《BÖLÜM 30》
30.Bölüm
İsabelle'in Ardindaki İsim
Olivia Walmond arabacısına beklemesini söyledikten sonra pelerininin şapkasını kapatıp başını eğerek sokakta yürümeye başladı. Gün doğmaya başlamadan hemen önceki dakikalarda Londra sokakları zifiri karanlığa bürünmüştü. Belinde sakladığı hançerini kontrol etti ara sokaklardan birine girerken. Burası Londra'nın daha önce hiç gelmek zorunda kalmadığı fakir bir bölgesi olduğundan dolayı her an bir evsiz tarafından saldırıya uğrayıp soyulma ihtimali çok yüksekti.
Tavernanın kapısındaki iri yarı adam içeri girmeden önce onu baştan aşağı süzdü ancak zararsız olduğuna kanat getirerek itiraz etmeden geçmesine izin verdi.
Sabahın çok erken saatlerinde olmalarından dolayı masalar tamamen boştu ve karşılama alanında da hiç kimse gözükmüyordu. Ucuz bakır kaplama zili çalarken tedirgindi Olivia. Bir süre geçip kimse görünmeyince zili tekrar çaldı.
"Sabahın bu saatinde sen de kimsin?" diye soran huysuz bir sesle karşılaştı birkaç saniye sonra. Ardından cilası soyulmaya başlamış ahşap paravanın arkasından hafifçe etine dolgun bir kadın belirdi. Eski moda, yıpranmış ve göğüslerini neredeyse tamamen açıkta bırakan bir elbise vardı üzerinde. Siyah saçları dağınık, yüzü ise solgun görünüyordu. Uyumadığı her halinden belliydi kadının.
"Ne istiyorsun?" diye sordu Olivia'ya hiç nazik sayılamayacak bir tavırla.
"Birini arıyo-" diye söze başlayınca kadın hemen sözünü kesti.
"Burada değil."
"Ama daha kimi aradığımı söylemedim" diyerek itiraz etti Olivia. Kadının kestirip atmasına sinirlenmişti.
"Burası taverna, kayıp bulma kurum değil." Diye tersledi kadın bu kez. Olivia başka zaman olsa bu kadına haddini bildirirdi ancak şuan acelesi vardı ve işini bir an önce halledip tavernada kimseye görünmeden çıkıp gitmek istiyordu. Kesesinden iki altın çıkarıp kadına uzattı. Altını alan kadın bunun üzerine sırıtarak Olivia'yı baştan aşağı süzdü.
"Soylusun sen, değil mi?" diye sordu neşeyle.
"Vaktim yok. Bir an önce gitmem lazım." Dedi Olivia. Sıkılarak etrafa bakındı tekrar. Gün doğmaya, etraf aydınlanmaya başlamıştı.
"Aradığı kişi de soylu mu?"
"Evet. Adı Marcus. Kırklı yaşlarında ve bende yaklaşık iki karış daha uzun."
Kadın tavernaya dün gece gelen adamı hatırlıyordu. Burası soyluların pek geldiği bir yer değildi. Bu yüzden o adam kapıdan içeri adım atar atmaz alt tabakadan birisi olmadığını anlamıştı.
"Adını bilmem ama dün gece oldukça şık giyimli bir bey geldi." Dedi avucundaki iki altınla oynarken.
"Nerede? Hangi odada?" diye sordu Olivia aceleyle. Bunun üzerine kadın boş olan avucunu azattı tekrar.
"Müşteri gizliliği bu kadar ucuza satılmaz." Dedi pişmiş kelle gibi sırıtarak. Sabahın bu kör saatinde birkaç kuruş yolacak tavuk bulduğu için şanslı hissediyordu ve mutlu olmuştu.
Olivia bu kez oldukça sert bir tavırla bir altın daha koydu kadının önüne. Resmen fırlatmıştı ancak kadının umurunda değildi.
"Üst kat, soldan dördüncü oda." Dedi altını keyifle alırken. Sonra kıkırdayarak tekrar ahşap paravanın arkasında kayboldu.
Olivia kapıyı dahi çalmadan dalıverdi odaya. Marcus yarı çıplak bir halde uykudaydı ancak en ufak bir gürültüden dahi uyanacak kadar da tetikteydi.
"Tanrı aşkına! Ne yapıyorsun sen?" diye bağırdı karşısında Olivia'yı görünce. Aslında bir başkası olmadığı için bir nevi rahatlamıştı.
"Asıl sen ne yapıyorsun? Tavernada ne işin var? Hem de böyle ucuz, pis ve beş para etmez bir yerde!" diye çıkışan Olivia'nın sesi tüm odayı doldurdu.
Marcus cevap vermek yerine uykulu yüzünü ovuşturdu. Ardından uyuşuk hareketler kalkıp masanın üzerindeki metal tasın içindeki suyla yüzüne su çarptı.
"Beni terk edince bu ucuz fahişelere mi düştü?" Olivia kızgın bir sinir küpü gibiydi. Neyse ki Marcus'u yatakta yalnız yakalamıştı yoksa neler olabileceğine dair hiç fikri yoktu.
"Oliva. Sus ve kendime gelmeme izin ver." Diye tersledi Marcus.
"Açıklama bekliyorum." Olivia ısrarcıydı.
"Buraya fahişeler için gelmedim. Sandığının aksine saklanmaya çalışıyorum." Dedi Marcus.
"Kimden saklanıyorsun?" Aslında bu sorduğu soru saçmaydı. Marcus belli ki alacaklılarından kaçıyordu.
"Saklanacak burayı mı buldun?" diye sordu bu kez, Marcus bir önceki sorusuna cevap vermeyince.
"Soyluların uğrak yeri olmayan köhne bir yer. Zaten fazla kalmayacağım."
Marcus kendine testiden bira doldurduğunda Olivia şaşırdı. Bu kadar erken saatte, hele ki boş bir mideyle alkolün hiçbir çeşidini kullanmayacağını biliyordu Marcus'un.
"Nereye gideceksin?" diye sordu ve bu soruyla beraber hala Marcus'a ihtiyacı olduğunu hissetti. Gitmesini, kendinden uzaklaşmasını istemiyordu.
"Bilmemen gerek. Hem sen beni nasıl buldun?" diye sordu Marcus kafasına yeni dank ederek.
"Uşağını sıkıştırdım biraz."
Marcus okkalı bir küfür savurdu. Anlaşılan maaşını geciktirdiği için uşağı onun kuyusunu kazmaya karar vermişti.
"Burada olacağımı kimseye söylememiştim. Gizlice beni takip etmiş olmalı." Diye söylenmeye başladı. Sesinde bariz bir endişe vardı Marcus'un.
"Sakin ol," diyerek omzuna dokundu Olivia ancak Marcus elini ittirip sandalye başında duran gömleğini kapıp üzerine geçirdi.
"Sana söylediyse herkese söyler. Bir an önce ortadan kaybolmalıyım." Derken düğmeleri iliklemeye çalışıyordu.
"Ortadan kaybolmak mı? Marcus ne yaptın sen?" diye sordu Olivia. Bu panik halinin sadece alacak verecek meselesi yüzünden olmamasından korkmaya başlamıştı.
"Bir halt yedim ve şimdi ortadan kaybolmam lazım. Sen de bir an önce git buradan. Benimle bağlantı falan kurmaya da çalışma. Güvenli olduğuna karar verdiğimde ben sana haber gönderirim."
"Marcus, bana hemen neler olduğunu anlatacaksın!" diye bağırdı Olivia ellerini beline koyarak. Açıklamayı duymadan hiçbir yere gitmeye niyeti yoktu. Marcus böyle endişe verici laflar konuşup Olivia'yı ardında bir bilinmezlikle bırakıp gidemezdi.
Marcus sıkıntıyla nefes vererek elini saçlarının arasından geçirdi. Ardında dağınık yatağın uç kısmına oturdu.
"Kont Ramsey'in düğününden kısa bir süre önce Leydi İsabelle bana geldi," diye başladı söze. Olivia hem damadının adını hem de sosyetenin bilindik bir ismini aynı cümlede duyunca şaşırdı.
"İsabelle Hamilton'mu? Senle ne işi olur ki?" diye sordu merakla. Marcus'ta bir soyluydu ancak sadece kötü şöhrete sahip bir barondu. İsabelle ise saygın bir düşesti. Marcus'la ne alakası olabilirdi ki?
"Isabelle benim çocukluktan arkadaşım sayılır. Babalarımız çok yakın arkadaştı ve İsabelle'de benim kardeşim gibiydi. Ben kumar borçlarımla ve daha bir çok kötü şeyle anılmaya başlanınca kocası arkadaşlığmıza müsade etmez oldu ve bağımız koptu."
"Bunun Kont Ramsey ile ne alakası var?" diye sordu Olivia. Olayın nereye varacağı merak konusuydu.
"İsabelle Ramsey'in metresiymiş."
İşte bu Olivia için bir şoktu. İsabelle evliyken bir başkasına, hem de sosyetenin en gözde bekarlarından birine mi metres olmuştu yani? Ne skandal ama!
"Başka bir zaman olsa Olivia elindeki bu bilgiyi nasıl kullanacağına dair çoktan düşünmeye başlardı ancak Marcus'un haline bakıldığında bu olayın magazinsellikten öte bir boyutu olduğu anlaşılıyordu.
"İki yılın ardından bir sinir küpü halinde geldi evime," diye açıklamaya devam etti Marcus. "Evlilik haberini sindirememiş. Benden bir insanı öldürebilecek kuvvetli bir zehir temin etmemi istedi. Gözü dönmüştü. Kararından vazgeçiremedim."
"Ramsey'i öldürmek mi istedi?"
"Hayır, üvey kızını öldürecekti!"
Olivia'nım dudaklarından bir şaşkınlık iniltisi koptu bunun üzerine.
"Sen ne yaptın peki?" diye sordu korkarak.
"Ona zehri buldum."
"Tanrım, Marcus!" diye bagırdı Olivia. "Ne yaptığını sanıyordun ki sen?" Olivia Daisy'i günahı kadar sevmiyordu ancak bir insanı öldürmeye cesaret edebilmek çok başka bir şeydi.
"Eğer Daisy ölürse mirası Kont Ramsey'e vermeme hakkın olacaktı!" diyerek sesini yükseltti Marcus.
"Isabelle düğün gecesi Daisy zehirleyip ölmesini sağlayacaktı. Ramsey'de birkaç saat gibi kısa süren evlilikten dolayı ölen karısının tüm mallarını talep edemeyecekti. Senin için yaptım Olivia!"
Olivia'nın gözleri dolarken diyecek bir şey bulamadı. Aslında Marcus en çok kendi çıkarlarını düşünerek alet olmuştu İsabelle'in planına ancak Olivia gerçeği görmektense Marcus'un kendisini cinayet işleyebilecek kadar çok sevdiğine inanmayı tercih etti.
"Isabelle beceremedi." Diye de am etti Marcus anlatmaya. "Ramsey onu yakalamış ve bu sabah kolluk kuvvetlerine teslim etmiş. Isabelle muhtemelen idama mahkum edilecek ve mahkemede benim adımı gizleyeceğini hiç sanmıyorum. Ramsey benim bu işe karıştığımı öğrendiğinde neler yapar bir düşünsene! Metresini idama yollayan bir adam beni sağ bırakır mı?"
Olivia'nın gözünden yaşlar iyice süzülmeye başlamıştı artık. Yatağın kenarına oturup hayatı boyunca aşık olduğu tek adama şefkatle sarıldı.
"Ah Marcus," dedi içini çekerek. "Seni nasıl bırakacağım?"
"Burada olduğum sürece güvende değilim. Kendimi garantiye alır almaz haberin olacak, söz veriyorum." Dedi kadının yanağını okşayarak.
"Bunu kimse bilmemeli hayatım. Hemen burada gitmeli ve bu sabah beni gördüğünü unutmalısın."
Olivia on beş dakika sonra tekrar arabasına döndüğünde yüzü gözünden akan yaşlarla ıpıslaktı ve dudaklarında hala sevdiği adamın tadı vardı. Hüzünle içini çekerken Marcus için dua ediyordu içinden. Ancak Tanrı Olivia gibi kullarına her zaman merhametle cevap vermezdi.
Bölüm sonu.
Bu bölüm Daisy ve Adrian'sız geçti. İkisini beklediğinizi biliyorum ancak olayları sadece ikisi götürmüyor 😕 Kurgunun devamı açısından bazı bölümler de böyle olmak zorunda. Lütfen kızmayın olur mu 😳
İyi sabahlar ~
Edit: Hem arkadaşım hem de okurum minimalisttt yaptığı kitap kapaklarını yayınlamaya başlamış. İlgilenen varsa bakabilir ben beğendim 😊
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro