《BÖLÜM 24》
24. Bölüm
Suçluluk Hissi
Gözlerinin önündeki görüntü henüz netleşmeye başlamadan önce fark ettiği bir şey daha vardı; yüzünün sol tarafında ve çenesinde okkalı bir ağrı hissi. Ne kadar olduğu belirsiz bir süre geçerken ağrı beraberinde yaşananları aklına getirdi; Adrian ona vurmuştu!
Gözlerini kırpıştırarak sonunda iyice açtığında gördüğü görüntü iyice netleşerek yatak örtüsü desenine dönüştü ancak bakış açısında bir sorun var gibi gözüküyordu. Çevresini daha ne algılayabilmeye başladığında başının desteksiz kalarak sol tarafa yatmış olduğunu fark etti. kafasını yavaşça kaldırıp yerinden doğrulmaya çalıştığında ise yapamadı, elleri sıkıca bağlanmıştı.
Gözünün önünde bir çift ayakkabı belirip tok seslerle yavaş yavaş yaklaşıp önünde durdu. Kafasını kaldırdığında Adrian'nın önünde dikildiğini ve kendisini süzdüğünü gördü. Bakışlarında ki şey tiksinme miydi yoksa yanlış mı görüyordu? Adrian'ın kendisine böyle bakabileceğine inanmak istemedi.
"Neler oluyor?" diye sordu İsabelle, gözünü kırpıştırarak.
"Yüzleşme zamanı." Diyen Adrian'ın sesi sertti. İsabelle'i omzundan tutup hiçte nazik olmayan bir hareketle ayağa kaldırdı.
"Bak!" dedi, yatağında varlığı neredeyse fark edilmeyen Daisy'i göstererek. "Bak ona ne yaptın!"
İsabelle dün gece gördüğü yüzü ışıl ışıl olan kadının aksine şuan yatağa bağımlı gözüken ölmek üzere olan birine benzeyen Daisy'e kayıtsız bir yüz ifadesiyle baktı.Zehrin işe yaradığı kesindi. Sevdiği adamı elinden alan bu kadın yavaş yavaş, acı çekerek ölecekti. Bir şey hissediyor muydu? Evet! Tatminlik hissi vardı içinde. Uzun zamandır içini yakan ve nefes almasını engelleyen ateş sanki artık durulmuştu.
Adrian dikkatlice İsabelle'in yüzünden geçen duyguları gözlemlerken bir kez daha hayal kırıklığına uğradı. Eğer onu neden olduğu durumla yüzleştirirse pişman olacağını, yaptığı işin ciddiyetinin farkına varacağını düşünmüştü.
Adrian bir asker olarak kendini düşündü. Savaşırken tek bir gerçek vardı; öldürmezsen ölürsün. Kaç düşman askerinin canını aldığını unutmuştu Adrian ancak o canlara son verirkengözlerindeki ifadeyi hiç unutmamıştı. O anlar üç yıl geçmesine rağmen hala kabuslarına giriyor, vicdanını rahat bırakmıyordu.
Eğer öldürmek için bir bahane sunulabilecekse Adrian'ın bahanesi bir asker olmasıydı. Buna mecburdu. Peki ya İsabelle'in bahanesi neydi? Nasıl olurdu da Tanrı'nın verdiği canı gözünü kırpmadan almaya cüret eder ve bundan pişmanlık duymazdı?
"Askerde geçirdiğim süre boyunca pek çok düşman askerinin canını aldım, İsabelle. Buna mecbur olmama rağmen yaptığım şeyin ağırlığını hala omuzlarımda taşıyorum. Hala içimde pişmanlık var. Oysa sen masum bir canı almaya kalktın ve bir gram dahi pişman değilsin.
"Daisy masum değildi." diye itiraz etti İsabelle. "O benim düşmanımdı, hayatımı mahvetti!"
"Daisy sana hiçbir şey yapmadı. Onunla evlenmesem dahi yine de seninle sonsuza kadar devam etmeyecektik. Bizimki bir gönül ilişkisi değildi bunu en başından beri biliyordun."
İsabelle tam ağzını açıp cevap vereceği sırada Daisy öksürmeye başladı. Adrian hemen Daisy'nin yanına giderek sırtından kavrandı ve yatar halden oturur pozisyona geçirip arkasındaki yastığı düzeltti.
"S-su..." diyen Daisy'nin sesi belli belirsiz çıkıyordu. Adrian hemen kristal sürahiden su doldurarak içmesine yardım etti. İsabelle ise gördüğü bu ilgili tavrı midesi bulanarak izledi.
Daisy karşısında kendisini izleyen İsabelle'i gördüğünde kafası karıştı.
"Neler oluyor?" diye sordu zorlukla yutkunduktan sonra.
"Seni zehirleyen kişi İsabelle'miş." Diye açıkladı Adrian durgun bir sesle.
Daisy'nin bakışları donuklaştı ve ifadesiz bir hale dönüştü. Neden diye sormayacaktı çünkü nedeni apaçık ortadaydı. İsabelle'in dudakları kendinden memnun bir ifadeyle kıvrılırken kendisine bakan yüzüne bakmaya katlanamadı.
"Neden burada?" diye sordu tükürür misali.
"Hesaplaşmak isteyeceğini düşündüm. Bu senin hakkın. Ne ceza almasını istersen bunu sağlayacağım."
İsabelle'in kaşları tekrar yukarı kalktı şaşkınlıkla.
"Hala o kadının tarafını tutmana inanamıyorum!" diye haykırdı Adrian'a. Elleri sıkıca bağlı olmasa ortalığı birbirine katacağı su götürmezdi.
"Çıkar onu buradan sesi duymaya tahammülüm yok." Diyen Daisy'nin sesi giderek kısılıp yok oldu sanki.
Adrian odanın kapısında hazir vaziyette bekleyen baş uşağı Alfredo'ya seslendi.
"Emrendin Lordum." Dedi Alfredo saniyesinde odaya girerken.
"Bu kadını diğerinin yanıma götürün ve başından ayrılmayın." Diye emretti Adrian.
"Bir Leydi'yi rehin tutamazsın!" diye bağırdı İsabelle. Ancak Adrian onu ciddiye almadı.
"Çok konuşursa ağzını bağlarsınız." Dedi Alfredo'ya. Ardından Alfredo İsabelle'i alarak ortadan kayboldu.
Adrian Daisy'nin ışıltısını kaybetmiş yüzüne bakamıyordu, cesareti yoktu.
"Hangi cezayı istersen almasını sağlayacağım, saraya bir mektup yazmama bakar." Dedi perdelerin arsından yavaş yavaş süzülmeye başlayan gün ışığına dikkatini vererek.
Daisy Adrian'ı anlayamıyordu. İsabelle'in ceza almasını istiyordu, evet. Hatta kendisi kurtulamaz ölürse İsabelle'in de ölmesini istiyordu ancak bunu Adrian'a nasıl söyleyebilirdi?Sevgilisinin ölümüne sebep olursa Adrian onu hiç affeder miydi? Hayatı boyunca ondan nefret etmez miydi?
"Bunu gerçekten istiyor musun?" diye sordu Daisy.
"İsabelle kendini kaybetmiş ve görünen o ki kalbi de buz tutmuş." Dedi Adrian, İsabelle'in hasta olan Daisy'e olan bakışlarındaki tatminkarlığı hatırlayarak. "Yaptığının hesabını vermek zorunda."
Bu cevap Daisy için evet, İsabelle'in cezasını çekmesini istiyorum demek değildi.
"Kendini suçlu hissettiğini görüyorum, bunu yapma." Dedi Daisy kısa bir an sessiz aldıktan sonra. "Senin hayatına zorla giren benim. Bunun sonuçlarını hiç düşünmeyen yine benim."
Adrian Daisy'e inanamayarak baktı. Ölmek üzere olan bir insan nasıl böyle konuşabilirdi? Gerçekten de Adrian'ı rahatlatmaya çalışıyor gibi görünüyordu.
"Bunu yaptığın için sana çok öfkeliyim, evet. Ancak bu senin ölümle cezalanmanı isteyebileceğim anlamına gelmiyor." dedi Adrian Daisy'nin gözlerinin içine bakarak. Yavaşça yatağın ucuna oturdu ve Daisy'nin gözlerinin içine bakarak devam etti, "İnan bana ölümün ne demek olduğunu biliyorum ve sen bunu kesinlikle hak etmiyorsun."
Daisy tekrar öksürmeye başladı ve bu sefer ki öncekinden uzun sürdü. Öksürükler bittiğinde öğürmeye başladı. Adrian tekneyi Daisy'e uzattığında genç kadın tekrar kusmaya başladı. Bunun kaçıncı olduğunu unutmuştu ve midesinde hala çıkartacak bir şeyler olmasına şaşırmıştı Daisy.
Öğürmeleri bitip titremeye başladığında Adrian ıslak bezle ağzını silip bir bardak su daha içmesine yardım etti. Ardından Daisy nefes nefese kendini tekrar yatağa bıraktı. Tüm vücudu titriyor ve yorgun hissediyordu.
''Ne kadar süre geçti?'' diye sordu fısıldayarak. Uyurken zaman kavramını kaybetmişti.
''Henüz altı saat oldu.''
''Doktor bunun birkaç gün sürebileceğini söyledi. Ben dayanacağımı sanmıyorum.''
Adrian Daisy'nin elini nazikçe kavradı.
''Dayanacağını biliyorum.'' diye mırıldandı yüzüne doğru eğilerek. ''Dayanacak, hayatta kalacaksın.'' Ancak Daisy saniyeler içerisinde uykuya dalmıştı bile.
***
Adrian yakın dostu ve bir nevi iş ortağı olan Joseph Mayer'in döndüğü haberini aldığında Daisy'nin yanından yeni ayrılmış ve kafası kazan gibiydi. Çalışma odasına girdiğinde gözleri uykusuzluktan kızarmış durumdaydı.
''İtiraf edeyim düğün gecenin sabahında seni çok daha iyi bulmayı bekliyordum.'' dedi Joseph.
Adrian bitkin bir halde kendini koltuğuna bıraktı. Joseph ise Adrian'a bir viski doldurup uzattı ve karşısındaki koltuğa yerleşip bacaklarını çattı.
''Olanlardan haberin var değil mi?'' diye sordu Adrian sıkıntıyla elini saçlarının arasından geçirirken.
''Richard her şeyi anlattı. Şu rehin aldığın iki kadını ne yapacaksın, başına dert olmasınlar?''
''Onları hakkındaki kararı Daisy verecek. Her neyse, sen ne buldun? Leighton'dan ne haberler var?''
''Leighton'da ki kiracılar ile konuştum, detaylıca sordum soruşturdum ve genelde herkesten benzer cevaplar aldım diyebilirim. Sana özet geçeyim.''
''Tabi dinliyorum.''
''Walmond Ailesi ile ilgili, yani Daisy'nin ölen anne ve babası ile ilgili tek kötü kelime duymadım. Aksine tüm kiracılar eski kont ve kontesten sevgi ile bahsettiler. Her zorda kaldıklarında, her başları sıkıştığında kont bütün dertleri ile ilgilenmiş. Kontesi ve kızlarını da pek sevdiklerini anladım. Ancak bu güzel sözler Kont'un şuan ki kontesle yani ikinci karısıyla evlendiğinde sona eriyor. Yeni kontes köylüler tarafından pek kabul görmemiş. Söylediklerine göre pek burnu havada ve kendini düşünen bir tipmiş. Zaten kontta öldükten sonra yaptığı ilk şey vergileri artırmak olmuş. köylü kısmıyla da pek ilgilenmemiş açıkçası. Ancak konuştuğum kişilerin neredeyse hepsi Leydi Walmond'dan iyi ve sevgi dolu şekilde bahsettiler. Kontes Olivia'nın aksine Leydi Daisy tıpkı anne ve babası gibi kiracılarıyla ilgilenmeye devam etmiş. Tarlalarının verimini artırabilmek için öğrendiği bilgileri onlara anlatmış ve ciddi ölçüde işe yaramış. Bir köylü kadın küçük oğlu hastalandığında köylerinde doktor olmadığı Leydi Daisy'nin bizzat kendisi çocukla ilgilendiğini anlattı. Ayrıca Kontes Olivia ve kızının aksine sık sık köylülerle birlikte şenliklere katılırmış.''
''Yani Daisy kiracılarının kalbini kazanmış birisi, öyle mi?'' diye ırıldandı Adrian bir yandan çenesini sıvazlayarak.
''Aynen öyle. Ama dediğim gibi, Kontes ve kızı için iyi şeyler duymadım. Özellikle de kontes Olivia için. Söylenene göre Kont öldüğünde tüm mal varlığını öz kızına bırakmış ancak Daisy o zamanlar onbir yaşında olduğundan dolayı evlenene kadar idaresini Olivia'nın yapmasını vasiyet etmiş.''
''Evet bunu Daisy anlatmıştı.'' diye onayladı Adrian.
''Olivia'nın bu mirası har vurup harman savurduğu söyleniyor. Bunu da anlatmış mıydı?''
Adrian'ın tek kaşı yukarı kalkarken daha fazla dikkat kesildi.
''Nasıl yani?''
''Kontesin kumara düşkün olduğunu öğrendim. Ve bazı söylentilere göre Baron Marcus Phelon'la ilişkisi varmış ve eski kocasından kalan mirası Baronla birlikte harcıyorlarmış.''
''Şu Baron Phelon, yakın zamanda gemisi yağmalanan, sürekli kumar borçları ile boğuşan Baron Phelon değil mi?'' diye sordu Adrian emin olmak isteyerek.
''Tam üstüne bastın, o kişi'' diye onayladı Joseph. ''Şu sıralar tamamen dipte olduğu söyleniyor. İnsan içine de pek çıkmıyor. Klüpte görülmez olmuş.''
Adrian bir süre yanan şömine ateşini izledi. Artık her şey mantıklı hale gelmeye başlamıştı. Şimdi Daisy'nin neden bir evlilik uğruna bu kadar çabaladığını anlıyordu, bir an önce ailesinden kalan mirası kurtarmak istemişti.
Adrian'a babasından kalan mirası elde edebilmek için evlenmek zorunda olduğunu söylemişti ancak neden kısa sürede bu mirası alması gerektiğini söylememişti. Eğer söyleseydi, Daisy ile ilgili düşünceleri çok daha farklı olabilirdi Adrian'ın. Onun bir an önce paraya pula sahip olup üvey annesi ve kız kardeşini sokağa atmak isteyen bir kadın olduğunu düşünmüştü. Oysa demek ki Daisy sadece ailesinden kalan mirası korumaya çalışıyordu.
'Keşke bana en başından söyleseydi' diye mırıldandı kendi kendine.
''Anlamadım, neyi?'' diye sordu Joseph.
Adrian derin bir nefes verip başını ellerinin arasına aldı.
''Ne yapacağımı bilmiyorum dostum.'' dedi çaresiz bir şekilde. ''Daisy yavaş yavaş ölüme gidiyor ve benim elimden hiçbir şey gelmiyor.''
''Bence yapman gereken belli. Artık Daisy'nin kocası olduğuna göre Daisy'nin aile avukatıyla görüşüp mirasın yönetimini ele alman lazım.''
''Daisy'nin de istediği bu zaten.'' diye onayladı Adrian. Hemen saniyesinde kağıt destesini önüne aldı. Tüy kalemini mürekkebe batırıp avukata durumu kısaca anlatan acil bir mektup yazmaya başladı.
Mektubu bitirip postalaması için uşağına verdiğinde artık Adrian'ın ayakta duracak hali kalmamıştı.
''Benim artık gitmem lazım, bu ara ikimizde yetimhaneyi boşladık.'' dedi Joseph.
Adrian sıkıntıyla ofladı. Yetimhaneye uğramayalı neredeyse bir ay olmuştu.
''Sıkıntılı bir durum varsa haberim olsun.''
''Sen şuan orayı düşünme. Müdür olarak ben idare ederim. Bence senin biraz olsun uykuya ihtiyacın var, hem de acil olarak.''
Joseph haklıydı ancak Adrian'ın aklı şuan Daisy'dey ken nasıl uyuyabilirdi ki?
''Son olarak Joseph,'' diye durdurdu arkadaşını Adrian. ''Daisy ile ilgili söylenen başka şeyler var mı?'' diye sordu.
''Ne gibi?'' diye sordu Joseph anlamayarak.
''Mesela bir gönül ilişkisi falan duyulmuş mu? Hiç bahsedildi mi?''
Joseph hınzırca gülümsemeye başladı.
''Demek şu mesele... Açıkçası Adrian, bu konuyu da sordum ancak kimse bununla ilgili bir bilgisi olduğunu söylemedi. Ama bilseler dahi mantıken böylesine sevdikleri bir Leydi için onun adını karalayacak kötü bir şey söyleyeceklerini sanmam. Zaten sosyetede çıkan dedikoduları kesinlikle kabul etmediler ve Leydi Daisy'e haksızlık yapıldığını söyleyip durdular.''
Adrian anladığını belirterek kafasını salladı ve Jospeh'in ardından şömine kaşısındaki geniş deri koltuğa yığılıp kaldı. Kendini tam bir ölü gibi hissediyordu. Kafasında bin bir türlü düşünce vardı. Bu güne kadar Daisy hakkında yanılmış olmasını sindirmeye çalışırken bir yandan seviniyor, diğer yandan ise şuan Daisy'nin içinde bulunduğu duruma daha da çok üzülüyordu. Daha doğrusu düşünemiyordu Adrian. Başı çatlayacak gibiydi ve Joseph'in dediklerini düşündükçe daha da çok ağrıyordu. Keşke gözlerini açsa ve tüm bu yaşadıklarının bir kabus olduğunu öğrenseydi.
Bölüm Sonu
İyi geceler sevgili okurlarım. Umarım yeni bölüm bildirimi herkese ulaşmıştır. Şu sıralar wattpadde bir sürü sorun mevcut ve ben kendi adıma bu sorunlardan çok sıkıldım. 😬 Yapılan yorumların bildirimleri gelmiyor. Okuduğum kitapların yb bildirimlerini alamıyorum. Bir garip saçmalıklar işte. Umarım bu sorunlar kısa sürede hallolur. 😐
Bu arada Mayıs Güneşi 210 sayfaya ulaştı, bunu da söylemiş olayım 😊
Gelecek bölüme kadar kendinize iyi bakın! 🙋
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro