan kalmamıştı ve hiçbir anne, özellikle saygın bir kontes oğlu için böyle bir gelini onaylamazdı.
Çin ipeğinden yapılma ve renkli tüylerle süslü yelpazesi ile yüzünü yelleyen Marianne şaşkınlıkla arkadaşına bakakaldı.
"Daisy hakkındaki dedikoduların fazla abartıldığını düşündüğümü hep dile getirdim hatırlarsan. Genç bir leydiye yaptığı hatadan dolayı bu kadar yüklenilmesi haksızlık. Adrian onu isterse elbette onaylarım ve Tanrı biliyor ki şu dünyada Adrian'ın çocuğunu görmek kadar istediğim başka bir şey yok."
Margaret'ın içi rahatlarken dans pistindeki çiftleri, özellikle Daisy ve Adrian'ı izleyip yüzlerindeki mimikleri okuma çabalarına devam ettiler. Bu ikisini bir şekilde bir araya getirmeleri gerektiği konusunda hem fikirdiler.
Daisy aynı anda bir çok duyguyu birden hissediyordu. Öfke, sinir, hayal kırıklığı, mutluluk, ümit, heyecan... Birbiri ile uyumsuz yemekler gibi hepsi birbirine karışıp midesine oturmuştu sanki.
Gece pek umduğu gibi başlamamıştı elbette. Bir sürü canını sıkan orta yaşlı soyluyla dans etmek zorunda kalmıştı. Bir tanesinin dişleri sarı ve seyrekti. Bundan hiç rahatsız olmuyormuşçasına kahkaha atıp rezil dişlerini sergilemekten hiç çekinmemişti dük, ya da kont. Yoksa baron muydu? Hatırlayamıyordu. Sıkıntıdan ne isimlerine, ne ünvanlarına ne de anlattıklarına odaklanabilmişti.
Adrian'dan önce dans ettiği fazla şişman olanı ise sürekli ayağına basıp durmuştu. Kendinden önde giden o yağ tulumu göbeğinden fırsat bulup ayağına basmayı nasıl becerdiğini merak ediyordu Daisy. Hem de üç kez!
Bu ve bunun gibi soylulardan biri ile evlenmek zorunda olduğunu düşündükçe karnına kramplar girmişti. Zerre hoşlanmadığı hatta çoğu özelliğinden nefret ettiği bu adamlardan biri ile ömrünün kalanını nasıl geçirebilirdi?
Onun için asıl gece Adrian'ın sesini duyduğu an başlamıştı. Kontla dans ettiği sırada deyim yerindeyse ayakları yere basmamış, kollarında dönüp savrulduğunda kendini bulutların üzerinde gibi hissetmekten alıkoyamamıştı.
Ah bir de kontun o çapkın ve kendine hayran bırakan gülümsemesi yok muydu? Dudaklarının hafifçe yukarıya kıvrıldığı noktayı öpmek istemişti Daisy. Hayatında ilk defa bir erkeğe karşı böyle bir çekim hissediyordu. Francis'le olan öpüşmesi gibi degildi, o an merakının kurbanı olmuştu. Ancak bu kez Adrian'a karşı yoğun bir tutku hissediyordu ve artık bunun ne demek olduğunu biliyordu. Birkaç yıl önceki gibi toy ve aptal değildi. Adrian'ı arzuladığının farkındaydı.
Keşke Adrian konuyu dedikodulara ve Francis'e getirmiş olmasaydı. Keşke Daisy o an bulutların üzerinden yere çakılmış gibi hissetmeseydi. Keşke... Keşke Adrian dedikoduları duymamış olsaydı.
Aslında bu durumun Daisy'i bu kadar rahatsız etmemesi gerekirdi. Adrian'ın duyması beklenmedik değildi çünkü olanları zaten neredeyse tüm Londra sosyetesi biliyordu. Onların gözünde düşmüş bir leydiydi.
Peki ya Adrian'ın gözünde? O'nun için de öyle miydi? Hakkında öğrendiklerinden sonra ne düşünmüştü acaba? Basit bir kadın olduğunu mu sanmıştı?
Diğer yandan düşününce, Adrian'ın ne düşündüğü neyi değiştirirdi? Daisy için olması gereken belliydi zaten. Aşka, yakışıklı bir kocaya, iyi bir evliliğe ihtiyacı yoktu. Sadece her hangi bir evliliğe ihtiyacı vardı. İyi ya da kötü.
Daisy balo sonrası yatağında yorgun ve bitkin bir halde, bu düşünceler içerisindeyken dışarıda bahardan ziyade son bahar gecesini andıran bir hava vardı. Şimşekler önce ardı ardına odayı aydınlatıyor, ardından bir bir patlayan gök gürültüsü sanki gökyüzünü yırtarak yere iniyordu. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun sesine pencerenin önündeki süs dişbudak ağacının dallarının cama çarpan sesi eşlik ediyordu.
Daisy yatağında dönüp duruyor, yorgun olduğu halde uykunun yakınından dahi geçemiyordu. Şu ağacın dalları cama çarpmasaydı belki uyuyabilirdi. Ya da gök bu kadar ürkütücü şekilde gürlemeseydi. Ya da belki her şimşek çakışında oda böyle aydınlanmasaydı...
Kendimi kandırıyorum yine de uyuyamazdım diye düşündü. Bazı geceler böyleydi işte. Uykuya en ihtiyacınız olduğu anda hayatınızla ilgili her şey bir bir sıraya dizilirdi zihninizin aralanan kapısının kuruğunda. Siz o kapıyı kapatmaya çalıştıkça ardı ardına çalınır, uzaklaştırmak istediğiniz düşünceler bir bakıp çıkacağım dercesine o kapıdan hücum ederdi. Daisy şu an bunu yaşıyordu.
Aklının bir köşesinde Adrian vardı. İlk tanıştıkları andan itibaren yaşadıkları gözünün önünde tekrar tekrar canlanırken bir tiyatro oyununu defalarca kez izlermiş gibi hissediyordu.
Adrian'ın heybetli yapısı olduğu ilk görüşte anlaşılıyordu ancak bu gece onun kollarında dans ederken bu heybetli görünüşün ardındaki gücü daha net şekilde hissetmişti Daisy. O geniş omuzlara dokunmuş, güçlü ellerinin belini kavramasına izin vermişti. Vücudunda Adrian'a karşı oluşan o tuhaf hissin, arzunun önüne geçemiyordu. O geniş omuzlara tekrar dokunmak istiyor, üzerinde ceket ve gömleği olmadan teninin nasıl göründüğünü, pürüzlü mü yoksa altındaki kaslardan dolayı sert mi olduğunu bilmek istiyordu.
Dudaklarını merak ediyordu. Şu ana kadar öpüştüğü tek erkek Francis'ti ve bir yorumda bulunamayacağı kadar kısa sürmüştü. Peki Adrian'ın dudakları nasıldı? Çok kalın ya da çok ince değildi ancak gülümsediğinde hafifçe yukarı kıvrılan kısım fazla belirgin olmayan bir gamze oluşturuyor ve bu Daisy'nin çok hoşuna gidiyordu. Acaba Adrian onu öperken pürüzlü sakalları tenini gıdıklar mıydı?
Sıklıkla şiddetini artıran gök gürültüleri Adrian'la ilgili hayallerinden ayırıyordu Daisy'i. Bunları düşünmenin bir anlamı yoktu. Düşünmeyecekti. Ancak ardından bir başka düşünce aklına süzülüyor ve yeni gök gürültüsü gelene kadar beynini kemirmeye devam ediyordu.
Acaba evlenebilecek miydi? Mirasını elde edebilecek miydi? Peki ya mirasını elde ederse Kontese ve Vivian'a ne olacaktı?
Anne ya da babası şu anda ne durumda olduğunu biliyorlar mıydı? Annem acaba bu yaptığımı görse onaylar mıydı? diye düşünmeden duramıyordu. Babamın bin bir emekle büyüttüğü servetini elimde tutabilmek için mutsuz ve kötü bir evlilik yapmamı mı isterdi yoksa mirası boş verip mutlu olabileceğim bir adam bulmaya çalışmamı mı isterdi?
Hiç kuşkusuz annesi Daisy'nin mutlu olmasını isterdi ve Daisy bunu biliyordu. Ancak babasının emeği olan serveti Kontese ve üvey kardeşine yem etmeyi kendine yediremiyordu.
Tam bir tüy yumağı olan Oscar tırnaklarını çıkartıp bir çırpıda yatağa tırmanarak Dasiy'nin yanına geldiğinde genç kız uzanıp sevimli dostunun tüylerini okşadı. Oscar miyavlayıp duruyordu, bu tür havalar hiç bir zaman hoşuna gitmezdi zaten hayvanın. Tüylerini kabartarak Daisy'e sığınırdı. Tıpkı şimdi yaptığı gibi.
Daisy koynuna giren hayvana sarıldı ve hayvanın kendinden memnun halde çıkardığı mırıltıları dinlemeye başladı. Bu ses her zaman onu yatıştırırdı. Minik dostu ona kendi dilinde ninniler söylerken Daisy sabaha karşı uykuya dalabildi.
Bu bölüm yoğunluk Daisy üzerinde oldu, önümüzdeki bölüm Adrian'a odaklanmayı planlıyorum. İyi kşamlar, umarım keyifli bir okuma olmuştur 😊
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro