《BÖLÜM 44》
44. Bölüm
Daisy sabah uyandığında Adrian yatakta yoktu. 'Belli ki çok uyumuş ve gidişini kaçırmış olacağım' diye düşündü kendi kendine. Bir kedi gibi gerindi ve o an vücudunun tüm kaslarında tatlı bir sızı hissetti. Sebebi son iki gecenin oldukça yoğun geçmesiydi. Düşündükçe kendi kendine sırıtmadan edemiyordu.
Odadaki tıkırtıyı duyduğunda kafasını kaldırdı ve Emily'nin küveti hazırlamakta olduğunu gördü.
"Günaydın Leydim."
"Günaydın Emily. Ama ben henüz banyo istememiştim." Kendisi istemeden bir şey yapıldığı için şaşırmıştı.
"Lordum bu sabah çıkmadan önce uyandığınızda rahatlatıcı bir banyoya ihtiyacınız olacağını söyledi." Dedi Emily suyun sıcaklığını ayarlamaya çalışırken. Bunun üzerine Daisy utandığını hissetti. Emily dün gece bu yatakta neler yapıldığını az çok biliyordu ve bu Adrian'ın suçuydu. Hayır, hayır! Adrian sadece düşünceli davranmaya çalışmıştı. Daisy artık evli bir kadındı, böyle şeylerden uyanmasına gerek yoktu.
"Lavanta, yasemin ve portakal çiçeği yağını karıştırdım. Bu sizi iyice gevşetecektir." dedi Emily. Ancak Daisy geçen iki gece boyunca iyice gevşemişti ve şu an sadece kendine gelmesini sağlayacak buz gibi bir banyoya ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Ancak bu şekilde gün boyunca aklını Adrian'dan uzak tutabilirdi.
Gün sonunda Billy eve tek başına döndüğünde Daisy şaşırdı. Adrian'ın da dönmesini bekliyordu.
"Kont Ramsey sabah Londra'ya gitti efendim." Dedi Billy, Daisy Adrian'ı sorduğunda.
"Ama neden? Hiç böyle bir şeyden bahsetmemişti."
"Sabah erken saatlerde bir not geldi. Kont notu okur okumaz atına atlayıp buradan ayrıldı. Gitmeden önce ise işle ilgili önemli bir şeyler olduğunu falan söyledi ve açıkçası moreli bozulmuş gözüküyordu."
"Ne olabilir ki?" Diye kendi kendine sordu Daisy. Adrian'ın böyle aceleyle ayrılmasına ne sebep olmuş olabilirdi?
"Kont'la konuştuğumuz plana göre ben buradaki işlerle ilgileniyorum Leydim. O konuda endişeniz olmasın."
"Pekala Billy. Adrian'dan haber gelirse hemen bana bildirmeni istiyorum."
***
Daisy'nin iç dünyasına huzursuzluk hakimdi. Adrian'ın apar topar haber vermeden Londra'ya gitme sebebini düşündükçe huzursuzluğu daha da artıyordu. Habersiz beklemek çok can sıkıcıydı.
Kafa dağıtmak için kitap okudu, çiçekleriyle ilgilendi, terastaki şimşirleri budadı, meyve bahçesinden meyve topladı hatta atları tımar ederken seyise yardım bile etti. Eğer resim yapabilse ya da nakış işleyebilse onları da yapardı.
Gidişinden üç gün sonra Adrian Londra'da ki işlerinin birkaç gün daha uzadığını, merak etmemesini, en kısa sürede döneceğini söyleyen kısa bir not gönderdi. Ancak bu not Daisy'i rahatlatmaya yetmedi. Adrian neden sorunun ne olduğunu yazmamıştı? O kadar mı meşguldü?
"Leydim, günlerdir merak içinde olduğunuzu görüyorum ancak bu kadar endişe etmenize gerek yok." Dedi Billy bir akşam üzeri Daisy büyük salonun terasında ceviz ağacından yapılma sallanan sandalyesinde otururken. Elinde politika ile ilgili bir kitap vardı. Kafası dağılsın diye özellikle seçmişti ama kitabı okumak yerine aklı yine Adrian'a ve neyle meşgul olduğuna dalıp gidiyordu.
"Günlerdir yok Billy," dedi Daisy. Tam dokuz gün olmuştu ve Adrian tekrar bir not göndermemişti. Ne ile uğraştığını yalnız Tanrı biliyordu.
"Bu tür şeyler hep olur. Kont belli ki sizi işle ilgili meseleler için sıkmak istemiyor." Billy uzaklara baktı ve sanki orada maziyi görür gibi meşe ormanı manzarasına bakarak konuşmaya devam etti.
"Hatırlamazsınız ama siz küçükken babanızın da iş meseleleri yüzünden haftalarca Londra'da kaldığı olurdu. Bazen bir gemisi fırtınada hasar görür ve tadilatı için orada bulunması gerekirdi. Bazen şarap alıcılarıyla anlaşmazlıklar çıkar ve çözülmesi günler sürerdi. İş hayatı böyledir. Ortada olağan dışı bir şey olduğunu sanmıyorum."
"Yani endişelenecek bir şey olmadığını söylüyorsun öyle mi?"
"Elbette Leydim. Kont mümkün olan en kısa sürede dönecektir ama içiniz yine de rahat etmiyorsa neden ona bir mektup yazmıyorsunuz? Sizin için hemen öğleden sonra postaya vereyim."
Daisy düşündü, aslında ona yazmak istiyordu ama ne diyecekti? Seni çok merak ettim, her şey yolunda mı? Ya da lütfen olabildiğince çabuk dön seni özledim mi?
"Onu meşgul etmek istemiyorum." Dedi sonunda. "Sen haklısın. Ben sadece evham yapıyorum. Adrian birkaç güne dönecektir." Sonrasında konuyu değiştirdi Daisy, "Bu arada Billy, değirmenin tamiratı ne durumda?"
"Tamamlandı bile. Köylüler ellerinde kalan buğdayı öğütmeye başladılar. Kış için satmaya yetişeceğiz gibi görünüyor." Kışa hazırlıklı olacaklarını duyunca sevinmişti ama diğer yandan değirmenden bahsetmek aynı zamanda yaşanan tatsız olayı tekrar aklına getirmişti.
"Adrian'ı yaralamak isteyen kişiyle ilgili her hangi bir şey öğrenebildin mi?"
"Henüz değil ama kulağım açık. O konuyla ilgili uğraşıyorum." Diyen Billy'nin kaşları çatılmıştı. "Siz bu konuda canınızı sıkmayın."
"Teşekkürler Billy."
Billy ayrıldıktan sonra kedisi Oscar tembel hareketlerle gelip Daisy'nin kucağına tırmandı ve başını sahibinin ellerine sürmeye başladı.
"Üzgünüm Oscar" dedi Daisy tüy yumağının kafasını okşarken. "Seni bu aralar çok ihmal ettiğimin farkındayım."
"Oscar sanki cevap verirmişçesine homurtulu bir şekilde mırıldandı.
"Bu gece Adrian'ın yatağında yatmaya izin vererek bunu telafi edeceğim."
Tüy yumağı halinden memnun bir şekilde Daisy'nin kucağına iyice yerleşti ve kuyruğunu sallama başladı. Sahibini özlemişti.
Daisy ertesi gün uyandığında Oscar yastığa dağılan saçlarının üzerinde uyuyordu. Kalkmaya çalışınca Oscar'da uyandı ve keyifsiz bir suratla Adrian'ın yastığına atladı. Patileriyle yastığı ezip rahatına uygun hale getirdi ve yerine yerleşti. Kısık gözleriyle saçlarını düzeltmekte olan Daisy'i izliyordu.
"Bana yüzünü ekşitme. Onca yer varken kafamın üstünde uyuyan sensin." Diye söylendi Daisy. Kediler böyle garip yaratıklardı işte. Genelde hep olmadık yerlerden çıkar, yatmak için tuhaf yerleri tercih ederlerdi.
Oscar gözlerini daha da kıstı ve kafasını başka yöne çevirdi. Yine küsmüştü ancak Daisy bir parça tavuk ile gönlünü alabileceğini biliyordu.
Kendi başına giyinip su içmek üzere aşağı indiğinde ev yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış, mutfaktan tabak çanak sesleri geliyordu. Tam içeri gireceği an ise iki mutfak çalışanının konuşması dikkatini çekince duraksadı.
"Kont olduğundan emin misin? Öyle yerlerde takılacak biri gibi gözükmüyor. Üstelik karısına çok aşık biri gibi duruyordu." Diyen Nora'ydı.
"Eminim. Jenny Kont Ramsey olduğunu söyledi. Bizzat tanımıyor ama birkaç kişiyi ona adıyla hitap ederken duymuş." Bunu diyen de Anna'ydı.
"Senin tavernada çalışan kuzenin Jenny'e güvenmiyorum." Dedi Nora. "Sadece dedikodu çıkarmaya çalışıyor olabilir."
"Kuzenim tavernada çalışıyor olabilir ama yalancı biri değildir!" Diyen Anna'nın sesi alıngandı.
Taverna ve Kont Ramsey kelimelerinin aynı cümlede geçmesi Daisy'nin sohbete müdahale etmesi için yeterli bir sebepti.
"Burada neler dönüyor Anna? Nora?" Anna aniden Leydi'nin sesini duyunca elindeki tabağı düşürmüş ve paramparça olmasına neden olmuştu.
"Çok üzgünüm Leydim! Hemen temizleyece-"
"Onu bırak şimdi!" Diye sesini yükseltti Daisy. Bir an önce konunun ne olduğunu öğrenmek istiyordu.
"Kocamın adı neden taverna kelimesi ile birlikte kullanılıyor hemen bilmek istiyorum!" Daisy'nin gözleri alev alev parlıyordu. Her an patlamaya hazır gibiydi ve her iki çalışan da onu daha önce hiç böyle görmemişti.
"Anlat Anna! Hemen!" Diye Bağırdı Daisy tekrar.
"Leydim, kuzenim Jenny Londra'da bir tavernada çalışıyor. Ayda bir kez buraya, kasabaya gelir. Dün yine geldi ve görüştüğümüzde bana Kont Ramsey'in bu hafta tam üç kez tavernaya geldiğini söyledi. Ona kızdım. Hatta Kontun öyle yerlerde işi olmayacağını söyledim ama o çok emindi. İsmini duyduğunu söyledi ve-"
"Ve sen de bunu gelip bana söylemen gerekirken durmuş burada dedikodu mu yapıyorsun?" Daisy duyduğu şeyle hem şaşkına dönmüş hem de çok öfkelenmişti ancak çalışanların yanında kendini tutmak zorundaydı.
"Ben çok üzgünüm Leydim. Size söyleyecektim..."
"Bu kadar yeter. Bunu sonra konuşacağız." Daisy sesinin titremesine engel olmaya çalışarak boğazını temizledi ve Nora'ya döndü,
"Söyle hemen arabayı hazırlasınlar. Olabildiğince hızlı yola çıkacağım."
Büyük bir hışımla odasının kapısını çarptığında kalbi deli gibi çarpıyor, gözünden yaşlar akıyordu. Tüm vücudunu bir sıcaklık kaplamıştı. Genelde utandığı zaman böyle olurdu ancak bu sefer sebebi öfkeydi. Lanet olası Adrian'ın tavernada ne işi vardı?
Sinirden titreyen elleri yüzünden üzerini değiştirmesi normalden daha uzun sürdü. Yüzünün ağlamaktan kızardığını fark edince birkaç kez su çarptı. Ağlarken görünmek istemiyordu. Neden ağlıyorum ki zaten?
Adrian ne haltlar karıştırıyordu öyle? Bir sabah alel acele çıkıp gitmişti. Daisy onu işlerle meşgul sanarken o tavernada gönül mü eğlendiriyordu? Hem de sevişmelerinin ertesinde!
Bu düşünceyle tekrar göz yaşları akmaya başlamıştı. Evet, Adrian ona aşık değildi ama yine de arada verilen bir söz vardı. Daisy birlikte olmalarına izin verildiği, aynı yatağı paylaştıkları sürece başkasının olmayacağını söylemişti. Sözünden dönmek bu kadar kolay mıydı? Onu kandırmış mıydı? Elde edebilmek için yalan söyleyip amacına ulaşınca da ardına bakmadan çekip gitmiş miydi?
Hayır, hayır! Adrian'ın böyle bir adam olduğuna inanmak istemiyordu. Mutlaka bir açıklaması olmak zorundaydı. Gidip onu bulacak ve... Ne diyecekti? Nasıl hesap soracaktı? Böyle yaparsa kendini komik duruma mı düşürmüş olurdu?
Bunları düşünmemeye çalıştı. Duyduklarında sonra elbette oturup dönmesini bekleyemezdi. Bir şey yapmak zorundaydı.
Peki ya başka bir açıklaması yoksa ne yapacağım?
Daisy bundan deli gibi korkuyordu. Adrian'ın onu terk edip bir tavernada gönül eğlendiriyor olması canını yakıyordu. Günlerce merak ve endişe içinde beklemişti. Hatta itiraf etmek gerekirse yaşadıkları her bir dakikayı özlemiş ve defalarca kafasında tekrar canlandırmıştı. Aptal aşıklar gibi... Hayır! Aşık falan değildi! Sadece kandırılmış olmanın acısı olmalıydı bu. Yoksa her nefes alışında kalbinin sıkışıyor olmasının başka bir açıklaması olamazdı.
***
Birkaç gün önce...
Adrian Billy'nin gelen notu okuduktan sonra sinirle yumruğunu masaya vurdu.
"Kahretsin!"
"Ne oluyor?" Diye sordu oturduğu yerden kalkan Joseph.
"Leighton'da ki kahyamdan bir bilgi geldi. Geçenlerde değirmende yaşanan kazayı sana anlatmıştım. Kahyam o günden sonra bir işçinin hiç ortalarda görünmediğini söyledi. Evine gidip soruşturduğunda Londra'ya kardeşini ziyarete gittiğini söylemişler."
"Peki, buraya kadar pek işe yarar bir şey yok." Diyen Joseph düşünceli bir şekilde çenesini sıvazlıyordu.
"Hayır var, adam topalmış!"
Joseph'in çenesindeki eli olduğu yerde kaldı. "Aynı kişi mi yani?" Diye sordu şaşkınlıkla.
"Bilmiyorum. Yangını çıkartan kişinin topal birisi olabileceğini söyleyen sendin."
"İki görgü tanığı da aynı şeyi söyledi. Dikkatli bakıldığında aksadığı çok belliymiş. Yangından önce çevrede gezinip durmuş. Dumanlar çıkmaya başladığında ise adamın telaşla koşarak uzaklaştığını görmüşler. Koşarken topalladığı daha da belliymiş." Joseph içkisini bir dikişte bitirdi ve ekledi. "Tesadüf olduğunu hiç sanmıyorum Adrian. Şu adamın adı belli mi?"
"Jim Parkers" diye okudu Adrian tekrar elinde yazan nottaki isme bakarak.
"Hiç tanıdık gelmedi. Yarın ilk iş sokaktaki bağlantılarıma soruşturayım. Ama anlamadığım bir şey var. Bu adam senden ne istiyor? Önce san zarar vermeye çalışıyor, beceremeyince mülkünü ateşe veriyor. Derdi ne bunun? Haberim olmadan pis bir işe bulaşmadın değil mi?"
"Hayır, kesinlikle bir şeye bulaşmadım. Ayrıca bu adam sadece bir başkasının yardakçısı olmalı. Leighton'da yaşayan sıradan bir köylünün benle ne derdi olsun?"
"Çözeceğiz. En azından artık elimizde bir isim var. Bu da demek oluyor ki o kokuşmuş yere tekrar gitmemiz gerek."
Adrian dirseklerini masaya dayayıp ellerini başının arasına aldı.
"Kaç tanesine daha?" Günlerdir Londra'nın yoksul sayılabilecek kesimindeki tavernalara girip çıkıyor, konuşulanlara kulak misafiri oluyorlardı. Bir ara sarhoş iki adam çıkan yangından bahsetmişti ancak konuşmanın devamında başka hiçbir şey bilmedikleri anlaşılmıştı. Yine de eğer bir şeyler öğrenebilecekleri yer varsa ya sokaklar ya da içince gevezeleşen sarhoşların eksik olmadığı tavernalardı.
"Olay çözülene kadar."
Adrian daha fazla o pis tavernalarda vakit geçirmek istemiyordu. Daisy'i istiyordu. Geçirdikleri son iki gece her uykuya dalacağı anda aklını işgal ediyordu. Daha bir hafta olmuş ya da olmamıştı ancak Adrian o anların özlemiyle yanıyordu adeta. Daisy'nin yumuşak teni, öpmeye doyamadığı narin dudakları, yatağa yattığımda dağılan ipeksi saçları, zevk anında dudaklarının aralanıp inleyişi ve kafasını geriye doğru atışı aklından çıkmıyordu. Adrian ona tekrar dokunup zevk vermek ve kollarına almak istiyordu. Kahretsin. Karısını çok özlemişti. Ona ihtiyacı vardı.
Bölüm sonu.
Herkese günaydınnnn! Bu gün üzerimde bir enerji bir enerji uyku tutmadı bir türlü 😄 Umarım sizinde gününüz enerjik ve çok mutlu geçer 😊 tabi bu sıra da diğer hikayelerime de göz atarsanız benim de günüm mutlu geçecek 😁 Kaybettiğim Adam'a yeni bölümleri eklemeye başladım yavaş yavaş. Henüz çok yeni olduğu için desteklerinizi bekliyorum 😊
Öpüldünüz 😚
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro