Chào các bạn! Vì nhiều lý do từ nay Truyen2U chính thức đổi tên là Truyen247.Pro. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền mới này nhé! Mãi yêu... ♥

KM-40

Geçen bölümü kimseye ithaf edemedim çünkü doğru yorum ben yeni bölümü yayınladıktan sonra geldi :) O yüzden bu bölüm doğru tahmini ile sahibine gidiyor. Ayrıca ben daha çok doğru tahmin bekliyordum çünkü genelde balayı deyince herkesin aklına Maldivler gelir :) Evet gittikleri yer Maldivler. ....

mavilLiikiz doğru bildi!

Bu arada sizlere kitap önerisi yapacağım ama bu öneri biraz farklı olacak çünkü önerim kendi kitabım :) . Yazdığım Aşk Serisine profilimden ulaşabilirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum.

Şimdi de sizleri yeni bölümle baş başa bırakıyorum.

Elleri demin kendi elleriyle karısına giydirdiği paresonun etekleriyle buluştu. Yukarı çekiştirip başından çıkarmak için geri çekildi. Esra bikinisiyle kaldığında Emre tüm bedeninin keyfini şimdi gözleriyle çıkarıyordu. Ama bu Emre ye yetmezdi.

Esra'yı ellerinden tutup yatağın üzerine oturttu.

"Sadece ben, sadece sen..."

"Sadece biz."

Birer birer eksilen kıyafet parçaları sadece bedenlerini değil ruhlarını da birbirlerine karşı çıplaklaştırıyordu. İnsanlar birbirlerini sevdiklerinde, aşık olduklarında tıpkı bedenleri gibi ruhlarını da birbirine katmak isterdi. Bütün benlikleriyle karşısında sonsuz aşk beslediği insana karşı açık olmak isterdi. Aşkın kelime anlamı da bu olmalıydı ya; sonsuz çıplaklık.

Bu çıplaklık fesat insanların aklına geldiği gibi sadece bedensel çıplaklık değil. Her şeyiyle açık olmak. Beyninde dolaşan güzel veya çirkin düşüncelerden karşısındakini haberdar etmek. Sanki bir kişi değilmiş de iki kişi yaşıyormuş gibi davranmak. Sevdiğin insanın sadece gözlerine bakarak içini okumak. En sevdiği yemeği ve rengi bilmek değil marifet, o an canının ne çektiğini ne yemek istediğini anlayacak kadar yakın olmak. Gece yanında uyuyor numarası yaptığını anlayarak derdini paylaşmak için arkasından usulca sarılmak. Susmak istediğinde onunla susmak, kahkaha atmak istediğinde kahkaha atmak. Gözlerinde ki o ferin sönme sebebi olmamak. Gerektiğinde babası gerektiğinde annesi gerektiğinde evladı gerektiğinde ise ruh arkadaşı olmak. Çıplaklık buydu işte. Hatta daha bir sürü şey.

Emre karşısında son kıyafeti olan bikinisinin altını çıkaran Esra'ya bakıyordu. Bakıyordu ama onun şuan gördüğü tek şey gözlerinin içindeki kendisiydi. Evet kendisi, bir insanın sizi sevdiğinden çok kolay emin olamazdınız ama Emre emindi. Esra'nın gözlerinin içinde, ruhunun içinde kendisini görüyordu. Bu kadın ona aşıktı, tıpkı kendinin ona olduğu gibi. Uzun uzun karısının kusursuz yüzünü inceledi. Esra güzeldi, hemde melekleri kıskandıracak güzelliğe sahipti.

Esra, Emre'nin uzun bakışlarının altında teslim olurcasına gözlerini kapattı. Onlar imzayı attığında değil şimdi evlenmişlerdi işte. Birbirlerine şimdi ait olmuşlardı.

Emre bu teslim oluşu en güzel şekilde kabul ederek karısının dudaklarına uzanıp onu öptü. Yavaş yavaş tadını çıkara çıkara. En sevdiği müziği dinliyor gibiydi, en sevdiği içeceği yudumluyormuşçasına öpüyordu. Elleri acelesizce bedeninde dolaşmaya başlıyor, Esra'nın kusursuz tenini hissetmeye çalışıyordu. Avuçlarının altında rüzgarlı havada titreyen yaprak gibiydi Esra. Ama bu titremeyi Esra'nın korkusuna değil arzusuna yormak istiyordu çünkü Esra'nın ondan hiçbir şekilde korkmasını istemiyordu. Yine de sormak zorundaydı.

İstemeden de olsa geri çekilip tekrar gözlerine baktı. Göreceği herhangi bir gölge de şüphe de ona istediği kadar zamanı verecekti.

Yüzünü avuçları arasına aldı. ''Korkuyor musun?''

Esra düşünmeden başını iki yana salladı. ''İnsan sevdiği adamın olmaktan korkar mı?''

Emre için bu cevap yeterliydi. Koskoca adam birazdan burada eriyip yok olabilir ya da yanıp kül olurdu. Bu kadın onu öldürüyordu.

Bu sefer Esra kocasını öpmeye başlamıştı. Esra yatağa iyice yerleşirken Emre üzerinde ki yerini aldı. Ah sonunda Esra gerçekten onun olacaktı. O da Esra'nın.

Bedenleri birbirine karışırken ikisinin aklında da iki kelime vardı.

''Sonsuza Kadar.''

--

Ertesi sabah Esra yüzüne art arda bırakılan öpücüklerle gözlerini açmıştı. Biri yanağına biri dudağının kenarına biri alnına derken yüzünde öpülmedik yer bırakmayan kocasına bakmak için gözlerini açtı. Emre sonunda uyanan karısına kocaman gülümseyerek tam hedef yerine dudaklarına kocaman bir öpücük bıraktı. Bunun için Esra'nın uyanmasını bekliyordu çünkü o uyurken dudağını öperse karşılık veremeyecekti bu da Emre'yi sinir edecekti. Şimdi istediği gibi uzun uzun karısını öpebilirdi.

Esra ise uyku sersemi olsa da uyandırılış biçiminden gayet memnun kalmıştı. Her sabah böyle uyandırılsa nolurdu ki?

Öpüşmeleri daha da alevlenirken, Esra kendini Emre'ye bastırmaya başlamışken gelen karın guruldama sesi ile bütün romantizm yerle bir olmuştu.

Esra utancından yerin dibine girebilirdi.

Emre gülmemek için dudaklarını ısırdı.

''Ama napıyım dün kahvaltıdan beri bir şey yemedim acıktım.'' dedi Esra sitemle.

Emre ise başını iki yana salladı. ''Karıcım gayette yedin ya bütün gece.''

Esra anlamayan gözlerle Emre'ye baktı. ''Ne yedim?''

Emre kocaman bir kahkaha attı. Köprücük kemiğindeki ısırık izini gösterdi Esra'ya. Esra morarmaya yüz tutan ısırık izini gördüğünde gözlerini kocaman açtı. ''Bunu ben mi yaptım? Ne ara yaptım?''

Emre düşünür gibi başını kaldırdı. ''Imm tam olarak şöyle olmuştu sen gözlerini kapatıp odaklanmışken ben birden-''

Esra kulaklarını kapatarak çığlık attı. ''Emre tamam lütfeen sus.''

Emre gülmelere doyamıyordu. ''Tamam sustum hadi kalk seni doyuralım.''

Duş alıp üstlerini giydikten sonra kahvaltıya inmişlerdi. Kahvaltı gezmeler derken bir gün daha bitmişti. Esra bir peri masalının içindeydi ve bitmesinden her an korkuyordu. Sanki bir şey olacakmış korkusu hep vardı. Başını iki yana sallayıp bulunduğu anın tadını çıkardı. Geldikleri ilk gece sahne alan grup yine sahnedeydi. Bu sefer Esra kendi gidelim diye ısrar etmişti. Onların geldiğini gören Erdem yine bir iki Türkçe şarkı söylemişti.

Günler güzeldi on beş gün geçmiş dönmeye niyetleri yoktu. Sadece insanlara yaşadıklarını haber vermek için telefonlarını açıyor sonra kapatıyorlardı.

Ama Emre bu sefer telefonu açtığında Savaş'tan gelen yüz küsür arama ile telaşlandı. Bugüne kadar uyuz etmek için bile aramayan adam şimdi neden bu kadar çok aramıştı? Emre hemen Savaş'ı arayıp açmasını bekliyordu.

"Alo Emre hemen buraya gelmeniz lazım . "

--

''Sarışın saçmalıyorsun ama benim gibi baba olmaya aday adamı napsın genç çıtır kızlar.''

Sıla'nın dolmuş gözleri daha da dolabilirmiş gibi dolmaya devam ediyordu. ''Ha yani ben yalan söylüyorum Savaş peki. Bir de kızların çıtır olduğunu anlayacak kadar inceledin onları ona da peki. Neyse biz de bebeğimle buradan çok uzaklara gideriz.''

Savaş sıkıntıyla nefes verdi. ''Bebeğim, güzel gözlüm, sarı saçlarına öldüğüm hatunum, çocuklarımın anası, evimin kadını yapma ama böyle o kızların benim umrumda olmadığını biliyorsun. Sen söyleyene kadar onların orada oturduğunun farkında bile değildim.''

Yemek için geldikleri restorantta yan masadaki kızların Savaş'a yiyecek gibi bakmasıyla Sıla ortalığı ayağa kaldırmıştı. Her ne kadar Savaş kızları görmediğini söylese de Sıla bir kere kıskanıyordu.

''Sen böyle güzel sözler söyleyerek beni kandırmaya çalışıyorsun dimi? Aynı filmlerde ki adamlar gibi. Onlar da karılarını aldatınca çiçek alıp geliyor onlara sende güzel sözler söylüyorsun aynı kapı.''

Savaş arabada oldukları için sınırlı hareketlerle Sıla'ya uzanıp ellerini avuçlarının içine aldı. ''Aşkım ben her zaman sana güzel şeyler söylüyorum. Seni sevdiğim için bunu her zaman dile getirme ihtiyacı hissediyorum yanlış mı?''

Sıla düşündü, evet Savaş haklıydı her zaman ona güzel şeyler söylüyordu. Gözünden akan yaşları sildi. ''Haklısın ama ben gün geçtikçe şişko oluyorum ve o kızlar çok güzel. Lanet olsun ki sende çok yakışıklısın.''

Savaş duyduklarına inanamıyordu. Sıla kendine çirkin mi demişti! Onun sarışını? Savaş, Sıla'nın belli olmaya başlayan toparlak karnına tuttu. ''Sen ne dediğinin farkında mısın? Gözümde ne kadar mükemmel bir şey olduğunu biliyor musun sen? Hele ki karnında bizim bebeğimizle dünyadaki en çekici varlıksın sen bebeğim. Bir daha sakın böyle salakça cümleler kurma. Bak beni bile ciddileştiriyorsun.''

Sıla kocasına bakarak gülümsedi. Gerçekten Savaş'ı ciddi gördüğü nadir anlardan biriydi. Artık adamı ne kadar bıktırdıysa kendine inandırmak için ciddileşmişti. Ama Sıla'da her kadın gibi korkuyordu işte. Karnı kocaman olacak elleri ayakları şişecek yüzü bile balon kadar olacaktı. Savaş'ın onu beğenmeyip başka kadınlara gitmesi ihtimali artacaktı. Savaş kendi isteği ile gitmese bile belki de kadınlar onu oltasına düşürecekti ve bu düşünceler Sıla'yı fena depresyona sürüklüyordu. Bunun acısını da Savaş'tan çıkarıyordu.

Kocasının yanağını okşadı. ''Tamam sen ciddi olma ya da ol ben senin her halini seviyorum. ''

Savaş yanağındaki Sıla'nın avcunu öptü. ''Hadi bebeğimizi görmeye gidelim.''

Sıla gözlerini kocaman açtı. ''Aşkım geç oldu saçmalama. Kapatmışlardır kliniği.''

Savaş omuz silkti. ''Banane ben kızımı özledim. Zaten hala isim bulamadım çocuğuma.''

Sıla kıkırdadı. ''Bulduk ya aşkım.''

Savaş aklına gelenle somurttu. ''He bulduk bulduğun isim yüzünden kızım insan içine çıkamaz be.''

''Aa niye ki kocacım bence çok güzel bir isimdi.''

Savaş arabayı çalıştırmıştı ama Sıla'nın bu cümlesine yirmi beşinci bakışını atmadan edemezdi. ''Yosma Su diye bir isim nasıl güzel olabilir Sarışınım?''

Sıla Savaş'ın surat ifadesi ve söyleyiş tarzı ile kocaman bir kahkaha attı. Tabiki de kızlarına bu ismi koyacak değillerdi. Sıla Savaş'ı uyuz etmek için söylemişti sadece.

''Kız daha doğmadan şey oluyor tövbe tövbe'' Sıla'nın karnına eğildi. ''Kızım sen bunları duyma babacım.''

Savaş ciddi ciddi arabayı doktorlarının kliniğine doğru sürüyordu. Kapandıysa bile açılacaktı. Çünkü Savaş bebeğini özlemişti!

Kliniğin kapısına geldiklerinde gerçekten kapalı olduğunu görmüş ve doktoru aramışlardı. Sıla her ne kadar gidip yarın gelelim diye diretse de Savaş tabiki de onu dinlemeyecekti. Bebeğinin kalp atış seslerini duymaya ihtiyacı vardı.

Doktor oflayarak geldiğinde şüphesiz aklında bu çifte nerden çattım düşüncesi vardı. Akşam akşam sevgilisini bırakıp gelmişti.

Sıla yatağa uzanıp doktorun hazırlanmasını bekliyordu. Doktor hazır olduktan sonra bebeğe bakmaya başlamışlardı.

''İki gün önceyle durum aynı Savaş Bey, bebeğimiz gayet sağlıklı gayet keyfi yerinde- Bu da ne?''

Genç doktor gördüğü ile şaşırmış cümlesi yarıda kalmıştı.

Savaş duraksayan doktorla monitore biraz daha yaklaştı. ''Ne oldu doktor? Ne var? Neden bu da ne dedin?''

Bu genç adam onu bu hatası yüzünden mahvedecekti. ''Şey kötü bir şey yok.''

''Ne var peki?! Söylesene doktor. Çocuğumun bir yerinde eksik mi var bir şeyi mi var?!''

Doktor biraz daha monitoru inceledi. ''Eksiği yokta fazlası var. Bebeğimizin sanırım bir pipisi var.''

Savaş durdu, durdu, durdu... Cümleyi idrak etmeye çalıştı. Pipisi var demişti değil mi? Ama onun bir kızı olacaktı hani? Pipisi olmayan bir kızı olacaktı. Ama şimdi doktor?

Savaş şoktaydı bir şey diyecek gücü yoktu.

Sıla ise tekrar ağlamaya başladı. ''Oğlum mu olacak? Ama kızım olacaktı. Amaaan ikisi de olsun, aynı anda ikisi de olsaydı keşke. Aman sağlıklı olsun da değil mi Savaş? Savaş?''

Savaş boşluğa bakıyordu. ''Emre'nin kızını alacağım.''

Hemen telefonunu çıkarıp defalarca Emre'yi aradı açmıyordu. En sonunda Emre ona geri dönmüştü.

"Alo Emre hemen buraya gelmeniz lazım . "

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen247.Pro