Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

《BÖLÜM 47》

47.Bölüm

Adrian ayrı kaldıkları günlerin acısını çkarırcasına kana kana içiyordu karısının dudaklarını. Nazik olmasına gerek yoktu, nefes almaya ihtiyacı yoktu, istediği ve ihtiyacı olan tek şey Daisy'di. Onu şiddetle istiyordu ve dudaklarının davetkar ve ısrarcı hareketleri sayesinde onun ihtiyacı Daisy'nin ihtiyacı oldu. Kızgınlığının bir önemi kalmamıştı. Önemli olan o an yaşadıkları şeydi. Adrian'ın karısıyla tek vücut olmaya ihtiyacı vardı.

Adrian'ın talepkar dudakları boynuna ve göğüs kafesine indiğinde Daisy ihtiyaç dolu bir inilti kaçırdı dudaklarından. Başı geri doğru düşerken narin parmakları Adrian'ın kısa saçlarını kavrayıp kendine bastırdı. Bu davranışı daha fazlasını istediğinin göstergesi ve açık bir davetti ve Adrian bunun üzerine onu bir çırpıda kucaklayıverdi. Daisy kahkahayla karışık küçük bir çığlık atarken bacaklarını Adrian'ın beline dolayıp kollarını omuzlarına sardı. Dudakları tekrar birleşirken Adrian onu çalışma masasının üzerine taşıdı.

"Joseph'in odasındayız Adrian." Diye fısıldadı bir anlığına dudakları serbest kaldığında. Adrian elbisesinin önündeki düğmeleri çekiştirmeye başlamıştı.

"Umrumda değil, seni şimdi istiyorum!" Boğuk, arzu dolu, nefes nefese olan ses tonu ve aç bakışları Daisy'nin üzerinde karşı koyamayacağı bir etki bırakıyordu. Onun için nerede oldukları önemli değilse Daisy içinde önemli değildi.

Parmakları hararetli bir şekilde birbirleri üzerinde gezinirken ikisi de bekleyecek ya da bu işi uzatacak halde değildi. Adrian hızlıca eteklerini yukarı sıyırıp bacaklarının arasına geçtiğinde Daisy itiraz etmedi. Uatak odasında ya da bir masanın üzerinde, ne fark ederdi ki? Bacaklarını Adrian'ın kalçasına sarıp onu daha çok kendine çekti.

Adrian'ın dokunuşlarında nazik denilebilecek hiçbir şey yoktu ancak Daisy bunu sorun etmedi çünkü ihtiyaçları olduğu şey ortaktı, gerisi önemli değildi. Zaman ya da mekan da hiç önemli değildi. Önemli olan tek şey onun Adrian'a olduğu kadar Adrian'ın da ona ihtiyaç duymasıydı. Bunu bilmek, dokunuşlarda bunu hissedebilmek müthiş bir hazdı Daisy için. Vücutları bir yapbozun iki eksik parçası gibi birbirlerini tamamlarken dudakları da birleşti. Ter içinde kalan vücutları ve kesik kesik soluklarıyla birbirlerinin kollarında sanki tüm dünyaya meydan okuyorlardı.

Kısa süre sonra Adrian başını boynuna, saçlarının arasına gömmüş, Daiys de alnını Adrian'ın göğsüne yaslamış halde soluklanıyorlardı. Kendini yorgunluktan bitap düşmüş hissediyordu Daisy.

"Böyle uyuyabilir miyim?" Diye sordu mırıltı halinde çıkan sesiyle. Adrian güldü ve omzuna bir öpücük bırakıp hafifçe geri çekildi. Daisy'nin elbisesinin önündeki düğmeleri iliklemeye başladı. Ardından kendi pantolonunu düzeltip kemerini bağladı. Gömleği dışarı taşmış ve düğmeleri tamamen açılmıştı ancak o kadar da önemli değildi.

"Nasıl hissediyorsun?" Diye sordu tereddütle. Fazlasıyla sert davrandığının farkındaydı.

"Gereğinden fazla gevşemiş gibiyim." Dedi Daisy uykulu sesi ve kırpıştırdığı gözleriyle. "Yürüyebileceğimi sanmıyorum." Bacakları pelteleşmiş gibi hissediyordu.

Adrian sırtından ve eğilip dizlerinin altından kavrayarak onu masanın üzerinden kucağına aldı. Daisy'de kollarını sıkıca boynuna dolayıp Adrian'ın çıplak göğsüne iyice sokuldu. Daha az önce doyuma ulaşmış olmalarına rağmen kendini Adrian'dan uzak turmak istemiyor ve onunla temas halindeyken kendini daha iyi, daha güvende hissediyordu.

Joseph'in evindeki tek misafir oldasına girdiklerinde Adrian kapıyı ayağıyla iterek kapattı ve Daisy'i yavaşça yatağın üzerine bıraktı. Ardından sadece iç çamaşırıyla kalana dek soyundu.

"Sen öyle mi uyuyacaksın?" Diye sordu hala kyafetleriyle yatakta uzanan ve kendisini izleyen karısına.

"Bu elbiseyi çıkarmak gerçekten çok zor ve benim gerçekten çok uykum var." Daisy esnedi ve sonra tembel bir kedi gibi gerindi. Yatağa dağılan saçları ve bu mahrur görüntü görüntüsü Adrian'ın çok hoşuna gitti. Az önce seviştiği her halinden belli oluyordu ve görüntüsü Adrian'da onu tekrar  öpme isteği uyandırıyordu. Yatağa uzandı ve karısını soymaya başladı. Az önce iliklediği düğmeleri geri açıp elbisesini üzerinden sıyırdı. İnce kumaştan iç elbisesini de sıyırdığında açığa çıkan ve insanda dokunma isteği uyandıran göğüslerine bakınca kasıklarındaki hareketlenmeye içinden küfür etti. Daha en fazla on beş dakika olmasına rağmen hala onu istiyordu ancak yorgunluğundan dolayı Daisy'nin daha fazlasını kaldıramayacağının farkındaydı. Onu tamamen soyup yatakta arkasına yerleşti ve kollarını beline doladı.

Daisy kalçalarına değen şişkinliği fark edince elinde olmadan gözleri kapalı halde kırkırdadı.

"Tanrım, bu kadar kısa sürede tekrar istediğine inanamıyorum." Dedi uykulu sesiyle. Adrian onu daha çok kendine cekti ve bilinçli bir şekilde kasıklarını kalçalarına daha da bastırdı.

"Üzerimde böyle bir etkin var işte." Diye mırıldandı kulağına. Ardından boynunu hafifçe dişledi. Daisy gıdıklanarak tekrar kıkırdadı.

"Uykumu kaçırma Adrian!" Diye sitem etti ancak bulundukları pozisyondan hiç şikayeti yoktu. Adrian'ın sıcaklığını hissederek iyice mayışıp uykuya dalarken dudaklarında mutlu bir tebessüm vardı. Adrian o tebessümün yüzüne verdiği mutlu ifadeye hayran kalmıştı.

***

İskoçya'nın uçsuz bucaksız kırları alacakaranlık vaktinde yoğun ve dondurucu bir sisle kaplıydı. Highland dağlarında kamp kurmuşlardı ve kötü talihleri onları bir hayli zorluyordu. Ya da doğa ana akıttıkları kandan dolayı onlara cömert davranmıyordu. İki gün önce başarıyla tamamladıkları baskından beri hava hiç açmamış ve inanılmaz derecede soğumuştu. Adamları soğuktan hastalanıyor, güçsüzleşiyordu. Baskın başarılı olmasına rağmen yine de bir sürü askerini kaybetmişti ve şimdi elinde yarısı hasta bir avuç adam kalmıştı. Her ne olursa olsun takviye birlik gelene kadar dayanmak zorundaydılar.

Çadırının içinde soğuktan koruma görevinden yoksun battaniyesinin altında kaskatı kesilmişti. Saatlerdir uyanıktı ve biraz uyuması gerekiyordu ancak kemikleri soğuktan buz tutmuş gibi hissederken bu mümkün gözükmüyordu.

Dışarıdaki sessizlik aniden bozulduğunda Adrian hızla çadırdan fırladı. Gördüğü manzara... Bu kez baskına uğrayan kendileriydi! Kampları ateşe verilmişti ve etrafta lanet olası İskoç isyancıları ile İngiliz askerleri dövüşüyordu. Adrian kendisine darbe indirmek isteyen bir saldırganı dirsek darbesiyle etkisiz hale getirirken bir ok tam kafasının üzerinden uçtu. İkincisi geleceği an Adrian döndü ve kendine saldıran adam siper olarak kullanarak arkasına geçti. Saldırgan saniyeler içinde kafasından bir ok yedi. Bir İskoç diğer bir İskoçu vurmuştu.

Adrian üzerine akan kanın sıcaklığını hissederken yanına devrilen askeri ile göz göze geldi. En cesur adamlarından biri gögsünden akan oluk oluk kanla yere yığılmıştı!

"Dayan asker!" Diye bağırdı Adrian yanına koşarken. Ama onun için yapabileceği hiçbir şey yoktu.

"Adrian!" Ne ara bayılmıştı? Yaralanmış mıydı yoksa?

"Adrian uyan!" Adını biliyorsa kendilerinden biri olmalıydı değil mi? Demek kazanmışlardı!

"Adrian lütfen uyan!" Karşısındaki karaltının sesi bir kadın sesine döndüğünde Adrian yavaşça gerçeği kavradı. Yine kabus görmüştü. Yüzünü elleriyle kavramış, kendisine endişeyle bakan Daisy'i görünce sinirlendi. Neden bu kadar yakınındaydı?

"Tanrı aşkına Daisy!" Diye söylenirken onu üzerinden itip yatakta doğruldu ve başını ellerinin arasına aldı. İnanılmaz ağrıyordu ve ter içinde kalmıştı.

"Sana daha önce bu durumdan bahsetmiştim. Kabus gördüğümü fark edince bana o kadar yaklaşmamalıydın!" Diye yükseltti sesini.

"Ama bağırıyordun ve hiç iyi görünmüyordun." Diyen Daisy bu kez omzuna dokundu.

"Sana zarar verebilirdim! Neden anlamıyorsun? Bir daha aynı yatakta hatta aynı odada uyumamalıyız!" Adrian yatakta. Fırladı ve odanın içinde volta atmaya başladı. Daisy ise çıplak olduğuna aldırmadan yataktan çıkıp Adrian'ın karşısına dikildi.

"Adrian bana bak lütfen." Dedi narin parmaklarını yine yüzünün iki yanına yerleştirirken.

"Biraz abartmıyor musun? Hiçbir şey olmadı işte."

Adrian cevap vermeden önce birkaç kez derin nefes aldı.

"Sadece bu seferlik olmadı. Bir öncekinde çalısma odamın penceresinin dibinde yanımda kırılmış bir viski şişesi ve kesilmiş elle uyandım. Neler olduğunu Tanrı bilir!"

"Belki de bu yüzden yalnız uyumamalısın. Birinin seni uyandırması gerekiyor olabilir." Diye tahmin yürüttü Daisy. Adrian tam ondan uzaklaşacağı an Daisy izin vermeyip ona sarıldı.

"Haydi yatağa dönüp bu konuyu sakince konuşalım." Dedikten sonra çıplak omzuna bir öpücük kondurdu. Sonrasında şefkatli denilebilecek bir ifadeyle baktı Adrian'a. Adrian o bakışları geri çeviremezdi. Zaten artık tekrar uyuyamayacağını biliyordu.

Tekrar yatağa döndüklerinde bu kez Adrian başını onun göğsüne yaslamıştı. Daisy'nin çenesi hemen Adrian'ın başı üzerinde, kolları ise sakinleştirmek istercesine hafif hafif göğsünde ve omuzlarında dolanıyordu.

"Savaştan yeni döndüğüm sıralarda az daha birini öldürecektim." Diye itiraf etti Adrian. "Uzun zaman sonra ilişki kurduğum tek kadındı ve ben onu boğmaya kalktım. Kendime gelip uyanmasam, belki birkaç saniye daha geçse ölebilirdi bile."

"Ah..." Daisy ne diyeceğini bilmiyordu. Adrian'ın daha önce bir sürü kadınla birlikte olduğunu biliyordu ama kendisi ilk defa o kadınların birinden bahsediyordu.

"Ona bir şey oldu mu?" Diye sordu. Ne diyebilirdi ki?

"Ardına bakmadan kaçtı ve benimle bir daha görüşmeyi kabul etmedi. Buna takılmıyorum çünkü çok haklı. Ama o günden beri aynı şeyi, hatta daha kötüsünü yaşamamak için elimden geleni yapıyorum."

Daisy bir süre sessiz kaldı ve parmakları Adrian'ın saçlarında gezindi. Üç yıl olmasına rağmen hala bu rüyaların devam etmesi bir insan için çok zor olmalıydı.

"Döndüğünden beri hiç kendine vakit ayırdın mı? Kafanı dinledin mi?" Diye sordu. Adrian ise bu soruya anlam veremeyerek kafasını kaldırıp dikkatle baktı Daisy'e.

"Güzelim, kafamı dinlesem emin ol çoktan çıldırmıştım. Asıl uzak durmam gereken kafamın içindekiler. Bu yüzden savaştan döndüğümden beri sürekli çalışma halindeyim. Düşünmemem gereken çok şey var."

Daisy yatakta aşağı kayıp Adrian ile aynı hizaya geldi.

"Kendini neyle meşgul ediyorsun peki?"

"Henfield'de yoluna koymam gereken şeyler vardı. Savaştan sonra bir süre onlarla ilgilendim. Sonrasında Joseph ile birlikte yetimhaneyi kurduk. Gerekli imkanları sağlamak zaman aldı ve sürekli ilgilenmem gereken işler çıkartıyor. Ama tabi ki şikayetçi değilim çünkü beni meşgul ediyor. Sonrasında bazı ticaret işlerim var. Joseph'le birlikte işleri daha da büyüttük. Bu sürede bir gemi daha edindim. Hindistan'dan kumaş ithal ediyorum. Bunlar da bir hayli uğraştırıcı şeyler. Böyle söylerken kulağa çok basit geliyor ama her sefer dönüşü bir geminin bakımnı yaptırmak ya da yetimhanin  bitmek bilmeyen sorunları hayli uğraştırıcı şeyler. Zaman zaman kumaş alıcılarıyla yaşanan anlaşmazlıklar da olabiliyor tabi."

"Bunlara ek olarak şimdi bir de Leighton'da uğraşman gerekenler çıktı başına." Daisy'nin yüzünde düşünceli bir ifade vardı.

"Emin ol bundan şikayetçi değilim. Sürekli bir uğraş içinde olmaya ihtiyacım var. Ama şu yangın çok kötü oldu. Bize çok fazla iş çıkardı." Yetimhanenin kullanılabilir kısmında işler bir hayli karışıktı. Çocuklara kalacak yeterli yer yoktu ve bunun bir an önce halledilmesi gerekiyordu ancak yetimhaneye uygun bir bina bulmak her zaman öyle kolay değildi.

"Hayır, hayır. Bence tam tersine ihtiyacın var Adrian." Diyen Daisy daldığı düşüncelerden çıkardı onu.

"Bu ne demek?"

"Kendine çok fazla sorumluluk yüklemişsin. Belki sen farkında değilsin ama bilinçaltın sana bu kabuslar yoluyla isyan ediyor olabilir. Zihnin çok yorgun Adrian ve sen de onu yormaya devam ediyorsun." Daisy iri iri açtığı gözleriyle Adrian'a bakıyordu.

"Anlamadım."

"Vücuduna sürekli mikrop girdiğini düşün. Ve sonra vücudunun o mikropları bir çıbana dönüştürüp acılı bir şekilde iltihapla dışarı attığını... Bu rüyalar da tıpkı bir çıban gibi. Kafanda zihnini meşgul eden o kadar fazla sorumluluk var ki artık sana zarar veriyor."

Adrian Daisy'e kaşlarını çatarak baktı. Böyle bir benzetme hayatta kendisinin aklına gelmezdi.

"Ne tür kitaplar okuyorsun sen? Diye gülerek dalga geçti başını yastığa geri bırakırken.

"Ben ciddiyim!" Daisy omzunu dürtükleyip sarstı. "Sorumluluklarını azaltman lazım."

"Hayatım, bu işleri birinin yapması gerek ve benden iki tane yok."

"Ama ben varım. Sana yardımcı olabilirim. Hesaplarla sabaha dek bir başına uğraşman gerekmiyor. Ayrıca yetimhaneyle ilgilenebilirim. Ne yapabilirim bilmiyorum ama illa ki faydalı olabileceğim,senin iş yükünü azaltacak bir şeyler vardır."

Adrian hararetli hararetli konuşan Daisy'i izlerken içinde adlandıramadığı tuhaf bir duygu vardı. Annesi dışında ilk defa bir kadın onun sorunlarıyla bu denli ilgileniyordu. Kadınlar genelde onun yatağına girmek,aldığı pahalı mücevherlerle gösteriş yapmak ve her seferinde daha fazlası ile şımartılmakla ilgilenmişlerdi. Daisy ise onun için bir şeyler yapmak istiyordu. Peki neden?

Kendisini ilgiyle izleyen Daisy'e bunu soramadı. "Söylediklerini düşüneceğim." Dedi sadece. Ardından gözlerini tavana dikti. Daisy ise göğsüne usul bir öpücük kondurup on sarıldı. Sanki uyursa Adrian'ın yataktan kalkıp gitmesini engellemek istiyordu.

Sabah'ın ilk ışıkları salonu zayıf bir şekilde aydınlatmaya çalışırken Adrian yeni yakılmış şöminenin önündeki koltukta oturup titteşen alevleri izliyordu. Dün geceden beri bildiği tek şey suçlu olduğuydu.

"Gece uyumadın mı sen?" Joseph karşısındaki koltuğa yerleşirken yeni uyandığı her halinden belliydi. Düzgünce giyinmiş olmasına rağmen yüz ifadesi uyanmamış ruhuna ayna tutuyordu.

"Sadece kısa bir süre." Diye cevapladı Adrian. Daisy derin uykuya dalar dalmaz kendini burada bulmuştu.

"Sorun ne?" Joseph Adrian'ın yüzünden neredeyse acı çekiyor olduğunu düşünecekti. Adrian gergin bir şekilde ellerini saçlarının arasından geçirip Joseph'e baktı.

"Sanırım ben pislik adamın tekiyim."

Bölüm sonu.

Herkese iyi gecelerrr 😄 Umarım şu an uyanık birileri vardır 😅

Ne dersiniz sizce Adrian neden Joseph'e öyle söyledi?

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro