《BÖLÜM 36》
36. Bölüm
Kovuluş
Kış bahçesinde gerçekleşen hoş sohbetin ardından Adrian çalışma odasına çekilmiş Daisy ise yatak odalarına çıkmıştı. Yorgundu ve Adrian’in da yorgun olduğunu tahmin edebiliyordu ancak yine de oldukça zaman geçmesine rağmen Adrian gelmemişti. Aslında bir nevi onun yokluğu iyiydi çünkü adamın ne zaman nasıl davranacağını, ne yapacağını bilmiyor ve bu durum gerilmesine neden oluyordu ancak diğer yandan neden bu kadar geciktiğini merak etmiyor değildi hani. Gecenin bu saatine kadar çalışacak bir durum olduğunu düşünmüyordu.
Daisy Adrian’ın gelmesini beklerken uyuyakaldı fakat gece bir an tesadüfen uyandığında ise Adrian’ın yine odanın en uzak köşesinde dün gece yattığı koltukta oldukça rahatsız bir pozisyonda uyuduğunu gördü.
Adrian kaçıyor muydu? Gerçi kaçması da saçmaydı çünkü O şu ana kadar neredeyse baş başa kaldıkları her an içindeki tutkuyu açığa çıkarmanın fırsatını kollamıştı. İlki Londra’da ki son gecelerinde, diğeri yolculuk sırasında arabada, sonuncusu ise küvette yıkanırken... Hatta çok daha öncesinde ilk danslarını yaptıklarında dahi Adrian kendisine oldukça yakın durmuş ve dokunuşu görgü kurallarının çizdiği sınırın ötesine geçmişken şimdi neden aynı yatağa girmekten kaçıyordu?
Bu durum Daisy açısından daha iyiydi elbette. Adrian kendisinden ne kadar uzak durursa Daisy’de içindeki arzuyu o kadar iyi kontrol edebilirdi ancak Adrian o rahatsız ve küçük koltukta uyumaya çalışırken kendisinin rahat yatakta yatması pek mümkün görünmüyordu. Bunu Adrian’la bir şekilde konuşmalıydı. Birbirlerinin sınırlarını aşmadıkça yatağı paylaşabilirlerdi.
Uykusu kaçan Daisy Adrian hakkında düşünmekten kendini alıkoyamıyor, içinde bir kez ona karşı tutku uyanmışken daha fazlasını merak ediyordu. Hep kitaplarda okuduğu o şehvetli anları Adrian’la yaşamak nasıl olurdu acaba? Güzel olacağı kesindi çünkü sonu her ne kadar hüsran olsa da Londra’da ki o son gecelerinde Adrian onu sadece bir öpücüğüyle bulutların üstüne çıkarmıştı. Devamında yaşanabilecek şeyler kim bilir nasıl olurdu...
Aklına Adrian’in kendisi önünde soyunmaktan çekinmemesi, o güçlü erkeksi vücudu geldikçe yanaklarını ateş basıyordu her seferinde. Parmaklarının üzerinde gezindiği o kolların kendini sarmasını istiyordu. Ve daha bir çok şeyi... Adam kocasıydı sonuçta. Bunları istemekten daha doğal ne olabilirdi ki? Bu açıdan düşününce Adrian’ı yatağına alma fikri çok cazip gelse de Daisy’nin cesaretini kıran bir şey vardı ki o da aralarındaki şeyin ‘aşk’ olmamasıydı. Şu anda bile kendini Adrian’a kapılmaktan zor alıkoyarken birde o tutkulu dakikaları yaşayıp o zevki tattıktan sonra kendini nasıl koruyacaktı Adrian’a karşı? Duygularını nasıl koruyacaktı? Adrian’ın evlilik için koyduğu şart belliydi; duygular olmayacak ve her iki tarafta özel yaşamında istediği kişilerle görüşebilecekti. Daisy’de bu şartı hiç düşünmeden tastik etmişti ki zaten anlaşmalı yapılan bir evlilikte onun da aşk beklentisi yoktu ancak işin içine fiziksel temas ve tutkuların girebilme ihtimalini hiç düşünmemişti o an.
Adrian kendisini sevmiyordu. Bunu bilirken nasıl onunla sevişebilirdi Daisy? Ya Adrian’a iyice kapılır ve sonunda aşık olursa? Kendini onun kollarına bırakırsa aşık olmaktan öyle korkuyordu ki... Böyle bir durumda kalbi kırılacağı çok netti. Sonuçta ortada bir sadakat sözü yoktu ve eninde sonunda Adrian bir başkasına gidecekti. Kendisini onun kollarına bırakıp yaşattığı duyularda kaybolduktan sonra Adrian bir başkasına giderse Daisy buna dayanabilir miydi? Hiç sanmıyordu. Daisy kalbini korumak zorundaydı ve bunun için öncelikle bedenini Adrian’dan uzak tutması gerekiyordu.
Leighton’da ki ilk sabahlarında Olivia ve Vivian’ın katıldığı kahvaltı gergin geçiyordu. Daisy zaten hiçbir zaman kendisini onlarla aynı ortamda bulunmaya zorlamamış ve hep ayrı tutmuş, nadiren aynı masada yemek yemişlerdi ancak şu an buna mecbur gibi hissettiğinden dolayı rahatsızdı. Evin hanımı kendisiydi ama Olivia ve Vivian’da burada yaşadığına göre onları masadan kovacak hali yoktu ancak yine de aynı masada bulunmaktan hiç hazzetmiyordu. Her ikisinin de kendisine karşı olan kaçamak ve öfke dolu bakışlarını fark etmiyor değildi Daisy. Belli ki kendisine olan kinleri eskisine göre daha fazlaydı.
Kahvaltıdan sonra Adrian üçünü de çalışma odasına topladığında gergin hava hala devam ediyordu. Adrian kendi koltuğuna otururken Daisy hemen yan tarafında, Olivia ve Vivian ise karşılarındaki koltuğa oturdular.
Adrian genelde özel misafirleri için kullanmayı tercih edeceği viskiden Olivia’ya ikram etti.
“Konuşacağımız şeyden önce ihtiyacınız olabilir Leydi Walmond.”
Olivia kafasında tahminler yaptığını çok belli eden bir yüz ifadesiyle süzdü Adrian’ı. Sonrasında ikram ettiği sert viskiden bir yudum aldı.
“Gündemimiz her neyse can sıkıcı olacak sanırım” diye tahmin yürüttü ardından.
“Benim için değil ama sizin için öyle olacak.” Adrian’ın bu sözü ile Vivian’ın kaşları yukarı kalkarken Daisy’nin de yüzünde meraklı bir ifade belirmişti. Olivia ise gergindi.
“Geldiğimden beri hesap defterlerini inceliyorum Leydi Walmond,” diye söze başladı Adrian. “Üzüntüyle söylemek durumundayım ki beni hüsrana uğrattınız.”
“Anlamadım, nasıl yani?” diye sordu Olivia. Adrian’da buna karşılık elindeki kağıtları uzattı.
“Bunlar son beş yılın gelir ve gider harcamalarının düzenlenmiş hali. Hepsini sizin tuttuğunuz hesap defterinden inceledim.” Dedi.
“Bundan ne anlamalıyım?” diye sordu Olivia bir süre inceledikten sonra.
“Asıl benim anlamak istediklerim var. Mesela vergiler yasal sınırın en üstünde tutulmuşken gelir miktarının neden olması gerektiğinden düşük olduğunu bilmek istiyorum. Köylülerin hiçbir zararı karşılanmadığı ve çalışanların maaşlarına hiç zam yapılmadığı halde giderlerin neden olması gerekenin çok üstünde olduğunu da bilmek istiyorum. Lütfen bana bunları açıklayın.”
Olivia kaşları çatılmış ve çenesi kasılmış bir halde kısa bir an düşündü.
“Lordum, koca malikaneyi yönetmek ve iki kızımın ihtiyaçlarını karşılamak tahmin edeceğiniz üzere pek kolay değildi. Her ikisinin de sosyeteye takdimi ve davetler için harcanan paraları düşününce-“
Adrian elini masanın üzerine vurarak Olivia’yı susturdu ve ayağa kalkıp karşısına dikildi.
“Bu zırvalıklara inanacağımı mı sanıyorsunuz? Ben aptal değilim Leydi Walmond! Yıllardır kendi topraklarımı yönetip idare eden biri olarak bu bahsettiğiniz masrafların tutarını bilmeyecek biri miyim sizce?” diye çıkıştı. “Bu hesaplarda ki açık,” dedi parmağıyla kağıtları işaret ederek, “Dediğiniz o harcamaların çok daha ötesinde. Size kalsa birkaç yıl içinde kendinizi idare edemeyecek hale gelecekmişsiniz!”
“Anne, bu doğru mu?” diye sordu Vivian şoka uğramış bir ifadeyle ancak şuan kimse onu kaale alacak durumda değildi.
“Bunun için beni suçlayamazsınız. Kocam ölene dek hiç bu işlerle uğraşmak zorunda kalmamıştım ve yanında da beni bilgilendirebilecek kimse yoktu.” Diye kendini savundu Olivia.
“Peki ya alışkanlık haline gelen kumar partileriniz ve Baron Phelon’a karşılıksız olarak verdiğiniz borçları nasıl açıklayacaksınız?” diye meydan okudu Adrian.
“Hepsi yalan!” Olivia inkar ederken öfkesini Daisy’e yöneltti. “Tüm bunlar senin başının altından çıkıyor değil mi? Bana iftira atıyorsun!”
“Yeter!” diye bağırdı Adrian henüz Daisy tepki veremeden. “Sizin kumar düşkünlüğünüz karımdan önce bütün sosyetenin dilindeydi zaten. Ayrıca Baron Phelon oldukça sarhoş olduğu bir gece sizden aldığı yüklü bir miktarla borçlarını kapadığını kulüpteki çoğu kişiye anlatmıştı!” Adrian son kısımda blöf yapmıştı ancak Olivia’nın rengi kırmızıya dönen suratı Adrian’ın haklılığını ortaya koyuyordu.
“Size emanet edilen bu servete sahip çıkamadınız, kötüye kullandınız. Bu sebeple bundan böyle sizi de kızınızı da evimde istemiyorum.”
İşte bu herkeste olduğu kadar Daisy’de de şok etkisi yarattı. Adrian böyle bir düşüncede olduğundan kendisine hiç bahsetmemişti.
Daisy şaşkınlıkla bir Vivian’a bir de Olivia’ya baktı. Vivian’ın hissiz gözleri dolmuşken Olivia tepkisizdi.
“Şakanın hiç sırası değil Kont Ramsey.” Dedi kısa süren donukluğun ardından.
“Ben şaka yapmıyorum. Yarın akşama kadar vaktiniz var. O zamana kadar toparlanmak için yeterince zamanınız olduğunu düşünüyorum.” Adrian sanki gayet sıradan bir konudan bahseder gibi rahat bir havada konuşuyordu.
“Bunu yapamazsınız,” diye bağırdı Vivian Adrian’a. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı ve Daisy belki de hayatında ilk defa Vivian’ın ağladığını görüyordu.
“Yaptığınız şey saçmalık! Burası bizim evimiz ve gidecek başka hiçbir yerimizin olmadığını siz de çok iyi biliyorsunuz.” Dedi Olivia. Sakin kalmak için kendi içinde büyük bir savaş veriyordu.
“Burası sizin değil, benim evim. Karıma ve bana ait. Sizi de evimde istemiyorum. Ayrıca gidecek yerinizin olmadığını söylerken kocanızın size bıraktığı Yaz Köşkü’nü unutuyorsunuz herhalde.”
“Oraya köşk demeye bin şahit lazım bir kulübeden farkı yok!” diye bağırdı Olivia. Yaz köşkü çok eskilerden kalma kocasının av zamanı kullandığı iki katlı ve ufak bir evdi. Olivia’nın son hatırladığı kadarıyla da oldukça bakımsızdı. Kocası vasiyetinde onunla dalga mı geçmişti acaba? Sahiden Olivia’nın orada yaşayabileceğini mi düşünmüştü? Hiç bırakmasa da olurdu.
“Ne ben ne de kızım orada yaşayamayız. Neyle, nasıl geçineceğiz?”
“Diğer tüm insanlar nasıl hayatlarını sürdürüyorlarsa sizde öyle yapacaksınız. Hatta şanslısınız ki size yardımcı olması için yanınıza iki çalışan ve yetecek kadar toprak vereceğim. Ekip biçer satar ve diğer insanlar gibi yaşarsınız işte.”
“Köylüler gibi mi olacağız!” diye bağırdı Vivian. “Anne ben ölürüm de o şekilde yaşayamam!”
“Vivian Tanrı aşkına sus!” Olivia şuan ayakta zor dururken Vivian’ın kaprisiyle uğraşacak halde değildi.
“Ben bunu hak etmiyorum.” Dedi Adrian’a. “Bizi buradan gönderdikten sonra vicdanınız nasıl rahat edecek çok merak ediyorum.”
“Vicdandan bahsedebilecek en son kişi sensin.” Dedi Daisy. “Biraz olsun bana annelik yapmış olsaydın şu an aynı çatı altında eskisi gibi yaşayabilirdik. Kalbimi zerre kadar kazanabilmiş olsaydın bu durumda olmazdın ama sen şu an hem bana yaptıklarının, hem yapman gerekip de yapmadıklarının, hem de babamı emaneti olan servete sahip çıkmamış olmanın bedelini ödüyorsun.”
***
Vivian ağlamaktan şişmiş gözlerle eşyalarını toparlamaya çalışırken Olivia odada volta atıyor, yaşadığı durumu sindiremiyordu. Daisy’nin evliliğinin kendilerini maddi açıdan kısıtlayacağının ve standartlarının düşeceğinin bilinceydi ama tamamen men edilecekleri aklının ucundan dahi geçmemişti. Her şey Daisy’nin başının altından çıkıyordu elbette. Kocasını bu kadar doldurmasaydı bunlar olmazdı.
“Tanrı aşkına ağlayıp durma Vivian!” diye bağırdı. İç çekişlerini duydukça fena oluyor, kendisi de kriz geçirmenin eşiğinde olduğunu hissediyordu.
“Bana bağırma! Ne yapmamı bekliyorsun ki resmen kovulduk ve bundan sonraki hayatımızı alt tabakadan insanlar gibi geçireceğiz!”
“Balo sezonu boyunca gelen tekliflerin hepsini reddetmeseydin şimdi bir koca bulmuş olurdun ve biz de bu rezil duruma düşmemiş olurduk!”
“Şimdi suçlu ben mi oldum? O tekliflerin hiç biri bana uygun değildi! Ne yapsaydım yani?”
Vivian hayatı boyunca kendini herkesten üstün gördüğünden dolayı gelen tekliflerin hiçbirine layık görememişti kendini. Bir sürü kont, vikont ya da barondan teklif almışken o her zaman bir dükle evlenmeyi istemişti Evleneceği kişi hem Daisy’nin kocasından ünvan olarak üstte, hem de daha yakışıklı ve saygıdeğer olmalıydı. Öyle hayal etmişti...
“Köylü gibi yaşarken sana uygun olanı görürsün o zaman!’’
“Beni suçlamayı kes artık anne! Asıl suçlu sensin! Daisy’e birazcık iyi davranmış olsaydın şimdi bizden böyle intikam almış olmazdı!”
“Hayatım boyunca senin iyiliğin için uğraşıp durdum ben! Nankörlük etme!” Olivia daha fazla gerilime dayanamayacağını anlayarak Vivian’ın odasını terk etti. Acilen Marcus’a olanları haber vermesi gerekiyordu ancak nerede olduğu ya da nasıl ulaşabileceği konusunda hiç fikri yoktu.
Bölüm sonu.
Olması gereken buydu diye düşünüyorum. Sizce?
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro