Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

《BÖLÜM 53》

53.Bölüm

Ertesi gün Daisy Bayan Stenson'un ısrarlarıyla bir şeyler yedi ve ona buldukları temiz bir elbise ile üzerini değiştirdi. Elbisenin kimin olduğu ya da nereden bulunduğu o kadar da önemli değildi. Önemli olan kirli ve kurumuş kan lekeleriyle kaplı elbisesinden kurtulmuş olmasıydı.

Bütün gece Adrian'ın başında beklemiş, belirli aralıklarla ateşini kontrol etmiş ve gözünü bile kırpmamıştı. Aslında evde bu işi yapabilecek onca hizmetçi olmasına rağmen Daisy kabul etmemişti. Adrian'ı kimseye emanet etmek istemiyordu. Dahası uyursa ve o uyurken Adrian'a bir şey olursa diye deli gibi korkuyordu.

Joseph öğleden önce yanında görevli bir askerle gelmişti Henfield Malikanesi'ne. Daisy olanları anlatmış, asker not almıştı. Joseph’in ifadesiyle Josh ve Jim Parkers şu an tutukluydu ve ileri bir tarihte mahkeme olacaktı. Eğer ülkesi için hizmet etmiş bir lordu savunuyor olmasaydı muhtemelen Joseph'te şu an tutuklu yargılanıyor olurdu. Geçmişte çok kez başı belaya girmişti ancak neyseki bu kez doğru taraftaydı.

“Görevi benim devralmamı ister misiniz Leydim?” diye sordu Joseph, asker malikaneden ayrıldıktan sonra. Daisy hala Adrian'ın başında bekliyordu ve göz altları iyice çökmüş, hastalıklı gibi görünmeye başlamıştı.

“Teşekkür ederim Bay Moyer ancak uyursam içim rahat etmeyecek. Ayrıca uyuyamıyorum zaten.”

“Uyanması günler sürebilir biliyorsunuz değil mi?”

“Bunu doktor söyledi. Ayrıca hiç uyanamama ihimali olduğunu da...” Sonlara doğru Daisy'nin gözleri dolmuş, çenesi titremeye başlamıştı.

Josep Daisy'nin yanına oturdu ve bir süre arkadaşını izledi.

“Emin olun bundan daha kötülerini atlattı.” Dedi yatıştırıcı bir ses tonuyla. “En son sefer cephedeyken aldığı bıçak yarası mikrop kaptı ve onu yatağa düşürdü. Dört gün boyunca ateşler içinde yatıp sayıkladığını hatırlıyorum. Doktorumuz yoktu, yarasını tekrar açıp iltihabı temizleyip dikiş atan bendim ve inanın ne yaptığıma dair hiçbir fikrim yoktu. Ama bir şekilde işe yaradı ve dördüncü gün sonunda ateşi düşüp gözlerini açtı.”

Joseph'in anlattıkları Daisy'nin gözünden sessiz sessiz yaşlar akmaya başlamasına neden olmuştu. Son zamanlarda öyle çok ağlamıştı ki belki de bundan böyle hayatında bir daha hiç ağlayamayacağını düşündü o an.

“Bunları sizi üzmek için değil, kocanızın nasıl güçlü bir adam olduğunu bilin diye söylüyorum.” Dedi Joseph Daisy'nin ağladığını görünce. “Adrian basit bir kurşun yarasıyla pes edecek bir adam değildir. Üstelik şimdi hayata tutunması için daha fazla sebebi varken.”

Daisy gözlerini Adrian'dan Joseph'e çevrip anlamadığını belirten bir ifadeyle baktığında Joseph istemeden de olsa pot kırmış olduğunu anladı. Aslında Joseph dostunun geeçek hislerini karısının bilmeyi hakettiğini düşünüyordu. Zavallı Leydi üzüntüden iki günde on yıl çökmüş gibiydi. Adrian'ın tüm sözlerine rağmen kalbinin nasıl kırıldığını unutmuş, onun için kendini harap ediyordu. Ancak... Bunu söylemek Joseph'e düşmezdi. Daisy ve Adrian'ın ilişkisiydi ve hislerini Adrian'ın kendisinin söylemeso gerekiyordu, onun adına bir başkasının değil.

“Demek istediğinizi anlayamadım Bay Moyer.” Dedi Daisy sonunda. Ancak odanın kapısı aralanıp bir kadın iç çekişi duyulduğunda konuşmaları yarım kaldı.

Marienne gözleri yaşlı halde Adrian'ın yanına koşup elini avuçları arasına aldı.

“Ah oğlum...” diye fısıldadı acı dolu sesiyle. Ardından histerikli hıçkırışını bastırmak için elini ağzına kapadı ve sessizce ağladı.

“Üzgünüm Leydim, gönderdiğim notta olanları anlatıp daha fazla panik olmanızı istemedim.” Dedi Joseph. Marianne' de onu anladığını belirtir şekilde kafasını salladı. Dün akşam üzeri Joseph'ten mümkün olan en kısa sürede Henfield'e gelmesi gerektiğini yazan bir not almış ve iki saatten kısa sürede yola çıkmıştı. Adrian'ın yaralandığını ise ancak Henfield'e geldiğinde, yani sadece beş on dakika önce öğrenmişti.

Marianne'in yaşlı gözleri Daisy'e döndüğünde şevkatli yüreği bu kez de onun için titredi. Dağılmış görüntüsü ne kadar perişan olduğunu gösteriyordu. Kollarını açıp Daisy'i kucaklarken Daisy'nin de dudakları titriyor, ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

Marianne genç kıza bir anne şevkatiyle sarılırken Joseph sessizce odadan dışarı süzülüp onları yalnız bıraktı. Daisy ve Marianne Adrian'ın yatağının ucundaki kanepede oturdular. Daisy zaman zaman ağlayarak olanları anlattı. Adrian'ı tavernada bulduğunu, orada olmasının asıl sebebini anlatırken ertesi gün ondan duyduğu kelimeleri ve kalbinin nasıl kırıldığı kısmı atladı. Halasını ziyaret için evden çıktıktan sonra kaçırılmasını ve şu ana dek olanları ise olduğu gibi söyledi.

“Hepsi benim yüzümden Marianne. O gün dikkatsiz davranmasam arabacının yabancı birisi olduğuni fark edebilirdim. Ya da evden tek başıma çıkmamış olsaydım...” Daisy suçluluk duygusu yüzünden kalbinin sıkıştığını hissediyordu.

“Böyle düşünme,” diyen Marianne samimiyetle ellerini tuttu. “O adamlar o gün seni kaçıramasaydı başka bir gün ya da başka bir yerde illaki denerlerdi Daisy. Adrian'da her ne olursa olsun seni onların eline bırakmazdı kızım. Bazen olacaklardan kaçamazsın.”

Daisy Marianne'in böyle sakin bir şekilde konuşabilmesine şaşkındı. Yataktaki adam onun oğluydu ve kendisi yüzünden bu haldeydi. Buna rağmen Marianne onu teselli etmeye çalışıyordu.

“Nasıl sükunetini koruyorsun Marianne? Ben ona bir şey olacak diye uyuyamıyorum. Ömrümden ömür gitmiş gibi. Sen ise beni teselli etmeye çalışıyorsun.”

“Aslında canımdan can gidiyor,” diye itiraf etti Marianne. Ardından buruk bir şekilde gülümsedi. “Ama ben bunu çok yaşadım Daisy. Yıllarını savaşarak geçirirken yüreğim ağzımda yaşadım hep. Defalarca yaralandığı haberi geldi ve her seferinde inan ki ölüm gibiydi benim için. Ama bunların sonucunda ne öğrendim biliyor musun? Oğlumun ne kadar güçlü olduğunu...Onu bu hayatta kolay kolay hiçbir şeyin yıldıramayacağını öğrendim.”

Daisy ve Marianne uzunca bir süre beklediler Adrian'ın başında. Bir süre sonra Marianne Daisy'e uyuması için ısrar etti çünkü artık üfleseler yıkılacakmış gibi görünüyordu. Marianne'in emriyle hizmetçiler Daisy'nin etrafında pervane oldular. Yıllardan beri Henfield Kontesi olan Marianne Ramsey'in gelinini kabul edip yeni kontes olarak benimsemesi Daisy'nin daha kolay kabul görmesini sağladı. Çalışanlar Marianne'e hayrandı ve onlara göre Marianne birine değer veriyorsa o kişi kesinlikle buna değerdi.

Daisy etrafında bir sürü insan dönüp dururken hiçbir şey yapamadı. Yapabildiği tek şey öylece durmak ve birilerinin kendisini yönlendirmesine izin vermek oldu. Hizmetçiler onu daha önce bayıldığında dinlenmesi için götürdükleri odaya tekrardan adeta sürükleyerek götürüp, hazırladıkları sıcak su dolu küvette lavanta kokulu sabunlarla güzelce temizlediler. Normalde lavanta kokusu Daisy'i rahatlatırdı ancak bu kez rahatlamış olmanın kenarından dahi geçmiyordu. Masaj yaparak ovalanan kasları bir an rahatlar gibi olsa da aklına Adrian'a bir şey olabileceği düşüncesi geldikçe tekrar kasılıyor, kramplar baş gösteriyordu.
Hizmetçiler onu kurulayıp saçlarını tararken Kahya doktorun önerdiği karışımdan hazırladığı çayı içirdi Daisy'e. Yaklaşık yirmi dakika sonra Daisy kendisine giydirilen iç elbisesiyle yatakta kıvrılıp kalmıştı. Yine tüm sinirleri alınmış gibi hissediyor, ağlayamıyor, hiçbir şeye tepki vermek istemiyor, Adrian'ın odasına gitmek istiyor ancak buna güç bulamıyordu. Sebebinin içtiği o karışım olduğunu biliyordu Daisy. İtiraz etmemişti çünkü vücudunun dayanma sınırının eşiğinde olduğunu hissediyordu. Kendi isteğiyle uyuyamayacağına göre biraz desteğin zararı olmazdı.

Daisy uykuya dalmadan önce uzunca süre düşündü, düşündü, düşündü. Bayağı bir süredir işe yarar bir şeyler yapmamıştı ve bu onu rahatsız ediyordu. Şu anda elinden Adrian için bir şey gelmezdi ama en azından kendine geldikten sonrası için bir şeyler yapabilirdi. Aklına gelen fikirle biraz daha rahat bir şekilde uykuya daldı çünkü uyandığında uygulamaya koyması gereken yeni bir planı vardı.

Sekiz saatlik deliksiz uykunun ardından uyandığında gün doğmasına daha birkaç saat vardı. Gilda şömine ateşini yakmaya çalışıyordu.

“Özür dilerim Leydim, sizi uyandırmak istemedim ama nu gece hava oldukça soğuk, üşüyüp hasta olmanızdan korktum.” Diyerek başını eğdi Gilda. Aslında elinden geldiğince sessiz olmaya çalışmıştı.

“Sorun değil Gilda, beni sen uyandırmadın. Kont nasıl?” Daisy Adrian'ı görmek için can atıyordu ancak önce halletmesi gereken başka bir şey vardı.

“Kont aynı efendim. Değişen bir şey yok. Leydi Marianne hala başında bekliyor.”

Daisy iyi haber alamadığı için bir an üzüldü ancak sonra iyi tarafından bakmaya çalıştı, en azından durumu kötüye de gitmiyordu.

“Peki Bay Moyer uyanık mı acaba? Onunla görüşmem lazım.”

“Kont’un çalışma odasında Leydim.” Anlaşılan kimseyi doğru düzgün uyku tutmuyordu.

Peki çalışma odası neredeydi? Daisy o an artık hanımı olduğu malikaneyi aslında hiç tanımadığını fark etti. Bugün burada ikinci günü olacaktı ancak şu an bulunduğu oda ve Adrian'ın ki dışında bir yerde bulunmamıştı.

“Beni çalışma odasına götürür müsün Gilda?”

“Ah tabi Leydim, önce giyinmenize yardım edeyim.”

Daisy o an üzerinde sadece incecik iç elbisesi olduğunu fark etti. Neyse ki Gilda orada olup hatırlatmıştı yoksa büyük ihtimal o halde ortalıkta gezinmeye başlardı. Kafası öyle bulanıktı ki...

Adrian'ın çalışma odası Daisy'nin Londra'da ki malikanesinde gördüğüne çok benziyordu. Odaya deriden ve koyu renk ahşaptan mobilyalar hakimdi. Ancak burası Londra'dakinden daha büyüktü. Daha fazla raf, daha fazla kitap vardı. Adeta büyük bir kütüphane gibi.

“Size yardımcı olabileceğim bir şey var mı Leydim?”

Joseph boylu boyunca uzanan kitap dizili rafların arasından çıkana dek Daisy onu fark etmemişti.

“Bay Moyer, umarım sabahın bu saatinde sizi rahatsız etmemişimdir? Sizinle konuşmam gerekiyordu ve uyanmış bulununca daha fazla bekleyemedim.”

“Sorun değil, zaten bu şartlarda insan pek uyuyamıyor.”

Joseph'in yönlendirmesiyle cılız bir ateşin parladığı şöminenin karşısındaki deri koltuğa oturdular.

“Buyrun lütfen, sizi dinliyorum.”

Daisy anlattı. Uyumadan önce aklına gelen fikrin tüm detaylarını ve neden gerekli olduğuna dair tüm düşüncelerini açıkladı.

“Ne diyorsunuz?” diye sordu en sonunda.

“Bu... Çok güzel bir düşünce Leydim. Ancak benimle ilgili olan kısım konusunda kararsızım. Emin misiniz?”

“Adrian size sonuna kadar güveniyor. Bu benim de güvenebileceğim anlamına gelir. Yani eminim. Tabi son karar size kalmış ancak, bunu ne sebeple istediğimi anlıyorsunuz değil mi?”

“Sizi anlıyorum Leydim ancak bu ne sizin ne de benim tek başıma alabileceğimiz bir karar değil.”

“Öyleyse bunu Adrian uyandığında tekrar gözden geçirelim ama diğer konuda kararım kesin. Bunun bir an önce halledilmesini istiyorum.”

Joseph cevap vermeden önce kısa bir an düşündü.

“Pekala, sanırım ilk fırsatta yola çıkmalıyım. Adrian uyanana dek yapacak çok iş var.”

Bölüm sonu.

Herkese selamm. Benim gibi gece kuşu olan kimler burada?

Sizce Daisy Joseph'ten hangi konularda yardım istemiş olabilir fikriniz var mı? 😄

Adım adım finale gidiyoruz ve açıkçası ilk defa bir hikayeme final yazacağım ve itiraf etmem gerekiyor ki beklentiyi karşılayamamaktan korkuyorum. Resmen kelimeler çıkmıyor parmaklarımdan yazıp yazıp siliyorum 😣 Umarım altından kalkabilirim 🙈

Lütfen yorumlarınızı esirgemeyin 😳

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro