Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

《BÖLÜM 18》


18.Bölüm

Hesapta olmayan


''Konu Leydi Walmond ile ilgili efendim.'' dedi genç seyis. Ramsey'i sabah vakti kahvaltıdan sonra tam evden çıkacakken durdurmuştu. Aslında bunu konta söyleyip söylememesi gerektiğinden emin değildi ancak riske girmek istemiyordu. Henüz işe alınalı bir ay dahi olmamışken hata yapmak istemiyor, kontun gözüne girmek istiyordu.

''Leydi ile ilgili olan nedir?'' diye sordu Adrian.

''Kendisi sabah erken saatlerde at gezisine çıktı efendim.''

''Bunun beni ilgilendiren kısmı ney?'' diye soran Adrian'ın sesi aslında pek merak eder cinsten değildi.

''Kendisi bir erkek gibi pantolon giymişti Lordum'' dedi Seyis. Bu davranışı ayıpladığını ve Leydi adına utandığını belirterek başını öne eğmişti.

''Leydi Walmond'un sıradışı alışkanlıklarından birisi.'' dedi Adrian. Bunu daha önce Olivia ve Vivian'da küçük düşürücü olmasını umarak Adrian'a iletmişlerdi ancak Daisy'nin ata hangi kıyafetle bindiği pekte ilgisini çekmiyordu.

''Ama lordum,'' diye devam etti Seyis. ''Anladığım kadarıyla nereye gittiğini bilmenizi istemiyordu. Size ne söylemem gerektiğini sorduğumda bana Lorduna hiç bir şey söyleme diye tembih etti ve nereye gittiğini söylemedi. Kıyafeti uygunsuz olduğundan dolayı yalnız başına dışarıda olmasının tehlikeli olabileceğini düşünerek kendisine eşlik etmeyi teklif ettiğimde ise yine reddetti efendim. Ayrıca Leydi oldukça aceleci görünüyordu. Bu yüzden bilmeniz gerektiğini düşündüm.''

Adrian atlı arabasına bineceği sırada bu sözler üzerine duraksadı. Leydi Daisy Walmond bir işler mi karıştırıyordu yoksa?

''Hemen atımı hazırla'' diye emretti seyise.

Adrian'ın yanından ayrılan seyis içten içe Lordunun dikkatini çekebilecek bir bilgi verdiğinden dolayı seviniyordu. Bu şekilde dikkatli davranmaya devam ederse yakında Kontun gözüne girebileceğini umuyordu kendince.

Adrian atın üzerine atlayıp Hyde Park'a yol alırken aklında tilkiler dört dönüyordu. Daisy'nin nerede olabileceğini düşünüp durmuş, sonunda Londra sokaklarında uzun süre atla dolaşamayacağını düşünerek yönünü Hyde Park'a çevirmişti. Günün bu saatinde sokaklarda at arabasız sadece at üstünde bir başına dolaşmak bir leydi için garipsenecek bir durumdu. Bu yüzden gitse gitse Hyde Parka gidebileceğini düşünüyordu Adrian. Zaten Hayde Park günün bu saatlerinde bir sürü fayton ve atlı gezintilere ev sahipliği yapıyordu.

Adrian bir yandan atını olağandan hızlı sürerken diğer yandan da gördüğü insanları inceliyordu. Erkek gibi pantolon giyip at binen bir kadını fark etmek zor olmasa gerekti. Tabii eğer düşündüğü gibi Hyde Parkta ise.
Daisy'i bulabilmesi yaklaşık yarım saatini aldı. Tam onu yanlış yerde aradığını düşündüğü sırada İki taraflı fayton yolunun karşı yönünde gördü Daisy'i. Aralarında iki yolu ayıran yaklaşık altı metre genişliğinde çalılıklarla dolu bir alan vardı. Bu yüzden yolun karşı yönüne geçemeyerek ters yönde ilerledi Adrian. Daisy kendisini fark etmemiş görünüyordu. İleri ki kavşaktan geri dönerek Dasy'nin bulunduğu yönde ilerlemeye başladı. Yetişmek için ise atını hızlandırdı.

Daisy'nin koyu kahve iri bukleli saçları hafif esen yelde dalgalanarak sıtına dökülüyordu. Binici pantolonunun sardığı kalçaları ise Adrian'ın metrelerce ötesinden bile merağını uyandırmaya yetmişti. Adrian bir yandan Daisy'e yetişmeye çalışırken diğer yandan ise aklında Daisy ile birlikte aynı atın üzerinde olduğu görüntüler belirmeye başlamıştı. O görüntülerde Daisy'nin kalçaları Adrian'ın bacakları arasında, sırtı Adrian'ın göğsüne yapışmış ve Adrian'ın bir eli Daisy'nin belini sıkıca kavramıştı. Yüzü ise Daisy'nin omzunun üzerinde, rüzgarda dalgalanan ve yumuşaklığını merak ettiren o çiçek kokulu saçlarla temas halindeydi. Adrian Daisy'nin saçlarının çiçek koktuğunu daha ilk danslarından beri biliyordu.

Aklı bu görüntülerle meşgulken yaklaşan tehlikenin farkına çok geç vardı Adrian. Sonrası birden bire ve çok hızlı oldu. Daisy'nin önünü kesen faytonu gördüğü an çoktan atı şaha kalkıp Daisy'nin dengesini kaybetmesine neden olmuştu. Daisy bir kuş misali atın sırtından havalanıp altı metre genişliğinde çalılarla kaplı alana düşerken Adrian sadece atının üzerinde korkuyla donup kalmakla yetindi.

Daisy fazlasıyla rahatsız edici uğultulara mağruz kalmasına rağmen ağzını açıp tek kelime dahi söyleyemiyordu. Mırıltılar, endişeli sesler çok fazla yoğun, çok fazla yüksekti. Susmalarını istiyordu. Zaten her yanı ağrıyordu Daisy'nin. Nefes alırken dahi göğsü sıkışıyordu. Biraz sessizlik olsa ne iyi olurdu oysa.

Ne kadar zaman geçtigini fark edemedi ancak şuan daha yumuşak bir zeminde yattığını hissediyordu. Gözlerini açmaya çalıştığı sırada ışığın parlaklığından dolayı bundan vazgeçti.

Odanın içinde ki ayak seslerini duyup dinledi kısa bir an. Yavaş ancak tok seslerdi. Bir an kendisine yaklaşıyor, bir an uzaklaşıyor, sonra tekrar yaklaşıyorlardı. Dasiy burnuna dolan odunsu orman kokusunun ferahlığını aldığında volta atan kişinin Adrian olduğunu idraak etti.

Fark ettiği diğer şey ise omzundan koluna ve sırtına yayılan ağrıydı. Kolunu kıpırdatmaya çalıştığı an ise ağrı arttı ve bıçak saplanmasına benzer bir acıya dönüştü. Kendi sesinin inlediğini duydu o an.

Adrian Daisy'nin başında bir o yana bir bu yana gidip geliyor, sabırsızlıkla uyanmasını bekliyordu. Hala bu sabah yaşadığı korkunun etkisinden çıkamamıştı. Daisy'nin nefes alışverişlerini duyduğu ana kadar öldüğünü zannetmişti. Gerçi o düşüşten boynunu kırmadan sağ kurtulmasıda büyük şanstı gerçekten.

Adrian kendine kızıyordu. O saçma sapan erotik hayale dalmasa belkide tehlikeyi daha erken fark edebilir ve Daisy'e bağırarak onu uyarabilirdi. Oysa son ana kadar kafasındaki görüntülerin etkisi altında kalmıştı. Şimdi bile genç kadın yatakta belkide acı içinde yatarken o kendini Daisy'nin tenini düşünmekten alamıyordu. Yüzü ve hafif aralık dudakları öyle narin ve yumuşak gözüküyordu ki...

Daisy'nin aralık dudaklarından çıkan inilti dikkatini asıl olması gereken yere topladı. Daisy yaralıydı. Önemli olan buydu, teninin yumuşaklığı değil.

"Uyandın mı?" diye sordu Adrian hafifçe yatağın ucuna oturarak. Daisy'nin bu yakınlığa ne tepki vereceğini bilmediğinden fazla yaklaşmamaya da özen gösterdi.

"Ne kadar kötü?" Daisy'nin gözleri hafif aralanmış bakışları bezgin ve yorgundu.

"Düşüşüne göre çok şanslısın. Kırığın yok. Omzun çıkmıştı ancak sen baygın olduğun sırada doktor icabına baktı. Onun dışında ezikler ve incinmeler var. Üzerine düştüğü çalıların dallarının neden olduğu kesikler var ki bence bu en hafifi. O çalılar düşüşünü hafifletmese sanırım kırıksız atlatamazdın."

Daisy tekrar kolunu kıpırdatmaya çalıştığında aynı acıyı duyarak yüzünü buruşturdu.

"Kıpırdama," diye uyardı Adrian. "Doktor ağrılarınî azaltması için bir tarif verdi. Birazdan hazırlayıp getirecekler."

"Neden beni takip ediyordun Adrian?" diye bir anda soruverdi Daisy. Bu Adrian'ın beklemediği bir soruydu.

"Seni takip etmiyordum." Dedi basitçe.

"Seni fark ettim. Daha doğrusu biri tarafından takip edildiğimi anladım ve dikkatim dağıldı. Neden peşimdeydin?"

Bu sözler Adrian'ı sinirlendirmişti işte.

"Düşüp yaralanmandan beni mi sorumlu tutuyorsun?" diye sorarken sinirlenerek ayağa fırladı.

Tam o anda tıklatılan kapı gerginliğe kısa bir ara verdi. Margaret, Marianne ve Daisy'nin henüz ismini bilmediği bir hizmetçi kız elinde bir fincan bulunan tepsiyle birlikte içeri daldılar. Marianne az önce yatağın Adrian'ın oturduğu kısma otururken Margarette diğer tarafına geçti. Uzanıp yaralanmamış olan elini avucu içine aldi Daisy'nin.

"İyi misin canım?" diye sordu merak içerisinde.

"Merak etme hala, bir sorun yok."

"Doktor göründüğün kadar kötü olmadığını söyledi, merak etme." Diye araya girdi Marianne. "Ancak bizi çok korkuttun."

"Özür dilerim. Benin için endişelenmenize gerek yok gerçekten."

Marianne hizmetçinin bıraktığı tepsideki fincanı alıp Daisy'e uzattı.

"Bu ağrılarına iyi gelecektir."
Daisy daha kokusunu alır almaz hoşlanmamıştı bu şeyden. İnsanın içini bayan tuhaf bir ot kokusu vardı. Bir yudum aldığında ise tadının kokusundan daha kötü olduğunu fark ederek öğürdü.

"Asıl bunu içersem ölürüm." Diye itiraz etti. "Hayatımda bu kadar kötü bir tat görmedim."

"Lütfen Daisy," diye zorladı halası.

Daisy yoğun baskıcı bakışların altında fincandan neredeyse yarısı büyüklüğünde koca bir yudum içerke yüzü şekilden şekle girdi, tuhaf öğürme sesleri çıkarırken gözleri yaşardı.

"Kalanını sonra içsede olur," diye araya girdi Adrian. İlacın kokusundan kendisi dahi tiksinmişti.

Daisy Adrian'ın araya girmesini fırsat bilerek fincsnı hemen tepsiye geri bıraktı.

"Zaten o kadar da fazla ağrım yok." Diyerek ikna etmeye çalıştı halasını ve Marianne'i. Oysa deli gibi ağlamak istiyordu.

"Sen bilirsin" dedi Marianne.

"Pekala, sabahın o saatinde Hyde Park'ta ne arıyordun tatlım?" diye sordu Margaret. Adrian'da bu sorunub cevabını merak ediyordu.

"Dolaşmaya çıkmıştım. Ata binmeyi özledim." Diyen Daisy'nin yüz ifadesinin her santimetresi Adrian tarafından incelendi. Gerçekten sadece dolaşmaya mı çıkmıştı?

"Burası Leighton kırları değil Daisy,' diye uyardı halası. "Kendine dikkat etmen, refakatçi olmadan dışarı çıkmaman gerekirdi."

"Bir refakatçim olsa dahi bu kazayı önleyebileceğinu sanmıyorum." Diyen Daisy'nin sesi sertti. Adrian olaya el atma ihtiyacı hisseyti.

"Hanımlar, lütfen beni müstakbel eşimle baş başa bırakır mısınız? Biraz dinlenmeye ihtiyacı var."

Margaret şüphe ile kısa bir an baktı Adrian'a. Daisy'nin konforunu düşünmeyeceğini biliyordu ancak itiraz edecek bir sebep bulamadı. Marianne'le birlikte odadab ayrılıp ikisini yalnız bıraktılar.

Adrian yatağın ayak ucuna dikilip kollarını birbirine bağlayıp Daisy'e baktı.

"Şimdi doğruyu söyle. Hyde Park'ta ne işin var dı?"

Daisy sinirlenerek gözlerini kıstı.

"Orada olduğum için beni sorguya çekmeni anlayamıyorum. Basit bir gezintiydi sadece. Sen ortaya çıkana kadar da gayet güzel geçiyordu."

"Sana inannıyorum." Dedi Adrian.

"Neye inanmıyorsun? Beni takip eden sensin. Madem yalan söylediğimi düşünüyorsun doğruyuda sen bul."

Adrian sinirlendiğini ve dişlerinu sıkmaya başladığını hissediyordu.

"Seni takip etmiyordum!" dedi tekrar, bu kez yüksek bir sesle.

"O zaman nerede olduğumu nasıl bildin?"

"Nerede olduğunun bilinmesini neden istemedin?"

Daisy yorgunlukla derin nefes verdi ve kısa bir an gözlerini yumdu. Adrian'ın enerjisini ağrılardan daha fazla tükettiğini hissetti. Adam dediği dedikti ve bir türlü laftan anlamamakta ısrarcıydı.

"Bak Adrian," dedi yorgun sesiyle. "Bu konuşma böyle devam ederse bitmeyecek ve ben gerçekten çok yorgun hissediyorum."

Adrian duraksadı ve kısa bir an için Daisy'e karşı haksızlık yapıp yapmadığını düşündü. Genç kadın daha bir kaç saat önce ölümden dönmüştü ve şimdi deyim yerindeyse sorguya çekiliyordu.

"Seyis senin aceleci tavırlarından ve nereye gittini benim bilmememei istemenden dolayı endişelenmiş ve gelip bana bildirdi." diye açıkladı.

"Sende benim bir işler karıştırdığımı düsünerek peşimemi düştün?"

"Daha ziyade endişelendim diyelim." Diye düzeltti Adrian. "Başını bir çeşit belaya sokmuş ya da sokabilecek olmandan endişelendim. Bunun üzerine senden iyisini tanımadım çünkü." diyerekte laf sokmayı ihmal etmedi.

"Biraz olsun yalnız kalmaya ihtiyacım vardı." Dedi Daisy basitçe.

"Peki gezin sırasında yalnız kalabildin mi?"

Daisy ilk önce soruyu anlayamadı. Susup kısa bir an beklediği sürede kelimeler kafasında yerine oturduğunda yüzünde şaşkın ve öfke karışımı bir ifade belirdi.

"Bir aşığım olduğunu ve onunla buluştuğumu mu düşünüyorsun?" diye sordu hiddetle. Yüzünün rengi kırmızıya dönmeye başlamıştı.

"Bu da bir ihtimaldi tabii." Diyen Adrian onun aşığı ile kaçmış olabileceğini dahi düşünmüştü ancak bunu dile getirmedi.

"Beni yalnız bırak." Diye tısladı Daisy.

"Seyisin söylediklerinden sonra aklımdan bin bir türlü şey geçti ve bunlar için beni suçlayamszsın. Ayrıca bir aşığın olabilirde. Sadece buluşmalarınızı göz önünde yapmayacağınızı umuyorum."

Daisy sinirle yumruk yaptığı elini kuvvetle sehpaya indirdi.

"Hemen çık odadan!" diye bağırdı.
Adrian Daisy'nin hiddetinin aksine sakince terk etti odayı. Daisy ise eline geçen her şeyi Adrian'ın kalın kafasına fırlatmadığı için pişmalık duyuyordu. Lanet herif. Kendisinin aşığı olduğu için Daisy'nin de bir aşığı olabileceğinı düşünuyordu elbette. Aklına gelen ilk şey bu olmuş olmalıydı.

Daisy sakinleşmeye çalışırken içinden her zaman yaptığı birden ona kadar sayma yöntemi işe yaramadı. Bunun yerine bir kaç kez yüze kadar saydı ancak yinedr öfkesi dinmedi. Ağrılarından dolayı uykuya dalana dek sinirden dudaklarını kemirip durdu.

Daisy odasında uyuduğu esnada Adrian çalışma odasında bir yandan malum kaza olayı yüzünden düğünlerinin ertelenme duyurusunu yazıyor, diğer yandan da Daisy'nin bir aşığı olma ihtimalinin bile kendisini neden sinirlendirdiğini anlamaya çalışıyordu.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro