Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

《BÖLÜM 51》

Daisy Marcus'un pis suratına bakmayı reddedip bakışlarını içinde bulunduğu pejmürde kulübede gezdirdi. Gündüz olmasına rağmen içerisi loş bir karanlığa bürünmüştü çünkü kulübenin iki küçük penceresi içeriyi yeteri kadar aydınlatmıyordu. Bunun sebebi küçük olmasının yanı sıra camların üzerinin kalın bir kir tabakasıyla kaplanmış olmasındandı. Küçük şöminede yanan cılız bir ateş içeriyi ısıtma konusunda yeterli değildi. İçeride rahatsız edici bir rutübet kokusu vardı ve kulübenin ahşapları şişip kabarmıştı. Bir hayli eski olduğu belliydi. Baktığı her köşeden sarkan örümcek ağları ise buranın sık kullanılan bir yer olmadığını gösteriyordu. Zaten ortalıkta neredeyse hiç eşya yoktu. Kendisi eski ahşap bir sandalyeye elleri arkadan bağlanmış durumdaydı. Hemen kenarda kirden asıl rengini kaybetmiş, tek kişinin yatabileceği büyüklükte bir döşek vardı. Döşeğin diğer tarafında, tam karşısında ise sallanan sandalyede hala kendine sırıtan Marcus...

"Ne o, konuşmayacak mısın Daisycik?" diye sordu Marcus sandalyeyi gıcırdatarak sallanırken. Daisy bir gıcırtının bu kadar rahatsız edebileceğini ilk defa fark etmişti. Bakışlarını Marcus dışında başka bir yere çevirdi.

"Bana yalvarmayacak mısın? Seni serbest bırakmam için dil dökmeyecek misin?" diye sordu alayla sesini incelterek. Bunun üzerine Daisy buz gibi nefret saçan gözlerini Marcus'a dikti.

"Sana yalvaracağıma ölürüm daha iyi!"

Marcus sanki çok komik bir şey söylenmiş gibi kahkaha attı. Daisy onun kahkahasından kendini bildi bileli nefret etmişti. Olivia ile birlikteyken bile adamdan her zaman rahatsız olmuştu. Bakışlarında insanın midesini bulandıran bir şey vardı.

"Ama yalvaracaksın tatlı küçük Daisy," diyen Marcus sandalyesini çekti ve tam karşısına oturdu.

"Seneler önce seni ilk gördüğümde yeni yetişen ufak bir kızdın ve o zaman bile her erkeğin altına alıp inletmeyi istemesine neden olacak bir güzelliğin vardı." Marcusun iğrenç bakışları yüzünde ve göğüslerinde gezinirken Daisy midesinde bir kasılma hissetti. Adamı niyeti kötüydü, kahretsin! Ne yapacaktı?

"Oldum olası asi bir kızdın ve ben içten içe seni ehlileştirmek için nasıl istek duyuyordum bilemezsin Daisy..." Adam ismini sanki tahrik olur gibi söylediğinde Daisy o an isminden bile nefret etti. Midesi bulanıyordu.

"Sonunda o fırsat elime geçti küçük fahişe. Seni altıma alacağım ve itaat neymiş öğreteceğim. Olabilecek her şekilde sahip olacağım sana! Altımda bağırıp inleyecek, ağlayacaksın, durmam için yalvaracaksın!"

Daisy ona bakmamak için yüzünü çevirdikçe Marcus daha da yaklaşıyor, kaçacak yer bırakmıyordu.

"Duydun mu beni?" diye bağıran Marcus Daisy'nin çenesini kavrayıp sertçe sıkarken Daisy ağlamamak için kendini zorluyordu.

"Hayatında belki hiç kimseye minnet etmemiş olan sen bana durmam için yalvaracaksın çünkü seni öyle becereceğim ki-"

Daisy'nin tükürüğü suratına çarptığında Marcus sustu ve birkaç saniye öylece kala kaldı. Suratını elinin tersiyle silerken öfkeden kırmızıya dönen suratıyla birkaç saniye baktı. Daisy o an daebenin geleceğini anladı ancak kendini hazırlayamadı. Elleri bağlı ve kıpırdayamazken nasıl hazırlıklı olabilirdi ki zaten?

Tokat hiddetle yanağında patlarken Marcus bağırıyordu.

"Seni orospu! Lanet olası kaltak!"

Ardından ikinci tokat diğer yanağına patladığında Daisy baglı olduğu sandalyeyle birlikte yere devrildi ve o anda omzunu ve dizini sert zemine vurdu. Acı ile çığlık attı ancak onu kimsenin duyamacağını biliyordu.

Marcus sandalyeyi tutup kaldırdı ve bu Daisy'nin ani hareketten dolayı başının dönmesine neden oldu. Saçlarına yapışan Marcus'un eli ise tekrar acı içinde inlemesine neden oldu.

Kapı gıcırtıyla açılıp birisi kucağında odunlarla odaya girdi ve gidip şöminenin yanına yığdı. Ardından birkaç tanesini ateşe attı ve şömine demiriyle karıştırıp odunları ters yüz etti. Ancak geri döndüğünde ise Daisy onun kim olduğunu gördü.

Jim Parkers.

Adam Daisy'e şöyle bir baktı ve umursamazca, topallayarak gidip pencerenin altına çöküp oturdu.

"Neden Jim?" diye sordu Daisy, gözlerinden süzülen yaşlara artık engel olamayarak. Kendi halkından, kendi kiracılarından birinin bunu ona yapmış olmasını yediremiyordu. Adrian'ın ona dün gece söylediklerinde yanılmamış olduğunu görmek canını yakmıştı.

"Neden olmasın." Diyen Jim umursamaz bir şekilde omuz silkti. "Ben alacağım paraya bakarım. Sonuçta biz fakirler para için her şeyi yaparız değil mi?" Ağzının ön kısmında eksik olan birkaç diş yüzünden tuhaf bir aksanla konuşuyordu Jim.

"Bu herifin beş kuruş parası yok!" diye bağırdı Daisy. "Her şeyini kaybetti. Sizi de bir sıçan gibi kullanıyor!"

"Param olacak seni sersem kadın!" Marcus adeta kükremişti. "Kocandan senin karşılığında yüklü bir miktar fidye isteyeceğim!"

"Adrian asla sana boyun eğmez!" Daisy göz yaşları içinde Adrian'ı düşündü. Kaçırıldığını fark etmiş olmalıydı. Peki onu arıyor muydu? Harekete geçmiş miydi? Bir şeyler yapıyor olmalıydı değil mi? Daisy'i sevmese bile onu bu şekilde bırakmazdı Adrian. Hayır bunu yapmazdı. Ama ne yapabilirdi ki? Nerede olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu muhtemelen. Bu herifler ona ciddi bir zarar vermeden yetişip onu kurtarabilecek miydi?

"Eğecek." Dedi Marcus kendinden emin bir sesle. "Eğer istediğim parayı vermezse senin acı çektiğinden haberdar olmasını sağlayacağıma emin olabilirsin."

"Adrian parayı verse bile bunu senin yanına bırakır mı sanıyorsun sersem herif?" Adrian hiç kimsenin kendi otoritesini sarsmasına izin verecek bir adam değildi. Marcus onun elinden kurtulabileceğini sanıyorsa çok pişman olacaktı. Adrian sadece Daisy için değil, kendisine yapılan bir dayatmanın hesabını illa ki sorardı.

"Kuş beyinli sersem... Seninle işim bittiğinde öyle hasarlı olacaksın ki kocan senin derdinden benim peşime düşene kadar ben çoktan ortadan kaybolmuş olacağım. Kocansa hem ruhen, hem de bedenen iyileşmez yaralar almış karısının üzüntüsünden kahrolacak. Seni öyle kullanacağım ki kocan sana bir daha el süremeyecek Daisy... Bunu her denediğinde aklına ben geleceğim ve senden iğrenecek..."

Marcus'un kendini beğenmiş bir şekilde söylediği sözler Daisy'nin kanını donduruyordu. Bu kaçık herif neler planlamıştı böyle? Neyin kini, nefretiydi bu? Kendisine vereceği hasardan bahsederken gözlerinden korkutan bir parıltı geçtiğine yemin edebilirdi. 'Ah Tanrım...' diye düşündü. Artık çok daha fazla korkuyordu. Daha önce tecavüze uğrayan birisini tanımıştı Daisy. O zamanlar daha on beş yaşındaydı ve köydeki bir kiracısının kendiyle yaşıt bir kızı dört kişilik bir haydut grubunun saldırısına uğramıştı. Söylenene göre adamlar zavallı kıza defalarca şiddet uygulayıp tecavüz etmiş, ardından gece karanlığında köy meydanına atıvermişlerdi. Zavallı kızcağız o günden sonra aklını kaçırmıştı. Bir ay sonra ise kendini pazar ayini sıradında kilisenin çan kulesinden aşağı bırakıp canına kıymıştı.

Bu olayın o zamanlar tüm Leighton'da çok uzunca bir süre konuşulduğunu hatırlıyordu Daisy. Zavallı kızcağızın cenazesine katılmış, olayları defalarca ve defalarca konuşan insanlardan dinlemiş, her seferinde kız için dua etmişti. Bir insanın böyle bir vahşeti yaşamış olması o zamanlar Daisy'i derinden sarsmıştı. Özellikle kızın kendi yaşıtı olması daha da etkilenmesine neden olmuştu.

Daisy acı içinde gözlerini kapattı. O zavallı kızı hatırlamak midesine defalarca yumruk yiyormuş gibi hissetmesine neden oluyordu. Kendisi de aynı şeyi yaşayamazdı. Yaşamamalıydı!

“Bunu neden yapıyorsun?” diye sordu Marcus'a. Aslında biliyordu. Sadece Olivia'nın bu kadar ileri gitmiş olmasına inanamıyordu. Evet ondan nefret ediyordu ama...

“Olivia ile kaçtığınızda rahat edebileceğinizi sanıyorsan çok yanılıyorsun. Her ne deliğe girerseniz girin Adrian bir şekilde sizi bulacak ve bunun hesabını soracak!”
“Olivia ile kaçan kim?” diyen Marcus bir kahkaha attı. “Onu peşime takacağımı mı sanıyorsun. Çoktan onunla işim bitti!”

“Bunu ikiniz planlamadınız mı?” diye soran Daisy'nin kafası karışmıştı. Marcus tek mi hareket ediyordu yani?

“İkimiz mi? O kadınla hayata bir iş daha yapmam. Beni yarı yolda bıraktı. Nereye gidersem gideyim bana ayak bağı olmaktan başka işe yaramaz.”

“Eğer Olivia için değilse benden ne istiyorsun? Ben sana ne yaptım?” diye bağırdı Daisy. Bu adamın derdi neydi ki?

“Ne mi yaptın? Evlendin seni fahişe! Evlendin ve tüm paran kocan olacak o Ramsey'in eline geçti. Buna izin vereceğimi mi sandın? O evliliğin gerçekleşmesine engel olamadım, tüm parayı kaybettim ama şimdi telafi zamanı!”

“O parada senin hakkın yoktu lanet olası!” diye bağırdı. “Yıllarca senin olmayan parayı kullandın zaten. Bunu ne hakla yaptın ki? Bir de şimdi gelmiş ne cüretle hak iddia ediyorsun?” Daisy kendini kaybetmiş gibi ağlayarak bağırıyordu. Karşısındaki adam kafayı sıyırmış olmalıydı, başka açıklaması yoktu bunun. Büyük ihtimalle tüm bunlar bittiğinde onun sayesinde Daisy'de kafayı sıyırmış olacaktı.

“Git şu Josh'a bak nerede kaldı bu herif?” diye bağırdı Marcus. Bunun üzerine Jim bir şey demeden yine aynı umursamazlıkla kulübeden çıkıp gitti. Daisy'e az sonra neler olacağını biliyor ancak umursamıyordu. Jim sadece iş bittiğinde alacağı parayı düşünüyordu.

Kulübede yalnız kaldıklarında Marcus Daisy'nin üzerine atlayıp kıyafetlerini çekiştirmeye başladı.

“Şimdi sana göstereceğim!” Adamın kaba elleri kıyafetinin düğmelerini koparırken Daisy'nin bağırmak dışında yapabileceği hiçbir şey yoktu ancak onun da faydası dokunmuyordu. Pislik herifin elleri göğüslerini sıkarken Daisy canı yanmasına rağmen debelenmeye, ipleri gevşetmeye çalışıyordu ancak olacak gibi değildi.

“Haydi yalvarsana!” diyen Marcus onun saçlarını çekip canını yakarken Daisy dişlerini sıktı. Saçları serbest kaldığı an ise sadece birkaç saniyelik zamanı vardı. Hiç düşünmeden, bağlı halde ne kadar yapabiliyorsa gerindi ve tüm gücüyle Marcus'un suratına kafa attı.

Marcus beklemediği darbe karşısında küfürler edip burnunu tutarak yere yığılırken Daisy'de kendi ağzından ilk defa çıkan küfürler savuruyordu. Canı çok yanmıştı, adeta kafatasında bir kaç kemik kırılmış gibi hissediyordu ve görüşü bulanıklaşmıştı. Hem baş dönmesinden, hem de acıdan dolayı gözüne biriken yaşlardan...

Marcus'un tekrar ayağa kalkıp kendisine saldıracağı an kulübenin kapısının şiddetle çarpıldığını bulanık bir görüntü olarak gördü. Silueti tanıdık adam Marcus'a saldırıp onu karşı duvara fırlatırken Daisy'nin kalbi hiç olmadığı kadar çarpmaya başladı.

“Adrian!”

“Sabret Daisy, birazdan seni kurtaracağım!” diyen Adrian tam o anda Marcus'la yumruk yumruğa kavgaya tutuştu ve yere yuvarlandılar. Daisy istemsizce bağırırken, yüreği ağzında yerdeki kargaşayı izliyordu. İki adam yerde yuvarlanıyor, birbirlerine yumruklar savuruyorlardı. Daisy Adrian'ın çok daha iyi olduğunu görebiliyordu, ıskalamıyordu ancak Marcus'da pes etmiyordu. Elleri Adrian'ın boynunu kavrayıp sıkmaya başladığında Daisy kalp krizi geçirecek gibi oldu ancak Adrian geriye doğru yuvarlanıp Marcus'u üzerinden atmayı başardı. Maalesef ki Marcus çabuk toparlandı ve tekrar Adrian'a doğru hamle yaptı. Adrian gelen yumruğu eğilerek boşa çıkardı ve aynı anda dizini Marcus'un kasıklarına geçirdi. İki büklüm olmasını fırsat bilip sırtına kuvvetli bir dirsek darbesi indirdiğinde ciğerlerindeki tüm hava boşalmış olan Marcus hareketsiz bir şekilde yere yığılıverdi.

“Daisy!” Adrian koşul yanına geldi ve elindeki ufak çakıyla Daisy'nin bileklerini saran halatı kesmeye başladı. Üzerindeki gömleğı yırtılmış, ter içinde kalmıştı.

“İyi misin?” diye sordu nefes nefese. Hemen ardından Daisy'nin parmaklarına küçük bir öpücük kondurup halatları kesmeye devam etti.

“İyi olacağım.” Diyen Daisy'nin gözyaşları bu kez rahatlamadandı. Adrian onun kızarmış yüzüne, morluk oluşmuş çenesine ve alnına bakınca okkalı bir küfür savurup karısını kollarının arasına çekti.

“Canın çok yandı mı?” diye sorarken sesi sanki kendi canı yanıyormuş gibi çıkıyordu.

“Başa çıkabilirim.” Dedi Daisy burnunu çekerek. Acımıyor diyemezdi çünkü fena halde canı yanıyordu.

Adrian yüzünü görebilecek kadar geri çekilip saçlarını okşarken dudaklarını alnına dayayıp öpücükler kondurdu.

“Geçecek güzelim geçecek. Birazdan buradan gideceğiz. Yalnız değilim, joseph'de burada. Dışarıdaki adamları hallediyor.” Adrian sırtını ona güven vermek istercesine nazikçe okşarken Daisy gerçekten de kurtulmuş olduğunu idrak ediyordu.

“Benim için geldin.” Dedi sanki imkansız bir şeymiş gibi. Bunun üzerine Adrian'ın karısını izleyen mavi gözleri şaşkınlığa büründü.

“Elbette geleceğim. Seni bırakacağımı mı sandın? Senden vazgeçemem Daisy. Asla!” Ona sarıldı ve Daisy'de ona sarıldı. Adrian Daisy olmadan bir dakika bile yaşayamayacağını biliyordu artık. Daisy nefesti. Daisy her şeydi.

“Sana söyleyeceğim şeyler var ama önce bu pislikten kurtulmamız lazım.” Diyen Adrian ayağa kalktı ve Daisy'nin de kalkmasına yardım etti. Saatlerdir sandalyeye bağlı halde olduğundan dolayı her yanı ağrıyordu Daisy'nin.

“Adrian, hayır!” diye bağırdı kafasını kaldırdığı an Adrian'ın omzunun kenarından gördüğü görüntü üzerine. Adrian o an arkasını dönüp baktı ve kendilerine silah doğrultan Marcus'u gördü. Düşünmeden kendini Daisy'e siper etti.

Lord Richard Fleming ile birlikte hareket eden kolluk kuvvetleri neredeyse kulübeye varmak üzereydiler. Richard Joseph'in gönderdiği notu alır almaz neredeyse doğumu başlamak üzere olan karısını doktora emanet edip evinden fırlayıvermişti. Neler olduğunu pek bilmiyordu. Joseph notta sadece Leydi Ramsey'in kaçırıldığını ve derhal aşağıda yazan adrese takviye kuvvet gerektiğini yazmıştı. Richard’da hemen yetkililere haber verip gerekli destekle birlikte yola çıkmıştı. Verilen adrese geldiklerinde daha atlarından inmeye fırsat bulamadan kulübenin içinden iki el ateş sesi ve bir kadın feryadı duyuldu.

Bölüm sonu.

Selam millet 😁 fark ettiğiniz üzere hikayemizin sonlarındayız. Final ne zaman diye soranlar vardı, iste o zamana gelmiş bulunuyoruz 😊 kaç bölüm sonra olur emin degilim çünkü henüz yazmadım. Ancak 3 ya da 4 bölüm sonra diye tahmin ediyorum. Belirtmek istedim.

Bu arada en azından buralara dek sessizce okumus olanlardan son birkaç bölüm hatrına bir hareketlilik bekliyorum desem? 😄

Her neyse işte. Ben uyumaya kaçıyorum. Hepinize iyi geceler 😊

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro